yoldaş benjamin’in gerçek adının bünyamin olması
eğer öyle ise hi my i run’ın adının ayran olması gerekiyor.
devamını gör...
selatin camii
selâtin, arapça “sultan” kelimesinin çoğuludur. bir diğer mânâsı ise sıfat olarak “büyük” ve “geniş”tir. selâtin camii ise osmanlı tarihinde padişahların, hanım sultanların, valide sultanların ve şehzadelerin yaptırdığı camilere denir. bu camiler, ekseriyetle civarın en büyük camileri olmakla beraber bu camileri inşa ettirmenin bazı şartları bulunmakta idi. saray geleneğine binaen bir padişah, selâtin camisi inşa ettirmek için nispeten mühim bir savaş galibiyeti neticesinde büyük bir ganimet elde etmeliydi. selâtin camilerinin inşasında bu koşulların karşılanma geleneği, bir açıdan bakılırsa padişahın, bu denli büyük bir eser bırakabilmesi için kendini ispatlama süreci olarak yorumlanabilir. bu inşalarda padişahın şahsî serveti kullanılır, devlet hazinesine dokunulmazdı. bu gelenek, 17. yüzyılda ı. ahmed’in sultanahmet camii’ni inşa ettirmesi ile bozulmuş ve bu tarihten itibaren selâtin camilerinin sayısı hızla artmıştır. imparatorluk tarihindeki ilk selâtin camii, bursa ulu camii olarak kabul edilebilir. tamamlanması 1399 yılına denk gelen bu camiyi, yine bursa’da bulunan 1424’te açılan yeşil cami izlemektedir. bu camiler, ilk iki selâtin camii olarak kabul edilebilir. ancak devletin, yükselme dönemine girmesi yani bir imparatorluğa dönüşümü göz önüne alındığında istanbul’daki selâtin camileri öne çıkmaktadır. umumi kanının aksine istanbul’un ilk selâtin camii, ayasofya değil fatih camiidir. selâtin camileri, tüm gün açık olurlardı. padişahlar; cuma, bayram ve kandil gecelerinin yatsı namazlarını selâtin camilerinde eda ederlerdi. bu da selâtin camilerinde neden hünkâr mahfili olduğunu açıklar. hünkâr mahfili, padişahların namaz kılmaları için yapılmış hususi mekânlara denir. selâtin camilerinin en mühim ve değinmek istediğim hususlardan birisi de birden fazla minareleri olmasıdır. osmanlı geleneğinde birden fazla minareler sadece selâtin camilerinde bulunurdu. günümüzde sıradan bir köy camiinde dahi birden fazla minare rahatlıkla görülebilir. bu tür gelenekler, sadece devlet özelinde incelenmemeli, bir kültürün parçası olarak görülmelidir. bu geleneklere sahip çıkmak, biraz da bu mühim hususları himaye ederek yapılmalıdır. selâtin camilerini eşsiz kılan bir diğer husus ise bu camilere mahya asma geleneğidir.
devamını gör...
balığı kılçığı ile yiyen insan
sindirim sistemi açısından, henüz karaya çıkmamış fosil atalarının genetik mirasını taşıyor olabilecek insan.*
devamını gör...
nagehan alçı'nın öğretmenler rahata alıştı demesi
nagehan muharrem'den sonra toparlanamadı.kimin rahat olduğunu çok iyi biliyoruz biz.
devamını gör...
afgan tacizcinin saldırdığı kızın vefat ettiği iddiası
sorumlusu kafasını kuma gömmüş siyasal islamcı kokuşmuş zihniyettir.
devamını gör...
fyodor dostoyevski isimli şahsın borcumu 4 aydır ödememesi rezaleti
maalesef bıçağın kemiğe dayanması, ve hatta burama kadar gelmesi neticesinde açmak istediğim rezzalet gibi rezzaalet başlığı.
fyodor mihayloviç dostoyevski isimli şahısa 4 ocak 1861 tarihinde borç verdim. bilen bilir cömert adamımdır, zorda kalana, darda kalana ve hatta barda kalana fark etmeksizin yardım ederim. bu arkadaş da kaldığım apartta beni sık sık ziyarete gelirdi, ta ki dört ay öncesine kadar.
petersburg'un karlı, soğuk ve puslu bir sabahında gözlerimi yine her zamanki gibi açmış ve memuriyet dairesine yola koyulmadan evvel soğuk su ve derimi iyice sertleştiren o kör bıçakla tıraşımı olmaktaydım. kapı birdenbire sanki yarınlar yokmuş gibi tokmaklanmaya başladı, bereket versin ses apartta boyunca yankılanmasına ve alt komşum olan albay emeklisi rodyon ivanoviç'in kapıya çıkmasına neden olmuştu. kapıyı açtım, karşımda kan ter içinde kalan fyodor'u gördüm:
"yoldaş dimitri! kuzum dimitri!"
"ne oldu yoldaş fyodor?"
pekala memnuniyetsiz bakışlara sahipti doğrusu, bunun sebebini anlayamamıştım.
"tefeciler kuzum! iki aydır borcumu ödemediğim için topuklarıma sıkacaklar, aziz petrus aşkına kuzum bana biraz borç verir misiniz?"
afyon kutumdan bir fırt çektim, kapının ağzında duran bu çaresiz adamı öylesine gönderip vicdanım ile çetin bir savaşa girmekten imtina ediyor ve vicdanımı dinliyordum doğrusu:
"para senin köpeğin olsun yoldaş, hele dur soluklan. ne kadar borcun var?"
"5000 ruble yoldaş, biliyorum bu miktar..."
"yuh ulan deve!"
"yoldaş dimitri, sana hemen faiziyle..."
"tamam tamam bakarız çaresine"
"ulu tanrı sana ışığını bağışlasın yoldaş!"
"tamam tamam çıkabilirsin, bir daha da böyle abuk sabuk işlere bulaşma"
kapının ağzında dikiliyordu, kafamla ona selam verdim, o da çıkması gerektiğini anlamıştı. petersburg'un adamlarının tefecilerle işi bitmezdi doğrusu, binaenaleyh kumarı da bitmezdi.
gelgelelim bu adam bana 4 aydır ne borç ödüyor, ne de selam veriyor. apartmanın sahibi sonya hanım'a kira verdiğini biliyorum, ancak apartta benimle karşılaşmamak için hep geceleri geliyor. rezaletin daniskası..
söyle bakalım sözlük, ne yapayım şimdi ben?
fyodor mihayloviç dostoyevski isimli şahısa 4 ocak 1861 tarihinde borç verdim. bilen bilir cömert adamımdır, zorda kalana, darda kalana ve hatta barda kalana fark etmeksizin yardım ederim. bu arkadaş da kaldığım apartta beni sık sık ziyarete gelirdi, ta ki dört ay öncesine kadar.
petersburg'un karlı, soğuk ve puslu bir sabahında gözlerimi yine her zamanki gibi açmış ve memuriyet dairesine yola koyulmadan evvel soğuk su ve derimi iyice sertleştiren o kör bıçakla tıraşımı olmaktaydım. kapı birdenbire sanki yarınlar yokmuş gibi tokmaklanmaya başladı, bereket versin ses apartta boyunca yankılanmasına ve alt komşum olan albay emeklisi rodyon ivanoviç'in kapıya çıkmasına neden olmuştu. kapıyı açtım, karşımda kan ter içinde kalan fyodor'u gördüm:
"yoldaş dimitri! kuzum dimitri!"
"ne oldu yoldaş fyodor?"
pekala memnuniyetsiz bakışlara sahipti doğrusu, bunun sebebini anlayamamıştım.
"tefeciler kuzum! iki aydır borcumu ödemediğim için topuklarıma sıkacaklar, aziz petrus aşkına kuzum bana biraz borç verir misiniz?"
afyon kutumdan bir fırt çektim, kapının ağzında duran bu çaresiz adamı öylesine gönderip vicdanım ile çetin bir savaşa girmekten imtina ediyor ve vicdanımı dinliyordum doğrusu:
"para senin köpeğin olsun yoldaş, hele dur soluklan. ne kadar borcun var?"
"5000 ruble yoldaş, biliyorum bu miktar..."
"yuh ulan deve!"
"yoldaş dimitri, sana hemen faiziyle..."
"tamam tamam bakarız çaresine"
"ulu tanrı sana ışığını bağışlasın yoldaş!"
"tamam tamam çıkabilirsin, bir daha da böyle abuk sabuk işlere bulaşma"
kapının ağzında dikiliyordu, kafamla ona selam verdim, o da çıkması gerektiğini anlamıştı. petersburg'un adamlarının tefecilerle işi bitmezdi doğrusu, binaenaleyh kumarı da bitmezdi.
gelgelelim bu adam bana 4 aydır ne borç ödüyor, ne de selam veriyor. apartmanın sahibi sonya hanım'a kira verdiğini biliyorum, ancak apartta benimle karşılaşmamak için hep geceleri geliyor. rezaletin daniskası..
söyle bakalım sözlük, ne yapayım şimdi ben?
devamını gör...
19 mayıs atatürk'ü anma gençlik ve spor bayramı
ölümsüz ata;
bir tek senin hakkında yazamam
kalemin titrer
titrek yanan mum ışığı söner
yüreğim yangın yerine döner
çokkkkkk özlüyoruz seni
bir tek senin hakkında yazamam
kalemin titrer
titrek yanan mum ışığı söner
yüreğim yangın yerine döner
çokkkkkk özlüyoruz seni
devamını gör...
zumba
içerisinde pek çok dans türü müziğiyle farklı koreografiler yapılabilen, kardiyovasküler sistemi güçlendirici ve yağ yakımına etkisi olan bir fitness programıdir. yaparken eğlendiren, vücudu formda tutan, dans severler için harika bir aktivitedir. spor salonları açılsa da bir an önce yapsam dediğim zira evdeyken komşuları rahatsız edebilirim düşüncesiyle yapamadığımdır.
devamını gör...
anneyle olan ilişki
annesiyle sağlıklı ilişkileri olan erkeklerin; sevmeyi daha iyi bildiğine, sevgisini göstermekten çekinmediğinedair gözlemlerim var.
çocukken anneyle kurulan sevgi ve güven temelli ilişki, yetişkinlikte arkadaşlığa evriliyor. annesiyle yemeğe çıkan, sohbet eden, annesine takılan, espri yapan,yardım eden, annesini görmediğinde özleyen, annesiyle bir şeyler yapmaktan hoşlanan erkekler var. bu, sağlıklı olan zaten. kasılmayıp, araya mesafe koymayıp bunu başarabilen erkekler toplumdaki klasik erkek rolünün dışına çıkabiliyorlar. eşlerini seviyor, sevgilerini gösteriyor, bütün sorumluluğu paylaşıyorlar.
çocukken anneyle kurulan sevgi ve güven temelli ilişki, yetişkinlikte arkadaşlığa evriliyor. annesiyle yemeğe çıkan, sohbet eden, annesine takılan, espri yapan,yardım eden, annesini görmediğinde özleyen, annesiyle bir şeyler yapmaktan hoşlanan erkekler var. bu, sağlıklı olan zaten. kasılmayıp, araya mesafe koymayıp bunu başarabilen erkekler toplumdaki klasik erkek rolünün dışına çıkabiliyorlar. eşlerini seviyor, sevgilerini gösteriyor, bütün sorumluluğu paylaşıyorlar.
devamını gör...
yaş ilerledikçe azalan şeyler
en çok dünya yıkılsa bile kendi dünyamı yaşayabilmeyi özlüyorum ben. şimdi çevremdeki hemen herkesin dünyasında bir görevim var, bende bana kalan yer azaldı.
devamını gör...
pablo neruda
seni sevdiğimi göreceksin sevmediğim zaman,
çünkü iki yüzüyle karşına çıkar hayat.
bir sözcük sessizliğin kanadı olur bakarsın,
ateş de pay alır kendine soğuktan.
seni sevmeye başlamak için seviyorum seni,
sana olan sevgimi sonsuzlaştıracak
bir yolculuğa yeniden başlamak için:
bu yüzden şimdilik sevmiyorum seni.
sanki ellerindeymiş gibi mutluluğun
ve hüzün dolu belirsiz bir yarının anahtarları
hem seviyorum, hem de sevmiyorum seni.
sevgimin iki canı var seni sevmeye.
bu yüzden sevmezken seviyorum seni
ve bu yüzden severken seviyorum seni.
çünkü iki yüzüyle karşına çıkar hayat.
bir sözcük sessizliğin kanadı olur bakarsın,
ateş de pay alır kendine soğuktan.
seni sevmeye başlamak için seviyorum seni,
sana olan sevgimi sonsuzlaştıracak
bir yolculuğa yeniden başlamak için:
bu yüzden şimdilik sevmiyorum seni.
sanki ellerindeymiş gibi mutluluğun
ve hüzün dolu belirsiz bir yarının anahtarları
hem seviyorum, hem de sevmiyorum seni.
sevgimin iki canı var seni sevmeye.
bu yüzden sevmezken seviyorum seni
ve bu yüzden severken seviyorum seni.
devamını gör...
müslümanları ateist yapacak bilgi
müslüman oldukları daha iyi. cennet/cehennem olmasa, şu anki yaptıkları pisliklerin 100katını yaparlar. bilinçsiz insanlara ateistlik yaramaz.
devamını gör...
yazarların şu an dinledikleri şarkı
~~biz bu derde çok yаndık, bir dаhа yаnsаk
of, bir daha yansak
bu gece аnаmа gitsem, otursаk sussаk
of, otursak sussak~~
annem karşımda, ellerimizde çaylarımız ve cigaralarımız. tosbik uyuyorken balkonun son demlerinin keyfini çıkarıyoruz. arkada da bu şarkı. oturduk, susuyoruz...
of, bir daha yansak
bu gece аnаmа gitsem, otursаk sussаk
of, otursak sussak~~
annem karşımda, ellerimizde çaylarımız ve cigaralarımız. tosbik uyuyorken balkonun son demlerinin keyfini çıkarıyoruz. arkada da bu şarkı. oturduk, susuyoruz...
devamını gör...
insanı en sakin anında bile sinir eden şeyler
hadsizlik.
devamını gör...
kadınların erkekleri çocuk gibi görmesi
erkeklerin çocuk gibi davranmasından dolayıdır.*
devamını gör...
köyde hiç yaşamayanların bilemeyeceği şey
yine çoğu zaman olduğu gibi genellemişiz, vurmuşuz, kırmışız, savunmuşuz.
ben 3-4 senedir bir köyde yaşıyorum. buradaki insanların şehirde yaşayan insanlardan hiç bir farkı yok. burada da cahil, bencil, dar görüşlü, kötü niyetli ya da bilge, açık görüşlü, sağ duyulu insanlar var, aynı şehirde olduğu gibi. üst komşumuz; köpeklerini bağlıyor, çöpünü ormana atıyor. alt komşumuz köpeğine araba çarpıp öldüğü için göz yaşlarını tutamıyor. 2 farklı öğretmen var. birisi yan komşusuna eziyet ede ede köyden kaçmasına neden oldu, diğeri elinden geldiğince herkese yardım eder, doğayı çok sever. bir amca var, alzheimer belirtileri güçlendiği için doktoru bir köpek bakmasını tavsiye etmiş. karısı köpeklere uzaktan bakan bir kadınken, şimdi beraber uyuyorlarmış. 80 yaşında adam, köpeğin arkasından oyun oynayarak koşturuyor. yine bir başka karşı komşumuzun dedeleri molla, baya muhafazakar ama kızları evden ayrılmış ve yoga eğitmeni ve nü model olmuş.
demem o ki, genelleme yapmayın arkadaşlar, hayat o kadar genel değil ki, anlatmaya cümleler yetmez. sözlüğümüzde bile çeşit çeşit insan var. dışarıdan birisi kalkıp, 3-5 entry okuyup, sonra da "kafa sözlük'de çok politikmiş" dese, muhtemelen "ne alaka" gibi bir tepki veririz. tepkilerimizi "kendimize" dokunduğu zaman vermeyelim. empatinin değeri de buradan gelir. çoğunluk empati kurabilse zaten bu tarz genellemelere, kötülemelere ya da güzellemelere gerek duymaz.
daha önce köyde yaşamamış olanların bilemeyeceği şeylerden birisi de köy düğünü olabilir. köy düğünlerinde genelde 4 çeşit yemek yapılır ve yine genelde bunlar kuru fasulye ya da nohut, pilav, tatlı ve çorba şeklide olur. gelen herkese, garson gibi çalışan bir düğün sahibi tanıdığı yemek getirir ve herkes istediği kadar yiyebilir. onun dışında normal bir düğüne aşağı yukarı benzer.
bir keresinde 2 arkadaş çadır kurmak için bir ormana doğru yönelmiştik ve yolumuz bir köyün içinden geçiyordu. gün içinde de yürümekten yorulmuş ve acıkmıştık. köyden geçerken, düğün olduğunu fark ettik ve yırttık olum yırttık nidalarıyla düğüne doğru koşar adım yöneldik. düğün sahipleri muhafazakar bir aileydi, herkes kapalı ve uzun kıyafetler içerisindeydi. damat, düğün yapılan yerin girişinde, gelenlerin elini sıkarken biz de sıraya girdik o en kampçı tarzımızla. damada onu tanımadığımızı! hatta o köyden de olmadığımızı ama karnımızın çok aç olduğunu söyledik ve tebrik ettik tabi. bunların sırası ters de olmuş olabilir. damatta sağ olsun hemen bize yer ayarlayıp, birer tabak yemek vermişti.
işin özü; aileler, köyler, şehirler, ülkeler insanlardan oluşur ve insanlar birbirlerinden farklıdır.
ben 3-4 senedir bir köyde yaşıyorum. buradaki insanların şehirde yaşayan insanlardan hiç bir farkı yok. burada da cahil, bencil, dar görüşlü, kötü niyetli ya da bilge, açık görüşlü, sağ duyulu insanlar var, aynı şehirde olduğu gibi. üst komşumuz; köpeklerini bağlıyor, çöpünü ormana atıyor. alt komşumuz köpeğine araba çarpıp öldüğü için göz yaşlarını tutamıyor. 2 farklı öğretmen var. birisi yan komşusuna eziyet ede ede köyden kaçmasına neden oldu, diğeri elinden geldiğince herkese yardım eder, doğayı çok sever. bir amca var, alzheimer belirtileri güçlendiği için doktoru bir köpek bakmasını tavsiye etmiş. karısı köpeklere uzaktan bakan bir kadınken, şimdi beraber uyuyorlarmış. 80 yaşında adam, köpeğin arkasından oyun oynayarak koşturuyor. yine bir başka karşı komşumuzun dedeleri molla, baya muhafazakar ama kızları evden ayrılmış ve yoga eğitmeni ve nü model olmuş.
demem o ki, genelleme yapmayın arkadaşlar, hayat o kadar genel değil ki, anlatmaya cümleler yetmez. sözlüğümüzde bile çeşit çeşit insan var. dışarıdan birisi kalkıp, 3-5 entry okuyup, sonra da "kafa sözlük'de çok politikmiş" dese, muhtemelen "ne alaka" gibi bir tepki veririz. tepkilerimizi "kendimize" dokunduğu zaman vermeyelim. empatinin değeri de buradan gelir. çoğunluk empati kurabilse zaten bu tarz genellemelere, kötülemelere ya da güzellemelere gerek duymaz.
daha önce köyde yaşamamış olanların bilemeyeceği şeylerden birisi de köy düğünü olabilir. köy düğünlerinde genelde 4 çeşit yemek yapılır ve yine genelde bunlar kuru fasulye ya da nohut, pilav, tatlı ve çorba şeklide olur. gelen herkese, garson gibi çalışan bir düğün sahibi tanıdığı yemek getirir ve herkes istediği kadar yiyebilir. onun dışında normal bir düğüne aşağı yukarı benzer.
bir keresinde 2 arkadaş çadır kurmak için bir ormana doğru yönelmiştik ve yolumuz bir köyün içinden geçiyordu. gün içinde de yürümekten yorulmuş ve acıkmıştık. köyden geçerken, düğün olduğunu fark ettik ve yırttık olum yırttık nidalarıyla düğüne doğru koşar adım yöneldik. düğün sahipleri muhafazakar bir aileydi, herkes kapalı ve uzun kıyafetler içerisindeydi. damat, düğün yapılan yerin girişinde, gelenlerin elini sıkarken biz de sıraya girdik o en kampçı tarzımızla. damada onu tanımadığımızı! hatta o köyden de olmadığımızı ama karnımızın çok aç olduğunu söyledik ve tebrik ettik tabi. bunların sırası ters de olmuş olabilir. damatta sağ olsun hemen bize yer ayarlayıp, birer tabak yemek vermişti.
işin özü; aileler, köyler, şehirler, ülkeler insanlardan oluşur ve insanlar birbirlerinden farklıdır.
devamını gör...



