normal sözlük’ün vasat olması
kimine göre vasat, kimine göre değil, sevgili bedel'in yazdığına kesinlikle saygı duyuyorum ama aynı şeyi düşünmüyorum ben, bu sözlükte zaman geçirmek bana çok keyif veriyor, benim için kült bir kitap, bir film gibi bir hal almış durumda, zira zaten her gün içerisinde bulunmaktan bıktığımız siyasi olayları, birbirimizi ayrıştırıcı girdileri görmüyorum ben burada, bazen bana çok şey katan girdiler oluyor, bazen kahkaha atarak gecemi güzelleştiren bir şeyler görüyorum. ayrıca ölü bir sözlük kısmına hiç ama hiç katılmıyorum, ölü sözlük kısmına buraya onlarca örnek veririm, burası oldukça aktif bir yer.
devamını gör...
çayı süt ile içmek
yanlışlıkla deneme fırsatım bulduğum içecek. sütü nescafe yerine çay dolu bardağa dökünce deneyelim bakalım diyerek ümitle başladığım fakat lavaboya dökmemle biten bir tadım testi olmuştu.
devamını gör...
geceleri uyutmayan dertler
belirsizlikler.
devamını gör...
percy bysshe shelley
öldükten sonra kıymeti anlaşılmış ingiliz şair. yalnızca kıymeti anlaşılmış demek daha doğru olur çünkü kendisi ne yaşarken ne ölüyken anlaşılabilmiştir bana kalırsa. bir kaç kuşak boyunca kendinden sonraki şairleri etkilemiştir. muhtemelen genç yaşında trajik bir şekilde ölmüş olmasa geriye bırakma ihtimali olan onlarca eser ile daha da ölümsüzleşecekti. ölümü gibi yaşamı da trajiktir shelley'nin. üniversitedeyken the necessity of atheism'i yazmakla kalmayıp imzalı bir kopyasını tüm bölüm başkanlarına göndermiştir ve bu işin sonunda hem okuldan kovulmuş hem babası tarafından reddedilmiştir. sürgün, kötü giden bir evlilik* ve hastalıkla cebelleşmiş; bütün bunların ortasında dönemine aykırı düşen fikirlerini ifade etmekten kaçınmamıştır fakat ne yazık ki fikirlerini ifade ettiği eserlerinin büyük çoğunluğu öldükten sonra yayınlanmıştır. ek olarak; shelley'nin hayatına etki eden pek çok şey elbette var ama onu daha politik hâle getiren şüphesiz arkadaşı thomas jefferson hogg'un etkisinde fazlasıyla kalmış olması.anlaşılamamak, neredeyse deli yerine konulması, uğradığı zorbalık ve bulunduğu döneme büsbütün yabancı olması onu iyice melankolik bir hâle getirmiş ve bu son dönem eserlerinde kendini fazlasıyla belli etmiştir. ölümü de en az yaşamı kadar trajik bir şekilde gerçekleşmiş; geriye yalnızca mezar taşında yazan william shakespeare'in meşhur ariel's song'undan bir kaç cümle kalmıştır.
"nothing of him that doth fade
but doth suffer a sea change
ınto something rich and strange."
yalnızca şiir yazmamış bir çok makale de yazmıştır ki bunların en etkileyicisi bana kalırsa a philosophical view of reform isimli siyasi makalesidir.
şiirleri için ise pek çok şey söylenebilir ama kendi adıma içimde hiç bilmediğim bir yeri ince ince kazıyan bu şiirleri inceleyecek haddi görmeyerek sevdiğim bir şiirini not düşüyorum yalnızca.
to a skylark
hail to thee, blithe spirit!
bird thou never wert -
that from heaven or near it
pourest thy full heart
in profuse strains of unpremeditated art.
higher still and higher
from the earth thou springest,
like a cloud of fire;
the blue deep thou wingest,
and singing still dost soar, and soaring ever singest.
in the golden lightning
of the sunken sun,
o'er which clouds are bright'ning,
thou dost float and run,
like an unbodied joy whose race is just begun.
the pale purple even
melts around thy flight;
like a star of heaven,
in the broad daylight
thou art unseen, but yet i hear thy shrill delight -
keen as are the arrows
of that silver sphere
whose intense lamp narrows
in the white dawn clear,
until we hardly see, we feel that it is there.
all the earth and air
with thy voice is loud,
as, when night is bare,
from one lonely cloud
the moon rains out her beams, and heaven is overflowed.
what thou art we know not;
what is most like thee?
from rainbow clouds there flow not
drops so bright to see,
as from thy presence showers a rain of melody: -
like a poet hidden
in the light of thought,
singing hymns unbidden,
till the world is wrought
to sympathy with hopes and fears it heeded not:
like a high-born maiden
in a palace-tower,
soothing her love-laden
soul in secret hour
with music sweet as love, which overflows her bower:
like a glow-worm golden
in a dell of dew,
scattering unbeholden
its aërial hue
among the flowers and grass which screen it from the view:
like a rose embowered
in its own green leaves,
by warm winds deflowered,
till the scent it gives
makes faint with too much sweet these heavy-wingéd thieves:
sound of vernal showers
on the twinkling grass,
rain-awakened flowers -
all that ever was
joyous and clear and fresh - thy music doth surpass.
teach us, sprite or bird,
what sweet thoughts are thine:
i have never heard
praise of love or wine
that panted forth a flood of rapture so divine.
chorus hymeneal,
or triumphal chant,
matched with thine would be all
but an empty vaunt -
a thing wherein we feel there is some hidden want.
what objects are the fountains
of thy happy strain?
what fields, or waves, or mountains?
what shapes of sky or plain?
what love of thine own kind? what ignorance of pain?
with thy clear keen joyance
languor cannot be:
shadow of annoyance
never came near thee:
thou lovest, but ne'er knew love's sad satiety.
waking or asleep,
thou of death must deem
things more true and deep
than we mortals dream,
or how could thy notes flow in such a crystal stream?
we look before and after,
and pine for what is not:
our sincerest laughter
with some pain is fraught;
our sweetest songs are those that tell of saddest thought.
yet, if we could scorn
hate and pride and fear,
if we were things born
not to shed a tear,
i know not how thy joy we ever should come near.
better than all measures
of delightful sound,
better than all treasures
that in books are found,
thy skill to poet were, thou scorner of the ground!
teach me half the gladness
that thy brain must know;
such harmonious madness
from my lips would flow,
the world should listen then, as i am listening now.
"nothing of him that doth fade
but doth suffer a sea change
ınto something rich and strange."
yalnızca şiir yazmamış bir çok makale de yazmıştır ki bunların en etkileyicisi bana kalırsa a philosophical view of reform isimli siyasi makalesidir.
şiirleri için ise pek çok şey söylenebilir ama kendi adıma içimde hiç bilmediğim bir yeri ince ince kazıyan bu şiirleri inceleyecek haddi görmeyerek sevdiğim bir şiirini not düşüyorum yalnızca.
to a skylark
hail to thee, blithe spirit!
bird thou never wert -
that from heaven or near it
pourest thy full heart
in profuse strains of unpremeditated art.
higher still and higher
from the earth thou springest,
like a cloud of fire;
the blue deep thou wingest,
and singing still dost soar, and soaring ever singest.
in the golden lightning
of the sunken sun,
o'er which clouds are bright'ning,
thou dost float and run,
like an unbodied joy whose race is just begun.
the pale purple even
melts around thy flight;
like a star of heaven,
in the broad daylight
thou art unseen, but yet i hear thy shrill delight -
keen as are the arrows
of that silver sphere
whose intense lamp narrows
in the white dawn clear,
until we hardly see, we feel that it is there.
all the earth and air
with thy voice is loud,
as, when night is bare,
from one lonely cloud
the moon rains out her beams, and heaven is overflowed.
what thou art we know not;
what is most like thee?
from rainbow clouds there flow not
drops so bright to see,
as from thy presence showers a rain of melody: -
like a poet hidden
in the light of thought,
singing hymns unbidden,
till the world is wrought
to sympathy with hopes and fears it heeded not:
like a high-born maiden
in a palace-tower,
soothing her love-laden
soul in secret hour
with music sweet as love, which overflows her bower:
like a glow-worm golden
in a dell of dew,
scattering unbeholden
its aërial hue
among the flowers and grass which screen it from the view:
like a rose embowered
in its own green leaves,
by warm winds deflowered,
till the scent it gives
makes faint with too much sweet these heavy-wingéd thieves:
sound of vernal showers
on the twinkling grass,
rain-awakened flowers -
all that ever was
joyous and clear and fresh - thy music doth surpass.
teach us, sprite or bird,
what sweet thoughts are thine:
i have never heard
praise of love or wine
that panted forth a flood of rapture so divine.
chorus hymeneal,
or triumphal chant,
matched with thine would be all
but an empty vaunt -
a thing wherein we feel there is some hidden want.
what objects are the fountains
of thy happy strain?
what fields, or waves, or mountains?
what shapes of sky or plain?
what love of thine own kind? what ignorance of pain?
with thy clear keen joyance
languor cannot be:
shadow of annoyance
never came near thee:
thou lovest, but ne'er knew love's sad satiety.
waking or asleep,
thou of death must deem
things more true and deep
than we mortals dream,
or how could thy notes flow in such a crystal stream?
we look before and after,
and pine for what is not:
our sincerest laughter
with some pain is fraught;
our sweetest songs are those that tell of saddest thought.
yet, if we could scorn
hate and pride and fear,
if we were things born
not to shed a tear,
i know not how thy joy we ever should come near.
better than all measures
of delightful sound,
better than all treasures
that in books are found,
thy skill to poet were, thou scorner of the ground!
teach me half the gladness
that thy brain must know;
such harmonious madness
from my lips would flow,
the world should listen then, as i am listening now.
devamını gör...
hayaldi gerçek oldu
çok hayal kuran biri olarak diyebilirim ki çoğu hayalim de gerçekleşti, çok şükür.. bence hayallerin gerçekleşmesinin sırrı, o hayalin içine girmek, yani o hayal gerçekleşse nasıl hissedersen şimdi de öyle hissetmek. o duyguya şimdiden girebiliyorsan, "yok ya saçmasapan şeyler bunlar, benim hayalim gerçekleşmez ki" diye kendini sabote etmiyorsan ve hayalini gerçekleştirmek için gereken aksiyonu alıyorsan o hayali olmuş bil...
devamını gör...
fiyatı pahalı gelince mağazada uydurulan yalanlar
benim ex manita bunun cam göbeği rengi var mı demişti. hayatımın şokunu yaşamıştım.
devamını gör...
mütemmim cüz
ana nesneden ayrıldığı takdirde fonksiyon kaybına neden olan , bütünleyici parça anlamına gelmektedir. mütemmim sözcüğünün kökeni arapça olup bütünleyen manasına gelmektedir.cüz sözcüğünün de kökeni arapça olup bütünün küçük parçası, birim, ünite anlamlarına gelmektedir. mütemmim cüze örnek vermek gerekirse ; evin çatısı, gözlüğün camı diyebiliriz.
devamını gör...
kitap okuyoruz
kitabı temin süresini ve insanların hali hazırda okuduğu diğer kitaplarıda göz önünde bulundurarak, süreyi 15 güne yükseltmenin mantıklı olacağını düşündüğüm başlık.
bunu kitabı okumuş olanlardan bağımsız olarak söylüyorum tabi, onlarda o esnada başka kitaplar bitirirler. *
bunu kitabı okumuş olanlardan bağımsız olarak söylüyorum tabi, onlarda o esnada başka kitaplar bitirirler. *
devamını gör...
lennykereviz
her başlıkta yorumunu aradığım eğlenceli yazar .ancak etrafı sahte dostlarla dolu.yok güneş ışığı gibi diyenler mi ,yok beni buraya sürükledi ,yok yanarlı dönerli nick altı olsada yazsam diyenler mi ... kendisi 2 gündür ev taşıyor .hanginiz dedi bir el atalım ? ama ben dedim. kim kara gün dostu kim iyi gün dostu o biliyor.
devamını gör...
beni asla bırakma
bir kazuo ishiguro kitabıdır.
kitabı okumaya başlamadan önce kitaba adını veren şarkıyı dinlerseniz her şey daha gerçekçi ve çarpıcı olacaktır.
never let me go
şarkıyı birkaç kez dinleyip kitabın havasına girdikten sonra time dergisi tarafından ingilizce yazılmış en iyi 100 roman arasına giren ve bol bol ödül kazanan bu muhteşem kitabı okumaya başlayabilirsiniz.
bilimkurgu kitaplarında bizi genellikle uçan arabalar, robotlar, uzaylılar, zaman yolculukları ve benzer kavramlar bekler. bilimkurgu yazarlarını kurguladıkları gelecek genelde bu minvalde yoğunlaşır ancak kazuo ishiguro’nun öngördüğü bu dünyada bunların hiçbir yok.
her şey yerli yerinde ilerlemeye devam ediyor ama sağlıklı olmak ve belki de aslında ölümsüzlüğe ulaşmak için yanıp tutuşan insanoğlu uçan arabalardan ziyade klonlama teknolojisine odaklanmış ve bunda da beklenenden büyük bir başarı elde etmiştir.
klonlamanın dinlerin üzerinden etik bir tartışma konusu olduğu zaten malum ama asıl sorun bu kadar uhrevi mi gerçekten? toplumsal ve bireysel başka sorunlarla karşılaşma olasılığımız yok mu? öldürmek ve yaşatmak insanların kontrolündeki bir tercihe dönüşürse dünya nasıl bir hale gelir?
bu soruların cevabını bulmak için gitmemiz gereken yer halisham. halisham özel bir okul ve bu okulda yetişen, yetiştirilen gençlerin özel bir amaçları var ve okulda eğitim aldıkları süre boyunca sağlıklarını azami dikkat gösterme gerekliliği dışında normal gençlerden hiçbir farkları yok. en azından okulları bitene kadar.
romanımız ruth, kathy ve tommy’ye odaklanarak ilerliyor ve ben size garanti veriyorum ki bu üç genci çok seveceksiniz.
kitap 2010 yılında mark romanek tarafından sinemaya aktarıldı. bir kitabın filmini izlemek çoğu zaman olumsuz bir duygu uyandırsa da bence bir şana verilebilir. kathy rolünü oynayan carey mulligan bir röportaj esnasında bu romanın en sevdiğin roman olduğunu ve bir gün filme çekildiğinde kathy rolünü kendinden başkasının oynamasına dayanamayacağını düşündüğünü belirtmiştir.
roman bize umut etmek ve sevginin iyileştirici gücü üzerine düşünme olanakları da sağlaması açısından önemlidir. iç rahatlığıyla söyleyebilirim ki okuduğum en iyi romanlardan biri.
kitabı okumaya başlamadan önce kitaba adını veren şarkıyı dinlerseniz her şey daha gerçekçi ve çarpıcı olacaktır.
never let me go
şarkıyı birkaç kez dinleyip kitabın havasına girdikten sonra time dergisi tarafından ingilizce yazılmış en iyi 100 roman arasına giren ve bol bol ödül kazanan bu muhteşem kitabı okumaya başlayabilirsiniz.
bilimkurgu kitaplarında bizi genellikle uçan arabalar, robotlar, uzaylılar, zaman yolculukları ve benzer kavramlar bekler. bilimkurgu yazarlarını kurguladıkları gelecek genelde bu minvalde yoğunlaşır ancak kazuo ishiguro’nun öngördüğü bu dünyada bunların hiçbir yok.
her şey yerli yerinde ilerlemeye devam ediyor ama sağlıklı olmak ve belki de aslında ölümsüzlüğe ulaşmak için yanıp tutuşan insanoğlu uçan arabalardan ziyade klonlama teknolojisine odaklanmış ve bunda da beklenenden büyük bir başarı elde etmiştir.
klonlamanın dinlerin üzerinden etik bir tartışma konusu olduğu zaten malum ama asıl sorun bu kadar uhrevi mi gerçekten? toplumsal ve bireysel başka sorunlarla karşılaşma olasılığımız yok mu? öldürmek ve yaşatmak insanların kontrolündeki bir tercihe dönüşürse dünya nasıl bir hale gelir?
bu soruların cevabını bulmak için gitmemiz gereken yer halisham. halisham özel bir okul ve bu okulda yetişen, yetiştirilen gençlerin özel bir amaçları var ve okulda eğitim aldıkları süre boyunca sağlıklarını azami dikkat gösterme gerekliliği dışında normal gençlerden hiçbir farkları yok. en azından okulları bitene kadar.
romanımız ruth, kathy ve tommy’ye odaklanarak ilerliyor ve ben size garanti veriyorum ki bu üç genci çok seveceksiniz.
kitap 2010 yılında mark romanek tarafından sinemaya aktarıldı. bir kitabın filmini izlemek çoğu zaman olumsuz bir duygu uyandırsa da bence bir şana verilebilir. kathy rolünü oynayan carey mulligan bir röportaj esnasında bu romanın en sevdiğin roman olduğunu ve bir gün filme çekildiğinde kathy rolünü kendinden başkasının oynamasına dayanamayacağını düşündüğünü belirtmiştir.
roman bize umut etmek ve sevginin iyileştirici gücü üzerine düşünme olanakları da sağlaması açısından önemlidir. iç rahatlığıyla söyleyebilirim ki okuduğum en iyi romanlardan biri.
devamını gör...
the byzantine church of panaghia kapnikarea
yunancası; παναγίας καπνικαρέας (panagias kapnikareas). bizans imparatorluğunun 11. yüzyılda yaptırdığı kilisedir. kilise atina'da monastiraki ve syntagma meydanlarını bağlayan ermou caddesi üzerinde bulunur. ahh, o taş duvarları.
devamını gör...
yoğurtla iyi giden yiyecekler
balık ürünleri dışında her yemeğin yanında güzel.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
uzun uzun yıllar önce, oldukça uzun süre beni meşgul eden bir düşmanım vardı.
o günün şartlarında kendimce yıllarca mücadele ettim, isteklerine boyun eğmedim. çok zor oldu ama zaman sonra galip gelen ben oldum, yani def etmeyi başardım bir şekilde, hayatımdan çıkardım onu o günlerde.
yediği tokadın etkisiyle olacak yıllardır yanıma yanaşamıyor, temas kurmaya çalışmıyor, varlığını, hatta yaşadığını dahi belli etmiyordu bana. ama "su uyur düşman uyumaz" sözü bu defa benim için onun üzerinden gerçek oldu.
birkaç zamandır yakınlarımda olduğunu, etrafımda dolandığını, sanki saldırmak, vurabilmek için pusuda beklediğini seziyordum. varlığını ensemdeki soğuk bir nefes gibi hissediyor, çok oralı olmamaya gayret gösterip umursamamaya çalışıyordum ama artık görmezden gelinecek, yok sayılacak ya da ciddiye alınmayacak bir şey değil, elini tenimde hissedince anladım bu durumu.
kısa süre önce tekrar yüz yüze geldik eski "dostumla". enerjisinden hiçbir şey kaybetmemiş, sanki geçen yıllar benden aldıklarını ona vermiş gibi geldi bana.
çok şaşırdım güçlenmiş, biriktirmiş öfkesini sanki. hiç yıpranmamış bir şekilde dipdiri çıktı karşıma bunca yıl sonra, yeniden.
son birkaç gündür,
yine omuzlarımdan sıkıyor bedenimi.
yine soğuk soğuk terler dökmeme sebep oluyor,
yine, dilime vurmasa da birçok düşündüklerim, zihnimde "keşkeler" dolanmasına sebep oluyor, yaptığım ve yapmadığım birçok şey için.
yine geceleri uykuma engel olup karabasan gibi tepemde oturuyor,
yine sabahları bulantılarla kusmalarla günaydın diyor bana.
yine işte, evde, sokakta, yolda, parkta huzursuzluklar yaşatıp,
yine kendimi dışarılara atma isteğini sokuyor kafama.
yine kimselerle konuşmadan, kafamı kaldırmadan, bilinçsizce ve hedefsizce hatta saatlerce yürümeeeee yürüme...
bacaklarım beni taşıyamayacak hâle gelene kadar yürüme isteğini üflüyor beynime.
ve yine, bugüne kadar yaralı parmağa işememiş faydasız, hedefsiz, gereksiz, boş biri olduğuma, hiçbir yerde karşılığı olmayan biri olarak hissetmem gerektiğine ikna etmeye çalışıyor beni.
sanırım baş belam #depresyonum yıllar sonra hasret gidermek için veya bir daha şansını denemek için tekrar geldi.
zordayım.
o günün şartlarında kendimce yıllarca mücadele ettim, isteklerine boyun eğmedim. çok zor oldu ama zaman sonra galip gelen ben oldum, yani def etmeyi başardım bir şekilde, hayatımdan çıkardım onu o günlerde.
yediği tokadın etkisiyle olacak yıllardır yanıma yanaşamıyor, temas kurmaya çalışmıyor, varlığını, hatta yaşadığını dahi belli etmiyordu bana. ama "su uyur düşman uyumaz" sözü bu defa benim için onun üzerinden gerçek oldu.
birkaç zamandır yakınlarımda olduğunu, etrafımda dolandığını, sanki saldırmak, vurabilmek için pusuda beklediğini seziyordum. varlığını ensemdeki soğuk bir nefes gibi hissediyor, çok oralı olmamaya gayret gösterip umursamamaya çalışıyordum ama artık görmezden gelinecek, yok sayılacak ya da ciddiye alınmayacak bir şey değil, elini tenimde hissedince anladım bu durumu.
kısa süre önce tekrar yüz yüze geldik eski "dostumla". enerjisinden hiçbir şey kaybetmemiş, sanki geçen yıllar benden aldıklarını ona vermiş gibi geldi bana.
çok şaşırdım güçlenmiş, biriktirmiş öfkesini sanki. hiç yıpranmamış bir şekilde dipdiri çıktı karşıma bunca yıl sonra, yeniden.
son birkaç gündür,
yine omuzlarımdan sıkıyor bedenimi.
yine soğuk soğuk terler dökmeme sebep oluyor,
yine, dilime vurmasa da birçok düşündüklerim, zihnimde "keşkeler" dolanmasına sebep oluyor, yaptığım ve yapmadığım birçok şey için.
yine geceleri uykuma engel olup karabasan gibi tepemde oturuyor,
yine sabahları bulantılarla kusmalarla günaydın diyor bana.
yine işte, evde, sokakta, yolda, parkta huzursuzluklar yaşatıp,
yine kendimi dışarılara atma isteğini sokuyor kafama.
yine kimselerle konuşmadan, kafamı kaldırmadan, bilinçsizce ve hedefsizce hatta saatlerce yürümeeeee yürüme...
bacaklarım beni taşıyamayacak hâle gelene kadar yürüme isteğini üflüyor beynime.
ve yine, bugüne kadar yaralı parmağa işememiş faydasız, hedefsiz, gereksiz, boş biri olduğuma, hiçbir yerde karşılığı olmayan biri olarak hissetmem gerektiğine ikna etmeye çalışıyor beni.
sanırım baş belam #depresyonum yıllar sonra hasret gidermek için veya bir daha şansını denemek için tekrar geldi.
zordayım.
devamını gör...
yazarların hayatlarını devam ettirme motivasyonları
intihar edecek cesaretim yok. motivasyonum da "senin canın tatlı otur oturduğun yerde."
devamını gör...
başörtülü biri ile evlenmek
evlendikten sonra başörtüsünü açtıracaksa evlenmesin. evlenecekse de kadının fikirlerine saygı duysun.
devamını gör...
ekşi sözlük
"okşo sozlok oskoso gobo doğol obo yo."
bu arkadaşın ağzı neden yamuk bir fikrim yok fakat, söyleyeceklerim var. "sosyal medyayı bu kadar büyütmeyin, yazın geçin gibi" embesilce söylemler zaten, sosyal medyayı çöplüğe çevirdi. bu nedenle kafa sozluk gibi bir sözlük kuruluyor, bu sözlüğün kurulma amacı da, t24 gibi bilindik bir haber portalinda deklare ediliyor ancak anlama sıkıntısı olan bir arkadaş gelip burada, "sosyal medyayı büyütmeyin" diye bir açıklama yapabiliyor.
pardon da, sen kimsin? neyi büyütüp büyütmemem gerektiğini söyleme hakkını sana kim verdi?
saçma sapan genellemeler, ben o sozluk'te 6 senedir yazarım, çaylak falan da değilim. söylendiği gibi de "kafa sözlük" hakkında da hiç iyi şeyler yazılmıyor, akla mantığa aykırı iftira dolu. olumlu şeyler yazanlar da, buraya göç etmiş güruh.
yani şu başlığa gelip hicbirsey yazmak gibi bir niyetim yok, fakat şu hadsizlige tahammül etmek zor. "sosyal medyayı büyütmeyin" mis, bırakın istediğimiz yere sicalim diyor yani, sıçamazsın arkadaşım.
bu arkadaşın ağzı neden yamuk bir fikrim yok fakat, söyleyeceklerim var. "sosyal medyayı bu kadar büyütmeyin, yazın geçin gibi" embesilce söylemler zaten, sosyal medyayı çöplüğe çevirdi. bu nedenle kafa sozluk gibi bir sözlük kuruluyor, bu sözlüğün kurulma amacı da, t24 gibi bilindik bir haber portalinda deklare ediliyor ancak anlama sıkıntısı olan bir arkadaş gelip burada, "sosyal medyayı büyütmeyin" diye bir açıklama yapabiliyor.
pardon da, sen kimsin? neyi büyütüp büyütmemem gerektiğini söyleme hakkını sana kim verdi?
saçma sapan genellemeler, ben o sozluk'te 6 senedir yazarım, çaylak falan da değilim. söylendiği gibi de "kafa sözlük" hakkında da hiç iyi şeyler yazılmıyor, akla mantığa aykırı iftira dolu. olumlu şeyler yazanlar da, buraya göç etmiş güruh.
yani şu başlığa gelip hicbirsey yazmak gibi bir niyetim yok, fakat şu hadsizlige tahammül etmek zor. "sosyal medyayı büyütmeyin" mis, bırakın istediğimiz yere sicalim diyor yani, sıçamazsın arkadaşım.
devamını gör...
ekşi sözlük
haftalardır bir kez bile bakmadığım çöp kutusu.
devamını gör...
kahvaltıda portakal suyu içmek
ne lüks ne de zenginlik göstergesidir. çoluğumuza çocuğumuza gösterdiğimiz özendir. kış sabahları, okula gitmeden önce doğru düzgün kahvaltı yapmayan çocuklarımızın hiç olmazsa onu içmesini isteriz. milk shake bile yaparız inanır mısınız. çünkü oldukça doyurucu ve sağlıklı. hiç olmadı bir muz tutuştururuz eline. çünkü o da tok tutar*.
devamını gör...
fantastik edebiyat
kaçış edebiyatı diye burun kıvıranlara en güzel cevabı,fantastik edebiyatın babası olan tolkien vermiştir: "kendini hapiste bulduğunda dışarı, evine gitmeye çalışan biri neden hor görülüyor? ya da kaçamıyorsa, hapishane duvarları ve gardiyanlar dışında bir şeylerden konuşmasın mı?"
kaçış edebiyatını sevmeyenler hapishanenin gardiyanlarıdır şeklinde tolkien'e atfedilen lafın aslıdır aynı zamanda.
kaçış edebiyatını sevmeyenler hapishanenin gardiyanlarıdır şeklinde tolkien'e atfedilen lafın aslıdır aynı zamanda.
devamını gör...
