(bkz: özgür demirtaş) bir (bkz: tedx) konuşmasında (bkz: fatih sultan mehmet) şuan şu salondan girse elinde kılıcı, başında fesi ile değil yuvarlak gözlüğü ve jilet gibi bir takımı ile girer ve modern hayata, çağa ve gelişen dünyaya ayak uyduran bir entel olurdu demiştir.

fatih sultan mehmet çağının yüz sene sonrası için çalışırken r.t.e çağımızın iki yüz sene öncesi için çabalıyor. herkes fes taksın, herkes türban taksın. ne netflikş, ne iniştagram, ne dwidir, ne yudub olsun. ya allah, bismillah, allahuekber milli marşımız olsun.

f.s.m bu vs'nin net kazananıdır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
turkcell vadi- ilyas yalçıntaş *
devamını gör...

çok bilgili olmaktan değil o bilgiyi sürekli anlatmandan olabilir.
en ufak muhabbeti bile teferruatalar içinde boğmandan dolayı; karşındaki insanların seninle konuşurken yorulması yüzünden , muhabbet etmekten kaçınması olabilir.
yoksa herkes ister böyle bir arkadaş.
devamını gör...

iliklerime kadar sevmek istediğim birine karşı kılımı kıpırdatmayacak kadar hissizim.

hayatımdaki sıfatın, adın, cinsiyetin, yaşın her şeyin önemsiz benim için ve bunun için kırgınım. sana değil ha kendime kırgınım. sevmiyorum bile diyememek çok korkunç bir şey. hayatımın hiçbir evresinde buna maruz kalmak istemem, sevilememeye.
peş peşe güzel denilebilecek şeyler yapıyorsun mesela, çok heyecanlanıyorum içimde senin hakkında bir çakmak çakmaya başlayacağım, aydınlatıp ısıtacağım diye ama sonra yine bir şey yapıyorsun, kötü bir şey. yapıyorsun, yapıyorsun... kalbimde sana ayrılan yer karanlık ve buzlu kalmaya devam ediyor. ve ben bundan çok mutluyum. ettiğim yeminleri haksız çıkarmayacağını bilmek çok iyi hissettiriyor, kendimi şımartıyorum.
her neyse sana bu kadar mesai harcamam bile bir kayıp o yüzden kısa kesiyorum. bugünkü ben olmamda payın çok büyük ve sana bu yüzden çok teşekkür ederim ama seni asla affetmeyeceğim.
devamını gör...

güzel güzel yazmış ya herkes, ben bir şok ben bir mutlu. daha yeni kendime geldim inanır mısın sözlük?*

bu düşünceleri boşa çıkartmamaya çalışacağımdan kimsenin şüphesi olmasın.*
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çok trajiktir.insanın yaradılışında arpa boyu ilerleme olmadığını gösterir.tanrı yazılımı güncellemiyor sayın kafacılar.

marcus valerius m.s 1.yy da yaşamış bir hiciv ustası ve her okuduğumda beni postumus gibi tokatlıyor.rahmetle anıyoruz.

"yarın yaşayacağım diyorsun postumus,hep yarın
söyle bana postumus,o yarın ne zaman gelecek?ne kadar uzakta o yarın,hangi cehennemde?
nerelerde arasak onu?
partlarla ermenilerin arasında mı saklanıyor?
o "yarın" priam ve nestor kadar yaşlandı bile.
senin şu yarın,söyle bana,kaç para eder?
yarın yaşamak mı? bugün yaşa postumus,vaktin kalmadı,
aklı olan herkes dün yaşamaya başladı."
devamını gör...

insan olduğunun unutulması. özellikle ülkemizde kadın insan yerine konulmuyor, herkes mal gibi sahiplenme derdinde. evlenirsin hizmetçi olursun, çalışırsın aranıyor olursun ama asla insan olmazsın.

dayatılmış bir güzellik standartı var ve buna uymadığında ötekileştirilirsin. kadın dediğin güzel giyinmeli, mutsuz olmaya hakkı olmadığından her daim bakımlı ve güler yüzlü olmalı.

erkeklerin yapmak istemediği işleri bildiğin için yapmak zorunda kalırsın. sanki doğuştan sana yüklenmiş bir özellikmiş gibi bildiğini düşünürler ve sen kadınsın o erkek, yapamaz o derler.

biri senle bir şeyler yaşamak istediğinde kabul etsen de etmesen de ötekileştirilirsin. özellikle kabul edilmediğinde yemediğin küfür, girmediğin sıfat kalmaz.

daha bu liste uzar fakat benim yazdığım her kelime içimi daraltıyor, isyan bayrağı çekmeme adım adım yaklaştırıyor beni. tek istediğim insan yerine konup herkesin kendi işini görmesi. bu kadar zor değil fakat bazılarının konforları bozulmasın diye kadınlar çekiyor bütün çileyi. sesini çıkartınca da yine ötekileştiriliyorsun. kısaca kadınsan her türlü ötekileştiriliyorsun.
devamını gör...

değişik bir durum.

sözlüğün en başından beri sözlükte yazar olarak başlayan bir neslin,sözlüğün 1. yılını dolduramadan isim değişikliğine gitmesi kimini üzdü kimini sevindirdi. her iki tarafta kendince haklı.

heh,neden normal sözlük? başka isim mi bulamadınız? diye de bi sorgulamadım değil. alışılır mı? ben alışma evresine girmeyecegim. bu gün yuvadan ayrılma vakti.
fakat sözlükte yazar olup kaldığı yerden devam edenler alışır. sonuçta bundan birkaç sene önce kafa isminde sözlükte yoktu. isme değil neticeye bakmak lazım. başlıklar,yazarlar hala aynı.

isimler,kişiler değişir. önemli olan kaldığın yerden kalıcı bir şekilde devam etmektir. umarım başarırsın normal sözlük. hayırlı olsun şimdiden.

sol alt köşe de kafasına tekme atan eleman bu seferde pası karşısında duran anormal yazısına tekme atan elamana atıyor.
(bkz: birbirini gösteren spidermanler)
devamını gör...

buhar teknolojinin kullanılmasına rağmen toplumsal değişimi yaratmayan, insan öldürmeyen en güzel buluştur.
ütünün tarihçesindense, buharlı makinaların tarihçesi çok daha ilgi çekicidir.
tudor hanedanlığı döneminde yaşanan odun krizi sebebiyle, kömür kullanımı artıyor. mesela osmanlı neden yıkıldı sorusunu çok sormamak lazım.... o günün osmanlı imparatorluğunda hadi arttırıyorum bugünün türkiyesinde odun yokluğu asla yaşanmazdı, yani bizde odun kıtlığı namümkün, endüstri devrimi de imkansız, coğrafya gerçekten kader.*
eric hobsbawm, 1789-1848 aralığını devrim çağı olarak tanımlamaktadır.
sözcüklerin belgelerden çok daha büyük tanık olduklarını söyler, şu kısacık 60 yıl içinde literatüre giren bir kaç kelimeden bahseder;
endüstri, sanayici, fabrika, orta sınıf, çalışan sınıf, kapitalizm, sosyalizm, demiryolu, miller, proletarya, bunalım, gazetecilik, ideoloji, grev ve yoksulluk. bütün bu kelimeler, bu dönemin ürünüdür ve iki büyük devrim arasında geçen süreç ile birlikte dünya bir daha eskisi gibi olmamıştır.
kömür ve buhar ilişkisi, tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurtamı tavuktan çıkar sorusu kadar çetrefillidir. buharlı üretimin hammaddesi gibi görünen kömürün, çıkarılma sürecinde de buhar kullanılırmış....
üzerinde güneş batmayan ülkenin endüstrileşmesinde ve dünya lideri olmasında en büyük rolü üstlenen kömür ve buharlı makinalaşma tüm dünyanın kaderini radikal bir şekilde değiştirdi.
alsace-lorraine, tarih kitaplarında zengin yeraltı kaynaklarına sahip olan bölge olarak tanımlanır, almanya ve fransa arasında paylaşılamama sebebi ve hatta l. ve ll. dünya savaşlarının nedenlerinden biri olarak gösterilir.
ulusların inşası sürecinde ulusal birliğini geç tamamlayan almanya, 1870 yılında fransa'ya karşı sedan savaşını kazanmıştır. savaşın en büyük kazancı alsace-lorraine' kazanımı olmuştur. zengin kömür yatakları buhar teknolojisi ile birleşince silah üretimi, demir-çelik üretimi ve muazzam alman teknolojisi ivme kazanmıştır.
toplum mühendisleri teknojiyi neden her daim insan kıyımını kolaylaştırmak için uğraşmışlar ki!

yine yeniden konudan kopmadan kömürün ütüde de kullanıldığı uzunca bir dönemin olduğunu hatırlayalım*.
ütü üzerinde kahve yapılan dönem vs. vs.
ütü için pratik buhar kazanının, neden bu kadar geç geliştiği ya da evlere neden bu kadar geç girdiği aklımda daimi bir sorgulama sebebidir. *
dyson saç şekillendiricisi için toplanan para ile buharlı ütü alma eşeğine gelmek, sadece ütü takıntısı olanların anlayacağı skandal bir tercihtir. bu durum, dahilikle delilik arasındaki ince çizgi midir, sırat köprüsünün ipince olan çizgisi midir, gerçekten bilemiyorum......

tam kapanmayı ailemle geçirmenin en güzel yanı buharlı ütüleri ile bolca stres atmam. düdüklü tencereden çok daha elzem hatta telefonu satıp bu alet alınmalı. yahu sonuçta bu ülkede telefon satılıp askere bile gidildi, vallahi biraz akılsız bir toplumuz, vatani borç bile elin teknolojisine verdiğimiz para ile ödenebiliyor.. tek yatırımı telefon olanların, beni anlayabileceğini düşünüyorum...
allammmm, bir instagrammer ablamız ütü çekilişi yapsa, katılsam, tüm gönderilerini beğensem ve kazansam*.
devamını gör...

yakın gelecekte tıp alanında sıklıkla kullanılacağı tahmin edilen nanometre boyutlarındaki "moleküler cihaz".

nanoaraba gerçek bir araba değil. dolayısıyla bir arabanın sahip olduğu motor, direksiyon gibi bir aksamı yok. ancak uzaktan kumanda ile yönlendirilebilir. bu şekilde kumanda edilerek, hastalıkların tedavisinde kullanılan akıllı ilaçlar gibi, belirli hücre gruplarına yönelik işlemler yapabilir.

günümüzde, örneğin kanser tedavisinde, kanserli hücreleri öldüren bazı tedavi yöntemleri, sağlıklı hücrelere de zarar verebiliyor. bir nanoaraba ile bu durumun önüne geçilebilir. kanserli hücrelerin yeri tam olarak belirlendiğinde, ilaç taşıyan bu molekül, doğrudan o hücrelere yönlendirilerek ilacı sadece o hücrelere enjekte edebilir. bu da sağlıklı hücrelerin ilaçtan etkilenme olasılığını en aza indirir.

bu tür moleküler bir taşıyıcının önündeki en büyük engellerden biri, hareket için ihtiyaç duyacağı enerji kaynağını bulabilmek. motorlu bir araç için bu mümkün ama herhangi bir motoru ya da yakıtı olmayan biyolojik bir yapı için bu kolay bir iş değil.

enerji kaynağı için bazı çalışmalar var hâlihazırda. örneğin nanoaraba molekülü belirli bir kimyasalın içine yerleştiriliyor ve uç kısımlarında ortaya çıkan potansiyel fark hareketi sağlıyor. bir başka çalışma, nanoarabaları manyetik alanla yönlendirebilmek için, içlerine metal çubuklar yerleştirmek şeklinde. bir başka çalışma, ışık kullanarak oluşturulacak iyonlar aracılığıyla elektrik alanı yaratmak ve molekülün hareketini sağlamak üzerine.

çalışmalar içinde -bence- en ilginç olanı ise enerji kaynağı olarak bakterileri kullanmak. bakteriler, nanoarabanın arkasına yerleştirilir ve kamçılı yapıları aracılığıyla molekülü itmeleri sağlanır.

bir gün bu teknoloji tam olarak istendiği şekilde geliştirilebilirse, ameliyatları deriyi kesmeden yapmak ve hasta dokular dışındaki dokulara zarar vermeden hastalıkları tedavi edebilmek mümkün olacak.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
görselin kaynağı
devamını gör...

kedi köpek. yanından geçerken 'napıyom canım?" demeliyizdir.

selamsız sabahsız insanı hiç sevmem. hayvana da selam vermek lazım. ölü fatiha bekler, sokak hayvanı bir selam, bir kap yemek.

eksik insandır, gördüğü köpeğe kediye " selam birader/hanım abla " demeyen.

eksilmez sizden. belki onlar anlıyor belki anlamıyor. selam allahın selamıdır, verin gitsin. ben mutlu oluyorum "napıyon batim, hadi iyi geceler." deyince, eve dönerken gece.
devamını gör...

iki tip insana cok guluyorum, biri stockholm sendromu terimini ogrenip hemen yerli yersiz kullanan, digeri de streisand effect deyimini bir yerden duyup google'a bakmadan yapistiramayan.

oncelikle o zavalli sari bez entry'sinin o kadar layk almasi buyuk skandaldir, bunu kabul edelim. o sari bezden daha kotu kokuyor o entry. o kadar belli ki otomatik oylandigi. o entry'e layk cakmak icin dusunmeden, otomatik oylamak lazim. beyinle parmak arasindaki bagin kopmus olmasi, sadece yalakaliktan oylanmis olmasi lazim. o kadar sefil, siradan hatta anlamsiz bir entry o.

ikincisi, bu sefil entry, ona tepki gosteren baslik acildiginda 17 begeni almisti. buna tepki gosteren bu basligin ilk entry'si, o google'dan yapistirilan streisand etkisi oldugunu iddia eden diger sefil entry'nin iddia noktasini curuturcesine cok daha fazla layk almis an itibariyla. yani streisand efekti filan yok. bu basligin ilk entry'sini gorup tekrar o sari bez entry'sine layk vermek icin agir ama cok agir gerizekali olmak lazim. bunun streisand etkisi ile zinhar alakasi yok. burada ipligi pazara ciktigi icin utanip silmesi lazim o yazarin bunu. ayrica rekor layk almis filan da degil. sacma sapan konusmayin la. kankalari oylamis iste sadece. streisand etkisi filan yok.

ayrica o entry'nin layk almasinin kiskanildiginin dusunulmesi de son derece aptalca. kimsenin kimsenin layk'inda gozu yok. kimseden cikan kimseye girmiyor. kimsenin kimseyi kiskandigi da yok, ilkokul iki seviyesinde savunmalarla cikmayin ortaya rica ederim.

acilen eksi oy gelmeli. kac satir kod yazilacak bilmiyorum bunun icin ama burayi aptal bir anaokulu haline getiren sadece layk verebilme meselesinin acilen cozulmesi lazim.
devamını gör...

rahmetli müslüme hariç 6 çocuk daha var. bu olayın öncesi illa ki vardır. onlarla da bir karşılaştırma yapmaları gerekiyor..

bu tip konar göçer, dışa kapalı görünen ailelerde ensest olayının kralı yaşanıyordur. ama sorsan tek ahlaksız biziz, yersen.
devamını gör...

gayet ironidir. örgün öğretim mezunu ile açık öğretim mezunları aynı haklara sahip sırf ab üyeliği sürecinde bakın bizim çok üniversite mezunu vatandaşımız var diyebilmek için. en basitinden askerde dahi eşit haklara sahip oluyor. o da kısa dönem yapabiliyor (ya da yedek subay) örgün öğretim mezunu da. insanlar ne okumak istiyorsa okusun, yeter ki okusun demiş yazar arkadaş. kitaptan bahsetmiyoruz, üniversiteden bahsediyoruz. ondan sonra da sistemi eleştirirsiniz. vay efendim yollar niye çöktü, vay efendim liyakat bilmem ne. sen herkesi üniversite mezunu yaparsan, sonucu da bu olur. yakın bir zamana kadar da psikoloji bölümü konuyordu az kalsın açık öğretim bünyesine. çok okumak isteyen doğru düzgün çalışır, örgün öğretime girer. yurt dışında kaliteli uzaktan eğitim veren üniversiteler yok mu? var... ama açık öğretim gibi haydi bakalım 50 soruyu çözü, yarısını doğru yap ve geç mantığı ile mezun etmiyorlar. tabii bir de şimdi pandemi yüzünden online sınav gerzekliği çıktı. millet patır kütür uzaktan bilgisayara bağlanıp, başkası yerine sınava giriyor. gayet google'dan arata arata soru çözüyor. neyse canım, kaliteli eğitim alınmasa da olur.. insanlar ne okumak istiyorsa okusun.. kopya da çeksin.. yeter ki okusun..
devamını gör...

satın aldığımız her yeni şeyin bizi başka yeni şeyler almaya teşvik ettiğini anlatmak için kullanılan bir kavramdır. her alışverişin birbirini tetiklemesi yani basit bir örnekle; yeni aldığımız elbiseye uygun ayakkabı, çanta, takı hatta mont almamız diderot etkisidir.
devamını gör...

sözlüğe seyahat/gezi benzeri bir kategori eklense (bilgi kategorisinin alt kategorisi de olabilir) ne güzel olur diye düşündüm az önce. birçok tarihi yapı, turistik mekan, müze, ören yeri, doğal güzellik ile ilgili tanım ve başlık giriliyor fakat hepsini bir arada görebileceğimiz işlevde bir kategori yok. bu tür başlıklar bir arada olsa ilgilisine daha çok hitap eder ve daha ulaşılabilir olur diye düşünüyorum. hem de güzel bir gezi rehberi olur.
devamını gör...

1986 yılında ohia'da kurulmuş, ne yazık ki 1993 yılında trajik nedenler dolayısıyla dağılmak zorunda kalmış punk rock ve grunge tarzlarını çok hoş bir şekilde icra etmiş ama pek değeri pek bilinememiş müzik grubu.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


grubun üyeleri ilk olarak antioch college'de bir araya gelip müzik yapmak istediklerini belirterek bunu yapmaya koyuldular. ilk kadro kısmında joe spleen, matt dresdner ve steve moriarty var idi ama çok belirgin bir vokal sıkıntısı çekiliyordu. joe spleen, insanların "sessiz, sakin, tuhaf kız..." olarak tanımladıkları bir kadını grubun provalarından birine alma fikrini öne sürünce başlarda saçma bulunsa da, bu tuhaf kadın olan mia zapata, daha ilk provada grubun vokal kısmını kaptı.

grubun bulundukları yerde bir şeyler yapamıyor oluşu ve seattle'da patlayan grunge akımı neticesiyle, seattle'a taşınma kararı alan grup, iki senelik bir çalışma ardından ilk albümleri frenching the bully'yi yayınladılar. beklediklerinden çok daha az ilgi görmeleri yüzünden yüzünden joe spleen ve matt dresdner onlarca kez grubu dağıtmak istemelerine rağmen karşılarında, onlara pozitif duygular aşılayan mia zapata'nın "inanıyorum, çok hoş şeyler yapacağız!" sözleri ve çabalamasıyla grup stüdyoya girmek için içerik üretmeye devam etti

grubun vokali mia zapata, ikinci albüm olarak düşündükleri enter: the conquering chicken için varını yoğunu ortaya koyuyordu. grubun diğer üyeleri olan spleen, dresdner ve moriarty'yi bıktırma derecesine gelecek kadar albüm ile uğraşıyor, farklı fikirler ortaya atıyor ve bazı şarkıları tekrar gözden geçiriyordu. mia kararını vermişti, enter: the conquering chicken yapabilecekleri en iyi şey olacaktı.

albümün büyük kısmı mart 1993'te tamamlandı ve bir yıl sonrası için çıkması planlanan albümün albüm kapağı, şarkıların tekrar gözden geçirilmesi veyahut eklenip çıkartılacak şarkı kısımları üzerine düşünülmeye başlandı. temmuz 1993'e gelindiği zaman, mia albüm için oldukça umutlu olduğu bir zaman diliminde, 7 temmuz 1993'da saat 02:00 civarında kuzenine gitmek için evinden çıkmış ve yaklaşık 03:30'da bir parkta öldürülmüş olarak bulundu... olay sadece bununla sınırlı değildi dövülmüş ve tecavüze uğramıştı.

bu olay, gits'i tamamen bitirmeye yetti, dahası da sadece gits'ibitirmemiş, bir anda grunge'a ilgi duyan seattle camiasını da ayağa kaldırmış, bu kadını kimin öldürdüğünü bulmak için grunge fanları yetmiş bin dolar toplayıp yüzlerce özel dedektif tutmuşlardı.

mia'nın ölümünden bir yıl kadar sonra, tam da mia'nın önerdiği tarihte albüm çıktı ve bekledikleri ilgiden çok daha fazlasını gördü; ama ne yazık ki bu kısmı mia göremedi ya, en çok da canım buna yanıyor.

gits dağıldıktan sonra bazı plak şirketleri, gits'in yayınlanmamış şarkılarını da ekleyerek toplama albümler çıkardılar, kings & queens,, seafish louisville , best of the gits bunlardan bazıları.

şimdi en hoşuma giden gits şarkısıyla sizleri uğurluyorum.
it all dies anyways
devamını gör...

benim ki tam durum komedisi.

ılkokulda doktor olmak istedim.
ortaokulda da asker olmak istedim.
liseye gidince rockstar olmak istedim.
puan tıpa yetti başladım.
aynı dönem sahneler coştu.
dedim yok ya ben asker olayım. oldum.
şimdi de uzaktan hukuk okuma derdine girdim.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim