steroid
enerji verici olarak kullanılmayan yağlardır. vitamin ve hormon görevi yaparlar. içeriğinden de anlaşıldığı gibi sporcuların bolca tüketir.
devamını gör...
yazarların en kötü buluşma anısı
en kötü buluşma anıları diye bir başlık nasıl olmaz? insanların komik anılarını dinlemekten aşırı keyif alırım, ilk ben başlıyorum o halde. konuşmuşuz etmişiz neyse dedik ki buluşalım. son anda arkadaşının da geleceğini söyledi. biraz bozulsam da çok umursamadım buluştuk oturduk falan sonra iki arkadaşı daha geldi. ee ben şaşırdım tabi ama bir şey de diyemiyorum yani ne diycem ki biraz sonra da 4 erkek ve ben bilardo oynamaya gittik. en saçma salak anımdı gerçekten ama eğlenmiştik de. bunu okuyan kişi, evet senden bahsediyorum, ilk buluşmaya arkadaş çağırmayın eğer double date olmayacaksa. şimdiden teşekkürler
devamını gör...
neden erken uyandın sorunsalı
kendini sevdirmek isteyen ilgi delisi bir kedim var sağ olsun o uyandırdı.
devamını gör...
aşk kalpte midir beyinde midir sorunsalı
normal bi insanda beyindedir.gidip de evli barklı kadına adama ya da statü olarak cok düşük veya çok yüksek birine aşık olmazsın oldum sanarsin hoşlantıdan öteye gitmez.
devamını gör...
plan yaparken hayatın karşına çıkardıkları
(bkz: korona)
devamını gör...
bir daha mı geleceğiz dünyaya
her şeyi başlatan cümledir. yüksek oranda farkındalık içerir.
devamını gör...
şato sahibi olunsa yapılacak ilk şey
faniler gelirken hemen normal eve çevirmek.
devamını gör...
rehberde en yakın arkadaşı kaydetme şekli
herkes sormak en yakın arkadaşı nasıl kaydetmek, ama kimse sormamak yiidin en yakın arkadaş olmak?
devamını gör...
yanlış telaffuz etmekten hoşlanılan kelimeler
-porkatal
-hıkçırık
-hıkçırık
devamını gör...
max planck
kendisi en sevdiğim bilim insanlarından. akademik kariyeri dışında acıklı bir hayat öyküsüne sahiptir.
--- alıntı ---
1887 mart ayında planck, marie merck (1861-1909) ile evlendi. bu evliliğinden dört tane çocukları oldu. berlin-grunewald, wangenheimstrasse 21’de bir villada yaşamaya başladılar. o bölgede birçok profesör oturuyordu. planck’ların evi, yakın zamanda kültür ve sosyal merkezine dönüştü. albert einstein, otto hahn ve lise meitner gibi çok sayıda tanınmış bilim adamlarıyla birlikte muazzam bir şekilde müzik çalarak eğlenirlerdi. bu mutlu yılların ardından, trajik bir şekilde planck, karısının ve tüm çocuklarının ölüm acılarını yaşadı. karısı marie, 1909’da tüberkülozdan öldü. karl, 1916’da 1. dünya savaşı sırasında savaşta öldürüldü. grete 1917’de doğum sırasında öldü, ardından emma 1919’da doğum sırasında öldü. erwin, 1945’te naziler tarafından bir komplo planındaki şüpheli rolü nedeniyle idam edildi.
1909’ da ilk eşini kaybettikten sonra max planck 1911’in mart ayında marga von hoesslin (1882-1948) ile evlendi. aralık ayında beşinci çocukları hermann dünyaya geldi. 1944’ün başlarında, max’ın berlin’deki evi bir müttefik hava saldırısına uğradı. tüm kişisel belgeleri ve bilimsel kayıtları imha edildi. mayıs 1945’te avrupa’da savaş sona erdiğinde planck, karısı ve kalan oğlu hermann, ünlü alman üniversite şehri göttingen’de bir akrabasına sığındı. iki yıl sonra max planck, 4 ekim 1947’de 89 yaşında hayata veda etti. bugün kabri marga ve hermann ile birlikte göttingen’in eski şehir mezarlığı’nda bulunuyor.
--- alıntı ---
buradan
--- alıntı ---
1887 mart ayında planck, marie merck (1861-1909) ile evlendi. bu evliliğinden dört tane çocukları oldu. berlin-grunewald, wangenheimstrasse 21’de bir villada yaşamaya başladılar. o bölgede birçok profesör oturuyordu. planck’ların evi, yakın zamanda kültür ve sosyal merkezine dönüştü. albert einstein, otto hahn ve lise meitner gibi çok sayıda tanınmış bilim adamlarıyla birlikte muazzam bir şekilde müzik çalarak eğlenirlerdi. bu mutlu yılların ardından, trajik bir şekilde planck, karısının ve tüm çocuklarının ölüm acılarını yaşadı. karısı marie, 1909’da tüberkülozdan öldü. karl, 1916’da 1. dünya savaşı sırasında savaşta öldürüldü. grete 1917’de doğum sırasında öldü, ardından emma 1919’da doğum sırasında öldü. erwin, 1945’te naziler tarafından bir komplo planındaki şüpheli rolü nedeniyle idam edildi.
1909’ da ilk eşini kaybettikten sonra max planck 1911’in mart ayında marga von hoesslin (1882-1948) ile evlendi. aralık ayında beşinci çocukları hermann dünyaya geldi. 1944’ün başlarında, max’ın berlin’deki evi bir müttefik hava saldırısına uğradı. tüm kişisel belgeleri ve bilimsel kayıtları imha edildi. mayıs 1945’te avrupa’da savaş sona erdiğinde planck, karısı ve kalan oğlu hermann, ünlü alman üniversite şehri göttingen’de bir akrabasına sığındı. iki yıl sonra max planck, 4 ekim 1947’de 89 yaşında hayata veda etti. bugün kabri marga ve hermann ile birlikte göttingen’in eski şehir mezarlığı’nda bulunuyor.
--- alıntı ---
buradan
devamını gör...
yaşadığın şehri 3 kelime ile anlat
pismaniye.
simit..
körfez..
simit..
körfez..
devamını gör...
1 doların 8,2990 olması
damatın döndüğüne dair haberler vardı. ondan olduysa demek.*
devamını gör...
sultanı öldürmek
ahmet ümit'in usta kalemiyle hayat bulan sultanı öldürmek, polisiye ve tarihi roman türlerini ustalıkla harmanlayan, okuyucuyu zamanın ötesine taşıyan etkileyici bir eser. roman, osmanlı imparatorluğu'nun yükseliş dönemini ve günümüz istanbul'unun karmaşık sokaklarını bir araya getirerek, tarihle modern dünyanın iç içe geçtiği bir cinayet hikâyesini anlatıyor.
hikâye, amerika’da akademik kariyerinde zirveye ulaşmış, osmanlı tarihi konusunda uzman bir profesör olan nüzhet’in istanbul’a dönüşüyle başlar. nüzhet, fatih sultan mehmet döneminde işlenmiş olduğuna inandığı, tarihin akışını değiştirebilecek bir siyasi cinayeti araştırmak için yıllar sonra memleketine geri döner. ancak bu araştırma, onu hiç beklemediği bir sona sürükler. istanbul’a adım attıktan kısa bir süre sonra, üzerinde fatih sultan mehmet’in tuğrasını taşıyan antika bir mektup açacağıyla vahşice öldürülür.
nüzhet’in ölümü, sadece yakın çevresini değil, aynı zamanda tarihi ve polisiye dünyayı da sarsar. olayı çözmekle görevlendirilen dedektif, modern istanbul’un karmaşık yapısı ile osmanlı imparatorluğu’nun görkemli ama entrikalarla dolu geçmişi arasında gidip gelir. fatih sultan mehmet dönemine uzanan bu gizem, dedektifi hem tarihin karanlık köşelerine hem de insan doğasının derinliklerine inmeye zorlar. geçmişte işlenen bir cinayetin, günümüzdeki bir cinayetle nasıl bağlanabileceği sorusu, hikâyenin merkezinde yer alır. bu süreçte dedektif, tarihin sadece bir ders olmadığını, aynı zamanda bugünü şekillendiren güçlü bir anlatı olduğunu fark eder.
ahmet ümit, sultanı öldürmek ile okuyucularını yalnızca bir cinayet hikâyesine değil, aynı zamanda tarihin labirentlerinde kaybolmaya davet ediyor. yazarın derinlemesine araştırmalarla şekillendirdiği tarihi detaylar, romanı yalnızca bir polisiye olmaktan çıkarıp bir tarih şölenine dönüştürüyor. fatih sultan mehmet gibi güçlü bir karakterin gölgesinde, okuyucu hem geçmişin ihtişamına hem de bugünün karmaşasına tanıklık ediyor.
sonuç olarak, sultanı öldürmek, tarih ve polisiye severler için kaçırılmaması gereken bir başyapıt. ahmet ümit’in akıcı üslubu ve ustalıkla işlenmiş olay örgüsü, okuyucuyu bir yandan tarihin tozlu sayfalarına götürürken bir yandan da günümüz istanbul’unun kaotik atmosferinde soluk soluğa bir maceraya sürüklüyor. bu roman, yalnızca bir cinayet hikâyesi değil, aynı zamanda geçmişle bugünün nasıl iç içe geçtiğini sorgulayan derin bir yolculuk sunuyor.
hikâye, amerika’da akademik kariyerinde zirveye ulaşmış, osmanlı tarihi konusunda uzman bir profesör olan nüzhet’in istanbul’a dönüşüyle başlar. nüzhet, fatih sultan mehmet döneminde işlenmiş olduğuna inandığı, tarihin akışını değiştirebilecek bir siyasi cinayeti araştırmak için yıllar sonra memleketine geri döner. ancak bu araştırma, onu hiç beklemediği bir sona sürükler. istanbul’a adım attıktan kısa bir süre sonra, üzerinde fatih sultan mehmet’in tuğrasını taşıyan antika bir mektup açacağıyla vahşice öldürülür.
nüzhet’in ölümü, sadece yakın çevresini değil, aynı zamanda tarihi ve polisiye dünyayı da sarsar. olayı çözmekle görevlendirilen dedektif, modern istanbul’un karmaşık yapısı ile osmanlı imparatorluğu’nun görkemli ama entrikalarla dolu geçmişi arasında gidip gelir. fatih sultan mehmet dönemine uzanan bu gizem, dedektifi hem tarihin karanlık köşelerine hem de insan doğasının derinliklerine inmeye zorlar. geçmişte işlenen bir cinayetin, günümüzdeki bir cinayetle nasıl bağlanabileceği sorusu, hikâyenin merkezinde yer alır. bu süreçte dedektif, tarihin sadece bir ders olmadığını, aynı zamanda bugünü şekillendiren güçlü bir anlatı olduğunu fark eder.
ahmet ümit, sultanı öldürmek ile okuyucularını yalnızca bir cinayet hikâyesine değil, aynı zamanda tarihin labirentlerinde kaybolmaya davet ediyor. yazarın derinlemesine araştırmalarla şekillendirdiği tarihi detaylar, romanı yalnızca bir polisiye olmaktan çıkarıp bir tarih şölenine dönüştürüyor. fatih sultan mehmet gibi güçlü bir karakterin gölgesinde, okuyucu hem geçmişin ihtişamına hem de bugünün karmaşasına tanıklık ediyor.
sonuç olarak, sultanı öldürmek, tarih ve polisiye severler için kaçırılmaması gereken bir başyapıt. ahmet ümit’in akıcı üslubu ve ustalıkla işlenmiş olay örgüsü, okuyucuyu bir yandan tarihin tozlu sayfalarına götürürken bir yandan da günümüz istanbul’unun kaotik atmosferinde soluk soluğa bir maceraya sürüklüyor. bu roman, yalnızca bir cinayet hikâyesi değil, aynı zamanda geçmişle bugünün nasıl iç içe geçtiğini sorgulayan derin bir yolculuk sunuyor.
devamını gör...
mfö'nün en sevilen şarkısı
nasıl da paylaşıyor insan isterse
nasıl da birmiş meğer hasretler
nasıl da mecburmuşuz
sabretmeye, sevmeye, öğrenmeye
tam ortasındayım.
sabretmeye, sevmeye, öğrenmeye.
nasıl da birmiş meğer hasretler
nasıl da mecburmuşuz
sabretmeye, sevmeye, öğrenmeye
tam ortasındayım.
sabretmeye, sevmeye, öğrenmeye.
devamını gör...
8 mart 2021 tokat'ta erkeklere çiçek dağıtılması
bizi dövmediğiniz ve öldürmediğiniz için teşekkür ederiz çiçekleri.. halimiz içler acısı.
söyleyecek çok şey var ama nereden başlasam bilemiyorum..!
söyleyecek çok şey var ama nereden başlasam bilemiyorum..!
devamını gör...
kitabevi gezip internetten kitap alan tip
devamını gör...
facebook'un facebook olduğu zamanlar
birbirimizi rahat rahat dürttüğümüz zamanlardır. nedense insanı mutlu ederdi*
hele ki düşük kapasiteli telefonlarla, başına 0 eklenip bedava facebook'a giriyorsanız o zamanlar gerçek facebook zamanlarıydı. sonra değişti ötelendi, ulaşılabilir oldu ve önemini kaybetti;
orti biteyim mi ? bit orti bit .
hele ki düşük kapasiteli telefonlarla, başına 0 eklenip bedava facebook'a giriyorsanız o zamanlar gerçek facebook zamanlarıydı. sonra değişti ötelendi, ulaşılabilir oldu ve önemini kaybetti;
orti biteyim mi ? bit orti bit .
devamını gör...
soylu sınıfın sonbaharı
bir elias canetti kitabıdır.
elias canetti benim dönüp dönüp okuduğum ve okumakta hiç sıkılmadığım bir yazardır. aynı zamanda da dünya edebiyatında yazılmış en iyi romanlardan biri olan körleşme’nin de yazarıdır.
elias canetti ikinci dünya savaşında ingiltere’ye yerleşmek zorunda kalır ve bu ülke, bu ada ona çok yabancıdır. kendisine bile yabancı olan dahi bir yazar için bu kadar yabancılık bir huysuzluğa ve gerginliğe neden olur. ingilizlerin soylu olma merakı, aşırı mesafeli tavırları ve üzerlerine bir deri gibi yapışmış olan kibirleri ile kararlılıkları, iş bitirme hevesleri ve tutarlılıkları canetti üzerinde farklı etkiler bırakır.
elias canetti bu kitapta kendi gözlemlerine yer verir ingiltere’ye dair ama bazı çok tanıdık isimlerle ilgili de anılarını yazar. mesela yerin dibine soktuğu ve duygu iktidarsızlığı ile suçladığı t.s.eliot ve bir süre birlikte olduğu ve ağ kitabı ile ortalığı yıkan iris murdoch hakkında çok da adilane görünmeyen, oldukça sivri dilli, çoğu yerde hakarete varan cümleler kurar.
soylu sınıfın sonbaharını gözlerken düşecek ilk kar tanesini bekleyen elias canetti’den kibir dolu bu muhteşem kitap mutlaka okunmalı bence.
elias canetti benim dönüp dönüp okuduğum ve okumakta hiç sıkılmadığım bir yazardır. aynı zamanda da dünya edebiyatında yazılmış en iyi romanlardan biri olan körleşme’nin de yazarıdır.
elias canetti ikinci dünya savaşında ingiltere’ye yerleşmek zorunda kalır ve bu ülke, bu ada ona çok yabancıdır. kendisine bile yabancı olan dahi bir yazar için bu kadar yabancılık bir huysuzluğa ve gerginliğe neden olur. ingilizlerin soylu olma merakı, aşırı mesafeli tavırları ve üzerlerine bir deri gibi yapışmış olan kibirleri ile kararlılıkları, iş bitirme hevesleri ve tutarlılıkları canetti üzerinde farklı etkiler bırakır.
elias canetti bu kitapta kendi gözlemlerine yer verir ingiltere’ye dair ama bazı çok tanıdık isimlerle ilgili de anılarını yazar. mesela yerin dibine soktuğu ve duygu iktidarsızlığı ile suçladığı t.s.eliot ve bir süre birlikte olduğu ve ağ kitabı ile ortalığı yıkan iris murdoch hakkında çok da adilane görünmeyen, oldukça sivri dilli, çoğu yerde hakarete varan cümleler kurar.
soylu sınıfın sonbaharını gözlerken düşecek ilk kar tanesini bekleyen elias canetti’den kibir dolu bu muhteşem kitap mutlaka okunmalı bence.
devamını gör...
