en sevdiğim çiçeğim solup, bu diyarlardan göçüp gittiğinde saatlerce solmuş ve kurumuş yapraklarına bakmıştım. saksısını incelemiş onun artık bir daha yeşermeyeceğini ve geri dönmeyeceğini anlamıştım. birkaç gün sonra da bomboş saksına sağlıklı bir çiçek ektiğimde, eski solan çiçeğimin yerini doldurmasa da sadece saksısı boş kalmasın diye saksısının içine yeni toprak koyup başka bir çiçeğimi ekmiştim. önce bu durum yanlış gelse de saksısının bomboş kalması daha yanlıştı fikrimce. boş saksı sürekli onu hatırlatıyordu çünkü. ve bu durumda beni çok üzüyordu. zamanla yeni saksısıyla buluşturduğum çiçeğim saksısını sevince ve alışınca büyümeye devam etti. eminim bu yaptığımı görse solan çiçeğimde sevinirdi. sonuçta uzaktan akrabasına yeni bir ev bulunmuş, o evde mutlu mesut yaşıyordu.

ölüm aslında çok sevdiğimiz birini kaybedince yaptıklarımızda saklıdır. solan çiçeğimin bir daha yeniden yeşermeyeceğini anlamam gibi. boş saksısına başka bir çiçek ekip hayatıma kaldığım yerden devam etmem gibi. ölüm aslında solan umutların yeniden yeşermesi gibidir. tıpkı solan çiçeğimin saksısında başka bir çiçeğin yeşermeye devam etmesi gibi. belki bir gün o da solup gidecek ama saksısı hep başka çiçekleri ağırlayacak. tıpkı saksı görevi gören hayatın içine bir sürü insan sığdırması gibi.
devamını gör...

tartışmayı savaş gibi görmeyen insandır. bir insanla her konuda aynı görüşte olmak mümkün değildir. zaten gerekli de değildir. bazen aynı görüşte olduğunuz insanlarla bile konunun detaylarında fikir ayrılığı yaşamanız mümkün. işte böyle zamanlarda unutulmamalıdır ki; sağlıklı bir tartışmanın öğretileri çok kıymetlidir. insanın ufkunu genişletir. farklı bir pencereden bakma imkanı sağlar.

sakin.
devamını gör...

ha benim gebeş oğluma.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

alman filozof, yahudi bir ailenin benim gibi ateist evladıdır. felsefe alanında hegel’den etkilenmiştir. hegel’i bir anlamda revize eden görüşler ortaya koysada felsefeye bakışını çok doğru bulmam. sanırım feurbach üzerine tezler kitabında şuna yakın bir söz eder; “ düşünürler dünyayı anlamamızı sağladı. artık dünyayı değiştirme vaktidir”. öyle de yaptı.

sanayi devriminden sonra ortaya çıkan emek-sermaye ilişkisini ortaya o kadar net koydu ki, ölümünden sonra artık bu görüş marksist düşünce, ideoloji, kuram olarak adlandırılmıştır. bugün kapitalizmin anlaşılmasında, emeğin değeri, sermayenin sömürüsünü değiştirecek, ya da dünyayı değiştirecek başka bir görüş ortaya çıkmadı.

14 mart ölüm günüdür. mezar taşında “workes of all lands unite” yazar.
devamını gör...

red kit'in akıllı atının ismi. orijinal ismi (bkz: jolly jumper). ama bizim kültürümüze yakın olduğu için bu isim tercih edilmiş.
devamını gör...

yok böyle bir şey. size karşı romantik olmak istemememiştir.
devamını gör...

alize rüzgarları, 30 derece kuzey paralelleri ve 30 derece güney paralelleri çevresinde bulunan dinamik yüksek basınç alanlarından, ekvator'a doğru esen rüzgarlardır.

aslında tam kuzeyden ve güneyden esmesi gereken bu rüzgarlar, yerkürenin dönmesi sonucunda yön değiştirirler.

kuzey yarım kürede kuzeydoğudan güneybatıya esen alize rüzgarları, güney yarım kürede ise güneydoğudan kuzeybatıya doğru esmektedir.

ekvator çevresinde yükselmiş olan hava, dengeyi sağlamak adına üstten dönencelere doğru eserek üst alizeleri oluşturmaktadır.

alize rüzgarları, karaların doğu kıyılarında şiddetli yağışlara neden olurken kara içlerinde ve karaların batı kıyılarında kuru bir rüzgar olarak esmektedir.

denizlerin üstlerinde ise karadakinden çok daha sert ve düzenli olarak eserek gökyüzünün bölgelerde çoğunlukla açık olmasını sağlar.

bu durum da alize rüzgarlarına açık olan adaların turizm merkezleri olmasını sağlamıştır.

alize rüzgarları, sürekli bir rüzgar olmaları ve yönlerinin belli olması nedeniyle tarih boyunca yelkenli gemiler için oldukça elverişli bir ortam oluşturmuştur.

hatta yelkenli gemilerin ticarette yoğun olarak kullanıldığı dönemlerde, amerika kıtası ve avrupa kıtası arasında ticareti sağladığı için bu dönemde alize rüzgarlarına ''ticaret rüzgarları'' da denmiştir.



kaynak.
devamını gör...

isminin veriliş hikayesi şöyledir: bir gün buckingham sarayında kraliçe ve prensler kahvaltı ederlerken prenslerden biri ekmeğine haddinden fazla çikolata sürüyor ve bunu gören anneleri prensi "çok o prens" diyor ve kahvaltıda sürülmelik cikolatanin adı cokoprens olarak kalıyor.
devamını gör...

günaydınnnn arkadaşlarım.
devamını gör...

--! açılın bilişsel psikolog geldi !--

maske takmanın yüz tanıma/işleme becerimize olan etkilerin bir sonucudur.

yüzdeki güzellik algısının genellikle göz çevresinden hareketle değerlendirildiği öne sürülüyordu. ancak aşağıdaki çalışmanın sonuçları, başlıktaki yazarların da söylediği gibi, yüzün alt bölgesinin de çekicilik algısına katkı yaptığına işaret ediyor.

yakın zamanda tam da maskenin çekicilik üzerindeki etkisini araştıran şu çalışmanın bulguları ilginç. sonuçlar maske yokken ortalama çekicilik düzeyinin altında algılanan yüzlerin, maske takıldığında anlamlı biçimde daha çekici olarak algılandığına işaret ediyor. ancak bu etki, ortalama çekiciliğe sahip olan ve ortalamanın üzerinde çekici olan yüzlerde bu yönde değil. hatta çalışmada maskesiz hali yüksek düzeyde çekici olarak puanlanan birkaç yüzün maskeli olarak sunulduğunda algılanan çekicilik düzeyinin düştüğü bile gözlenmiş. buna karşın, maskenin çekici olmayan yüzlerin istisnasız tamamının daha çekici algılanmasına yol açtığı bulunmuştur.

uzun lafın kısası, siz siz olun yüzlerinin tamamını görmediğiniz insanlara aşık olmayın efendim.

--! açılın bilişsel psikolog geldi !--
devamını gör...

son zamanlarda kullanımı oldukça azalmıştır ama her söylediğimde nedense aklıma cumhuriyetin ilk zamanlarındaki takım elbise,şapkalı siyah beyaz fotolar gelir.ah be o zamanlar yaşamak vardı şimdi tipsiz tipsiz dolaşıyoruz
devamını gör...

bir teşhis.
o çok oy atmıyormuş, yazarlar oy cimrisi olduğundan, olması gereken genel üzeri görünüyormuş.
kendisi diyor ben demiyorum.
selamı var.
devamını gör...

katıldığım başlık demin ki radyo programı tanımıma benzer bir editleme yapmıştım. her gün tarz usul bişiler bişiler değişiyor çocuk oyuncağı gibi ben kafaları anlayamamaya başladım.
devamını gör...

#1433505

gerçekten biraz alındım ya*

bay kemal
esefle kınıyorum efendim.ayıp.
devamını gör...

milattan önce on dokuzuncu yüzyıla tarihlenmiş, eski mısır ''günlük yaşam için gerekli büyüler'' kitabı. ilk bulunduğu zaman eski mısır'ın incil'i benzetmeleri yapılmış olsa da bu kitap mısır dininin kutsal bir kitabı değil, seçkin ruhların öbür dünyaya gittikleri zaman zengin bir yaşama kavuşmalarına yardımcı olacak bir el kitabı idi.

bin yıldan uzun süredir kullanılan kitabın içinde iki yüze yakın büyü bulunur. birçok farklı büyünün bulunduğu birçok nüsha olsa da büyüler milattan önce 650 yılında düzenlenmiştir. büyüler genelde kefenlere, mezarlara, tapınaklara kazınıyordu. çoğu da papirüs dediğimiz kağıtlara yazılırdı. çoğunlukla hiyeroglif şeklinde veya sadeleştirilmiş şekillerle yazılırlardı.

zaman ilerledikçe konuşulan dil de değişti. yeni krallık zamanında, orta mısır dilini anlayan kişi az olmalıydı ki süslemeler giderek önem kazandı. bazı nüshalarda sadece bu geleneksel süslemeler kullanıldı. bu süslemeler daha sonraki yıllarda mezarlarda dekorasyon amacıyla da kullanıldı.

1999 yapımı the mummy filminde de bu kitap işlenir. kitap okunduktan sonra 3000 yıllık bir mühür kalkar ve lanetler dünyaya salınır.
devamını gör...

ingilizcesi dogtooth olan yönetmenin yorgos lanthimos olduğu yunan filmi.
sistemin tamamen baba tarafından oluşturulduğu bir düzen filmde baskın. hayatı boyunca evinden dışarı çıkmayan çocuklar dış dünyaya dair hiçbir şeyden haberleri yok. anne ve babası ne isterse onları biliyor,onları öğreniyorlar. doğru olup olmadığı hakkında hiç sorgulama davranışının olmaması filmde en çok dikkat çeken durumlardan birisi.
çocuklarının bilinçaltına tamamen ne verilmesini istiyorlarsa onu veriyorlar bunun en basiti dedelerinin en sevdiği müziğin ve babasının ingilizce olan filmi çevirme arasında uyumsuzluktan bunu görüyoruz.

fly me to the moon---babamız bizi sever
and let me play among the stars---annemiz bizi sever
let me see what spring is like---biz onları sever miyiz? evet, severiz.
on jupiter and mars---kardeşlerimi çok severim
in other words hold my hand---çünkü onlar da beni sever
in other words darling kiss me---ilkbahar evmize dolar
fill my life with song---ilkbahar kalbimden taşar
and let me sing forevermore---ailem benimle gurur duyar
you are all i hope for---çünkü tüm gücümle çalışırım
all i worship and adore---ama hep daha iyisini yapabilmek için uğraşırım
in other words please be true---evimiz çok güzeldir ve onu severiz
in other words i love you---seni asla terk etmeyeceğiz


çocuklar sistemlerine göre birbirleriyle daima yarış halinde,kazanan ödülü alıyor. gökte uçan uçağın oyuncak olduğunu inanabilecek kadar bile sorgulama yetileri yok.
filmde çocuğu şiddet sahneleri bazı insanları rahatsız edebilir,hata yapan,denilenlere aykırı hareket eden veya yalan söyleyeni sert bir şekilde tavır takınarak şiddet uyguluyorlar.
bir diğer dikkat çeken durum ise cinsellik.. dışarıdan gelen bir kadın erkeğin cinsel ihtiyaçlarını karşılarken,kız çocuklar için herhangi bir kişi gelmiyor. daha da ilginci ensest düşüncenin ne olduğu bilinmeyen ve sorgulanmayan bu çocuklar, dışarıdan gelen kadının artık gelememesiyle birlikte kız kardeşlerinden erkek kardeşin istediği kardeşiyle cinsel ihtiyacını gidermesi de eşitsizliği göstermek açısından iyi bir şekilde işlenmiş.

izleyen insanların film sonrasında sorgulamanın,aile eğitiminin nasıl olması gerektiğini daha doğrusu nasıl olmaması gerektiğini gösteren nitelikte bir film olmuş.
keyifli seyirler.
devamını gör...

fizikte, bir kuvvet tarafından bir eksen etrafında döndürülen cisimlerde ortaya çıkan etki. kapı kolu çevirmek, musluk açmak gibi çevirme hareketi yapılan işlerde ortaya çıkar.
devamını gör...

dizilerde ve filmlerde bolca denk geldiğim ve her denk geldiğimde sinilerimi alt üst eden saçmalığın dik alası olaydır. anlıyorum elbette kameraların yerleşimi, stüdyonun imkanları ve başka bir sürü neden olabilir arkasında ama bu saçmalık olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

olay genelde şöyle cereyan ediyor: iki kişi bir odada ve elbette ayakta derin bir tartışmaya girerler. bir tanesi söylememesi gereken bir şey söyler. diğeri zaten kapıya daha yakındır çoğu zaman ve hemen kapıya yönelir. ağzı torba olmayan arkadaş da peşinden gider ancak onuru zedelenen kişi çoktan kapıdan çıkmıştır. diğeri ise o kapıdan çıkamaz nedense. sadece eşiğe kadar gelip bağırır: samantha, samantha diye.

ya da şöyle bir versiyon mümkündür. genç kız eve gelir. annesi ve babası olduğunu düşündüğü kişiler tam da kapı ağzında aslında onun evlatlık olduğunu ve bunu ona söylemenin zamanı geldiğini konuşuyorlardır. çünkü bu kadar hassas bir konu tam salonun ortasında konuşulur. kız onları duyar, gözleri dolu dolu “ all this time, you lied to me” gibi bir şey söyler ve çıkar kapıdan. anne baba ise kapıya kadar koşar ve yine tam da eşikte ya da kız kapıyı çarpmışsa kapıya yüzünü yaslayarak “ i am sorry” içeren cümleler kurar.

işte bu anlarda içimden şunlar geçer hep: çıksana kardeşim kapıdan, deli misiniz siz! aç kapıyı koş peşinden. daha koridorun köşesini dönmemiştir ki çıkan. asansöre ulaşmamıştır daha. sizin üzerinizde nasıl bir büyü var! eşik cinleri mi sardı evinizi! koşsana oğlum dışarı.

ama bu sözler boğazımda düğümlenir kalır, öfkeyle kapıya bakarım. serde erkeklik var, çıkamam o kapıdan dışarı.
devamını gör...

devamını gör...

“çok acıkıyorum ondan tutamıyorum” demişti bir kere kuzenim. daha gerçekçi bir bahane duymadım ben şu ana kadar.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim