tarkan ahtapotu kılıçla öldürürken hiçbir hayvanseverin tepki göstermemesi
az önce fark ettiğim gerçek.
böyle tam pilatesimi yapıp duşumu almış, bvlgari vücut kremimle iyice kremlenmiş ve uyumaya hazırlanmıştım ki bu gerçekle birlikte çığlık atarak yataktan fırladım.
kimsenin bu durumu fark etmemiş olması çok ürkütücü. peki bana ne demeli? bir de hayvansever olup okulda bildiri dağıtıyorum. bu ülke koskocaman bir hayvan cinayetini kahramanlık filmi olarak her gün star tv yeşilçam kuşağı yayın akışına koyuyor. okul kulübü whatsapp grubuna yazdım bu durumu. hepimiz sırayla star tv'ye mesaj attık ve tepkimizi dile getirdik. bir tane arkadaş cimere şikayette bulundu. kız arkadaşım jennifer'a durumu anlattım o da "holy crap! is it real!" dedi. kızcağıza bunun şaka değil gerçek olduğunu anlatana kadar imanım gevredi, en sonunda şaka ya da trollük yapmadığımı söyleyerek ikna ettim.
yani düşünsenize siz insanoğlu olarak o ahtapotçuğun yaşam alanına koskoca kale burçları dikmişsiniz ve onu orada istemiyorsunuz. hayvan da kendini savunma ihtiyacı hissettiğinde orantısız şiddet uygulayarak kılıçla bıçakla saldırmışsınız.
üstelik bu acı tabloya hiçbir hayvansever de ses çıkarmamış. şaka gibi ülkeyiz yeminne.
vikingler ya da hunların problemi bizi bağlamıyor açıkçası. bu dünyada bütün canlılar eşit haklara ve hürriyetlere sahiptir. kimse sizin evinizin yanına kale dikmiyor sonuçta, ortak yaşamayı seve seve öğreneceksiniz.
kadıköy medya gazetesinde haftaya bunun hakkında bir köşe yazısı yazıp, şiddet tabanlı eski yeşilçam filmlerine eleştiride bulunacağım!
böyle tam pilatesimi yapıp duşumu almış, bvlgari vücut kremimle iyice kremlenmiş ve uyumaya hazırlanmıştım ki bu gerçekle birlikte çığlık atarak yataktan fırladım.
kimsenin bu durumu fark etmemiş olması çok ürkütücü. peki bana ne demeli? bir de hayvansever olup okulda bildiri dağıtıyorum. bu ülke koskocaman bir hayvan cinayetini kahramanlık filmi olarak her gün star tv yeşilçam kuşağı yayın akışına koyuyor. okul kulübü whatsapp grubuna yazdım bu durumu. hepimiz sırayla star tv'ye mesaj attık ve tepkimizi dile getirdik. bir tane arkadaş cimere şikayette bulundu. kız arkadaşım jennifer'a durumu anlattım o da "holy crap! is it real!" dedi. kızcağıza bunun şaka değil gerçek olduğunu anlatana kadar imanım gevredi, en sonunda şaka ya da trollük yapmadığımı söyleyerek ikna ettim.
yani düşünsenize siz insanoğlu olarak o ahtapotçuğun yaşam alanına koskoca kale burçları dikmişsiniz ve onu orada istemiyorsunuz. hayvan da kendini savunma ihtiyacı hissettiğinde orantısız şiddet uygulayarak kılıçla bıçakla saldırmışsınız.
üstelik bu acı tabloya hiçbir hayvansever de ses çıkarmamış. şaka gibi ülkeyiz yeminne.
vikingler ya da hunların problemi bizi bağlamıyor açıkçası. bu dünyada bütün canlılar eşit haklara ve hürriyetlere sahiptir. kimse sizin evinizin yanına kale dikmiyor sonuçta, ortak yaşamayı seve seve öğreneceksiniz.
kadıköy medya gazetesinde haftaya bunun hakkında bir köşe yazısı yazıp, şiddet tabanlı eski yeşilçam filmlerine eleştiride bulunacağım!
devamını gör...
düğün konvoyunda tuvaleti gelen adam
sözlüğe kayıt olurken alınacak mahlaslardan biri olabilecek olan başlıktır.
devamını gör...
aman boşver yakışıklı olmasa da olur diyen kız
çirkin arkadaşların helal çekeceği kızdır.
devamını gör...
kalıplaşmış öğretmen cümleleri
sınava girince ne yapıcaksınız çok merak ediyorum.
geç kağıdı al gel. ben neden geç kalmıyorum?
artık size laf anlatmakla uğraşmayacağım, disipline vereceğim onlar uğraşsın.
geç kağıdı al gel. ben neden geç kalmıyorum?
artık size laf anlatmakla uğraşmayacağım, disipline vereceğim onlar uğraşsın.
devamını gör...
akineton
hapçıların doktora yazdırıp yazdırıp piyasada sattıkları ilaç. bu nedenle bu ilacı yazarken dikkatli olmak gerekir.
devamını gör...
nutuk’u yasaklamak
toplum olarak değerlerimizin yok edilmesine göz yummamız yüzünden yaşanmış olaydır. bu noktaya gelene kadar neleri yasakladılar neleri kaldırdılar 1-2 gün konuşup unuttuk. bunu da şimdi konuşacağız ama yine unutacağız. 3 günlük hafızamız yüzünden bütün değerlerimizi yok ediyorlar haberimiz yok.
devamını gör...
nizanim (yazar)
bilirim ponçiklik sevmez, nickaltı edebiyatı sevmez ama fakat ve lakinki solda görünce dayanamam belirtmek isterim kendisini sevdiğimi. evet bak tanımlarına değil övgüler, okuyorum beğeniyorum ama kendisini seviyorum. çok minnoş birisi. doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar annem, biz onuncu köyden selam ederiz, boşver. çokta kibar, kırılgan bir yapısı var, üzmeyelim ponçitamızı.
devamını gör...
koprolali
küfürlü konuşmakla birlikte aynı şeyleri tekrar etmekle karakterize ortalama 13-14 yaşlarda başlayan bir vokal tik hastalığıdır.
devamını gör...
5 yıl önce sıradan olup şimdi lüks olan şeyler
cips.. fiyatlar uçmuş resmen. küçük bir paketi 5 tl.
devamını gör...
haydi gel içelim
2,3 kez dinleyince gercekten rahatlıyorsun.
bu evrende bir tozsun,tarih seni unutsun...
bu evrende bir tozsun,tarih seni unutsun...
devamını gör...
merhamet
beşeri bir özelliktir. insanı diğer canlılardan ayırır. ahlakın mihenk taşıdır. olmazsa olmazıdır. ama doğduğunuzda gelen default bi özellik değildir. genelde çocuklukta kazanılır. tıpkı erdem gibi sık sık merhametten bahsetmek de kibirle doğru orantılıdır. zira çoğu zaman acıma duygusuyla karıştırılır. halbuki merhamet sizi üstün yapmaz. normal biri yapar.
bireyin merhametli olmasını sağlayan şey kendi aklı olmalıdır. din veya başka bi sebepten dolayı merhametli olmanız gerektiğini düşünüyorsanız pek merhametli sayılmazsınız. keza merhametli olmak zorunda değilsiniz. hayvandan farkı olduğunu düşünmeyen birisi bu kavramdan yoksun bi hayat yaşamakta özgürdür. ama sırf tanrısı merhametli olmasını istiyor diye merhametli olan birisi muhtemelen iradesizdir.
özellikle semavi dinlerde yaratıcıya yüklenir merhamet kavramı. halbuki adalet anlayışı insanı yakmak veya ödüllendirmek gibi sığ ve ilkel fikirli olan bi tanrının merhametli olduğunu düşünmek abestir. çözüm yeteneğine bak, imanlıysa şarap nehri kıyısında ev, değilse sonsuz ateş. merhamet ne değildir'in cevabı gibi.
tanrı yoktur, varsa da merhametsizdir.
bireyin merhametli olmasını sağlayan şey kendi aklı olmalıdır. din veya başka bi sebepten dolayı merhametli olmanız gerektiğini düşünüyorsanız pek merhametli sayılmazsınız. keza merhametli olmak zorunda değilsiniz. hayvandan farkı olduğunu düşünmeyen birisi bu kavramdan yoksun bi hayat yaşamakta özgürdür. ama sırf tanrısı merhametli olmasını istiyor diye merhametli olan birisi muhtemelen iradesizdir.
özellikle semavi dinlerde yaratıcıya yüklenir merhamet kavramı. halbuki adalet anlayışı insanı yakmak veya ödüllendirmek gibi sığ ve ilkel fikirli olan bi tanrının merhametli olduğunu düşünmek abestir. çözüm yeteneğine bak, imanlıysa şarap nehri kıyısında ev, değilse sonsuz ateş. merhamet ne değildir'in cevabı gibi.
tanrı yoktur, varsa da merhametsizdir.
devamını gör...
ölüme gülüp geçecek derecede hayattan bezmek
deprem gibi koşullar hayattan bezme dinlemez ama ne kadar depresif olabilsek de içimizde kuvvetli bir yaşama içgüdüsü var
devamını gör...
yazarların kendilerine yaptıkları kötülükler
candan severim..
kendimi acitirim sevdiğimi acitamam..
mütemadiyen sevmek..
kendimi acitirim sevdiğimi acitamam..
mütemadiyen sevmek..
devamını gör...
duyulunca mutlu eden sözler
para lazım mı?
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
bir tanıdığımın nenesi bir odada ölmüştü ve o odadaki tek şey gece lambasıydı. ondan sonra bu şiiri yazdım ona.
ey gece lambası söyle, hiç ateşin titremedi mi tanıklık ederken
insanı harikulade bir kokunun ardına saklanmış
o tiksinç horgörüsü ile sarmasına ölümün?
yoksa çıtkırıldım ateşin gorgon görmüş gibi taşlaştı mı?
neden yüzyıllardır insanlardan yardımını esirgeyen tanrı kadar suskunsun?
biliyorum, ateşin içimdeki o tanımlanamaz duygunun ateşinden titriyor
hayır, hayır! sen yaşarken ölüyorsun.
buna rağmen bir yıldız kadar kibirlisin ve dik başlı
yağmurun o şeffaf buruk damlaları kurtarırken yaşamını
şanın ışıyacak sanıyorsun uzak zamanlara dek
ateşin çölleri kasıp kavuran rüzgarlar gibi gözüpek
bir dala dahi değince incinen insandan daha ulusun sen
hasta olmaz, üzülmez, ağlamaz ve nefret beslemezsin
ateşini biri tutuşturduğu sürece var olursun
ve yaşamın bitkinliğiyle insan gibi esnemezsin
söyle bana gece lambası sönerken acı çeker misin sen de?
ışığın karanlıkla savaşırken can çekişir mi?
ya da üzülür müsün gündüz olunca?
bir başka lamba söndüğünde sen de erir misin insan gibi?
ey gece lambası söyle, hiç ateşin titremedi mi tanıklık ederken
insanı harikulade bir kokunun ardına saklanmış
o tiksinç horgörüsü ile sarmasına ölümün?
yoksa çıtkırıldım ateşin gorgon görmüş gibi taşlaştı mı?
neden yüzyıllardır insanlardan yardımını esirgeyen tanrı kadar suskunsun?
biliyorum, ateşin içimdeki o tanımlanamaz duygunun ateşinden titriyor
hayır, hayır! sen yaşarken ölüyorsun.
buna rağmen bir yıldız kadar kibirlisin ve dik başlı
yağmurun o şeffaf buruk damlaları kurtarırken yaşamını
şanın ışıyacak sanıyorsun uzak zamanlara dek
ateşin çölleri kasıp kavuran rüzgarlar gibi gözüpek
bir dala dahi değince incinen insandan daha ulusun sen
hasta olmaz, üzülmez, ağlamaz ve nefret beslemezsin
ateşini biri tutuşturduğu sürece var olursun
ve yaşamın bitkinliğiyle insan gibi esnemezsin
söyle bana gece lambası sönerken acı çeker misin sen de?
ışığın karanlıkla savaşırken can çekişir mi?
ya da üzülür müsün gündüz olunca?
bir başka lamba söndüğünde sen de erir misin insan gibi?
devamını gör...
kuzuların sessizliği
anthony hopkins'in, goldberg variations eşliğinde elleri kanlı bir şekilde dikilirken rolünü resmen yaşadığı 1991 yapımı film.
devamını gör...
lev troçki
ekim devrimini yapan iki isimden biridir, diğeri lenin.
troçki, devrim öncesinde kızıl orduyu kuran, sonrasında ise başkomutan olarak görevini sürdüren bir isimdir. dolayısıyla ekim devrimi'nde 2. adam olsa da silahlı kuvvetlerin birinci adamı olarak görülürdü. dahası lenin'in ölümü sonrasında stalinle iktidar mücadelesine girmiş, kaybetmiştir. kızıl ordu'nun üst düzeyleri tarafından "ordu sizin yanınızda ne yapmamızı istersiniz?" dendiği rivayet olunur. kurucusu olduğu düşünülürse bu rivayet çok da yanlış-yalan durmamaktadır.
üstüne döneminde ki bir çok savaş gören komutan gibi "savaştan nefret" etmektedir. ordu yanında olmasına rağmen bir kalkışma/darbe yapmamasından ve kabaca diğer ülkelere asker yollamak yerine, o ülkelerdeki komünist-sosyalistleri destekleyelim argümanlarını savunmuştur. stalin'le en büyük ayrışmalarından biride budur. devamında stalin orta asya ve bazı balkan ülkelerine harekat düzenleyecektir.
stalin'e diğer bir eleştiriside aralarındaki gerilim daha kavga olmadığı dönem bazı yetkilerini stalin'in kendi eline alması, merkezileşmesine karşı eleştiri getirmesinden kaynaklanmaktadır. zaten troçki sonrası stalin daha da durumu abartacak/arttıracaktır.
sözün özü burada yazılan oldukça kaba-sığ eleştiriler olmakla birlikte, devamında kaçak olarak gittiği ülkelerde stalin özelinde sert eleştiriler getirmeye devam etmiş, batı medyası tarafından da bu eleştirileri ssbc'ye karşı kullanılmıştır. bundan dolayı kimi marksistler tarafından "hain", "maşa", "satılmış" vb. sert eleştiriler alırken kimi marksistlerce de "doğruyu söyleyen", "haklı" olan vb. argümanlarla anılır.
sözün özü güneşle ilgili sözü popüler olsa da bana kalırsa en değerli sözü: "sbbc, ne yazık ki uzun zaman önce yıkıldı. ne zaman mı? devrimci devrimciyi vurduğu zaman" dediğini nerede olduğu hatırlamasamda söylediği rivayet olunan bir sözdür. eğer söz ona aittse haklıdır.
kendisini anlamak için bana kalırsa "her devrim kendi çocuğunu yer" (danton) ya da "körün gözü açıldığında ilk kırdığı şey bastonudur" sözündeki gibi bir duruma düştüğüne inandığım şahıstır. ve yazık ki tarihe kendisini "gri" olarak kabul ettirememiş, bir kısma göre "beyaz/bembeyaz" bir kısıma göre "kara/ kapkara" bir karakterdir.
tarih doğası gereği bitendir ancak bir şekilde stalin-troçki optimum noktada uzlaşılabilselerdi: ssbc ya daha uzun ömürlü olurdu ya da daha güçlü olurdu.
edit: dizisini izlemedim, netflix'e güven duymadığım için.. ancak dizide kadın düşkünü olarak resmedilmiş.. bu doğrudur-yanlıştır? bilemiyorum. işin aslı umrumda da değil, kızıl ordu'yu kuran bir zihin benim daha çok ilgimi çekiyor.
troçki, devrim öncesinde kızıl orduyu kuran, sonrasında ise başkomutan olarak görevini sürdüren bir isimdir. dolayısıyla ekim devrimi'nde 2. adam olsa da silahlı kuvvetlerin birinci adamı olarak görülürdü. dahası lenin'in ölümü sonrasında stalinle iktidar mücadelesine girmiş, kaybetmiştir. kızıl ordu'nun üst düzeyleri tarafından "ordu sizin yanınızda ne yapmamızı istersiniz?" dendiği rivayet olunur. kurucusu olduğu düşünülürse bu rivayet çok da yanlış-yalan durmamaktadır.
üstüne döneminde ki bir çok savaş gören komutan gibi "savaştan nefret" etmektedir. ordu yanında olmasına rağmen bir kalkışma/darbe yapmamasından ve kabaca diğer ülkelere asker yollamak yerine, o ülkelerdeki komünist-sosyalistleri destekleyelim argümanlarını savunmuştur. stalin'le en büyük ayrışmalarından biride budur. devamında stalin orta asya ve bazı balkan ülkelerine harekat düzenleyecektir.
stalin'e diğer bir eleştiriside aralarındaki gerilim daha kavga olmadığı dönem bazı yetkilerini stalin'in kendi eline alması, merkezileşmesine karşı eleştiri getirmesinden kaynaklanmaktadır. zaten troçki sonrası stalin daha da durumu abartacak/arttıracaktır.
sözün özü burada yazılan oldukça kaba-sığ eleştiriler olmakla birlikte, devamında kaçak olarak gittiği ülkelerde stalin özelinde sert eleştiriler getirmeye devam etmiş, batı medyası tarafından da bu eleştirileri ssbc'ye karşı kullanılmıştır. bundan dolayı kimi marksistler tarafından "hain", "maşa", "satılmış" vb. sert eleştiriler alırken kimi marksistlerce de "doğruyu söyleyen", "haklı" olan vb. argümanlarla anılır.
sözün özü güneşle ilgili sözü popüler olsa da bana kalırsa en değerli sözü: "sbbc, ne yazık ki uzun zaman önce yıkıldı. ne zaman mı? devrimci devrimciyi vurduğu zaman" dediğini nerede olduğu hatırlamasamda söylediği rivayet olunan bir sözdür. eğer söz ona aittse haklıdır.
kendisini anlamak için bana kalırsa "her devrim kendi çocuğunu yer" (danton) ya da "körün gözü açıldığında ilk kırdığı şey bastonudur" sözündeki gibi bir duruma düştüğüne inandığım şahıstır. ve yazık ki tarihe kendisini "gri" olarak kabul ettirememiş, bir kısma göre "beyaz/bembeyaz" bir kısıma göre "kara/ kapkara" bir karakterdir.
tarih doğası gereği bitendir ancak bir şekilde stalin-troçki optimum noktada uzlaşılabilselerdi: ssbc ya daha uzun ömürlü olurdu ya da daha güçlü olurdu.
edit: dizisini izlemedim, netflix'e güven duymadığım için.. ancak dizide kadın düşkünü olarak resmedilmiş.. bu doğrudur-yanlıştır? bilemiyorum. işin aslı umrumda da değil, kızıl ordu'yu kuran bir zihin benim daha çok ilgimi çekiyor.
devamını gör...
how to train your dragon: the hidden world
2019 yapımı yönetmenliğini dean deblois'in üstlendiği animasyon, çocuk filmi.
berk adası artık hıçkıdık'ın liderliğinde devam etmektedir yaşamına. ejderhalarla içiçe bir yaşam sürüyorlardır. ejderhalarla kurdukları bağlar güçlendikçe başlarına çeşitli felaketler gelmeye başlamıştır. çeşit çeşit düşmanlar edinmişlerdir.
ejderhaları yakalayıp onları öldüren bir ejderha avcısı çıkmıştır şimdide ortaya. ve özellikle gecenin öfkelerini yakalıyor onları yeryüzünden silmeye çalışıyordur.
hıçkıdığa şunları söylemiştir ilk karşılaştıklarında.
'ejderhalar eşit koşullarda özgürce yaşasınlar istiyorsun. bu hastalıklı bir fikir oğlum. tarih bizim üstün bir ırk olduğumuzun ispatıdır. ya senin şu hastalıklı fikirlerin yayılırsa ne olur dersin?'
aklıma bugünün sokak hayvanları için kurulan cümleleri getirmiştir bu cümleler. bir gün sokağa mama döküyorum diye bir kadın onların doğasını bozduğumuzu ima etmişti. ' hangi doğa?' demiştim ben de. 'beton yığını haline getirdiğimiz ne bir ağaç ne bir gölge ne bir avlanacak alan bırakmadığımız doğa mı?' diye eklemiştim. sonra bir yerde tüm sokak hayvanlarının toplanması gerektiğini söylüyorlardı. avrupayı örnek gösteriyorlardı birde orada sokakta bir tane bulamazsın diyorlardı. avrupayı her fırsatta eleştiren canım halkım bir konuda takdir ediyordu ne hoş(!) buna benzer bir sürü cümleler kuruluyor bu canlarla ilgili. kapının önüne bir kap mama koymaktansa onları yok etmeye çalışmak daha işlerine geliyor. sonra biri diyor ki 'ölsün mü dedik efendim barınaklara toplasınlar' . siz hiç bir barınağa gittiniz mi? diyorum. susup kalıyorlar. tam üç barınakta gönüllüyüm ben bir can orada en fazla 1 ay yaşayabiliyor. ya bir hastalık kapıyor ya da diğerleri tarafından öldürülüyor. güçlü olan yine kalıyor 3, 5 ay ama nasıl kalmak. küçücük bir alanda birkaç köpekle bir arada. sadece kendimizin olduğunu zannediyoruz bu dünyanın sadece bize ait sanıyoruz. bizim için yaratılmıştı öyle değil mi bu dünya eşref-i mahluk bizdik ha pardon. işte bu cümleler aklıma bunları getirdi.
şimdi filme gelelim. bu yabancı gecenin gölgesinin peşine düşüyor ve elinden gelen her şeyi yapıyor onu yakalamak için. hıçkıdık ve arkadaşları bırakır mı bu işin peşini? detaylarını izleyin görün derim. film yönetmenin istediği gibi bir üçleme oluyor. filme başlarken zaten bu filmden bir üçleme yapacağını söylemişti.
ve sonu pek dokunaklı. umarım bizim sokak hayvanlarımızında sonu öyle olmaz. hoş ne güzel olur şimdi düşündümde belki biz onlardan mahrum kalırız ama onlar hiç olmazsa hür ve huzurla yaşarlar.
iyi seyirler...
seslendirme ekibi,
hıçkıdık (harun can)
valka (zeynep özden ayyıldız)
gobber (fatih özacun)
astrid (hazal erdal)
südüklü (ahmet taşar)
eret (umut tabak)
tersceviz (suzan acun)
sertceviz (mustafa oral)
balıkayak (ümit erdim)
grimmel (ıtri koşar)
zebella (hakan vanlı)
ragnar the rock (tarkan koç)
çocuk hıçkıdık (cem mürşitpınar)
berk adası artık hıçkıdık'ın liderliğinde devam etmektedir yaşamına. ejderhalarla içiçe bir yaşam sürüyorlardır. ejderhalarla kurdukları bağlar güçlendikçe başlarına çeşitli felaketler gelmeye başlamıştır. çeşit çeşit düşmanlar edinmişlerdir.
ejderhaları yakalayıp onları öldüren bir ejderha avcısı çıkmıştır şimdide ortaya. ve özellikle gecenin öfkelerini yakalıyor onları yeryüzünden silmeye çalışıyordur.
hıçkıdığa şunları söylemiştir ilk karşılaştıklarında.
'ejderhalar eşit koşullarda özgürce yaşasınlar istiyorsun. bu hastalıklı bir fikir oğlum. tarih bizim üstün bir ırk olduğumuzun ispatıdır. ya senin şu hastalıklı fikirlerin yayılırsa ne olur dersin?'
aklıma bugünün sokak hayvanları için kurulan cümleleri getirmiştir bu cümleler. bir gün sokağa mama döküyorum diye bir kadın onların doğasını bozduğumuzu ima etmişti. ' hangi doğa?' demiştim ben de. 'beton yığını haline getirdiğimiz ne bir ağaç ne bir gölge ne bir avlanacak alan bırakmadığımız doğa mı?' diye eklemiştim. sonra bir yerde tüm sokak hayvanlarının toplanması gerektiğini söylüyorlardı. avrupayı örnek gösteriyorlardı birde orada sokakta bir tane bulamazsın diyorlardı. avrupayı her fırsatta eleştiren canım halkım bir konuda takdir ediyordu ne hoş(!) buna benzer bir sürü cümleler kuruluyor bu canlarla ilgili. kapının önüne bir kap mama koymaktansa onları yok etmeye çalışmak daha işlerine geliyor. sonra biri diyor ki 'ölsün mü dedik efendim barınaklara toplasınlar' . siz hiç bir barınağa gittiniz mi? diyorum. susup kalıyorlar. tam üç barınakta gönüllüyüm ben bir can orada en fazla 1 ay yaşayabiliyor. ya bir hastalık kapıyor ya da diğerleri tarafından öldürülüyor. güçlü olan yine kalıyor 3, 5 ay ama nasıl kalmak. küçücük bir alanda birkaç köpekle bir arada. sadece kendimizin olduğunu zannediyoruz bu dünyanın sadece bize ait sanıyoruz. bizim için yaratılmıştı öyle değil mi bu dünya eşref-i mahluk bizdik ha pardon. işte bu cümleler aklıma bunları getirdi.
şimdi filme gelelim. bu yabancı gecenin gölgesinin peşine düşüyor ve elinden gelen her şeyi yapıyor onu yakalamak için. hıçkıdık ve arkadaşları bırakır mı bu işin peşini? detaylarını izleyin görün derim. film yönetmenin istediği gibi bir üçleme oluyor. filme başlarken zaten bu filmden bir üçleme yapacağını söylemişti.
ve sonu pek dokunaklı. umarım bizim sokak hayvanlarımızında sonu öyle olmaz. hoş ne güzel olur şimdi düşündümde belki biz onlardan mahrum kalırız ama onlar hiç olmazsa hür ve huzurla yaşarlar.
iyi seyirler...
seslendirme ekibi,
hıçkıdık (harun can)
valka (zeynep özden ayyıldız)
gobber (fatih özacun)
astrid (hazal erdal)
südüklü (ahmet taşar)
eret (umut tabak)
tersceviz (suzan acun)
sertceviz (mustafa oral)
balıkayak (ümit erdim)
grimmel (ıtri koşar)
zebella (hakan vanlı)
ragnar the rock (tarkan koç)
çocuk hıçkıdık (cem mürşitpınar)
devamını gör...
kumpir
uzun zamandır aklımda olan, bugün yediğim* en asil duyguların besini. patates hiç bir zaman hayal kırıklığına uğratmaz.
devamını gör...
