yakışıklı değilsen bir hiçsin
asıl aşırı yakışıklı veya aşırı güzelsen, o zaman hiçsin... çünkü o zaman insanlar yalnızca dış görünüşün için seninle olmak istiyor. tıpkı bir süs eşyası gibi... karakterin önemli değil istersen pisliğin teki ol, güzelliğin üstünü örtebiliyor her şeyin. ve bana göre asıl berbat olan şey tam olarak budur.
yakışıklı değilsen bir hiç değilsin. yalnızca seni dış görünüşüne göre değil de iç dünyana göre yargılayacak birine ihtiyacın var. ve en güzel ilişkiler ancak bu şekilde var olabilir. kalbe dokunarak.
yakışıklı değilsen bir hiç değilsin. yalnızca seni dış görünüşüne göre değil de iç dünyana göre yargılayacak birine ihtiyacın var. ve en güzel ilişkiler ancak bu şekilde var olabilir. kalbe dokunarak.
devamını gör...
insanı mutlu eden ucuz şeyler
yalın ayak sahilde dolaşmak
devamını gör...
esat oktay yıldıran
diyarbakır cezaevi komutanı, şerefli türk subayı.
1988 senesinde bölücü teröristler tarafından istanbulda halk otobüsünde şehit edilmiştir. katili, 'laz kemalin selamı var' minvalinde şeyler söyleyerek şehit etmiştir.
bizlere türklüğün sonradan akıllara sokulamayacağını göstermiştir.
daha öncesinde edremitte görev yapmış;liseyi istanbulda kazanan oğlu için istanbula tayin istemiştir.
1988 senesinde bölücü teröristler tarafından istanbulda halk otobüsünde şehit edilmiştir. katili, 'laz kemalin selamı var' minvalinde şeyler söyleyerek şehit etmiştir.
bizlere türklüğün sonradan akıllara sokulamayacağını göstermiştir.
daha öncesinde edremitte görev yapmış;liseyi istanbulda kazanan oğlu için istanbula tayin istemiştir.
devamını gör...
birini sevmenin zayıflık olması
sevgi güçtür, diyerek çürüteceğim başlık. sevgi iyileştirir, yaraları sarar, olduğu her yeri güzelleştirir, baharı getirir. sevgi, en büyük eseridir bir insanın yüreğinden çıkan.
devamını gör...
türk malının daha iyi olduğu ürünler
fındık.
devamını gör...
diyarbakır köy okulu yardımımızın ulaşması
katılmaktan onur duyduğum yardım kampanyasıydı.teşekkürler değerli yazarlar ve rakipsiz kafa sözlük.
devamını gör...
lev nikolayeviç tolstoy
hayat hikayesini dinlemek için; dinle-izle
lev tolstoy’un adını duyduğunuz zaman aklınıza iki müthiş eseri gelir.
savaş ve barış – anna karenina
“tanrı’nın ülkesi içinizdedir. tanrı, aşk demektir.”
yaşantısıyla ilgili bu çağrısını hayatı boyunca herkese duyurmaya çalıştı.
rus edebiyatının temel taşları dostoyevski, maksim gorki, anton çehov ve turgenyev’den farklı küçük bir yanı vardı tolstoy’un. o küçük yan, rusya’nın yetiştirdiği en büyük yazarı olmasıdır.
28 ağustos 1828 yılında doğan tolstoy ailesine ait büyük topraklarda zengin bir birey olarak dünyaya geldi. öyle ki atalarından biri çar petro, yeğenlerinden biri şair ve oyun yazarı kont ve dedesi prens volkonski büyük katerina ordularının başkomutanı idi.
sosyal durumu ve sahip olduğu zenginlikler bakımından hayatının sonuna kadar refah içinde yaşayacağı belliydi. emri altında çalışan yüzlerce insanın yaşamı ve ölümü iki dudağının arasındaydı. isteseydi rus sosyetesinin içinde gününü gün edebilecek varlıklı bir adamdı. ama öyle yapmadı.
daha altı yaşına varamadan annesini dokuz yaşına geldiğinde de babasını kaybetti.
iyi kalpli tatyana teyzesinin hem kendisine hem de kardeşlerine bakmasıyla bu merhametli kadından çok şey öğrendi.
ilk gençlik çağından beri hem gerçeklerin peşinden koştu hem de hayatın güzel yanlarını ve çılgın zevklerini aramaya koyuldu.
dünyaya soylu bir aristokrat olarak geldiği halde hiçbir zaman bundan övünme payı çıkarmamış, tersine “yüzüm bir köylünün yüzünden farksız” demiştir.
tolstoy gençliğinde itibaren ne kadar çirkin olduğunun farkına varmaya başladı. bir seferinde şunu sormuştu ; “benimkiler gibi böylesine koca burunlu bu kadar kalın dudaklı böyle çipil ve küçük gözlü bir adamın dünyada mutluluğu bulması hiç mümkün müdür ?”
soru cevapsız kaldı.
çirkinliğini örtbas etmek için de daha sakalı çenesinden çıkar çıkmaz yüzünü mümkün olduğu kadar sakalıyla kapatmaya çalıştı.
eserlerinde yakaladığı başarı önce rusya sonra da bütün avrupa’ya yayıldı. çok defa onu görmek için uzak yerlerden geliyorlar sofada üstadı bekliyorlar ve içeriye iri yarı, heybetli görünüşlü, kocaman papaz sakallı bir devin, bir dâhinin gelmesini bekliyorlardı. fakat tolstoy içeriye girdiğinde herkes şaşıp kalıyordu. ziyaretçilerden birisi şunu karalamıştı; “kısa boylu, tıknaz bir adam: öyle çabuk hareketleri var ki sanki sakalı titriyor, yürümüyor, sanki koşuyor. “hoş geldiniz” derken o kadar neşeli ki insan karşısında bir çocuk var sanıyor”
ziyaretçiler, karşısındaki büyük ünü hayranlık ve hayal kırıklığı gibi karışık duygularla seyrederken birden yazarın kalın kaşlarının altındaki çipil gözleri çakmak çakmak yanıp tutuşur, delici bakışları misafirlerin üzerine dikilirdi. bunlar bıçak kadar keskin bakışlardı. hiç kimse gözlerini başka yöne kaçıramaz büyülenmiş gibi savunmaya çekilirdi. fakat bu durum sadece kısa bir an sürerdi ve bakışlar yerini yumuşak nazik bir gülümsemeye dönerdi. çünkü köylülerden onu ayıran en büyük özelliği gözleriydi. bütün duygularını gözleriyle anlatabiliyordu.
öyle bir göz ki bu büyük yazar maksim gorki “tolstoy’un gözlerinde yüzlerce göz gizlidir.” demiştir.
kazan üniversitesinde kendi sosyal sınıfından gençlerle çılgınca eylemlere girişmiş, yeni fizik denemeleri yapmıştır.
başkente gittikten sonra vaktini anlamsız ve hiçbir yararlı yönü olmayan sosyal çalışmalarla geçirmişti. kumara ve kadınların peşinden koşmaya vakit harcadığı sıralarda bu anlamsızlığı fark ettiğini ve yeteneklerini boşa tükettiğini hissediyordu. böyle bir durumda hemen elini eteğini çekmeye karar verdi.
topluma yararlı çalışmalar yapmak için ciddi bir iş programı hazırladı. fakat varlıklı olmasından dolayı vur patlasın çal oynasın yaşantısı yakasını bir türlü tam olarak bırakmadı.
tüm bunlara rağmen tolstoy ahlak yönünden kusursuz kalmayı arzuladı.
tolstoy üniversite’nin bitmesine yakın ilk ciddi kararını vermesi gerekiyordu. 1851’de babasından kalan toprakların yönetimi için yasnaya polyana’ya ailesi tarafından çağırıldı. çok kararsız kalan tolstoy ya gidip yönetimi devralacaktı ya da devlet memurluğu yapacaktı. hiç beklenmedik bir anda her ikisini de yapmayıp asker kardeşinin yanına katılıp tatar kabilelerinin isyanını bastırmak amacıyla kafkasya’ya gitti. gönüllü olarak askerlerin dağ köyüne yaptığı baskınlara katıldı.
yazarlık hayatındaki ilk ciddi adımlarsa burada başladı. sefer sırasında edindiği tecrübelerden yararlanarak “baskın” adlı kitabını yazdı.
bu kitap yazarın ilk denemesi değildi. st petersburg’da yayınlanan bir dergide “çocukluk” adında otobiyografik bir oyun yazmıştı. orduya katıldıktan bir süre sonra ise ilk romanı “kazaklar” kitabını yazmaya başladı.
“kazaklar” kitabı 1863 yılına kadar yayınlanmıştı ama onun öncesin sivastopol kuşatması üzerine yazdığı izlenimler olan “sivastopol hikayeleri” ününü pekiştiren çalışma oldu.
öyle ki turgenyev “bu genç yazar hepimizi gölgede bırakacak. en iyisi yazmaktan vazgeçmek” demişti.
tolstoy asker olarak hiç mutlu değildi, edindiği tecrübelerden sonra savaştan nefret etmeye başladı. yaşadığı dehşetli olaylar insan gururunun nasıl ayaklar altına aldığını göstermişti. hem sosyete içinde bulunup hem de savaşta yaşadığı olaylardan sonra hayatın anlamı üzerine düşünmeye koyuldu.
26 yaşında günlüğüne şunları yazdı; “insanı şaşkına çevirecek büyük bir fikrim var… insanoğlunun gelişmesine uygun yeni bir din kurmak. hazreti isa’nın dini… pratik bir din, gelecek için mutluluk vaat etmiyor, sadece bu dünya üzerinde mutluluğu sağlıyor… din aracılığıyla insanoğlunun birlik olması için bilinçli bir şekilde çalışmak…”
bu hedefe ulaşmak amacıyla usanmadan çalışmaya başlaması neredeyse çeyrek asır bekledi. fakat düşünce ile uygulamayı birbirinden ayıran çeyrek yüzyıl süresince hep bu hedefe ermek için uğraşıp didinmiştir.
ordudaki görevinden ayrıldıktan sonra günlüğüne yazdığı o fikirlerin tersine eğlenceli hayatına dönmüştü. fakat ahlak tutumu yüzünden yüzü asık ve huzursuzdu.
1858 yılında yasnaya polyana’ya döndü ve babasından kalan topraklarıyla ilgilenmeye başladı. artık köylülerin efendisi gibi yaşıyordu ve yaşadığı köydeki insanların hayatlarını inceledi.
iki yıl sonra bir avrupa turuna çıktı ve eğitim metotları üzerine incelemeler yaptı. döndüğünde devrimci metotları uygulayan bir okul açtı. derslere katılmak zorunlu değildi, çocuklar istedikleri yere oturabilir, dersleri ister izler istemezse izlemezlerdi. bu da çok uzun soluklu olmadı tabi, sağlık sorunları sebebiyle bir yıl sonra bu denemesinden vazgeçti.
tedavi gördüğü zaman polisler evini didik didik etmiş devrimci belgeler aramışlardı. fakat bulamadılar çünkü hiçbir zaman böyle belgeler tutmadılar. çizgi dışındaki eylemlerinden dolayı resmi makamlarla her zaman ters düşüyordu. soylu aileden gelmesi ve artık ünlü bir yazar olmasından dolayı bu tip polis takiplerinden kurtulması kolay oluyordu.
kendini tamamen topraklarına adadığı 1862-1876 dönemi en mutlu olduğu dönemdir. 1862 yılında eski aile dostunun kızı sofia behrs ile evlendi. en mutlu olduğu bu dönemde “savaş ve barış” ı yazmaya başladı. dünyaca ünlü bu romanın malzemesi ise hem kendi ailesi hem de annesinin ailesi olan volkonski’lerin arşivinden yararlandı. tolstoy bu romanıyla büyük bir deha olduğunu tüm dünyaya kanıtlamıştı.
1873 yılında ise ikinci en büyük eseri “anna karenina” yı yazmaya başladı. bu dönem onun için en zorlu bir dönemeçti. ona bakan teyzesi tatyana öldü, karısı hastalandı ve iki çocuğunu kaybetti. ayrıca resmi makamlar eğitimle ilgili çalışmalarını kösteklemekteydi. bütün bu olanlara karşın tolstoy, shakespeare dışında hiçbir yazarın ulaşamadığı biçimde insan karakterini çözümleyen “anna karenina” kitabını büyük bir ustalıkla yazdı.
ruhsal bunalımların baş gösterdiği 1876-1879 yıllarında intihar etmesine ramak kaldı ve canına kıymak isteğine bilinçli olarak karşı çıkabildi. bu eğilimden kurtulmasının en büyük nedeni ise 26 yaşında insanları kurtarmak için aklına gelen büyük fikrin etkisi vardır. bu fikri uygulamaya kararlıydı.
o andan itibaren tolstoy “insanların din aracılığıyla birlik olması” uğrunda çaba gösterdi. eserlerinin tamamı artık bu fikre hizmet etmeye başladı. basit bir köylü gibi yaşamak için hayatındaki her şeyi sadeleştirdi.
hayatının son döneminde evini, emlakini bırakıp köylüler arasına karışmak hayalini gerçekleştirmek için çabaladı. bu sebeptendir ki karısıyla olan büyük aşkı zarar görmeye başladı. karısından uzaklaşıp yeni hayatına adım attığı trende rahatsızlandı. bir hafta sonra 82 yaşında yaşama gözlerini yumdu.
lev tolstoy’un adını duyduğunuz zaman aklınıza iki müthiş eseri gelir.
savaş ve barış – anna karenina
“tanrı’nın ülkesi içinizdedir. tanrı, aşk demektir.”
yaşantısıyla ilgili bu çağrısını hayatı boyunca herkese duyurmaya çalıştı.
rus edebiyatının temel taşları dostoyevski, maksim gorki, anton çehov ve turgenyev’den farklı küçük bir yanı vardı tolstoy’un. o küçük yan, rusya’nın yetiştirdiği en büyük yazarı olmasıdır.
28 ağustos 1828 yılında doğan tolstoy ailesine ait büyük topraklarda zengin bir birey olarak dünyaya geldi. öyle ki atalarından biri çar petro, yeğenlerinden biri şair ve oyun yazarı kont ve dedesi prens volkonski büyük katerina ordularının başkomutanı idi.
sosyal durumu ve sahip olduğu zenginlikler bakımından hayatının sonuna kadar refah içinde yaşayacağı belliydi. emri altında çalışan yüzlerce insanın yaşamı ve ölümü iki dudağının arasındaydı. isteseydi rus sosyetesinin içinde gününü gün edebilecek varlıklı bir adamdı. ama öyle yapmadı.
daha altı yaşına varamadan annesini dokuz yaşına geldiğinde de babasını kaybetti.
iyi kalpli tatyana teyzesinin hem kendisine hem de kardeşlerine bakmasıyla bu merhametli kadından çok şey öğrendi.
ilk gençlik çağından beri hem gerçeklerin peşinden koştu hem de hayatın güzel yanlarını ve çılgın zevklerini aramaya koyuldu.
dünyaya soylu bir aristokrat olarak geldiği halde hiçbir zaman bundan övünme payı çıkarmamış, tersine “yüzüm bir köylünün yüzünden farksız” demiştir.
tolstoy gençliğinde itibaren ne kadar çirkin olduğunun farkına varmaya başladı. bir seferinde şunu sormuştu ; “benimkiler gibi böylesine koca burunlu bu kadar kalın dudaklı böyle çipil ve küçük gözlü bir adamın dünyada mutluluğu bulması hiç mümkün müdür ?”
soru cevapsız kaldı.
çirkinliğini örtbas etmek için de daha sakalı çenesinden çıkar çıkmaz yüzünü mümkün olduğu kadar sakalıyla kapatmaya çalıştı.
eserlerinde yakaladığı başarı önce rusya sonra da bütün avrupa’ya yayıldı. çok defa onu görmek için uzak yerlerden geliyorlar sofada üstadı bekliyorlar ve içeriye iri yarı, heybetli görünüşlü, kocaman papaz sakallı bir devin, bir dâhinin gelmesini bekliyorlardı. fakat tolstoy içeriye girdiğinde herkes şaşıp kalıyordu. ziyaretçilerden birisi şunu karalamıştı; “kısa boylu, tıknaz bir adam: öyle çabuk hareketleri var ki sanki sakalı titriyor, yürümüyor, sanki koşuyor. “hoş geldiniz” derken o kadar neşeli ki insan karşısında bir çocuk var sanıyor”
ziyaretçiler, karşısındaki büyük ünü hayranlık ve hayal kırıklığı gibi karışık duygularla seyrederken birden yazarın kalın kaşlarının altındaki çipil gözleri çakmak çakmak yanıp tutuşur, delici bakışları misafirlerin üzerine dikilirdi. bunlar bıçak kadar keskin bakışlardı. hiç kimse gözlerini başka yöne kaçıramaz büyülenmiş gibi savunmaya çekilirdi. fakat bu durum sadece kısa bir an sürerdi ve bakışlar yerini yumuşak nazik bir gülümsemeye dönerdi. çünkü köylülerden onu ayıran en büyük özelliği gözleriydi. bütün duygularını gözleriyle anlatabiliyordu.
öyle bir göz ki bu büyük yazar maksim gorki “tolstoy’un gözlerinde yüzlerce göz gizlidir.” demiştir.
kazan üniversitesinde kendi sosyal sınıfından gençlerle çılgınca eylemlere girişmiş, yeni fizik denemeleri yapmıştır.
başkente gittikten sonra vaktini anlamsız ve hiçbir yararlı yönü olmayan sosyal çalışmalarla geçirmişti. kumara ve kadınların peşinden koşmaya vakit harcadığı sıralarda bu anlamsızlığı fark ettiğini ve yeteneklerini boşa tükettiğini hissediyordu. böyle bir durumda hemen elini eteğini çekmeye karar verdi.
topluma yararlı çalışmalar yapmak için ciddi bir iş programı hazırladı. fakat varlıklı olmasından dolayı vur patlasın çal oynasın yaşantısı yakasını bir türlü tam olarak bırakmadı.
tüm bunlara rağmen tolstoy ahlak yönünden kusursuz kalmayı arzuladı.
tolstoy üniversite’nin bitmesine yakın ilk ciddi kararını vermesi gerekiyordu. 1851’de babasından kalan toprakların yönetimi için yasnaya polyana’ya ailesi tarafından çağırıldı. çok kararsız kalan tolstoy ya gidip yönetimi devralacaktı ya da devlet memurluğu yapacaktı. hiç beklenmedik bir anda her ikisini de yapmayıp asker kardeşinin yanına katılıp tatar kabilelerinin isyanını bastırmak amacıyla kafkasya’ya gitti. gönüllü olarak askerlerin dağ köyüne yaptığı baskınlara katıldı.
yazarlık hayatındaki ilk ciddi adımlarsa burada başladı. sefer sırasında edindiği tecrübelerden yararlanarak “baskın” adlı kitabını yazdı.
bu kitap yazarın ilk denemesi değildi. st petersburg’da yayınlanan bir dergide “çocukluk” adında otobiyografik bir oyun yazmıştı. orduya katıldıktan bir süre sonra ise ilk romanı “kazaklar” kitabını yazmaya başladı.
“kazaklar” kitabı 1863 yılına kadar yayınlanmıştı ama onun öncesin sivastopol kuşatması üzerine yazdığı izlenimler olan “sivastopol hikayeleri” ününü pekiştiren çalışma oldu.
öyle ki turgenyev “bu genç yazar hepimizi gölgede bırakacak. en iyisi yazmaktan vazgeçmek” demişti.
tolstoy asker olarak hiç mutlu değildi, edindiği tecrübelerden sonra savaştan nefret etmeye başladı. yaşadığı dehşetli olaylar insan gururunun nasıl ayaklar altına aldığını göstermişti. hem sosyete içinde bulunup hem de savaşta yaşadığı olaylardan sonra hayatın anlamı üzerine düşünmeye koyuldu.
26 yaşında günlüğüne şunları yazdı; “insanı şaşkına çevirecek büyük bir fikrim var… insanoğlunun gelişmesine uygun yeni bir din kurmak. hazreti isa’nın dini… pratik bir din, gelecek için mutluluk vaat etmiyor, sadece bu dünya üzerinde mutluluğu sağlıyor… din aracılığıyla insanoğlunun birlik olması için bilinçli bir şekilde çalışmak…”
bu hedefe ulaşmak amacıyla usanmadan çalışmaya başlaması neredeyse çeyrek asır bekledi. fakat düşünce ile uygulamayı birbirinden ayıran çeyrek yüzyıl süresince hep bu hedefe ermek için uğraşıp didinmiştir.
ordudaki görevinden ayrıldıktan sonra günlüğüne yazdığı o fikirlerin tersine eğlenceli hayatına dönmüştü. fakat ahlak tutumu yüzünden yüzü asık ve huzursuzdu.
1858 yılında yasnaya polyana’ya döndü ve babasından kalan topraklarıyla ilgilenmeye başladı. artık köylülerin efendisi gibi yaşıyordu ve yaşadığı köydeki insanların hayatlarını inceledi.
iki yıl sonra bir avrupa turuna çıktı ve eğitim metotları üzerine incelemeler yaptı. döndüğünde devrimci metotları uygulayan bir okul açtı. derslere katılmak zorunlu değildi, çocuklar istedikleri yere oturabilir, dersleri ister izler istemezse izlemezlerdi. bu da çok uzun soluklu olmadı tabi, sağlık sorunları sebebiyle bir yıl sonra bu denemesinden vazgeçti.
tedavi gördüğü zaman polisler evini didik didik etmiş devrimci belgeler aramışlardı. fakat bulamadılar çünkü hiçbir zaman böyle belgeler tutmadılar. çizgi dışındaki eylemlerinden dolayı resmi makamlarla her zaman ters düşüyordu. soylu aileden gelmesi ve artık ünlü bir yazar olmasından dolayı bu tip polis takiplerinden kurtulması kolay oluyordu.
kendini tamamen topraklarına adadığı 1862-1876 dönemi en mutlu olduğu dönemdir. 1862 yılında eski aile dostunun kızı sofia behrs ile evlendi. en mutlu olduğu bu dönemde “savaş ve barış” ı yazmaya başladı. dünyaca ünlü bu romanın malzemesi ise hem kendi ailesi hem de annesinin ailesi olan volkonski’lerin arşivinden yararlandı. tolstoy bu romanıyla büyük bir deha olduğunu tüm dünyaya kanıtlamıştı.
1873 yılında ise ikinci en büyük eseri “anna karenina” yı yazmaya başladı. bu dönem onun için en zorlu bir dönemeçti. ona bakan teyzesi tatyana öldü, karısı hastalandı ve iki çocuğunu kaybetti. ayrıca resmi makamlar eğitimle ilgili çalışmalarını kösteklemekteydi. bütün bu olanlara karşın tolstoy, shakespeare dışında hiçbir yazarın ulaşamadığı biçimde insan karakterini çözümleyen “anna karenina” kitabını büyük bir ustalıkla yazdı.
ruhsal bunalımların baş gösterdiği 1876-1879 yıllarında intihar etmesine ramak kaldı ve canına kıymak isteğine bilinçli olarak karşı çıkabildi. bu eğilimden kurtulmasının en büyük nedeni ise 26 yaşında insanları kurtarmak için aklına gelen büyük fikrin etkisi vardır. bu fikri uygulamaya kararlıydı.
o andan itibaren tolstoy “insanların din aracılığıyla birlik olması” uğrunda çaba gösterdi. eserlerinin tamamı artık bu fikre hizmet etmeye başladı. basit bir köylü gibi yaşamak için hayatındaki her şeyi sadeleştirdi.
hayatının son döneminde evini, emlakini bırakıp köylüler arasına karışmak hayalini gerçekleştirmek için çabaladı. bu sebeptendir ki karısıyla olan büyük aşkı zarar görmeye başladı. karısından uzaklaşıp yeni hayatına adım attığı trende rahatsızlandı. bir hafta sonra 82 yaşında yaşama gözlerini yumdu.
devamını gör...
kafa sözlük instagram hesabına atılan dolandırıcılık mesajı
el emeği göz nuru, biricik instagram hesabımıza atılan mesajdır.
biz kaçın kurbağısıyız dolandırıcı bey, sen biliyor musun acaba !bir! *
bu arada alırız bir takibinizi


ilgili hesap bi şikayet edelim.
biz kaçın kurbağısıyız dolandırıcı bey, sen biliyor musun acaba !bir! *
bu arada alırız bir takibinizi


ilgili hesap bi şikayet edelim.
devamını gör...
cahil insanlarla baş etme yolları
"inan sana değil kastım,
cahille muhabbeti kestim" diyerek ordan uzaklaşın.
cahille muhabbeti kestim" diyerek ordan uzaklaşın.
devamını gör...
arandığı zaman bulunmayan şeyler
(bkz: müşteri hizmetleri)
arıyorum, arıyorum muhatap bulamıyorum.
arıyorum, arıyorum muhatap bulamıyorum.
devamını gör...
intikam almak vs bağışlamak
bağışlayarak, intikam almak.
karşıdaki insanın elini kolunu bağlamak.
karşıdaki insanın elini kolunu bağlamak.
devamını gör...
ubuntu
bir de bu tanıma bakın derim
ubuntu; insanın insan olabilmek için diğer insanlara ihtiyacının olduğu gerekliliğini ifade eder. kendi başımıza insan olamayacağımızı savunur. ubuntu ilkesini kabaca "başkalarına karşı insanlık" olarak tanımlayabiliriz. birbirimize görünmez sicimlerle bağlıyız, bunu ben şöyle betimledim kendimce; bir molekülü oluşturan atomların her biri arasındaki moleküler bağlarla bağlıyız aslında. her birimizi bir atom olarak düşünürsek ancak o zaman bir molekül oluşturabiliriz. zaten atomun da tek başına anlamı olmadığını fenni ilimlerle çok da haşır neşir olmayanlar da anlar. yani molekül olabilmek için birbirimize ihtiyacımız var. her şeye biz olarak baktığımızda ancak dünyanın daha yaşanabilir bir yer olduğunu düşünebiliriz ve bunu ilke edinebiliriz.
edit: ubuntu linux bilgisayar yazılım ve işletim sistemleri de bu felsefeden yola çıkmışlar. sahipleri zaten güney afrikalı, kendi liderlerinin (bkz: desmond tutu) düşünce felsefesinden ilham almaları normal.
ayrıntı için (bkz: #915614) (bkz: desmond tutu)
ubuntu; insanın insan olabilmek için diğer insanlara ihtiyacının olduğu gerekliliğini ifade eder. kendi başımıza insan olamayacağımızı savunur. ubuntu ilkesini kabaca "başkalarına karşı insanlık" olarak tanımlayabiliriz. birbirimize görünmez sicimlerle bağlıyız, bunu ben şöyle betimledim kendimce; bir molekülü oluşturan atomların her biri arasındaki moleküler bağlarla bağlıyız aslında. her birimizi bir atom olarak düşünürsek ancak o zaman bir molekül oluşturabiliriz. zaten atomun da tek başına anlamı olmadığını fenni ilimlerle çok da haşır neşir olmayanlar da anlar. yani molekül olabilmek için birbirimize ihtiyacımız var. her şeye biz olarak baktığımızda ancak dünyanın daha yaşanabilir bir yer olduğunu düşünebiliriz ve bunu ilke edinebiliriz.
edit: ubuntu linux bilgisayar yazılım ve işletim sistemleri de bu felsefeden yola çıkmışlar. sahipleri zaten güney afrikalı, kendi liderlerinin (bkz: desmond tutu) düşünce felsefesinden ilham almaları normal.
ayrıntı için (bkz: #915614) (bkz: desmond tutu)
devamını gör...
sanat kulübü fotoğraf yarışması
üçüncü fotoğraf yarışmamız sonuçlandı!
oylamaya göre yarışmayı kazanan ''florya, istanbul'' fotoğrafıyla san marinolu oldu, tebrikler!

dördüncü yarışmamız da bugün itibariyle başlamış bulunmakta. konumuz ay, son tarih ise 1 ağustos pazar. en güzel ay fotoğraflarınızı paylaşmak için sizi discord kulüplerimize bekliyoruz, yarışma tüm kulüplerin üyelerine açık. katılmak için buradan.
herkese bol şans!
oylamaya göre yarışmayı kazanan ''florya, istanbul'' fotoğrafıyla san marinolu oldu, tebrikler!

dördüncü yarışmamız da bugün itibariyle başlamış bulunmakta. konumuz ay, son tarih ise 1 ağustos pazar. en güzel ay fotoğraflarınızı paylaşmak için sizi discord kulüplerimize bekliyoruz, yarışma tüm kulüplerin üyelerine açık. katılmak için buradan.
herkese bol şans!
devamını gör...
uyum
değişen çevre koşullarına uyum sağlamaktır. canının çevresi ile ilişkisini düzenleyen dinamik süreç güdülerin doyumu için bireyin özellikle sosyal çevresiyle arasında var olan olumlu ilişki adaptasyondur. bireyin kendisiyle diğer insanlarla ve çevresiyle etkileşiminin süreklilik kazanması bir bütün parçaları arasında bulunan uygunluktur.
devamını gör...
türkiye’nin kenetlenince harika bir yer olması
bazı olaylar karşısında türk milletinin bir araya gelmesi omuz omuza vermesi anlamına gelir.
başakşehirin oyuncusu weboya ırkçılık yapıldığı andan itibaren bütün ülke bütün takımlar herkes kenetlendi ırkçılığa hayır mesajı veriyor.
günümüzde hala ırkçı insanların bulunması çok üzücü çok vahim.
kenetlenince ülkemiz çok güzel oluyor.
no to racısm!
başakşehirin oyuncusu weboya ırkçılık yapıldığı andan itibaren bütün ülke bütün takımlar herkes kenetlendi ırkçılığa hayır mesajı veriyor.
günümüzde hala ırkçı insanların bulunması çok üzücü çok vahim.
kenetlenince ülkemiz çok güzel oluyor.
no to racısm!
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ayakları
giyilmiş çorapları için alıcılar çıkması muhtemeldir.
devamını gör...
sözlük yazarlarının paraya acımadığı anlar
gerçekten beğendiğim şeyleri alırken* veya herhangi bir mekâna gittiğimiz zaman acımam.* ama kazık olduğu her yerinden belli olan bir şeye de ne olursa olsun para yatırmam. zaten artık normal, ucuz bir şey yok. kıyafet olsun, yemesi içmesi olsun vb. her şey pahalı.
devamını gör...
yanlış anlamayın amacım rahatsız etmek değil
yanlış anlamayın amacım rahatsız etmek değil şöyle bir etrafınızda döner misiniz
devamını gör...

