vagus siniri
kafatasından çıktıktan sonra mide bağırsak sisteminin bir kısmına kalp ve akciğerleri dallar veren ve bu sistemlerin işlemlerinde ve önemli rolü oynayan 10. kafa çifti sinirlidir.
devamını gör...
üniversitelerde terörist istemiyoruz
terörist'in kelime anlamını öğren sonra gel yavrum. ses çıkaran, yanlışa baş kaldıran herkesi terörist görmen normal, bu ülkede hükümeti desteklemeyen herkes terörist zaten, öylee değil mi?
devamını gör...
rebecca
*
1940 yapımı, yönetmeni alfred hitchcock olan gizem/romantik konulu filmdir. psikolojik gerilim ağırlıklı bir filmdir ama benim için bu pek geçerli değildir. daphne du maurier'in aynı adlı romanından uyarlandığı söylenir, bu romanın da jane eyre'den esinlendiğinden bahsedilir. bu detayı filmin son sahnesine şahit olunca daha iyi anlayabiliyorum. filmin oyuncularına gelecek olursak, joan fontaine, laurence olivier başrolü çeker. ama filmde hiç görünmeyen rebecca adlı kadının başrollerden rol çaldığı söylenebilir.
film, mrs. van hopper'ın ücret karşılığında arkadaşlığını yapan bir genç kadının, uçurumun kenarında bekleyen bir adamı görmesiyle başlar. intihar edeceğini düşünerek adama yaklaşır fakat gördüğü tavır karşısında uçurumun yanından ayrılır. ancak bu son karşılaşmaları değildir. mrs. van hopper ile birlikte otelde kalan genç kadın, bay de winter'e fazlasıyla maruz kalır. zamanla aralarında yaşananlar dolayısıyla ani bir evlenme kararı alırlar ve her zaman bay de winter ile birlikte anılan manderley malikânesine yerleşirler. her şey oldukça hızlı ve kolay olmuştur çünkü, yeni bayan de winter olan genç kadının bir ailesi yoktur. bay de winter ise kimsenin söyleyeceklerine aldıracak biri değildir.
bay ve bayan de winter malikâneye yerleştidiklerinde ikisinin de bu duruma alışması biraz zor olur. ama bu konuda en çok zorlanan bayan de winter'dir. evin içerisindeki herkes, sanki hala varlığını sürdürüyormuş gibi bay de winter'in ölen eski eşinden bahseder. hikayenin en gerilimli noktası budur, hizmetçisinden tut, maxim de winter ve onun ailesine kadar herkesin ağzındadır bu kadın. zamanla bayan de winter kendini kocasının eski eşiyle kıyaslamaya başlar, onun gibi olmaya çalışır ama bunun yaptığı en büyük hata olduğunu fark eder. her şeyin tekerrür ediyormuş gibi göründüğü bir gecede, rebecca'nın öldüğü sandal bulunur. oysa maxim, öncesinde rebecca'nın cesedini teşhis etmiş ve öldüğünü kanıtlamıştır. ama o gece, bayan de winter bunların hepsinin yalan olduğunu öğrenir. rebecca'yı maxim öldürmüş ve bilerek onu denize sandalıyla birlikte atmıştır. bunu hamile olduğunu öğrendiği için yapmıştır. burada maxim'in ne kadar büyük bir öfke problemi olduğunu görürüz. bayan de winter'in bu itiraftan sonra kocasını terk edeceğini düşünebiliriz ama evlilikleri boyunca yaşadığı psikolojik şiddet ve manipülasyon onu kocasının yanında kalmaya iter. onunla birlikte suçu gizlemeye çalışır. başarılı da olur, ancak rebecca'nın takıntılı hizmetlisi bu çiftin mutluluğuna göz yummayacağı için bütün bir malikâneyi kendi de içerisindeyken yakar. tıpkı jane eyre de yaşananlar gibi, ama o kitaptaki gibi çiftler burada uzun bir ayrılık yaşamazlar. bayan de winter yangından kurtulur ve kocasının kollarına koşar. tüm malikâne yanarken onlar sadece kavuşmanın mutluluğunu yaşarlar.
*
1940 yapımı, yönetmeni alfred hitchcock olan gizem/romantik konulu filmdir. psikolojik gerilim ağırlıklı bir filmdir ama benim için bu pek geçerli değildir. daphne du maurier'in aynı adlı romanından uyarlandığı söylenir, bu romanın da jane eyre'den esinlendiğinden bahsedilir. bu detayı filmin son sahnesine şahit olunca daha iyi anlayabiliyorum. filmin oyuncularına gelecek olursak, joan fontaine, laurence olivier başrolü çeker. ama filmde hiç görünmeyen rebecca adlı kadının başrollerden rol çaldığı söylenebilir.
film, mrs. van hopper'ın ücret karşılığında arkadaşlığını yapan bir genç kadının, uçurumun kenarında bekleyen bir adamı görmesiyle başlar. intihar edeceğini düşünerek adama yaklaşır fakat gördüğü tavır karşısında uçurumun yanından ayrılır. ancak bu son karşılaşmaları değildir. mrs. van hopper ile birlikte otelde kalan genç kadın, bay de winter'e fazlasıyla maruz kalır. zamanla aralarında yaşananlar dolayısıyla ani bir evlenme kararı alırlar ve her zaman bay de winter ile birlikte anılan manderley malikânesine yerleşirler. her şey oldukça hızlı ve kolay olmuştur çünkü, yeni bayan de winter olan genç kadının bir ailesi yoktur. bay de winter ise kimsenin söyleyeceklerine aldıracak biri değildir.
bay ve bayan de winter malikâneye yerleştidiklerinde ikisinin de bu duruma alışması biraz zor olur. ama bu konuda en çok zorlanan bayan de winter'dir. evin içerisindeki herkes, sanki hala varlığını sürdürüyormuş gibi bay de winter'in ölen eski eşinden bahseder. hikayenin en gerilimli noktası budur, hizmetçisinden tut, maxim de winter ve onun ailesine kadar herkesin ağzındadır bu kadın. zamanla bayan de winter kendini kocasının eski eşiyle kıyaslamaya başlar, onun gibi olmaya çalışır ama bunun yaptığı en büyük hata olduğunu fark eder. her şeyin tekerrür ediyormuş gibi göründüğü bir gecede, rebecca'nın öldüğü sandal bulunur. oysa maxim, öncesinde rebecca'nın cesedini teşhis etmiş ve öldüğünü kanıtlamıştır. ama o gece, bayan de winter bunların hepsinin yalan olduğunu öğrenir. rebecca'yı maxim öldürmüş ve bilerek onu denize sandalıyla birlikte atmıştır. bunu hamile olduğunu öğrendiği için yapmıştır. burada maxim'in ne kadar büyük bir öfke problemi olduğunu görürüz. bayan de winter'in bu itiraftan sonra kocasını terk edeceğini düşünebiliriz ama evlilikleri boyunca yaşadığı psikolojik şiddet ve manipülasyon onu kocasının yanında kalmaya iter. onunla birlikte suçu gizlemeye çalışır. başarılı da olur, ancak rebecca'nın takıntılı hizmetlisi bu çiftin mutluluğuna göz yummayacağı için bütün bir malikâneyi kendi de içerisindeyken yakar. tıpkı jane eyre de yaşananlar gibi, ama o kitaptaki gibi çiftler burada uzun bir ayrılık yaşamazlar. bayan de winter yangından kurtulur ve kocasının kollarına koşar. tüm malikâne yanarken onlar sadece kavuşmanın mutluluğunu yaşarlar.
*
devamını gör...
londra bira seli

1814 yılında, londra'nın st. giles bölgesinde bulunan meux&company bira fabrikası'nda bira depolarının patlaması ile ortaya çıkmıştır.
depoyu taşıyan destekleyici sütunların yıkılması ile yaklaşık 600 bin litre kadar bira ortalığa yayılmıştır. bu durum diğer depoları da etkileyip yaklaşık olarak 1,5 milyon litre biranın sokaklara yayılmasına neden olmuştur. bu da yaklaşık 3 milyon tane 50 cl'lik bira şişesine tekabül etmektedir.
bu talihsiz ve bir o kadar ilginç durum 8 kişinin ölümüne sebep olmuştur.
bu acı durumun yanında oldukça ilginç durumlar da ortaya çıkmıştır. bunlardan birisi de insanların buldukları kapları bira ile doldurmaya çalışması. kap bulamayanlar ise avuç avuç bira içmeye çalışmışlar.
kazayla ilgili soruşturmada fabrika sahiplerini veya çalışanları suçlu bulmamış ve dosyayı kapatmıştır.
sokaklardaki bira kokusunun ise haftalarca geçmediği belirtilmiştir.
devamını gör...
farkındalığı yüksek bireylerin yalnızlaşması
herkesin kendini özel zannetmesi hezeyanı.
yavrum, şu dakika ölseniz, değişen bişi yok.
yavrum, şu dakika ölseniz, değişen bişi yok.
devamını gör...
yeni nesil kızların çoğunda meme olmaması
böyle bir başlık açılması o kadar rezil bir şey ki sözlük nereye gidiyor aloo
devamını gör...
normal sözlük moderatör maaşları
arkadaşım o kadar dolar merkez bankasında yok şuan dediğim iddia.
devamını gör...
insan neyle yaşar
tolstoy'un geçenlerde okuyup bitirdiğim, küçük hikayelerden oluşan kitabı.
kitap yukarıda da söylendiği gibi bir nevi tasavvufi bir eser. rus edebiyatı'nın değerli yazarlarından olan tolstoy'un insanın hayata ne ile tutunacağını, insana iç huzur verenin ne olduğunu anlattığı kitap; son bölümdeki hikayeyle beni çok etkiledi açıkçası.
günümüz insanının da içinden geçen toprak mevzusunu beklenen sonla bitirmesi yazara olan saygımı arttırdı diyebilirim. bir de soruyu sevgi diye cevaplandırmak kitabın başucu eserim olmasını sağladı. daha önce burada da üstten bahsetmiştim; ben de insanın ancak sevgiyle yaşama tutunacağına inanıyorum. sevgiye küsmeyerek, yorulunca dinlenerek ve en önemlisi sürekli "vardır elbet bir çıkılacak yok" mantığıyla hareket ederek yaşamazsa kişi hayat çekilmez oluyor bir yerden sonra.
velhasıl yanımdan ayırmayacağım, en az ermiş kadar sevdiğim bir şaheserdir kendisi.
birkaç alıntı;
"ve tüm insanlar kendi iyiliklerini düşünerek değil, içlerindeki sevgiyle yaşarlar."
"belki de adam yokluktan ölüyordur. sen ise korkup ondan kaçıyorsun. hırsızlardan korkacak kadar zengin misin yoksa?"
"insanlar arasında fikir ayrılıklarına ve hatalara neden olan şey kibirdir."
kitap yukarıda da söylendiği gibi bir nevi tasavvufi bir eser. rus edebiyatı'nın değerli yazarlarından olan tolstoy'un insanın hayata ne ile tutunacağını, insana iç huzur verenin ne olduğunu anlattığı kitap; son bölümdeki hikayeyle beni çok etkiledi açıkçası.
günümüz insanının da içinden geçen toprak mevzusunu beklenen sonla bitirmesi yazara olan saygımı arttırdı diyebilirim. bir de soruyu sevgi diye cevaplandırmak kitabın başucu eserim olmasını sağladı. daha önce burada da üstten bahsetmiştim; ben de insanın ancak sevgiyle yaşama tutunacağına inanıyorum. sevgiye küsmeyerek, yorulunca dinlenerek ve en önemlisi sürekli "vardır elbet bir çıkılacak yok" mantığıyla hareket ederek yaşamazsa kişi hayat çekilmez oluyor bir yerden sonra.
velhasıl yanımdan ayırmayacağım, en az ermiş kadar sevdiğim bir şaheserdir kendisi.
birkaç alıntı;
"ve tüm insanlar kendi iyiliklerini düşünerek değil, içlerindeki sevgiyle yaşarlar."
"belki de adam yokluktan ölüyordur. sen ise korkup ondan kaçıyorsun. hırsızlardan korkacak kadar zengin misin yoksa?"
"insanlar arasında fikir ayrılıklarına ve hatalara neden olan şey kibirdir."
devamını gör...
yazarları zevke getiren aktiviteler
haritalara bakmak. yer yüzünde geziyormuşçasına harika bir zevke ulaştırıyor.
devamını gör...
geceye nazım hikmet'ten bir şiir bırak
yaşamaya dair'den:
yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
genco erkal, nazım oratoryosu'nda bu şiiri seslendirmiştir. meraklısı için burada.
yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
genco erkal, nazım oratoryosu'nda bu şiiri seslendirmiştir. meraklısı için burada.
devamını gör...
reklamların telefonumu kastırması
devamını gör...
ölmüş birini özlemek
daha öldüremedim ki özleyeyim.
sanki hala yaşıyor.
sanki hala yaşıyor.
devamını gör...
ruha iyi gelen şeyler
maneviyata yönelmek,
sahilde sabahın köründe kimsecikler yokken bir bankta oturup dalga seslerini dinlemek,
sevilen bir sporu yapmak ; özellikle trekking ya da uzun şehiriçi yürüyüşler çok etkili.( temiz hava, yeşillik)
hayvan sevmek,( çok sinirli olduğumda sokak kedilerinin omurgalarına dokunmak bütün sinirimi alır, negatif elektrik savar tüylü şeyler)
alışveriş yapmak,
sevilen bir cafede bir şey içmek,yemek,
sinemada çok iyi bir film izlemek,
müze gezmek, tarihi eserlere dokunmak,
sürükleyici bir roman okumak,
hayal kurmak,
kişiyi mutlu eden, onu düşüncelerden uzaklaştıran, huzur veren her şey ruhuna da iyi gelir.
sahilde sabahın köründe kimsecikler yokken bir bankta oturup dalga seslerini dinlemek,
sevilen bir sporu yapmak ; özellikle trekking ya da uzun şehiriçi yürüyüşler çok etkili.( temiz hava, yeşillik)
hayvan sevmek,( çok sinirli olduğumda sokak kedilerinin omurgalarına dokunmak bütün sinirimi alır, negatif elektrik savar tüylü şeyler)
alışveriş yapmak,
sevilen bir cafede bir şey içmek,yemek,
sinemada çok iyi bir film izlemek,
müze gezmek, tarihi eserlere dokunmak,
sürükleyici bir roman okumak,
hayal kurmak,
kişiyi mutlu eden, onu düşüncelerden uzaklaştıran, huzur veren her şey ruhuna da iyi gelir.
devamını gör...
sözlükte yazmak ama okumamak
şöyle bir konuşmayı düşündürten başlıktır;
-sözlükte yazılanları okuyor musunuz kafa sözlük yazarı?
+okumuyorum , eksikliğini de hissetmiyorum.
-ama biz hissediyoruz. *
-sözlükte yazılanları okuyor musunuz kafa sözlük yazarı?
+okumuyorum , eksikliğini de hissetmiyorum.
-ama biz hissediyoruz. *
devamını gör...
mutlu olma yolunda en büyük engel
“ çok gülme ağlayacaksın.” cılar tayfası. ne zaman ağzım dolu dolu gülsem ortamdan bir tanesi fırlayıp hemen hevesimi kursağımda bırakıyor. her ne kadar inanmasam da; “acaba başıma bir şey mi gelecek?”,” araba mı çarpacak?”, ailemden birine bir şey mi olacak?” gibi en kötü olasıklar aklıma geliyor ve tüm şevkim kırılıyor. kahrolsun bu tayfa!
devamını gör...
aşırı gerekli bilgiler
hayatınıza dünyanın en güzel iki kelimesini alın sanane-banane bu iki kelimeyle hayat çok daha güzel.
devamını gör...
yazarların ilk izlediği yabancı dizi
the vampire diaries.
devamını gör...
bilgi arttıkça azalan şeyler
tahammül. eğtim ve erdem arttıkça bunu dengeler.
devamını gör...
kitap alıntıları
“insanın geçmişini araştırması acı veren bir deneyimdi. mutlu olabilmenin tek şartı ‘unutmayı’ başarabilmekti.”
kardeşimin hikayesi, zülfü livaneli
kardeşimin hikayesi, zülfü livaneli
devamını gör...
iznim olmadan dışarı çıkıyordu namusunu temizledim
"kim namus ve ahlak şövalyeliği yapıyorsa, bilin ki en namussuzu odur." nietzsche
şu tesbite deyim yerindeyse cuk oturan olaydir. ızni olmadan disari ciktigi icin namussuzluk yaptigini dusunuyorsa, kendi bir haltlar karistiriyor demektir. ne de olsa kisi kendinden bilir işi...tez zamanda sen ve senin gibi zihniyetlerin soyu tukenir umarim. soludugunuz hava, yediginiz iki kap yemek ziyan cunku...
şu tesbite deyim yerindeyse cuk oturan olaydir. ızni olmadan disari ciktigi icin namussuzluk yaptigini dusunuyorsa, kendi bir haltlar karistiriyor demektir. ne de olsa kisi kendinden bilir işi...tez zamanda sen ve senin gibi zihniyetlerin soyu tukenir umarim. soludugunuz hava, yediginiz iki kap yemek ziyan cunku...
devamını gör...
