normal sözlük mesaj limiti
böyle bir uyarı aldım. hak edilmiş bir başarıydı. bir şey diyemiyorum. tam olarak bilemesem de kendi içinde bir mantığının olduğunu düşündüğüm mesajlaşma limiti.
devamını gör...
meslek hayatınızda karşılaştığınız çarpıcı olaylar
abi bir kitap istiyorum ama ismini hatırlamıyorum. bir adada geçiyor. cinlerle savaşan bir polis var.
o kitabı bana verebilir misin? dediydi herifin biri ciddi ciddi.
ben de olur dedim ciddi ciddi.
o kitabı bana verebilir misin? dediydi herifin biri ciddi ciddi.
ben de olur dedim ciddi ciddi.
devamını gör...
yazar nicklerinden cümle kurmak
yaktın beni tayber doğan! resmen dadandım bu başlığa.
***
eşref_ruşen bey vestiyerden paltosunu ve şapkasını alıp kapıya yöneldi. 35 yıllık hayat arkadaşı arkasından seslendi:
- "daha vakit var eşref bey, nereye?"
- "erken çıkayım da pastirmalicoreklerden alayım biraz."
dışarı çıkınca mis gibi bahar havası doldurdu ciğerlerini. tertemiz anadolu çocuğu olarak istanbul'a adım attığı ilk günleri çağrıştırmıştı bu hava. çakı gibi bir gençti o zamanlar. hatırlayınca gülümsedi. köşedeki dükkâna girdiğinde radyodan yayılan deniz ve mehtap sordular seni sözcüklerinin ezgisi neşesine neşe kattı. en sevdiği şarkıydı bu.
- "3 tane sar hamdi efendi" dedi çörekleri işaret ederek. karamürselli deli hamdi derlerdi hamdi bey'e kendi aralarında. sakin bir adamdı ama sinirlendi mi gözü bir şeyi görmezdi. bu yüzden bazen de "sessiz firtina geliyor" derlerdi onu görünce.
- "ne o" dedi eşref bey "keyifsiz gibisin hamdi bey? bıktın mı yoksa çörek yapmaktan?"
- "bıksam ne olacak?" diye yanıtladı hamdi bey onu. "işimbu..."
dükkândan çıkınca sahildeki banklardan birine oturdu. denize doğru bakarak derin bir soluk aldı. vahşi ve kaotik bir şehirdi burası. sıradanbiri için sevilecek yanı yoktu fazla. küçük bir kasabada olmayı düşlemişti yıllardır.
- "belki de şimdi tam zamanıdır" diye düşündü. eşini geçirdi aklından. o ne derdi böyle bir şeye? o zaten dünden razıydı.
- "aaah mehpare hanım ah!" dedi kısık sesle. "bu yaşa geldik ama hâlâ bengaripsengüzeldünyaumutlu... insan kolay kolay değişmiyor"
oturduğu banktan kalkıp evin yolunu tuttu.
- "önce şu çörekleri eve bırakıp oradan geçerim" diye düşündü. sokağın sol yanındaki duvarda gördüğü cümleyi okumaya çalıştı:
- "seni seviyorum .ine"
bir harf silinmişti, iyi okunmuyordu daha doğrusu. mine miydi orada yazan, yoksa nine mi? sokağın köşesini dönerken kendi kendine söyleniyordu gülerek:
"n veya m ne fark eder? önemli olan sevda değil mi?
***
eşref_ruşen bey vestiyerden paltosunu ve şapkasını alıp kapıya yöneldi. 35 yıllık hayat arkadaşı arkasından seslendi:
- "daha vakit var eşref bey, nereye?"
- "erken çıkayım da pastirmalicoreklerden alayım biraz."
dışarı çıkınca mis gibi bahar havası doldurdu ciğerlerini. tertemiz anadolu çocuğu olarak istanbul'a adım attığı ilk günleri çağrıştırmıştı bu hava. çakı gibi bir gençti o zamanlar. hatırlayınca gülümsedi. köşedeki dükkâna girdiğinde radyodan yayılan deniz ve mehtap sordular seni sözcüklerinin ezgisi neşesine neşe kattı. en sevdiği şarkıydı bu.
- "3 tane sar hamdi efendi" dedi çörekleri işaret ederek. karamürselli deli hamdi derlerdi hamdi bey'e kendi aralarında. sakin bir adamdı ama sinirlendi mi gözü bir şeyi görmezdi. bu yüzden bazen de "sessiz firtina geliyor" derlerdi onu görünce.
- "ne o" dedi eşref bey "keyifsiz gibisin hamdi bey? bıktın mı yoksa çörek yapmaktan?"
- "bıksam ne olacak?" diye yanıtladı hamdi bey onu. "işimbu..."
dükkândan çıkınca sahildeki banklardan birine oturdu. denize doğru bakarak derin bir soluk aldı. vahşi ve kaotik bir şehirdi burası. sıradanbiri için sevilecek yanı yoktu fazla. küçük bir kasabada olmayı düşlemişti yıllardır.
- "belki de şimdi tam zamanıdır" diye düşündü. eşini geçirdi aklından. o ne derdi böyle bir şeye? o zaten dünden razıydı.
- "aaah mehpare hanım ah!" dedi kısık sesle. "bu yaşa geldik ama hâlâ bengaripsengüzeldünyaumutlu... insan kolay kolay değişmiyor"
oturduğu banktan kalkıp evin yolunu tuttu.
- "önce şu çörekleri eve bırakıp oradan geçerim" diye düşündü. sokağın sol yanındaki duvarda gördüğü cümleyi okumaya çalıştı:
- "seni seviyorum .ine"
bir harf silinmişti, iyi okunmuyordu daha doğrusu. mine miydi orada yazan, yoksa nine mi? sokağın köşesini dönerken kendi kendine söyleniyordu gülerek:
"n veya m ne fark eder? önemli olan sevda değil mi?
devamını gör...
yazarların en sık aldığı teklif
bize gelsene, size geleyim mi? teklifleri alıyorum. insanın en yakın arkadasi karşı komşusu olunca böyle oluyor işte.
devamını gör...
erkeğin bir anda kendini geri çekmesi
karşıdan gördükleri insanlığı yanlış anlayıp kendilerini bir an fazla önemli hissetmelerinden dolayıdır. *
devamını gör...
şive
ağız ile fazlasıyla karıştırılır. ağız; ülke içinde illere hatta köylere göre değişen küçük farklılıklardır. genelde roman, hikaye hatta dizi ve filmlerde gerçekliği yakalamak için kullanılır.
örneğin: evermek- evlendirmek.
şive ise, belirli bir zaman diliminde ana dilden ayrılmış kollara denir.
örneğin: kazakça ve özbekçe, türkçenin şiveleridir.
örneğin: evermek- evlendirmek.
şive ise, belirli bir zaman diliminde ana dilden ayrılmış kollara denir.
örneğin: kazakça ve özbekçe, türkçenin şiveleridir.
devamını gör...
küresel iklim sonun başlangıcı
(link:
::buradan)
her geçen gün daha da sıcak olacak ve yeni nesil doğal olmayan nedenlerden dolayı ölecekler.
videonun tamamını izleyin, çok aydınlatıcı ve iklim krizini anlatanlara saldıran sanayi yanlısı salaklara gerçekleri gösteren güzel bir program, resifler ve rusya'daki dev metan bacaları sonun yakın olduğunu gösteriyor. yüzde 90 ihtimalle desek belki abartılı olur ama! dünya'nın son nesliyiz ve farkına varan insanlar bu yüzden mars'a kaçmak, dev yeraltı yaşam alanları oluşturmak için çabalıyor. şu an 40 yaşında olan birisinin çocukları normal yollarla ölmeyecek, doğal afetlerle veya hava ısısı nedeniyle ölecek.
metan gazı küresel ısınmada karbondioksitten 20 kat daha etkilidir. sibiryadaki turba denilen 8000km lik toprağın altındaki sıvı metan üç ay önce çözülmeye başlamış belki de son yıllarımızı yaşıyoruz.
resiflerin yüzde 40 ölmüş, yüzde 80 i öldüğünde karbondioksiti okyanustabanına bloke edecek bir mekanizma kalmıyor.
resiflerin ölmesi doğal bir süreç değil, bizim 600 milyon ton kimyasal atığı ve radyoaktif suları okyanusa salmamız yüzünden ölen resifler karbon dioksitin gezegen tabanında katılaştırılarak tutulmasını sağlıyordu bunlar olmadan dünyanın soğuması mümkün değil. yani ekstra bir katkın yok doğrudan sebepsin.
kim bilir son 30 belki de 10 yıla girmiş olabiliriz. videonun tamamını izlemeni tavsiye ederim.
::buradan)
her geçen gün daha da sıcak olacak ve yeni nesil doğal olmayan nedenlerden dolayı ölecekler.
videonun tamamını izleyin, çok aydınlatıcı ve iklim krizini anlatanlara saldıran sanayi yanlısı salaklara gerçekleri gösteren güzel bir program, resifler ve rusya'daki dev metan bacaları sonun yakın olduğunu gösteriyor. yüzde 90 ihtimalle desek belki abartılı olur ama! dünya'nın son nesliyiz ve farkına varan insanlar bu yüzden mars'a kaçmak, dev yeraltı yaşam alanları oluşturmak için çabalıyor. şu an 40 yaşında olan birisinin çocukları normal yollarla ölmeyecek, doğal afetlerle veya hava ısısı nedeniyle ölecek.
metan gazı küresel ısınmada karbondioksitten 20 kat daha etkilidir. sibiryadaki turba denilen 8000km lik toprağın altındaki sıvı metan üç ay önce çözülmeye başlamış belki de son yıllarımızı yaşıyoruz.
resiflerin yüzde 40 ölmüş, yüzde 80 i öldüğünde karbondioksiti okyanustabanına bloke edecek bir mekanizma kalmıyor.
resiflerin ölmesi doğal bir süreç değil, bizim 600 milyon ton kimyasal atığı ve radyoaktif suları okyanusa salmamız yüzünden ölen resifler karbon dioksitin gezegen tabanında katılaştırılarak tutulmasını sağlıyordu bunlar olmadan dünyanın soğuması mümkün değil. yani ekstra bir katkın yok doğrudan sebepsin.
kim bilir son 30 belki de 10 yıla girmiş olabiliriz. videonun tamamını izlemeni tavsiye ederim.
devamını gör...
sahibinden.com'da satılan varak diye bağıran daire
linke tıklamadan önce göz sağlığınız için güneş gözlüğü takmanız gerekir. sanat zehirlenmesi ile benzer varak zehirlenmesi belirtileri gösterebilirsiniz, panik yapmayın.
devamını gör...
aşırı açık giyinen kadınların erkekleri tahrik etmesi
kadın vücudu kapitalizmin bir malı bir metağıdır. kadınların soyundurup ticari faaliyetleri desteklemek için kullanan hatta meselede ilerleyip ülke ve dünya çapında bu kullanacakları malları büyük organizasyonlar(bkz: miss turkey) ile seçen güruh ve bu güruhun ticari başarıları ortadadır, ben etkilenmiyorum iş kafada bitiyor tipinde edebiyat safsatası yapan aklını kaybetmiş insanlara bunu görmesi tavsiye edilir.
ayrıyeten iş kafada bitiyor güruhunun açtığı başlıklarda ortadadır.
(bkz: soyunan bir kadın kadar güzel bir tablo yoktur)
ayrıyeten önünüze gelen ilk şarkıyı açıp dahi bu fikri çürütebilirsiniz size yardımcı olalım
(bkz: tarkan) tarkan 'dan tesettürün hikmetleri
yani ortam şu şekildedir; kadınların soyunması için elinden geleni yapan bir güruh, kadın soyunduktan sonra sessiz kalıp hiçbir yorum yapmaz kadın soyunduktan sonra kadın bedeni hakkında söz söylemek tabudur adeta. mesela dekolteye methiyeler dizen ahmaklar karşısına dekolteli biri geldiğinde hanfendi dekolteniz gerçekten çok hoş olmuş, çok yakışmış diyemez derse kendinden aşağı kabul ettiği geri kalmış insanlar grubuna tedenni edeceğini düşünür ve hatta bırakın yorum yapmayı direkt olarak bakamaz bile ve hatta direkt olarak bakmamanın meziyetlerini takdir eden yüzlerce sayfa ekşimiş sözlük entrysi bulabilirsiniz.
zaten bu denli bir akıl tutulması böyle bir sessizlik ve tabu ile desteklenmeden devam ettirilemezdi herhalde.
kim demiş avrupa insanı medeni? ne edep var ne haya çırılçıplak bedeni!
eğer medeniyet açıp saçmaksa bedeni; desenize hayvanlar bizden daha medeni!
ayrıca(bkz: deyyus)
ayrıyeten iş kafada bitiyor güruhunun açtığı başlıklarda ortadadır.
(bkz: soyunan bir kadın kadar güzel bir tablo yoktur)
ayrıyeten önünüze gelen ilk şarkıyı açıp dahi bu fikri çürütebilirsiniz size yardımcı olalım
(bkz: tarkan) tarkan 'dan tesettürün hikmetleri
yani ortam şu şekildedir; kadınların soyunması için elinden geleni yapan bir güruh, kadın soyunduktan sonra sessiz kalıp hiçbir yorum yapmaz kadın soyunduktan sonra kadın bedeni hakkında söz söylemek tabudur adeta. mesela dekolteye methiyeler dizen ahmaklar karşısına dekolteli biri geldiğinde hanfendi dekolteniz gerçekten çok hoş olmuş, çok yakışmış diyemez derse kendinden aşağı kabul ettiği geri kalmış insanlar grubuna tedenni edeceğini düşünür ve hatta bırakın yorum yapmayı direkt olarak bakamaz bile ve hatta direkt olarak bakmamanın meziyetlerini takdir eden yüzlerce sayfa ekşimiş sözlük entrysi bulabilirsiniz.
zaten bu denli bir akıl tutulması böyle bir sessizlik ve tabu ile desteklenmeden devam ettirilemezdi herhalde.
kim demiş avrupa insanı medeni? ne edep var ne haya çırılçıplak bedeni!
eğer medeniyet açıp saçmaksa bedeni; desenize hayvanlar bizden daha medeni!
ayrıca(bkz: deyyus)
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ses tonları
bu başlığın sözlüğe ne faydası var?
yok ben de ses atmayacağım,hevesim kaçtı.*
aslında bu soru buradaki bir sürü başlık için hatta çoğu için söylenebilir. cevaba gelecek olursak eğer;
-kimlerin hangi cinsten olduğunu belirlemeye*,
-eğer sesi beğenirsek,mutlu, huzurlu, gülücüklü birkaç dakika geçirmeye yardımcı oluyor ki bu da aslında buraya eğlenmeye ve keyifli vakit geçirmeye gelen yazarlara hizmet ediyor.*
yok ben de ses atmayacağım,hevesim kaçtı.*
aslında bu soru buradaki bir sürü başlık için hatta çoğu için söylenebilir. cevaba gelecek olursak eğer;
-kimlerin hangi cinsten olduğunu belirlemeye*,
-eğer sesi beğenirsek,mutlu, huzurlu, gülücüklü birkaç dakika geçirmeye yardımcı oluyor ki bu da aslında buraya eğlenmeye ve keyifli vakit geçirmeye gelen yazarlara hizmet ediyor.*
devamını gör...
likit radyo yayını
öncelikle herkese merhabalar ve iyi bayramlar.
geçen hafta yaptığımız sohbetli yayınımızın ardından bu hafta daha sakin ve müzikli geçecek bir programımız var. güzel bir blues listesi derledim bu hafta için. gary moore, ronnie earl ve jeef golub gibi isimlere kulak vereceğiz.
siz değerli dinleyicilerimiz ise her hafta olduğu gibi bu haftada bu başlık altına yazarak yada bana özel mesaj yoluyla ulaşarak yayına katılabilecek dahi sesinizi kafa sözlük'ün kılcal damarlarına kadar ulaştırabileceksiniz.
not; %500 enflasyonla mücadele timi ise likitlerinizin hakkını veren bir program için her an ekrandan fırlayacakmışçasına programa dahil olacaklar. *
türkiye saati ile 22.00 - 00.00 arasında sözlük radyo'da buluşmak üzere *
geçen hafta yaptığımız sohbetli yayınımızın ardından bu hafta daha sakin ve müzikli geçecek bir programımız var. güzel bir blues listesi derledim bu hafta için. gary moore, ronnie earl ve jeef golub gibi isimlere kulak vereceğiz.
siz değerli dinleyicilerimiz ise her hafta olduğu gibi bu haftada bu başlık altına yazarak yada bana özel mesaj yoluyla ulaşarak yayına katılabilecek dahi sesinizi kafa sözlük'ün kılcal damarlarına kadar ulaştırabileceksiniz.
not; %500 enflasyonla mücadele timi ise likitlerinizin hakkını veren bir program için her an ekrandan fırlayacakmışçasına programa dahil olacaklar. *
türkiye saati ile 22.00 - 00.00 arasında sözlük radyo'da buluşmak üzere *
devamını gör...
e-kitap vs normal kitap
e-kitap daha kolay ulaşım, ekonomik ve çoğu bakımdan avantajlı olsa da iflah olmaz bir romantik olduğum için kitap diyorum. dokunmam, koklamam, kenarları kırışmasın diye uğraşmam gerekli. hatta en sevdiğim şeylerden biri de sahaflardan aldığım kitapları tamir etmek.
devamını gör...
yanlış telaffuz etmekten hoşlanılan kelimeler
(bkz: laylon)
devamını gör...
sahibinin sesiyle okunan cümleler
devamını gör...
flörtöz kadın
yazarların flörte bakışlarını kadın üzerinden anlatmalarına yarayan başlıktır. bu nedenle bir kadının flörtü sevmesi bazıları için dekolte, bazıları için ilgi yoksunluğu ya da zeka eksikliği göstergesi, bazıları için özgüvenli davranış biçimi falan. her ne haltsa. bir şeyleri içine sığdırdığımız kalıplar kadarız.
devamını gör...
kilo takip pantolonu
hangi kilonun takibi a canım. 50 kilodan 65 kiloya kadar olabilecek pantolon mevcut*
aaa kilo verdim sanki dur bakayım. 60 lık pantolonu dene.. aha boll! bugün de zayıfsın salataaa... yine mi fitiz yine mi zayıf bee.. yaşıyoruz bu hayatı.
aaa kilo verdim sanki dur bakayım. 60 lık pantolonu dene.. aha boll! bugün de zayıfsın salataaa... yine mi fitiz yine mi zayıf bee.. yaşıyoruz bu hayatı.
devamını gör...
euthyphron ikilemi
kısaca "ahlaki davranışlar tanrı tarafından emredildiği için mi ahlakidir, yoksa ahlaki olduğu için mi tanrı tarafından emredilmiştir" sorusundan oluşan bir ikilemdir. bu soru din felsefesinin temel sorularından birisidir. bu soruyu "bir şey tanrı iyi dediği için mi iyidir, yoksa zaten iyi olduğu için mi tanrı o şeye iyi demektedir" şeklinde de sorabiliriz.
eğer birinci seçeneği kabul edersek, iyiliğin ve kötülüğün tek mutlak kriteri olarak tanrı'yı kabul ederiz. yani hiçbir şey kendiliğinden iyi ya da kötü olmadığını kabul etmiş oluruz. yani iyi şeylerin kendiliğinden bir anlamı yoktur ve tanrı bunları iyi kabul ettiği için iyidir demek zorunda kalırız. bu noktada gelen eleştiriler ise ilahi emirlerin keyfi olduğudur. "tanrı x yerine neden y'yi emretmiştir?" sorusunun cevabı sadece "çünkü tanrı öyle istiyor" olacaktır. bu noktada bir de david hume tarafından ortaya atılmış olgu-değer problemi eleştirisi vardır. david hume bulgusunu şöyle açıklar: "şimdiye kadar karşılaştığım bütün ahlak sistemlerinde şuna tanık oldum. ahlakçı, belli bir yere kadar normal bir biçimde akıl yürütmeye koyulmakta fakat sonunda tanrının varlığına veya insani faaliyetlere ilişkin bir dizi yargılara varmaktadır. burada insanı hayrete düşüren bir husus vardır. şöyle ki, varılan sonuçlara ilişkin ifadelerde “…dır” (is) veya “değildir” (is not) gibi yer alması gereken bağlantılar yerine zorunluluk ve ödev bildiren ifadeleri ("meli" veya "malı" takılarıyla ifade edilen fiilleri) görmekteyiz. son derece önemli olan bu değişikliğin nasıl olduğunu açıklamak mümkün değildir. her şeyden önce bu değişiklik yeni bir ilişkiyi dile getirmektedir. bunun bir gerekçesi olmalıdır. bu yeni ilişki, kendisinden tam anlamıyla farklı olan yargılardan nasıl doğmaktadır?" burda anlatılan problem sonucunda olay tamamen tanrı x'i yapmamı istiyor o halde x'i yapmalıyım durumuna dönüşmesidir. yani olgudan değere geçiş söz konusudur. burdaki geçiş ise keyfilik olarak adlandırılmıştır.
şayet ikinci seçeneği kabul edersek, bir şey kendiliğinden iyi olduğu için tanrı ona iyi demiştir olarak kabul ederiz. bu da tanrı'nın iradesinden bağımsız bir iyilik kötülük kavramı ortaya çıkarır. her şeyi tanrı yaratmış olsa da, yarattığı şeylerin iyi ya da kötü olması tanrı'ya bağlı değildir bu görüşe göre. yarattıklarının bazıları kendiliğinden iyi veya kötüdür. bu durum da temellendirmede sorunlar ortaya çıkarır. burda düşünmemiz gereken ise eğer tanrı'nın emirlerinden bağımsız ahlaki kurallar var ise, bu da tanrı'nın hakimiyetinin sınırsız olmadığını ortaya çıkarır. bu da tanrı'dan bağımsız ahlaki kuralların varlığının bir de bu kuralı ortaya koyanlar olacağını gösterir bizlere. teizmin temel argümanlarından birisi tanrısız bir ahlaki düzenin imkansız olduğudur. eğer bu seçeneği kabul edersek, bu da bizleri tanrısız ahlaki kurallarının varlığına ulaştırır.
mesela bir şeyin iyi veya kötü olması tanrı'ya bağlıdır seçeneğini kabul ettikten sonra, tanrı mutlak iyidir, kötü buyurmaz demek de bir mantık hatası ortaya çıkarır. çünkü ilk seçenekte bir şeyin kötü olmasının tanrı'ya bağlı olduğunu kabul etmiştik. diğer seçenekte kötü buyurmaz demek ortaya bir çelişki çıkarır.
iki durumda da mutlak iyinin tanımına ulaşamayız. ilk seçenekte tanrı iyi dediği için iyidir olarak kabul ederiz, ikinci seçenekte ise iyi olduğu için tanrı emretmiştir deriz.
eğer birinci seçeneği kabul edersek, iyiliğin ve kötülüğün tek mutlak kriteri olarak tanrı'yı kabul ederiz. yani hiçbir şey kendiliğinden iyi ya da kötü olmadığını kabul etmiş oluruz. yani iyi şeylerin kendiliğinden bir anlamı yoktur ve tanrı bunları iyi kabul ettiği için iyidir demek zorunda kalırız. bu noktada gelen eleştiriler ise ilahi emirlerin keyfi olduğudur. "tanrı x yerine neden y'yi emretmiştir?" sorusunun cevabı sadece "çünkü tanrı öyle istiyor" olacaktır. bu noktada bir de david hume tarafından ortaya atılmış olgu-değer problemi eleştirisi vardır. david hume bulgusunu şöyle açıklar: "şimdiye kadar karşılaştığım bütün ahlak sistemlerinde şuna tanık oldum. ahlakçı, belli bir yere kadar normal bir biçimde akıl yürütmeye koyulmakta fakat sonunda tanrının varlığına veya insani faaliyetlere ilişkin bir dizi yargılara varmaktadır. burada insanı hayrete düşüren bir husus vardır. şöyle ki, varılan sonuçlara ilişkin ifadelerde “…dır” (is) veya “değildir” (is not) gibi yer alması gereken bağlantılar yerine zorunluluk ve ödev bildiren ifadeleri ("meli" veya "malı" takılarıyla ifade edilen fiilleri) görmekteyiz. son derece önemli olan bu değişikliğin nasıl olduğunu açıklamak mümkün değildir. her şeyden önce bu değişiklik yeni bir ilişkiyi dile getirmektedir. bunun bir gerekçesi olmalıdır. bu yeni ilişki, kendisinden tam anlamıyla farklı olan yargılardan nasıl doğmaktadır?" burda anlatılan problem sonucunda olay tamamen tanrı x'i yapmamı istiyor o halde x'i yapmalıyım durumuna dönüşmesidir. yani olgudan değere geçiş söz konusudur. burdaki geçiş ise keyfilik olarak adlandırılmıştır.
şayet ikinci seçeneği kabul edersek, bir şey kendiliğinden iyi olduğu için tanrı ona iyi demiştir olarak kabul ederiz. bu da tanrı'nın iradesinden bağımsız bir iyilik kötülük kavramı ortaya çıkarır. her şeyi tanrı yaratmış olsa da, yarattığı şeylerin iyi ya da kötü olması tanrı'ya bağlı değildir bu görüşe göre. yarattıklarının bazıları kendiliğinden iyi veya kötüdür. bu durum da temellendirmede sorunlar ortaya çıkarır. burda düşünmemiz gereken ise eğer tanrı'nın emirlerinden bağımsız ahlaki kurallar var ise, bu da tanrı'nın hakimiyetinin sınırsız olmadığını ortaya çıkarır. bu da tanrı'dan bağımsız ahlaki kuralların varlığının bir de bu kuralı ortaya koyanlar olacağını gösterir bizlere. teizmin temel argümanlarından birisi tanrısız bir ahlaki düzenin imkansız olduğudur. eğer bu seçeneği kabul edersek, bu da bizleri tanrısız ahlaki kurallarının varlığına ulaştırır.
mesela bir şeyin iyi veya kötü olması tanrı'ya bağlıdır seçeneğini kabul ettikten sonra, tanrı mutlak iyidir, kötü buyurmaz demek de bir mantık hatası ortaya çıkarır. çünkü ilk seçenekte bir şeyin kötü olmasının tanrı'ya bağlı olduğunu kabul etmiştik. diğer seçenekte kötü buyurmaz demek ortaya bir çelişki çıkarır.
iki durumda da mutlak iyinin tanımına ulaşamayız. ilk seçenekte tanrı iyi dediği için iyidir olarak kabul ederiz, ikinci seçenekte ise iyi olduğu için tanrı emretmiştir deriz.
devamını gör...
sen de yap güzel oluyor
athena'nın keyifli, kıpır kıpır sen de yap isimli şarkısında geçen söz öbeğidir.
devamını gör...
kürtlerin ana dilde eğitim hakkı
türkiye'de 20 milyon kürt var bu kadar insanı kendi dilinde eğitimden mahrum bırakmak onları kültüründen ve kendi benliklerinden uzaklaştırır. siz iran'daki 25 milyon türkün ana dilde eğitim görmesini istemez misiniz? eminim ki istersiniz.
o zaman kendiniz için istediğinizi başkası için istememek sizi ne kadar samimi yapar?
durumu bölücü yapan biziz kürtlere kötü davranırsak, onları kendimizden aşağı görürsek, haklarını kısıtlarsak, adamlar bu özgürlükleri bir şekilde kazanmak isteyecek. ve bunun için teröristlere dahi sempati duymaya başlayanları olacak.
özgürlüğü nasıl vereceğimize gelirsek örnekleri mevcut:
avrupa'nın başkenti brüksel'de şehir ikiye bölünmüş durumdadır devlet daireleri okullar hatta reklam panoları bile, fransızca ve flemenkçe olarak ayrılır. insan tabii ki kendi milletinden olana karşı daha farklı davranacaktır orada da böyle ufak sürtüşmeler olur flemenkler fransızları sert görür mesela ama bunlar tabii şeyler.
onlardan alınacak ders birbirlerini vatan haini ilan etmeyip insancıl bir şekilde geçinip kendilerinde ne hak varsa diğer milletten olan insana karşıda aynısı vermeye karşı olmadıkları olacaktır.
bu topraklarda olamaz demeyin cumhuriyetten öncesinde bu tarz milliyetçi bir devlet bu topraklarda yaşamamış bile.
o zaman kendiniz için istediğinizi başkası için istememek sizi ne kadar samimi yapar?
durumu bölücü yapan biziz kürtlere kötü davranırsak, onları kendimizden aşağı görürsek, haklarını kısıtlarsak, adamlar bu özgürlükleri bir şekilde kazanmak isteyecek. ve bunun için teröristlere dahi sempati duymaya başlayanları olacak.
özgürlüğü nasıl vereceğimize gelirsek örnekleri mevcut:
avrupa'nın başkenti brüksel'de şehir ikiye bölünmüş durumdadır devlet daireleri okullar hatta reklam panoları bile, fransızca ve flemenkçe olarak ayrılır. insan tabii ki kendi milletinden olana karşı daha farklı davranacaktır orada da böyle ufak sürtüşmeler olur flemenkler fransızları sert görür mesela ama bunlar tabii şeyler.
onlardan alınacak ders birbirlerini vatan haini ilan etmeyip insancıl bir şekilde geçinip kendilerinde ne hak varsa diğer milletten olan insana karşıda aynısı vermeye karşı olmadıkları olacaktır.
bu topraklarda olamaz demeyin cumhuriyetten öncesinde bu tarz milliyetçi bir devlet bu topraklarda yaşamamış bile.
devamını gör...
