türk kadınlarındaki evlenme merakı
genelleme yapılması hiç hoş değil. bir türk kadını olarak gram evlenmek istemiyorum. hiç gelinlik hayali kurmadım. huzuru evlilikte değil kendimde arıyorum. anne olmak için de can atmıyorum. ya da şuan eksik hissedip evlenince tamamlanacağımı da düşünmüyorum. hayatımı yaşamak için bir hayat arkadaşına da ihtiyacım yok. hatta bir bakıma saçma buluyorum. yani türk kadınları şöyledir diye genelleme yaparken biraz dikkatli olmakta fayda var. çünkü savunduğunuz şeylerin tam zıttını yaşayan insanları tanımamanız onların var olmadığı anlamına gelmiyor. saygılar.
devamını gör...
geceye nazım hikmet'ten bir şiir bırak
"sen yanmazsan , ben yanmazsam , biz yanmazsak , nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa . "
devamını gör...
çaylaklardan mesaj bekleyen yazarlar veri tabanı
işin esprisi yukarıda güzelce yapılmış, hatta suyu çıkmış abartısız. *
bu nedenle ben direkt ciddili yazayım. lanet olmasın ki; her seferinde ciddili konuşmak bana düşüyor! yoldaş benim kadar ciddi değildir ya. *
tüm esprileri siz yapıyorsunuz! *
neyse, başka başlık da ağlarım.
şimdi öncelikle hoş geldiniz sevgili çaylak arkadaşlar. ben sözlüğe bir soğuk kasım günü, gececi olarak kayıt yaptırmış marslı arkadaşınız son feci mars.
eğer beni yeterince tanımak istiyorsanız; nickaltımı veya tanımlarımı okuyabilirsiniz. bir yazar en iyi böyle tanınır.
sonrasında söylemek istediğim birkaç bir şey var, söyleyip boşaltacağım dükkanın önünü. *
buradaki her yazar arkadaş gibi ben de sizlere yardımcı olmak adına çaylak yazarlardan mesaj alımımı açık bırakacağım. aklınıza gelebilecek her soruda tecrübeli bir sözlük yazarı olarak elimden geleni yaparım.
sizden şimdilik başlık açarken dikkat edilmesi gereken kurallar başlığına bakmanızı rica ediyorum. entrylerinizin sonuna nokta koymanız dileğiyle.
başka bir sorun olursa; yoldaş sizi bulur.
*
edit: imla.
bu nedenle ben direkt ciddili yazayım. lanet olmasın ki; her seferinde ciddili konuşmak bana düşüyor! yoldaş benim kadar ciddi değildir ya. *
tüm esprileri siz yapıyorsunuz! *
neyse, başka başlık da ağlarım.
şimdi öncelikle hoş geldiniz sevgili çaylak arkadaşlar. ben sözlüğe bir soğuk kasım günü, gececi olarak kayıt yaptırmış marslı arkadaşınız son feci mars.
eğer beni yeterince tanımak istiyorsanız; nickaltımı veya tanımlarımı okuyabilirsiniz. bir yazar en iyi böyle tanınır.
sonrasında söylemek istediğim birkaç bir şey var, söyleyip boşaltacağım dükkanın önünü. *
buradaki her yazar arkadaş gibi ben de sizlere yardımcı olmak adına çaylak yazarlardan mesaj alımımı açık bırakacağım. aklınıza gelebilecek her soruda tecrübeli bir sözlük yazarı olarak elimden geleni yaparım.
sizden şimdilik başlık açarken dikkat edilmesi gereken kurallar başlığına bakmanızı rica ediyorum. entrylerinizin sonuna nokta koymanız dileğiyle.
başka bir sorun olursa; yoldaş sizi bulur.
*
edit: imla.
devamını gör...
bildirim yağmuruna tutulmanın getirdiği zevk
ya, çok tatlıdır.
bildirinden ve bildirime sebep olandan allah razı olsun.
allah ne muradınız varsa versin.
murat istemeyene elif, ayşe, burcu, ilayda vb.versin.
onları istemeyene berk, timur, kemal, ali, veli vb. versin.
amin
ecmain.
bildirinden ve bildirime sebep olandan allah razı olsun.
allah ne muradınız varsa versin.
murat istemeyene elif, ayşe, burcu, ilayda vb.versin.
onları istemeyene berk, timur, kemal, ali, veli vb. versin.
amin
ecmain.
devamını gör...
normal sözlük'ü beğenmeyenler sessizce gitsinler artık
her gün, hatta günde bir kaç tane kafa sözlüğü kötüleyen başlık açılmaya başlandı son zamanda.
hatta artık işi daha da ilerlettiler, ' şu sözlük şöyle, bu sözlük böyle şeklinde' adres de gösteriyorlar.
gereksiz bir eylem ve artık gerçekten sıkıcı olmaya başladı.
mal bu arkadaşlar, beğenseniz de beğenmeseniz de her şey ortada.
bu adamlar burayı açmış, kendilerince doğru olduğuna inandıkları bazı kurallar getirmiş ve birşeyler yapmaya çalışıyorlar.
burada kimseyi zorla tutan yok.
beğenmeyen anında şimdi çıkıp gidebilir. sürekli bu konuda başlıklar açmak sözlüğü kirletmekten ve gereksiz kalabalık yapmaktan başka bir işe yaramıyor, aksine sözlüğü sürekli takip eden ben gibiler için de artık kabak tadı verdi bu durum.
burayı başka yerlere benzetmeye çalışmak yerine gidin.
yönetimin de bu tür başlıklara artık müsamaha göstermeyip, akıştan almasının en doğru yol olduğunu düşünüyorum.
edit : #363965 yok paşam, kraldan çok kralcı değilim.
sözlüğü vakti zamanında en fazla eleştirenlerden biriyim hatta, geriye dönüp bakarsan bulursun.
biz eleştirmeyin mi dedik,
sürekli aynı konuları başlık yapmayın dedik, ayrıca burayı bir baska yere benzetmeye çalışmayın dedik.
kötü mü dedik, sana göre öyle, kötü dedik.
oysa sana göre;
-herkes içinden geldiği gibi sövüp saymalı,
-ana avrad bacı küfür gırla olmalı,
-bel altı muhabbet, yatak odasına kadar girmeli,
-tüm yazarlar penis boylarını yarıştırmalı,
- bir gecede kaç kez seks yapabildiği yarıştırılmalı , vs.vs.
o kadar rahat anlıyorum ki sizi.
ama sizin anlamadığımız şu,
bunları yapan bir çok yer var zaten,
neden oralarda takılmıyor da,
burayı oralara benzetme çabası içine giriyorsunuz?
bu eleştiri değil bir dayatma, dağdan gelip bağdakini kovma durumu.
şimdi sana kapiş mapiş derdim de, ben kendime yakışanı yapayım,
anlayabildin mi meselenin özünü ?
edit 2 :daha bir kaç saat önce eleştiriyle ilgili bak ne yazmışım bir başka başlığa. #363760
edit 3 : #364066 bir sen eksiktin, toplanın bakalım, bir kaç kişi daha var, sürekli bana muhalefet eden.
toplanın, toplanın, biriniz yetmez, hepiniz gelin .)))
bunların bütün derdi benim siyasi tercihim ve bu konudaki duruşumdur.
geriye dönük tecrübeyle sabittir.
edit 4:
cümleye şöyle
"ben de son zamanlarda gereksiz eleştiriler ile buranın dolduğunun farkındayım"
başlayıp,
böyle
"ortada hiçbir şey yokken bu başlığın açılması "
bitirerek muhalefet etmek de görecekmişiz demek ki ..
yorum yazarların.
hatta artık işi daha da ilerlettiler, ' şu sözlük şöyle, bu sözlük böyle şeklinde' adres de gösteriyorlar.
gereksiz bir eylem ve artık gerçekten sıkıcı olmaya başladı.
mal bu arkadaşlar, beğenseniz de beğenmeseniz de her şey ortada.
bu adamlar burayı açmış, kendilerince doğru olduğuna inandıkları bazı kurallar getirmiş ve birşeyler yapmaya çalışıyorlar.
burada kimseyi zorla tutan yok.
beğenmeyen anında şimdi çıkıp gidebilir. sürekli bu konuda başlıklar açmak sözlüğü kirletmekten ve gereksiz kalabalık yapmaktan başka bir işe yaramıyor, aksine sözlüğü sürekli takip eden ben gibiler için de artık kabak tadı verdi bu durum.
burayı başka yerlere benzetmeye çalışmak yerine gidin.
yönetimin de bu tür başlıklara artık müsamaha göstermeyip, akıştan almasının en doğru yol olduğunu düşünüyorum.
edit : #363965 yok paşam, kraldan çok kralcı değilim.
sözlüğü vakti zamanında en fazla eleştirenlerden biriyim hatta, geriye dönüp bakarsan bulursun.
biz eleştirmeyin mi dedik,
sürekli aynı konuları başlık yapmayın dedik, ayrıca burayı bir baska yere benzetmeye çalışmayın dedik.
kötü mü dedik, sana göre öyle, kötü dedik.
oysa sana göre;
-herkes içinden geldiği gibi sövüp saymalı,
-ana avrad bacı küfür gırla olmalı,
-bel altı muhabbet, yatak odasına kadar girmeli,
-tüm yazarlar penis boylarını yarıştırmalı,
- bir gecede kaç kez seks yapabildiği yarıştırılmalı , vs.vs.
o kadar rahat anlıyorum ki sizi.
ama sizin anlamadığımız şu,
bunları yapan bir çok yer var zaten,
neden oralarda takılmıyor da,
burayı oralara benzetme çabası içine giriyorsunuz?
bu eleştiri değil bir dayatma, dağdan gelip bağdakini kovma durumu.
şimdi sana kapiş mapiş derdim de, ben kendime yakışanı yapayım,
anlayabildin mi meselenin özünü ?
edit 2 :daha bir kaç saat önce eleştiriyle ilgili bak ne yazmışım bir başka başlığa. #363760
edit 3 : #364066 bir sen eksiktin, toplanın bakalım, bir kaç kişi daha var, sürekli bana muhalefet eden.
toplanın, toplanın, biriniz yetmez, hepiniz gelin .)))
bunların bütün derdi benim siyasi tercihim ve bu konudaki duruşumdur.
geriye dönük tecrübeyle sabittir.
edit 4:
cümleye şöyle
"ben de son zamanlarda gereksiz eleştiriler ile buranın dolduğunun farkındayım"
başlayıp,
böyle
"ortada hiçbir şey yokken bu başlığın açılması "
bitirerek muhalefet etmek de görecekmişiz demek ki ..
yorum yazarların.
devamını gör...
sözlüğün hiç iç açıcı olmaması
milleti kendisinin palyaçosu zanneden kişilerin beyanıdır. başka kapıya dedirtir.
devamını gör...
çok fena cehaletin döndüğü düşünülen yerler
(bkz: tiktok platformu)
devamını gör...
elemtere fiş
elemtere fiş “göz göz olana kadar” anlamında kullanılan eski bir mutfak terimidir.
karagöz hacivat oyunlarında sıkça duyduğumuz "elemtere fiş kem gözlere şiş" deyimi ise nazar değmesin, hasetle ve kıskançlıkla bakıp kötü düşünenler zarar veremesinler anlamına gelir.
anadolu’nun bazı yerlerinde nazara karşı üzerlik otu yakılırken “üzerliksin havasın. her dertlere devasın. ak göz, kara göz, mavi göz, ela göz, hangisi nazar etmişse onların nazarını boz. elemtere fiş kem gözlere şiş. üzerlik çatlasın, nazar eden patlasın" denir.
karagöz hacivat oyunlarında sıkça duyduğumuz "elemtere fiş kem gözlere şiş" deyimi ise nazar değmesin, hasetle ve kıskançlıkla bakıp kötü düşünenler zarar veremesinler anlamına gelir.
anadolu’nun bazı yerlerinde nazara karşı üzerlik otu yakılırken “üzerliksin havasın. her dertlere devasın. ak göz, kara göz, mavi göz, ela göz, hangisi nazar etmişse onların nazarını boz. elemtere fiş kem gözlere şiş. üzerlik çatlasın, nazar eden patlasın" denir.
devamını gör...
küçük albert deneyi

amerikalı psikolog john broadus watson etik kuralları hiçe sayıp, 8 aylık bebek albert üzerinde tarihin en utanç verici deneyini yapıyor.
“korku, insanda sonradan edinilen bir refleks mi yoksa doğuştan gelen bir dürtü mü?" sorusunun cevabını ararken, ufacık bir bebeğin hayatını karartıyor.
davranış psikolojisi ekolünün kurucusu watson ve asistanı rosalie rayner, çalıştıkları john hopkins hastanesi kreşinde oynayan çocukları uzaktan incelemeye başlarlar.
fakat, ‘korku’ hakkındaki sorularının cevapları için kesin yanıtlar alabilecekleri testler yapmaları gerekir. araştırma için izin alabilecekleri bir aile ararlar. sonuç olarak 8 aylık sağlıklı bir bebek olan albert ile bir deney tasarlamaya karar verirler.
tarihteki en önemli psikolojik deneylerden biri olarak kabul edilen little albert experiment’a başlamadan önce küçük albert’a birkaç duygusal test yapılır.
minik bebeğe sırasıyla beyaz bir fare, tavşan, yanan kağıt parçaları, peruk, maske gibi ilk kez karşılaşabileceği nesneler ve durumlar gösterilir. amaç, albert’ın bunlara koşulsuz karşı tepkisi olup olmadığını incelemektir. sonuç olarak albert, gördüğü hiçbir nesneye karşı korku göstermez; her şeye gülümser.
bu testten sonra albert'ı boş bir odaya götürürler. odada albert'ın üzerine oturduğu bez yatak haricinde hiçbir eşya bulunmaz. daha sonra watson ve asistanı rayner odadan çıkar, yalnız bıraktıkları albert'ın yanına beyaz laboratuvar faresi salarlar. albert, fareden korkmadığı gibi, tam tersi bir tepki göstererek fareyi çok sever, yakalamaya çalışıp, gülmeye başlar.
artık bir sonraki aşamaya geçmeye hazırdırlar. albert, fareye her dokunduğunda iki demir çubuğu (biri çekiç, diğeri çelik çubuk) birbirine vurarak rahatsız edici sesler çıkarmaya başlarlar. sesleri duyan küçük albert ağlamaya başlar. oda yeniden sessizleşince fareyle oynamaya devam eden albert, yine fareye dokunduğu ilk anda psikologların çıkardığı o gürültülü sese maruz kalır.
ağlaması yatışıp, aklı tekrar fareye kayan albert, dokunmaya çalıştığı an hep aynı sesi duyduğu için fareye dokunmaktan korkmaya başlar.
bu deney birkaç gün sürer ve tekrarlanır.
watson ve rayner deneyi ileri noktaya taşıyıp tavşan ve başka tüylü objeler de getirirler. çıkan sonuç: albert, özellikle beyaz renkli, tüylü bir nesne görse ondan korkup, ağlamaya başlar ve kaçmak ister.
artık albert gördüğü pamuk, beyaz tavşan ve benzer nesnelerin karşısında demir çubuklarla çıkarılan ses olmamasına rağmen korkmaya başlar.
vardıkları sonuçla yetinmeyen psikologlar, son olarak beyaz sakallı ve tüylü kostümler giyerek odaya girerler. karşısında git gide büyüyen tüylü nesneler gören zavallı albert’ın korkusu artık hafızasına tamamen kazınır.
1920’lerde yapılan bu deneyle bilim insanları koşullu korkuyu kanıtlar. fakat deney uğruna 8 aylık bir bebeğe yapılan koşullandırmayı geriye almadıkları, onu iyileştirmedikleri için büyük tepki çekerler. gerçi albert'ın ruh sağlığı için bir iyileştirmeye başlasalardı da, geçmişin derin ve karanlık izlerini ne denli silebileceklerdi bilinmez.
küçük albert’a deney sonrasında ne olduğuyla ilgili birçok rivayet var.
yazar tom bartlett’a göre, küçük albert’in annesi arvilla merritte aynı hastanede süt annelik yapıyordu. o devre göre, sosyal statüsü hastanenin diğer çalışanlarına göre daha düşüktü. maddi imkansızlıktan dolayı bebeğinin deneyde kullanılması teklifini geri çeviremedi. finding little albert kitabına göre ise, annesinin küçük albert’ın üzerinde yapılan deneylerden haberi yoktu. deneylerin farkına vardığında bebeğini alıp, ortadan kayboldu.
küçük albert'ın trajik ölümü
american psychological association verilerine göre ise küçük albert’in asıl adı douglas merritte.
kayıtlara göre, douglas 6 yaşında hidrosefali’den ( beyinde su toplanması) hayatını kaybetti.
dipnot: bebek ailesinin rızasıyla alınır ve asıl ismi kullanılmaz. albert ismi bir nevî mahlastir.
devamını gör...
sakar şakir filmindeki bekçi
şu an hayatta olmayan ve gerçek ismi ihsan bilsev olan sinema oyuncusudur. bundan başka çöpçüler kralı filminde gazino patronu yardımcısı ve 15 sene sonra da mahallenin muhtarları dizisinde de trenci haydar bey olarak karşımıza çıkmıştır.
devamını gör...
havana
havana, küba’nın başkentidir. hem küba’nın hem de karayipler’in en büyük şehridir. tropikal bir iklime sahiptir. plaza de la revolucion gizi gezilecek güzel yerleri vardır.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en büyük fobisi
yükseklik fobisi.hiç olmamasını isterdim ama yukardaysam aşağı bakınca başım dönüyor.hayatta ki tek korkum bu ne yazık ki.
devamını gör...
osmanlıca
osmanlıca diye bir dil vardır ve türkçeden farklı bir dildir. osmanlı türkçesi ifadesini de doğru bulmuyorum çünkü böyle adlandırınca sanki osmanlı döneminde konuşulan türkçeymiş gibi bir intiba oluşuyor. fakat gerçekte bugün konuştuğumuz türkçe ile osmanlıca farklı dillerdir. anadolu'ya geldiğimiz ilk günden beri pek değişmemiştir halkın konuştuğu türkçe. yani kabaca en az 900 yıldır aynı dili konuşuyoruz. çeşitli yüzyıllarda yaşamış yunus emre, pir sultan abdal, köroğlu, karacaoğlan gibi ozanların eserlerine bakıldığında günümüzde konuştuğumuz türkçeden pek bir farkı yoktur, rahatlıkla anlaşılır.
birkaç örnek inceleyelim. 13. asır yunus emre divanı:
bu dünya kimseye kalmaz, anadur ölümün zinhar
kaçan kimse gider gelmez, anadur ölümün zinhar
gelen geçer, konan göçer, nasip oldukça yer içer
ecel ömre kefen biçer, anadur ölümün zinhar
üstüne çün çöker dağlar, ecel gelir dilin bağlar
kalır bu bahçeler bağlar, anadur ölümün zinhar
kefen donun ola toprak, bitiser üstünde yaprak
dola gözlerine toprak, anadur ölümün zinhar
nice cem'ettin ise mal, alır varislerin filhal
sinde sen çekersin vebal, anadur ölümün zinhar
16. yy pir sultan abdal
şu benim sevdiğim başta oturur
bir güzelin derdi beni bitirir
bu ayrılık bize ölüm getirir
geçti dost kervanı eyleme beni
pir sultan abdal'ım kalkın aşalım
aşıp yüce dağı engin düşelim
çok nimetin yedik helallaşalım
geçti dost kervanı eyleme beni
16. yüzyılda macaristan'da hristiyanlar için türkçe konuşma kılavuzu şeklinde hazırlanmış olan de turcarum moribus'a bakalım şimdi. eser latin harfleriyle yazıldığı için direkt orijinalini vereceğim.


türkçesi: handa (nereye) gidersin bre gavur? istanbul'a giderim sultanum. ne işin var bu memlekette? bezirganlık (tüccarlık) ederim efendi, maslahatım (işim) var anadolu'da.

çok rahat okunduğunu, türkçe karakterler hariç bugünkü türkçe yazıma çok benzediğini ve çok da rahat anlaşıldığını farketmişsinizdir. işte köylünün, sipahinin, tüccarın hatta padişahın günlük kullandığı türkçe bu idi.
mesela 17. yüzyıl kösem sultan'ın kendi el yazısı ile bizzat veziriazam'a yazdığı gayrıresmi yazışma:
paşaya selamdan sonra i'lam olunur ki donanma-yi hümayun için saadetlü arslanıma bu hafta pencşenbe günü çıkarız demişsin, imdü şöyle çalışasın ki sözünüz sahih çıksun zira padişahlar huzurunda hilaf söylemek hatadır. ziyadesiyle dikkat edüp sözünüz doğru çıkub pencşenbe günü çıkarmasına ikdam idesiz, nice düşmanların gözü kör olsun.
gördüğünüz gibi türkçe aynı türkçe. şimdi gelin bir de osmanlıca dediğimiz metinlere bakalım. divan şiirinin en önemli isimlerinden nefi'ye bakalım mesela:
bir dolu nûş et, şarab-ı nab gelsün çeşmine
mest olursan nâza başla hab gelsün çeşmine.
gamzene pür-tâb iken takat getirmez âftâb
bade aklı var ise bitâb gelsün çeşmine.
hüsnünü bilmek dilersen bir nefes mir'ata bak
attabın pertevi, mehtâb gelsün çeşmine
aşık isen ağlamakla bitmez iş, bir çare gör
sen gerek yaş dök, gerek hûnâb gelsün çeşmine
rind isen nef'î, humâr-ı badeden açma gözün
âlemin hâli, hayal ü hâb gelsün çeşmine
gelin bir de resmi metinlere bakalım. 1795 yılından rastgele bir ferman:
kıdvetü’n-nüvvabi’l-müteşerri’în satılmış kazası’nda naibü’ş-şer’ olan mevlana-zide ilmehu-tevkî-i refî-i hümayun vâsıl oldukta malum ola ki: kazâ-i mezbûra tâbi “kara hamza” nam karyede ve karyeye karib yerde cami’-i şerif olmayub mesafe-i baîde olmağla eyyâm-ı şitâda külli ‘usret çekilüb müslümanlar sevab-ı cumadan mahrum olmalarıyla ashab-ı hayrattan işbu dârende-i ferman-ı hümayun “es-seyyid mehmed emin bin derviş mehmed” nam sahibü’l-hayr kendi atyab-ı malıyla, karye-i mezkûra müceddeden cami-i şerif bina ve minber vaz’ etmek için izn-i hümayun ricasına istid’ay-ı inayet etmekle izn-i hümayunum irtica kılub buyurdum ki: hükm-i şerif-i vacibü’l-ittibâımla vardıkda göresin, karye-i mezkurda mevzi-i mezbur arazi-i miriye ve kimesnenin mülkü olmayub eimme-i hanefiyye-rıdvanullahi teala aleyhim ecmainin-tecviz eyledikleri yerde ise, kendi atyab-ı malıyla karye-i mezkura müceddeden cami-i şerif bina ve minber vaz’ edüb berat-ı şerifimle hatib nasb ve tayin olundukdan sonra ikamet-i salat-ı cuma ve ıydeyn olub devam-ı ömr ü devletiçün duaya müdavemet…şöyle bilüb alamet-i şerife itimad kılasız tahriren evail-i cemaziye’l-evvel sene aşer ve mi’eteyn ve elf be-makam-ı kostantiniyye el-mahrusa
ne kadarını anladınız? aynı sizin gibi dönemin köylüsünden tut sipahisi bile bu metinleri anlayamazdı. bunları ancak enderun'dan çıkmış osmanlı bürokratları, islami tahsil almış medrese mezunları ya da özel tahsil almış varlıklı kimseler anlayabilirdi. niye böyle bir dil ortaya çıktığı aslında anlaşılabilir. mısır medeniyetinden tutun, antik çin'e, yunanistan'a, roma'ya kadar her yerde saray ve çevresinde böyle ağdalı bir dil oluşur. yönetenler, yönetilenler tarafından anlaşılmak istemez. çünkü bu hem bürokrasinin maddi değerini artırır (herkesin yapabileceği bir iş değil), hem de olayı daha gizemli kılar.
sonuç olarak osmanlıca diye bir dil vardır. bu dil türki dil ailesine mensuptur fakat anadolu türkçesi değildir, yapay bir dildir. bugünkü türkçenin öncülü falan değildir. resmi işler ve saray çevresinde gelişen edebiyat dışında da kullanılmamıştır.
birkaç örnek inceleyelim. 13. asır yunus emre divanı:
bu dünya kimseye kalmaz, anadur ölümün zinhar
kaçan kimse gider gelmez, anadur ölümün zinhar
gelen geçer, konan göçer, nasip oldukça yer içer
ecel ömre kefen biçer, anadur ölümün zinhar
üstüne çün çöker dağlar, ecel gelir dilin bağlar
kalır bu bahçeler bağlar, anadur ölümün zinhar
kefen donun ola toprak, bitiser üstünde yaprak
dola gözlerine toprak, anadur ölümün zinhar
nice cem'ettin ise mal, alır varislerin filhal
sinde sen çekersin vebal, anadur ölümün zinhar
16. yy pir sultan abdal
şu benim sevdiğim başta oturur
bir güzelin derdi beni bitirir
bu ayrılık bize ölüm getirir
geçti dost kervanı eyleme beni
pir sultan abdal'ım kalkın aşalım
aşıp yüce dağı engin düşelim
çok nimetin yedik helallaşalım
geçti dost kervanı eyleme beni
16. yüzyılda macaristan'da hristiyanlar için türkçe konuşma kılavuzu şeklinde hazırlanmış olan de turcarum moribus'a bakalım şimdi. eser latin harfleriyle yazıldığı için direkt orijinalini vereceğim.


türkçesi: handa (nereye) gidersin bre gavur? istanbul'a giderim sultanum. ne işin var bu memlekette? bezirganlık (tüccarlık) ederim efendi, maslahatım (işim) var anadolu'da.

çok rahat okunduğunu, türkçe karakterler hariç bugünkü türkçe yazıma çok benzediğini ve çok da rahat anlaşıldığını farketmişsinizdir. işte köylünün, sipahinin, tüccarın hatta padişahın günlük kullandığı türkçe bu idi.
mesela 17. yüzyıl kösem sultan'ın kendi el yazısı ile bizzat veziriazam'a yazdığı gayrıresmi yazışma:
paşaya selamdan sonra i'lam olunur ki donanma-yi hümayun için saadetlü arslanıma bu hafta pencşenbe günü çıkarız demişsin, imdü şöyle çalışasın ki sözünüz sahih çıksun zira padişahlar huzurunda hilaf söylemek hatadır. ziyadesiyle dikkat edüp sözünüz doğru çıkub pencşenbe günü çıkarmasına ikdam idesiz, nice düşmanların gözü kör olsun.
gördüğünüz gibi türkçe aynı türkçe. şimdi gelin bir de osmanlıca dediğimiz metinlere bakalım. divan şiirinin en önemli isimlerinden nefi'ye bakalım mesela:
bir dolu nûş et, şarab-ı nab gelsün çeşmine
mest olursan nâza başla hab gelsün çeşmine.
gamzene pür-tâb iken takat getirmez âftâb
bade aklı var ise bitâb gelsün çeşmine.
hüsnünü bilmek dilersen bir nefes mir'ata bak
attabın pertevi, mehtâb gelsün çeşmine
aşık isen ağlamakla bitmez iş, bir çare gör
sen gerek yaş dök, gerek hûnâb gelsün çeşmine
rind isen nef'î, humâr-ı badeden açma gözün
âlemin hâli, hayal ü hâb gelsün çeşmine
gelin bir de resmi metinlere bakalım. 1795 yılından rastgele bir ferman:
kıdvetü’n-nüvvabi’l-müteşerri’în satılmış kazası’nda naibü’ş-şer’ olan mevlana-zide ilmehu-tevkî-i refî-i hümayun vâsıl oldukta malum ola ki: kazâ-i mezbûra tâbi “kara hamza” nam karyede ve karyeye karib yerde cami’-i şerif olmayub mesafe-i baîde olmağla eyyâm-ı şitâda külli ‘usret çekilüb müslümanlar sevab-ı cumadan mahrum olmalarıyla ashab-ı hayrattan işbu dârende-i ferman-ı hümayun “es-seyyid mehmed emin bin derviş mehmed” nam sahibü’l-hayr kendi atyab-ı malıyla, karye-i mezkûra müceddeden cami-i şerif bina ve minber vaz’ etmek için izn-i hümayun ricasına istid’ay-ı inayet etmekle izn-i hümayunum irtica kılub buyurdum ki: hükm-i şerif-i vacibü’l-ittibâımla vardıkda göresin, karye-i mezkurda mevzi-i mezbur arazi-i miriye ve kimesnenin mülkü olmayub eimme-i hanefiyye-rıdvanullahi teala aleyhim ecmainin-tecviz eyledikleri yerde ise, kendi atyab-ı malıyla karye-i mezkura müceddeden cami-i şerif bina ve minber vaz’ edüb berat-ı şerifimle hatib nasb ve tayin olundukdan sonra ikamet-i salat-ı cuma ve ıydeyn olub devam-ı ömr ü devletiçün duaya müdavemet…şöyle bilüb alamet-i şerife itimad kılasız tahriren evail-i cemaziye’l-evvel sene aşer ve mi’eteyn ve elf be-makam-ı kostantiniyye el-mahrusa
ne kadarını anladınız? aynı sizin gibi dönemin köylüsünden tut sipahisi bile bu metinleri anlayamazdı. bunları ancak enderun'dan çıkmış osmanlı bürokratları, islami tahsil almış medrese mezunları ya da özel tahsil almış varlıklı kimseler anlayabilirdi. niye böyle bir dil ortaya çıktığı aslında anlaşılabilir. mısır medeniyetinden tutun, antik çin'e, yunanistan'a, roma'ya kadar her yerde saray ve çevresinde böyle ağdalı bir dil oluşur. yönetenler, yönetilenler tarafından anlaşılmak istemez. çünkü bu hem bürokrasinin maddi değerini artırır (herkesin yapabileceği bir iş değil), hem de olayı daha gizemli kılar.
sonuç olarak osmanlıca diye bir dil vardır. bu dil türki dil ailesine mensuptur fakat anadolu türkçesi değildir, yapay bir dildir. bugünkü türkçenin öncülü falan değildir. resmi işler ve saray çevresinde gelişen edebiyat dışında da kullanılmamıştır.
devamını gör...
insani gelişme endeksi
insani gelişme endeksi (human development ındex), dünya'daki ülkeler için yaşam uzunluğu, okur yazar oranı, eğitim ve yaşam düzeyi doğrultusunda hazırlanan bir ölçüm. bu araştırma sonucunda bir ülkenin gelişmiş, gelişmekte olan ya da gelişmemiş bir ülke olduğu; bunun yanı sıra ekonomisindeki etkinin, yaşam niteliğini ne düzeyde etkilediğini gösteriyor.
dağılım ilk olarak 1990 yılında pakistanlı ekonomist mahbub ul haq tarafından geliştirilmiş ve 1993 yılından bu yana birleşmiş milletler gelişme programı tarafından yıllık gelişme raporu'nda sunuluyor. *
peki hangi parametrelere göre hesaplanıyormuş bu dalga diye soracak olursak: ortalama yaşam süresi, okur yazar oranının (2/3'ü yani %66.6), ilkokul, lise ve üniversite kayıtlarının (1/3'ü yani %33.3) ile bulunan eğitim dağılımı ile kişi başına düşen gelir ve alım gücünün amerikan doları'ndan hesaplanmasıyla gerçekleştiriliyordu. fakat bu sistem yeni yeni güncelleniyor.
yeni hesaplama sistemi, eğitimde geçen ve geçmesi beklenen süre, doğumda yaşam beklentisi ve satın alma gücü pariteli milli geliri esas almakta.
ayrıca merak edenler için, 2018 verilerine göre norveç, isviçre ve irlanda'nın başı çektiği listede türkiye 189 ülke arasında 59. sırada yer alıyor.
dağılım ilk olarak 1990 yılında pakistanlı ekonomist mahbub ul haq tarafından geliştirilmiş ve 1993 yılından bu yana birleşmiş milletler gelişme programı tarafından yıllık gelişme raporu'nda sunuluyor. *
peki hangi parametrelere göre hesaplanıyormuş bu dalga diye soracak olursak: ortalama yaşam süresi, okur yazar oranının (2/3'ü yani %66.6), ilkokul, lise ve üniversite kayıtlarının (1/3'ü yani %33.3) ile bulunan eğitim dağılımı ile kişi başına düşen gelir ve alım gücünün amerikan doları'ndan hesaplanmasıyla gerçekleştiriliyordu. fakat bu sistem yeni yeni güncelleniyor.
yeni hesaplama sistemi, eğitimde geçen ve geçmesi beklenen süre, doğumda yaşam beklentisi ve satın alma gücü pariteli milli geliri esas almakta.
ayrıca merak edenler için, 2018 verilerine göre norveç, isviçre ve irlanda'nın başı çektiği listede türkiye 189 ülke arasında 59. sırada yer alıyor.
devamını gör...
yazarların çocukluk anıları
3. sınıfa gidiyordum bir cuma günü istiklal marşı okunacak, bilirsiniz müzik öğretmeni garip gurup el hareketleri yapar orkestra şefiymişçesine. ona çok özendim iyi bir şey yapıyorum sanıp aynılarını yapmaya çalıştım ve marş biter bitmez hayvan gibi cüsseli okul müdürünün tokadı yanağımda patladı, kulağım bile kıpkırmızı olmuştu sızlıyordu. nereden geldiğimi şaşırdım 9 yaşında çocuğa öyle vurulur mu ornitorenk evladı ya kulak zarım delinseydi. utanıp aileme anlatamadım top çarptı dedim, tüm hafta sonu aklıma geldikçe hüngür hüngür ağladım. düzgünce uyarsa zaten bir daha yapmayacağım kendi halinde cılız bir kız çocuğuydum. çok içerledim bak aklıma geldi yine çok kötüsünüz lan.
devamını gör...
sakin
şimdiki şarkıcı onurr’un da bulunduğu grup. mor ve ötesine rakip olabilecek kadar kaliteli şarkıları varmış. maalesef dağılmış grup...bunlar da şarkılarından bazıları;
1)edepsiz komedya
2)bir ses
3)denek hayatım(sanırım en popüleri bu)
4)laleler beyaz (favorilerimden)
5)bu defa
6)kırmızı oda (niye tanıdık olsun ki bunca fazlalık? sözüyle takdiri hak eden)
7)sentetik sezar
1)edepsiz komedya
2)bir ses
3)denek hayatım(sanırım en popüleri bu)
4)laleler beyaz (favorilerimden)
5)bu defa
6)kırmızı oda (niye tanıdık olsun ki bunca fazlalık? sözüyle takdiri hak eden)
7)sentetik sezar
devamını gör...
iftarlık gazoz
az önce izlediğim film.
filmin senaryosu, halkı yaşadığı çevreyle anlatışı, hayata dair küçük ayrıntıları ile ortalama bir film.
eleştirdiğim nokta şu. filmin aksiyonu, insanlarda oluşturduğu duygulanma seviyesi filmin sonuna dek hemen hemen yatay bir çizgide ilerliyor.
hee filmin son 5-10 dakikasına at bir kısa aksiyon, en sonda da ver bir bol ağlaşmalı, feryatlı, üst baş yırtmalı bir cenaze merasimi. ver bu sırada bir acı müzik. ağlat izleyenleri, perişan et. eee ne oldu? filmdeki bu cenaze merasimi senaryoyu ezdi geçti. benim içimi acıtacaksan senaryonun kendisiyle, bel kemiğiyle acıt. sona bir bol acılı bir cenaze merasimi yerleştirip filmin sonunda sadece bu sahneyle duygulanma derecesini zirveye çıkarıp beğenileri toplamak "vay bee süper film, ağlamayan beni bile ağlattı" dedirtmek olsa olsa köylü kurnazlığıdır.
aynı kurnazlık komedi filmlerinde de yapılıyor. küfürle, bel altı şakalarla güldürmek ucuzluğu da bunun gibidir.
yine korku filmlerinde senaryo ile beni gerecek bir film yapamayan çaylak yönetmen, karanlık bir sahnede ani bir hareket ve yüksek bir sesle beni korkutmaya çalışıyor, korkutuyor da insanız sonuçta. ama izleyenlerde oluşan bu korku filmin kalitesinden değil, senaristin kurnazlığından kaynaklanıyor.
filmin senaryosu, halkı yaşadığı çevreyle anlatışı, hayata dair küçük ayrıntıları ile ortalama bir film.
eleştirdiğim nokta şu. filmin aksiyonu, insanlarda oluşturduğu duygulanma seviyesi filmin sonuna dek hemen hemen yatay bir çizgide ilerliyor.
hee filmin son 5-10 dakikasına at bir kısa aksiyon, en sonda da ver bir bol ağlaşmalı, feryatlı, üst baş yırtmalı bir cenaze merasimi. ver bu sırada bir acı müzik. ağlat izleyenleri, perişan et. eee ne oldu? filmdeki bu cenaze merasimi senaryoyu ezdi geçti. benim içimi acıtacaksan senaryonun kendisiyle, bel kemiğiyle acıt. sona bir bol acılı bir cenaze merasimi yerleştirip filmin sonunda sadece bu sahneyle duygulanma derecesini zirveye çıkarıp beğenileri toplamak "vay bee süper film, ağlamayan beni bile ağlattı" dedirtmek olsa olsa köylü kurnazlığıdır.
aynı kurnazlık komedi filmlerinde de yapılıyor. küfürle, bel altı şakalarla güldürmek ucuzluğu da bunun gibidir.
yine korku filmlerinde senaryo ile beni gerecek bir film yapamayan çaylak yönetmen, karanlık bir sahnede ani bir hareket ve yüksek bir sesle beni korkutmaya çalışıyor, korkutuyor da insanız sonuçta. ama izleyenlerde oluşan bu korku filmin kalitesinden değil, senaristin kurnazlığından kaynaklanıyor.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının hobileri
becerebildiğim halde şiir yazmamak hobim mesela.
genelde gitar çalarım kafa sallarım. piyanoya oturur bildiğim şarkıları çalar kalkarım. sazı elime alır neşet ertaş'ı yad ederim. bol bol uyurum.
genelde gitar çalarım kafa sallarım. piyanoya oturur bildiğim şarkıları çalar kalkarım. sazı elime alır neşet ertaş'ı yad ederim. bol bol uyurum.
devamını gör...
chianti
nereden hatırlıyorum bu kelimeyi diyorsanız:
devamını gör...
