kırmızı oje
tırnağa değil de ete bulaşınca sinir krizi yaşama sebebim olan oje rengidir. her güzelin harcı değildir kırmızı ojeyi taşırmadan sürebilmek.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
yaaa şapşaaall*
sen de iyi ki varsın.*
sen iste yeter can dostum güzel insan merdumkaptan. ee tabii sengaripbenmutludünyalargüzeli ‘nin de bizde yeri ayrı.
sen de iyi ki varsın.*
sen iste yeter can dostum güzel insan merdumkaptan. ee tabii sengaripbenmutludünyalargüzeli ‘nin de bizde yeri ayrı.
devamını gör...
az bilinen görgü kuralları
nişan ya da düğün gibi bir durumu geçirdiyseniz sizi tebrik eden veya hayırlayan kişiye darısı başına denmez. teşekkür edilir.
devamını gör...
bergama zeus sunağı
tarih, yolculuk ve intikam
yapıya zeus altarı da denir. mö. 2. yüzyılda pergamon krallığı döneminde yapılan dinsel tarihi eserdir. bugün bizim topraklarımızdan kilometrelerce uzakta berlin pergamon müzesinde sergilenmektedir. yıllar önce bir berlin ziyaretinde bu sunağı görme fırsatı bulmuştum. çok iyi durumda ve bir müzede olmasına sevinirken, bu eserin neden ait olduğu topraklarda olmadığına da üzülmüştüm.

sunağın nasıl almanya’ya götürüldüğü bir muamma. bu konuda iki ayrı görüş var. ilki; bergama dikili yolu yapımı için bölgeye gelen alman mühendis carl humannın, yapıyı sandıklara numaralayıp koyduğu ve çandarlı açıklarında bekleyen alman gemilerine taşıdığı yani çaldığı yönündedir. ikincisi ise; o dönem osmanlının almanya’ya olan borçları nedeniyle dönemin padişahı ikinci abdülhamit tarafından sunağın almanlara verildiğidir. ancak bu konuda bizde yazılı bir belge yoktur. alman kaynaklarından durumu okuduğumda ikinci olasılığın daha doğru olduğunu söylemek mümkün. alman kaynakları, kazı izinlerini dönemin padişahı tarafından verildiğini ve götürülen eserler için “şimdi sıkı durun” 20 bin mark ödendiğini belgeli olarak belirtirler. yani; ölü eşek parasına gitmiş eser…

devasa bir yapı, altı katlı bir bina yüksekliğindedir. almanlar önce sunağı taş taş ekleyip bir yap boz gibi berlin’de bir araya getirdiler ve sonra üstüne bir müze binası inşa ettiler. bu sunağı çok seven ve daha büyüğünün yapılmasını isteyen tanıdık biri vardır adolf hitler
hitler, sunağı ziyaretinde yanında genç bir mimar vardır. adı albert speer. hitler, mitingleri için nürnberg şehrinde bergama sunağı kadar sağlam ve görkemli ancak çok daha büyük bir yapı yapmasını ister nazi almanyasının baş mimarından. albert speer uzun süre bergama sunağı üzerinde çalışır ve hitlerin isteğini yerine getirir. o eski şaşalı hitler miting görüntülerinin çoğu, speer’in inşa ettiği ve bergama zeus sunağından esinlediği nürnberg stadyumunda gerçekleşmiştir. ancak savaş döneminde bombalardan kurtulamaz bu yapı. bugün çok az kalıntıları geriye kalmıştır.

bergama zeus sunağını almanya’ya kaçıran carl humann’ın mezarı bugün bergama’da, zeus sunağı almanya’da, bu antik yapıdan etkilenen hitler ise savaşın kaybeden tarafındadır.
sanırım kendi topraklarından koparılmasının intikamını almıştır bergama zeus sunağı. bergama halkının dün tarihi çalındı bugün siyanür ile altınını çalıyorlar ve bu hırsızlık devlet eliyle meşrulaştırılıyor.
kaynak: gözümle gördüğüm ve berlin müzesi resmi web sayfası k1alm
yapıya zeus altarı da denir. mö. 2. yüzyılda pergamon krallığı döneminde yapılan dinsel tarihi eserdir. bugün bizim topraklarımızdan kilometrelerce uzakta berlin pergamon müzesinde sergilenmektedir. yıllar önce bir berlin ziyaretinde bu sunağı görme fırsatı bulmuştum. çok iyi durumda ve bir müzede olmasına sevinirken, bu eserin neden ait olduğu topraklarda olmadığına da üzülmüştüm.

sunağın nasıl almanya’ya götürüldüğü bir muamma. bu konuda iki ayrı görüş var. ilki; bergama dikili yolu yapımı için bölgeye gelen alman mühendis carl humannın, yapıyı sandıklara numaralayıp koyduğu ve çandarlı açıklarında bekleyen alman gemilerine taşıdığı yani çaldığı yönündedir. ikincisi ise; o dönem osmanlının almanya’ya olan borçları nedeniyle dönemin padişahı ikinci abdülhamit tarafından sunağın almanlara verildiğidir. ancak bu konuda bizde yazılı bir belge yoktur. alman kaynaklarından durumu okuduğumda ikinci olasılığın daha doğru olduğunu söylemek mümkün. alman kaynakları, kazı izinlerini dönemin padişahı tarafından verildiğini ve götürülen eserler için “şimdi sıkı durun” 20 bin mark ödendiğini belgeli olarak belirtirler. yani; ölü eşek parasına gitmiş eser…

devasa bir yapı, altı katlı bir bina yüksekliğindedir. almanlar önce sunağı taş taş ekleyip bir yap boz gibi berlin’de bir araya getirdiler ve sonra üstüne bir müze binası inşa ettiler. bu sunağı çok seven ve daha büyüğünün yapılmasını isteyen tanıdık biri vardır adolf hitler
hitler, sunağı ziyaretinde yanında genç bir mimar vardır. adı albert speer. hitler, mitingleri için nürnberg şehrinde bergama sunağı kadar sağlam ve görkemli ancak çok daha büyük bir yapı yapmasını ister nazi almanyasının baş mimarından. albert speer uzun süre bergama sunağı üzerinde çalışır ve hitlerin isteğini yerine getirir. o eski şaşalı hitler miting görüntülerinin çoğu, speer’in inşa ettiği ve bergama zeus sunağından esinlediği nürnberg stadyumunda gerçekleşmiştir. ancak savaş döneminde bombalardan kurtulamaz bu yapı. bugün çok az kalıntıları geriye kalmıştır.

bergama zeus sunağını almanya’ya kaçıran carl humann’ın mezarı bugün bergama’da, zeus sunağı almanya’da, bu antik yapıdan etkilenen hitler ise savaşın kaybeden tarafındadır.
sanırım kendi topraklarından koparılmasının intikamını almıştır bergama zeus sunağı. bergama halkının dün tarihi çalındı bugün siyanür ile altınını çalıyorlar ve bu hırsızlık devlet eliyle meşrulaştırılıyor.
kaynak: gözümle gördüğüm ve berlin müzesi resmi web sayfası k1alm
devamını gör...
adnan menderes
iktidara gelene kadar mazlumu oynayan, iktidara geldikten sonra muhalifi olan herkese zulm eden eski devrik başbakan.
birini hatırlattı mı size ?
birini hatırlattı mı size ?
devamını gör...
cem yılmaz'ın 1995 doğumlu sevgilisi
cemo fakir fukara bir çulsuz olsaydı ne sübyancılığı kalırdı ne de sapıklığı. değişen değer yargılarını anlayamayan iki kesim var ülkede. biri cırtlak sesli femolar diğeri de yobaz dinciler. kadın veya erkek fark etmiyor. artık reşit olan her birey güç ve erk istiyor. aynı zamanda bu uğurda kalıplaşmış ahlaki dogmaları da umursamıyor. iyi mi kötü mü mahkemesinin hakimliğini yapmak bize düşmemeli. dediğim gibi ; faber est suae quisque fortunae (herkes kendi talihinin mimarıdır)
devamını gör...
sigaranın faydaları
eksi sonsuza doğru gider.
sigara kullanan kişilerin kanser nedeniyle ölüm oranı, kullanmayanlardan 15 - 25 kat daha fazla. hatta yapılan araştırmalarda, içilen her bir sigaranın insan ömründen 12 dakika çaldığı hesaplandı. dünyada her yıl 4 milyon, türkiye’de ise 100 bin insan sigaradan hayatını kaybediyor.
www.bayindirhastanesi.com.t....
sigara kullanan kişilerin kanser nedeniyle ölüm oranı, kullanmayanlardan 15 - 25 kat daha fazla. hatta yapılan araştırmalarda, içilen her bir sigaranın insan ömründen 12 dakika çaldığı hesaplandı. dünyada her yıl 4 milyon, türkiye’de ise 100 bin insan sigaradan hayatını kaybediyor.
www.bayindirhastanesi.com.t....
devamını gör...
yazarların yaşadıklarını hissettiği anlar
sağlığımın iyi olması. hiç bir şey sağlık kadar önemli değil.
devamını gör...
fidel castro
selam sana fidel.
büyük devrimcinin bugün ölüm yıldönümü.
yakılan bedeninin külleri, bir kutu içerisinde, hawana'dan doğduğu yer olan santiago de cuba' ya, önde bir arkada bir araba eşliğinde, tam 1.000 kilometre boyunca götürülmüştü.
tüm halk, köylüler, yola dizilip onu alkışlıyor ve gözyaşı döküyordu.
o gün kötü lakin tarihi bir gündü.

saygıyla... vas bien fidel...
büyük devrimcinin bugün ölüm yıldönümü.
yakılan bedeninin külleri, bir kutu içerisinde, hawana'dan doğduğu yer olan santiago de cuba' ya, önde bir arkada bir araba eşliğinde, tam 1.000 kilometre boyunca götürülmüştü.
tüm halk, köylüler, yola dizilip onu alkışlıyor ve gözyaşı döküyordu.
o gün kötü lakin tarihi bir gündü.

saygıyla... vas bien fidel...
devamını gör...
gün eksilmesin penceremden
bir cahit sıtkı tarancı şiiri.
son iki dize kendi ve orhan veli gibi şairlerin yaşam felsefesini özetler biraz da:
'her mihnet kabulüm, yeter ki
gün eksilmesin penceremden!''
son iki dize kendi ve orhan veli gibi şairlerin yaşam felsefesini özetler biraz da:
'her mihnet kabulüm, yeter ki
gün eksilmesin penceremden!''
devamını gör...
normal sözlük şikayet hattı
düşünüyorum, düşünüyorum, işin içinden çıkamıyorum. son 1 haftadır bakıyorum da ceza almayan yazar kalmamış ve bir yazar olarak sorguluyorum. neden? gidip bakıyorum profillerine, tanımlarına acaba format dışı bir şey mi yapmışlar diye ama ne hikmetse bulamıyorum.
benim gibi tanımlarının çoğu forumsal (bkz: lark_twain_123) olan insanlar burada at koştururken; sırf az biraz troll olan yazarların (bkz: tayber doğan) ve (bkz: hristiyanismail) üstlerine bu kadar gidilmesini doğru bulmuyorum. hatta bakın troll değil (bkz: bir bilen); gerçek tanım yapan yazarlara keyfi ceza verilmesini yanlış buluyorum. bu korku yönetiminin asla ama asla savunucu olamam ve kimseden de korkmuyorum. gerekirse siliğimi yer yerime otururum ya da tanımım veya başlık silinir ne ki?
şurada yazan kaç kişiyiz ki zaten? herkesin görüp de sessiz kaldığına daha fazla susamam. ben de istatistikleri inceliyorum ve görüyorum ki günlük tanım sayısı aydan aya gittikçe düşmüş. sonra tabii eski yazarlara mail atılır, gelin ve yazmaya devam edin diye. gerçekten potansiyeli olan bir yere yazık ediyorsunuz bu hareketlerle. zaten formata uygun tanım giren yazar sayısı çok çok azken bunu kendi isteğinizle iyice düşürüyorsunuz.
lütfen yönetim olarak ne istediğinize karar verin ve yola öyle devam edin. troll istemiyorsanız, yalnızca fularlı yazarlar istiyorsanız bunu sözlüğe girişte kocaman yazılarınızla belirtmenizi rica ediyorum ki zamanla insanların bilmem kaç bin tanımlı hesapları, daha doğrusu emekleri çöp olmasın. tabii onlar için.
benim yönetimle asla kişisel bir problemim yok, olamaz da zaten. ama özellikle yönetimin de yazarlarla kişisel problemleri olmamalı ki insanlar sizlerin söylediklerinizi yaparken onlara sebepsiz yere uygulamalar yapmak yerine "sen formata uygun değilsin, bu yüzden ceza verdik. senin tanımların formata uygun olsa da canımız ceza vermek istedi. sen de diğer modlar hakkında böyle yazdığın için seni uçurduk." bunları demenizi tercih ederler eminim.
profesyonel olun lütfen. evet herkes birbirinden hoşlanmak zorunda değil ama kimse durduk yere birbirine de sallamak zorunda değil. benden bu kadar umuyorum tanımım silinmez.
benim gibi tanımlarının çoğu forumsal (bkz: lark_twain_123) olan insanlar burada at koştururken; sırf az biraz troll olan yazarların (bkz: tayber doğan) ve (bkz: hristiyanismail) üstlerine bu kadar gidilmesini doğru bulmuyorum. hatta bakın troll değil (bkz: bir bilen); gerçek tanım yapan yazarlara keyfi ceza verilmesini yanlış buluyorum. bu korku yönetiminin asla ama asla savunucu olamam ve kimseden de korkmuyorum. gerekirse siliğimi yer yerime otururum ya da tanımım veya başlık silinir ne ki?
şurada yazan kaç kişiyiz ki zaten? herkesin görüp de sessiz kaldığına daha fazla susamam. ben de istatistikleri inceliyorum ve görüyorum ki günlük tanım sayısı aydan aya gittikçe düşmüş. sonra tabii eski yazarlara mail atılır, gelin ve yazmaya devam edin diye. gerçekten potansiyeli olan bir yere yazık ediyorsunuz bu hareketlerle. zaten formata uygun tanım giren yazar sayısı çok çok azken bunu kendi isteğinizle iyice düşürüyorsunuz.
lütfen yönetim olarak ne istediğinize karar verin ve yola öyle devam edin. troll istemiyorsanız, yalnızca fularlı yazarlar istiyorsanız bunu sözlüğe girişte kocaman yazılarınızla belirtmenizi rica ediyorum ki zamanla insanların bilmem kaç bin tanımlı hesapları, daha doğrusu emekleri çöp olmasın. tabii onlar için.
benim yönetimle asla kişisel bir problemim yok, olamaz da zaten. ama özellikle yönetimin de yazarlarla kişisel problemleri olmamalı ki insanlar sizlerin söylediklerinizi yaparken onlara sebepsiz yere uygulamalar yapmak yerine "sen formata uygun değilsin, bu yüzden ceza verdik. senin tanımların formata uygun olsa da canımız ceza vermek istedi. sen de diğer modlar hakkında böyle yazdığın için seni uçurduk." bunları demenizi tercih ederler eminim.
profesyonel olun lütfen. evet herkes birbirinden hoşlanmak zorunda değil ama kimse durduk yere birbirine de sallamak zorunda değil. benden bu kadar umuyorum tanımım silinmez.
devamını gör...
yazarlara ait gökyüzü fotoğrafları
devamını gör...
vuslat
bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,
ömrün bütün ikbalini vuslatta duyanlar,
bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamanı,
görmezler ufuklarda, şafak söktüğü anı...
gördükleri ru'ya ezeli bahçedir aşka;
her mevsimi bir yaz ve esen ruzgarı başka.
bülbülden o eğlencede feryad işitilmez;
gül solmayı; mehtab, azalıp gitmeyi bilmez...
yahya kemal beyatlı
ömrün bütün ikbalini vuslatta duyanlar,
bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamanı,
görmezler ufuklarda, şafak söktüğü anı...
gördükleri ru'ya ezeli bahçedir aşka;
her mevsimi bir yaz ve esen ruzgarı başka.
bülbülden o eğlencede feryad işitilmez;
gül solmayı; mehtab, azalıp gitmeyi bilmez...
yahya kemal beyatlı
devamını gör...
yazar nicklerinden cümle kurmak
hiçbir yere varmayacak, sonu havada kalmış bir hikâye geliyor:
üzerinde "chocolatewithmilk" yazan çikolatayı evirip çevirip rafa koyarken "kimse masum değil" dedi arkadaşına alçak sesle. "neydi o... dilimin ucunda. x rot gibi ray miydi? yok yahu! karıştırdım iyice. bir şarkı vardı hani, rap..."
"rota'nın x ray şarkısını mı diyorsun?"
"hah, işte o! ne diyordu orada; tamamının ruhları ölü. evet evet, ruhu ölmüş insanların çünkü masum değiller."
"bence sen bir doktora görün. bu aralar hiç iyi değilsin. sana lazım olan şey iyi bir..."
ikisi aynı anda "kafatolog" deyince gülmeye başladılar. psikolog ya da psikoterapist demek yerine kafatolog derlerdi, kafa doktoru anlamında.
"evet. gerçekten bu aralar fazla düşünmeye başladım sanırım. düşünmemek, bilmemek en iyisi belki de... bilmemenin bilgisi... docta ignorantia deniyordu galiba..."
"ne konuşuyorsun kendi kendine?"
"farkında değilim konuştuğumun. sessizce düşündüğümü sanıyordum."
"haydi gel sana yemek ısmarlayayım! derdini bana orada anlatırsın."
konuşarak çıktılar marketten.
"tantuniye ne dersin?"
"harika olur!"
tabelasında tantuni sultan süleyman yazan mekâna yöneldiler. "süleyman abi nefis yapar tantuniyi, göreceksin..."
içeri girdiklerinde yaşlı bir adam gelip siparişlerini aldı. konuşmalarından "süleyman abi" olduğu anlaşılan adam masadan ayrıldıktan sonra bizimki sordu:
"yahu bu adam bin yaşında!"
"o yüzden salhurde süleyman derler. farsçada çok yaşlı demek salhurde ama sen yaşına bakma. birazdan parmaklarını yiyeceksin, güven bana."
tantuni gerçekten nefisti. dükkândan çıkınca konuşmaya başladılar.
"dedim sana değil mi? tantunide üzerine yoktur süleyman abi'nin. ha, şurada tayber diye bir arkadaşımın dükkânı var, uğrayalım mı birkaç dakikalığına? kafa adamdır, tanıştırayım sizi?"
"tayber mi? soyadı ne?"
"doğan. tayber doğan. ne oldu?"
"tayber diye bir tanıdığım var da, o mu acaba diye merak ettim sadece. pek rastlanan bir isim değil de... olur, gidelim"
biraz hoşbeşten sonra oradan da çıkıp evlerine doğru yöneldiler. "ee, buradan ayrılıyoruz yine..."
"dur hele! gece yeni başlıyor daha! seni biriyle daha tanıştıracağım. seneca adlı yabancı bir kız. yarasa seneca deriz, geceleri pek uyumadığı için. bir de erkek kardeşi var. adı weasley. çok eğlenceli insanlar göreceksin bak!"
iki arkadaş sallana sallana yürüyerek ve gülüşerek akşamın karanlığında gözden yavaş yavaş kayboldular.
*
üzerinde "chocolatewithmilk" yazan çikolatayı evirip çevirip rafa koyarken "kimse masum değil" dedi arkadaşına alçak sesle. "neydi o... dilimin ucunda. x rot gibi ray miydi? yok yahu! karıştırdım iyice. bir şarkı vardı hani, rap..."
"rota'nın x ray şarkısını mı diyorsun?"
"hah, işte o! ne diyordu orada; tamamının ruhları ölü. evet evet, ruhu ölmüş insanların çünkü masum değiller."
"bence sen bir doktora görün. bu aralar hiç iyi değilsin. sana lazım olan şey iyi bir..."
ikisi aynı anda "kafatolog" deyince gülmeye başladılar. psikolog ya da psikoterapist demek yerine kafatolog derlerdi, kafa doktoru anlamında.
"evet. gerçekten bu aralar fazla düşünmeye başladım sanırım. düşünmemek, bilmemek en iyisi belki de... bilmemenin bilgisi... docta ignorantia deniyordu galiba..."
"ne konuşuyorsun kendi kendine?"
"farkında değilim konuştuğumun. sessizce düşündüğümü sanıyordum."
"haydi gel sana yemek ısmarlayayım! derdini bana orada anlatırsın."
konuşarak çıktılar marketten.
"tantuniye ne dersin?"
"harika olur!"
tabelasında tantuni sultan süleyman yazan mekâna yöneldiler. "süleyman abi nefis yapar tantuniyi, göreceksin..."
içeri girdiklerinde yaşlı bir adam gelip siparişlerini aldı. konuşmalarından "süleyman abi" olduğu anlaşılan adam masadan ayrıldıktan sonra bizimki sordu:
"yahu bu adam bin yaşında!"
"o yüzden salhurde süleyman derler. farsçada çok yaşlı demek salhurde ama sen yaşına bakma. birazdan parmaklarını yiyeceksin, güven bana."
tantuni gerçekten nefisti. dükkândan çıkınca konuşmaya başladılar.
"dedim sana değil mi? tantunide üzerine yoktur süleyman abi'nin. ha, şurada tayber diye bir arkadaşımın dükkânı var, uğrayalım mı birkaç dakikalığına? kafa adamdır, tanıştırayım sizi?"
"tayber mi? soyadı ne?"
"doğan. tayber doğan. ne oldu?"
"tayber diye bir tanıdığım var da, o mu acaba diye merak ettim sadece. pek rastlanan bir isim değil de... olur, gidelim"
biraz hoşbeşten sonra oradan da çıkıp evlerine doğru yöneldiler. "ee, buradan ayrılıyoruz yine..."
"dur hele! gece yeni başlıyor daha! seni biriyle daha tanıştıracağım. seneca adlı yabancı bir kız. yarasa seneca deriz, geceleri pek uyumadığı için. bir de erkek kardeşi var. adı weasley. çok eğlenceli insanlar göreceksin bak!"
iki arkadaş sallana sallana yürüyerek ve gülüşerek akşamın karanlığında gözden yavaş yavaş kayboldular.
*
devamını gör...
kahvaltıda portakal suyu içmek
tv reklamlarında gördüğüm durum . hayatım da kahvaltıda çay hariç bir şey icmedim. annemin meşhur bir lafı var: çaysız kahvaltı mı olur?
devamını gör...
deniz benim değil kürdistan’ın kızıdır
normal olmayan bir beyandır.
çok yazık umarım acıyla söylenmiş sözlerdir.
çok yazık umarım acıyla söylenmiş sözlerdir.
devamını gör...
saça şekil vermeden evden çıkmak
kısa saçlı olmanın avantajlarından biridir.
rahatlıktır.
rahatlıktır.
devamını gör...





