30 yaş üstü yazarlar uçurulsun kampanyası
saçma sapan başlıklar, aynı kalitesizlikte tanımlar... çok tanıdık geliyor... hoş geldin yeni troll.
tanım: dikkat çekmeye çalışan troll başlıklarından biridir, maalesef ne ilk ne de sondur.
tanım: dikkat çekmeye çalışan troll başlıklarından biridir, maalesef ne ilk ne de sondur.
devamını gör...
pantera
1981 yılında teksas'ta kurulan bir heavy metal grubudur. yine 80’ler yılında çıkmış olan şahane grup işte. pantera’nın yıllardır tarzını tam anlayamadım ben açıkçası. bakıyorsun albümlerine bazıları heavy metal tadında, bazıları groove metal tadında, bazıları da hard rock tadında. yani amcalarımız ortaya karışık çalışmışlar resmen. lakin yine de hatrı sayılır gruplardan biridir. metal müziğin öncülerindendir, akımı hızla ilerletenlerdir. buna rağmen bile saygı duyarım kendilerine. her ne kadar kendileri heavy metal tarihinin en başarılı ve ilham verici gruplarından olsa da bir dönem thrash metalin parçası olmuşlardır.
dünya çapında 40 milyonu aşkın albümleri satmıştır ve çok kez ödül almışlardır. işte bunlar hep pantera’nın azmi ve hayranlarının onlara olan düşkünlüğüdür. black sabbath başlığında tanım girmiştim, orada şey dedim; metal müzik furyası 60’larda başlayıp 90’lara kadar coşkulu şekilde sürdü diye. bu da o furyayı sürdüren gruplardan birisidir. grubun mimarları vincent paul abbott, darrell lance abbott bunlardır. bunlar zaten kardeşler, pantera’yı pantera yapanlar. ne güzel…
hani demiştim ya grubun 40 milyonu aşkın satılan albümleri var diye, o albümlerden bazıları şunlardır; cowboys from hell, vulgar display of power, far beyond driven, the great southern trendkill, the great southern outtakes, cowboys from hell demos, the pantera collection gibi gibi. daha bir sürü var yalnız yazacak mecalim kalmadı ya. adamların tarihi eski olunca işte bir sürü albümleri de oluyor. her birini yazsam bayağı kaplar burayı. aklıma gelenler bunlar ve favorim olanlar aynı zamanda.
metal müzik kariyerlerine bu kadar albüm sığdırdıkları için ve güzel işler yaptıkları için kendilerine sevgiler saygılar olsun. son olarak; forever metal!
dünya çapında 40 milyonu aşkın albümleri satmıştır ve çok kez ödül almışlardır. işte bunlar hep pantera’nın azmi ve hayranlarının onlara olan düşkünlüğüdür. black sabbath başlığında tanım girmiştim, orada şey dedim; metal müzik furyası 60’larda başlayıp 90’lara kadar coşkulu şekilde sürdü diye. bu da o furyayı sürdüren gruplardan birisidir. grubun mimarları vincent paul abbott, darrell lance abbott bunlardır. bunlar zaten kardeşler, pantera’yı pantera yapanlar. ne güzel…
hani demiştim ya grubun 40 milyonu aşkın satılan albümleri var diye, o albümlerden bazıları şunlardır; cowboys from hell, vulgar display of power, far beyond driven, the great southern trendkill, the great southern outtakes, cowboys from hell demos, the pantera collection gibi gibi. daha bir sürü var yalnız yazacak mecalim kalmadı ya. adamların tarihi eski olunca işte bir sürü albümleri de oluyor. her birini yazsam bayağı kaplar burayı. aklıma gelenler bunlar ve favorim olanlar aynı zamanda.
metal müzik kariyerlerine bu kadar albüm sığdırdıkları için ve güzel işler yaptıkları için kendilerine sevgiler saygılar olsun. son olarak; forever metal!
devamını gör...
transendental dedüksiyon
transandental çıkarım, bırakın kant'ı, felsefe tarihinin en baba metinlerindendir. saf aklın eleştirisi'ndedir bu bölüm. hatta herbert paton ''bu metni okuyacağınıza gidip arap çöllerinde dolaşın daha kolay'' demiş. mevzunun zorluğu pek çok yeni kavram içermesinde. bi de kant insan gibi yazmamış. öyle giriş gelişme sonuç falan yok. sonuç kitabın herhangi bi yerinde zart diye çıkabilir karşınıza. kitabın önsözünde de kendi söylüyo zaten ''bitirdim oğlum sizi'' diye... fazla uzatmadan şunu da söyliyim, burayı yazarken kant'ın da hayatı kaymış.* ilk baskıda kimse anlamamış, ikinci baskıda baştan yazmış mevzuyu yani, siz düşünün.
arkadaşlar öncelikle burdaki dedüksiyon, tümdengelim falan değil. buranın ucu roma hukukuna gidiyo.* kısaca şöyle söyliyeyim, roma hukuku'nda ispatlama süreci için kullanılıyo bu kelime. kant'ta bu anlamda kullanmış. kant bütün felsefesini zaten hume ve onun septik nedensellik eleştirisi üzerine kurmuş. kant'ta hangi kavram görürseniz bilgiyi temellendirmek ve hume'a cevap vermek içindir. bütün mevzu sentetik a priori'de çözülse de, öncesinde yolları döşemesi gerekir.
kantı'ın sentetik a priori'sinin bilgi üretebilmesi için, kategorilerin objektif doğru olması gerek. kant burada kateogorilerin objektif geçerliliğinin a priori bilgisinin, diğer tüm a posteriori* bilgiler için temel olduğunu ispatlamaya çalışır. transendantal çıkarım burada şunu iddia eder : deney, ancak kategorilerin objektif geçerli olmasıyla mümkün ve meşrudur.
yani ana fikir 'budur' diyebiliriz...
arkadaşlar öncelikle burdaki dedüksiyon, tümdengelim falan değil. buranın ucu roma hukukuna gidiyo.* kısaca şöyle söyliyeyim, roma hukuku'nda ispatlama süreci için kullanılıyo bu kelime. kant'ta bu anlamda kullanmış. kant bütün felsefesini zaten hume ve onun septik nedensellik eleştirisi üzerine kurmuş. kant'ta hangi kavram görürseniz bilgiyi temellendirmek ve hume'a cevap vermek içindir. bütün mevzu sentetik a priori'de çözülse de, öncesinde yolları döşemesi gerekir.
kantı'ın sentetik a priori'sinin bilgi üretebilmesi için, kategorilerin objektif doğru olması gerek. kant burada kateogorilerin objektif geçerliliğinin a priori bilgisinin, diğer tüm a posteriori* bilgiler için temel olduğunu ispatlamaya çalışır. transendantal çıkarım burada şunu iddia eder : deney, ancak kategorilerin objektif geçerli olmasıyla mümkün ve meşrudur.
yani ana fikir 'budur' diyebiliriz...
devamını gör...
kavala
tütün üretimiyle tanınan yunanistan şehri. bu sebeple, 1923 mübadelesinde daha çok samsunlu rumlarla buralı türkler değiş tokuş edilmiş. zaten mübadele sonrası çoğu nüfus geldikleri yerlere göre yerleştirilmiş, örneğin selanik vilayetinden gelenler iç ege taraflarına, adalılar ayvalık'a foça'ya... 2018 haziranının sonu temmuz başında balkan turu kapsamında ziyaret etmiştik bu şehri.
şehre girince önce su kemerleri göze çarpıyor.


ardından kiliseye çevrilmiş ibrahim paşa camisini gezmedik ama önünden geçtik.
aslında bu cami olduğu çok belli, sadece minarenin yuvarlak gövdeli kısmını kesip çan kulesi çıkmışlar.
eeee kavala'ya gelince mehmet ali paşa olmazsa olur mu? nitekim şehrin âyanından olan paşanın doğduğu ev ve babasının yaptırdığı imarethane ziyarete açık. imaret binası başka bir şey için kullanılıyor (buraya ne olduğunu bilmediğim için böyle yazdım), konak da müze. keza konağın avlusunda atlı bir heykeli var kavalalı'nın.

(mısır bayrağı var evet, sonuçta mısır'ı bizden koparan, 1952'de nâsır gelene kadar torunları mısır'ı yöneten mehmet ali paşa'ya vefa etmiş adamlar, yunanlılar da bunişten sahip çıkıyor olsa gerek).
selanik'e geçmeden önce (ki öğleden sonra oraya gittik, sonraki ayakta orayı anlatacağım) şehrin limandan bir manzarayı verelim:
bu manzarayı hep ayvalık'a benzetmişimdir nedense. ahşap evler, daha üst katta yeni binalar ve hepsi tepenin eteklerinde uzanıp gidiyor...
şehre girince önce su kemerleri göze çarpıyor.


ardından kiliseye çevrilmiş ibrahim paşa camisini gezmedik ama önünden geçtik.

aslında bu cami olduğu çok belli, sadece minarenin yuvarlak gövdeli kısmını kesip çan kulesi çıkmışlar.
eeee kavala'ya gelince mehmet ali paşa olmazsa olur mu? nitekim şehrin âyanından olan paşanın doğduğu ev ve babasının yaptırdığı imarethane ziyarete açık. imaret binası başka bir şey için kullanılıyor (buraya ne olduğunu bilmediğim için böyle yazdım), konak da müze. keza konağın avlusunda atlı bir heykeli var kavalalı'nın.

(mısır bayrağı var evet, sonuçta mısır'ı bizden koparan, 1952'de nâsır gelene kadar torunları mısır'ı yöneten mehmet ali paşa'ya vefa etmiş adamlar, yunanlılar da bunişten sahip çıkıyor olsa gerek).selanik'e geçmeden önce (ki öğleden sonra oraya gittik, sonraki ayakta orayı anlatacağım) şehrin limandan bir manzarayı verelim:

bu manzarayı hep ayvalık'a benzetmişimdir nedense. ahşap evler, daha üst katta yeni binalar ve hepsi tepenin eteklerinde uzanıp gidiyor...
devamını gör...
türkçe dil bilgisi takıntısı olan ruh hastaları
ayrı yazılacak olan de, ayrı yazılmamış ise takılmak gerekir. bunun ruh hastalığı olduğunu nickname'ime sığınarak reddediyorum.
devamını gör...
y kuşağının z kuşağını küçümsemesi
z kuşağının başlangıcı olarak görülen 2000'lilerin üzerinde büyük bir yük ve sorumluluk olduğunu düşünüyorum. sonuçta daha özgür yetişen, teknolojiyle diğer kuşaklara göre daha erken tanışan bir nesil ve birçok şeyin farkındalar. hayalleri daha büyük ve daha özgüvenliler fakat bu diğer kuşaklar için nedense kendini bilmezlik ve açgözlülük olarak algılanıyor. o ünlü "iş beğenmiyorlar" sözü bunlardan biri mesela.
ayrıca bu nesil teknoloji imkânlarını kullanarak kamuoyu oluşturmada tam bir usta. haksızlığa diğer kuşaklardan daha çok ses çıkarttıklarını düşünüyorum. "susup oturalım" ya da "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" anlayışı barındırmıyorlar.
iyi özelliklerinin yanında elbet olumsuz özellikleri de var. sonuçta z kuşağı dediğimiz 2000 ve sonrasını kapsıyor. 2006'da da 2016'da da doğan z kuşağı oluyor. küçücük çocukların bu kadar internetle içli dışlı olması, tüm gününü telefon, bilgisayar başında geçirmesi, siber zorbalık yapması veya siber zorbalığa uğraması örnek olarak gösterilebilir. fakat bunu eleştirmeden önce z kuşağı öncesinde doğan aileleri de biraz eleştirmek gerekli. sonuçta günümüzün getirisi internet ve bu süreyi ayarlamak ailelere düşüyor. küçücük çocuk sırf biraz ses yapıyor diye eline telefon veya tablet vermek ve sonra bağımlısı olduğu için eleştirmek bana hiç adil bir davranış olarak gelmiyor. hem devir berbat bir devir. dışarıda oynasın deseniz her zaman gözünüzü çocuğunuzdan ayırmamanız gerekiyor. tamam bu çocuklar telefondan başını kaldırmıyor da, onlara başlarını kaldırıp çevreyi keşfedebilecekleri güzel bir dünya bırakmadınız ki.
ayrıca bu nesil teknoloji imkânlarını kullanarak kamuoyu oluşturmada tam bir usta. haksızlığa diğer kuşaklardan daha çok ses çıkarttıklarını düşünüyorum. "susup oturalım" ya da "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" anlayışı barındırmıyorlar.
iyi özelliklerinin yanında elbet olumsuz özellikleri de var. sonuçta z kuşağı dediğimiz 2000 ve sonrasını kapsıyor. 2006'da da 2016'da da doğan z kuşağı oluyor. küçücük çocukların bu kadar internetle içli dışlı olması, tüm gününü telefon, bilgisayar başında geçirmesi, siber zorbalık yapması veya siber zorbalığa uğraması örnek olarak gösterilebilir. fakat bunu eleştirmeden önce z kuşağı öncesinde doğan aileleri de biraz eleştirmek gerekli. sonuçta günümüzün getirisi internet ve bu süreyi ayarlamak ailelere düşüyor. küçücük çocuk sırf biraz ses yapıyor diye eline telefon veya tablet vermek ve sonra bağımlısı olduğu için eleştirmek bana hiç adil bir davranış olarak gelmiyor. hem devir berbat bir devir. dışarıda oynasın deseniz her zaman gözünüzü çocuğunuzdan ayırmamanız gerekiyor. tamam bu çocuklar telefondan başını kaldırmıyor da, onlara başlarını kaldırıp çevreyi keşfedebilecekleri güzel bir dünya bırakmadınız ki.
devamını gör...
başarının tanımı
çoğu zaman farkında dahi olmadan yaşarız hayatlarımızı.
bize ait olmayan hedeflerimiz vardır ulaşmak için çabaladığımız. bir ömrü harcadığımız.
peki kimdir başarılı olan,
nobel ödüllü bir bilim adamı m, yoksa çocuklarının kahramanı mı?
wallstreet ceo ları mı, yoksa ihtiyaç halindekilere yardım eli uzatanlar mı?
milyonlarca takipçisi olanlar mı, kendi başlarına mutlu olanlar mı?
cumartesi günü saat 23:45 de yapılacak olan makinist ile son istasyon radyo yayınında, yazdıklarınız üzerine konuşacağız.
sizce başarı nedir?
bize ait olmayan hedeflerimiz vardır ulaşmak için çabaladığımız. bir ömrü harcadığımız.
peki kimdir başarılı olan,
nobel ödüllü bir bilim adamı m, yoksa çocuklarının kahramanı mı?
wallstreet ceo ları mı, yoksa ihtiyaç halindekilere yardım eli uzatanlar mı?
milyonlarca takipçisi olanlar mı, kendi başlarına mutlu olanlar mı?
cumartesi günü saat 23:45 de yapılacak olan makinist ile son istasyon radyo yayınında, yazdıklarınız üzerine konuşacağız.
sizce başarı nedir?
devamını gör...
chi enerjisi
çin tıbbının temel prensiplerinin en tepesinde yer alan bir kavram bu. kısaca evrensel hayat enerjisi diyerek geçmek isterdim fakat öyle geniş bir konu ki okudukça dallandı budaklandı. elimden geldiğince özünü kısa tutmaya çalışacağım.
evrende ki her şey canlıdır ve her biyodinamik varlığın bir chi'si vardır, inanılır. tüm evren sürekli iletişim ve enerji alışverişi içerisindedir, kabul edilir. bu evrensel hayat enerjisi bütünlüğünün tamamına chi enerjisi adı verilmektedir. evrende sürekli hareket halinde olan bu pozitif enerjiyi yaşamsal alanlara doldurabilmek ve mekanlarda bu enerjinin akışını sağlamak adına ortaya çıkan feng shui*, chi'nin çocuğudur.
çinlilerin hayatında farklı bir yeri bulunan bu enerji öğretisi bir çok kültürde kendisini göstermiştir. orta asyada şamanların yüce ruh'u, hint yoga kültürünün pranası, japonların ise ki öğretisi ve çokomelli kısım burası, bizim iman gücü bu chi'nin kültürlerce dillendirilme şekilleridir. hepsinin temelinde aynı prensip yatar, içimizde saklı olan enerjinin gücü..
eski çinde 3000 yıl önceden beri uygulanan bu öğreti o kadar etkili bir enerjiymiş ki, çin imparatorları kraliyet mensuplarına ve kraliyet tarafınca onay verilen kodamanlara uygun görmüş, tabi zaman içerisinde öğrenmeyen kalmamış. bu enerjiyi kullanarak el sıcaklığı ile bir çalıyı tutuşturabilenlerden, hastaları iyileştirenlere, cisimleri yerlerinden kaldıranlara kadar çeşit çeşit ustaları türemiş. hatta yok hava bükücü yok su bükücü olaylarının temelinde ve uzak doğu filmlerinde ki uçarlı kaçarlı, dönerli atarlı filmlerde yere konmadan havalarda kılıç çarpıştırlan sahnelerde bu öğretiyi ilkiklerine kadar öğrenmiş üstatlar temsil edilmiştir.
chi enerjisini ejderhalar temsil eder. ejderha simgeleri ile bütünlenmiş halde bulunan, ejderhanın elinde, ağzında, yanında, kafasında ve bilumum etrafında bulunan küreler chi enerjisini sembolize eder. evrensel ağda akacak olan enerji ile bütünleşmek, bedende bu enerjiyi kontrol edebilmek ciddi disiplin ve sıkı eğitim gerektirmektedir. chi ustası olmak, odaklanmak ejderhanın nefesine ve enerjisine odaklanmak anlamına gelir.
her şeyin bir zıttı olduğu gibi chi'nin de zıttı mevcuttur.
sheng chi*; hayatta arzu ettiğimiz tüm güzel enerjileri taşır.
sha chi*; korku, üzüntü ve olumsuz enerjileri taşır.
bedenlerimizde ki chi enerjisi vücutta göbek* çakramızdaki hara ya da tan tien denilen bölgede depolanır. hara, göbek deliğimizden 5 cm içeride enerjinin girdap gibi döndüğü bölgedir. chi enerjisinin vücutta depolandığı bir başka yer de auramızdır. bulunduğunuz mekana birisi geldiğinde, gelen kişiden ortama negatif veya pozitif bir enerji yayıldığını hissettiğiniz olmuştur, bu kişinin aurasında ki enerjiden kaynaklanmaktadır.
chi'yi elementlerden ateş temsil eder. ateş yaşamsal enerjinin kaynağıdır ve tamamen canlıdır. ejderhaların ağzından çıkan ateş kutsal soluktur. chi vücutta gezmesi, dönmesi gereken bir enerjidir. bunu en iyi sağlayacak olan, doğru ve iyi nefestir. sheng chi ve sha chi enerjilerinin vücutta dengeli olması da önemlidir. fazla sheng chi çakralarımızı aşırı çalıştırırken, fazla sha chide çakralarımızın tıkanmasına sebep olur. chi'nin azalması, durgunluğu veya dengesizliği kişiyi hasta edebilir.
chi enerjisini toplanması ve yönlendirilmesi kişiye göre değişkenlik gösterir fakat değişmez en önemli nokta erdemli insan olabilmek ve yaşama amaçlarımız içerisinden bencil istekleri çıkarabilmektir. düzenli yapılan meditasyon, yoga, reiki ve alternatif şifa sistemleriyle de bu enerji dengeleme ve depolama işi mümkündür ama bana göre her şeyden önce pozitif auraya sahip insanlar olmalı kişinin etrafında.
aura aurayı hissede hissede demişler*..
not: günün konusu başka bir şeydi aslında ancak o konunun bu konuyu da içermesinden dolayı bu konuyu incelemeye başladım ve inceledikçe gece karşılaştığım, aurasından pırlanta saçan bir insana ithafen bu konuyu irdelemeliyim diye düşündüm ve geldiğim nokta burası oldu. her ne kadar cümlelerimi kısa seçmeye çalışsam da sonuç ortada.
her daim aurası pozitif insanlarla dolsun etrafınız efendim. iyi insanlar iyi ki varsınız..
evrende ki her şey canlıdır ve her biyodinamik varlığın bir chi'si vardır, inanılır. tüm evren sürekli iletişim ve enerji alışverişi içerisindedir, kabul edilir. bu evrensel hayat enerjisi bütünlüğünün tamamına chi enerjisi adı verilmektedir. evrende sürekli hareket halinde olan bu pozitif enerjiyi yaşamsal alanlara doldurabilmek ve mekanlarda bu enerjinin akışını sağlamak adına ortaya çıkan feng shui*, chi'nin çocuğudur.
çinlilerin hayatında farklı bir yeri bulunan bu enerji öğretisi bir çok kültürde kendisini göstermiştir. orta asyada şamanların yüce ruh'u, hint yoga kültürünün pranası, japonların ise ki öğretisi ve çokomelli kısım burası, bizim iman gücü bu chi'nin kültürlerce dillendirilme şekilleridir. hepsinin temelinde aynı prensip yatar, içimizde saklı olan enerjinin gücü..
eski çinde 3000 yıl önceden beri uygulanan bu öğreti o kadar etkili bir enerjiymiş ki, çin imparatorları kraliyet mensuplarına ve kraliyet tarafınca onay verilen kodamanlara uygun görmüş, tabi zaman içerisinde öğrenmeyen kalmamış. bu enerjiyi kullanarak el sıcaklığı ile bir çalıyı tutuşturabilenlerden, hastaları iyileştirenlere, cisimleri yerlerinden kaldıranlara kadar çeşit çeşit ustaları türemiş. hatta yok hava bükücü yok su bükücü olaylarının temelinde ve uzak doğu filmlerinde ki uçarlı kaçarlı, dönerli atarlı filmlerde yere konmadan havalarda kılıç çarpıştırlan sahnelerde bu öğretiyi ilkiklerine kadar öğrenmiş üstatlar temsil edilmiştir.
chi enerjisini ejderhalar temsil eder. ejderha simgeleri ile bütünlenmiş halde bulunan, ejderhanın elinde, ağzında, yanında, kafasında ve bilumum etrafında bulunan küreler chi enerjisini sembolize eder. evrensel ağda akacak olan enerji ile bütünleşmek, bedende bu enerjiyi kontrol edebilmek ciddi disiplin ve sıkı eğitim gerektirmektedir. chi ustası olmak, odaklanmak ejderhanın nefesine ve enerjisine odaklanmak anlamına gelir.
her şeyin bir zıttı olduğu gibi chi'nin de zıttı mevcuttur.
sheng chi*; hayatta arzu ettiğimiz tüm güzel enerjileri taşır.
sha chi*; korku, üzüntü ve olumsuz enerjileri taşır.
bedenlerimizde ki chi enerjisi vücutta göbek* çakramızdaki hara ya da tan tien denilen bölgede depolanır. hara, göbek deliğimizden 5 cm içeride enerjinin girdap gibi döndüğü bölgedir. chi enerjisinin vücutta depolandığı bir başka yer de auramızdır. bulunduğunuz mekana birisi geldiğinde, gelen kişiden ortama negatif veya pozitif bir enerji yayıldığını hissettiğiniz olmuştur, bu kişinin aurasında ki enerjiden kaynaklanmaktadır.
chi'yi elementlerden ateş temsil eder. ateş yaşamsal enerjinin kaynağıdır ve tamamen canlıdır. ejderhaların ağzından çıkan ateş kutsal soluktur. chi vücutta gezmesi, dönmesi gereken bir enerjidir. bunu en iyi sağlayacak olan, doğru ve iyi nefestir. sheng chi ve sha chi enerjilerinin vücutta dengeli olması da önemlidir. fazla sheng chi çakralarımızı aşırı çalıştırırken, fazla sha chide çakralarımızın tıkanmasına sebep olur. chi'nin azalması, durgunluğu veya dengesizliği kişiyi hasta edebilir.
chi enerjisini toplanması ve yönlendirilmesi kişiye göre değişkenlik gösterir fakat değişmez en önemli nokta erdemli insan olabilmek ve yaşama amaçlarımız içerisinden bencil istekleri çıkarabilmektir. düzenli yapılan meditasyon, yoga, reiki ve alternatif şifa sistemleriyle de bu enerji dengeleme ve depolama işi mümkündür ama bana göre her şeyden önce pozitif auraya sahip insanlar olmalı kişinin etrafında.
aura aurayı hissede hissede demişler*..
not: günün konusu başka bir şeydi aslında ancak o konunun bu konuyu da içermesinden dolayı bu konuyu incelemeye başladım ve inceledikçe gece karşılaştığım, aurasından pırlanta saçan bir insana ithafen bu konuyu irdelemeliyim diye düşündüm ve geldiğim nokta burası oldu. her ne kadar cümlelerimi kısa seçmeye çalışsam da sonuç ortada.
her daim aurası pozitif insanlarla dolsun etrafınız efendim. iyi insanlar iyi ki varsınız..
devamını gör...
z kuşağının normal sözlük'e girişinin yasaklanması gerekliliği
(bkz: say hi to my little friend)
z kuşağı şahsımı kahkahalara boğan istektir. buradayız, burada olacağız, bizden rahatsız olan boomerlara inat varlığımızı sizlere hatırlatacağız.
nedir bu nesil kavgası, azıcık gelişin, azıcık zeka belirtisi gösterin artık. hani kafa sözlükte ayrışma, ötekileştirme yoktu? eğer varsa buradan gitmesi gereken onuruyla yazarlık yapan z kuşağı değil, sizsiniz. hadi bakalım let the challenge begin
z kuşağı şahsımı kahkahalara boğan istektir. buradayız, burada olacağız, bizden rahatsız olan boomerlara inat varlığımızı sizlere hatırlatacağız.
nedir bu nesil kavgası, azıcık gelişin, azıcık zeka belirtisi gösterin artık. hani kafa sözlükte ayrışma, ötekileştirme yoktu? eğer varsa buradan gitmesi gereken onuruyla yazarlık yapan z kuşağı değil, sizsiniz. hadi bakalım let the challenge begin
devamını gör...
drake denklemi
astronom frank drake tarafından ortaya atılan ve dünya dışı yaşamın varlığı hakkında bir yorum yapmaya yarayan denklem. green bank denklemi olarak da bilinir. şöyle bir şey:

denklemin solundaki n, galaksimiz içerisinde var olan ve kendileriyle iletişim kurabileceğimiz, dünya dışında yaşayan uygarlıkları temsil eden değer.
eşitliğin sağındakilere bakalım (kendi yazımdan alıntı):
--- alıntı ---
r* : galaksimizdeki, gezegenlerinde yaşam oluşumuna izin verebilecek türden yıldızların yıllık oluşum miktarı
fp : bu yıldızların içerisinde gezegene sahip olanların sayısı
ne : gezegene sahip bu yıldızların her birine düşen, yaşama elverişli gezegen sayısı
fl : bu gezegenlerden kaçında gerçekten yaşam oluştuğunu, yani kaçında yaşam olasılığının gerçekleştiğini gösteren sayı (herhangi bir yaşam formunun varlığı yeterli)
fi : yaşam olasılığı gerçekleşen bu gezegenlerden kaçında akıllı yaşamın oluştuğunu veren sayı (herhangi bir yaşam formu değil, akıllı yaşama geçilmiş gezegen sayısı)
fc : sadece akıllı yaşamın oluşmasıyla kalmayıp, bu yaşam formlarının kaç tanesinin, dünya dışından saptanabilecek bir haberleşme sistemi geliştirdiğini veren sayı. bizim, iletişim için radyo dalgalarını kullanıyor oluşumuz gibi...
l : bu iletişim sinyallerinin o uygarlıklar tarafından ortalama üretilme süresi
--- alıntı ---
***
burada fl, fi, fc ve l değerlerini bilmiyoruz ama bunlara ilişkin tahminlerde bulunabiliyoruz. ancak tabi olasılıklar üzerine kurunca denklemi, sonuç aralığı da oldukça geniş oluyor. bunun sonucunda evrende yalnız da olabiliriz, bizden başka, bizimkine benzer yaklaşık 15 milyon uygarlık da var olabilir. tamamen bu ifadelere verilen tahmini değerlere bağlı, bulunacak n değeri.
fakat her ne kadar aşırı geniş bir olasılık dağılımı içerse de, dünya dışı yaşam konusunda belirli bir yaklaşım sunduğundan tamamen yararsız bir denklem diyemeyiz.

denklemin solundaki n, galaksimiz içerisinde var olan ve kendileriyle iletişim kurabileceğimiz, dünya dışında yaşayan uygarlıkları temsil eden değer.
eşitliğin sağındakilere bakalım (kendi yazımdan alıntı):
--- alıntı ---
r* : galaksimizdeki, gezegenlerinde yaşam oluşumuna izin verebilecek türden yıldızların yıllık oluşum miktarı
fp : bu yıldızların içerisinde gezegene sahip olanların sayısı
ne : gezegene sahip bu yıldızların her birine düşen, yaşama elverişli gezegen sayısı
fl : bu gezegenlerden kaçında gerçekten yaşam oluştuğunu, yani kaçında yaşam olasılığının gerçekleştiğini gösteren sayı (herhangi bir yaşam formunun varlığı yeterli)
fi : yaşam olasılığı gerçekleşen bu gezegenlerden kaçında akıllı yaşamın oluştuğunu veren sayı (herhangi bir yaşam formu değil, akıllı yaşama geçilmiş gezegen sayısı)
fc : sadece akıllı yaşamın oluşmasıyla kalmayıp, bu yaşam formlarının kaç tanesinin, dünya dışından saptanabilecek bir haberleşme sistemi geliştirdiğini veren sayı. bizim, iletişim için radyo dalgalarını kullanıyor oluşumuz gibi...
l : bu iletişim sinyallerinin o uygarlıklar tarafından ortalama üretilme süresi
--- alıntı ---
***
burada fl, fi, fc ve l değerlerini bilmiyoruz ama bunlara ilişkin tahminlerde bulunabiliyoruz. ancak tabi olasılıklar üzerine kurunca denklemi, sonuç aralığı da oldukça geniş oluyor. bunun sonucunda evrende yalnız da olabiliriz, bizden başka, bizimkine benzer yaklaşık 15 milyon uygarlık da var olabilir. tamamen bu ifadelere verilen tahmini değerlere bağlı, bulunacak n değeri.
fakat her ne kadar aşırı geniş bir olasılık dağılımı içerse de, dünya dışı yaşam konusunda belirli bir yaklaşım sunduğundan tamamen yararsız bir denklem diyemeyiz.
devamını gör...
yazarların yazdığı hikayeler
gece gündüz savaşı*
saatlerce hiç kalkmadığı masasından kalkmıştı. odada yanan sönük sarı ışık ona hem mayışıklık veriyordu hem de sıcak hissettiriyordu. nitekim ona sıcak hissettiren tek şeyin basit bir masa lambası olması da manidardı. evde her yer zifiri zindandı. gözünü ileride ki pencereye dikti. ona doğru yürümeye başladı. yürürken gözlerinin kararması da geçmiş, etrafı daha iyi görmeye başlamıştı.
insan değil mi, her şeye alışırdı. karanlığa bile alışırdı ama yalnızlığa alışamazdı bir türlü. o inanmazdı, kimsenin yalnızlığa alıştığına. olsa olsa görmezden gelmek olurdu, tüm hislerini. alışmış gibi yapardı, sadece kendini kandırmak için. neden kandırırdı ki kendini? bu başka insanları kandırmaya benzemezdi çünkü. bir insanın kendine yapacağı en büyük kötülüktü.. amansız bir savaşın başlangıcıydı çünkü. kendin ve kendin arasında olan o büyük, bitmek tükenmek bilmeyen amansız bir savaş. bir kere girdin mi çıkamazdın acısız, yarasız, zayıf düşmeden..
aman ya, bir pencereye ulaşmak da ne zormuş! halbuki bir ulaşsam, o yağan karı ve müthiş manzarayı bir görebilsem bitecek tüm acılarım. ama ulaşamıyorum. attığım her adım beni daha da geriye çekiyor. ulaşmak istediğim o pencereden göreceğim o şey, beni anlayacak biliyorum. hissediyorum. ama ulaşamıyorum. o beni anladığında kendimi bulacağım. içimdeki savaş bitecek, inanıyorum. kendimi mi kandırıyorum? heh, en iyi yaptığım şeydir. belki de o savaşın bitmesinden korkuyorumdur. sonunda hissedeceğim o müthiş acıdan kaçıyorumdur. hoş, savaşın içindeyken de hissetmiyor muyum? hissediyorum. ama dedim ya, kendimi çok güzel kandırırım ben. o kadar da zekiyimdir. pardon, o kadar da salak. ulaşırsam eğer o pencereye bir gün, belki de o gün gündüz olur. geceler, gündüze evrildiğinde belki her şey daha güzel olur. inanıyorum. çünkü vazgeçersem inanmaktan, işte o zaman bu savaştan canlı çıkamayacağım. elimi uzatıyorum sana. adım atıyorum. düşen her bir eşsiz kar tanesini sakınma benden. geliyorum.
saatlerce hiç kalkmadığı masasından kalkmıştı. odada yanan sönük sarı ışık ona hem mayışıklık veriyordu hem de sıcak hissettiriyordu. nitekim ona sıcak hissettiren tek şeyin basit bir masa lambası olması da manidardı. evde her yer zifiri zindandı. gözünü ileride ki pencereye dikti. ona doğru yürümeye başladı. yürürken gözlerinin kararması da geçmiş, etrafı daha iyi görmeye başlamıştı.
insan değil mi, her şeye alışırdı. karanlığa bile alışırdı ama yalnızlığa alışamazdı bir türlü. o inanmazdı, kimsenin yalnızlığa alıştığına. olsa olsa görmezden gelmek olurdu, tüm hislerini. alışmış gibi yapardı, sadece kendini kandırmak için. neden kandırırdı ki kendini? bu başka insanları kandırmaya benzemezdi çünkü. bir insanın kendine yapacağı en büyük kötülüktü.. amansız bir savaşın başlangıcıydı çünkü. kendin ve kendin arasında olan o büyük, bitmek tükenmek bilmeyen amansız bir savaş. bir kere girdin mi çıkamazdın acısız, yarasız, zayıf düşmeden..
aman ya, bir pencereye ulaşmak da ne zormuş! halbuki bir ulaşsam, o yağan karı ve müthiş manzarayı bir görebilsem bitecek tüm acılarım. ama ulaşamıyorum. attığım her adım beni daha da geriye çekiyor. ulaşmak istediğim o pencereden göreceğim o şey, beni anlayacak biliyorum. hissediyorum. ama ulaşamıyorum. o beni anladığında kendimi bulacağım. içimdeki savaş bitecek, inanıyorum. kendimi mi kandırıyorum? heh, en iyi yaptığım şeydir. belki de o savaşın bitmesinden korkuyorumdur. sonunda hissedeceğim o müthiş acıdan kaçıyorumdur. hoş, savaşın içindeyken de hissetmiyor muyum? hissediyorum. ama dedim ya, kendimi çok güzel kandırırım ben. o kadar da zekiyimdir. pardon, o kadar da salak. ulaşırsam eğer o pencereye bir gün, belki de o gün gündüz olur. geceler, gündüze evrildiğinde belki her şey daha güzel olur. inanıyorum. çünkü vazgeçersem inanmaktan, işte o zaman bu savaştan canlı çıkamayacağım. elimi uzatıyorum sana. adım atıyorum. düşen her bir eşsiz kar tanesini sakınma benden. geliyorum.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çok duygusal ve kırılgan olması
ben de aralarındayım bu grubun. kusura bakmayın lütfen.
ben troll, duygusuz, hayatı ciddiyetsiz yaşayan, sorumsuz, hayatında zorluk çekmemiş biri olmadım, olamam da.
ben troll, duygusuz, hayatı ciddiyetsiz yaşayan, sorumsuz, hayatında zorluk çekmemiş biri olmadım, olamam da.
devamını gör...
silah taşıyan yazarlar
silah çok tehlikeli bir alettir. en ufak hatanızda asla geri dönülemeyen sonuçlar doğurabilir. silahını temizlerken bile kendisini veya başkasını vuranlar var. bir anlık dalgınlıkta hayatınız kararabilir. silahı övmek bir psikolojik rahatsızlıktır ayrıca.
benim babam polisti, çocukluğumdan beri silah evimizin bir aksesuarıydı. ama asla merak edipte elime almadım, babam artık büyüdüğüme karar verip atış talimi yaptırana kadar.
babam vefat ettikten sonra silahını bana verdiler, ne yapacağım sordu emniyet satarım dedim ve sattım. babam da satın silahımı demişti zaten. çünkü evimde silah bulundurmam, bunun şakası bile olmaz.
benim babam polisti, çocukluğumdan beri silah evimizin bir aksesuarıydı. ama asla merak edipte elime almadım, babam artık büyüdüğüme karar verip atış talimi yaptırana kadar.
babam vefat ettikten sonra silahını bana verdiler, ne yapacağım sordu emniyet satarım dedim ve sattım. babam da satın silahımı demişti zaten. çünkü evimde silah bulundurmam, bunun şakası bile olmaz.
devamını gör...
bülbülü öldürmek
okuma listemde yer alan bir kitap ve izleme listemde yer alan bir filmin adı.
devamını gör...
2022
şehitsiz bir yıl olması dileğiyle.
devamını gör...
yazarları en son ağlatan hadise
bir takım tuhaf ihtiyaçlarımdır. o kadar ihtiyacım var ki bazen gözlerimden yaşlar boşanmasına engel olamıyorum işte.
devamını gör...
12 yaşındaki kızın biriktirdiği harçlıklarla çiftçiliğe atılması
ben biriktirdiğim paralarla taso çıksın diye cips alamıyodum lan. bu nasıl para biriktirmek.
devamını gör...
sakincell
birkaç saat önce çaylaktı, yeni yazar olmuş.
bu ara online listesi malum, görüntü var ses yok.
katkı yapar umarım. nickaltını patlatayım dedim.*
bu ara online listesi malum, görüntü var ses yok.
katkı yapar umarım. nickaltını patlatayım dedim.*
devamını gör...

