ilgisiz sevgili
bir başkasına ilgili sevgilidir. sizi sepetleyecektir. önce davranıp siz sepetleyin.
devamını gör...
özlemek
"özlemek ölmekten iki harf fazla be çocuk!"
cemal süreya
cemal süreya
devamını gör...
sözlük radyosu kaçak yayınları
bu gece bekliyorum. şöyle güzel muhabbet edelim hep beraber.*
devamını gör...
sözlük yazarlarının yetenekli olduğu konular
şiir ve edebi metinler yazmak kısmını + layacağım ve hitabetim diyerek noktalayacağım kısım.
devamını gör...
plague inc.
26 mayıs 2012' de ndemic creations tarafından piyasaya sürülen stratejik simülasyon video oyunudur. oyundaki amaç, global bir hastalık geliştirmek ve bu hastalığın bütün dünyaya yayılmasını sağlamak. bu bir bakteri, virüs, mantar, parazit, nanovirüs, prion veya biyolojik bir silah olabilir. bakteri ile başlayıp, oyunda ilerledikçe diğerlerinin açılabildiğini anımsıyorum. hastalık yayıldıkça dna puanları topluyor ve hastalığınızın yayılımını (kara, hava, deniz yolu vb.) dayanıklılığını (sıcak - soğuk iklim şartları vb.) bulaşıcılığını (öksürme yoluyla bulaşması gibi), belirtilerini, mutasyon geçirme ihtimalini ve ölümcüllüğünü geliştirebiliyorsunuz. aynı zamanda dünyada olan biten gelişmeleri de takip etmeniz gerekiyor. hastalığın fark edilmesiyle birlikte aşı geliştirmek için çalışmalar başlıyor ve bunlarla mücadele etmeniz gerekiyor. hastalık insanlığı yok edebilirse oyunu kazanmış oluyorsunuz. farklı zorluk seviyeleri var. insanların umursamaz davrandığı kolay seviye, herkesin kurallara uyduğu ve kişisel hijyene dikkat ettiği en zor seviye ve ikisi arasında olan orta seviye. koronavirüs ortaya çıkmadan önce sık sık oynardım. pandemi sürecine girince, bozulan sinirlerimi daha da bozmaması için ara verdim. malum, bu süreçten önce gözlerimle görmesem insanların bu kadar pervasız olabileceğine asla inanmazdım.*
devamını gör...
rozet resmini indirip profil yapan yazar
seni gidi anarşist seni denilesi yazar/yazarlarımız.* adamlar düşünmüş, ortam az daha güzelleşsin diye bir şey yapmışlar; hemen açığı aranmış ya la. (bkz: yazık kimin çocuğuysa)
edit: başlık bana kalmış.
edit: başlık bana kalmış.
devamını gör...
yeni zelanda
hayatımın geri kalanını yaşamak istediğim, çoluğa çocuğa karışmayı arzuladığım güzel insanların yaşadığı uzak çok uzak, seküler, çoğulcu ve gerçekten de demokratik bir ülke. camiiye yapılan terör saldırısı sonrasında meclislerinde kur'an tilaveti yapılmıştı, ülkede çapında mevlüt okutmuşlardı; varın siz düşünün çoğulculuğunu. bizim ülkemizde de sinagoga saldırı düzenleniyor, onlarca türk vatandaşı musevi hayatını kaybediyor; milletçe ''oh olsun!'' demediğimiz kalıyor.
coğrafi olarak dünyanın izole bir köşesinde bulunan bir ada ülkesi oldukları için de ülkeyi dış dünyaya tümden kapatarak covid-19 ile mücadeleye beş sıfır önde başlamışlardı.
coğrafi olarak dünyanın izole bir köşesinde bulunan bir ada ülkesi oldukları için de ülkeyi dış dünyaya tümden kapatarak covid-19 ile mücadeleye beş sıfır önde başlamışlardı.
devamını gör...
insanlar kendini asarken tunusa hibe yapmak
cinayettir. keşke daha gür sesle muhalefet edebilseydik. zaten kendimizi astığımız ipimizden başka kaybedecek neyimiz var ki?
devamını gör...
yazarların bugünkü mutluluk sebebi
kitap aldım.
devamını gör...
cadaver
netflix norveç yapımı, nükleer felaketle birlikte insanların açlık ile mücadelesini konu alan bir distopya filmi. 1 saat 26 dakika gibi kısa bir süreye sahip olduğu için çerezlik, heyecanla izlenebilecek bir film ayrıca.
konusuna gelecek olursak: nükleer felaketten sağ çıkan insanlar yaşamlarını devam ettirebilmek için çaresizlik içinde yiyecek bulmaya çalışıyor hatta bunun için suç bile işliyor. kaldırımlarda ölü bedenler, yıkık dökük evler, tozla dolu gri atmosfer hakim. tüm bu olaylara bir aileye odaklanarak bakıyoruz. bir gün bu ailenin yaşadığı yerin önüne bir reklamcı geliyor ve ''otel'' adlı özel bir gösteri yapılacağını duyuruyor. gösterinin yanında yiyecek de verildiğini belirtince başta tereddütlü olsalar da bu aile ''kaybedecek ne olabilir?'' düşüncesiyle gösteriye gitmeye karar veriyor. oyunun içinde oyun olduğunu filmin gelişme kısmında görüyoruz. tat kaçıran bilgi vermeden buraya kadar anlatabiliyorum. bundan sonrasında psikolojik gerilim kısmı başlıyor, filmin değindiği sanatsal yönü ve sonundaki vurguyu etkileyici buldum. sırf bunun için bile izlenmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum.
konusuna gelecek olursak: nükleer felaketten sağ çıkan insanlar yaşamlarını devam ettirebilmek için çaresizlik içinde yiyecek bulmaya çalışıyor hatta bunun için suç bile işliyor. kaldırımlarda ölü bedenler, yıkık dökük evler, tozla dolu gri atmosfer hakim. tüm bu olaylara bir aileye odaklanarak bakıyoruz. bir gün bu ailenin yaşadığı yerin önüne bir reklamcı geliyor ve ''otel'' adlı özel bir gösteri yapılacağını duyuruyor. gösterinin yanında yiyecek de verildiğini belirtince başta tereddütlü olsalar da bu aile ''kaybedecek ne olabilir?'' düşüncesiyle gösteriye gitmeye karar veriyor. oyunun içinde oyun olduğunu filmin gelişme kısmında görüyoruz. tat kaçıran bilgi vermeden buraya kadar anlatabiliyorum. bundan sonrasında psikolojik gerilim kısmı başlıyor, filmin değindiği sanatsal yönü ve sonundaki vurguyu etkileyici buldum. sırf bunun için bile izlenmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum.
devamını gör...
şarkı söylemek
bana huzur veren aktivite etrafımı bilemem. bazen kareoke kayıtlar yapıyorum. mutluyken de mutsuzken de özgürlük gibi yani. sıkılmaktan korktuğum terapi.
devamını gör...
420pm
nick'i her ne kadar uzunluk ölçüsü birimi gibi gelsede aslında avcıdır. hemen yakalar. haa yazıyor mu? güzel yazıyor.
devamını gör...
kopya çekmek hırsızlık mıdır sorunsalı
arkadaşlar yakın bakıp bütünü göremiyorsunuz. herkese iş olmadığı için insanları eleme yöntemi o sınavlar. bilgiyi ölçmez. bir kaç günlük ezber yeteneğinizi ölçer. yeteneğinizi gerçekten ölçen sınavda kopya çekemezsiniz zaten. sınavlar gerçekten yetenek ölçselerdi çalışan insanlar yetenekli olurlardı ama nereye baksak işten anlamaz, tembel çalışanlarla karşılaşıyoruz. demek ki neymiş ...
devamını gör...
keşke içinde olsaydım denilen dizi
friends,o arkadaş ortamını deneyimlemek isterdim.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şu an ihtiyacı olan şey
herşeyden uzaklaşmak , sebepsiz yere çok yorgunum. hep aynı tempodan yoruldum sanırım.
devamını gör...
rte'nin bayram mesajında uyuması
halkın rte nin bayram mesajında uyuması gibidir. normaldir.
hep bizi mi uyutacak.
hep bizi mi uyutacak.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
kapının alt ve üst kilidini üçer kez kilitledi. niyeti, amaçsızca sokaklarda dolaşmaktı. asansör kullanmazdı. merdivenleri severdi, güvenirdi onlara. basamaklardan yavaşça salına salına indi. sokağa adımını atar atmaz mikrodalganın fişini çekmediği aklına geldi. bu durumlarda hemen evine kontrole giderdi. uzun süre böyle bir düşünceye katlanmak pek hoşuna gitmezdi. apartmana tekrar girdi. 6 kat merdiveni çıktı ve altı kere anahtarı çevirerek içeri girdi. her zamanki gibi fişi prizden çıkarmıştı. son kez kontrol etti tüm odaları. oturma odasının gri duvarı üzerine asılmış, kırmızı tonların hakim olduğu yağlı boya tablonun eğik olduğunu fark etti. düzeltti. yine sola doğru yatmıştı. çıkarken odadan, kitaplığının tozlandığını görmeden yapamadı. her zaman yaptığı gibi hafifçe ısladığı bez ile kitaplarını temizlemeye başladı. kitaplığının ikinci bölümüne geldiğinde bugünü yaşama arzusu isimli kitabı okuma isteği duydu. uzandı kanepeye okumaya başladı. ne zaman bu kitabı okumaya dalsa güzel bir huzur hissederdi. yine öyle oldu. gözleri kapanmaya başlamıştı ama bırakamıyordu kitabı. arada içi geçiyordu. okuduğu satırları tekrar, tekrar okumak zorunda kalıyordu. derken kitabı düştü elinden. huzurlu bir uykuya daldı. içinde bir sevinçle uyandı. varlığından doğan bir sevinçti bu. radyoyu açtı. her zamanki dinlediği kanalda dance me to the end of love şarkısı çalıyordu. şarkının eşliğinde, dans etmeye başladı yalnızlığıyla. yorulana kadar sürdü dans.
birden yürüyüş yapmak istediğini hatırladı. evin tüm odalarını tekrar kontrol ettikten sonra kapının tüm kilitlerini kilitleyip merdivenleri kullanarak dışarı çıktı. her zamanki yürüyüş güzergahından farklı bir yöne doğru gitti. ilerde bir sokak gördü oraya doğru yürümeye başladı. boş bir sokaktı. simit satan yaşlı bir adam dikkatini çekti. içinden onunla konuşmak isteği geldi. yanına gitti simit almak bahanesiyle konuşmaya başladı.
- bir tane simit alabilir miyim?
- tabi ki kızım. seni yeni görüyorum buralarda. afedersin yıllardır bu sokaktayım. benden simit alan herkesi tanırım o yüzden öyle söyledim.
- yok amca önemli değil. eliyle göstererek ben şu bloklarda oturuyorum. yürüyüş yapmak için çıkmıştım evden işte buraya kadar geldim.
- ismim rıfat kızım burada herkes tanır beni.
- ben de sanem memnun oldum. rıfat amca ama bu sokak çok boş yeteri kadar simit satabiliyor musun?
- insanlar beni burada sever kızım. az çok satıyorum işte. hem biliyor musun insanın yaşaması için öyle çok şeye ihtiyacı yok. çok şükür geçiniyorum. evde çorbamız kaynıyor bir de insanın içinde sevgi olduktan sonra hayat güzel be kızım. bana öyle geliyor ki yaşam dediğimiz şey insanın içindedir. her türlü şartta içine dönüp bakıp içine gerçeğin oralarda bir yerde olduğunu bilip ona göre yaşarsan, ha burada simit satmışsın ha hawaii adalarında tatil yapmışsın değişen pek bir şey yok demektir.
- rıfat amca kusura bakmazsan simidimi burada yemek istiyorum şuraya oturabilir miyim?
- buyur kızım ne demek.
- öyle güzel konuşuyorsun ki seni daha yakından tanımak istiyorum.
- kızım bu sokağın şimdi böyle boş olduğuna bakma. eskiden kalabalıktı buralar. burası çıkmaz bir sokak. hayat çıkmazı ismi.
20 yıl önceydi. o günlerde burada asayiş berkemal değildi. her türlü yasal olmayan işler, kavgalar, dövüşler hiç eksik olmazdı. bir gün amirim beni odasına çağırdı. işte bu sokaktan bahsetti. benim simit satmak bahanesiyle sivil polis olarak bu sokakta çalışarak, suç oranını düşürmemi istemişti. simit satmak işine aşinaydım. çocukluğumda sokaklarda taze simit ye diyerek az mı simit satmıştım.
görev aşkıyla yeni görevime hemen başladım. zamanla insanlarla yakın ilişkiler kurmaya başladım. suç oranı epey düştü. lafı fazla uzatmayayım kızım. hatta hiç suç falan kalmadı ortada tam on yıl geçmişti. bir gün merkeze gitmeye karar verdim. neden bu kadar süre bekledin dersen onlardan haber gelmesini bekledim kızım. gittim merkeze amirler falan değişmiş tabi. beni kimse tanımadı. neyse amirin odasına girdim durumumu anlattım gülmeye başladı. inanmadılar bana kızım. sicilim falan silinmiş. yokluk nedir bilir misin kızım işte o an görünmez olmanın ne demek olduğunu anladım. derdini anlatamamak kimsenin seni anlamaması boğazına kadar çaresizliğe batmak nedir bilir misin? dışarı çıktım koşturmaya başladım. deli gibi oradan oraya koştum durdum. saçlarımı tutam tutam yoldum. işte öyle şeyler yaşadım kızım. artık polis değildim. ama bu sokakta kalmaya devam ettim. seviyorum burayı.
yıllar boyunca her gün geldim işte tam bulunduğumuz bu noktaya. yağmurda çamurda karda kışta. hiç abartmıyorum gelmediğim bir gün bile olmadı kızım. o kadar görevime bağlıydım ki bir an olsun boş bırakmadım burayı. sonra beni tanımadılar da kahroldum. üzüntüden gözüme uyku girmedi günlerce. sonrası işte kızım hala bu sokakta simit satıyorum. kopamadım buradan on yılın verdiği alışkanlık var nasıl bırakırsın. halimden memnunum benim de payıma düşen buymuş kızım. şimdi, ben de onları tanımıyorum.
birden yürüyüş yapmak istediğini hatırladı. evin tüm odalarını tekrar kontrol ettikten sonra kapının tüm kilitlerini kilitleyip merdivenleri kullanarak dışarı çıktı. her zamanki yürüyüş güzergahından farklı bir yöne doğru gitti. ilerde bir sokak gördü oraya doğru yürümeye başladı. boş bir sokaktı. simit satan yaşlı bir adam dikkatini çekti. içinden onunla konuşmak isteği geldi. yanına gitti simit almak bahanesiyle konuşmaya başladı.
- bir tane simit alabilir miyim?
- tabi ki kızım. seni yeni görüyorum buralarda. afedersin yıllardır bu sokaktayım. benden simit alan herkesi tanırım o yüzden öyle söyledim.
- yok amca önemli değil. eliyle göstererek ben şu bloklarda oturuyorum. yürüyüş yapmak için çıkmıştım evden işte buraya kadar geldim.
- ismim rıfat kızım burada herkes tanır beni.
- ben de sanem memnun oldum. rıfat amca ama bu sokak çok boş yeteri kadar simit satabiliyor musun?
- insanlar beni burada sever kızım. az çok satıyorum işte. hem biliyor musun insanın yaşaması için öyle çok şeye ihtiyacı yok. çok şükür geçiniyorum. evde çorbamız kaynıyor bir de insanın içinde sevgi olduktan sonra hayat güzel be kızım. bana öyle geliyor ki yaşam dediğimiz şey insanın içindedir. her türlü şartta içine dönüp bakıp içine gerçeğin oralarda bir yerde olduğunu bilip ona göre yaşarsan, ha burada simit satmışsın ha hawaii adalarında tatil yapmışsın değişen pek bir şey yok demektir.
- rıfat amca kusura bakmazsan simidimi burada yemek istiyorum şuraya oturabilir miyim?
- buyur kızım ne demek.
- öyle güzel konuşuyorsun ki seni daha yakından tanımak istiyorum.
- kızım bu sokağın şimdi böyle boş olduğuna bakma. eskiden kalabalıktı buralar. burası çıkmaz bir sokak. hayat çıkmazı ismi.
20 yıl önceydi. o günlerde burada asayiş berkemal değildi. her türlü yasal olmayan işler, kavgalar, dövüşler hiç eksik olmazdı. bir gün amirim beni odasına çağırdı. işte bu sokaktan bahsetti. benim simit satmak bahanesiyle sivil polis olarak bu sokakta çalışarak, suç oranını düşürmemi istemişti. simit satmak işine aşinaydım. çocukluğumda sokaklarda taze simit ye diyerek az mı simit satmıştım.
görev aşkıyla yeni görevime hemen başladım. zamanla insanlarla yakın ilişkiler kurmaya başladım. suç oranı epey düştü. lafı fazla uzatmayayım kızım. hatta hiç suç falan kalmadı ortada tam on yıl geçmişti. bir gün merkeze gitmeye karar verdim. neden bu kadar süre bekledin dersen onlardan haber gelmesini bekledim kızım. gittim merkeze amirler falan değişmiş tabi. beni kimse tanımadı. neyse amirin odasına girdim durumumu anlattım gülmeye başladı. inanmadılar bana kızım. sicilim falan silinmiş. yokluk nedir bilir misin kızım işte o an görünmez olmanın ne demek olduğunu anladım. derdini anlatamamak kimsenin seni anlamaması boğazına kadar çaresizliğe batmak nedir bilir misin? dışarı çıktım koşturmaya başladım. deli gibi oradan oraya koştum durdum. saçlarımı tutam tutam yoldum. işte öyle şeyler yaşadım kızım. artık polis değildim. ama bu sokakta kalmaya devam ettim. seviyorum burayı.
yıllar boyunca her gün geldim işte tam bulunduğumuz bu noktaya. yağmurda çamurda karda kışta. hiç abartmıyorum gelmediğim bir gün bile olmadı kızım. o kadar görevime bağlıydım ki bir an olsun boş bırakmadım burayı. sonra beni tanımadılar da kahroldum. üzüntüden gözüme uyku girmedi günlerce. sonrası işte kızım hala bu sokakta simit satıyorum. kopamadım buradan on yılın verdiği alışkanlık var nasıl bırakırsın. halimden memnunum benim de payıma düşen buymuş kızım. şimdi, ben de onları tanımıyorum.
devamını gör...
dedublüman
gamzedeyim deva bulmam adlı parçaya cover yapmadan önce klarnetçiye acaba aşk acısı mı çektirdiler diye merak etmiyor değilim.
devamını gör...
evdekilere küsüp kızınca yapılanlar
ben küsüp sofraya oturmazdım, yemek yemezdim. onlar, çok da güzel yemeklerini yer, arkasından annem seslenirdi; “rapunzel, rapunzelllll biz yemeğimizi yedik kızım. sofrayı toplayıver.” gördüğünüz gibi pek de şey yapmazlardı ama bulaşıklarıda yıkatmaktan geri kalmazlardı. neyse büyüdüm de akıllandım, yemek yememek yerine sofra toplamamayı tercih ediyorum artık. (swh)
devamını gör...
