makinist ile son istasyon radyo yayını
valla olmadı kardeş. herkes ciddiyetle bekledi bu programı. keşke dalga geçmeseydin insanlarla.
devamını gör...
6 kg domatesle ne yapabilirim sorunsalı
bu baslik bana geçen yaz annemle 200 kg domatesi nasil konserve yaptigimizi hatirlatti.. hatirlarken bile yoruldum.
devamını gör...
filmler ve filimler
iyi filmlere ''film'' kötü filmlere ''filim'' diyen youtube kanalı. ''eleştirel parodi'' adlı video serisiyle ünlenmiştir. 1,05 mn abonesi bulunmaktadır.
kanala göz atmak isteyenler için:
www.youtube.com/channel/UCZ...
kanala göz atmak isteyenler için:
www.youtube.com/channel/UCZ...
devamını gör...
26 aralık 2020 dsö'nün şok eden koronavirüs aşı açıklaması
dsönün açıklamalarının gözümdeki değeri bizim buradaki kelle söğüşçü mustafa abinin söyledikleriyle eşdeğer.ikiside covid ile ilgili aynı düzeyde bilgiye sahip bence.
devamını gör...
eş cinsel sözlük yazarları
eşcinsel sözlük yazarlarından başka herkes yazmış.
devamını gör...
online duruşmaya çıkan kedi
''i'm here live that's not i'm not a cat'' çıkışıyla güldüren videodur. bunu demeseydi avukatın melül melül bakan bir kedi olduğuna inanmıştım halbûki.
devamını gör...
çocukluk lezzetleri
neden bilmiyorum ama bana göre eskiden mcdonals hamburgerinin tadı daha güzel olurdu. her babamın iş yeri ziyaretinde bana ismarladigi o hamburgerin tadı hala damağımdadır. eskiden kolalarin tadı daha güzel daha asitli gelirdi. şimdi şekerli su- şerbet içiyormuşuz gibi. ya da çikolataların, cipslerin o bağımlılık yapan yedikçe yediren tadı vardı. simdi abur cuburmus, hamburgermis hiçbirinin doğru düzgün bir tadı yok. aylarca yemesem aklıma gelmezler.
t: eskiye hasret duyulan damağında tadı kalan lezzetlerdir.
t: eskiye hasret duyulan damağında tadı kalan lezzetlerdir.
devamını gör...
hayatınızın mottosu olan sözler
devamını gör...
okumayan bir ülke olduğumuz gerçeği
memleketin ancak okuyup yazmakla kurtulacağına inananlardanım.*
bu başlık altında yazılı materyallerin az okunduğundan bahsetmek istiyordum*. birçoğumuz önümüze gelene cahil* demeyi pekala iyi biliyoruz. okumamaktan dem vuruyoruz. peki bunun için ne yapıyoruz? tabi ki okumuyoruz. anlıyorum okumak bir tercih meselesi fakat anlamadığım kısım şikayet eden kişinin sorunun asıl kaynağının yine kendisi olmasıdır. cahillikten kurtuluşun yolu sadece okumak değildir ama etkili yolun bu olduğunun da farkındayız. mesele sadece çok okumakta değildir. kaliteli okumak diye bir durum ayrıca söz konusudur. bunları da bilerek okumaya gereken önemi vermemiz gerektiği kanaatindeyim.
kamu spotu: yoldan geçerken taşın orada olmasından şikayet ediyorsanız onu bir zahmet kaldırın derim. ha yok kaldırmak istemiyorsanız da şikayet etmeyin.
turizm bakanlığı’nın 2011 tarihli türkiye okuma kültürü haritası: türkiye’de kişi başına yıllık 7,2 kitap okunuyor. günlük olarak kitap okuma aktivitesine ayrılan süre ise yaklaşık 7 dakika.
uluslararası yayıncılar birliği: kitap ihtiyaç listemizde 235. sırada yer alıyor. türkiye’de geçtiğimiz yıl kişi başına düşen kitap sayısı 8.4 olurken, kitap okumaya ayırdığımız süre ortalama 1 dakika olarak açıklandı.
norveç’te bir vatandaş yıllık ortalama 137, almanya 122, dünyada ise 1,3 dolar harcanıyor. türkiye’de 25 cent. birleşmiş milletler eğitim, bilim ve kültür örgütü’nün (unesco) verilerine göre türkiye, kitap okuma oranında dünyada 86’ncı sırada, yoksul afrika ülkeleriyle aynı kategoridedir.
gazete okuyanların okumayanlara oranı yüzde 61’den yüzde 26’ya düştü.*
kaynaklar: 1, 2, 3, 4, 5
bu başlık altında yazılı materyallerin az okunduğundan bahsetmek istiyordum*. birçoğumuz önümüze gelene cahil* demeyi pekala iyi biliyoruz. okumamaktan dem vuruyoruz. peki bunun için ne yapıyoruz? tabi ki okumuyoruz. anlıyorum okumak bir tercih meselesi fakat anlamadığım kısım şikayet eden kişinin sorunun asıl kaynağının yine kendisi olmasıdır. cahillikten kurtuluşun yolu sadece okumak değildir ama etkili yolun bu olduğunun da farkındayız. mesele sadece çok okumakta değildir. kaliteli okumak diye bir durum ayrıca söz konusudur. bunları da bilerek okumaya gereken önemi vermemiz gerektiği kanaatindeyim.
kamu spotu: yoldan geçerken taşın orada olmasından şikayet ediyorsanız onu bir zahmet kaldırın derim. ha yok kaldırmak istemiyorsanız da şikayet etmeyin.
turizm bakanlığı’nın 2011 tarihli türkiye okuma kültürü haritası: türkiye’de kişi başına yıllık 7,2 kitap okunuyor. günlük olarak kitap okuma aktivitesine ayrılan süre ise yaklaşık 7 dakika.
uluslararası yayıncılar birliği: kitap ihtiyaç listemizde 235. sırada yer alıyor. türkiye’de geçtiğimiz yıl kişi başına düşen kitap sayısı 8.4 olurken, kitap okumaya ayırdığımız süre ortalama 1 dakika olarak açıklandı.
norveç’te bir vatandaş yıllık ortalama 137, almanya 122, dünyada ise 1,3 dolar harcanıyor. türkiye’de 25 cent. birleşmiş milletler eğitim, bilim ve kültür örgütü’nün (unesco) verilerine göre türkiye, kitap okuma oranında dünyada 86’ncı sırada, yoksul afrika ülkeleriyle aynı kategoridedir.
gazete okuyanların okumayanlara oranı yüzde 61’den yüzde 26’ya düştü.*
kaynaklar: 1, 2, 3, 4, 5
devamını gör...
en sevilen ahmet kaya şarkısı
tutsam şu karanlığı
tutsam da yırtsam
ah elim tutuşmasa, elini tutsam
susmasan konuşsan sesini duysam
tutsam güzel yüzünü bağrıma bassam
-ahmet kaya doğum günü
tutsam da yırtsam
ah elim tutuşmasa, elini tutsam
susmasan konuşsan sesini duysam
tutsam güzel yüzünü bağrıma bassam
-ahmet kaya doğum günü
devamını gör...
niye benim hiçbir şeyden haberim yok
anladığım kadarıyla sözlükte ittifak ve itilaf devletleri var. avusturya veliahtının suikastini bekliyorlar. war is coming.
devamını gör...
lucifer'ın gizli entel olduğu gerçeği
devamını gör...
değeri bilinmeyen anlar
başlığı görünce aklıma ilk gelen şeyi yazmak istiyorum ben bu sefer.
“hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum. bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi? evet, bunun hayatımın en mutlu anı olduğunu anlayabilseydim, asla kaçırmazdım o mutluluğu. derin bir huzurla her yerimi saran o harika altın an belki birkaç saniye sürmüştü, ama mutluluk bana saatlerce, yıllarca gibi gelmişti.”
orhan pamuk-masumiyet müzesi
“hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum. bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi? evet, bunun hayatımın en mutlu anı olduğunu anlayabilseydim, asla kaçırmazdım o mutluluğu. derin bir huzurla her yerimi saran o harika altın an belki birkaç saniye sürmüştü, ama mutluluk bana saatlerce, yıllarca gibi gelmişti.”
orhan pamuk-masumiyet müzesi
devamını gör...
hem mutlu eden hem de üzücü olabilen bir şey söyle
asgari ücretle iş bulmak.
devamını gör...
2 milyon yaşındaki taş bebek nampa
abd nampa'da 1889 yılında maden işçileri kazı yaparken yerin 97 metre altında bir taş bebek buldular.
2 milyon yaşında olduğu tespit edilen bu oyuncak bebeğe nampa ismi verildi.
2 milyon yıl önce abd'nin o bölgesinde insan topluluğu olduğuna dair bir kanıt yoktu.
zaten homo sapiens 200 bin yıl öncesinde ortaya çıkmıştı.
“o halde usta bir işçilikle yapılan bu oyuncak bebeği kim yapmıştı;
yerin 97 metre altında ne arıyordu;
uzaylı bir çocuk ailesi ile 2 milyon yıl önce dünyaya gezmeye geldiğinde oyuncağını kimse almasın diye yer altına mı saklamıştı;
yoksa 2 milyon önce insanlar var mıydı?”
diye bilim insanları araştırmaya başladı.
oberlin üniversitesi'nden profesör albert a. wright taş bebek nampa’yı şöyle anlatır:
“nampa, küçük bir çocuğun ya da bir amatörün ürünü değil gerçek bir sanatçının eseridir. zamanla yıpranmış olsa da, oyuncak bebeğin görünüşü hala belirgindir: yumrulu bir kafası, zor fark edilen ağzı ve gözleri vardır. geniş omuzlar, kısa ve kalın kollar, uzun bacaklar.
figür üzerinde, giysi kalıpları ile takıları temsil eden soluk geometrik işaretler de var. bunlar çoğunlukla göğüste, boyun çevresinde, kollarda ve bileklerde bulunuyor. oyuncak bebek, sanatsal açıdan yüksek medeniyete sahip bir kişinin görüntüsüdür.” kaynak
17. yüzyılda isaac newton “bilimi, bugünkü bilimin dar çerçevesinden çıkarıp bilim üstüne getirdiğimiz an, tam bilim olur “ demişti.
ne var ki onu dinlemeyen bazı sözde bilim insanları at gözlüğü ile bakmaya devam ettiler.
"ilim servetten daha kıymetlidir; çünkü serveti sen korursun, halbuki ilim seni korur" - hz. ali.
not: uzat sarı saçlarını rapunzel'e katkıları için teşekkürler.
2 milyon yaşında olduğu tespit edilen bu oyuncak bebeğe nampa ismi verildi.
2 milyon yıl önce abd'nin o bölgesinde insan topluluğu olduğuna dair bir kanıt yoktu.
zaten homo sapiens 200 bin yıl öncesinde ortaya çıkmıştı.
“o halde usta bir işçilikle yapılan bu oyuncak bebeği kim yapmıştı;
yerin 97 metre altında ne arıyordu;
uzaylı bir çocuk ailesi ile 2 milyon yıl önce dünyaya gezmeye geldiğinde oyuncağını kimse almasın diye yer altına mı saklamıştı;
yoksa 2 milyon önce insanlar var mıydı?”
diye bilim insanları araştırmaya başladı.
oberlin üniversitesi'nden profesör albert a. wright taş bebek nampa’yı şöyle anlatır:
“nampa, küçük bir çocuğun ya da bir amatörün ürünü değil gerçek bir sanatçının eseridir. zamanla yıpranmış olsa da, oyuncak bebeğin görünüşü hala belirgindir: yumrulu bir kafası, zor fark edilen ağzı ve gözleri vardır. geniş omuzlar, kısa ve kalın kollar, uzun bacaklar.
figür üzerinde, giysi kalıpları ile takıları temsil eden soluk geometrik işaretler de var. bunlar çoğunlukla göğüste, boyun çevresinde, kollarda ve bileklerde bulunuyor. oyuncak bebek, sanatsal açıdan yüksek medeniyete sahip bir kişinin görüntüsüdür.” kaynak
17. yüzyılda isaac newton “bilimi, bugünkü bilimin dar çerçevesinden çıkarıp bilim üstüne getirdiğimiz an, tam bilim olur “ demişti.
ne var ki onu dinlemeyen bazı sözde bilim insanları at gözlüğü ile bakmaya devam ettiler.
"ilim servetten daha kıymetlidir; çünkü serveti sen korursun, halbuki ilim seni korur" - hz. ali.
not: uzat sarı saçlarını rapunzel'e katkıları için teşekkürler.
devamını gör...
yeni tanışılan kişiyle sabaha kadar konuşmak
yaz günlerinde insanı mutlu eder. tatli bir heyecan barındırır. sabahlara kadar konuşulur, her şey çok güzel ilerlerken konuşmamaya başlanır ya da bir tartışma çıkar. genellikle hayal kırıklığı ile son bulur. ama özlendi bee.
devamını gör...
kurban
90'ların sonu ve 2000'lerin başında dönemin en başarılı müzik grubudur.
insanlar şarkısı sanki hangi dönemde dinlerseniz dinleyin o dönemlere ait bir iz bulacağınız şarkıdır.
insanlar
birisi susmuş, küsmüş; niye?
diğeri der ki: "her şey zevkte"
biri de durmuş sadece bakar
öteki kafayı bozmuş yemekle
güneşi sevmez, hep geceyi bekler
koşuyor sanır, sadece emekler
insanlar görmezler
insanlar bilmezler
insanlar duymazlar
ne yapsın insanlar
geceye doymuş şu dünyada
yürü de düşme, şansın varsa
en iyisi oyalan sen kendinle
kimseyi yorma boş derdinle
verince alır, fazlasını ister
seninle uyur, başkasını düşler
insanlar görmezler
insanlar bilmezler
insanlar duymazlar
ne yapsın insanlar
insanlar şarkısı sanki hangi dönemde dinlerseniz dinleyin o dönemlere ait bir iz bulacağınız şarkıdır.
insanlar
birisi susmuş, küsmüş; niye?
diğeri der ki: "her şey zevkte"
biri de durmuş sadece bakar
öteki kafayı bozmuş yemekle
güneşi sevmez, hep geceyi bekler
koşuyor sanır, sadece emekler
insanlar görmezler
insanlar bilmezler
insanlar duymazlar
ne yapsın insanlar
geceye doymuş şu dünyada
yürü de düşme, şansın varsa
en iyisi oyalan sen kendinle
kimseyi yorma boş derdinle
verince alır, fazlasını ister
seninle uyur, başkasını düşler
insanlar görmezler
insanlar bilmezler
insanlar duymazlar
ne yapsın insanlar
devamını gör...
kahve
müptelası olduğumuz bu harika içeceğin, tarih sahnesine çıkışı 850 yılında oluyor. aslında her şeyi bir keçi sürüsüne ve çobana borçluyuz. bir kahve tiryakisi olarak, yazıma başlamadan önce burdan sonsuz teşekkürlerimi iletmek isterim. bach'ın "coffee cantata" eserini de şuraya bıraktıktan sonra başlayalım.
her şey, kaldı adındaki çobanın güttüğü keçilerin bir meyveyi yedikten sonra canlanmaları ile başlıyor. bunu gören çoban meyveyi kendisi de deniyor. kahve sevgisinin bu kadar büyüyeceğini o zaman fark etmiş midir acaba?
daha sonraki durağımız keşişler oluyor. bu gizemli meyveyi onlar da deniyor. tadı çok acı geldiği için hepsini ateşe atıyorlar. daha sonra öyle güzel bir koku yayılır ki keşişler mest olur. keşişler daha sonra bu kavrulmuş meyvelerden bir içecek hazırlamışlar. keşişler kahveyi içtikten sonra bütün gece ayık kalmışlar. daha sonra bu sihirli içecek, kısa sürede yayılmış dört bir yana. 1000 yıllarında yemen'de üretilmeye başlanmış bile.
kahvenin istanbul'a gelişi kanuni sultan süleyman döneminde gerçekleşmiş. sınırları yemen'e kadar uzayan osmanlı, yemen valisi özdemir paşa sayesinde kahve ile tanışmıştır. bu tanışıklık gittikçe ilerlemiş ve artık sarayda kırk kişilik kadrolu kahveci ustaları çalışmaya başlamış.
efendim kahvenin ünü sarayın dışına da taşmış tabii ki. 1550 yılında ilk kahvehane açılmış istanbul'da. daha sonraki her mahallede bir kahvehane olmuş. insanlar burda oturur, muhabbet eder, tartışır, iş konuşur, ticaret yapar bir yandan da kahvesini yudumlarmış.
kahve tutkunu italyanlar da kahve ile osmanlı sayesinde tanışmıştır. venedikli tacirler 1615 yılında ilk kahve tohumlarını venedik'e götürerek bu harika içeceği bir kıtaya daha taşımışlardır. 1683 viyana kuşatması sırasında osmanlı'nın kahve tohumlarını cephede bırakması ile avrupa'ya da kahvehaneler açılmaya başlamıştır. polonyalı bir girişimci bu çuvallar dolusu kahveler ile ilk kahvehaneyi açmış.
istanbul'da olduğu gibi avrupa'da da çok sevilmiş kahvehaneler. voltaire, balzac, beethoven ve mozart da bu kahvehanelerin müdavimlerinden. balzac'ın kahve tutkusunu bilmeyen yoktur zaten. günlük 50 fincan kahve içtiği söylenir.
tabii ki o zaman kahve üretimi arabistan, afrika topraklarında. avrupa'ya da yayılması ile orda da kahve bitkisi yetiştirilmeye çalışılmış. 17. yüzyılın sonlarına doğru seralarda üretilen bitkiler, çeşitli yerlere gönderilmiş. bir tanesi de paris'te xıv. louis'e hediye edilmiş. bu hediye milyonlarca kahve bitkisinin atası olmuş.
şüphesiz kahve bizim kültürümüzde bambaşka bir noktaya yerleşmiştir. telvesi ile içilen tek kahve türü olan türk kahvesi de bu kültürün çok önemli bir parçası aynı zamanda insanlığa bir hediyemiz. sabahların mutluluk sebebi kahvaltı bile kahvenin altına yenilen yemekten alır ismini. bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır sözü de belki de sevgimizi gösteren en büyük kanıttır.
her şey, kaldı adındaki çobanın güttüğü keçilerin bir meyveyi yedikten sonra canlanmaları ile başlıyor. bunu gören çoban meyveyi kendisi de deniyor. kahve sevgisinin bu kadar büyüyeceğini o zaman fark etmiş midir acaba?
daha sonraki durağımız keşişler oluyor. bu gizemli meyveyi onlar da deniyor. tadı çok acı geldiği için hepsini ateşe atıyorlar. daha sonra öyle güzel bir koku yayılır ki keşişler mest olur. keşişler daha sonra bu kavrulmuş meyvelerden bir içecek hazırlamışlar. keşişler kahveyi içtikten sonra bütün gece ayık kalmışlar. daha sonra bu sihirli içecek, kısa sürede yayılmış dört bir yana. 1000 yıllarında yemen'de üretilmeye başlanmış bile.
kahvenin istanbul'a gelişi kanuni sultan süleyman döneminde gerçekleşmiş. sınırları yemen'e kadar uzayan osmanlı, yemen valisi özdemir paşa sayesinde kahve ile tanışmıştır. bu tanışıklık gittikçe ilerlemiş ve artık sarayda kırk kişilik kadrolu kahveci ustaları çalışmaya başlamış.
efendim kahvenin ünü sarayın dışına da taşmış tabii ki. 1550 yılında ilk kahvehane açılmış istanbul'da. daha sonraki her mahallede bir kahvehane olmuş. insanlar burda oturur, muhabbet eder, tartışır, iş konuşur, ticaret yapar bir yandan da kahvesini yudumlarmış.
kahve tutkunu italyanlar da kahve ile osmanlı sayesinde tanışmıştır. venedikli tacirler 1615 yılında ilk kahve tohumlarını venedik'e götürerek bu harika içeceği bir kıtaya daha taşımışlardır. 1683 viyana kuşatması sırasında osmanlı'nın kahve tohumlarını cephede bırakması ile avrupa'ya da kahvehaneler açılmaya başlamıştır. polonyalı bir girişimci bu çuvallar dolusu kahveler ile ilk kahvehaneyi açmış.
istanbul'da olduğu gibi avrupa'da da çok sevilmiş kahvehaneler. voltaire, balzac, beethoven ve mozart da bu kahvehanelerin müdavimlerinden. balzac'ın kahve tutkusunu bilmeyen yoktur zaten. günlük 50 fincan kahve içtiği söylenir.
tabii ki o zaman kahve üretimi arabistan, afrika topraklarında. avrupa'ya da yayılması ile orda da kahve bitkisi yetiştirilmeye çalışılmış. 17. yüzyılın sonlarına doğru seralarda üretilen bitkiler, çeşitli yerlere gönderilmiş. bir tanesi de paris'te xıv. louis'e hediye edilmiş. bu hediye milyonlarca kahve bitkisinin atası olmuş.
şüphesiz kahve bizim kültürümüzde bambaşka bir noktaya yerleşmiştir. telvesi ile içilen tek kahve türü olan türk kahvesi de bu kültürün çok önemli bir parçası aynı zamanda insanlığa bir hediyemiz. sabahların mutluluk sebebi kahvaltı bile kahvenin altına yenilen yemekten alır ismini. bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır sözü de belki de sevgimizi gösteren en büyük kanıttır.
devamını gör...
doğduğun şehri ismini vermeden anlat
doğan doğmayan herkes oralıdır.
memleketin yarısı adını verir. ben babamın memleketini söylemeyi tercih ederim. kütük meselesi. hee severim o ayrı. yakın uzak bir ilişkimiz var. selam çaktım aldın mı yitirilmiş hazineler şehri?
memleketin yarısı adını verir. ben babamın memleketini söylemeyi tercih ederim. kütük meselesi. hee severim o ayrı. yakın uzak bir ilişkimiz var. selam çaktım aldın mı yitirilmiş hazineler şehri?
devamını gör...
