çağımızın köpek balıklarına kıyasla çok daha büyük bir köpek balığı türü. milyonlarca yıl önce yaşadığı, sadece bir takım diş kalıntılarına dayanılarak iddia ediliyor.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yukarıdaki görsel de büyük beyaz köpek balığı dişleri ile bir megalodon dişi kıyaslanmış.

görsel : wikipedia.

- bilimsel olarak eksik kanıt olarak kabul edilebilir. (evrim teorisi mesela, eksik kanıtlar ile doğru kabul edilebiliyor. ancak hala yaşanış şekilleri tam olarak kanıtlarıyla birlikte şemalaştırılıp ortaya konamadı. yani evrim gerçek ancak yordamları teori pozisyonunda incelenmeye devam ediliyor.)
- megalodonun başka hiçbir kalıntısı bulunamamış. fosili bile yok. yani varlığı belli ancak dişleri dışında tüm özellikleri hayal ürünü.
- genel olarak devasa okyanus canlılarının yaşam alanı okyanus tabanları ve çukurları / çatlakları olarak kabul ediliyor. ev ya da sığınak olarak bakacak isek eğer yaşam alanı olgusuna, mantıklı bulunabilir bu görüş. ancak ben canlıların çok daha fazla politika yaptığını düşünüyorum, tıpkı insanlar gibi. yaşam alanları ve yaşama anlayışları / kültürleri her zaman tek düze olmayabilir varlıkların.
- megalodonun tüm kalıntıları mariana çukurunda keşfedildiği için yaşam alanı da mariana çukuru olarak kabul edilmiş. ( en azından on-on beş milyon yıl öncesindeki yaşam alanı.) bu çok yanlış bir varsayım ve tüm dev okyanus canlısı teorileri açısından da çok eksik bir bakış açısı.
- yine eksik bir bilimsel kanıt daha var elimizde, dev okyanus canlıları ile ilgili: yüzlerce yıldır gözümüze görünmüyorlar. bu çok ciddi bir bilgi.
- canlıların türlerinin yok olabiliyor olması, yok olmuşların fosil kanıtları bizi yanıltıyor da olabilir. canlılar politika yaparlar. görünmez olurlar, saklanırlar vs. ' göl canavarları ' , ' denizaltı batıran dev kalamarlar' tarzı hikayelerle bir yerlere gelmeye çalışan insanları da kanıtlar yok iken teorilerin fanatikliğini yapmaya vardıran zihin oyunu alışkanlıklarını da sevmem, ancak ( tekrar ediyorum, umut ve gizem aşılamayan.) okyanus canlıları küçülmek ile birlikte, tamamen yaşayış stratejilerini değiştirmiş te olabilirler. bu sebep ile onların büyüklerini göremiyor olabiliriz. okyanusta canlılar: 1- beslenmek için. 2- dolaşım sistemlerinin (kan, sinir, boşaltım vs.) adaptasyonu için. 3- diğer avcı ve canlılardan saklanmak/korunmak için. 4- çeşitli ihtiyaçları giderecek ortamları keşif için, okyanus tabanına inerler. yani tam olarak okyanus tabanı onların yaşam alanı olduğu için değil. tam olarak okyanus tabanı yaşam alanı olan ve bilimsel olarak da tespit edilmiş, kayıt altına alınmış bir çok canlı da vardır.


- megalodon saldırısı olabilecek izler, dişler ve dev balık görüntüleri yakalamalar, sinyal cihazları ile takip etmeler. olguya, - bilimsel açıdan - baş aşağı bakmak gibi oluyor bana kalırsa. bulunmak istenen şeyi değil de o büyüleyici dişlerin sahibine dair daha çok kalıntı ve kanıtı araştırmalı bilim insanları.


yeme bizi megalodon!
devamını gör...

mona roza, siyah güller, ak güller
geyvenin gülleri ve beyaz yatak
kanadı kırık kuş merhamet ister
ah, senin yüzünden kana batacak
mona roza siyah güller, ak güller

ulur aya karşı kirli çakallar
ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
mona roza, bugün bende bir hal var
yağmur iğri iğri düşer toprağa
ulur aya karşı kirli çakallar

açma pencereni perdeleri çek
mona roza seni görmemeliyim
bir bakışın ölmem için yetecek
anla mona roza, ben bir deliyim
açma pencereni perdeleri çek...

zeytin ağaçları söğüt gölgesi
bende çıkar güneş aydınlığa
bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
seni hatırlatıyor her zaman bana
zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

zambaklar en ıssız yerlerde açar
ve vardır her vahşi çiçekte gurur
bir mumun ardında bekleyen rüzgar
ışıksız ruhumu sallar da durur
zambaklar en ıssız yerlerde açar

ellerin, ellerin ve parmakların
bir nar çiçeğini eziyor gibi
ellerinden belli oluyor bir kadın
denizin dibinde geziyor gibi
ellerin, ellerin ve parmakların

zaman ne de çabuk geçiyor mona
saat onikidir söndü lambalar
uyu da turnalar girsin rüyana
bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
zaman ne de çabuk geçiyor mona

akşamları gelir incir kuşları
konar bahçenin incirlerine
kiminin rengi ak, kimisi sarı
ahh! beni vursalar bir kuş yerine
akşamları gelir incir kuşları

ki ben mona roza bulurum seni
incir kuşlarının bakışlarında
hayatla doldurur bu boş yelkeni
o masum bakışlar su kenarında
ki ben mona roza bulurum seni

kırgın kırgın bakma yüzüme roza
henüz dinlemedin benden türküler
benim aşkım uymaz öyle her saza
en güzel şarkıyı bir kurşun söyler
kırgın kırgın bakma yüzüme roza

artık inan bana muhacir kızı
dinle ve kabul et itirafımı
bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
alev alev sardı her tarafımı
artık inan bana muhacir kızı

yağmurlardan sonra büyürmüş başak
meyvalar sabırla olgunlaşırmış
bir gün gözlerimin ta içine bak
anlarsın ölüler niçin yaşarmış
yağmurlardan sonra büyürmüş başak

altın bilezikler o kokulu ten
cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
bir tüy ki can verir bir gülümsesen
bir tüy ki kapalı gece ve güne
altın bilezikler o kokulu ten

mona roza siyah güller, ak güller
geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
kanadı kırık kuş merhamet ister
aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
mona roza siyah güller, ak güller

sezai karakoç'un bu değerli şiirini bana (bkz: podos) armağan etmişti. ona tekrardan teşekkürlerimi sunuyorum.
devamını gör...

neye göre kime göre diye sorgulatan durum.
eren bülbül 1 ocak 2002 doğumlu.
ölüm yılı 11 ağustos 2017. yer trabzon/maçka.
şu videoyu da izlemenizi tavsiye ederim. z kuşağı gümbür gümbür geliyor.
devamını gör...

hasan mezarcı, sen misin? derim.
devamını gör...

bütün gün evde canı sıkılan bir yıkık hareketidir. sıkıntıdan kafayı yiyen yazarlar sık sık yapmaktadır bu hareketi.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
gece hâli olsun bu kez.. uzun uzun bakmalık. hele sakinse, dalgası hoyrat değilse tadından yenmez. üzerine bir de çay içilirse ohh be.. bakınız çay da önemli.*
devamını gör...

çelişkili gibi dursa da başlık...
yatar yatmaz uyuyamayanlar bilir ki, uykudan önce yatakta geçirilen düşünme süresi sancılı olabilir. bu süreci ertelemek ve bayılana kadar yorulmak için uyumayı ertelemek gerekir. he uyumayıp ne yapılır. işte şimdi olduğu gibi klavyenin tık tık tık sesi dinlenir.
devamını gör...

düşünsene bir mağarada sın ve hayatında sadece sana yansıtılan nesneleri görerek hayatının sonuna kadar öyle yaşıyorsun, nasıl olurdu?
platon'un mağara alegorisi;
bu benzetmede insanların bir mağarada başlarını sağa sola hareket etmeyecek şekilde zincirlenmiş olan insanlardan bahsediyor. dış dünya ile ilgili habersiz bir yaşam sürdürmekte olan bu insanlardan bir tanesi bir gün bu zincirlerden kurtulur. ve gerçek dünya ile karşılaşır. hiç de bilmediği, görmediği şeyleri görür. gelip arkadaşlarına anlatır ancak arkadaşları buna inanmazlar çünkü doğduklarından beri mağarada olup sadece karşılarındaki duvarda onlara yansıtılan nesnelerin gölgelerini görmüşlerdi. bir rengi bile değil gölgeyi...

şu an toplumumuzda da böylesi bir durum vardır. doğup büyüdükleri ortamlarda onlara dayatılan fikirleri yaşamlarında sürdürürler ve asla bu düşüncenin aksi hareket etmezler. söylense bile hayatlarında yer edinmiş o fikirleri kedinin yavrusunu korumasındaki içgüdü gibi bir anlık bir refleksle sonuna kadar savunurlar.

platon ise bu alegorisinde, kendisine empoze edilen fikirleri ile yaşayan aklını kullanmayıp sorgulamasını bilmeyen ve kat'iyen
aksi fikirleri kabullenmeyen insanlar için benzetme yapmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

nisa 34 : serkeşlikletinden yıldığınız kadınlara gelince , onlara önce öğüt verin , onları yataklarda yanlız bırakın , bununla da düzelmezlerse onları dövün .
edit : yukarıda bir arkadaş tomurcuk meme olayını hatırlayamamış yardımcı olayım .
nebe 32 :şüphesiz takvâ sahipleri için umulanı buldukları yer, bahçeler, üzüm bağları, göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar, içki dolu kâseler vardır.
devamını gör...

fallen albümündeki bring me to life şarkısı hayatımda büyük yer edinmiş hard rock grubu. sene 2005 daha metrobüsün m'si yok ortalıkta. beylikdüzü'nden 30 km gidiş 30 km dönüş ile profesyonel toplu taşıma yolculuğu yaparak her gün eve dönüyorum. kulağımda amy çok güzel söylüyor.

"how can you see into my eyes like open doors?"

devamını gör...

ortaya bir teori atıyorum. inanan inanır, inanmayan neyse. şimdi online kısmının hemen yanında online/meşgul/ çevrımdışı durum seçenekleri bulunmaktadır. tanımınızı beğenen kişi online iken beğendiyse profil de son görülme kısmında online olduğu tarih ve saat yazar. bu kişi online olduktan sonra durumunu çevrımdışı yaptıysa hangi saat aralığında ve hangi tarihte girdiği gözükmez. doğal olarak online da iken son görülme kısmı tarihi ve saati görünür. demem o ki her şey durumum kısmımdaki online/ çevrımdışı kısmıyla alakalıdır. gizem çözüldü dağılabilirsiniz. (bkz: sözlüğün sherlock holmes yazarı)
devamını gör...

yamaç paraşütü anlamına gelmektedir. bir kere süzüldünüz mü o kanatlarda yere inmek istemezsiniz tutkudur. yükseklik korkusu olmayan insanların deneyimleyebileceği güzel aktivitelerden biridir. genel olarak ölü deniz civarlarında popülerdir ama atlayacak o kadar dağ bayır vardır ki değerleri asla bilinmez. bu sporu yaparken kesinlikle kas gücü gerekmektedir ipleri kontrol etmek adına ve rüzgarla iyi bir arkadaş olmanız gerekmektedir benden söylemesi. pilot olduğum zaman hepinizi uçuracağım hadi yine iyisiniz sayın yazarlar.
(bkz: koşarken atom karınca gibi gözükmek çok şirin ayrıca.)
devamını gör...

garipçiler ya da 1. yeniciler, şiirde biçim ve konu bakımından kuralsızlığı ve dil açısından yenileşmeyi benimseyen topluluktur. öncüleri;
orhan veli kanık, melih cevdet anday ve oktay rifat horozcudur.

türk edebiyatı'nda 1940' lı yıllara gelindiğinde şiirde biçim ve dil açısından serbestlik ve sadeliğe doğru bir eğilim olmuş, bu eğilim doğrultusunda "garip akımı" ortaya çıkmıştır.

henüz lise yıllarındayken şiir yazmaya başlayan ve aynı zamanda akımın öncüleri olan orhan veli kanık, oktay rifat horozcu ve melih cevdet anday, ölçü ve uyaklı, geleneksel şiire uygun, sabit konulu eserler yazmış olsalar bile bu tarzdan hoşnutsuz oldukları için bir müddet bu konu üzerine kafa yormuş ama çözüm bulamadıklarından dolayı şiir konusunda bir müddet sessiz kalmayı tercih etmişlerdir.

fakat bu sessizlik kısa sürmüş, 1937 yılında varlık dergisi'nde günlük konuşma diliyle yazılmış, imgesel ve soyut kavramlardan uzak, standart biçim koşullarından bağımsız şiirler yayımlayarak amaçladıkları yenileşme için ilk adımı atmışlardır bir nevi.

şiirde biçim, konu, dörtlük gibi belli kalıpları reddeden şairler, şiirlerinde alaycı ve iğneleyici bir tutum sergileyip ve de herkesin anlamasını istedikleri için toplum için sanat anlayışını benimseyerek alışılmışın dışında eserleri edebiyata kazandırmışlardır. örneğin orhan veli'nin yazdığı kitabe-i seng-i mezar şiirinin şu dizeleri normalden farklı olduğu için diğer yazarlarca tartışmalara da yol açmıştır:

"hiçbir şeyden çekmedi dünya
nasırdan çektiği kadar."


peki neden dilde sadeleşme çabası içerisindeydiler? yukarıda da söylediğim gibi toplum için sanat anlayışını benimseyen şairlere göre şiir, yalnızca aydın kesimin anlayacağı biçim ve imgelemelere göre yazılmamalıydı. şiirde kural olmamalıydı ve halkın içindeki herkes anlatılanı anlamalıydı. bu yüzden gündelik konuları ele alıp dili olabildiğine sadeleştirerek bu amaçlarını gerçekleştirdiler.

yine bu amaçları doğrultusunda, kuralsızlığı kural edinen garipçiler, 1941 yılında "garip" adını verdikleri ortak bir kitap yayımlayarak bu yenileşmeyi daha da duyurmuş ve benimsetmiştir.

akımın öncülerinin aklımızda kalması için yine şöyle kodlamıştık okulda:
"omo"
devamını gör...

rastgele bir kafeye girip de menüyü açınca fahiş fiyatları görüp ufak bi istişareden sonra kalkmaya karar vermek. herkesin aynı fikirde olması ama kafe sahibinin tek böbreğini istiyormuşsun mahcubiyeti ile ter dökmek. hatta telefonla konuşuyor gibi yapıp neticeden bahane uydurup kaçarcasına uzaklaşmak.. yazarken terledim.
devamını gör...

son zamanlarda izlediğim en keyifli en güzel diziydi. annemle beraber izledik ve çok güzel bir 7 bölümle baş başa kaldık.
dizi tam olması gerektiği gibi bitiyor tam yerinde bitiyor tam olması gereken bölüm sayısında bitiyor bence.
bir bölüm fazla olsa bir bölüm az olsa bu kadar komple olamazdı gibi geliyor. dönem dizisi olarak karşımıza çıkan the queens gambit dönemi çok güzel aktarıyor 60 ların belirli tadında kavramları izleyici ile buluşuyor. kıyafetler saçlar sokaklar arabalar hepsi bizi 60 lar dönemine götürüyor. hatta izlerken annem ne zaman çekilmiş bu dizi diye sordu bana o kadar başarılı yani.
izleyiciye umut vadediyor umutlu bir hikaye izlettiriyor. üstelik bunu yaparken satranç bilme zorunluluğu sunmuyor size. jest ve mimiklerden bile neler olduğunu anlıyorsunuz. mutlaka ama mutlaka izlenilmesi gereken güzel kusursuz bir hikaye. --! spoiler !--

diziyi izledikten sonra ne yazılmış ne çizilmiş diye bakma fırsatım oldu. insanlar beth harmon karakterine kızmışlar neden hademe amcayla hiç görüşmedin neden ziyarete gitmedin diye kızmışlar bir yerde haklılar ama dizi bunu bilerek böyle işliyor beth karakteri bunun cezasını fazlasıyla çekiyor bunun bedelini hıçkıra hıçkıra ağlayarak ödüyor. beth kusurlu problemli bir karakter o bir kahraman değil problemleri olan (içki sakinleştirici ) bir genç tecrübesiz çelimsiz saf masum ve en önemlisi ailesiz bir genç.
bu yazımda mutlaka işin matematik boyutunu konuşmak isterdim ama satranç bilmediğim için haddime değil.
bobby fischer adlı satranç oyuncusuna benzediğini falan okudum karakterin pek bir bilgim yok.
ayrıca dizi karakterleri öyle güzel işliyor ki mutlaka birinin bir yerde hikayeye dahil olacağını hissediyorsunuz.
mesela jolene karakteri bir an unutuyorsunuz ve karşınıza çıkıyor tebessümle hoşgeldin diyorsunuz.
yakışıklı gazeteci çocuk mesela birden tekrar geliyor ve hoşgeldin yakışıklı geç oyna diyorsunuz. diziyi o yönden çok beğendim.
ayrıca beth harmon tekrar yurda döndüğünde mr shaibelin odasına girdiğinde çok duygulandım ve gözyaşlarımı tutamadım.
o gazete küpürleri o fotoğraf çok duygulandırdı beni.
borgov karakterinin robot gibi davranıp kaybedince ayağa kalkıp alkışlaması son derece güzeldi. profesyonel olmak böyle bir şey.

--! spoiler !--

izlemeyen yazar arkadaşlar varsa aramızda mutlaka izlenmesi gereken bir netflix yapımı. çok güzeldi.
devamını gör...

kendini yetiştirmiş, saygılı, nerede ne konuşmasını bilen, insanlara nasıl davranacağını bilen bir insandan neden sıkılayım ki? sonuna kadar efendi, merhametli ve saygılı erkekleri savunacağım. böyle insanlarla hayat daha da güzelleşir, şayet siz de aynı şekildeyseniz bir senkronizasyon yakalayıp hayatı neşeli hâle getirirsiniz.
devamını gör...

fazla düşünmek.

asla sona ermeyen bir kısır döngü içinde daireler çizerken yaşam hücrelerinizi kafanızın içindekilere yem edersiniz.
devamını gör...

olmamasının verdiği huzursuzluktan emin olunmalıdır ki daha azdır. bir kaç örnek verelim...
okulu bitirirsiniz fakat bunu sadece annenizle paylaşabilirsiniz. kendisiyle paylaşmak için bir çok mermer yığınının olduğu bir yere gitmeniz gerek.
işe girersiniz ama heyecanınızı ona anlatamazsınız.
yeni bir tarif denersiniz... kötü de olsa eline sağlık kızım diyecek biri yoktur...
bir sağlık sorununuz olur artık sizi hastaneye götürecek biri yoktur kendiniz gidersiniz.
evde kumanda kavgası yapmak artık tatsızdır.
pazar günleri trt de yayınlanan kovboy filmlerine maruz kalma durumunu dahi özlersiniz.
gibi gibi şeyler işte... emin olun baba babadır. her ne olursa olsun olması daha iyidir.
devamını gör...

cemal süreya şiiri.



“sana yolculuk yapmak istiyorum…

kes yüreğine giden bir bilet,

cam kenarı değil;

can kenarı olsun…
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim