türk sanat müziği (trt böyle adlandırmıştır. türk klasik müziği de denir, ancak bana göre iki isim de yanlıştır), bir dönem severek dinlediğimiz bir türdü ancak şöyle bir tespit yapalım ardından zeki müren’e bakalım.

tsm, rakı yanına meze olmaktan öte gidememiş, son yıllardaysa iyice tükenmiş bir müzik türüdür. çıkış noktası dini mevlevi ayinler olduğu bilinir ancak şekillendiği yer osmanlı sarayıdır. yani öyle halkın dinlediği, söylediği bir tür değildi. kaldı ki, osmanlı bir imparatorluktu ve halkın müzik çeşitliliği, etnik yapılara göre değişiyordu.

tsm, çok değil birkaç yüzyıl önce makam sayısı beşyüz kadarken, bugün 4 makam sayamazsınız. içinde arap melodi yapısı, hep kahreden sözleriyle, insanı duygu olarak yamultan, zamanla daha kötü versiyonu olan arabeske yenilen, bugün neredeyse esamesi okunmayan bir tür haline geldi. nedeni ise, çok tekrara düşen (söz ve melodi), büyük kitlelere konseri verilemeyen, rakının olmadığı ortamlarda etkisi neredeyse hiç olmayan bir müzik türü olmasıdır.

zeki müren ise bir istisna. vizyon sahibi, güzel diksiyonu, entellektüel kişiliği ile yaşadığı zamanın çok ilerisinde olan birisidir. yasladık sırtımızı 70 yıldır zeki müren’e ve bu şekilde bir süre daha tsm ayakta kaldı.

var mı yeni birileri? var mı yeni ve güzel tsm şarkıları? bu anlamıyla en son aldığım albüm tarkan “ahde vefa” dır ve albümde ki tüm eserler eskidir. kaldı ki tarkan bir tsm sanatçısı değildir. herif zaten her türü çok iyi okur. son zamanlarda başka bir albüm duydunuz mu? müzik evrenseldir. ancak tsm ile kapıkule’den dışarı çıkamazsınız. o ağdalı sözleri ve hicaz makamını kimse anlamaz.

çok sevdik, çok dinledik ama aslında müzikal anlamda değeri olmayan bir türün son temsilcisiydi zeki müren.

adettendir. yazıyı bir şarkı ile sonlandıralım. zeki müren, tüm kafa sözlük yazarları için söylüyor. etkiyi artırmak için rakıları hazırlayın.

buyrunuz;

devamını gör...

(bkz: scherlock)

(bkz: la casa de papel (dizi))

(bkz: you (dizi))

(bkz: ozark (dizi))
devamını gör...

ooo hem boş hem de beleşmişim. bedava ekstra sıfat! alırım bir dal!
devamını gör...

sıcak.
devamını gör...

özellikle bu tür olaylar antalya da gittikçe artmaya başladığı. çoğunun bölgenin yerel halkı olduğunu düşünmüyorum. en kısa sürede en ağır cezayı almasını temenni ediyorum bu pisliğin.
devamını gör...

yavaş yağan kar anlamına gelmektedir.
devamını gör...

kötü hissediyorum. içimde biraz öfke var, bir o kadar da hüzün.
sebebi ne inanın ki ben de bilmiyorum. doluyum kalbime kadar. insanların kibri, kabalığı, boşboğazlığı, egosu artık sinirime dokunmaya başladı. her yerde varlar. yolda yürürken, markette, otobüste, sözlükte her yerdeler.
özellikle sanal alemde normal hayatında kedi gibi olanlar aslan gibi kükrüyorlar. dev bir ego ve kibirle dolular. nazik ya da kibarsan eğer tepene biniyorlar. düzgünce konuşmaktan, laftan, sözden anlamıyorlar. küstah ve samimiyetsizlik dolu cümlelerini sınırsız kibirle süsleyip koyuyorlar önüne. yemin ederim intihar filan ederler diye korkuyorum yoksa ağlatacağım da onları...hoş onu da yapamam, üzülürüm sonra. niye? kafa yok. ah ailem beni böyle yetiştirmeyecekti ki o patavatsızların hakkından gelecektim.
neyse, bu kadar. derdini seveyim diyenler, ayıp oluyo be. hassas kalpli olmak benim derdim. tedavisi de yok ki. bir de iyi geceler dilerim.
devamını gör...

tanımı zordur. kafa sözlük yazarları bir araya gelsek şöyle bir cümle kuramayız herhalde;

“cahildim, dünyanın rengine kandım.”
devamını gör...

müptezel yapacak bizi şerefsizler dediğim açıklamadır.
devamını gör...

kız kardeşlerim, elhamdülillah.
bu dünyaya bir daha gelsem gene onlarla kız kardeş olurdum.
ne acı kalır onlarla iken, ne dert ne tasa.
her şey kakara kikiri.
adiler itinayla gömülür, şirretler itinayla kalaylanır. eski türk filmlerindeki kızlar gibi çayla kahveyle kafayı bulur, ota böceğe güleriz.
nazar da alırız bazen küseriz, ta ki birinin başına bir iş gelene kadar. birinin canı yanınca yeniden voltranı oluşturur kaldığımız yerden devam ederiz.
devamını gör...

şu virüs illeti geçmiş. tüm sözlük maaile bir piknik organizasyonu yapmışız. neden piknik diye sormayın şimdi hasretini çekiyorum mangal yapmanın falan. bir orman kapatmışız kendimize. ooohh miss. enstrüman çalabilen arkadaşlar çalar biz söyleriz. olur mu olmaz belki ama hayal işte.
devamını gör...

müthiş ingilizcemle tanrı için biz doğruyuz diyerek çevirdiğim söz .doğrusu "yanlızca tanrıya güveniriz" miş.
devamını gör...

cama çizdiğim bir çizim bırakıyorum buraya
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

aaa radyoyu açtım ki ilk defa yayında olan yeni bir program varmış. dinlemedeyim. iyi yayınlar efenim.* müziklere bayıldım.
devamını gör...

sen bir ayısın diye okuduğum için her şeyi mahvettigimi dusundurdu...
guzelmis bu arada.
simdi boş atmayalim az biraz sözlerini atalim ilgili türkünün;
sen bir аysın ben kаrа gece
gel derim gel derim gel derim
bu cаn senin sersebil ettim
al derim аl derim аl derim
devamını gör...

18 yaşındaki gençlerin hepsi böyleyken hanımefendi şarkıcı diye daha olgun biri olması bekleniyor. laf edenler kendi hayatlarına baksın.
devamını gör...

en güzel iyilik hiçbir karşılık beklemeden yapılan iyiliktir, daha güzel hissettiren çok az şey var.
devamını gör...

elvis.

tabi gençlik yıllarımda.
saçlarımı aynı öyle yatırırdım sözlük.
devamını gör...

alkol tüketirken yanında suyu bol tüketeceksin. aynı mantık türk kahvesinin yanında ikram edilen su için de geçerlidir. kahve de diüretik etkiye sahiptir. her şeyin başın su sevgili okurlar.
devamını gör...

(bkz: vizontele)

sevdiklerimle, ailemle hep birlikte olduğumuz zamanların, tüm güzel günlerin vesikasıdır. bugüne kadar hayatımın en güzel yıllarının temsilidir. çok severim, gülerim ama izlerken çok hüzünlenirim. elim gitmez kolay kolay açıp izlemeye. biraz da filmden bahsedelim.

açık ara en sevdiğim, neredeyse her repliğine her sahnesine hakim olduğum yılmaz erdoğan şaheseridir. türk sinemasının pik noktasıdır. her karakteri ayrı bir film yapılabilir. bir tanesini anlatayım, ahmet'i.

ahmet, hikayesi yürek burkan biridir.

ahmet alkoliktir. gençken leman adında kaymakamın kızına aşıktır. leman onu seviyordur, o lemanı. ama bu ilişki olmamıştır zira sınıf farkı vardır aralarında. leman koskoca kaymakamın kızıdır. o ise gariban ahmettir. aralarına neler girmişti? hangi duyguların katilleri üşüşmüşlerdi başlarına? leman, iki sene kalmıştır orada.

bu 2 senede ne hayaller kurmuştur ahmet kim bilir. lemanla evlenecek, bir yuvası, çocukları olacaktır. seviyordur işte lemanı. hayatını bu sevdanın üstüne kurma fikri ne kadar da muhteşemdir.

ama dedik ya, leman kooskoca kaymakamın kızıdır be. belki de istemişlerdir ama vermemiştir babası. ahmet kimdi ki? sevginin ne önemi vardı, para, makam, mevki olmadıktan sonra!

leman izmire gitmiştir. gitmeden önce ahmet'e bir mektup bırakmıştır, "izmire gelirsen ara" demiştir.

ahmet beş sene sonra hazırlandı, belki yüzük de aldı yanına, sağdan, soldan biriktirdiği parasıyla gitti izmire. ne umutlarla, ne hayallerle gitmişti. o yolculuk nasıl geçmişti acaba? 2. dakikada sıçrayıp topu köşeye taktığı gibi yüzüğü de takacaktı lemanın parmağına. evleneceklerdi, çocukları olacak, damdan düşüp bileğini kıracaktı. ahmet kendi elleriyle götürecekti çocuğunu çıkıkçıya. "yarın koşar" haberini aldığında rahatlayacaklar, sarılıp eve döneceklerdi.

büyük işler yapacaktı ahmet. sevgisi, onun motivasyonuydu. leman olacaktı ya yanında, gerisi boştu. bu sevdanın gücüyle artosları bile dümdüz edebilirdi ahmet. ah o artoslar. ne büyük hayal kırıklıklarına şahit olmuş yüce artoslar. belki de artosları bu denli büyüten ve ulaşılmamış yapan, şahit olduğu acılardı.

ahmet gitti izmire, lemanı aradı. ne kadar da heyecanlıydılar. buluştular. ama davetsiz bir misafir daha vardı.

leman evlenmişti...

kocası da gelmişti. o çay ne kadar da acı gelmişti ahmete. hayalleri o cam bardağın düşmesi gibi paramparça olmuştu. ahmet kalan bir miktar parasıyla içti. sonra evine döndü. acılıydı. yıllarca atamadı üstünden bu kederi. kendini alkole verdi. kendi gibi acılarla, kederlerle dolu, bambaşka hikayelerin kahramanlarıyla demlendi. içti. her gün içti.

alkolik olan ahmeti belki kurtulur, düzen kurar diye gülizarla evlendirdiler. gülizar, gariban bir kızdı. aynı sınıfın insanlarıydılar. bu insanların kaderi güzel olamazdı ki! şan yoktu, şöhret yoktu, para yoktu. şerefleri vardı bir de en hasından sevgileri. ama başkalarına...

evlendiler ahmetle gülizar. 3 çocukları oldu. ahmet, gülizarı hiç sevmedi. hayatları daha da kötüye gitti. yazık olan bir gülizar, yazık olan bir ahmet. ahmet içmeye devam etti. ölene kadar da içecektir. bir gün bu evliliği, reis bey ile oturduğu bir sofrada, kendisine çıkışılınca, dayanamayarak "evlendirirken bana mı sordunuz?" diyecek ve tüm bu yaşanılanları içerisinde binlerce yaşanmışlık içeren bir cümleye özetleyecektir.

geriye kocaman bir keder kalmıştır. ve bu kederin mahvettiği ahmet, gülizar ve sevgisiz büyüyen, sahipsizlikten kendi başlarına büyüyen üç çocuk. ahmet'in hikayesi yer yer umut, kocaman bir sevgi ama hayatı mahveden bir kederle noktalanmıştır.ahmet bir de can kardeşi rıfat'ın ölümünü öğrenmiştir. herşeyin üstüne bir de kardeşi gitmiştir. leman yok, rıfat yok.

camiiye gidecek ve diz çökecektir allah'ın karşısında. yıllardır kızgındır yaradana. ama ona meydan okuyamayacaktır. zayıflığını, acizliğini alıp çıkmıştır allah'ın karşısına. dizlerinin bağı çözülüp oturduğunda "tamam, sen kazandın" mı demişti acaba? allah'a hala öfkeli miydi ? ahmet, bunca acıya dayanamayacak, bir süre sonra siroz olacaktır. yine bir içki masasında, leman'ı, ona korneri kullanan can kardeşi rıfat'ı düşünürken, aniden fenalaşacak ve hayata gözlerini yumacaktır. bize de paranızın, şanınızın allah belasını versin diyeceğimiz bir dünya bırakacaktır.

yeni ahmetler, lemanlar, gülizarların olmayacağı bir dünya kurmak bu kadar mı zordur? değildir. bencilliğimizi, para denilen sahte kağıt parçalarına tapışımızı, gösterişimizi bıraktığımız zaman, duygulara değer verdiğimiz zaman bu dünyayı kurabiliriz. en azından çabalar, çabalarken de ölürüz.,son anında lemanları düşünerek, içki masalarında ölen bir kişiyi dahi kurtarabilmişsek, kazanmışızdır.

filmde, ahmetle alakalı birkaç sahne, kendisinin de birkaç repliği vardır. bu kadar az sahne ve replikten böyle bir hikayeyi kafamızda oluşturabilen bir yılmaz erdoğan gerçeği var. bu adam gibi birinin döneminde yaşadığım için kendimi çok şanslı hissediyorum.


ahmet'in ağzından:

o zamanlar kaymakamın bir kızı vardı ya "leman"
saçları taa buralarında.
rüzgarda yürüdü mü sanki pelerin sahibi bir balerin gibi oluyordu.
o gün de maça gelmiş. ben davamlı terliyorum, daha maç başlamadan haa.
neyse maç başladı, hemen bir korner oldu. korneri bizim rıfat atmıştı, bir yükseldim topa ikinci dakkada köşeye taktım topu.
alkış, kıyamet. bir döndüm bizim leman ayağa kalkmış alkışlıyor.
-kaç sene kalmıştı o kız burada?
2 sene. giderken bana bir mektup bırakmıştı, izmire gelirsen ara diye, ben de 5 sene sonra gittim.
-ee bulabildin mi?
buldum. hatta bir de çay içtik. ben o bir de kocası.
o ara golü yemişiz haberimiz yok anlayacağın.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim