kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

a piece of layda
hayırlı forumlar arkadaşlar. *
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yürümek
devamını gör...

hiçbir zaman bana uğramayan bir histir çünkü çekilmezim, kendimi iyi tanıyorum. yalnız sürekli böyleyim. ciddi, disiplinli, hata kabul etmeyen. vallahi kendimden sıkılıyorum ama yapacak bir şey yok en nihayetinde yapı meselesi.
devamını gör...

evet anne tahmin ettiğin gibi okula gitmiyorum.bana olabildiğince para gönderiyorsun ve bölümümü sevdiğimi düşünüyorsun.
ama sevmiyorum. geleneksel el sanatları ne ya?
hoş güzel bir bölümüm olsa yine gitmezdim. sanat okusam ne olacak sanki?
anne, sanat okusam ne olacak sanki?
kabul et kızının resimleri güzel bile değil. insanlara gösterme onları, utanıyorum.
çizimlerimden değil benimle gurur duymandan utanıyorum.
gurur duyulacak biri değilim.
devamını gör...

ankara'da arabayı modifiye edip, yerle bir yapıp, onca kasisten çukurdan geçirmeyi başaran takımdan, eğitim alınırsa belki bir şeyler değişebilir, diyeceğim durum.
devamını gör...

en büyük haksızlıklar ona yapılır.
devamını gör...

bilimden ve bilgiden uzak, karanlıkta çırpınan kesimdir. fakat hiç de yeni değildir. aksine, binlerce yıllık tasavvurun modernize edilmiş halidir.

hikaye, yunan mitolojisinde tıp tanrısı olan asclepius'a atfedilen "her şey tek bir yekpareden oluştu" iddiasıyla başlar. ve hekim hipokrat bin yıllarca kullanılacak olan yeminine şunları ekler; "hekim apollon'u ve asklepios'u, hygeia'yı ve panaceia'yı ve tüm tanrı ve tanrıçaları tanık olarak çağırarak, bu yemini ve bu sözleşmeyi yeteneğim ve yargım ölçüsünde yerine getireceğime yemin ederim."

hygeia ve paaceia, asclepius'un kızlardır. her derde deva olan şifa tanrıçası ve sağlık tanrıçası. iki bin yıl önce egeliler onlara inanıyordu, çünkü her şeyin bir şeyden geldiğini düşünüyorlardı.


iki bin yıl öncesine uzanan bu hikaye genel olarak göğe bakan atalarımızın gökten yaptığı çıkarımlara dayanır. mitolojik dinlerin yavaş yavaş kaybolduğu, ibrahimi dinlerin revaçta olduğu bu yüzyıllarda din adamları her ne kadar dünyanın düz olduğunu iddia etse de akşamları çayırda uzanıp göğe bakan insanlar ay'ın, güneş'in, bi takım yıldızların yuvarlak olduğunu çıplak gözle görebiliyordu. şanslı ve biraz akıllı olanlar kendi imkanlarıyla yaptığı primitif teleskopla göğe bakabiliyordu.

16. yüzyıla gelindiğinde doğu bloğu ortodoks ve türklere kaptırılmış, yeni gıda ve ticaret yolları arayan batılılarsa keşfe çıkmış, neticesinde amerika kıtası bulunmuş ancak yıllar boyunca kiliseye kabul ettirilmemişti. kilise, baskılar sonucu amerikayı kabul ettiğinde artık bilim çağ atlamış, bilimsel çalışmalar hız kazanmaya başlamıştı çünkü bilim yapmak artık günah değildi. bi yandan veba ile uğraşan halk başına gelen musibetlerin ilahi olduğuna emindi. tanrılar, insanlık üzerinde oyun oynuyordu. dönemin bilgeleri, yeni yeni keşfedilen komşu gezegenlerimizin kozmik hareketlerinin, insan üzerinde etkisi olduğuna inandı. çünkü bu, o dönem yine çok eskiden beri var olan bir inanıştı.


kopernik'in de revolutionibus orbium coelestium kitabıyla deklare ettiği güneş sistemi, oluk oluk akan kanlardan sonra kilise tarafından da kabul edilmiş, bilim artık roma kilisesinin inkar etmediği ve merak etmenin yeni ahit'e göre vacip olduğu kararında mutabık olunmuştu. toplumun o dönemki meraklıları da bol bol hikaye yazmaya başladı. uzaya merak artmış, mö 2500lerden beri var olan astroloji, popüler kültür haline gelmişti. dönemin ünlü düşünürlerinden desiderius erasmus, bugün bile üniversitelerde anlatılan özgün fikirlerini astroloji safsatasına bulamıştı.


yine dönemin bilgelerinden olan giordano bruno, kopernik ve galileo galilei'nin güneş sistemini savunduğu için kilise tarafından sapık olduğu gerekçesiyle idam edilmişti.

bruno, o dönem astroloji, bilim ve felsefeyi kendince birleştirmişti. sihirli sözcükleri, "evren sonsuzdur ve tanrıya aittir. tanrı evrendir, evren ise tanrıdır" oldu.
bruno işkenceyle idam edildiği dönemde avrupalılar var olan bu kaos ortamından çıkış yolu arıyordu. mesihin geleceğine olan inanç hadsafaya çıkmıştı. tam da o dönem, kutsal metinlerin anlattığı tarzda yahudi kökenli bir adam belirdi; baruch spinoza

spinoza tıpkı bruno gibi her şeyin yekten var olduğuna inanıyordu. ona göre yaşam evrenin içinde neden sonuç ilişkisi sonucu zorundalık olarak doğan kutsal bir hayat enerjisiydi. tanrı doğanın her yerinde kendini gösteren, kendini gizlemeyen biriydi. şeyler ve ruh tözdür, tek bir kökün tek bir damarından çoğalırdı.


spinoza'dan sonra zaten delirmek için bahane arayan dönemin gariban toplumu iyice çıldırmış, ruh sağlığını kaybetmişti. kimisi tanrının bir parçası olduğuna inanıyor, o dönem yeni yeni keşfedilen doğu felsefelerini örnek gösterip, tanrının aslında yeryüzündeki tüm insanlara sirayet ettiğini, tanrının bedenimizde var olduğuna inanılıyordu. tanrıya dokunmak için var olan frekansımızı değiştirmek gerektiği inancı ilk kez olmasa da en ağır şekilde o dönemlerde kendini göstermeye başlamıştı. dönemin bilgeleri, 16 17 asır önce deli denilen filozofların, stoacılığın, felsefenin, bilimin ne olduğunu henüz idrak etmeye başlıyordu.


kaos içinde geçen birkaç on yıldan sonra kilise bir doktrin yayınlamak zorunda kaldı ve dedi ki;
"bilgeliği ve takdiri bakımından mükemmel, evrenden ve 'tanrı'dan farklı olan ilahi, yüce bir varlık yoktur."
kilise birey üzerinden birbirini yiyen toplum istemiyordu. hem tanrının doğanın kendisi olduğunu kabul etti, hem de tanrıdan daha yüce bir varlık olmayacağını yinelemiş oldu. kiliseye göre tanrı her şeydir ancak her şey tanrı değildir. bu da hindu ve diğer birçok doğu bloğu inanışlarına aykırıydı. böylece batı kilisesi kendini update etmeye başladı.

----


velhasıl astroloji inancı, bilim ile birleştiğinde çok can yakmaya başladı. çünkü insan hiç durmadan düşünen bir varlıktır. nedenini niçinini daima sorgular. kafasındaki boşlukları kendi imkanlarıyla doldurmaya çalışır.
o gün, karma, enerji, frekans gibi kavramlar uzak doğuya aitti ve batı bu kavramlar olmadan tanrıyı bulmaya çalışırdı. bugün ise fazladan birkaç bilgi daha öğrenmiş oldu.

modern fizik, kuantum, biyoloji ve kimya artık daha kolay test edilebilir oldu. insan o günden bugüne değin silikon atomunun yarı iletkenlik özelliğini kullanarak teknoloji devrimi yaptı. gerçekten de titreşim ve frekansın doğayı oluşturan temel güçlerden biri olduğunu fark etti. bu farkındalık, asırlardır kafasındaki boşlukları yine yarım yamalak bilgilerle kendi imkanlarıyla doldurmaya çalışan insanoğlunu daha fazla yordu. o dönemki safsatalar newton sayesinde unutuldu. dörtyüzyıl sonra einstein geldi, newton'ı yalanlarken spinoza'nın tanrısına inanıyorum gibi sevimli, önemsiz ama yanlış anlaşılan bi düşünce yapısı ifade etti. 20. yüzyılın başları bilim insanları için çok kötü bi dönemdi. savaş ve kıtlık vardı. bugün elde ettiğimiz başarıları bu kadar kısa sürede elde edeceğimize ne einstein ne maxwell inanmıyordu. aksine geçen zamanda bilim ilerledi ve einstein'ın ne kadar haklı olduğu ortaya çıktı.

artık bir çekim yasası olduğunu biliyoruz.
maddelerin kararsız yapıda olduğunu biliyoruz.
her şeyin dalga olduğunu biliyoruz. dalganın her zaman ama her zaman parçacığa dönüştüğünü biliyoruz. çünkü bu evrenin yapısında var. bigbangden bugüne tüm dalga paketçikleri biz baktığımız sürece parçacığa dönüşüyor.


bu birkaç cümlelik sözümona bilgi seli, tıpkı 16. yüzyılda olduğu gibi zihinsel yoksunluk çeken toplum için kafadan uydurma hikayeleri inanılmaz popüler kıldı.

halbuki bilimin teyit mekanizması son derece basittir. dalganın nasıl parçacığa dönüştüğüne, kendi iki gözünüzle evinizde yapacağınız basitçe bi gözlemle ikna olabilirsiniz.

dahası? dahasını bilimin ışığında yapmak zorundasınız. fikirler sınanabilir olmak zorundadır. fikirler her bir bireye eşit uzaklıkta, her an test edilebilir şekilde tasarlanmalıdır. eğer yeryüzünde hiçbir gücün test edemeyeceği fikirleriniz varsa muhtemelen safsatadır. inanmayınız.




.
.
.
.
bonus: "tanrı, iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hâkim kılmak için tanrı'yı kullanırlar."
giordano bruno.
devamını gör...

tez canlıdır.
devamını gör...

nerfle aynı mantığa sahip adaleti sağlamak ve dengesizliği önlemek amacıyla bir ekipmanın ya da karakterin gücünün arttırılması.
devamını gör...

sinirden ağladım. çok da güzel ağladım, helal olsun bana.
devamını gör...

sözlüğün başlarında, uzunca bir süre yoldaş benjamin franklin'in fake hesabı olarak anılan editörümüz.
bu delilik nereden çıktı, kimin aklına geldi bilmiyorum ama epey bir süre bizi tek bir kişi sanmışlardı.
o yoldaş olmaktan ne kadar mutluydu bilmiyorum ancak ben army olmaktan oldukça mutluydum, o sebepten çok ses etmiyordum. *

154 yazarın katıldığı radyonun açılışı için yapmış olduğumuz discord toplantısında, army'de konuşmacı olarak katılınca bir grup insan epey şaşırmıştı. *

(bkz: hey gidi günler)

yarın itibarıyla sözlükte 1.yılı dolacak.

dolu dolu 1 yıl geçirdik.
nice 1 yıllarımız olsun.

(bkz: kocaman teşekkürler)
devamını gör...

hırsızlıktan açılması gerekirken bundan dolayı açılması saçmalık olmuş.

ağrılı bir arkadaşım bana; "cano, senin kafa bizim mahallenin elektirik direği gibi karmaşık" deyince durumun kaçak elektirik olduğunu anlamamıştım. sonra direğin fotoğrafını atınca şok olmuştum. direkten onlarca kablo sarkıyordu.

doğu ve güneydoğu illerinde kaçak elektirik inanılmaz boyutlarda. ahırlarda bile klima koymuşlar. koca tarlaları kaçak elektirikle suluyorlar. sonra kesilince de yaygara koparıyorlar. bu millet sizin kahrınızı çekmek zorunda mı?
biz nasıl ödüyorsak, sizde öyle ödeyeceksiniz!

"türkiye elektrik dağıtım a.ş.nin (tedaş) 2014 "taaa o yıllarda rakam bu" faaliyet raporunda yer alan verilerini baz alan dicle edaş yetkilileri, dağıtım hizmeti sunulan 6 ildeki nüfusun sadece 5,7 milyon olmasına rağmen, nerdeyse nüfusu 14,6 milyonu aşan istanbul kadar elektrik kullanıyor.
bölge illerinden şanlıurfa’da yaşayan 1,8 milyon nüfusun bir yıllık elektrik tüketiminin 6,4 milyar kwh olduğunu ifade eden yetkililer, yapılan hesaplamalar sonunda bu kentte faturalandırılabilen elektrik miktarının ise sadece 1,5 milyar kwh olduğunun belirlendiğini kaydetti. şanlıurfa’daki kaçak kullanım miktarı ise aynı hesaplamalara göre 4,8 milyar kwh. buna göre, geçtiğimiz yıl 4,6 milyar kwh elektrik enerjisi üreten ve türkiye’nin en büyük barajı olan atatürk barajı’ndan üretilen elektrik, sadece şanlıurfa’daki kaçak kullanımı dahi karşılayamıyor."


lafa gelince "törreee noooomis", işlerine gelmeyince kaçak elektirik.
namusu kızlarınızın bacak arasında arayıp onlara hayatı zindan edeceğinize, şu faturadan calmamayı öğrenin önce...
devamını gör...

kimseyi yanlış bilgilendirmemek adına, sadece hakkında detaylı bilgi sahibi olduğum konular hakkında entry girmek için verdiğim karar.
devamını gör...

hortlak gibi bir yıl sonra kabus olup belirmesi...
neyse ki ölü numarası ayılarda hala işe yarıyor. hayatımda yaptığım en güzel şey senden ayrılmaktı.
hiiiç öyle ağlak zırlak şeyler yazma.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tanımları kimlerin beğendiğini görmeyelim. rica edeceğim fark ettiğim insanlar yüzünden bazen kafayı yeme noktasına geliyorum.
devamını gör...

yeni bir topluluğa dahil olunca genelde söylenen '' hoş geldin, biz sana çok değer veriyoruz, iyi ki varsın '' gibi sözlerdir.
devamını gör...

insan kendisini ne değerde görürse, diğerleri de onu değerde görür, derler bizim burada.

siz özgüveni yüksek, başarı sahibi ve güçlü biri olarak motive olursanız; emin olun insanların size bakışı değişecek, hatta hayatınız o yöne doğru evrilecektir. test edildi, onaylandı.
devamını gör...

soruşturma aşamasında yapılan hukuki vasıflandırma ile bağlı olunmayan yargılama aşamasıdır. yargı mercii, iddianâme kapsamında anlatılan olayları farklı şekilde vasıflandırabilir ve iddianâmede geçen sevk maddelerinden farklı maddeleri sanık durumundaki kişiye ek savunmasını almak şartıyla uygulayabilir. bu durum, yargılama ilerledikçe alınan sanık savunmaları, dinlenen tanık ifadelerinden hareketle, yüklenilen suçun vasıf ve mâhiyetinin değişmesi hâlinde de kendini gösterebilir. örneğin, savcılık makâmı iddianâmede anlattığı olayı hırsızlık olarak değerlendirip şüphelinin hırsızlık suçuna isâbet eden sevk maddeleri gereğince cezalandırılmasını ister. mahkeme de iddianâmede anlatılan olayı hırsızlık olarak değil de ''emniyeti suistimâl'', yâni ''güveni kötüye kullanma'' suçu olarak nitelerse ya da yargılamanın ileri aşamalarında suçun vasıf ve mâhiyeti alınan savunma ve tanık ifadeleri yoluyla değişirse, sanığın güveni kötüye kullanma suçunu târif eden sevk maddelerinden ek savunmasını almak suretiyle hırsızlıktan değil ama güveni kötüye kullanma suçundan dolayı mahkûmiyetine karar verebilir.

bildiğim kadarıyla, ek savunma hakkı sanığın dosyadan anlaşılan ama iddianâmede anlatılmayan suçları ile ilgili olarak verilemez. zira, cmk.nın 225/1. maddesi gereğince ; ''hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve fâili hakkında verilir.'' böyle bir durumu, yâni iddianâmede anlatılmayan ama dosyada başka suçların var olduğu hususunu yargı merciinin belirlemesi durumunda, mahkeme ara kararı oluşturarak savcılığa suç duyurusunda bulunabilir.
devamını gör...

birbirine benzediği için söylemden dolayı karıştırılan kelimelerdir. bir örnekle başlayayım ben:

nahif: cılız, çelimsiz, zayıf.
naif: açık yürekli, yapmacıksız.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim