hap yutamamak
sonrasında hapın tadını alırsınız ve berbat bir tadı olduğunu hissedersiniz.
devamını gör...
darlanmak
trabzonspor taraftarının beresinde, atkısında darlandum yazardı. oraya özgü bir sözcük olduğunu da bugün bu başlık altında öğrenmiş oldum.
devamını gör...
dışarıda koca bir dünya varken odasında takılan genç
kendine temiz ve güvenilir dünyalar yaratıyordur belki de.
devamını gör...
harun can
seslendirdiği karakterler yüzünden ciddiye alamadığım başarılı seslendirmen. kendisi bazı durumlarda bir günde 25-30 bölüm dizi seslendirdiğini söylemiştir.
seslendirdiği bazı karakterler:
tsubasa
mordecai
örümcek adam
hıçkıdık
wall-e
bugs bunny
joker
deadpool
gideon
finn
kick buttowski
kaynak:
tr.m.wikipedia.org/wiki/Har...
youtube kanalı:
internet sitesi:
buradan
tedx konuşması:
tedx videosu hakkında açıklama yaptığı ve yorumları okuduğu video:
seslendirdiği bazı karakterler:
tsubasa
mordecai
örümcek adam
hıçkıdık
wall-e
bugs bunny
joker
deadpool
gideon
finn
kick buttowski
kaynak:
tr.m.wikipedia.org/wiki/Har...
youtube kanalı:
internet sitesi:
buradan
tedx konuşması:
tedx videosu hakkında açıklama yaptığı ve yorumları okuduğu video:
devamını gör...
ağladıktan sonra gülerek gözlerini silen kadın
böyle bir kadın görürseniz sarılın ona. öpün, koklayın. ağlatmayın bir daha.
devamını gör...
konuşacak birinin olmaması
yalnızlıktan artık kendi kendinle konuştuğun evreye geçilir. bu bi ruhsal bozukluk mudur, sanmam.
devamını gör...
kısa şiirler
öyle bir ilk yaz ol ki korkut yaprakları,
öyle bir son yaz ol ki tut yaprakları,
sararıp dökülürken güz rüzgarlarında,
ardında savrulsunlar, unut yaprakları,
sevinçlerinde onlar vardı, hüzünlerinde onlar
seninle yeşerdiler, seninle soldular
olsunlar senden sonra da umut yaprakları.
özdemir asaf - umut yaprakları.
öyle bir son yaz ol ki tut yaprakları,
sararıp dökülürken güz rüzgarlarında,
ardında savrulsunlar, unut yaprakları,
sevinçlerinde onlar vardı, hüzünlerinde onlar
seninle yeşerdiler, seninle soldular
olsunlar senden sonra da umut yaprakları.
özdemir asaf - umut yaprakları.
devamını gör...
afganistan merkez bankası başkanının basına verdiği fotoğraf
garibim ya elini laptop'a uzatmış falan aç desen açamaz ama şekil olsun işte.
bana bir şeyler anımsattı bu fotoğraf ama detaylara girmem durumunda sıkıntı yaşayabilirim.
bana bir şeyler anımsattı bu fotoğraf ama detaylara girmem durumunda sıkıntı yaşayabilirim.
devamını gör...
normal sözlük karma toplama başlığı
tarkan’ın karma albümü vardı, eski tarzından çok farklı bir tarzda çıkarttığı albüm... onun gibi farklı bir anlayış çağını başlatabilecek sesleniştir.
bakalım karma felsefesindeki gibi yaptıklarımızın, yazdıklarımızın, oyy verdiklerimizin sözlüğe doğrudan ama yararlı bir etkisi olacak mı?
bakalım karma felsefesindeki gibi yaptıklarımızın, yazdıklarımızın, oyy verdiklerimizin sözlüğe doğrudan ama yararlı bir etkisi olacak mı?
devamını gör...
30 yaş üstü yazarlar uçurulsun kampanyası
20 yaş altı yazarlar uçurulsun bence.
devamını gör...
tanrı vs atatürk
şöyle salaklıkları yazarların engelleyememesi açık ve net yönetimin ayıbıdır. zor bi şey değil başlık engelleyebilme opsiyonu..
edit: sansür olsun demiyoruz ama dangalaklıkları görmeme hakkımız da olsun bi zahmet...
edit: sansür olsun demiyoruz ama dangalaklıkları görmeme hakkımız da olsun bi zahmet...
devamını gör...
cahil insanların ortak özellikleri
cahil her devirde ve her diyarda ateş ve ışığı birbirine karıştırmıştır: kendisini yakanı güneş sanır.
şuraya şöyle de bir söz bırakiim.
şuraya şöyle de bir söz bırakiim.
devamını gör...
sözlük yazarlarının aldığı en güzel hediye
sırt çantası şeklinde peluş sibirya kurdudur.
evet bildiğiniz peluş husky.
hangisi olduğunu hatırlamıyorum ama eskişehir'de 2009-2012 yılları arasındaki herhangi bir 1 mayıs mitingine sırtında siyah beyaz köpekli sırt çantası ile katılan küçük bir çocuk fotoğrafı çektiyseniz elinizde çok gizli belgeler var demektir; dikkat edin. bir gece ansızın gelebilirim kjkgjffhhchgf.*
bu arada o husky hâlâ bende ve yaklaşık 40 yaşında kendisi. sevgili dayımın hediyesi. kuzenimin küçükken aldığı bir oyuncakmış.
evet bildiğiniz peluş husky.
hangisi olduğunu hatırlamıyorum ama eskişehir'de 2009-2012 yılları arasındaki herhangi bir 1 mayıs mitingine sırtında siyah beyaz köpekli sırt çantası ile katılan küçük bir çocuk fotoğrafı çektiyseniz elinizde çok gizli belgeler var demektir; dikkat edin. bir gece ansızın gelebilirim kjkgjffhhchgf.*
bu arada o husky hâlâ bende ve yaklaşık 40 yaşında kendisi. sevgili dayımın hediyesi. kuzenimin küçükken aldığı bir oyuncakmış.
devamını gör...
insanlar neden ölünce kıymete biner sorunsalı
alışıyoruz birbirimize, o kadar çok alışıyoruz ki ne olursa olsun uzaklarda da olsalar bir yerde alıştığımız insanları bulacağımızı sanıyoruz. değer verdiğimiz kişileri kırdığımızda illaki onun gönlünü alırım diye vicdan azabından kendimizi kurtarmaya çalışıyoruz. ölüm tüm dengeleri bozuyor. belki de bundandır.
ha insan, ha hayvan, ha bitki fark etmez; ölüm her türlü canlının yüzünde hüzünlü bir ifade bırakıp onları hayatlarımızdan çıkartıyor. bizlere de bir gün aynısını yaşayacağımızı hatırlatıyor, yalnız hissettiriyor. etrafında ne kadar çok insan bulunursa bulunsun, bir gün madden ya da manen ortadan kaybolacaklar, bunu anımsatıyor. ölüm, asilliğini bu nedenle koruyabiliyordur belki de, hayatın en gerçek hali olduğu için. yüzlerdeki gülümseme, gözlerdeki yaş, alınan nefes bile gerçekmiş gibi gelmeyebilir bazen insana, ancak ölüm kaçamayacağımız bir gerçek. ölüye de bundan saygı duyuyor olabiliriz, belki de bu nedenle değere biniyor.
ayrıca ölüler konuşamaz, tartışamaz, kalp kıramaz, melek gibi masumdurlar. tüm kötülükler ruhlardan çıkar, geride bıraktıkları bedense kıyafetler gibidir. bir önemi yoktur. ölen ruhun anıları da eskiyene kadar seninledir, ölümün üzerinden çok zaman geçince yırtılmış kıyafetleri nasıl çöpe atıyorsak, yok olmuş ruhun anıları da beynimizin en kenar köşelerine atarız. o kıymet de uzun sürmüyor yani. bence tabii.
ha insan, ha hayvan, ha bitki fark etmez; ölüm her türlü canlının yüzünde hüzünlü bir ifade bırakıp onları hayatlarımızdan çıkartıyor. bizlere de bir gün aynısını yaşayacağımızı hatırlatıyor, yalnız hissettiriyor. etrafında ne kadar çok insan bulunursa bulunsun, bir gün madden ya da manen ortadan kaybolacaklar, bunu anımsatıyor. ölüm, asilliğini bu nedenle koruyabiliyordur belki de, hayatın en gerçek hali olduğu için. yüzlerdeki gülümseme, gözlerdeki yaş, alınan nefes bile gerçekmiş gibi gelmeyebilir bazen insana, ancak ölüm kaçamayacağımız bir gerçek. ölüye de bundan saygı duyuyor olabiliriz, belki de bu nedenle değere biniyor.
ayrıca ölüler konuşamaz, tartışamaz, kalp kıramaz, melek gibi masumdurlar. tüm kötülükler ruhlardan çıkar, geride bıraktıkları bedense kıyafetler gibidir. bir önemi yoktur. ölen ruhun anıları da eskiyene kadar seninledir, ölümün üzerinden çok zaman geçince yırtılmış kıyafetleri nasıl çöpe atıyorsak, yok olmuş ruhun anıları da beynimizin en kenar köşelerine atarız. o kıymet de uzun sürmüyor yani. bence tabii.
devamını gör...
kendin gibi davranmak
dünyanın en güzel şeyi.. özgürsünüz, kendinize değer veriyorsunuz. bir insan kendisi olmayarak ne büyük acılar çektirir ruhuna. kabul görmek için ne büyük zahmetler çekilir oysa kendin gibi davranmak o zahmetleri baştan reddedip ben buyum böyle mutluyum diyebilmektir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının başına gelmiş trajikomik olaylar
üniversite zamanı eve dönerken yanlış trene binmemle başıma gelen olaylar silsilesi... başlıyorum!
istanbul'a giden değil de gelen trene arkadaşım tarafından "trenin geliyor, trenin geliyor" diye sepet misali bindirildim. önce anlaşılmıyor tabii, yarım saat geçtikten sonra bilet kontrol için biri geldi yanıma ve konuşma şöyle gerçekleşti:
-istanbul'a gidiyormuşsunuz?
-e tabii
-ama bu ankara treni!
ben adama bakıyorum, adam bana bakıyor e dedim yapacak bir şey yok ilk durakta ineyim geri bineyim bari diye konuşurken görevliden gelen cevap:
-ama bu ekspres tren yani durmuyor.
o andan itibaren artık ankaralı oldum yapacak hiçbir şey yoktu. derken biri konuşmaya şahit olmuş, resmen bana ölesiye acımış şeklinde bakarak ankara'da okuduğunu bana yardım edeceğini söyledi. iyi dedik gidiyoruz artık dağ tepe. sonra gene bir aksilik, oturduğum koltukta başkasının koltuğuymuş beni alıp arkalara bir yerlere oturttular. umudumun son kalesi, bana yardımcı olacak arkadaşı da kaybetmiş oldum.
o arada evdekiler de arıyor tabii. ben yanlış trene bindim diyorum evdekiler doğru söyle kaçtın mı diyor! yahu neden ankara'ya kaçayım. neden kaçmamı beklediler hala meraktayım tabii.
neyse tren bir şehir merkezinde durdu. insem mi diye düşünürken, hazır kayboldum son durağa kadar gideyim bari dedim. sonuç olarak son durakta indim. bir baktım bana acıyla bakan arkadaş arkamdan bağırıyor. sordum az önce bir yerde durdu tren orada inecektim aslında diye. olur mu ya orası sincan diyor. ne bileyim ben!
ikimiz yan yana dururken arkadaşı karşılamaya biri geldi. çocuk bir arkadaşına bakıyor bir bana bakıyor.
sevgilisi olsa tanır, değilse kimim ben? olayı açıklığa kavuşturdum hemen. yanlış trene binmişim arkadaşınız bana yardım ediyor diye anlattım. çocuk gülecek gülemiyor. güleceksen gül arkadaşım şu an çok absürt bir durumdayız alınmam yani dedim. orada bir sinirlerimiz boşaldı tabii.
veee beni aştiye gönderdiler. uğurlarken iyice tembih ettiler şuradan git buradan git diye. nasıl bir potansiyel gördülerse artık, benden çok korktular herhalde. bu da böyle bir anımdır.
istanbul'a giden değil de gelen trene arkadaşım tarafından "trenin geliyor, trenin geliyor" diye sepet misali bindirildim. önce anlaşılmıyor tabii, yarım saat geçtikten sonra bilet kontrol için biri geldi yanıma ve konuşma şöyle gerçekleşti:
-istanbul'a gidiyormuşsunuz?
-e tabii
-ama bu ankara treni!
ben adama bakıyorum, adam bana bakıyor e dedim yapacak bir şey yok ilk durakta ineyim geri bineyim bari diye konuşurken görevliden gelen cevap:
-ama bu ekspres tren yani durmuyor.
o andan itibaren artık ankaralı oldum yapacak hiçbir şey yoktu. derken biri konuşmaya şahit olmuş, resmen bana ölesiye acımış şeklinde bakarak ankara'da okuduğunu bana yardım edeceğini söyledi. iyi dedik gidiyoruz artık dağ tepe. sonra gene bir aksilik, oturduğum koltukta başkasının koltuğuymuş beni alıp arkalara bir yerlere oturttular. umudumun son kalesi, bana yardımcı olacak arkadaşı da kaybetmiş oldum.
o arada evdekiler de arıyor tabii. ben yanlış trene bindim diyorum evdekiler doğru söyle kaçtın mı diyor! yahu neden ankara'ya kaçayım. neden kaçmamı beklediler hala meraktayım tabii.
neyse tren bir şehir merkezinde durdu. insem mi diye düşünürken, hazır kayboldum son durağa kadar gideyim bari dedim. sonuç olarak son durakta indim. bir baktım bana acıyla bakan arkadaş arkamdan bağırıyor. sordum az önce bir yerde durdu tren orada inecektim aslında diye. olur mu ya orası sincan diyor. ne bileyim ben!
ikimiz yan yana dururken arkadaşı karşılamaya biri geldi. çocuk bir arkadaşına bakıyor bir bana bakıyor.
sevgilisi olsa tanır, değilse kimim ben? olayı açıklığa kavuşturdum hemen. yanlış trene binmişim arkadaşınız bana yardım ediyor diye anlattım. çocuk gülecek gülemiyor. güleceksen gül arkadaşım şu an çok absürt bir durumdayız alınmam yani dedim. orada bir sinirlerimiz boşaldı tabii.
veee beni aştiye gönderdiler. uğurlarken iyice tembih ettiler şuradan git buradan git diye. nasıl bir potansiyel gördülerse artık, benden çok korktular herhalde. bu da böyle bir anımdır.
devamını gör...
erdogan’s way
times dergisinin erdoğanı kapağına taşıdığı sayısında kapağın ortasına yazdığı yazı.

erdoğan böylece times'a kapak olmuş 4. türk politikacı olmuştur.
times'a kapak olmuş diğer türk politikacılar;
(1923 yılındaki atatürk kapağı)
(atatürk 1927)
(ismet inönü)
(şükrü saracoğlu)
(adnan menderes)
(kenan evren)

erdoğan böylece times'a kapak olmuş 4. türk politikacı olmuştur.
times'a kapak olmuş diğer türk politikacılar;
(1923 yılındaki atatürk kapağı)
(atatürk 1927)
(ismet inönü)
(şükrü saracoğlu)
(adnan menderes)
(kenan evren)
devamını gör...
anın fotoğrafı
2 aylık oğlumun nazar değer diye paylaşmaya çekindiğim fotoğrafıdır.
devamını gör...


