dark city
blade runner gibi sapına kadar bilim-kurgu özellikleri taşıyan, ancak sin city kadar karanlık, insanı düşünmeye iten, dönüp dolaşıp "insan" ve "ruh" kavramının üzerinden çıkarımlar yapan harika bir yapım... hayatınızın merkezinde, sizi yöneten neler var hiç düşündünüz mü? dark city bambaşka yaklaşıyor bu olaya..
rufus sewell. william hurt. jennifer connelly, 24 ve lost boys'dan tanıdığımız kiefer sutherland...
karşınızda alex proyas denilen deha'nın yönettiği, dark city.
dark city hakkında ne düşünüyorum...
en başta bu filme saygı duyuyorum.. zira film, amerikan film endüstrisinin hoşuna gidecek ve hayvanlar gibi para kazandıracak şekilde klişe de yapılabilirdi. işlenen konu bok edilmeye çok ama çok müsait bir çizgide..
kesinlikle kolaya kaçılmamış. binlerce kez aynılarını dinlediğimiz diyalog satırları yerine sadece seyirciyi düşünmeye iten diyaloglarla bezenmiş.
bu film, yaşadığımız ve "gerçeklik" olarak addettiğimiz şeyi irdelemek konusunda matrix gibi bir yapıma esin kaynağı olmuştur. hem de milyonlarca kurşun, binlerce dövüş hareketi katmadan, nokia - duracell reklamları yapmadan (ki yanlış anlaşılmasın, matrix bence hiç de kötü bir yapım değildir, sadece "olmamış" diyebileceğim noktalara da sahiptir)
çağrışımlar yapmama neden oldu dark city..
hepimiz arada sırada düşünürüz, neyiz biz, amacımız ne, nereye gidiyoruz? film içten içe sadece yaşadığım hayatı, bulunduğum, nefes aldığım, acılar çektiğim, sevindiğim, seviştiğim, yani bir şekilde kendisiyle etkileşimde bulunduğum hayatı değil, bunun amacını düşünmemi sağladı.
bizi insan yapan neydi?
farklı olmamızı sağlayan şey?
hani deli gibi aradıkları ruh var ya, keşfederlerse insanı neyin insan yaptığını bulabileceklerini düşündükleri,
onun gerçekten zihnimde, hatıralarımda, tecrübelerimde mi şekillendiğini, yoksa insan olarak dünyaya gelmenin bir getirisi mi olduğunu düşündüm..
hepimiz farkedemediğimiz şeylerden bir şekilde çekiniriz ya, hayatımızın bize söylenmeyen bir amacı olabilir miydi?
belki de dark city'de bulunan "yabancı" (bilerek uzaylı kelimesini kullanmıyorum, çünkü gerçekten tam anlamıyla "yabancı" portresi çizilmiş..) teması sadece yönetmenin elinde bir enstrumandı?
bilemiyorum, belki de amerikan sinemasının yöntemlerini sorgulamaya başladım bu aralar. ancak;
eğer bugün "dark city" deyince aklımıza "ghost in the shell", "blade runner" hatta "donnie darko" gibi isimler geliyorsa,
izlemeye değerdir bu film.
rufus sewell. william hurt. jennifer connelly, 24 ve lost boys'dan tanıdığımız kiefer sutherland...
karşınızda alex proyas denilen deha'nın yönettiği, dark city.
dark city hakkında ne düşünüyorum...
en başta bu filme saygı duyuyorum.. zira film, amerikan film endüstrisinin hoşuna gidecek ve hayvanlar gibi para kazandıracak şekilde klişe de yapılabilirdi. işlenen konu bok edilmeye çok ama çok müsait bir çizgide..
kesinlikle kolaya kaçılmamış. binlerce kez aynılarını dinlediğimiz diyalog satırları yerine sadece seyirciyi düşünmeye iten diyaloglarla bezenmiş.
bu film, yaşadığımız ve "gerçeklik" olarak addettiğimiz şeyi irdelemek konusunda matrix gibi bir yapıma esin kaynağı olmuştur. hem de milyonlarca kurşun, binlerce dövüş hareketi katmadan, nokia - duracell reklamları yapmadan (ki yanlış anlaşılmasın, matrix bence hiç de kötü bir yapım değildir, sadece "olmamış" diyebileceğim noktalara da sahiptir)
çağrışımlar yapmama neden oldu dark city..
hepimiz arada sırada düşünürüz, neyiz biz, amacımız ne, nereye gidiyoruz? film içten içe sadece yaşadığım hayatı, bulunduğum, nefes aldığım, acılar çektiğim, sevindiğim, seviştiğim, yani bir şekilde kendisiyle etkileşimde bulunduğum hayatı değil, bunun amacını düşünmemi sağladı.
bizi insan yapan neydi?
farklı olmamızı sağlayan şey?
hani deli gibi aradıkları ruh var ya, keşfederlerse insanı neyin insan yaptığını bulabileceklerini düşündükleri,
onun gerçekten zihnimde, hatıralarımda, tecrübelerimde mi şekillendiğini, yoksa insan olarak dünyaya gelmenin bir getirisi mi olduğunu düşündüm..
hepimiz farkedemediğimiz şeylerden bir şekilde çekiniriz ya, hayatımızın bize söylenmeyen bir amacı olabilir miydi?
belki de dark city'de bulunan "yabancı" (bilerek uzaylı kelimesini kullanmıyorum, çünkü gerçekten tam anlamıyla "yabancı" portresi çizilmiş..) teması sadece yönetmenin elinde bir enstrumandı?
bilemiyorum, belki de amerikan sinemasının yöntemlerini sorgulamaya başladım bu aralar. ancak;
eğer bugün "dark city" deyince aklımıza "ghost in the shell", "blade runner" hatta "donnie darko" gibi isimler geliyorsa,
izlemeye değerdir bu film.
devamını gör...
psikiyatrik hastalıkların ana sebebi
genetiktir. çevresel faktörler genetikte saklı olan ortaya çıkmasını sağlar. yüksek stres altında kalan herhangi bir insanda şizofreni ortaya çıkabilirken diğerinde çıkmayabilir.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
(bkz: ciwan haco - welatperesti)
ayrıca
(link: open.spotify.com/track/4io3...
::spotify linki)
edit:
youtube linki
ayrıca
(link: open.spotify.com/track/4io3...
::spotify linki)
edit:
youtube linki
devamını gör...
fahrettin altun'un tweet'lerini rt'leyen hesaplar

şahsen kendisini ve çalışmalarını pek beğendiğim, görüntü olarak da inanılmaz yakışıklı bulduğum hatta daniel radcliffe'e benzettiğim sayın fahrettin altun beyfendinin attığı bir tweet'i beğenen hesaplardır. hesapları bir hayırsever vatandaşımız incelemiş ve profil fotoğraflarının buyer network adlı sosyal paylaşım sitesindeki kullanıcılara ait olduğunu tespit etmiş. başkalarının profil fotoğrafıyla hesap açmak ve etkileşime girmek kul hakkına girmez mi?
twitter.com/farkob/status/1...
devamını gör...
yıldızlararası yolculuk yaparken kaptan beni şu kara deliğe tükürsene diyen uzaylı yolcu
3000'li yıllarda yıldızlararası dolmuşlarda sıklıkla görebileceğimiz bir tiptir.
"kaptan beni şu kara deliğe tükürsene"
"kardeşim ileride ışıklar var ilerde indireceğim."
"eyvallah!"
"kaptan beni şu kara deliğe tükürsene"
"kardeşim ileride ışıklar var ilerde indireceğim."
"eyvallah!"
devamını gör...
en sevilmeyen insan tipi
konuşmadan anlaşmayı bekleyen insan*.
yahu müneccim miyim ben? nereden bilicem ne düşündüğünü, ne hissettiğini.
ayıp, günah, diye diye hayatı dar edenlerden de hoşlanmam.
ha bir de kin tutan ve eski meseleleri ısıtıp ısıtıp servis edenler var...
anlaşılacağı üzere listem uzun. daha fazla uzatmadan tanımı yazıp gideyim.
t: yazarların en sevmediği insan tipini yazdığı başlık. ben hızımı alamadım o ayrı...
yahu müneccim miyim ben? nereden bilicem ne düşündüğünü, ne hissettiğini.
ayıp, günah, diye diye hayatı dar edenlerden de hoşlanmam.
ha bir de kin tutan ve eski meseleleri ısıtıp ısıtıp servis edenler var...
anlaşılacağı üzere listem uzun. daha fazla uzatmadan tanımı yazıp gideyim.
t: yazarların en sevmediği insan tipini yazdığı başlık. ben hızımı alamadım o ayrı...
devamını gör...
son 10 gündür şimdiye dek gördüğümden fazla reklam görmeye başladım. sanırım hesabımı silip bir daha girmeyeceğim.
devamını gör...
38 eşi 94 çocuğu olan adamın hayatını kaybetmesi
içinde yaşadığı gezegen ve doğaya ihanet eden birisinin ölmesidir. zaten nüfus problemi yaşayan hindistan gibi bir pislik çukuruna, kendi ülkesinin problemine tüy dikmiş bir insanın hayata göz yummasıdır. "fare gibi üremek zorunda değilsiniz, biraz bilinç" diye uyarırdık ama, kim anlayacak ki?
devamını gör...
ben babamla evleneceğim
yazarı tercüme:
kızları okul çağına gelesiye kadar babalarına aşıklarmış ne zaman ki ilkokula başlayıp eloğluyla tanışmışlar babalarının pabucu dama atılmış.
kızları okul çağına gelesiye kadar babalarına aşıklarmış ne zaman ki ilkokula başlayıp eloğluyla tanışmışlar babalarının pabucu dama atılmış.
devamını gör...
varoluşçuluk
varoluşçuluk, yirminci yüzyılın ilk yarısının sonlarına doğru fransa'da ortaya çıkan ve insanın kendi değerlerini kendisinin oluşturabileceğini; varoluşunu kendi kendine yaratabileceğini ve geleceğini de yine kendisinin kurabileceğini savunan bir felsefe akımıdır.
devamını gör...
sözlüğün ücra bir köy okulunda ölümsüzleşmesi
çocukların gülüşü bi' benim mi kalbimi pır ettirdi? * o kadar güzel ki...
emeği geçen herkese teşekkür borçtur. yüreğinize sağlık valla, gurur duyuyorum bulunduğum yerden.
yoldaş ağlatacaksın bir gün beni. *
emeği geçen herkese teşekkür borçtur. yüreğinize sağlık valla, gurur duyuyorum bulunduğum yerden.
yoldaş ağlatacaksın bir gün beni. *
devamını gör...
uzun zaman sonra içilen ilk sigara
o baş dönmedi o kalp atış hızı anlayamazsınız.
devamını gör...
slowly
fikre bayılarak bir süre kullandığım ve hala düzenli bir mektup arkadaşı edinemediğim uygulama. amerika'ya mektup atıyorum 2 gün gitmiyor, karşıdaki de beklemekten sıkılıyor herhalde, muhabbet devam etmiyor. yine de gelen mektubu beklemenin verdiği heyecan sayesinde sevdiğim bir uygulama kendisi.
devamını gör...
sadri alışık
benim için "ah müjgan" filmi ve "çalıkuşu" dizisinde oynadığı karakterler ile "erkek nedir? nasıl olmalıdır?" sorularının cevabıdır. günümüz medyasının yakışıklı olarak lanse ettiği pek çok ünlü erkekten çok daha yakışıklı ve karizmatik bir insandir. zamanın şartları göze alındığında oyunculuğu ve sanat aşkı ile gerçek bir duayendir.bir barış manço bir de kendisi öldüğünde çok üzülmüştüm. allah rahmet eylesin.
devamını gör...
mebus paltosu
sevgili karambol ‘ün girdiği nickaltı ile takip listeme eklediğim, okudukça güldüren, güldürdükçe okuma isteği uyandıran kaliteli bir palto. sonuçda mebus paltosu, olacak o kadar.
devamını gör...
philadelphia deneyi
ne amaçla yapıldığı da, yapılıp yapılmadığı da tartışmalı olan deney.
konu genel olarak şöyle: 1940'larda philadelphia'da, uss eldridge adlı bir gemi ve içindeki mürettebat, bir deneyde kullanılır. deneyin amacı, savaş zamanı radarlara yakalanmaktan kaçınmayı, yani radarlara hem geminin hem de içindeki insanların görünmez olmasını sağlamaktır. ancak görgü tanıklarına göre, işler oldukça ters gider. gemi o an, 400 km uzaklıktaki başka bir limanda birden belirir ve kaybolur. geri döndüğündeyse mürettebatın çoğu ölmüştür. hatta bir kısmı geminin metal duvarları arasında erimiş şekilde bulunur.
kulağa garip görünen bu ifadeler, deneyde bulunduğunu iddia eden birinin iddialarıdır.
***
geminin 400 km öteye ışınlandığı iddiası, carlos allende adlı bir adamdan çıkmadır. allende, morris jessup adlı birine bir mektup gönderir. jessup, ufo'larla ilgili araştırmalar yapan biridir.
allende mektubunda, einstein'ın birleşik alan teorisinin sonuç verdiğini yazar. üstelik iddiasına göre bunu kanıtlayan deneyi de kendi gözleriyle görmüştür. konu jessup'ın ilgisini çeker fakat bir kanıt bulamaz. araştırmaktan vazgeçmeye karar verir.
tam da jessup işin arkasını bırakacağı sırada bu kez bir posta paketi geçer eline. postada kendi yazdığı bir kitaba, birkaç kişinin ve allende'nin el yazılarıyla yazılmış notlar iliştirilmiştir. ancak jessup olayı araştırmaya devam edemez. önce araba kazası geçirir. ardından arabasının içerisinde, egzoz gazından zehirlenmiş şekilde ölü bulunur. ölümü intihar olarak kabul görse de, egzoza bağlantılı olarak arabaya camdan sokulmuş bir hortumun araba içine zehirli gaz verdiği bilinmektedir. yani aslında ölümü şüphelidir.
güvendiği dal kırılınca, allende bu kez başka insanlara da bu konuyu araştırmaları için mektuplar gönderir. 90'lı yıllara kadar devam eder ancak hiçbir sonuca ulaşamaz.
başka bir görgü tanığı, deneyin varlığını doğrulamaktadır ama bu kişi ışınlanmayı, mürettebatın garip ölümlerini, yani allende'nin anlattıklarını yalanlamıştır.
***
geçen yıllarda bir mahkeme kuruldu bu konu hakkında ve o zamanlar donanmada çalışan bazı insanların ifadeleri alındı. bu insanların hepsi, o tarihte o geminin o şehirde olmadığını söylediler. gerçekten gemi, kayıtlara göre o günlerde brooklyn'deymiş. fakat hükümet, deneyi gizli tutmak için bu kişilere ağız birliği mi yaptırıyor, bilinmez.
konu genel olarak şöyle: 1940'larda philadelphia'da, uss eldridge adlı bir gemi ve içindeki mürettebat, bir deneyde kullanılır. deneyin amacı, savaş zamanı radarlara yakalanmaktan kaçınmayı, yani radarlara hem geminin hem de içindeki insanların görünmez olmasını sağlamaktır. ancak görgü tanıklarına göre, işler oldukça ters gider. gemi o an, 400 km uzaklıktaki başka bir limanda birden belirir ve kaybolur. geri döndüğündeyse mürettebatın çoğu ölmüştür. hatta bir kısmı geminin metal duvarları arasında erimiş şekilde bulunur.
kulağa garip görünen bu ifadeler, deneyde bulunduğunu iddia eden birinin iddialarıdır.
***
geminin 400 km öteye ışınlandığı iddiası, carlos allende adlı bir adamdan çıkmadır. allende, morris jessup adlı birine bir mektup gönderir. jessup, ufo'larla ilgili araştırmalar yapan biridir.
allende mektubunda, einstein'ın birleşik alan teorisinin sonuç verdiğini yazar. üstelik iddiasına göre bunu kanıtlayan deneyi de kendi gözleriyle görmüştür. konu jessup'ın ilgisini çeker fakat bir kanıt bulamaz. araştırmaktan vazgeçmeye karar verir.
tam da jessup işin arkasını bırakacağı sırada bu kez bir posta paketi geçer eline. postada kendi yazdığı bir kitaba, birkaç kişinin ve allende'nin el yazılarıyla yazılmış notlar iliştirilmiştir. ancak jessup olayı araştırmaya devam edemez. önce araba kazası geçirir. ardından arabasının içerisinde, egzoz gazından zehirlenmiş şekilde ölü bulunur. ölümü intihar olarak kabul görse de, egzoza bağlantılı olarak arabaya camdan sokulmuş bir hortumun araba içine zehirli gaz verdiği bilinmektedir. yani aslında ölümü şüphelidir.
güvendiği dal kırılınca, allende bu kez başka insanlara da bu konuyu araştırmaları için mektuplar gönderir. 90'lı yıllara kadar devam eder ancak hiçbir sonuca ulaşamaz.
başka bir görgü tanığı, deneyin varlığını doğrulamaktadır ama bu kişi ışınlanmayı, mürettebatın garip ölümlerini, yani allende'nin anlattıklarını yalanlamıştır.
***
geçen yıllarda bir mahkeme kuruldu bu konu hakkında ve o zamanlar donanmada çalışan bazı insanların ifadeleri alındı. bu insanların hepsi, o tarihte o geminin o şehirde olmadığını söylediler. gerçekten gemi, kayıtlara göre o günlerde brooklyn'deymiş. fakat hükümet, deneyi gizli tutmak için bu kişilere ağız birliği mi yaptırıyor, bilinmez.
devamını gör...


