iş hayatının ilk kuralı
yaptığınız her şeyi herkese özellikle patrona duyurmamız.
klişe bir söz vardır; yerden çöp alsanız bile, bu çöpü ben aldım diye bağırıp kendinizi öveniz gerekir.
klişe bir söz vardır; yerden çöp alsanız bile, bu çöpü ben aldım diye bağırıp kendinizi öveniz gerekir.
devamını gör...
menemeni bir üst noktaya taşıyan detaylar
annenin yapmasıdır.
devamını gör...
sevgililer günü
kapitalist sistemin bayram ettiği bir gündür. lakin her şeye rağmen güzeldir. adında sevgi olan bir günün çirkin olması mümkün mü?
devamını gör...
su kasidesi
üstat fuzulinin türkçe divanında olan en güzel kasidelerinden birisidir. aruzu fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün'dür. redifinin su olmasından mütevellit su kasidesi olarak bilinen bu manzume bir naattır.
hz. muhammed’e duyduğu derin sevginin yanında, suya duyulan hasret ve aşk temaları işlenen bu kaside lirik söyleyişi ve sanatsal anlatımıyla fuzulinin söz şaheseridir.
32 beyitten oluşan eserin girizgah kısmına kadar olan aşk dolu ilk 15 beyitini sizlerle paylaştım..
1.beyit*
saçma ey göz eşkten gönlümdeki odlare su
kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su
ey göz! gönlümdeki (içimdeki) ateşlere gözyaşımdan su saçma ki. çünkü bu kadar (çok) tutuşan ateşlere suyun faydası olmaz.
2.beyit*
âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su
şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök kubbeyi kaplamıştır, bilemem.
3.beyit*
zevk-i tîgundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk
kim mürûr ilen bırağur rahneler divâra su
(ey sevgili.!) senin kılıcının ( kılıca benzeyen keskin bakışlarının) zevkinden gönlüm parça parça olsa da buna şaşılmaz. (nitekim) su da akarken duvarda yarıklar meydana getirir.
4.beyit*
vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânın sözün
ihtiyât ilen içer her kimde olsa yâre su
yaralı gönül senin okunun (ok temrenine benzeyen kirpiklerinin) sözünü korka korka söyler. (nitekim) yarası olan suyu ihtiyatla, çekine çekine içer.
5.beyit*
suya versün bâğban gülzârı zahmet çekmesün
bir gül açılmaz yüzün teg verse min gülzâre su
bahçıvan, gül bahçesini sele versin (boşuna) zahmet çekmesin. bin gül bahçesine su verse senin yüzün gibi (güzel) bir gül açılmaz.
6.beyit*
ohşatabilmez gubârını muharrir hattuna
hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su
hattatın gözlerine (aynı levhaya) bakmaktan kalem gibi kara su inse de (yine de) gubari yazısını senin yüzündeki tüylere benzetemez.
7.beyit*
ârızun yâdıyla nemnâk olsa müjgânım n’ola
zayi’ olmaz gül temennâsiyle vermek hâre su
senin yanağını anmaktan dolayı kirpiklerim ıslansa ne çıkar? zira gül elde etmek isteğiyle dikene verilen su boşa gitmez.
8.beyit*
gam güni etme dil-i bîmârdan tîgin dirîğ
hayrdur vermek karanu gicede bîmare su
gamlı günümde kılıcını (kılıç gibi keskin olan bakışını) hasta gönlümden esirgeme; (zira) karanlık gecede hastaya su vermek hayırlı bir iştir.
9.beyit*
iste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it
susuzam bir kez bu sahrada menüm-çün ara su
gönül.! onun ok temrenine benzeyen kirpiklerini iste ve ayrılığında arzumu, özlemimi yatıştır; susuzum, bu çölde bir defa da benim için su ara.
10.beyit*
men lebün müştâkıyam zühhâd kevser talibi
nitekim meste mey içmek hoş gelür huşyâra su
ben dudağını arzuluyorum, sofular ise cennetteki kevseri istiyorlar. nitekim sarhoşa şarap içmek, aklı başında olana da su içmek hoş gelir.
11.beyit*
ravza-i kûyuna her dem durmayıp eyler güzâr
âşık olmuş galibâ ol serv-i hoş-reftâre su
su, her zaman senin cennet misali mahallenin bahçesine doğru akar. galiba o da, o serviye benzeyen nazlı gidişli güzele aşık olmuş.
12.beyit*
su yolın ol kûyundan taprag olup dutsam gerek
çün rakîbümdür dahı ol kûya koyman vara su
toprak olup suyun yolunu sevgilinin mahallesinden kesmeliyim, çünkü su benim rakibimdir, o yere varmaya bırakamam.
13.beyit*
dest-bûsi ârzusiyle ger ölsem dostlar
kûze eylen toprağım sunun anınla yâre su
dostlarım! eğer (sevgilinin) elini öpmek arzusuyla ölürsem toprağımdan bir testi yapın ve sevgiliye onunla su verin.
14.beyit*
serv serkeşlük kılur kumrî niyâzından meger
dâmenin duta ayagına düşe yalvara su
servi kumrunun yalvarmasından dolayı dik başlılık ediyor. su, servinin eteğine sarılır, ayağına düşüp yalvarırsa belki onu bundan vazgeçirebilir.
15.beyit*
içmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile
gül budagınun mizâcına gire kurtara su
gül , bir hile ile bülbülün kanını içmek istiyor. su, gül dalının damarlarına girerek bülbülü bundan kurtarsın.
hayatta her insanın sevgilisi olmayabilir fakat her insanın sevgi göstereceği bir şeyleri mutlaka vardır ve bu kişiye mutluluk verir. bize kendimizi iyi hissettiren kişiler hep olmuştur hayatımızda ancak bazılar farklı bir şekilde etkilemiştir hayatlarımızı.
sesini dahi duymasanız da sadece hissetmeniz aptal, sıcak bir tebessüm oluşturabilir yüzünüzde. tek kelimesiyle hayat ritminizin değişmesine sebep olabilir. aya'nızın ısısını artırıp, ateşinizi yükseltebilir. ne söyleyeceğinizi, söyleyeceğinizi nasıl güzel söylemeniz gerektiğini bilemezsiniz ona karşı. mevlana'nın dediği gibi; “ben bende değil, sende de hem sen, hem ben, ben hem benimim, hem de senin, sen de benim, bir öyle garip hale bugün geldim ki sen ben misin, bilmiyorum, ben mi senim.” hissedilir bazen de..
öylesi güzel insanlar vardır ki hayatta uzakta da olsa sadece var olduklarını bilmemiz bile kendimizi mutlu etmemiz için bir sebeptir. gözlerimizi almak için mücevher takmaları gerekmemektedir bu kişilerin, ruhlarının parıltısı yetmektedir. hep yanı başımızda, etrafımızda olması ve sürekli görülmeleri gerekmez. fiziken olması, dokunulması şart değildir, hayaller kurduracak kadar gerçektirler ancak.
hissedersiniz, hep oradadır ve iyi ki vardır..
hz. muhammed’e duyduğu derin sevginin yanında, suya duyulan hasret ve aşk temaları işlenen bu kaside lirik söyleyişi ve sanatsal anlatımıyla fuzulinin söz şaheseridir.
32 beyitten oluşan eserin girizgah kısmına kadar olan aşk dolu ilk 15 beyitini sizlerle paylaştım..
1.beyit*
saçma ey göz eşkten gönlümdeki odlare su
kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su
ey göz! gönlümdeki (içimdeki) ateşlere gözyaşımdan su saçma ki. çünkü bu kadar (çok) tutuşan ateşlere suyun faydası olmaz.
2.beyit*
âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su
şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök kubbeyi kaplamıştır, bilemem.
3.beyit*
zevk-i tîgundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk
kim mürûr ilen bırağur rahneler divâra su
(ey sevgili.!) senin kılıcının ( kılıca benzeyen keskin bakışlarının) zevkinden gönlüm parça parça olsa da buna şaşılmaz. (nitekim) su da akarken duvarda yarıklar meydana getirir.
4.beyit*
vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânın sözün
ihtiyât ilen içer her kimde olsa yâre su
yaralı gönül senin okunun (ok temrenine benzeyen kirpiklerinin) sözünü korka korka söyler. (nitekim) yarası olan suyu ihtiyatla, çekine çekine içer.
5.beyit*
suya versün bâğban gülzârı zahmet çekmesün
bir gül açılmaz yüzün teg verse min gülzâre su
bahçıvan, gül bahçesini sele versin (boşuna) zahmet çekmesin. bin gül bahçesine su verse senin yüzün gibi (güzel) bir gül açılmaz.
6.beyit*
ohşatabilmez gubârını muharrir hattuna
hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su
hattatın gözlerine (aynı levhaya) bakmaktan kalem gibi kara su inse de (yine de) gubari yazısını senin yüzündeki tüylere benzetemez.
7.beyit*
ârızun yâdıyla nemnâk olsa müjgânım n’ola
zayi’ olmaz gül temennâsiyle vermek hâre su
senin yanağını anmaktan dolayı kirpiklerim ıslansa ne çıkar? zira gül elde etmek isteğiyle dikene verilen su boşa gitmez.
8.beyit*
gam güni etme dil-i bîmârdan tîgin dirîğ
hayrdur vermek karanu gicede bîmare su
gamlı günümde kılıcını (kılıç gibi keskin olan bakışını) hasta gönlümden esirgeme; (zira) karanlık gecede hastaya su vermek hayırlı bir iştir.
9.beyit*
iste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it
susuzam bir kez bu sahrada menüm-çün ara su
gönül.! onun ok temrenine benzeyen kirpiklerini iste ve ayrılığında arzumu, özlemimi yatıştır; susuzum, bu çölde bir defa da benim için su ara.
10.beyit*
men lebün müştâkıyam zühhâd kevser talibi
nitekim meste mey içmek hoş gelür huşyâra su
ben dudağını arzuluyorum, sofular ise cennetteki kevseri istiyorlar. nitekim sarhoşa şarap içmek, aklı başında olana da su içmek hoş gelir.
11.beyit*
ravza-i kûyuna her dem durmayıp eyler güzâr
âşık olmuş galibâ ol serv-i hoş-reftâre su
su, her zaman senin cennet misali mahallenin bahçesine doğru akar. galiba o da, o serviye benzeyen nazlı gidişli güzele aşık olmuş.
12.beyit*
su yolın ol kûyundan taprag olup dutsam gerek
çün rakîbümdür dahı ol kûya koyman vara su
toprak olup suyun yolunu sevgilinin mahallesinden kesmeliyim, çünkü su benim rakibimdir, o yere varmaya bırakamam.
13.beyit*
dest-bûsi ârzusiyle ger ölsem dostlar
kûze eylen toprağım sunun anınla yâre su
dostlarım! eğer (sevgilinin) elini öpmek arzusuyla ölürsem toprağımdan bir testi yapın ve sevgiliye onunla su verin.
14.beyit*
serv serkeşlük kılur kumrî niyâzından meger
dâmenin duta ayagına düşe yalvara su
servi kumrunun yalvarmasından dolayı dik başlılık ediyor. su, servinin eteğine sarılır, ayağına düşüp yalvarırsa belki onu bundan vazgeçirebilir.
15.beyit*
içmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile
gül budagınun mizâcına gire kurtara su
gül , bir hile ile bülbülün kanını içmek istiyor. su, gül dalının damarlarına girerek bülbülü bundan kurtarsın.
hayatta her insanın sevgilisi olmayabilir fakat her insanın sevgi göstereceği bir şeyleri mutlaka vardır ve bu kişiye mutluluk verir. bize kendimizi iyi hissettiren kişiler hep olmuştur hayatımızda ancak bazılar farklı bir şekilde etkilemiştir hayatlarımızı.
sesini dahi duymasanız da sadece hissetmeniz aptal, sıcak bir tebessüm oluşturabilir yüzünüzde. tek kelimesiyle hayat ritminizin değişmesine sebep olabilir. aya'nızın ısısını artırıp, ateşinizi yükseltebilir. ne söyleyeceğinizi, söyleyeceğinizi nasıl güzel söylemeniz gerektiğini bilemezsiniz ona karşı. mevlana'nın dediği gibi; “ben bende değil, sende de hem sen, hem ben, ben hem benimim, hem de senin, sen de benim, bir öyle garip hale bugün geldim ki sen ben misin, bilmiyorum, ben mi senim.” hissedilir bazen de..
öylesi güzel insanlar vardır ki hayatta uzakta da olsa sadece var olduklarını bilmemiz bile kendimizi mutlu etmemiz için bir sebeptir. gözlerimizi almak için mücevher takmaları gerekmemektedir bu kişilerin, ruhlarının parıltısı yetmektedir. hep yanı başımızda, etrafımızda olması ve sürekli görülmeleri gerekmez. fiziken olması, dokunulması şart değildir, hayaller kurduracak kadar gerçektirler ancak.
hissedersiniz, hep oradadır ve iyi ki vardır..
devamını gör...
yoğurtlu mantının üzerine dökülen tereyağı
devamını gör...
baba tarafı vs anne tarafı
anne tarafına bakıp bi mutlu oluyorsun,geldikleri zaman hediyeler vesaire, sanki allahın bir lutfu gibi.
bide baba tarafına bakıyosun içinden şu geçiyor; (bkz: geldi yine tipini sevmediğim)
bide baba tarafına bakıyosun içinden şu geçiyor; (bkz: geldi yine tipini sevmediğim)
devamını gör...
hayat kalitesini yükselten alışkanlıklar
güne erken başlamak.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
devamını gör...
kronoloji
adı yunanca chronos (zaman) ve logos (söz) sözcüklerinden türetilmiş, zamanı sıralayan ve olayları meydana geldikleri sıraya yerleştirmek için kullanılan bir yöntemdir. takvim sistemleriyle yakından ilgili olan insanlık tarihini kaydetmek için kullanılan kronoloji sistemleri, bunları kullanan insanların amacına, karmaşıklık derecesine ve becerilerine göre kapsam, doğruluk ve yöntem açısından farklılık gösterir.
tüm olayları meydana geldikleri sırayla ve doğru orantılı aralıklarla sabit bir ölçekte yerleştirmeyi amaçlayan bilimsel kronoloji, birçok disiplinde kullanılmaktadır ve çok geniş çağları kapsama almak için kullanılabilir. örneğin astronomi, binlerce milyon yıldaki kozmik olayların sırasını ölçer; jeoloji ve paleontoloji, dünya'nın ve yaşamın evriminin izini sürerken, yüzlerce veya binlerce milyon yıllık dönemleri kullanmak durumundadır. bunların kapsamı, doğruluğu ve yöntemi, ayrılmaz bir şekilde bağlı oldukları takvim sistemlerine göre değişiklik gösterdiği gibi, bunları kullanan insanların amacına, karmaşıklık derecesine ve becerisine göre de değişir.
antik tarihsel kronolojileri bilimsel kronoloji ile ilişkilendirmek zordur. eski halkların referans terimleri, modern standartlara göre değerlendirildiğinde belirsiz ve tutarsızdı ve yazıt ve yazılarının çoğu kaçınılmaz olarak zaman içerisinde ortadan kaybolmuştur.
arkeolojik kazıların sonuçlarıyla kayıtlarındaki boşluklar giderek daha fazla doldurulmakta ve tutarsızlıkları giderilmektedir. bu bulgulara rehberlik eden bilim adamları, önceden geçici olarak yapılmış kronolojik yeniden yapılandırmaları doğrulayabilir, çürütebilir veya değiştirebilir. astronomik hesaplama ve radyoaktif karbon içeriğiyle tarihlendirme yöntemleri, antik kronolojileri düzeltme çalışmasında da yardımcı olmaktadır.
kaynak
devamını gör...
neolitik dönem
(bkz: yeni taş çağı) olarak da bilinen tarih öncesi dönemdir.
devamını gör...
yabancı dil bilmeden yabancı müzik dinlemek
valla tek kelime fransızca bilmiyorum ama bazı şarkıları dinlemenin beni duygulandırdığı da bir gerçek. kelimeleri anlamasam da duygular ortak.
devamını gör...
hamili kart yakınımdır
eskiden kartvizite yazılırdı. bu da torpil için işe yarardı. bir işe girebilmek için de adamını bulmak lazımdı.
ehliyeti, liyakatı, dürüstlüğü hiçe sayıp, bu özelliklere bakmadan birisine kefil olmak sakınca doğurur.
ehliyeti, liyakatı, dürüstlüğü hiçe sayıp, bu özelliklere bakmadan birisine kefil olmak sakınca doğurur.
devamını gör...
oblomov
oblomov, ivan gonçarov'un 1859 yılında yayımlanan romanıdır. baş kahramanı oblomov adında bir rus asilzadesidir. oblomov kendisi için hep yeni projeler yeni imkanlar üzerine düşünür, ama tembelliğinden dolayı bir türlü bunları hayata geçiremez. durumu daha da kötüye gitmeye ve toprağını kaybetmeye başlar. tüm bunlar olurken bir kadının aşkı acaba oblomovu oblomovluktan kurtarabilecek midir?
kitap yüzeysel olarak yukarıda anlattığım şekilde tanımlanabilir. oblomov'u okumaya ilk başladığımda bu kitap nasıl biter böyle bir konu nasıl bu kadar uzun işlenebilir diye düşünmüştüm. fakat 5 gün içerisinde bitirdim ve bitirdiğimde ştoltz'a, taranteyev'e, olga'ya söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki; kitap adeta beni içine çekmişti jumanji misali içinde yaşıyordum.
oblomov aslında bir çoğumuzun günlük hayatta sıklıkla yaptığı fakat durup düşünmediğimiz için fark etmediğimiz yanlarımızı yansıtıyor. ki ben oblomov'un tembel biri olmaktan ziyade cesur bir ''seçiş askeri'' olduğunu düşünüyorum. en nihayetinde inandığı yaşam biçimi için o kadar çok şeyden vazgeçiyor ki adeta bir asker misali görev bilinciyle hareket ettiğini söylemek mümkün. ve hepimizin de bildiği gibi her seçiş bir vazgeçiştir, oblomov bu gerçeği kitap boyunca gözler önüne seriyor. karakterin o kadar saf bir kalbi ve temiz düşünce dünyası var ki 10-15 kere kitabı kenara fırlatıp has***r bunu da yapmazsın be abi dedirtti bana. ştoltz diye bir karakter koymuşlar kitaba okuyunca kahraman falan olduğunu hissetmemiz gerekiyor sanırım . ama benim tek gördüğüm yaşamın anlamsızlığını materyalist düşüncesiyle baskılayan ve varoluşsal sancı çekmek yerine çok çalışarak o sancıları göz ardı etmeye çalışan bir zavallı. hele bir tarenteyev var ki kitabı okurken etrafımda bunlardan ne kadar çok olduğunu farkettirdi bana sağolsun. inanın siz de okuduğunuzda en azından 3-5 insanı hayatınızdan çıkarmak isteyebilirsiniz. riyakarlık, kolay yoldan para kazanma isteği, tembellik çağımıza hakim olan bütün kötü huylara sahip bu tarenteyev. kitabı okurken ara ara cinnet geçirmeme de sebep oldu. ah olga'cım sana ne desem bilemiyorum çok uzatmakta istemiyorum ama sen oblomovla yola çıkarken şu mottoyla hareket ettin biliyorum: yanlış yoldayım ama yol nasıl güzel.
ivan gonçarov'a bu eşsiz eseri için bir kez daha teşekkür ediyorum, ışıklar içinde uyusun.
kitap yüzeysel olarak yukarıda anlattığım şekilde tanımlanabilir. oblomov'u okumaya ilk başladığımda bu kitap nasıl biter böyle bir konu nasıl bu kadar uzun işlenebilir diye düşünmüştüm. fakat 5 gün içerisinde bitirdim ve bitirdiğimde ştoltz'a, taranteyev'e, olga'ya söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki; kitap adeta beni içine çekmişti jumanji misali içinde yaşıyordum.
oblomov aslında bir çoğumuzun günlük hayatta sıklıkla yaptığı fakat durup düşünmediğimiz için fark etmediğimiz yanlarımızı yansıtıyor. ki ben oblomov'un tembel biri olmaktan ziyade cesur bir ''seçiş askeri'' olduğunu düşünüyorum. en nihayetinde inandığı yaşam biçimi için o kadar çok şeyden vazgeçiyor ki adeta bir asker misali görev bilinciyle hareket ettiğini söylemek mümkün. ve hepimizin de bildiği gibi her seçiş bir vazgeçiştir, oblomov bu gerçeği kitap boyunca gözler önüne seriyor. karakterin o kadar saf bir kalbi ve temiz düşünce dünyası var ki 10-15 kere kitabı kenara fırlatıp has***r bunu da yapmazsın be abi dedirtti bana. ştoltz diye bir karakter koymuşlar kitaba okuyunca kahraman falan olduğunu hissetmemiz gerekiyor sanırım . ama benim tek gördüğüm yaşamın anlamsızlığını materyalist düşüncesiyle baskılayan ve varoluşsal sancı çekmek yerine çok çalışarak o sancıları göz ardı etmeye çalışan bir zavallı. hele bir tarenteyev var ki kitabı okurken etrafımda bunlardan ne kadar çok olduğunu farkettirdi bana sağolsun. inanın siz de okuduğunuzda en azından 3-5 insanı hayatınızdan çıkarmak isteyebilirsiniz. riyakarlık, kolay yoldan para kazanma isteği, tembellik çağımıza hakim olan bütün kötü huylara sahip bu tarenteyev. kitabı okurken ara ara cinnet geçirmeme de sebep oldu. ah olga'cım sana ne desem bilemiyorum çok uzatmakta istemiyorum ama sen oblomovla yola çıkarken şu mottoyla hareket ettin biliyorum: yanlış yoldayım ama yol nasıl güzel.
ivan gonçarov'a bu eşsiz eseri için bir kez daha teşekkür ediyorum, ışıklar içinde uyusun.
devamını gör...
typhon
yunan mitolojisinde adı sıkça geçen, yüz yılan başlı, gaia ve tartarus'un en küçük oğlu olan yaratık.

kendisi insan, yılan, canavar karışımı bir şeydir ve kanatlıdır. söylenene göre tanrılar dahi ondan korkmaktaydı. yunan mitolojisideki en korkunç canavardır desem abartmış olmam. mitlerden alınan bilgiye göre kendisi diğer yaratıkların da atası sayılıyor. typhon, belden aşağısı yılan şeklinde, ürkütücü bir canavardı ve yanardağ tanrısı olarak tasvir edilmişti. tanrı'lara isyan etmiştir. her tarafından alevler çıktığını, gözlerinde dahi ateş parçaları olduğunu söylenmekte.
yarı kadın, yarı yılan olan ehidna'yla evlendi, ondan diğer yaratıklar dünyaya geldi. cehennemin bekçisi, hades'in köpeği kerberos'un babasıydı.

••
mitolojide geçen bir efsaneye göre; typhon * tanrılar kralı zeus'a o kadar sinirlendi ki; bedenini parçalara ayırıp bir mağaraya gizledi. hermes ve pan, zeus'a yardım ettiler ve bedenini birleştirdiler. zeus'da etna dağı'na onun bedenini hapsetti. yanardağın bugüne göre püskürttüğü her lav ve alevler onun öfkesi oldu.
••

kendisi insan, yılan, canavar karışımı bir şeydir ve kanatlıdır. söylenene göre tanrılar dahi ondan korkmaktaydı. yunan mitolojisideki en korkunç canavardır desem abartmış olmam. mitlerden alınan bilgiye göre kendisi diğer yaratıkların da atası sayılıyor. typhon, belden aşağısı yılan şeklinde, ürkütücü bir canavardı ve yanardağ tanrısı olarak tasvir edilmişti. tanrı'lara isyan etmiştir. her tarafından alevler çıktığını, gözlerinde dahi ateş parçaları olduğunu söylenmekte.
yarı kadın, yarı yılan olan ehidna'yla evlendi, ondan diğer yaratıklar dünyaya geldi. cehennemin bekçisi, hades'in köpeği kerberos'un babasıydı.

••
mitolojide geçen bir efsaneye göre; typhon * tanrılar kralı zeus'a o kadar sinirlendi ki; bedenini parçalara ayırıp bir mağaraya gizledi. hermes ve pan, zeus'a yardım ettiler ve bedenini birleştirdiler. zeus'da etna dağı'na onun bedenini hapsetti. yanardağın bugüne göre püskürttüğü her lav ve alevler onun öfkesi oldu.
••
devamını gör...
uzun süreli ilişkinin sırrı
anlamak bence. ama karşılıklı anlamak. istediğin gibi anlamak değil tabi. karşıdakinin istediği gibi anlamak. yoksa olmaz.
devamını gör...
mutlu olmanın yolları
fark edebilmek. bazen sağlıklı olduğunuzu fark etmeniz bile mutlu edebilir.
devamını gör...
türklerin sanatla olan ilişkisi
türklerin geçmişte sanatla olan ilişkisinden bahsetmeyeceğim çünkü ben de türklerin sanatçı olduklarına inanıyorum. günümüzde sanata bakış açısındaki yozlaşma ve özellikle tahribatla ilgili bir şeyler karalamak isterim.
tarihin istisnasız her döneminde uygarlıkların gelip geçtiği ve kültürlerinden parçalar bıraktığı başka bir ülke var mıdır eserlerini yok etmek için özenle çaba sarfeden? sanmıyorum. günümüzde eserler restorasyonda mahvediliyor bir kere.* insanlar tarihi eserlere ismini yazıyor ya. kaç yüzyıllık eserin üzerine sprey boya alıp adını yazacak kadar kendini nasıl önemli görebilirsin? anlayamıyorum.
yukarıdaki tanımda da söylenmiş zaten, sanatın herhangi bir dalıyla uğraşmak ya da sergi, müze gezmek insanlara gereksiz geliyor. resim çekmek için gezilmiyorsa eğer. bu alanlarla uğraşan insanların da şevki kırılıyor doğal olarak.
tarih okudum duramadım üzerine müzecilik okuyorum şimdi. sanatın hiç bir dalında yetenekli değilim* ama bir sanat sevdalısıyım. bu sığ bakış açısı beni çok üzüyor ama düzeleceğini düşünmüyorum. çok şeyin değişmesi lazım.
tarihin istisnasız her döneminde uygarlıkların gelip geçtiği ve kültürlerinden parçalar bıraktığı başka bir ülke var mıdır eserlerini yok etmek için özenle çaba sarfeden? sanmıyorum. günümüzde eserler restorasyonda mahvediliyor bir kere.* insanlar tarihi eserlere ismini yazıyor ya. kaç yüzyıllık eserin üzerine sprey boya alıp adını yazacak kadar kendini nasıl önemli görebilirsin? anlayamıyorum.
yukarıdaki tanımda da söylenmiş zaten, sanatın herhangi bir dalıyla uğraşmak ya da sergi, müze gezmek insanlara gereksiz geliyor. resim çekmek için gezilmiyorsa eğer. bu alanlarla uğraşan insanların da şevki kırılıyor doğal olarak.
tarih okudum duramadım üzerine müzecilik okuyorum şimdi. sanatın hiç bir dalında yetenekli değilim* ama bir sanat sevdalısıyım. bu sığ bakış açısı beni çok üzüyor ama düzeleceğini düşünmüyorum. çok şeyin değişmesi lazım.
devamını gör...
hayatı boyunca rol yapmayan birey
imkansız bir şeydir. dünyamızda her insana bir rol belirlenir ve insan çoğunlukla buna uyuyor rolü yapar. eğer buna karşı çıkarsa zorlandığı dönemlerde ben demiştim diyecekleri engellemek için sorunlarını kapatacak rollere girişir. hayat bir tiyatro sahnesidir ve tüm insanlar da bu sahnede rol yapmaya zorlanır bence.
devamını gör...




