marx dedeyi bir kenara bırakırsak, toplumbilimlik açıdan yabancılaşma iki şekilde oluyor gibi. biri tamamen kendine yaklaşıp toplumdan uzaklaşma, diğeri de toplumdan da kendinden de uzaklaşma. özünde, bir nevi kopuş. hepimiz bir yerlere bağlı doğuyoruz az çok, sonra o görünmez ipler kopmaya başlıyor. birileri bu kopuş anadan fırladığımız anda başlıyor diyor, birileri kendini aramaya başladığın anda diyor. kendini aramak da sıkıntı hocam, kendini bulup da toplumla uyuşan görmedim ben. gören varsa berü gele. uyuşur bir şekilde fakat kendisi de bilir ki tırışkadan bir uyuşmadır bu, en ufak bir arızada tekrar kopar; sonra tekrar inşa tekrar kopuş, tekrar inşa tekrar kopuş. tam sınırlarımı geçtim derken bir de bakarsın ki az ötede demoklesin kılıcı sırıtıyor.

iki durumun farkı nedir?* ilki içe kapanıklığı getirir, ruhen pek bir arıza yoktur, hayati belirtilerin sürer, toplumdan sıtkı sıyrılmaktır yalnızca. ikincisi tam bir yıkımdır. bir nevi boşluk içinde kalmaktır, boşluğun altındaki boşluğu düşünmektir. öz: yokluğa varmaktır.

peki yabancılaşma tercihen mi olur yoksa toplumun sizi itmesinden kaynaklanır, hangisidir sebep? benim bakış açıma göre bireyi topluma bağlayan şeylerin bireye yararı yoktur, dolayısıyla yararı olan bir şey de toplumdan kaynaklanamaz. yabancılaşmayı da bireye yararlı bir olgu olarak gördüğüm için bunun sebebi toplum olamaz. yani demek istediğim, kimse sizi "yabancılaş ulan" diye dürtmez, siz zaten bilinçli yahut bilinçsiz yabancılaşmaya başlarsınız. eğer yaşadığınız -laşma süreci bilinçsizceyse, doğal olarak onu topluma bağlayabilirsiniz. zihin "neden" arıyor haldır huldur sonuçta, illa bir yere bağlayacak p*şt. sizin elinizde olmayabilir.

yabancılaşma boş vermişliği getirir mi ya da yabancılaştık diye gamsız mı olmalıyız? bence yabancılaşma ve gamsızlık iç içedir. öbür türlüsü -hem yabancıyım hem toplumum- riyakarlıktır. yabancılaşan birey artık toplumla ilişiğini kesmedilir. toplumla aranızdak ilişki her ne kadar metazori devam etse de tutarlılık açısından biraz önce dediğim gibi olmalıdır, diye düşünüyorum.
sürpriz son: tam anlamıyla bir yabancılaşma çok çok zordur, diyorum. tamdan kastım gidip dağ evine kapanmak, kendini doğaya atmak, evsiz olmak, bohemlik, berduşluk, dandylik, ne derseniz deyin, yine de bir şekilde topluma mecbur kalacaksınız gibi.

ee, diyelim ki hani oldu ya, topluma muhtaç değilsiniz artık yabancılaştınız bir şekilde, sonuç? en fazla dünyanız küçülür. ee, yukarıda yararlı bir olgu demiştik, ona ne oldu hocam, dünyanın küçülmesinin bireye ne yararı var ki? dostum, yabancılaşmak yoluna gönül veren kişi tam olarak bundan kaçıyor işte.

bu kavramdan bahsetmişken camus'süz olmaz:
"bugün annem öldü, belki de dün, bilmiyorum."* işte iki paragraf önce demek istediğimi adam tek cümlede anlatmış.
bir de dostoyevski'den çay edebiyatı:
"önümde, ya dünya yok olacak ya da sen çaysız kalacaksın diye iki seçenek olsa, ben çay içmeyi tercih ederim."* bravo kral.

bir de makale: yabancılaşma: kavramsal ve kuramsal bir değerlendirme tavsiye edilir.
bir de kitap: rus düşüncesi bağlamında f. m. dostoyevski’de yabancılaşma olgusu - nazan coşkun karataş
bir de alakasız bir şarkı: kino - zakroy za mnoy dver
devamını gör...

kırmızı ve siyah desenli kanatlarıyla beni benden alan böcektir.
devamını gör...

beni bekleyen hayallerime kavuşmak, koyduğum hedeflere ulaşmak beni çok mutlu edecek.
devamını gör...

herkes okul hayatında başarılı olmak zorunda değildir a dostlar, başarı sadece okulda olmaz... şunu bir öğrenemedik maalesef
devamını gör...

italyan asıllı değildir. "asıl adı hızır olduğu halde barbaros ve hayreddin lakaplarıyla tanınır. batılılar havuç rengine çalan kırmızı sakalından dolayı ağabeyi oruç’a verdikleri “barbarossa” adını daha sonra hızır için de kullandıklarından barbaros diye tanınmış, hayreddin lakabını ise kendisine yavuz sultan selim takmıştır."daha detaylı kaynak
preveze deniz muharebesinde kendi donanmasından sayıca çok üstün adrea doria kumandasındaki haçlı armadasını akdeniz' e gömmüş, donanma komutanı andrea doria ise gemisinin fenerlerini söndürmek suretiyle gece karanlığından faydalanarak reis'in elinden kurtulmuştur. akdeniz'i türk gölü haline getirmiş büyük türk denizcisi beşiktaş'ta medfun olup, donanmanın boğaz'dan geçerken barbaros hayreddin paşa'nın türbesini selamlama geleneği deniz kuvvetlerinin mavi vatan 2019 tatbikatından sonra tekrar başlamış, boğazdan geçen birliklerdeki görevli personelce çimavira diye adlandırılan denizci selamıyla selamlanmıştır.
devamını gör...

queen 1987 yılında konser vermek için afyon'a gelmiştir.
(bkz: şaka değil)
devamını gör...

doğru insan, sevgiyle büyümüş olduğu için, kendini belli ediyor.

kestirip atmıyor, gönül alıyor, ayrılmayı değil, onarmayı tercih ediyor. güzel seviyor, sarıp sarmalıyor ve baya "ev" oluyor. tanıyorsun görünce yani.

"zaten evini nerde görsen tanırsın"
*
devamını gör...

eskilerden
(bkz: tom ve jerry)
(bkz: bugs bunny)
(bkz: casper) vb.
devamını gör...

aradığım şeyin yerinin değişmesi.
arkadaş ! neyi kullandıysan sonra götür aynı yere koy. niye değiştirirsin arkadaş ?
eski bir şef olarak aklıma bu geldi.
devamını gör...

genellikle insanı çocukluğuna götüren kokulardır. kahvaltılık satan şarküterilere girdiğimde gelen kokudur. yeni basılmış kağıdın kokusu da öyle benim için... bi de bebek kokusu tabi ki.
devamını gör...

erkek onayı onlar için çok önemlidir. feministlere laf atarak feminist olmadıklarını belli etmek için yer ararlar. evlerden muhafaza.
devamını gör...

malum sözlükten neden başlık araklama gereği hissediyorsunuz, anlamak mümkün değil. daha özgün içerikler oluşturmak için kafa patlatmak bu kadar mı zor ?

nedir yani ? meramınızı, farklı bir şekilde anlatacak, iki üç kelimede mi bulmaktan acizsiniz ?

bu tarz başlıklar sözlüğe zarar veriyor. hedeflediği noktaya ulaşmasına ket vuruyorsunuz farkında değilsiniz. veyahut farkındasınız bilinçli yapıyorsunuz.

dibine not: bu tarz başlıklar malum sözlüğün alameti farikası haline gelmiş durumda, okuduğum an içime kurt düşüyor gidip kontrol ediyorum. henüz yanıldığım olmadı.
devamını gör...

goya, eskiden şişli, bomonti'de bulunan, ermeni kökenli sahibi olan, bir ayakkabı fabrikasının adıydı.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

'bundan sonra ayağınızı denk alın' moduyla katılacağım başlık.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

böyle haberler görünce aklıma sadece şu cümleler geliyor; "ben bu çağdan nefret ettim, etimle kemiğimle nefret ettim."
devamını gör...

çoğunluğu kapanma eylemini kendi isteğiyle gerçekleştirmemiş ama daha sonra açılma *eylemini kendi isteğiyle gerçekleştirmiş kadınlardır.
devamını gör...

bu eylemin hedefi, mantık çerçevesinde aşık olunabilecek tek yazar olarak söylüyorum, böyle bir şey hiç olmadı, olmuyor, olmayacak.
devamını gör...

vaktiyle bir koro ile söylediğim güzel şarkıdır.
devamını gör...

iyi güzel de her sözlükte bulunan “kankacılık müessesesini” ne yapacağız değerli yönetici arkadaşlar? bunun örnekleri var bol bol isteyene kanıtlarım.

mesela bir yazar kaliteli içerik çıkarmış, emek harcamış, bilgi vermiş, başlık açmış. bu yazarın aldığı beğeni sadece 3-4 fakat aynı başlığa “gaynımda da varıdı heee biliyom” ya da (genelde aşk ve ilişkiler konusunda) sağdan soldan çalıntı aforizmaları kopyala yapıştır tarzında entry giren “kankacı” yazarın aldığı beğeni 15+...

ne yani karmasını yükseltmek isteyen yazarlar, sözlüğe kanka toplamaya mı girecek ya da saçma sapan sözlerle beğeni mi kasmaya çalışacak?

not: ayrıca (ve bence en büyük saçmalık) kadın yazarları yücelten bir abaza tayfası zaten var sözlükte. entryleri beğenmeleri için yazarın kadın olması yetiyor biliyorsunuz. sayelerinde sadece kadın yazarların karma puanları coşacak desenize.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim