vasi
hepdeğişiyor ukdesi
1-yetim olan ya da akıl olarak yetkin olmayan kişinin malını yöneten kişi.
reşit olmayanın yasal temsilcisi.
2-ölen kişinin vasiyetini yerine getirmekle yükümlü kimse.
*
yabancı filmlerde çok geçer,ben bu çocuğun vasisiyim.
1-yetim olan ya da akıl olarak yetkin olmayan kişinin malını yöneten kişi.
reşit olmayanın yasal temsilcisi.
2-ölen kişinin vasiyetini yerine getirmekle yükümlü kimse.
*
yabancı filmlerde çok geçer,ben bu çocuğun vasisiyim.
devamını gör...
kitleler psikolojisi
nicolo makyavelli der ki; "insan yığınları büyük hırsıza bakmaz özlemi odur. insan yığınları yalancıya kızmaz. kendiside yalancıdır da ondan. insan yığınları yoksula kızar. aptallığından der." yığın, toplum demek değildir. "yığın" otoriteye itaat ederek hareket eder. toplum ise bireylerden oluşur. sorgular ve örgutlenir. kitlenize bakın anlarsınız .yığın mıdır? toplum mudur? bu durumun bireyden toplumsal zekaya yansımasına baktığımızda ise bir birey hangi coğrafya da, nasıl bir aile, toplum, eğitim sistemi, sosyal çevre yapısı içerisinde doğar ve büyür ise dinî inancı, siyasi fikirleri hayata dair birçok fikir ve görüşleri ona göre şekil alır. ilerleyen zamanla birlikte birey bu öğrendiği bilgi ve fikirleri kendi düşünceleri ile özdeşleştirerek aşılması daha da zor dogmatik tabular hâline getirir. işin asıl trajikomik olan yanı ise bireyin kendi öz ve nesnel gerçek fikirlerinden ziyade önüne sunulan birçok farklı ideolojileri ve kalıplaşmış fikirleri artık kendi fikirleri zannetmesi ve bunu normalleştirerek hayatına devam etmesi...
devamını gör...
kafa açan kesitler kadınlar günü özel
çok anlamlıydı, emeğinize sağlık. kadınların şiddet görmediği, tecavüze uğramadığı ve öldürülmediği bir dünyada yaşamayı isterdik hepimiz. hatta bazılarımız bunları yaşamamayı isterdik.
devamını gör...
güne bir şarkı bırak
devamını gör...
jane goodall
dünyanın en cesur kadını, efsanevi bir primatolog.
henüz üniversite mezunu bile değilken hayvanlara duyduğu büyük ilgi sonucunda iletişime geçtiği antropolog louis leakey'den gelen bir teklif sonucu önce 1958 yılında primat davranışları ve anatomisi üzerine eğitim almaya başlamış ve ardından 1960 yılında tanzanya-gombe'ye şempanzelerle ilgili bir saha araştırmasını yürütmeye gitmiştir. yaptığı işe olan büyük tutkusu ve bağlılığı sayesinde hakkında o güne dek pek az şey bildiğimiz kuzenlerimizle ilgili birçok öncü gözlemi jane goodall yapmıştır. küçük bir şempanze topluluğuyla kurduğu ilişkiler yoluyla yaptığı bu gözlemler yalnızca şempanzelerle olan ilişkimizi değiştirmekle kalmayıp aynı zamanda 'insan' üzerine yeniden düşünmemize yol açmıştır. eminim ben dahil birçok bilimcinin model aldığı insanların başında gelir.
jane goodall institute ve enstitüye bağlı olan roots & shoots adlı inisiyatiflerin de kurucusudur. ilerleyen yaşına rağmen bugün dahi oldukça aktif biçimde dünyayı daha güzel bir yer haline getirmeye çalışmaya devam etmektedir. hatta roots & shoots'un türkiye ayağı da yakın zamanda faaliyete geçmiştir.
son olarak, netflix'te de yer alan, goodall'ın hayatını anlatan jane belgeseli önerilir.
henüz üniversite mezunu bile değilken hayvanlara duyduğu büyük ilgi sonucunda iletişime geçtiği antropolog louis leakey'den gelen bir teklif sonucu önce 1958 yılında primat davranışları ve anatomisi üzerine eğitim almaya başlamış ve ardından 1960 yılında tanzanya-gombe'ye şempanzelerle ilgili bir saha araştırmasını yürütmeye gitmiştir. yaptığı işe olan büyük tutkusu ve bağlılığı sayesinde hakkında o güne dek pek az şey bildiğimiz kuzenlerimizle ilgili birçok öncü gözlemi jane goodall yapmıştır. küçük bir şempanze topluluğuyla kurduğu ilişkiler yoluyla yaptığı bu gözlemler yalnızca şempanzelerle olan ilişkimizi değiştirmekle kalmayıp aynı zamanda 'insan' üzerine yeniden düşünmemize yol açmıştır. eminim ben dahil birçok bilimcinin model aldığı insanların başında gelir.
jane goodall institute ve enstitüye bağlı olan roots & shoots adlı inisiyatiflerin de kurucusudur. ilerleyen yaşına rağmen bugün dahi oldukça aktif biçimde dünyayı daha güzel bir yer haline getirmeye çalışmaya devam etmektedir. hatta roots & shoots'un türkiye ayağı da yakın zamanda faaliyete geçmiştir.
son olarak, netflix'te de yer alan, goodall'ın hayatını anlatan jane belgeseli önerilir.
devamını gör...
yaptığın bir iyiliği anlat
niye ? iyilik yap denize at demişler.
devamını gör...
günün sözü
gerçek üzüntü ne zaman başlar biliyor musun? yaşın kadar yaşamadığını anladığın an.
gabriel garcia marquez
gabriel garcia marquez
devamını gör...
kuşlar
kuşlar her bahar da gelirler ama
sonbahar da göçerler aşkım
sakın sen kuşlara uyma
kuşlar, sen kuşları boşver
evler yerlerinde değiller aşkım
sakın sen kuşlara uyma.*
sonbahar da göçerler aşkım
sakın sen kuşlara uyma
kuşlar, sen kuşları boşver
evler yerlerinde değiller aşkım
sakın sen kuşlara uyma.*
devamını gör...
stanislaw jerzy lec
ülkemizde daha çok aforizmalar olarak çevrilmiş koleksiyonu ile bilinse de şiirlerinde dili çok keskin kullanabilen hiciv ustası polonyalı şair. bu kısa şiirlerden en etkileyici olanı şüphesiz kendi mezarını kazan mezarcı* hakkında olanıdır ki bu şiirin altında oldukça trajikomik bir hikaye ve garip bir dehşet yatar. aslen yahudi olan lec, 1941 yıllarında tarnopol'de nazi toplama kamplarından birine düşer fakat iki defa kaçma girişiminde bulunduktan sonra ölüm cezasına çarptırılır. kendi mezarını kazmaya başladığı sırada başına dikilmiş olan askeri elindeki kürek ile yaralayıp/öldürüp kendi için kazdığı mezara atar ve kaçmayı başarır. bu kısa şiir tamamen bu olaya bir atıftır. lec'in hayatı bu ve bunun gibi onlarca garip tesadüfler ile doludur esasında. ikinci dünya savaşı yıllarında yahudi olmanın dehşetini yaşaması bir kenara bu büyük hiciv ustasının ismi de oldukça ilginçtir. lec veya lecz ibranice'de 'jester' kelimesinin karşılığıdır. bir çok kaynakta 'clown' olarak geçmekte ama türkçe olarak bu ayrımı nasıl yapacağımdan emin değilim. soytarı ve palyaço olarak yapılabilir sanıyorum. büyük bir hiciv ustasının soy adının keskin bir mizah anlayışı ile bilinen jester'ı karşılaması hoş bir tesadüf. lec'in aslen ünvanından vazgeçmiş bir aristokrat olduğunu da eklemek gerek. lec'in babası benon de tusch-letz'in avusturya-macaristan'a büyük hizmetlerinden ötürü baron ünvanını almıştır fakat lec bu ünvandan kendi rızası ile vazgeçmiştir.
yaşamının erken dönemlerinde bir partiye bağlı görünmese bile komünizm'e yakın olan lec -ki hayatının bir döneminde sovyet işbirlikçisi olarak bile anılmıştır- savaş sonrası dönemde sovyetler ile büyük anlaşmazlıklara düştü denilebilir. 49'lu yıllarda viyana'da basın ataşesi olduğu dönemlerde uğradığı haksızlıklardan ötürü ailesi ile birlikte israil'e yerleşmiş fakat uzun yıllar sonunda polonya'ya geri dönmeyi seçmiştir fakat bulduğu ülke, bıraktığı ülke değildir. alenen dışlanır, eserleri sansürlenir ve yasaklanır. yaşamının son yıllarına yakın tekrardan eserleri özgürlüğünü kazansa bile lec çok göz önünde bulunmadan yazmaya devam eder. 1939 yıllarında pek çok şairin ve yazarın -aleksander wat, władysław broniewski vb.- hiçbir sebep yokken sınır dışı edildiği, ortadan aniden kaybolduğu veya tutuklandığı o kaotik dönemi birinci elden yaşamış olan lec'in hayatının son dönemlerinde ön planda olmamayı seçmesi de gayet anlaşılabilir bir durum. bu yoğun sansür döneminde kendisini brecht'in eserlerini çevirmeye adamıştır. alman dili geleneğine yakın olan lec karl kraus ile bariz benzerlikler gösteriyor denilebilir ki eserlerinde sıklıkla heinrich heine'a atıfta bulunur. nerede okuduğumu hatırlamamakla beraber lec için czeslaw milosz'nun nesli denir; değişen, istikrarsız ve belirsiz bir dünyada doğmak ve ölmek. bu sözlerin arkasında vahşet, soykırım ve terör gizlidir. lec'in dünyaya bıraktığı aforizmalardan -ki kendisi aforizma demekten hoşlanmazdı- birinde söylediği gibi: bizler yalnızca çatal bıçak kullanmayı öğrenmiş yamyamlarız, fazlası değil.
he who had dug his own grave
looks attentively
at the gravedigger's work,
but not pedantically:
for this one
digs a grave
not for himself.
yaşamının erken dönemlerinde bir partiye bağlı görünmese bile komünizm'e yakın olan lec -ki hayatının bir döneminde sovyet işbirlikçisi olarak bile anılmıştır- savaş sonrası dönemde sovyetler ile büyük anlaşmazlıklara düştü denilebilir. 49'lu yıllarda viyana'da basın ataşesi olduğu dönemlerde uğradığı haksızlıklardan ötürü ailesi ile birlikte israil'e yerleşmiş fakat uzun yıllar sonunda polonya'ya geri dönmeyi seçmiştir fakat bulduğu ülke, bıraktığı ülke değildir. alenen dışlanır, eserleri sansürlenir ve yasaklanır. yaşamının son yıllarına yakın tekrardan eserleri özgürlüğünü kazansa bile lec çok göz önünde bulunmadan yazmaya devam eder. 1939 yıllarında pek çok şairin ve yazarın -aleksander wat, władysław broniewski vb.- hiçbir sebep yokken sınır dışı edildiği, ortadan aniden kaybolduğu veya tutuklandığı o kaotik dönemi birinci elden yaşamış olan lec'in hayatının son dönemlerinde ön planda olmamayı seçmesi de gayet anlaşılabilir bir durum. bu yoğun sansür döneminde kendisini brecht'in eserlerini çevirmeye adamıştır. alman dili geleneğine yakın olan lec karl kraus ile bariz benzerlikler gösteriyor denilebilir ki eserlerinde sıklıkla heinrich heine'a atıfta bulunur. nerede okuduğumu hatırlamamakla beraber lec için czeslaw milosz'nun nesli denir; değişen, istikrarsız ve belirsiz bir dünyada doğmak ve ölmek. bu sözlerin arkasında vahşet, soykırım ve terör gizlidir. lec'in dünyaya bıraktığı aforizmalardan -ki kendisi aforizma demekten hoşlanmazdı- birinde söylediği gibi: bizler yalnızca çatal bıçak kullanmayı öğrenmiş yamyamlarız, fazlası değil.
he who had dug his own grave
looks attentively
at the gravedigger's work,
but not pedantically:
for this one
digs a grave
not for himself.
devamını gör...
fosforlu kalemle tüm sayfayı çizmek
başta önemli yerleri çizeyim şeklinde düşünülen, sonrasında neyse okurken bir yandan çizmek de iyi oluyormuş diyip çizmeye devam edilen eylemdir. hiç çizmesem sanki okuduğumu daha az anlarmışım gibi hissediyorum.
devamını gör...
şeker portakalı kitabından alıntılar
" onu düşünmekten kendimi alamıyorum, şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi. "
devamını gör...
asılmışlar ormanı
rumen oyun ve roman yazarı liviu rebreanu tarafından yazılmış savaş karşıtı eser. rebreanu eserin ana karakteri olan apostol bologa üzerinden savaşın genel tahribatından ziyade romanda insana ve savaşın insan üzerinde yarattığı tahribata eğiliyor esasında. eserin konusundan daha ilgi çekici olan şey ise rebreanu'nun daha eserin başında belirttiği gibi bu romanı birinci dünya savaşı sırasında apostol bologa'nın yaşadığı kaderin gerçek hayatta ete kemiğe bürünmüş hâli olan abisi emil rebreanu'nun yaşamından esinlenerek yazmış olması. emil'in yaşamı ve idamı liviu rebreanu'yu öyle etkiliyor ki bunun izleri yazdığı her eserde kendine yer bulmaya başlıyor. özellikle yazarın kısa hikayelerinden biri olan catastrofa yine asılmışlar ormanı ile benzer bir atmosferde savaşın anlamsızlığını işlerken david karakteri üzerinden bologa'nın iç çatışmalarına da yeniden rastlıyoruz. çek subay svoboda'nın ölümü - ki svoboda özgürlük anlamına geldiğinden dolayı oldukça şık bir sembolizm yaratır rebreanu- ve başka bir milletin ordusunda kendi halkına silah doğrultmak zorunda kalma mecburiyetinin bologa'nın zihninde yarattığı çatışma ve iç sorgulamaları eserin büyük bölümünü esir alan bir yapıda. aşk, inanç, ahlaki ikilemler ve mental olarak sarsılmaya meyilli bir karakter savaşın yalnızca bedenlere değil zihinlere de verdiği zararın başarılı bir temsili. romanın sonu hem trajik hem de düşündürücüdür aslında, bologa'nın verdiği karar kimine göre aptallık kimine göre vicdani bir sorumluluk olarak değerlendirilir ama nasıl değerlendirilirse değerlendirilsin eser savaşın kendi ahlakını beraberinde getirdiğini kesin bir dil ile ifade eder. humanitarian law bir kenara, savaş ne yazık ki kendi ahlak anlayışı ile gelir ve bu anlayış ne mantık ne vicdan içerir. bologa bir kenara eserde bulunan çek avukat otto klapka, yahudi teğmen gross ve savaşın ortasında silah taşımayı reddeden cervenco gibi okuması keyifli karakterler de mevcut. ayırca dr. meyer, dr. daneeka gibi muhteşem bir karakterin de kaba taslak hali gibi.
mustafa kemal atatürk pek çok konuda olduğu gibi bir konuda da haklıdır; eğer müdafa için değil ise ne yazık ki her savaş katliamdan başka bir şey ifade etmez. bu gibi arka planda kalmış olsa bile bugün bile şiddetini korumayı başaran savaş karşıtı romanlar ise her satırında aynı fikri tekrar ve tekrar anlatmaya devam eder ama gariptir ki her şeye rağmen insanlar da hâlâ savaşmaya devam ediyor.
"he returned to nasaud in a bewildered state of mind. his soul was tom by doubts, and he felt convinced that he had become an outcast. at first he had tried to build up a new house with the wreckage of the old, but he found that from under every stone a painful question would leap forth, a question for which he could find no answer. he soon wearied of these hopeless efforts with their continual torture. but presently there arose above everything else, like a victorious banner, the desire to find true answers to these perturbing questions."
mustafa kemal atatürk pek çok konuda olduğu gibi bir konuda da haklıdır; eğer müdafa için değil ise ne yazık ki her savaş katliamdan başka bir şey ifade etmez. bu gibi arka planda kalmış olsa bile bugün bile şiddetini korumayı başaran savaş karşıtı romanlar ise her satırında aynı fikri tekrar ve tekrar anlatmaya devam eder ama gariptir ki her şeye rağmen insanlar da hâlâ savaşmaya devam ediyor.
"he returned to nasaud in a bewildered state of mind. his soul was tom by doubts, and he felt convinced that he had become an outcast. at first he had tried to build up a new house with the wreckage of the old, but he found that from under every stone a painful question would leap forth, a question for which he could find no answer. he soon wearied of these hopeless efforts with their continual torture. but presently there arose above everything else, like a victorious banner, the desire to find true answers to these perturbing questions."
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
ne zaman elleri zambaklı padişah olursam
sana uzun heceli bir kent vereceğim
girilince kapıları yitecek ve boş!
azizim, güzel atlar güzel şiirler gibidirler
öldükten sonra da tersine yarışırlar, vesselam!
(bkz: ece ayhan)
sana uzun heceli bir kent vereceğim
girilince kapıları yitecek ve boş!
azizim, güzel atlar güzel şiirler gibidirler
öldükten sonra da tersine yarışırlar, vesselam!
(bkz: ece ayhan)
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
her gece armağan ettiğim şiirler ve bugün bana armağan edilen bir ahmed arif. mutluluk için başka bir şeye ihtiyaç var mıdır ki?
hani kurşun sıksan geçmez geceden
yiğit harmanları, yığınaklar,
kurulmuş çetin dağlarında vatanların.
dize getirilmiş haydutlar,
hayınlar, amana gelmiş,
yetim hakkı sorulmuş,
hesap görülmüş.
demdir bu...
demdir,
derya dibinde yangınlar,
kan kesmiş ovalar üstünde mayıs...
uçmuş, bir kuştüyü hafifliğinde,
çelik kadavrası korugan\'ların.
ölünmüş, canım,ölünmüş
murad alınmış...
gelgelelim,
beter, bize kısmetmiş.
ölüm, böyle altı okka koymaz adama,
susmak ve beklemek, müthiş
genciz, namlu gibi,
ve çatal yürek,
barışa, bayrama hasret
uykulara, derin, kaygısız, rahat,
otuziki dişimizle gülmeğe,
doyasıya sevişmeğe,yemeğe...
kaç yol, ağlamaklı olmuşum geceleri,
asıl, bizim aramızda güzeldir hasret
ve asıl biz biliriz kederi.
içim, bir suskunsa tekin mi ola?
o malta bıçağı,kınsız,uyanık,
ve genç bir mısradır
filinta endam...
neden, neden alnındaki yıkkınlık,
bakışlarındaki öldüren buğu?
kaç yol ağlamaklı oluyorum geceleri...
nasıl da almış aklımı,
sürmüş, filiz vermiş içimde sevdan,
dost, düşman söz eder kendi kavlince,
kınanmak, yiğit başına.
bu, ne ayıp, ne de yasak,
öylece bir gerçek, kendi halinde,
belki, yaşamama sebep...
evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu.
hani, kurşun sıksan geçmez geceden,
anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık...
ve zehir - zıkkım cıgaram.
gene bir cehennem var yastığımda,
gel artık...
hani kurşun sıksan geçmez geceden
yiğit harmanları, yığınaklar,
kurulmuş çetin dağlarında vatanların.
dize getirilmiş haydutlar,
hayınlar, amana gelmiş,
yetim hakkı sorulmuş,
hesap görülmüş.
demdir bu...
demdir,
derya dibinde yangınlar,
kan kesmiş ovalar üstünde mayıs...
uçmuş, bir kuştüyü hafifliğinde,
çelik kadavrası korugan\'ların.
ölünmüş, canım,ölünmüş
murad alınmış...
gelgelelim,
beter, bize kısmetmiş.
ölüm, böyle altı okka koymaz adama,
susmak ve beklemek, müthiş
genciz, namlu gibi,
ve çatal yürek,
barışa, bayrama hasret
uykulara, derin, kaygısız, rahat,
otuziki dişimizle gülmeğe,
doyasıya sevişmeğe,yemeğe...
kaç yol, ağlamaklı olmuşum geceleri,
asıl, bizim aramızda güzeldir hasret
ve asıl biz biliriz kederi.
içim, bir suskunsa tekin mi ola?
o malta bıçağı,kınsız,uyanık,
ve genç bir mısradır
filinta endam...
neden, neden alnındaki yıkkınlık,
bakışlarındaki öldüren buğu?
kaç yol ağlamaklı oluyorum geceleri...
nasıl da almış aklımı,
sürmüş, filiz vermiş içimde sevdan,
dost, düşman söz eder kendi kavlince,
kınanmak, yiğit başına.
bu, ne ayıp, ne de yasak,
öylece bir gerçek, kendi halinde,
belki, yaşamama sebep...
evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu.
hani, kurşun sıksan geçmez geceden,
anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık...
ve zehir - zıkkım cıgaram.
gene bir cehennem var yastığımda,
gel artık...
devamını gör...
dünyanın insanlardan kurtulmaya karar vermesi
doğada canlılar arasında denge vardır. bir alanda avcı popülasyonu artarsa av azalır, yiyecek kıtlığı olduğu için bu defa avcı sayısı azalır, avcılar azaldığı için avların sayısı artmaya başlar ve bu şekilde sistem dengede kalır. insanoğlu da fazla çoğaldı ve dünyada doğal dengeyi bozacak fiziki müdahalelerde bulunuyor. bu gidişle ya tamamen canlılık yok olur veya bir şekilde denge yeniden kurulur. virüslerin insan popülasyonunu azaltması da dengeye katkıda bulunur, kaynakların yetersiz gelmesi nedeniyle insanların birbirini kırması da, insanların zekasını kullanıp yapay et üretmek vb aksiyonlar alması da. deprem, sel gibi felaketlerin insanoğlunu yok etme amacı taşıdığını düşünmüyorum. dünyanın böyle bir bilinci yok. ama çok güzel işleyen bir denge var. herhangi bi olgu tek başına iyi ya da kötü de değil. taşkınlar yüzünden insanlar takvimi icat etti, alüvyon nehrin yukarı kesimlerinden gelip yine taşkınlar sayesinde düzlüklerde birikti ve verimli ovalar oluştu.
kimyager james lovelock’un bir hipotezi var: (bkz: gaia hipotezi). diyor ki, dünya üzerindeki biyosfer (canlı), atmosfer, litosfer (kara) ve hidrosfer (su) birlikte canlı bir organizmayı oluşturur. dünya yüzeyindeki her şey canlılığın devam edebilmesi için homeostatik bir denge halindedir. atmosferdeki gaz oranlarının, dünya yüzey sıcaklığının, okyanuslardaki tuzluluğun milyonlarca yılda değişmemesi bu denge sayesindedir. örneğin *, açık ve koyu renk papatyanın olduğu bir bölgede ortalama sıcaklık arttığında beyaz papatyaların sayısı artıyor, koyular azalıyor, böylece ısıyı daha çok yansıtıp dengeyi sağlıyorlar.
gaia hipotezi yaygın olarak kabul görmemiş (çünkü yeryüzü ısısı, deniz tuzlulukları aslında değişmiş) ama ben de bir şekilde tüm dünyanın bir süper organizmanın bileşenlerini oluşturduğunu hissediyorum.
kimyager james lovelock’un bir hipotezi var: (bkz: gaia hipotezi). diyor ki, dünya üzerindeki biyosfer (canlı), atmosfer, litosfer (kara) ve hidrosfer (su) birlikte canlı bir organizmayı oluşturur. dünya yüzeyindeki her şey canlılığın devam edebilmesi için homeostatik bir denge halindedir. atmosferdeki gaz oranlarının, dünya yüzey sıcaklığının, okyanuslardaki tuzluluğun milyonlarca yılda değişmemesi bu denge sayesindedir. örneğin *, açık ve koyu renk papatyanın olduğu bir bölgede ortalama sıcaklık arttığında beyaz papatyaların sayısı artıyor, koyular azalıyor, böylece ısıyı daha çok yansıtıp dengeyi sağlıyorlar.
gaia hipotezi yaygın olarak kabul görmemiş (çünkü yeryüzü ısısı, deniz tuzlulukları aslında değişmiş) ama ben de bir şekilde tüm dünyanın bir süper organizmanın bileşenlerini oluşturduğunu hissediyorum.
devamını gör...
babamın 4.evre kansere yakalanması
geçmiş olsun kardeşim. en kısa zamanda sağlığına kavuşmasını dilerim.
devamını gör...



