bir iki üç aykut
koş pazara al bir kilo dut
bektaşi fıkrasından geldim
yazdırtma bana bir ateş bir barut.
devamını gör...

yani illa kendi ismimizi mi verelim, insanı zorla günaha sokacaksınız. oh jesus..

neyse ben her zaman derim, birine imreneceksem bu sözlükte o kişi örnek vatandaş’tır. beyefendiliği, yardımseverliği, bilgisi, görgüsü inanılmaz bir adamdır. ben çok severim kendisini.
devamını gör...

yıllar önce narcos dizisiyle birlikte öğrenme aşkımın depreştiği ve duolingo ile başlayıp bir süre sonra aslında hiçbir şey öğrenemediğimi farkettiğim dünyanın en güzel dili. sonra bu iş böyle olmayacak deyip bir gramer kitabı edinip çok kısa sürede gramerini söktüm. çünkü şaşırtıcı derece ingilizceye çok benziyordu. ikisinin de hint-avrupa dili olması bir yana, ingilizcedeki devasa latin kökenli kelimeler sayesinde zibilyon tane ortak kelime olduğunu farkettim.

benim için büyülü bir öğrenme süreciydi, her detayından inanılmaz keyif alıyordum. sırf orjinalinden okuyabilmek için yüzyıllık yalnızlık romanına bile başlamamıştım. sonra hellotalk denen uygulamayı keşfettim. hayatımda bu kadar hoşlandığım bir uygulama daha olmamıştır. burada tanıştığım insanlarla pratik yaparak daha da ilerlettim. sonra latin amerika'ya gittim, karış karış gezdim. arjantin'de yaşadığım aksan şoku, ingilizce yapabileceğim halde her işimi, her diyaloğumu ispanyolca yapmam, gün geçtikçe daha çok öğrendiğimi, anladığımı farketmem gerçekten müthişti.

artık çok iyi seviyede ispanyolcam var fakat yüzyıllık yalnızlık'ı hala orijinalinden okuyamıyorum (çünkü zor anasını satayım). kelimeler ilk başladığım zamanlardaki gibi büyülü gelmiyor artık kulağıma. hani derler ya yolun kendisi bir yere varmaktan daha güzeldir. öyleymiş gerçekten. yine de seviyorum seni ispanyolca. eres lo más bonito.
devamını gör...

öldükten sonra kıymeti anlaşılmış ingiliz şair. yalnızca kıymeti anlaşılmış demek daha doğru olur çünkü kendisi ne yaşarken ne ölüyken anlaşılabilmiştir bana kalırsa. bir kaç kuşak boyunca kendinden sonraki şairleri etkilemiştir. muhtemelen genç yaşında trajik bir şekilde ölmüş olmasa geriye bırakma ihtimali olan onlarca eser ile daha da ölümsüzleşecekti. ölümü gibi yaşamı da trajiktir shelley'nin. üniversitedeyken the necessity of atheism'i yazmakla kalmayıp imzalı bir kopyasını tüm bölüm başkanlarına göndermiştir ve bu işin sonunda hem okuldan kovulmuş hem babası tarafından reddedilmiştir. sürgün, kötü giden bir evlilik* ve hastalıkla cebelleşmiş; bütün bunların ortasında dönemine aykırı düşen fikirlerini ifade etmekten kaçınmamıştır fakat ne yazık ki fikirlerini ifade ettiği eserlerinin büyük çoğunluğu öldükten sonra yayınlanmıştır. ek olarak; shelley'nin hayatına etki eden pek çok şey elbette var ama onu daha politik hâle getiren şüphesiz arkadaşı thomas jefferson hogg'un etkisinde fazlasıyla kalmış olması.anlaşılamamak, neredeyse deli yerine konulması, uğradığı zorbalık ve bulunduğu döneme büsbütün yabancı olması onu iyice melankolik bir hâle getirmiş ve bu son dönem eserlerinde kendini fazlasıyla belli etmiştir. ölümü de en az yaşamı kadar trajik bir şekilde gerçekleşmiş; geriye yalnızca mezar taşında yazan william shakespeare'in meşhur ariel's song'undan bir kaç cümle kalmıştır.

"nothing of him that doth fade
but doth suffer a sea change
ınto something rich and strange."


yalnızca şiir yazmamış bir çok makale de yazmıştır ki bunların en etkileyicisi bana kalırsa a philosophical view of reform isimli siyasi makalesidir.

şiirleri için ise pek çok şey söylenebilir ama kendi adıma içimde hiç bilmediğim bir yeri ince ince kazıyan bu şiirleri inceleyecek haddi görmeyerek sevdiğim bir şiirini not düşüyorum yalnızca.


to a skylark

hail to thee, blithe spirit!
bird thou never wert -
that from heaven or near it
pourest thy full heart
in profuse strains of unpremeditated art.

higher still and higher
from the earth thou springest,
like a cloud of fire;
the blue deep thou wingest,
and singing still dost soar, and soaring ever singest.

in the golden lightning
of the sunken sun,
o'er which clouds are bright'ning,
thou dost float and run,
like an unbodied joy whose race is just begun.

the pale purple even
melts around thy flight;
like a star of heaven,
in the broad daylight
thou art unseen, but yet i hear thy shrill delight -

keen as are the arrows
of that silver sphere
whose intense lamp narrows
in the white dawn clear,
until we hardly see, we feel that it is there.

all the earth and air
with thy voice is loud,
as, when night is bare,
from one lonely cloud
the moon rains out her beams, and heaven is overflowed.

what thou art we know not;
what is most like thee?
from rainbow clouds there flow not
drops so bright to see,
as from thy presence showers a rain of melody: -

like a poet hidden
in the light of thought,
singing hymns unbidden,
till the world is wrought
to sympathy with hopes and fears it heeded not:

like a high-born maiden
in a palace-tower,
soothing her love-laden
soul in secret hour
with music sweet as love, which overflows her bower:

like a glow-worm golden
in a dell of dew,
scattering unbeholden
its aërial hue
among the flowers and grass which screen it from the view:

like a rose embowered
in its own green leaves,
by warm winds deflowered,
till the scent it gives
makes faint with too much sweet these heavy-wingéd thieves:

sound of vernal showers
on the twinkling grass,
rain-awakened flowers -
all that ever was
joyous and clear and fresh - thy music doth surpass.

teach us, sprite or bird,
what sweet thoughts are thine:
i have never heard
praise of love or wine
that panted forth a flood of rapture so divine.

chorus hymeneal,
or triumphal chant,
matched with thine would be all
but an empty vaunt -
a thing wherein we feel there is some hidden want.

what objects are the fountains
of thy happy strain?
what fields, or waves, or mountains?
what shapes of sky or plain?
what love of thine own kind? what ignorance of pain?

with thy clear keen joyance
languor cannot be:
shadow of annoyance
never came near thee:
thou lovest, but ne'er knew love's sad satiety.

waking or asleep,
thou of death must deem
things more true and deep
than we mortals dream,
or how could thy notes flow in such a crystal stream?

we look before and after,
and pine for what is not:
our sincerest laughter
with some pain is fraught;
our sweetest songs are those that tell of saddest thought.

yet, if we could scorn
hate and pride and fear,
if we were things born
not to shed a tear,
i know not how thy joy we ever should come near.

better than all measures
of delightful sound,
better than all treasures
that in books are found,
thy skill to poet were, thou scorner of the ground!

teach me half the gladness
that thy brain must know;
such harmonious madness
from my lips would flow,
the world should listen then, as i am listening now.

devamını gör...

sizin evlilik işi ne oldu?
evlilik ne zaman?
bu sene evlilik var mı?
şeklindeki sorularla beni kuyuya çekmeye çalışmaları.
çözüm buldum ama 'evlendik biz sizi çağırmadık' diyorum onlar stres oluyor. şimdi onlar düşünsün.
devamını gör...

sözlükte olduğu gibi * var sadece*.
devamını gör...

evde tek başımayken kendi kendime konuşup espri yaparak gülmüşlüğüm, sonra da "benim de muhabbetim hiç çekilmiyor" demişliğim var. gerisini varın siz düşünün.*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sabitfikir dergisi ve istanbul modern işbirliği ile gerçekleştirilen, bir dizi şair ve yazarla gerçekleştirilen söyleşi programıdır. idefix youtube kanalında toplam on sekiz adet kayıt mevcuttur. playlistini aşağıya bıraktığım bu programın ilk konuğu murathan mungan olmuştur. selim ileri, küçük iskender, enis batur, elif şafak gibi isimlerin katıldığı program çoğunlukla açık havada seyircilerin de katılımıyla sıcak bir muhabbet ortamında ilerlemiştir. ilgilisi için önemli bir arşiv olduğunu düşündüğüm playlist şu şekilde.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

reddedilemeyen teklif illüminati çalışanı.
devamını gör...

reisimizin liderliğinde daha ne rekorlar göreceğiz.
devamını gör...

"başka bir yol söylesem bana inanır mısın?
başka bir gezegen mümkün desem bana inanır mısın?
inanır mısın?

dışı ışıltılı içi darmadağın
süzül boşlukta
bu kez ışıklar olmadan
atılgan
galaksiler
ve kayıp yıldızlar"


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
şu sıra sıkıldıkça gif yapıyorum. uzay balinası zaafım nüksetti :)
devamını gör...

ben ayrı eve cikicam.
devamını gör...

bir modele kafayı takıp kendi kendinize saçınızı kesip biçiniz.
devamını gör...

kesinlikle peynir olmazsa yapılmaması gerekir.
devamını gör...

günaydın gerçek emekçiler,

ev ahalisi evde taş kaynatıp çorbasını içmesin diye tatil hafta sonu demeden ekmeğinin peşinde koşanlar sizi çok anlıyorum.

hepinize kolaylıklar dilerim.

günlük isyanımızı da bırakmış olalım.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ilgi meraklısı olmaya çalışan bakın bende buradayım beni de görün üslubu ile hareket eden bazı yazarların maalesef yaptığı harekettir.
küfürün yasak olduğu bir yerde küfür yasak diye olay çıkar.
bilgi içerikli tanım girilmiyor diye yaygara kopar (bilgi kısmına uğramaz)
kendi gibi yazmayanı sevmez.
genelleme başlıklar açıp ortamı gerer.
bu tip numuneler çok fazla ve bu çok tatlı bir şey. arada sırada kafa sözlük bozdu yaaa yorumları bile görüyoruz bu iyiye işaret.
bir topluluk ortaya çoktan çıkmış çıkmaya devam edecek.
devamını gör...

biraz da gerçek komik bir anı dinleyin sözlük. yer eskişehir sene 2003. üni.yi kazanmışım. gittik işte annem kuzenimle liseden bir arkadaş da kazanmış beraber ev tutacaz. eskişehir kaynıyor ev yok çıldıracağım. neyse zor bela hallederiz kadir tipli birinden bir dökük ev bulduk. ev sahibi ise bomba bir değişikliğe sahip ama o başka hikaye. neyse sınıftan bir üçüncü bulduk yerleştik, başladık. üniversite ilk sınıf resmen karşı cinsin eşleşme dönemi gibi 10 kişilik bir grup oluşuyor sonra esra erol misali çift haline gelme süreci, güvercin misali kurlar falan. neyse bir akşam şimdiki deyimi ile partileyim dedik. o zaman alkol her şey ucuz, gençler bilmez efesin 5 lt musluklu fıçıları falan var. doldurduk nevaleyi doluştuk eve kızlı erkekli. ortam ısındı herkes birer avcı kızlar ise ceylan misali* apartmanda da otomat dediğimiz merdiven elektriği yok öyle bitik bir kiracı portföyü var. neyse hafiften alkol kana karıştı tam güzelleşiyoruz kapı çaldı. ben ev sahibi yakışuklu brad hemen gittim tabii cool cool kim ulan bu teress hesabı. kapıyı bir açtım karanlıkta hökümet gibi kadın dediğimiz ebatta başörtülü yelekli kaşlar birleşik dişler çürük görünümlü bir teyze, ellerini ovuşturarak ben geldiiiim dedi sırıtarak ve depar bir yürüyüşle eve daldı. o an hissettiğim tamamen hani rüya görüp rüya olduğunu bilirsin ya acaba mı diye? bir vicudumdaki tüylerin dikelmesi oldu. brad'ten bir anda çocuklar duymasın selami'ye evrildim. kadın mazhar osman polikliniğinde gibi volta atıyor, kızlar bastı çığlığı benim akıncı kişilik gitti ben ancak birinizi savunurum falan diyorum. mutfakta meyve kesen kızlardan da bıçağı kaptı mı! iyice karıştı ortalık hışt huşt defaol yapma etme diyoruz da kadın oscarlık bir deli. biz yorulana kadar sürdü bu olay akabinde bir baktım bizim 3. ev arkadaşı pis pis sırıtıyor. dedim bir iş var noluyor lan diyorum buna bu sırada bizim teyze de gülmeye başladı oturdu. olayın gerçeği açığa çıktı. bu aplamız alt komşu daha önce hiç görmedim. alt komşu kadının evlenmemiş hafif çatlak kız kardeşi. yukarı öğrenci geldiğini biliyor ya üşenmemiş film makyözü kalitesinde makyaj yapıp o sabah arkadaş evdeyken kapıya dayanmış. bizimkinin kapıyı açması ile bütün küfür darcığını boşaltmasıyla kadın şakayı erken bırakmış ammaa bizim çakalda ampul yanmış hemen ve akşama da yapsana abla bunu kalabalık olcaza bağlamış. kadın da kabul edip bize bu güzide anıyı kazandırmış. neyse bu kadar uzunu kim okur bilmem de aklıma geldi birden bu anı. oscarlık deli rolü yapan teyzem hayatta ise selamlar.
devamını gör...

işe giderken uzaktan beni seyreden bir genç fark ettim. bu sima bana yabancı gelmiyordu. biraz daha yaklaşınca panikten ne yapacağımı şaşırdım. bu genç benim 7 sene önceki halimdi. içimdeki korkuyu dışıma belli etmedim. sanırım 7 senede bir şey değişmemiş. eskiden de belli etmezdim. birden genç söze girdi:
-birkaç gündür seni izliyordum. sakallar hariç yüzüm neredeyse aynı. hatta sakalını kessen seninle aynı oluruz. öte yandan karakterini gözledim. karakter olarak çok değişmişsin. eskisi kadar konuşmuyorsun(bunları derken hâlâ susarak izlemeye devam ediyordum). her konuda ahkam kesmiyorsun artık. bakıyorum da kitap okuma alışkanlığın da olmuş. hani kitap okumaya ihtiyaç duymuyorduk? benim kadar patavatsız da değilsin artık. sahi ne oldu sana böyle? nasıl bu hale geldim ben?
-kardeşim birkaç seneye şefkat tokadı yiyeceksin. o dönem için zorlu olsa da bunun senin için gerekli olduğunu benim yaşıma gelince anlayacaksın. birkaç örnek vereyim sana: sen daldaki bir elmayı yemek istediğinde o elmayı alabilmek için hiçbir çaba sarfetmiyorsun. oysa ben ise o elmayı yiyebilmek için elimden gelen her şeyi yapıyorum. gerisini allah'a bırakıp tevekkül ediyorum. sen çok konuşunca insanların seni dinlediğini sanıyorsun. hatta bundan endişe duyuyorsun. insanlar seni dinlemeyecek korkusuyla çok konuşmanın yanısıra hızlı da konuşuyorsun. içinde insanların seni dinlememe ihtimalinden dolayı oluşan bir kaygı var. oysa benim yaşıma geldiğinde daha sakin konuşacaksın çünkü gerekmedikçe konuşmuyorsun. insanlar seni az konuştuğun için dinliyor ister istemez. hem allah, az konuşana hikmet veriyormuş gerçekten. sen çok ses çıkarınca dinlemiyor insanlar. çokun içinde "çok" dikkat çekmeyebilir ama çokun içinde "az" mutlaka kendini belli eder. kardeşim, ben sana şu an ne kadar nasihat etsem de sana fayda etmeyecek. sen nasihatlere kulağını ve yüreğini açmışsın ama o nasihatleri tutmak için hiçbir şey yapmayacaksın. nasihatlerim sadece aklının bir köşesinde kalacak asla eyleme dönüştürmeyeceksin biliyorum. umursamaz değilsin biliyorum ama huyun işte, bir şeyler yapmıyorsun maalesef.

dedikten sonra genç halim yavaş yavaş kaybolmaya başladı. olduğum yerde kıpırdamadan dakikalarca bekledim. şoku atlattıktan sonra işe doğru yürümeye devam ettim. "acaba 7 sene sonraki halim, bana ne söylerdi kim bilir?" diye geçirdim içimden...
devamını gör...

"geldikleri gibi giderler."

atatürk 13 kasım 1918 günü öğle saatlerinde trenle istanbul’a geldikten sonra, haydarpaşa garı’ndan bindiği ‘kartal’ istimbotuyla galata’ya doğru giderken, işgal donanmasının arasından geçer.
bu geçiş sırasında yaveri cevad abbas’ın ağladığını gören mustafa kemal paşa, büyük kararlılıkla o tarihe geçen sözünü söyler.

“geldikleri gibi giderler”

bu söz, kurtuluş savaşı’nın ilk işaret fişeği olacaktır...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim