normal sözlük bağımlılığı
benim de dâhil olduğum bağımlılık türü, sözde saat 2'de sözlükten çıkacaktım ama şu an saat 04:44 olmasına rağmen sözlükteyim.
devamını gör...
selman-ı farisi
iranlı sahabe. en ünlü sahabelerdendir. ayrıca berberlerin piri olarak kabul edilir. bunun sebebi hz. muhammed'in berberliğini yapmasıdır. selman-ı farisi, babasının ismiyle (yani, oğul bin baba) anılmak yerine, selman ibnül-islam/selman bin islam (islam'ın oğlu selman) olarak anılmıştır. bunun sebebiyse, kendini "ben, islam'ın oğlu selman'ım" diye tanıtmasıdır. hz. selman'ın müslüman olmadan önceki ismi, mabah bin buzahşan'dı. müslüman olduktan sonra selman ismini almıştır.
hz. selman'ın babası, mecusilik yani zerdüştlüğe çok bağlı biriydi. hatta evlerinde ateşgede bile vardı ki, bu ateşin sönmemesinden hz. selman sorumluydu. babası, hz. selman'ı aşırı severdi. hatta o kadar severdi ki, evladının zarar görmemesi adına onu eve kapatmıştı. bu süre boyunca hz. selman, sorgulamaya başlar. "gerçekten mecusilik gerçek din mi?" diye.. fakat hz. selman, adeta ev hapsindeydi, bu yüzden mecusiliği diğer dinlerle kıyaslayamazdı. bir gün, babasının işleri çoğalınca, hz. selman'ı tarlalarından birine bakması için gönderdi. fakat eve çabuk dönmesini söyledi, çünkü hz. selman onun en değerlisiydi.
hz. selman'ın geldiği bu bölgede, biraz hristiyan vardı. hz. selman yola koyuldu ve bir kilise gördü. kilisede hristiyanların ibadet ettiğini gördü ve onların yaptıklarıyla ilgilenmeye başladı. onları izledi.. o, bu insanların dinleri hakkında bir şeyler bilmiyordu. hz. selman, tarlaya gitmek istemedi ve merak ettiği bu insanları akşama kadar izledi. bu dinin, yani hristiyanlığın mecusilikten daha iyi olduğu sonucuna vardı. hristiyanlara bu dinin neye dayandığını sordu. hristiyanlar da, hristiyanlık hakkında kendisine bilgi verdiler..
hz. selman eve geç kalınca babası endişelendi ve onun yanına adamlar gönderdi. hz. selman eve döndü ve olayları babasına anlattı. babası hristiyanlığın hayırsız bir din olduğunu, atalarının dininin, hristiyanlıktan daha üstün olduğunu söyledi. hz. selman babasına karşı çıktı.. hristiyanlığın zerdüştlükten daha üstün olduğunu söyledi.. ve tartışma çıktı.. babası oğlu için telaşlandı ve hz. selman'ı ayaklarından bağlayıp hapsetti.
hz. selman, hristiyanlarla bir şekilde irtibata geçti. hristiyanlar ona dinlerinin kaynağının suriye'de olduğunu söylemişlerdi. hz. selman da onlarla irtibata geçince, suriye'ye giden bir kervan hazır olunca kendisine haber vermelerini söyledi. bir kervan hazır oldu ve hz. selman bir şekilde evden kaçtı. bu kervana katılıp suriye'ye gitti.. burda rahib'e hizmet etmeye başladı ve hristiyanlık hakkında temel bilgileri öğrendi. rahib iyi bir insan değildi. insanların verdikleri sadakaları kendisi için biriktiriyordu. rahib öldü ve onun yerine başka bir rahib geçti. hz. selman, bu rahib'e de itaat etti. bu rahib iyi bir insandı, imanı tamdı. hz. selman onu çok sevdi. fakat rahib'in de ölümü yaklaşıyordu. hz. selman ona, kendisi için kimi tavsiye edebileceğini sorunca rahib, kendisine itaat edilebilecek bildiği tek kişinin musul'da olduğunu söyledi.
hz. selman, musul'a gitti ve bu kişiye itaat etti. bu kişinin de ölümü yaklaştı. hz. selman bu kişiden de kimin tabiliğine girmesi gerektiğini sordu. bu kişi, böyle bir kimse tanımadığını fakat nusaybin'deki bir alime tabi olabileceğini söyledi. hz. selman, nusaybin'e gitti. nusaybin'deki rahibin yanında bir zaman kaldı ve bu rahibin de ölümü yaklaştı. hz. selman, kime tabi olabileceğini sordu. bu rahib, tabi olunabilecek olarak bildiği tek kişinin rumların bölgesinde, ammuriye'de olduğunu söyledi. hz. selman, ammuriye'ye gitti. ammuriye'de bir zaman kaldı ve bir zaman sonra burdaki rahibin de ölümü yaklaştı. yine kime tabi olabileceğini sordu. rahib, uyulabilecek bir kimse bilmediğini söyledi. ardından da şöyle dedi:
fakat yakında bir peygamber gelecek. o, ibrahim'in dini üzerinde gönderilmiş olacak. ve kavminin arasından hicret edecek. hurma bahçelerinin bulunduğu iki harra arasındaki bir yere doğru gidecektir. onun peygamber olduğunu gösteren alametler olacak. o hediye edilen şeyleri yiyen bir kimsedir ve sadaka olarak da hiçbir şey kabul etmez. iki omuzu arasında nübüvvet mührü bulunur. görünce onu tanırsın. o ülkeye gidip ona katılabileceğine inanıyorsan, bunu yap.
hz. selman burda bir müddet kaldı. ardından büyük bir arap kabilesi olan kelb kabilesinden bir tüccarla karşılaştı. bu tüccardan ülkesi hakkında bilgiler aldı ve hakkında konuşulan nebinin bu bölgeden olan bir yerden çıkması gerektiği sonucuna vardı. bir ücret karşılığında bu kişiyle birlikte hicaz'a gitti. fakat vadilkurâ'da bu kişi hz. selman'a ihanet ederek onu bir köle olarak bir yahudi'ye sattı. hz. selman vadilkurâ'da hurmalıklar gördü. kalbi rahat olmasa bile ammuriye'deki rahibin dediği yerin burası olmasını diliyordu. vadilkurâda bir müddet kalınca, efendisi olan yahudinin kuzeni, yahudi kabilesi olan kureyzaoğullarından bir kimse tarafından satın alındı. ve burdan da medine'ye götürüldü. burda, rahibin bahsettiği beldeye geldiğini anladı.
hz. selman, hz. muhammed medine'ye hicret edene kadar bir köle olarak burda hurma bahçelerinde çalıştı. sürekli çalışmak zorundaydı, bu yüzden serbest insanlarla konuşamıyordu. bu sebepten de, hz. muhammed'in varlığını bilmiyordu. hz. muhammed kuba'ye geldiğinde, evs ve hazrec kabilelerinin ona iman etmesini yahudiler kabullenemiyorlardı. hz. selman yine hurma bahçesinde çalıştığı sırada yahudilerden biri geldi ve bir ağacın altında oturan hz. selman'ın sahibine, evs ve hazrec kabilelerini kastederek şöyle dedi;
allah, benî kayle'ye lanet etsin. vallahi onlar şu anda, mekke'den bugün gelen bir adamın etrafında toplanmışlar ve onun nebi olduğuna inanıyorlar.
hz. selman kendi kendine şöyle der; bu kimse, kesinlikle o peygamberdir!
hz. selman fena titremeye başlar, öyle bir titrer ki, ağacın altında duran sahibinin üzerine düşeceğinden korkar. hızlı bir şekilde ağaçtan iner ve şöyle sorar;
ne diyor? bu haber nedir?
efendisi, hz. selman'a sert bir yumruk atar ve şöyle bağırır; bundan sanane?! sen işinin başına dön. hz. selman ise şöyle der;
ben sadece duyduğum bu haberin ne olduğunu anlamak istedim.
akşam olunca hz. selman, biriktirmiş olduğu bir parça yiyeceklerini alır ve kuba'daki hz. muhammed'in yanına gider. ona şöyle der;
senin salih bir insan olduğunu duydum. yanınızda ihtiyaç sahibi olan arkadaşlarınız var. sizin halinizi duyduğum vakit, bunları size vermemin daha iyi olacağını düşündüm. ve ardından da getirdiklerini resulullah'ın yanına koyar.
resulullah, ashabına şöyle buyurur; yiyiniz. fakat resulullah kendisi bunlardan yemez. hz. selman, resulullah'ın sadaka kabul etmediğini gördüğü vakit kendi kendine şöyle der; işte bu alâmetlerin birindendir. daha sonra da resulullah, medine'ye geçer.
hz. selman yine bir şeyler hazırlar ve resulullah'ın yanına gider. hz. selman, kendisine hediye vermek istediğini söyler. resulullah'ın sahabeleriyle birlikte bunlardan yediğini görür ve ikinci alametin de resulullah'da var olduğu sonucuna varır.
bir müddet sonra hz. selman, tekrar resulullah'ın yanına gider. resulullah, ashabı ile birlikte oturuyordu. hz. selman onlara selam verir ve resulullah'ın etrafında dolaşmaya başlar. resulullah, hz. selman'ın bildiği bir şeyleri araştırdığını anlar ve ridasını kaldırır. hz. selman, resulullah'ın sırtındaki mührü görür ve ammuriye'deki rahibin kendisine bahsettiği mührün aynısı olduğunu anlar. ve onu öperek ağlamaya başlar..
resulullah, hz. selman'ı yanına oturup halini sorar. hz. selman, oraya ulaşıncaya dek yaşadığı olayları anlatır, ve resulullah ile ordaki sahabiler hayretler içerisinde onu dinlerler. bu arada, hz. selman'ın resulullah'a geldiği zaman arapçayı maksadını anlatacak kadar bilmediği ve bu yüzden, resulullah ile farsçayı bilen bir tercüman sayesinde konuştuğu rivayet edilir. hz. selman'ın başına gelen olaylarla ilgili rivayetlerde farklılıklar vardır.
hz. selman bir süre daha köle olarak yaşadığı için, hendek savaşı öncesi gazalara katılamamıştır. uhud savaşı öncesinde resulullah, hz. selman'a efendisiyle şartlı serbest bırakma anlaşmasında bulunmasını buyurur. hz. selman efendisine gider ve serbest bırakılmasının şartı olarak, 300 hurma fidanı elde edip dikmek ve 1600 dirhem altın vermek konusunda anlaştılar. resulullah bu haberi alınca, sahabilere şöyle buyurdu: kardeşinize yardım ediniz.
sahabiler kendi güçleri ölçüsünde fidan elde ettiler ve 300 fidanı hz. selman'a verdiler. resulullah, hz. selman'a şöyle buyurdu: selman git çukurlarını kaz. dikmeye sıra gelince onları sen dikme, bana haber ver. onları kendi ellerimle yerlerine koyacağım.
hz. selman, çukurların kazılması görevini sahabilerin yardımıyla bitirir. resulullah da bahçeye gider ve bütün fidanları yerine koyar. bu fidanlardan bir tanesi bile kurumaz. ardından resulullah, hz. selman'ı çağırır ve efendisine ödemesi gerekilen 1600 dirhem altını ödemesi için ona yumurta büyüklüğünde olan bir altın külçesi verir. hz. selman şöyle sormaktan kendini alamaz, ya resulullah, bu benim ödemem gereken miktarı nasıl karşılar?
resulullah şöyle buyurur; ey selman! allah onunla senin borcunu karşılayacaktır. hz. selman gerçekten de bu altın külçesiyle, ödemesi gereken altın miktarını öder. böylelikle hz. selman kölelikten azat edilir. hz. selman'ın azat edilmesi konusunda farklı rivayetler vardır.
hz. selman haliyle, tavırlarıyla adeta bir cazibe merkesiydi. hatta ensarlar da, muhacirler de, hep selmân bizdendir. diyorlardı. bunun üzerine resulullah buyurdu; selmân bizdendir, ehli-beyt'tendir.
gel zaman git zaman, hz. selman birgün vali olur. o sıra bir adam, yanında bir yük incirle gelir. hz. selman'ın sırtında bu sıra gösterişsiz bir aba vardı. adam, hz. selman'ı tanımamaktadır. hz. selman'ı bu hâlde görüp şöyle der;
gel şunu taşı!
hz. selman gidip yükü sırtlanır. halk hz. selman'ı görünce tanır. ve adama şöyle derler:
senin yükünü taşıyan bu zât validir!
adam şöyle diyerek özür diler,
seni tanıyamadım.
ve hz. selman'ın sırtındaki yükü almaya çalışır. hz. selman ise şöyle der,
bir zararı yok. yükü evine götürene kadar sırtımdan indirmeyeceğim.
--
hz. selman ile ilgili şöyle bir olay da anlatılır;
daha hz. muhammed'in yaşadığı dönemde, sahabeden bir grup, mescid-i nebevi'de halka kurmuş, aralarında sohbet ediyorlardı. bunlardan birisinin hz. selman ile bir problemi vardı. hz. selman, mescid-i nebevi kapısından içeri girince, hz. selman ile sorun yaşayan sahabe, hz. selman'ın duyacağı bir şekilde konuyu değiştirir ve etrafındaki arkadaşlarından kabile ve soylarını sormaya başlar. soyun nedir, sülalen nereye dayanır, hangi kabiledensin? diye sormaya başlar. herkes kendi soyunu-sopunu anlatır.
-mudar kabilesindenim, falan oğlu falanım!
-ben evs kabilesindenim, babam medinelilerin en şereflilerinden falanın oğludur. dedem şudur, dedemin babasıysa şudur! diye anlatır birisi de..
-ben de temim kabilesindenim, falanın oğlu falanım.
-ben, hazrec kabilesindenim!
-ben de kureyş kabilesindenim, insanların en şereflilerinin soyundanım!
hz. selman tüm bunları acınmayla dinler. sohbet bitince, sohbeti idâre eden zat hz. selman'a dönüp şöyle sorar:
ya selman, senin soyun-sopun nereye dayanıyor, sen nerelisin, sen hangi kabiledensin?
onlar, hz. selman'ın iranlı yani yabancı, garip, bilinen bir soyunun olmadığını düşünürler. hz. selman ise şu cevabı verir;
ben de, islam'ın oğlu selman'ım.
hz. selman, gözleri dolarak şöyle devam eder;
ben delalette olan sapıtmış bir insanken, allah, hz. muhammed ile beni hidayete erdirdi. ben fakir, yoksul bir insanken, allah, beni hz. muhammed ile zenginleştirdi. ben basit bir köleyken, allah, beni hz. muhammed ile özgürlüğüme kavuşturdu. işte bu benim soyum ve ırkım. benim soyumu, sopumumu öğrenmek istiyorsunuz? ben de, islam'ın oğlu selman'ım.
bu cevap karşısında kimse bir şey diyemez, herkes donup kalır. herkesin içten-içe islam kardeşliği duyguları kabarır. hz. ömer, bütün bunları mescid'in bir yerinde dinlemekteydi. bu sözleri duyduğu an ayağa kalktı ve bu topluluğun yanına geldi. hz. ömer onlara şöyle dedi;
peki ya benim soyumu-sopumu öğrenmek ister misiniz? ben de islam oğlu ömer'im. islam oğlu selman'ın kardeşiyim.
ordaki sahabilerin hepsi birer-birer ayağa kalkıp, ben de islam'ın oğluyum demeye başlar..
hz. selman, ölüm döşeğine yattığı zaman vali sad bin malik ve sad bin mesud onun ağladığını görürler. neden ağladığını sorduklarında hz. selman şöyle cevap verir;
resulullah bizden bir ahid aldı. hiç birimiz onu koruyamadık. o bize şöyle demişti: sizin dünyadaki geçimliliğiniz, bir yolcunun azığı kadar olsun.
şiiler, hz. ali ve ehli beyt hakkındaki rivayet edilen hadislerin çoğunu hz. selman'a isnad eder. galiyye (gulat-ı şia) ekollerindeyse, hz. selman, ilahi sudur sırasındaki hz. ali'den hemen sonraki kişidir. nusayrilikte, nusayrilerin teslis akidesini ifade eden ayn, mim, sin harflerinden, ayn hz. ali'yi, mim hz. muhammed'i, sin ise hz. selman'ı ifade etmektedir.
durzîlerse, kur'an'ın hz. selman'a vahyolunduğuna ve hz. muhammed'in kur'an'ı ondan aldığına inanırlar. sufiler ise ashabul-suffe ile beraber hz. selman'ı tasavvufun kurucularından biri olarak kabul ederler.
hz. selman'ın babası, mecusilik yani zerdüştlüğe çok bağlı biriydi. hatta evlerinde ateşgede bile vardı ki, bu ateşin sönmemesinden hz. selman sorumluydu. babası, hz. selman'ı aşırı severdi. hatta o kadar severdi ki, evladının zarar görmemesi adına onu eve kapatmıştı. bu süre boyunca hz. selman, sorgulamaya başlar. "gerçekten mecusilik gerçek din mi?" diye.. fakat hz. selman, adeta ev hapsindeydi, bu yüzden mecusiliği diğer dinlerle kıyaslayamazdı. bir gün, babasının işleri çoğalınca, hz. selman'ı tarlalarından birine bakması için gönderdi. fakat eve çabuk dönmesini söyledi, çünkü hz. selman onun en değerlisiydi.
hz. selman'ın geldiği bu bölgede, biraz hristiyan vardı. hz. selman yola koyuldu ve bir kilise gördü. kilisede hristiyanların ibadet ettiğini gördü ve onların yaptıklarıyla ilgilenmeye başladı. onları izledi.. o, bu insanların dinleri hakkında bir şeyler bilmiyordu. hz. selman, tarlaya gitmek istemedi ve merak ettiği bu insanları akşama kadar izledi. bu dinin, yani hristiyanlığın mecusilikten daha iyi olduğu sonucuna vardı. hristiyanlara bu dinin neye dayandığını sordu. hristiyanlar da, hristiyanlık hakkında kendisine bilgi verdiler..
hz. selman eve geç kalınca babası endişelendi ve onun yanına adamlar gönderdi. hz. selman eve döndü ve olayları babasına anlattı. babası hristiyanlığın hayırsız bir din olduğunu, atalarının dininin, hristiyanlıktan daha üstün olduğunu söyledi. hz. selman babasına karşı çıktı.. hristiyanlığın zerdüştlükten daha üstün olduğunu söyledi.. ve tartışma çıktı.. babası oğlu için telaşlandı ve hz. selman'ı ayaklarından bağlayıp hapsetti.
hz. selman, hristiyanlarla bir şekilde irtibata geçti. hristiyanlar ona dinlerinin kaynağının suriye'de olduğunu söylemişlerdi. hz. selman da onlarla irtibata geçince, suriye'ye giden bir kervan hazır olunca kendisine haber vermelerini söyledi. bir kervan hazır oldu ve hz. selman bir şekilde evden kaçtı. bu kervana katılıp suriye'ye gitti.. burda rahib'e hizmet etmeye başladı ve hristiyanlık hakkında temel bilgileri öğrendi. rahib iyi bir insan değildi. insanların verdikleri sadakaları kendisi için biriktiriyordu. rahib öldü ve onun yerine başka bir rahib geçti. hz. selman, bu rahib'e de itaat etti. bu rahib iyi bir insandı, imanı tamdı. hz. selman onu çok sevdi. fakat rahib'in de ölümü yaklaşıyordu. hz. selman ona, kendisi için kimi tavsiye edebileceğini sorunca rahib, kendisine itaat edilebilecek bildiği tek kişinin musul'da olduğunu söyledi.
hz. selman, musul'a gitti ve bu kişiye itaat etti. bu kişinin de ölümü yaklaştı. hz. selman bu kişiden de kimin tabiliğine girmesi gerektiğini sordu. bu kişi, böyle bir kimse tanımadığını fakat nusaybin'deki bir alime tabi olabileceğini söyledi. hz. selman, nusaybin'e gitti. nusaybin'deki rahibin yanında bir zaman kaldı ve bu rahibin de ölümü yaklaştı. hz. selman, kime tabi olabileceğini sordu. bu rahib, tabi olunabilecek olarak bildiği tek kişinin rumların bölgesinde, ammuriye'de olduğunu söyledi. hz. selman, ammuriye'ye gitti. ammuriye'de bir zaman kaldı ve bir zaman sonra burdaki rahibin de ölümü yaklaştı. yine kime tabi olabileceğini sordu. rahib, uyulabilecek bir kimse bilmediğini söyledi. ardından da şöyle dedi:
fakat yakında bir peygamber gelecek. o, ibrahim'in dini üzerinde gönderilmiş olacak. ve kavminin arasından hicret edecek. hurma bahçelerinin bulunduğu iki harra arasındaki bir yere doğru gidecektir. onun peygamber olduğunu gösteren alametler olacak. o hediye edilen şeyleri yiyen bir kimsedir ve sadaka olarak da hiçbir şey kabul etmez. iki omuzu arasında nübüvvet mührü bulunur. görünce onu tanırsın. o ülkeye gidip ona katılabileceğine inanıyorsan, bunu yap.
hz. selman burda bir müddet kaldı. ardından büyük bir arap kabilesi olan kelb kabilesinden bir tüccarla karşılaştı. bu tüccardan ülkesi hakkında bilgiler aldı ve hakkında konuşulan nebinin bu bölgeden olan bir yerden çıkması gerektiği sonucuna vardı. bir ücret karşılığında bu kişiyle birlikte hicaz'a gitti. fakat vadilkurâ'da bu kişi hz. selman'a ihanet ederek onu bir köle olarak bir yahudi'ye sattı. hz. selman vadilkurâ'da hurmalıklar gördü. kalbi rahat olmasa bile ammuriye'deki rahibin dediği yerin burası olmasını diliyordu. vadilkurâda bir müddet kalınca, efendisi olan yahudinin kuzeni, yahudi kabilesi olan kureyzaoğullarından bir kimse tarafından satın alındı. ve burdan da medine'ye götürüldü. burda, rahibin bahsettiği beldeye geldiğini anladı.
hz. selman, hz. muhammed medine'ye hicret edene kadar bir köle olarak burda hurma bahçelerinde çalıştı. sürekli çalışmak zorundaydı, bu yüzden serbest insanlarla konuşamıyordu. bu sebepten de, hz. muhammed'in varlığını bilmiyordu. hz. muhammed kuba'ye geldiğinde, evs ve hazrec kabilelerinin ona iman etmesini yahudiler kabullenemiyorlardı. hz. selman yine hurma bahçesinde çalıştığı sırada yahudilerden biri geldi ve bir ağacın altında oturan hz. selman'ın sahibine, evs ve hazrec kabilelerini kastederek şöyle dedi;
allah, benî kayle'ye lanet etsin. vallahi onlar şu anda, mekke'den bugün gelen bir adamın etrafında toplanmışlar ve onun nebi olduğuna inanıyorlar.
hz. selman kendi kendine şöyle der; bu kimse, kesinlikle o peygamberdir!
hz. selman fena titremeye başlar, öyle bir titrer ki, ağacın altında duran sahibinin üzerine düşeceğinden korkar. hızlı bir şekilde ağaçtan iner ve şöyle sorar;
ne diyor? bu haber nedir?
efendisi, hz. selman'a sert bir yumruk atar ve şöyle bağırır; bundan sanane?! sen işinin başına dön. hz. selman ise şöyle der;
ben sadece duyduğum bu haberin ne olduğunu anlamak istedim.
akşam olunca hz. selman, biriktirmiş olduğu bir parça yiyeceklerini alır ve kuba'daki hz. muhammed'in yanına gider. ona şöyle der;
senin salih bir insan olduğunu duydum. yanınızda ihtiyaç sahibi olan arkadaşlarınız var. sizin halinizi duyduğum vakit, bunları size vermemin daha iyi olacağını düşündüm. ve ardından da getirdiklerini resulullah'ın yanına koyar.
resulullah, ashabına şöyle buyurur; yiyiniz. fakat resulullah kendisi bunlardan yemez. hz. selman, resulullah'ın sadaka kabul etmediğini gördüğü vakit kendi kendine şöyle der; işte bu alâmetlerin birindendir. daha sonra da resulullah, medine'ye geçer.
hz. selman yine bir şeyler hazırlar ve resulullah'ın yanına gider. hz. selman, kendisine hediye vermek istediğini söyler. resulullah'ın sahabeleriyle birlikte bunlardan yediğini görür ve ikinci alametin de resulullah'da var olduğu sonucuna varır.
bir müddet sonra hz. selman, tekrar resulullah'ın yanına gider. resulullah, ashabı ile birlikte oturuyordu. hz. selman onlara selam verir ve resulullah'ın etrafında dolaşmaya başlar. resulullah, hz. selman'ın bildiği bir şeyleri araştırdığını anlar ve ridasını kaldırır. hz. selman, resulullah'ın sırtındaki mührü görür ve ammuriye'deki rahibin kendisine bahsettiği mührün aynısı olduğunu anlar. ve onu öperek ağlamaya başlar..
resulullah, hz. selman'ı yanına oturup halini sorar. hz. selman, oraya ulaşıncaya dek yaşadığı olayları anlatır, ve resulullah ile ordaki sahabiler hayretler içerisinde onu dinlerler. bu arada, hz. selman'ın resulullah'a geldiği zaman arapçayı maksadını anlatacak kadar bilmediği ve bu yüzden, resulullah ile farsçayı bilen bir tercüman sayesinde konuştuğu rivayet edilir. hz. selman'ın başına gelen olaylarla ilgili rivayetlerde farklılıklar vardır.
hz. selman bir süre daha köle olarak yaşadığı için, hendek savaşı öncesi gazalara katılamamıştır. uhud savaşı öncesinde resulullah, hz. selman'a efendisiyle şartlı serbest bırakma anlaşmasında bulunmasını buyurur. hz. selman efendisine gider ve serbest bırakılmasının şartı olarak, 300 hurma fidanı elde edip dikmek ve 1600 dirhem altın vermek konusunda anlaştılar. resulullah bu haberi alınca, sahabilere şöyle buyurdu: kardeşinize yardım ediniz.
sahabiler kendi güçleri ölçüsünde fidan elde ettiler ve 300 fidanı hz. selman'a verdiler. resulullah, hz. selman'a şöyle buyurdu: selman git çukurlarını kaz. dikmeye sıra gelince onları sen dikme, bana haber ver. onları kendi ellerimle yerlerine koyacağım.
hz. selman, çukurların kazılması görevini sahabilerin yardımıyla bitirir. resulullah da bahçeye gider ve bütün fidanları yerine koyar. bu fidanlardan bir tanesi bile kurumaz. ardından resulullah, hz. selman'ı çağırır ve efendisine ödemesi gerekilen 1600 dirhem altını ödemesi için ona yumurta büyüklüğünde olan bir altın külçesi verir. hz. selman şöyle sormaktan kendini alamaz, ya resulullah, bu benim ödemem gereken miktarı nasıl karşılar?
resulullah şöyle buyurur; ey selman! allah onunla senin borcunu karşılayacaktır. hz. selman gerçekten de bu altın külçesiyle, ödemesi gereken altın miktarını öder. böylelikle hz. selman kölelikten azat edilir. hz. selman'ın azat edilmesi konusunda farklı rivayetler vardır.
hz. selman haliyle, tavırlarıyla adeta bir cazibe merkesiydi. hatta ensarlar da, muhacirler de, hep selmân bizdendir. diyorlardı. bunun üzerine resulullah buyurdu; selmân bizdendir, ehli-beyt'tendir.
gel zaman git zaman, hz. selman birgün vali olur. o sıra bir adam, yanında bir yük incirle gelir. hz. selman'ın sırtında bu sıra gösterişsiz bir aba vardı. adam, hz. selman'ı tanımamaktadır. hz. selman'ı bu hâlde görüp şöyle der;
gel şunu taşı!
hz. selman gidip yükü sırtlanır. halk hz. selman'ı görünce tanır. ve adama şöyle derler:
senin yükünü taşıyan bu zât validir!
adam şöyle diyerek özür diler,
seni tanıyamadım.
ve hz. selman'ın sırtındaki yükü almaya çalışır. hz. selman ise şöyle der,
bir zararı yok. yükü evine götürene kadar sırtımdan indirmeyeceğim.
--
hz. selman ile ilgili şöyle bir olay da anlatılır;
daha hz. muhammed'in yaşadığı dönemde, sahabeden bir grup, mescid-i nebevi'de halka kurmuş, aralarında sohbet ediyorlardı. bunlardan birisinin hz. selman ile bir problemi vardı. hz. selman, mescid-i nebevi kapısından içeri girince, hz. selman ile sorun yaşayan sahabe, hz. selman'ın duyacağı bir şekilde konuyu değiştirir ve etrafındaki arkadaşlarından kabile ve soylarını sormaya başlar. soyun nedir, sülalen nereye dayanır, hangi kabiledensin? diye sormaya başlar. herkes kendi soyunu-sopunu anlatır.
-mudar kabilesindenim, falan oğlu falanım!
-ben evs kabilesindenim, babam medinelilerin en şereflilerinden falanın oğludur. dedem şudur, dedemin babasıysa şudur! diye anlatır birisi de..
-ben de temim kabilesindenim, falanın oğlu falanım.
-ben, hazrec kabilesindenim!
-ben de kureyş kabilesindenim, insanların en şereflilerinin soyundanım!
hz. selman tüm bunları acınmayla dinler. sohbet bitince, sohbeti idâre eden zat hz. selman'a dönüp şöyle sorar:
ya selman, senin soyun-sopun nereye dayanıyor, sen nerelisin, sen hangi kabiledensin?
onlar, hz. selman'ın iranlı yani yabancı, garip, bilinen bir soyunun olmadığını düşünürler. hz. selman ise şu cevabı verir;
ben de, islam'ın oğlu selman'ım.
hz. selman, gözleri dolarak şöyle devam eder;
ben delalette olan sapıtmış bir insanken, allah, hz. muhammed ile beni hidayete erdirdi. ben fakir, yoksul bir insanken, allah, beni hz. muhammed ile zenginleştirdi. ben basit bir köleyken, allah, beni hz. muhammed ile özgürlüğüme kavuşturdu. işte bu benim soyum ve ırkım. benim soyumu, sopumumu öğrenmek istiyorsunuz? ben de, islam'ın oğlu selman'ım.
bu cevap karşısında kimse bir şey diyemez, herkes donup kalır. herkesin içten-içe islam kardeşliği duyguları kabarır. hz. ömer, bütün bunları mescid'in bir yerinde dinlemekteydi. bu sözleri duyduğu an ayağa kalktı ve bu topluluğun yanına geldi. hz. ömer onlara şöyle dedi;
peki ya benim soyumu-sopumu öğrenmek ister misiniz? ben de islam oğlu ömer'im. islam oğlu selman'ın kardeşiyim.
ordaki sahabilerin hepsi birer-birer ayağa kalkıp, ben de islam'ın oğluyum demeye başlar..
hz. selman, ölüm döşeğine yattığı zaman vali sad bin malik ve sad bin mesud onun ağladığını görürler. neden ağladığını sorduklarında hz. selman şöyle cevap verir;
resulullah bizden bir ahid aldı. hiç birimiz onu koruyamadık. o bize şöyle demişti: sizin dünyadaki geçimliliğiniz, bir yolcunun azığı kadar olsun.
şiiler, hz. ali ve ehli beyt hakkındaki rivayet edilen hadislerin çoğunu hz. selman'a isnad eder. galiyye (gulat-ı şia) ekollerindeyse, hz. selman, ilahi sudur sırasındaki hz. ali'den hemen sonraki kişidir. nusayrilikte, nusayrilerin teslis akidesini ifade eden ayn, mim, sin harflerinden, ayn hz. ali'yi, mim hz. muhammed'i, sin ise hz. selman'ı ifade etmektedir.
durzîlerse, kur'an'ın hz. selman'a vahyolunduğuna ve hz. muhammed'in kur'an'ı ondan aldığına inanırlar. sufiler ise ashabul-suffe ile beraber hz. selman'ı tasavvufun kurucularından biri olarak kabul ederler.
devamını gör...
insanı en sakin anında bile sinir eden şeyler
kahvaltıda bıçak, yemekte servis kaşığı kullanılmaması; ortak tabaklara çatallarla dalmaları. yazarken bile sinirlendim.
devamını gör...
twitter'da açılan kampanyadan ötürü gözaltına alınmak
yüzlerce kadın birbirine 'dikkat et' mesajı atıyor ve buna kara mizah yaptılar yeaa deniyor öyle mi ? - tamam.
devamını gör...
parasite
izledikten sonra oscar alan film olamayacağını düşündüğüm için defalarca doğru film mi acaba diye kontrol etmeme sebep olmuş izleyiciyi salak yerine koyan başarısız bir film
devamını gör...
1929 istanbul kışı
2 şubat 1929'da istanbul'lular ani ve şiddetli bir kar yağışı ile karşı karşıya kaldılar. tipi yüzünden vapurlar işleyemedi, tramvaylar çalışamadı. şehrin çevre ile bağlantısı kesildi. sıcaklık eksi 12 dereceye kadar düştü. evlerin çatılarında bir metreden fazla buzlar oluştu. istinye önlerinde boğaz buz tuttu. eyüp civarında haliç dondu. ayrıca kâğıthane deresi, göksu, kurbağalıdere ve terkos gölü tamamen buz tuttu.
ara sıra güneş çıkar gibi olduysa da kış bir türlü gitmiyordu. 1 mart 1929 günü istanbul boğazı karadeniz'den gelen buzların istilasına uğradı ve boğaz dondu. boğaz bir anda buz istilasına uğrayınca vapurlar işleyemedi. martın ikinci haftasında havalar biraz ısındı ve buzlar da eridi.
ara sıra güneş çıkar gibi olduysa da kış bir türlü gitmiyordu. 1 mart 1929 günü istanbul boğazı karadeniz'den gelen buzların istilasına uğradı ve boğaz dondu. boğaz bir anda buz istilasına uğrayınca vapurlar işleyemedi. martın ikinci haftasında havalar biraz ısındı ve buzlar da eridi.
devamını gör...
analog fotoğrafçılık
bir çok insanın merak saldığı fotoğrafçılık ,
farklı analog makineler ile onlara uyumlu film çeşitleri kullanılarak çekilen fotoğrafın hazzına doyumu olmayan ,populer olarak 36 kareden oluşan filmlerin kullanıldığı her bir fotoğraf karesinin değerinin dijital makinelerden çıkan karelere göre daha hissiyatlı duyguları aktardığı, aynı zamanda filmin çektikten sonra banyosunun taramasının ve basımının zahmetli süreçlerinden geçtiği fotoğrafçılık biçimi..
farklı analog makineler ile onlara uyumlu film çeşitleri kullanılarak çekilen fotoğrafın hazzına doyumu olmayan ,populer olarak 36 kareden oluşan filmlerin kullanıldığı her bir fotoğraf karesinin değerinin dijital makinelerden çıkan karelere göre daha hissiyatlı duyguları aktardığı, aynı zamanda filmin çektikten sonra banyosunun taramasının ve basımının zahmetli süreçlerinden geçtiği fotoğrafçılık biçimi..
devamını gör...
oy verin tanımlara can verin
tanıma gülüp mesaj atan ancak beğenmeyen yazarlara söylemek istediğimdir.
devamını gör...
sinema tarihinin en erotik filmleri
devamını gör...
kahve içmeden ayılamam sorunsalı
ayılamamanın yanı sıra bir şeyler eksik yahu. öğlen olacak kahve içemedim. tam anlamıyla keyiflenemiyorum hiç bir şeye..
ve evet içimde ağlamak hissi*
ve evet içimde ağlamak hissi*
devamını gör...
dindarları cahil yobaz gerici sanmak
_dindarlar
_kim?
_dindarlar, dindarlar canım tanımıyor musun hani geçen tanışmıştık
_haa şu dindarlar. tamam hatırladım. nolmuş bi şey mi olmuş?
_yok canım bi şey olmamış da sana kötü bir haberim var. dindarlar cahil, yobaz ve gerici insanlarmış
_deme ya
_valla
_tüh, napcaz şimdi
_bi şey yapmicaz
_peki niye cahil, yobaz ve gerici oluyolarmış?
_şey diyorlar, namaz kılıyolarmış işte kur'an diye bi kitap varmış onu okuyorlarmış. ibadet etmekten düşünmeye fırsat bulamıyolarmış
_deme ya. öyleyse biz dindar olmayalım
_aynen olmayalım
_e iyi de biz de müslümanız
_haa doğru lan biz de müslümanız. olsun biz dindar değiliz.
_doğru, biz dindar değiliz
_o zaman biz cahil, yobaz ve gerici de değiliz di mi
_kesinlikle, biz cahil, yobaz ve gerici değiliz.
_iyi madem. bi an korktum cahil, yobaz ve gerici oldum sandım
_yok kanka endişe etmene gerek yok dindar olmadığımız sürece cahil, yobaz ve gerici olmamızın imkanı yok.
t: genelleme içeren başlıklarda bugün.
_kim?
_dindarlar, dindarlar canım tanımıyor musun hani geçen tanışmıştık
_haa şu dindarlar. tamam hatırladım. nolmuş bi şey mi olmuş?
_yok canım bi şey olmamış da sana kötü bir haberim var. dindarlar cahil, yobaz ve gerici insanlarmış
_deme ya
_valla
_tüh, napcaz şimdi
_bi şey yapmicaz
_peki niye cahil, yobaz ve gerici oluyolarmış?
_şey diyorlar, namaz kılıyolarmış işte kur'an diye bi kitap varmış onu okuyorlarmış. ibadet etmekten düşünmeye fırsat bulamıyolarmış
_deme ya. öyleyse biz dindar olmayalım
_aynen olmayalım
_e iyi de biz de müslümanız
_haa doğru lan biz de müslümanız. olsun biz dindar değiliz.
_doğru, biz dindar değiliz
_o zaman biz cahil, yobaz ve gerici de değiliz di mi
_kesinlikle, biz cahil, yobaz ve gerici değiliz.
_iyi madem. bi an korktum cahil, yobaz ve gerici oldum sandım
_yok kanka endişe etmene gerek yok dindar olmadığımız sürece cahil, yobaz ve gerici olmamızın imkanı yok.
t: genelleme içeren başlıklarda bugün.
devamını gör...
sözlük yazarlarının aldığı en güzel hediye
pikap ve barış manço plakları olmuştu.
devamını gör...
meniere hastalığı
tedavisinde histamin h1 analoğu betahistin kullanılmaktadır.
piyasa ismi vasoserc,betaserc olarak eczanelerde yerini alır.
piyasa ismi vasoserc,betaserc olarak eczanelerde yerini alır.
devamını gör...
suçluyorum
fr. j'accuse...!
emile zola'nın 13 ocak 1898 tarihinde dönemin fransa cumhurbaşkanı félix faure'a hitaben l'aurore gazetesi'nde yayımlanan mektubunun başlığıdır.
söz konusu mektup sadece fransa'da, yahudi kökenli bir subay olan alfred dreyfus'un, haksız yere ve düzmece belgelerle bir casusluk suçuyla suçlanarak yüzeysel bir yargılama sonucunda zindana gönderilme olayına istinaden emile zola'nın aslında herkesin bildiği olayın gerçek faillerini açık ettiği ve yapılan hukuk dışı eylem ve işlemlerin sadece hukuk ve ayrımcılık olayı değil, aynı zamanda başta ordu ve yargı olmak üzere ülkenin tüm kurumlarını derinden sarsan bir olay olduğunu haykıran bir mektuptur. zola, bu mektubuyla "kral çıplak" başlıklı masalda, "kral çıplak" diye haykıran çocuğun rolünü üstlenmiş ve herkesin bildiği ama kimsenin yapamadığı yapamadığı bir durum hakkında haykırışta bulunmuştur. zola, bu konudaki isyanını mektupta şöyle dile getirir:
"borçlar ve suçlar altında ezilmiş kişiler suçsuz ilan ediliyor, buna karşılık onurun ta kendisi, yaşamı lekesiz bir adam cezalandırılıyor. bir toplum bu noktaya geldiği zaman, artık çürümeye başlamış demektir."
zola, mektupla, sahte ve düzmece belgelerle kirli tezgâhı kuranların oyunlarını bozmak adına harekete geçişinin kendisinin de ceza alabilmesine neden olabileceğini bildiğini ama duruşundan da taviz vermeyeceğini söyleyerek tam bir aydın (intellectuel) karakteri sergiler:
“bu suçlamaları yöneltirken, kendimi hakaret suçlarını cezalandıran 29 temmuz 1881 tarihli basın yasasının 30 ve 31. maddelerinin kapsamına soktuğumu biliyorum. bu tehlikeye isteyerek atılıyorum.”
mektup, şu paragraf ile biter:
"...suçladığım insanlara gelince onları tanımıyorum, hiçbir zaman görmedim, kendilerine ne hıncım var ne de kinim. benim için önemsiz varlıklar, toplumsal kötülük ruhlarından başka bir şey değiller. burada yerine getirdiğim edimse, gerçeğin ve adaletin patlamasını çabuklaştırmak için başvurduğum devrimsel bir yol yalnızca. benim tek bir tutkum var, öylesine çok acı çekmiş ve mutluluğu hak etmiş insanlık adına ışık tutkusu. ateşli karşı çıkışım ruhumun çığlığından başka bir şey değil. beni ağır ceza mahkemesine çıkarmayı göze alsınlar ve soruşturma gün ışığında, apaçık yapılsın. bekliyorum."
nitekim düşündüğü şey emile zola'nın başına gelir. zola hakkında hakaret suçlamaları ile dava açılır. zola, yargılama sonucunda 1 yıl hapis ve 3 bin frank para cezasına çarptırılır. birleşik krallık'a kaçmak zorunda kalır.
öte yandan dreyfus olayı ile ilgili tüm mesnetsiz iddialardan açığa çıkması 12 yılı alır ve bu olaylardan geriye masum olduğu halde zulme uğrayan alfred dreyfus ile o'nun masum olduğunu haykıran emile zola'nın isimlerinin tarihe geçmesi; onlar hakkında mahkumiyet kararı kuranların ise esamelerinin okunmaması kalır.
emile zola, suçluyorum, çev. tahsin yücel, can yayınları, istanbul, 2019.
*
emile zola'nın 13 ocak 1898 tarihinde dönemin fransa cumhurbaşkanı félix faure'a hitaben l'aurore gazetesi'nde yayımlanan mektubunun başlığıdır.
söz konusu mektup sadece fransa'da, yahudi kökenli bir subay olan alfred dreyfus'un, haksız yere ve düzmece belgelerle bir casusluk suçuyla suçlanarak yüzeysel bir yargılama sonucunda zindana gönderilme olayına istinaden emile zola'nın aslında herkesin bildiği olayın gerçek faillerini açık ettiği ve yapılan hukuk dışı eylem ve işlemlerin sadece hukuk ve ayrımcılık olayı değil, aynı zamanda başta ordu ve yargı olmak üzere ülkenin tüm kurumlarını derinden sarsan bir olay olduğunu haykıran bir mektuptur. zola, bu mektubuyla "kral çıplak" başlıklı masalda, "kral çıplak" diye haykıran çocuğun rolünü üstlenmiş ve herkesin bildiği ama kimsenin yapamadığı yapamadığı bir durum hakkında haykırışta bulunmuştur. zola, bu konudaki isyanını mektupta şöyle dile getirir:
"borçlar ve suçlar altında ezilmiş kişiler suçsuz ilan ediliyor, buna karşılık onurun ta kendisi, yaşamı lekesiz bir adam cezalandırılıyor. bir toplum bu noktaya geldiği zaman, artık çürümeye başlamış demektir."
zola, mektupla, sahte ve düzmece belgelerle kirli tezgâhı kuranların oyunlarını bozmak adına harekete geçişinin kendisinin de ceza alabilmesine neden olabileceğini bildiğini ama duruşundan da taviz vermeyeceğini söyleyerek tam bir aydın (intellectuel) karakteri sergiler:
“bu suçlamaları yöneltirken, kendimi hakaret suçlarını cezalandıran 29 temmuz 1881 tarihli basın yasasının 30 ve 31. maddelerinin kapsamına soktuğumu biliyorum. bu tehlikeye isteyerek atılıyorum.”
mektup, şu paragraf ile biter:
"...suçladığım insanlara gelince onları tanımıyorum, hiçbir zaman görmedim, kendilerine ne hıncım var ne de kinim. benim için önemsiz varlıklar, toplumsal kötülük ruhlarından başka bir şey değiller. burada yerine getirdiğim edimse, gerçeğin ve adaletin patlamasını çabuklaştırmak için başvurduğum devrimsel bir yol yalnızca. benim tek bir tutkum var, öylesine çok acı çekmiş ve mutluluğu hak etmiş insanlık adına ışık tutkusu. ateşli karşı çıkışım ruhumun çığlığından başka bir şey değil. beni ağır ceza mahkemesine çıkarmayı göze alsınlar ve soruşturma gün ışığında, apaçık yapılsın. bekliyorum."
nitekim düşündüğü şey emile zola'nın başına gelir. zola hakkında hakaret suçlamaları ile dava açılır. zola, yargılama sonucunda 1 yıl hapis ve 3 bin frank para cezasına çarptırılır. birleşik krallık'a kaçmak zorunda kalır.
öte yandan dreyfus olayı ile ilgili tüm mesnetsiz iddialardan açığa çıkması 12 yılı alır ve bu olaylardan geriye masum olduğu halde zulme uğrayan alfred dreyfus ile o'nun masum olduğunu haykıran emile zola'nın isimlerinin tarihe geçmesi; onlar hakkında mahkumiyet kararı kuranların ise esamelerinin okunmaması kalır.
emile zola, suçluyorum, çev. tahsin yücel, can yayınları, istanbul, 2019.
*
devamını gör...
yengeç zihniyeti
yengeçleri tek başkarına dahi çıkabilecekleri bir kovaya topluca koyarsanız diğerlerinden sıyrılıp biraz tepeye çıkarak kaçmaya çalışan yengeci, diğer yengeçler kovanın içine doğru çeker. aslında hepsi çıkabilecek durumdayken çıkmayarak ve birbirlerine engel olmaları durumudur.açlıktan ölene kadar ya da birbirlerine yem olana kadar tüm yengeçler kovada kalır. işte "yengeç zihniyeti" nin sebebi basitçe bu örnektir. yengeç zihniyeti, bir kişinin başarısız olduğu bir konuda başkalarının da başarısız olmasını istemesidir. bir tür çekememezlik de diyebiliriz.
devamını gör...
havacılık tarihinin en büyük kazası
27 mart 1977'de ispanya'nın tenerife adası'ndaki los rodeos havalimanı'nda kalkış halindeki klm hava yollarına ait bir boeing 747 henüz pistten ayrılmamışken, pan am hava yolları'na ait boeing 747'yle çarpıştı. toplam 583 kişinin öldüğü kaza havacılık tarihinin en büyük kazasıdır.
devamını gör...
ti 'ne afto pou mas enoni
bizi birleştiren ne diye soran pix lax şarkısı, ki grubun adı da eski yunancada "tekme tokat" anlamına gelirmiş, öyle bir grup.
kah ayrılır kah barışır ama ne yaparlarsa güzel yaparlar.
bu şarkı aslında oldukça eski, ama bir türlü olmuş hissi vermeyen ama yine de sevdiğim bir şarkı idi, en son yorgo dalaras söyledi, ehhh dedim.
ama şimdi olmuş, natasa theodoridou yorumu ile öyle böyle değil çok güzel olmuş, efharisto panagia mou!
sözler first ;*
"bizi birleştiren ne?
bir gece isterdim ki rüzgârın adasında
kaderin sahte şarabını bulayım
o şarap ki seni dondurucu soğuktan çekip alır
içeyim, içeyim de uzaklara gideyim
seni izmir'in sönmeyen, dinmeyen yangınlarında bulabilmem için
yolumu ege gizemleriyle aydınlat
bilindik şeylere dair şarkılar söyle
söyle ki seni uzun zamandır tanıyormuş gibi hissedeyim
bizi birleştiren bu şey ne?
bizi ayıran, bizi üzen
biten şey sadece zaman
ve yine yalnızlığımız olacak bize kalan."
tabii ki spotify!
kah ayrılır kah barışır ama ne yaparlarsa güzel yaparlar.
bu şarkı aslında oldukça eski, ama bir türlü olmuş hissi vermeyen ama yine de sevdiğim bir şarkı idi, en son yorgo dalaras söyledi, ehhh dedim.
ama şimdi olmuş, natasa theodoridou yorumu ile öyle böyle değil çok güzel olmuş, efharisto panagia mou!
sözler first ;*
"bizi birleştiren ne?
bir gece isterdim ki rüzgârın adasında
kaderin sahte şarabını bulayım
o şarap ki seni dondurucu soğuktan çekip alır
içeyim, içeyim de uzaklara gideyim
seni izmir'in sönmeyen, dinmeyen yangınlarında bulabilmem için
yolumu ege gizemleriyle aydınlat
bilindik şeylere dair şarkılar söyle
söyle ki seni uzun zamandır tanıyormuş gibi hissedeyim
bizi birleştiren bu şey ne?
bizi ayıran, bizi üzen
biten şey sadece zaman
ve yine yalnızlığımız olacak bize kalan."
tabii ki spotify!
devamını gör...
the good place
bakın tam kapanma zamanında izlemelik dizi. izleyin pişman olmayacaksınız inanın bana.
devamını gör...


