aksi ve nalet
#1574151 beni bu tanımdaki ‘mor’ auro ile epey şaşırtmış yazar; çünkü en sevdiğim renktir ve ‘5 kuruş fazla olsun,mor olsun’ düsturuyla hareket ediyorum*.
başlıklarda , nicklere bakmadan okuduğum tanımlarda, beğendiğim tanımların yazarı olarak sıkça karşıma çıkıyor. doğal.. o kadar doğal ki yan yanaymışız gibi hissediyorum okurken. müthiş bir anlatım tarzı var ve inanıyorum ki bu daha icebergin görünen kısmı.
nicki değişse de yine tanırım kendisini*. sevgiler.
başlıklarda , nicklere bakmadan okuduğum tanımlarda, beğendiğim tanımların yazarı olarak sıkça karşıma çıkıyor. doğal.. o kadar doğal ki yan yanaymışız gibi hissediyorum okurken. müthiş bir anlatım tarzı var ve inanıyorum ki bu daha icebergin görünen kısmı.
nicki değişse de yine tanırım kendisini*. sevgiler.
devamını gör...
netflix dizi önerileri
fauda
gerçi iki yılda bir yeni sezon geliyor ama sabredin. beklemeye değer ve bence en güzel netflix dizisi.
gerçi iki yılda bir yeni sezon geliyor ama sabredin. beklemeye değer ve bence en güzel netflix dizisi.
devamını gör...
unutulmayan aşk-ı memnu replikleri
devamını gör...
all of my love
led zeppelin'in en sevdiğim şarkılarından.
devamını gör...
duyulunca mutlu eden sözler
allah nasip etmeyeceği bir şeyi hayal ettirmez.
devamını gör...
güzel hemcinsleri seyretmek
okul yıllarımdan kalan bir özellik. kaldırıma oturur geçenlere bakardık.
hoş olanlara bir daha bakardık.
yolda avmde gayri ihtiyari yapıyorum. üstü başı hoş olana da bakarım. gözden kaybolana kadar baktığım bile olur.
hoş olanlara bir daha bakardık.
yolda avmde gayri ihtiyari yapıyorum. üstü başı hoş olana da bakarım. gözden kaybolana kadar baktığım bile olur.
devamını gör...
türkiye'nin en güzel kadını
o kendini biliyor!
devamını gör...
ortaokulda yapılan zorbalıklar
çocukların da acımasız olduğunu, masum olmadıklarını gözler önüne seren zorbalıklardır.
devamını gör...
hobaaa3434
tanımlarını okudum.
içinde kendinden daha derin anlamlar barındıran şeyler yazıyor. her şey var içinde.
fakat dikkatimi çeken bir şeyler oldu.
içinde muazzam bir ego var.
mükemmel olduğunu sanıyor.
ailesine ve çevresine karşı adeta bir civciv gibi.
hep böyle ol hobaaa3434...
senin kıymetini kalıp bilmese bile ; sarık bilir.
allah-ü teala yolunu açık eylesin. gidiyorum diyip geri döndürsün hep, tükürdüğünü yalatsın, inşallah, amin.
içinde kendinden daha derin anlamlar barındıran şeyler yazıyor. her şey var içinde.
fakat dikkatimi çeken bir şeyler oldu.
içinde muazzam bir ego var.
mükemmel olduğunu sanıyor.
ailesine ve çevresine karşı adeta bir civciv gibi.
hep böyle ol hobaaa3434...
senin kıymetini kalıp bilmese bile ; sarık bilir.
allah-ü teala yolunu açık eylesin. gidiyorum diyip geri döndürsün hep, tükürdüğünü yalatsın, inşallah, amin.
devamını gör...
sevilmediğini anlamak
"hayatın en hüzünlü anı,
mevsimine kapıldığın kişinin
bahçesinde açabilecek bir çiçek olmadığını
anladığın andır…
bırak, gitsin…
bırak, git…"
-vladimir mayakovski.
mevsimine kapıldığın kişinin
bahçesinde açabilecek bir çiçek olmadığını
anladığın andır…
bırak, gitsin…
bırak, git…"
-vladimir mayakovski.
devamını gör...
kaybolan çorap tekinin nereye gittiği sorunsalı
tam olarak bilinemeyen sorunsaldır. tek çorap çetesi tarafından başka bir evrende dilencilik yaptırıldıklarını düşünüyorum.
devamını gör...
kalp emojisi renklerinin anlamları
beni aydınlatan başlıktır.
siyah kalbi hep “zencilerden hoşlanıyorum” sanıyordum. öyle değilmiş.
siyah kalbi hep “zencilerden hoşlanıyorum” sanıyordum. öyle değilmiş.
devamını gör...
brothers düğüm salonu radyo yayını
sene, bir sene işte.*. o zaman yolyola.com diye bir yolculuk sitesi vardı. ben de yaz tatilim için yalnız olarak arabamla gidiyordum.
neyse bu siteye yolculuk ilanı verdim. 1 hafta kala verdiğim ilana bir kaç saat sonra 3 kişi başvuruda bulundu.
neyse yolculuk günü geldi gece saat 22:00 civarı buluştuk ve yola çıktık. istanbul'dan kaş'a gidiyorduk. arkadaşları fethiye'de bırakacaktım.
'' en azından biriniz uyanık kalın lütfen '' uyarıma rağmen bursa'yı geçer geçmez hepsi sızdı. *
tabi ben sürüyorum ama bir yandan da işkilleniyorum, '' ya ben de uyursam ''. derken bir şekilde muğla'ya vardık tek parça halinde.
arkadaşların üniversite öğrencisi olduğu belliydi.
güzel bir kahvaltı ısmarladım, çayımızı kahvemizi içtik gökova körfezi manzarası eşliğinde.
sonra tekrar ilerlemeye başladık ve fethiye'de bıraktım arkadaşları. o gün bu gün ara sıra birbirimizi ararız sorarız.
benim için hayatımın en keyifli yolculuğu diyebilirim.
neyse bu siteye yolculuk ilanı verdim. 1 hafta kala verdiğim ilana bir kaç saat sonra 3 kişi başvuruda bulundu.
neyse yolculuk günü geldi gece saat 22:00 civarı buluştuk ve yola çıktık. istanbul'dan kaş'a gidiyorduk. arkadaşları fethiye'de bırakacaktım.
'' en azından biriniz uyanık kalın lütfen '' uyarıma rağmen bursa'yı geçer geçmez hepsi sızdı. *
tabi ben sürüyorum ama bir yandan da işkilleniyorum, '' ya ben de uyursam ''. derken bir şekilde muğla'ya vardık tek parça halinde.
arkadaşların üniversite öğrencisi olduğu belliydi.
güzel bir kahvaltı ısmarladım, çayımızı kahvemizi içtik gökova körfezi manzarası eşliğinde.
sonra tekrar ilerlemeye başladık ve fethiye'de bıraktım arkadaşları. o gün bu gün ara sıra birbirimizi ararız sorarız.
benim için hayatımın en keyifli yolculuğu diyebilirim.
devamını gör...
dövüşmen guzum
bu aralar bol bol kullanmamız gerekendir. bol bol bkz verin.
devamını gör...
alınganlık
dostoyevski’nin ünlü romanı “yeraltından notlar”ın kahramanı, kendini tanıtmaya “ben hasta bir adamım” diye başlar. yeraltı kahramanı, dönemin toplumsal yapısının yarattığı bir tiptir ama aynı zamanda yalnızlığı, kendi kabuğuna sıkışmışlığı, yıkıcılığı ve alınganlığıyla sınır durum (borderline) kişilik bozukluğu gösterir. içinde büyüyen sevgisiz boşluğu nefretle tıkamaya çalışır.
alınmak, “bir sözün, bir davranışın kendisine söylediğini veya yapıldığını sanarak incinmek, kırılmak” anlamına gelir. alınganlık ise “çabuk kırılmak, gücenmek” demektir. alınganlar, kendileriyle ilgili olmayan şeyleri, kendilerine mal eder, havadan nem kaparlar.
psikolojide “normal” ile “anormal” arasındaki fark genellikle niteliksel değil nicelikseldir. yani hastalıklı sayılanla norm dâhilinde kabul edilenin mekanizmaları aynıdır. dolayısıyla sağlıklı kabul edilebilecek bir (nevrotik) alınganlıktan söz edilebileceği gibi, ilişkileri bozan (sınır-düzey) alınganlıktan ve gerçeklikten kopuk (psikotik) alınganlıktan bahsedilebilir.
alınganlık, hafif şiddette bir kişilik özelliği, ağır düzeyde bir kişilik bozukluğu ve daha ağır şiddette bir dağılmayı işaret eder. bazen alıngan olmayan insanlar ruhsal bozukluk (örneğin depresyon) döneminde alınganlık gösterebilirler; yani yaşam olayları ve hastalıklar nedeniyle alınganlığın şiddetinde farklılıklar görülebilir.
alınganlık iki düzlemde ele alınabilir. ilki yüzeyde, kolayca görünen düzlemdir: alınganlık "özgüven eksikliğinden" kaynaklanır. kendine güvenemeyen biri, çevresinde olup bitenleri kendine yöneltebilir. zihinsel karmaşasından kaçmak için diğer insanların gerçekte yüksüz yaklaşımlarını kötü yönde yorumlar; yani nötr olanı negatif olarak algılarlar.
ikincisi, daha derinde ve ilkel olan düzlemdir: alınganlık kendimizi aşırı önemsemeyle ilgilidir. ağır/psikotik alınganlıkta nesne (kişi) seçiciliği de kalmaz: sanrı (hezeyan) tüm dünyayı kaplar: “herkes benim hakkımda konuşuyor, dedikodumu yapıyorlar, bana terbiyesizlik yaptı”, der psikotik özne. dolayısıyla daha derin bir önem ve değer sorununu yansıtır. bu değersizliğin en uç noktası megalomanidir. inkâr (ben değersiz değilim) ve karşıt tepki oluşturma (çok değerliyim) adı verilen savunmalara başvurulur.
psikozun en sık görülen şekli paranoid şizofreni’deki iki temel düşünce bozukluğu, alınganlık ve şüpheciliktir. alınganlıktan şüpheciliğe giden ilerleme düşünce bozukluğunun şiddetini yansıtır. paranoyada ilkel bir savunma mekanizması olarak yansıtma kullanılır. bir nevi hayali ihracattır yansıtma: psikotik özne içindeki “kötü”yü ihraç eder, başkasının zihnine ekerek büyütür sonra kendi üzerine geri döndürür. (örneğin, "bana büyük terbiyesizlik yaptı" gibi iddialara neden olur.)
özsaygı ve özgüveni etkileyen her durum (hastalık, yaşlılık, fazla eleştiriye maruz kalma, kayba neden olan yaşam olayları) da alınganlığın dozunu arttırabilir.
dönemsel alınganlıklar vicdanen rahatsız olduğumuz zamanlarda ortaya çıkar. kendimizi eleştirdiğimiz, suçladığımız zaman alıngan oluruz. kendi zihnimizde kurduğumuz mahkemede suçlu bulunduysak, cezayı başkalarının vicdanı aracılığıyla kesmeye çalışırız. insanların bakışlarını, sözlerini zihnimizdeki sanal mahkemede aleyhimizde delil olarak kullanırız. yasayı aştığımızın veya yanlış yaptığımızın duyulduğu/bilindiğiyle ilgili büyüsel bir düşünce esir alır bizi. alınganlık; suçluluk, utanç ve kaygıyla ilgilidir. olumsuz duyguların bir alaşımıdır. bu nedenle baş edilmesi güç bir durumdur ve ilişkileri yıpratır. özellikle eksik ya da hatalı olduğumuzu düşündüğümüz durumlarda alınganlığımız artar.
alınmak, “bir sözün, bir davranışın kendisine söylediğini veya yapıldığını sanarak incinmek, kırılmak” anlamına gelir. alınganlık ise “çabuk kırılmak, gücenmek” demektir. alınganlar, kendileriyle ilgili olmayan şeyleri, kendilerine mal eder, havadan nem kaparlar.
psikolojide “normal” ile “anormal” arasındaki fark genellikle niteliksel değil nicelikseldir. yani hastalıklı sayılanla norm dâhilinde kabul edilenin mekanizmaları aynıdır. dolayısıyla sağlıklı kabul edilebilecek bir (nevrotik) alınganlıktan söz edilebileceği gibi, ilişkileri bozan (sınır-düzey) alınganlıktan ve gerçeklikten kopuk (psikotik) alınganlıktan bahsedilebilir.
alınganlık, hafif şiddette bir kişilik özelliği, ağır düzeyde bir kişilik bozukluğu ve daha ağır şiddette bir dağılmayı işaret eder. bazen alıngan olmayan insanlar ruhsal bozukluk (örneğin depresyon) döneminde alınganlık gösterebilirler; yani yaşam olayları ve hastalıklar nedeniyle alınganlığın şiddetinde farklılıklar görülebilir.
alınganlık iki düzlemde ele alınabilir. ilki yüzeyde, kolayca görünen düzlemdir: alınganlık "özgüven eksikliğinden" kaynaklanır. kendine güvenemeyen biri, çevresinde olup bitenleri kendine yöneltebilir. zihinsel karmaşasından kaçmak için diğer insanların gerçekte yüksüz yaklaşımlarını kötü yönde yorumlar; yani nötr olanı negatif olarak algılarlar.
ikincisi, daha derinde ve ilkel olan düzlemdir: alınganlık kendimizi aşırı önemsemeyle ilgilidir. ağır/psikotik alınganlıkta nesne (kişi) seçiciliği de kalmaz: sanrı (hezeyan) tüm dünyayı kaplar: “herkes benim hakkımda konuşuyor, dedikodumu yapıyorlar, bana terbiyesizlik yaptı”, der psikotik özne. dolayısıyla daha derin bir önem ve değer sorununu yansıtır. bu değersizliğin en uç noktası megalomanidir. inkâr (ben değersiz değilim) ve karşıt tepki oluşturma (çok değerliyim) adı verilen savunmalara başvurulur.
psikozun en sık görülen şekli paranoid şizofreni’deki iki temel düşünce bozukluğu, alınganlık ve şüpheciliktir. alınganlıktan şüpheciliğe giden ilerleme düşünce bozukluğunun şiddetini yansıtır. paranoyada ilkel bir savunma mekanizması olarak yansıtma kullanılır. bir nevi hayali ihracattır yansıtma: psikotik özne içindeki “kötü”yü ihraç eder, başkasının zihnine ekerek büyütür sonra kendi üzerine geri döndürür. (örneğin, "bana büyük terbiyesizlik yaptı" gibi iddialara neden olur.)
özsaygı ve özgüveni etkileyen her durum (hastalık, yaşlılık, fazla eleştiriye maruz kalma, kayba neden olan yaşam olayları) da alınganlığın dozunu arttırabilir.
dönemsel alınganlıklar vicdanen rahatsız olduğumuz zamanlarda ortaya çıkar. kendimizi eleştirdiğimiz, suçladığımız zaman alıngan oluruz. kendi zihnimizde kurduğumuz mahkemede suçlu bulunduysak, cezayı başkalarının vicdanı aracılığıyla kesmeye çalışırız. insanların bakışlarını, sözlerini zihnimizdeki sanal mahkemede aleyhimizde delil olarak kullanırız. yasayı aştığımızın veya yanlış yaptığımızın duyulduğu/bilindiğiyle ilgili büyüsel bir düşünce esir alır bizi. alınganlık; suçluluk, utanç ve kaygıyla ilgilidir. olumsuz duyguların bir alaşımıdır. bu nedenle baş edilmesi güç bir durumdur ve ilişkileri yıpratır. özellikle eksik ya da hatalı olduğumuzu düşündüğümüz durumlarda alınganlığımız artar.
devamını gör...
sözlükte dolardan çok yükseldiğiniz yazarlar
(bkz: normalbiri)
devamını gör...
mesaj atıp engelleyen yazar
devamını gör...
the grand budapest hotel
bana kitap okuyorken hissettiklerime en yakın şeyleri hissettiren filmdir. izlerken nedensizce içim sıcacık oluyor, mutlu oluyorum. ara ara tekrardan izleme ihtiyacı hissediyorum bu yüzden.
devamını gör...
tarlasında bulduğu göktaşını 180 bin dolara satan çiftçi
şair 'beni bırak göğe bakalım' derken göktaşından bahsetmiş demek ki. kafana düşmeyen şey seni yaşatır.
devamını gör...
türkiye büyük millet meclisi

türkiye cumhuriyeti devletinin yasama organı. altı yüz milletvekilinden oluşur. tek meclislidir. 23 nisan 1920 tarihinde gazi mustafa kemal atatürk tarafından kurulmuştur.
devamını gör...