sözlükteki kan aranıyor duyuruları
umarım tez zamanda gerekli kan bulunur, acil şifalar diliyorum.
devamını gör...
yazarların okumakta zorlandığı kitaplar
suç ve ceza
okurken sanki ben de sıtmaya yakalanmış, deyim yerindeyse beraber tir tir titriyoruz, beynim uyuşmuş gibi hissediyorum. bi türlü bitiremedim.
okurken sanki ben de sıtmaya yakalanmış, deyim yerindeyse beraber tir tir titriyoruz, beynim uyuşmuş gibi hissediyorum. bi türlü bitiremedim.
devamını gör...
yazarların bugünkü mutsuzluk sebebi
ben sıcak yatağımdayken insanlar soğuk havada kurtarılmayı bekliyor. benim gözüme uyku girmiyor.
devamını gör...
erik stinus
1934 doğumlu danimarkalı şair, yazar, çevirmen ve gezgin. yaşamda da şiirde de şarkılar'da dile getirdiği üzere danimarka'da küçük bir taşrada; kitapların ve müziğin iç içe olduğu bir evde dünyaya gelmiş ve sonrasında bu durumun hayatını yönlendirmesine izin vermiştir. şiir yazabilmek için o yaşanmışlığa sahip olmak gerektiğini düşünüp yıllarca ülke ülke gezmiş; faşizme şiirleri ile karşı çıkmıştır. ispanya'da, siyasi mahkumlar ve mülteciler için af hareketine destek olmuş, nükleer silahlara karşı kampanyalar yürütmüş, türkiye ve güney afrika'da komitelere katılmıştır. yıllarca bir çok dergide ve gazetede makale yazdığını da eklemek gerekir.
stinus'un bu gezgin hayatında dönüm noktası olan bir olay da; danmarks kommunistiske parti'de aktif olduğu yıllarda ivan malinowski ve uffe harder ile tanışmasıdır ve ölümle sonlanacak bir dostuluğun ilk düğümleri o yıllarda atılır. stinus'un yolu türkiye sınırlarına düştüğünde bir süre ayrı düşmek zorunda kalırlar.
stinus'u türkiye'nin orta yerine getiren düşünce ise kendi ağzından şu cümleler ile dökülüyor:
"solcuların günlük gazetesinde sanat eleştirmenliği de yapan danimarkali ozan otto gelsted'in 1952 yılında yayınlanan "soğuk savaş sırasında şarkılar" başlıklı şiir kitabında nazım hikmet'in iki şiirini görmüştüm. danimarkacaya fransızcadan çevrilmiş olan bu şiirler, karanlık bir çağda çevresine ışık saçabilecek, umudu güçlendirebilecek türdendi."
"hollanda'da bulundugum bir sürede, rastlantı sonucu, sybren polet, bert schierbeek, hugo claus gibi, kendime çok yakın bulduğum, yenilikçi hollanda ozanlarını bulguladım. hollanda dili ile yazınını incelemeye başladım, bu dilden danimarkacaya çeviriler yaptım. bu da bende büyük etki bıraktı. ama bu yönlü yazın yolculuğunda, daha işin başında beni etkileyen ozanları, özellikle nazım hikmet'i unutamadım. 1956 yılında hindistan'a giderken türkiye'ye uğramış, bir dostumun evinde nazım hikmet'in bir kitabını görmüştüm. daha o zaman nazım hikmet'in şiirlerinden danimarkaca bir seçki yapmayı tasarlamıştım. bu tasarı ancak 1974'te gerçekleşebildi. sekiz yıl sonra da ikinci nazım hikmet seçkisini gerçekleştirdim."
yaşamda da şiirde de şarkılar - çıkış noktam
(bkz: mørke over akropolis) -halfdan rasmussen, erik stinus-
(bkz: med solen ı ryggen)
(bkz: grænseland)
(stinus'un eserlerinin çoğunda rasmussen ve malinowski imzası vardır)
murat alpar çevirisi ile sevdiğim bir şiirini de not düşeyim:
göçmen kuşlar ilkyaz
kadınsın sen
göğsünde fundalık çiçekleri
alnında, yeni açmış çiçeklerden bir sis.
rüzgardan bir ata binmiş de
uçuyorsun unutulmuş ülkeme doğru
bir başkasının boynuna dolanmış kolun
oynaşım
yolculuğu yurt etmişsin kendine.
öpüşlerin bir yara, bir dans
arp eşliğinde
kiliseli tepelerde şeytanın çaldığı
ve uzun zaman titreyen kara toprak
evrende kimsesiz bir evin önünden
geçip gittikten sonra atlı ordular.
stinus'un bu gezgin hayatında dönüm noktası olan bir olay da; danmarks kommunistiske parti'de aktif olduğu yıllarda ivan malinowski ve uffe harder ile tanışmasıdır ve ölümle sonlanacak bir dostuluğun ilk düğümleri o yıllarda atılır. stinus'un yolu türkiye sınırlarına düştüğünde bir süre ayrı düşmek zorunda kalırlar.
stinus'u türkiye'nin orta yerine getiren düşünce ise kendi ağzından şu cümleler ile dökülüyor:
"solcuların günlük gazetesinde sanat eleştirmenliği de yapan danimarkali ozan otto gelsted'in 1952 yılında yayınlanan "soğuk savaş sırasında şarkılar" başlıklı şiir kitabında nazım hikmet'in iki şiirini görmüştüm. danimarkacaya fransızcadan çevrilmiş olan bu şiirler, karanlık bir çağda çevresine ışık saçabilecek, umudu güçlendirebilecek türdendi."
"hollanda'da bulundugum bir sürede, rastlantı sonucu, sybren polet, bert schierbeek, hugo claus gibi, kendime çok yakın bulduğum, yenilikçi hollanda ozanlarını bulguladım. hollanda dili ile yazınını incelemeye başladım, bu dilden danimarkacaya çeviriler yaptım. bu da bende büyük etki bıraktı. ama bu yönlü yazın yolculuğunda, daha işin başında beni etkileyen ozanları, özellikle nazım hikmet'i unutamadım. 1956 yılında hindistan'a giderken türkiye'ye uğramış, bir dostumun evinde nazım hikmet'in bir kitabını görmüştüm. daha o zaman nazım hikmet'in şiirlerinden danimarkaca bir seçki yapmayı tasarlamıştım. bu tasarı ancak 1974'te gerçekleşebildi. sekiz yıl sonra da ikinci nazım hikmet seçkisini gerçekleştirdim."
yaşamda da şiirde de şarkılar - çıkış noktam
(bkz: mørke over akropolis) -halfdan rasmussen, erik stinus-
(bkz: med solen ı ryggen)
(bkz: grænseland)
(stinus'un eserlerinin çoğunda rasmussen ve malinowski imzası vardır)
murat alpar çevirisi ile sevdiğim bir şiirini de not düşeyim:
göçmen kuşlar ilkyaz
kadınsın sen
göğsünde fundalık çiçekleri
alnında, yeni açmış çiçeklerden bir sis.
rüzgardan bir ata binmiş de
uçuyorsun unutulmuş ülkeme doğru
bir başkasının boynuna dolanmış kolun
oynaşım
yolculuğu yurt etmişsin kendine.
öpüşlerin bir yara, bir dans
arp eşliğinde
kiliseli tepelerde şeytanın çaldığı
ve uzun zaman titreyen kara toprak
evrende kimsesiz bir evin önünden
geçip gittikten sonra atlı ordular.
devamını gör...
jean auguste dominique ingres
jean auguste dominique ıngres, 29 ağustos 1780 ve 14 ocak 1867 tarihleri arasında yaşamış fransız, neoklasist ve oryantalist bir ressamdı. aynı zamanda müzikle, keman çalmakla da uğraşıyordu.
ıngres çizime büyük önem veriyordu. ona göre resmin dürüstlüğü idi. resmi yapan şeylerin sekizde yedisi çizim idi. iyi çizilmiş bir şey, iyi yapılmış bir resim demekti. gerçeği olduğu gibi yansıtmak isteyen ıngres'e bir gün dostlarından biri, tablosuna ithafen ''bu marcel değil mi? onu olduğundan daha güzel çizmişsin'' demişti ve ıngres sert bir şekilde ''ne demek daha güzel? ben insanları olduğu gibi çizerim'' devamını vermişti. temiz ve yumuşak çizgileri ile ün kazanan ıngres için picasso'nun ''o hepimizin hocasıdır.'' dediği söylenir. keman ile de bağını koparmayan ıngres'e ithafen günümüzde bile meslek dışında yapılan sanat çalışması için ''ıngres'in kemanı'' ifadesi kullanılmaktadır.
1791 yılında babası sanatçıyı toulose'ya getirdi. ressam guillaume-joseph roques ve heykeltıraş jean-pierre vigan ile çalışan genç sanatçı, yine bir sanatçı olan babasından farklı olarak; dini, mitolojik, tarihi sahneler çizmek istiyordu. 1796 yılında fransa'ya, ünlü ressam jacques-louis david'ın atölyesinde çalışmaya gitti. burada david'in bir diğer öğrencisi, yaşamının ileriki yıllarında sanat eleştirmeni olacak olan étienne-jean delécluze (ki kendisi sevilen bir öğrenci olarak david'in fransa'daki son yemeğine katılmıştı.) ıngres hakkında çalışkanlığından, azminden ve sanatının doğruluğundan, etkileyiciliğinden ve fark edilebilirliğinden bahsetmiştir.
bir sürü ödül sahibi olan bu ressam, yaşadığı dönemlerde yeni yeni ortaya çıkan sanat tarihi konusunda, dönem sanatçıları gibi geçmişten gelen eserleri incelemek ve kullanmak yarışından geri kalmadı. hatta bu yüzden dönem ressamları tarafından geçmişi yağmalamakla suçlanmıştı. yaptığı tablolar eleştirmenlerce sert eleştiriler almış, kendisi sanatı 400 yıl geriye götürmek istemekle suçlanmış ve fırçasının bitişinden bahsedilmişti.
roma'ya geçen ve farklı tablolar yapmaya devam eden sanatçı sert eleştirilere burada da maruz kalmıştı. paris'e tablolar göndermeye devam eden ıngres akademisi'yi tatmin etmek için boyadığı eserde yine yeriliyordu. akademi'den ayrıldıktan sonra da eser üretmeye devam etti ve portreler çizerek gelirini arttırdı. bir tarih ressamı olarak bilinmek isteyen ıngres bunu kapısına gelenlere de söylüyor, burada yaşayan kişinin portreler çizen bir adam değil bir ressam olduğunu hatırlatıyordu. bu dönemde 500'den fazla portre çizdiği söylenen ıngres bir yandan keman çalmaya da devam ediyordu.
müzeye giren ilk eseri, farkı şehirlere taşınmaları, eleştirmenlerden maruz kaldığı sert sözler, ortaya koymaya çalıştığı; tekrar canlandırmaya çalıştığı sanat girişimleri ile ıngres kariyerinin anahtarını eline aldı. ödüllendirilen, académie des beaux-arts üyesi olan ve eseri övülen ıngres için yeni bir dönem başlamıştı.
fakat the martyrdom of saint symphorian eserinin eleştirileri karşısında şok olmuştu. 1824 yılında autun katedrali için sipariş edilmiş bu resmi yapması 10 yıl sürmüştü ve sanatçı resmi tüm çalışmalarının ve becerisinin bir toplamı olarak görüyordu. resim hem hem neoklasikler hem de romantikler tarafından yerildi. ıngres artık kamu komisyonlarını kabul etmeyeceğini ve salon'a (paris'te, académie des beaux-arts'da sanat eserlerinin halk ile buluştuğu yer.) çıkmayacağını söyledi. 1834 sonunda roma'ya döndü.
roma'daki fransız akademisinin direktörlüğünü yaptı, öğrenciler ve okul ile ilgilendi. sanat eserleri üretmeye devam ettiği gibi kemanı ve müziği de bırakmamıştı. nisan 1841'de paris'e döndü. eserlerini askıya aldı, tamamladı ve yenileri üretti ama artık yaşlanıyordu. en bilinen eserlerinden birini, türk hamamı'nı ömrünün sonlarına doğru yaptı. 1867 yılında zatürreden ölen ıngres'in kemanı ve 4000'den fazla eseri ıngres müzesi'ne miras kaldı.
ıngres çizime büyük önem veriyordu. ona göre resmin dürüstlüğü idi. resmi yapan şeylerin sekizde yedisi çizim idi. iyi çizilmiş bir şey, iyi yapılmış bir resim demekti. gerçeği olduğu gibi yansıtmak isteyen ıngres'e bir gün dostlarından biri, tablosuna ithafen ''bu marcel değil mi? onu olduğundan daha güzel çizmişsin'' demişti ve ıngres sert bir şekilde ''ne demek daha güzel? ben insanları olduğu gibi çizerim'' devamını vermişti. temiz ve yumuşak çizgileri ile ün kazanan ıngres için picasso'nun ''o hepimizin hocasıdır.'' dediği söylenir. keman ile de bağını koparmayan ıngres'e ithafen günümüzde bile meslek dışında yapılan sanat çalışması için ''ıngres'in kemanı'' ifadesi kullanılmaktadır.
1791 yılında babası sanatçıyı toulose'ya getirdi. ressam guillaume-joseph roques ve heykeltıraş jean-pierre vigan ile çalışan genç sanatçı, yine bir sanatçı olan babasından farklı olarak; dini, mitolojik, tarihi sahneler çizmek istiyordu. 1796 yılında fransa'ya, ünlü ressam jacques-louis david'ın atölyesinde çalışmaya gitti. burada david'in bir diğer öğrencisi, yaşamının ileriki yıllarında sanat eleştirmeni olacak olan étienne-jean delécluze (ki kendisi sevilen bir öğrenci olarak david'in fransa'daki son yemeğine katılmıştı.) ıngres hakkında çalışkanlığından, azminden ve sanatının doğruluğundan, etkileyiciliğinden ve fark edilebilirliğinden bahsetmiştir.
bir sürü ödül sahibi olan bu ressam, yaşadığı dönemlerde yeni yeni ortaya çıkan sanat tarihi konusunda, dönem sanatçıları gibi geçmişten gelen eserleri incelemek ve kullanmak yarışından geri kalmadı. hatta bu yüzden dönem ressamları tarafından geçmişi yağmalamakla suçlanmıştı. yaptığı tablolar eleştirmenlerce sert eleştiriler almış, kendisi sanatı 400 yıl geriye götürmek istemekle suçlanmış ve fırçasının bitişinden bahsedilmişti.
roma'ya geçen ve farklı tablolar yapmaya devam eden sanatçı sert eleştirilere burada da maruz kalmıştı. paris'e tablolar göndermeye devam eden ıngres akademisi'yi tatmin etmek için boyadığı eserde yine yeriliyordu. akademi'den ayrıldıktan sonra da eser üretmeye devam etti ve portreler çizerek gelirini arttırdı. bir tarih ressamı olarak bilinmek isteyen ıngres bunu kapısına gelenlere de söylüyor, burada yaşayan kişinin portreler çizen bir adam değil bir ressam olduğunu hatırlatıyordu. bu dönemde 500'den fazla portre çizdiği söylenen ıngres bir yandan keman çalmaya da devam ediyordu.
müzeye giren ilk eseri, farkı şehirlere taşınmaları, eleştirmenlerden maruz kaldığı sert sözler, ortaya koymaya çalıştığı; tekrar canlandırmaya çalıştığı sanat girişimleri ile ıngres kariyerinin anahtarını eline aldı. ödüllendirilen, académie des beaux-arts üyesi olan ve eseri övülen ıngres için yeni bir dönem başlamıştı.
fakat the martyrdom of saint symphorian eserinin eleştirileri karşısında şok olmuştu. 1824 yılında autun katedrali için sipariş edilmiş bu resmi yapması 10 yıl sürmüştü ve sanatçı resmi tüm çalışmalarının ve becerisinin bir toplamı olarak görüyordu. resim hem hem neoklasikler hem de romantikler tarafından yerildi. ıngres artık kamu komisyonlarını kabul etmeyeceğini ve salon'a (paris'te, académie des beaux-arts'da sanat eserlerinin halk ile buluştuğu yer.) çıkmayacağını söyledi. 1834 sonunda roma'ya döndü.
roma'daki fransız akademisinin direktörlüğünü yaptı, öğrenciler ve okul ile ilgilendi. sanat eserleri üretmeye devam ettiği gibi kemanı ve müziği de bırakmamıştı. nisan 1841'de paris'e döndü. eserlerini askıya aldı, tamamladı ve yenileri üretti ama artık yaşlanıyordu. en bilinen eserlerinden birini, türk hamamı'nı ömrünün sonlarına doğru yaptı. 1867 yılında zatürreden ölen ıngres'in kemanı ve 4000'den fazla eseri ıngres müzesi'ne miras kaldı.
devamını gör...
şu an dinlenen şarkıdan bir cümle
toprak yağmura,ben sana aşık oldum yeniden.
devamını gör...
dokunmam farklı tene
yeis sensura mahlasıyla bilinen, aynı zamanda sehabe mahlaslı, barış çetin adlı şarkıcının da kardeşi olan mehmet çetin'in 2010 yılında, nütevazu albümünün içerisinde çıkartmış olduğu şarkısıdır..
dinlemek için buradan..
şarkı sözleri şu şekildedir..
1. verse:
bir düş kadar güzel yanında olmak sevgilim.
ben her buluşmamızda gitmemeni istedim.
çünkü en güzel şeydi ellerine dokunmak.
küçük de olsa vedaları sevemedim.
çok kısa süre ama yıl gibi…
sanki epey önceden sevmişim seni.
en heyecanlı şey ne biliyor musun sevgilim?
tanıdık çıkma korkusuyla tutmak o elini.
her gecemde seni hatırlatır rüyalar.
yağmurlu kış günüydü ilk buluşmamız ve sen…
sarılmıştın bana, unutmam ki bu yandan ve…
ben hiç istemezdim uyanmak.
yanında ölmekten yok başka dileğim.
yanımdan eksik olma! gerçekten meleğim sevdiğim bir tek sensin! (sen, sen)
şimdi masamı süslüyor benzersiz resimlerin.
nakarat
yolumuz aynı yöne ve bindik gidiyoruz aynı yere.
sen bırakma elimi, o ölümüm olur.
dokunmam farklı tene.
2. verse:
dalarım her gün resmine, hayal kurarım.
sen olmadan çekilmez hayat bunu anladım.
yetmez seni anlatmaya kelimelerim.
ve yokluğunda yanımdan eksik olmuyor hayalim.
bu kadar mutluluk sonunda olmasın keder.
bi' şey istemiyom, yanımda olman yeter.
ve daha da bağlanırken senin varlığına,
bu dakikadan sonra ayrılmak ölümden beter!
mutluluktan uçan görüyorsun ikimiz.
anlatamam seni mürekkep olsa da şu deniz.
o kadar tarifsiz bir o kadar eşsizsin.
biliyorsun ki biz ayrılmaz bir eşiz.
düşünsene seninle yabancı olsaydık.
sadece gördüğümüzde selamlaşsaydık.
bir düşün o an, gözünden şöyle bir geçir ve…
şimdi uzan yatağına sesim gecene eşik etsin.
nakarat
yolumuz aynı yöne ve bindik gidiyoruz aynı yere.
sen bırakma elimi, o ölümüm olur.
dokunmam farklı tene.
kaynak: .
şarkının hissettirdiği duygular çok hoş ve nahif..
ufacıkken dinlemeye başladığım şarkının hâlâ aynı hissetiriyor olması ise garip.
dinlemek için buradan..
şarkı sözleri şu şekildedir..
1. verse:
bir düş kadar güzel yanında olmak sevgilim.
ben her buluşmamızda gitmemeni istedim.
çünkü en güzel şeydi ellerine dokunmak.
küçük de olsa vedaları sevemedim.
çok kısa süre ama yıl gibi…
sanki epey önceden sevmişim seni.
en heyecanlı şey ne biliyor musun sevgilim?
tanıdık çıkma korkusuyla tutmak o elini.
her gecemde seni hatırlatır rüyalar.
yağmurlu kış günüydü ilk buluşmamız ve sen…
sarılmıştın bana, unutmam ki bu yandan ve…
ben hiç istemezdim uyanmak.
yanında ölmekten yok başka dileğim.
yanımdan eksik olma! gerçekten meleğim sevdiğim bir tek sensin! (sen, sen)
şimdi masamı süslüyor benzersiz resimlerin.
nakarat
yolumuz aynı yöne ve bindik gidiyoruz aynı yere.
sen bırakma elimi, o ölümüm olur.
dokunmam farklı tene.
2. verse:
dalarım her gün resmine, hayal kurarım.
sen olmadan çekilmez hayat bunu anladım.
yetmez seni anlatmaya kelimelerim.
ve yokluğunda yanımdan eksik olmuyor hayalim.
bu kadar mutluluk sonunda olmasın keder.
bi' şey istemiyom, yanımda olman yeter.
ve daha da bağlanırken senin varlığına,
bu dakikadan sonra ayrılmak ölümden beter!
mutluluktan uçan görüyorsun ikimiz.
anlatamam seni mürekkep olsa da şu deniz.
o kadar tarifsiz bir o kadar eşsizsin.
biliyorsun ki biz ayrılmaz bir eşiz.
düşünsene seninle yabancı olsaydık.
sadece gördüğümüzde selamlaşsaydık.
bir düşün o an, gözünden şöyle bir geçir ve…
şimdi uzan yatağına sesim gecene eşik etsin.
nakarat
yolumuz aynı yöne ve bindik gidiyoruz aynı yere.
sen bırakma elimi, o ölümüm olur.
dokunmam farklı tene.
kaynak: .
şarkının hissettirdiği duygular çok hoş ve nahif..
ufacıkken dinlemeye başladığım şarkının hâlâ aynı hissetiriyor olması ise garip.
devamını gör...
at kafası radyo yayını
iyi yayınlar cicim.
öncelikle başımız sağ olsun. o konuda ben de erkenden gidenlere çok kırgınım. hele de yatıp kalkıp beddua ettiğimiz, kurtulmak için gün saydığımız insanlar, kıç kılları pişmaniye olana dek yaşarken sevilen insanların erkenden çekip gitmesi çok koyuyor.
geleyim benim özel meseleme;
komşu gürültüsünden had safhada rahatsızım. en çok şikâyetçi olduğum konuların başında bu geliyor.
yahu insan kafa dinlemek için evinden kaçar mı! ben kendimi dışarıya atıyorum. 7/24 hiç bitmiyor. ya sürekli birileri taşındığı için gürültü var ya da yerleşik olanlar gürültü ediyor.
geçen gece saat 4-5 gibi birisi küt küt küt diye bir şeye vuruyordu apartmanı sallaya sallaya. apartmanın erkekleri maşallah tavşan cesaretine sahip olduğu için allah'ın 1 kulu da çıkıp "noluyor bu ne gürültü?" demiyor. eskiden en azından ses çıkaran birileri olurdu. ben burada deliriyorum ama kadın olarak hem de o saatte gidip uyarmak ne mümkün!
canımdan bezdim. yemin ederim ömrüm kısaldı bu apartmanda resmen.
hiç tanımadığım, tanısam muhtemelen hiç mi hiç hoşlanmayacağım insanlarla beton bir kutuda bir arada yaşamaya, apartman denen illete itirazım var.
kaç para ulen bi müstakiiiil! evet evet, çok para. sustum tamam.
edit: istek alıyorsan aha da bu
öncelikle başımız sağ olsun. o konuda ben de erkenden gidenlere çok kırgınım. hele de yatıp kalkıp beddua ettiğimiz, kurtulmak için gün saydığımız insanlar, kıç kılları pişmaniye olana dek yaşarken sevilen insanların erkenden çekip gitmesi çok koyuyor.
geleyim benim özel meseleme;
komşu gürültüsünden had safhada rahatsızım. en çok şikâyetçi olduğum konuların başında bu geliyor.
yahu insan kafa dinlemek için evinden kaçar mı! ben kendimi dışarıya atıyorum. 7/24 hiç bitmiyor. ya sürekli birileri taşındığı için gürültü var ya da yerleşik olanlar gürültü ediyor.
geçen gece saat 4-5 gibi birisi küt küt küt diye bir şeye vuruyordu apartmanı sallaya sallaya. apartmanın erkekleri maşallah tavşan cesaretine sahip olduğu için allah'ın 1 kulu da çıkıp "noluyor bu ne gürültü?" demiyor. eskiden en azından ses çıkaran birileri olurdu. ben burada deliriyorum ama kadın olarak hem de o saatte gidip uyarmak ne mümkün!
canımdan bezdim. yemin ederim ömrüm kısaldı bu apartmanda resmen.
hiç tanımadığım, tanısam muhtemelen hiç mi hiç hoşlanmayacağım insanlarla beton bir kutuda bir arada yaşamaya, apartman denen illete itirazım var.
kaç para ulen bi müstakiiiil! evet evet, çok para. sustum tamam.
edit: istek alıyorsan aha da bu
devamını gör...
geceye bir film alıntısı bırak
jiminy cricket: pinokcum bu genel bir bilgidir. bir insan kendine dürüst diyorsa, dürüst değildir.
pinokyo: iyi de dürüst olduğunu söyleyenler dürüst değilse, ben şimdi kime inanacam.
pinokyo: iyi de dürüst olduğunu söyleyenler dürüst değilse, ben şimdi kime inanacam.
devamını gör...
özlemek bahsi
özlemlerimiz özlemlerinize karışsın sevgili dinleyen...
arı mayalı pembe silgimi bile özlüyorum ben, hani “nerede o eski bayramlar” derlerdi bildiniz mi? onları özlüyorum. kırmızı rugan ayakkabılarımı...
siz peki?
bu arada sizleri de çok özledik biz...*
bekleriz efenim. saat 23’te aman şey olmasın *
arı mayalı pembe silgimi bile özlüyorum ben, hani “nerede o eski bayramlar” derlerdi bildiniz mi? onları özlüyorum. kırmızı rugan ayakkabılarımı...
siz peki?
bu arada sizleri de çok özledik biz...*
bekleriz efenim. saat 23’te aman şey olmasın *
devamını gör...
bu devirde sms atan insan
benim. belirli insanlara sms atarım. telefon numaralarını özellikle kaydetmem.
z kuşağı bilmez ya da sadece duymuştur, bir mesaj iki kontördü bir zamanlar. biz flört bile edemedik, direkt konuya giriyorduk sms aracılığı ile. çünkü yaaaa salak öyle deme diyecek kontör yok. sni svyrim yazılıyordu. kısaltma önemliydi ki mümkün olduğu kadar fazla şey yazalım. beni unutma çağrısı atıyorduk. çağrı atıp kapatıyorduk. piçler vardı, o çağrıyı elinde telefon hazır beklerdi, direkt açardı, son kontör öyle giderdi. şimdi 50 liraya 750 dakika, 1000 sms, 10 gb internet alabiliyorsun. bunun getirdiği bir kültür var. her şey vıcık vıcık, sohbetler 10 saat sürüyor, kimse net değil. adamın internet paketi var çünkü. neden acele etsin?
benim arkadaşların çoğu bu dönemleri bilen insanlar. sms attığım zaman eski günlerin psikolojisi oluşuyor, net konuşmaya başlıyorlar. 100 kelime kullanmak yerine 12 kelime ile işi özetliyor. o an ihtiyacım olan şey netlikse hiç başka bir iletişim aracı kullanmıyorum.
whatsapp üzerinden yazınca oooooo civciv hanım nerelerdesiniz yav? hiç yazmıyorsunuz uzun zamandır diye konuya girip uzattıkça uzatıyor, meselenin özüne gelene kadar 20 dakika sohbet ediyorsun. sms atınca tamamdır hallediyorum hemen yazıyor.
büyük kolaylık.
z kuşağı bilmez ya da sadece duymuştur, bir mesaj iki kontördü bir zamanlar. biz flört bile edemedik, direkt konuya giriyorduk sms aracılığı ile. çünkü yaaaa salak öyle deme diyecek kontör yok. sni svyrim yazılıyordu. kısaltma önemliydi ki mümkün olduğu kadar fazla şey yazalım. beni unutma çağrısı atıyorduk. çağrı atıp kapatıyorduk. piçler vardı, o çağrıyı elinde telefon hazır beklerdi, direkt açardı, son kontör öyle giderdi. şimdi 50 liraya 750 dakika, 1000 sms, 10 gb internet alabiliyorsun. bunun getirdiği bir kültür var. her şey vıcık vıcık, sohbetler 10 saat sürüyor, kimse net değil. adamın internet paketi var çünkü. neden acele etsin?
benim arkadaşların çoğu bu dönemleri bilen insanlar. sms attığım zaman eski günlerin psikolojisi oluşuyor, net konuşmaya başlıyorlar. 100 kelime kullanmak yerine 12 kelime ile işi özetliyor. o an ihtiyacım olan şey netlikse hiç başka bir iletişim aracı kullanmıyorum.
whatsapp üzerinden yazınca oooooo civciv hanım nerelerdesiniz yav? hiç yazmıyorsunuz uzun zamandır diye konuya girip uzattıkça uzatıyor, meselenin özüne gelene kadar 20 dakika sohbet ediyorsun. sms atınca tamamdır hallediyorum hemen yazıyor.
büyük kolaylık.
devamını gör...
alt komşumun 2 araba büyüklüğünde kartopu yapması rezaleti
"karla kaplanmış 2 arabaya bakıyor olmayasın?" düşüncesini akla getiren durum.
devamını gör...
karadenizli sözleri
devamını gör...
günaydın sözlük
gunaydin sözlük!
butun depresyomunun sebebi evde olmakmis bunu anladim. aylarrrr sonra dun plazama kavustum. bir beyaz yakali icin oldukca dayanilmaz deneyimler yasadim *
2 gundur evimde degil de can damarımiz olan otelde kahvalti yapıyorum, dun bir ara inanmazsınız avmye gittim. dalga geciyorum saniyorsunuz ama vallahi gecmiyorum.ben de saskinim senelerin aliskanliklarina kavusmak cok da mutlu etti beni...
e hadi bana afiyet olsun madem..
fotografi bilerek yamuk ekleyip size killik yapmiyorum, bu yamugu yapan ben degilim *
butun depresyomunun sebebi evde olmakmis bunu anladim. aylarrrr sonra dun plazama kavustum. bir beyaz yakali icin oldukca dayanilmaz deneyimler yasadim *
2 gundur evimde degil de can damarımiz olan otelde kahvalti yapıyorum, dun bir ara inanmazsınız avmye gittim. dalga geciyorum saniyorsunuz ama vallahi gecmiyorum.ben de saskinim senelerin aliskanliklarina kavusmak cok da mutlu etti beni...
e hadi bana afiyet olsun madem..
fotografi bilerek yamuk ekleyip size killik yapmiyorum, bu yamugu yapan ben degilim *
devamını gör...
kendini değersiz hissetmek
üste yapışan bir türlü kurtulunamayan, insanlara karşı saçmalattıran ruh hali.
devamını gör...




