ben bu başlığa katkımı istismarın çocuklar üzerindeki etkilerinden bahsederek sağlamak istiyorum.

insanın varlığının ve karakterinin temellerinin atıldığı çocukluk döneminde maruz kalınan istismarlar, çocuğun istismar eden kişi ile istismar edilen ortama prangalanmasıdır. üzerinden yıllarda geçse etkileri geçmeyecek ve derin izler bırakacaktır. özellikle istismarı çocuğun bakımından sorumlu olan kişilerce (ki bu grup istismar vakalarının çoğunu oluşturur) edilmesi en travmatik vakaları oluşturur.
hayatını sürdürebilmek için bakıma ihtiyaç duyduğu dönemde istismara uğrayan çocukların kendini maddeleştirmesi ve benlik algısını yitirmesi sık gözlemlediğimiz durumlar olmakla beraber bu durumların sonucunda çocuklarda duygusal/davranışsal ve sosyal sorunlar meydana gelir.

kendini suçlama ,öfkelenme .fobiler. utanç duyma ,anksiyete. endişelenme, cinsel işlev bozuklukları,(büyük harfler ile okuyun) intihara meyil evet çocuklar evet intihara meyil gibi duygusal sonuçlara yol açar ve çocuğun duygusal gelişimi tamamen durdurma noktasına getirebilir. çocuk dünyayı deneyimleri doğrultusunda değerlendirdiği için özellikle mutaasıp toplumlarda kendini suçlamaya meyillidir çünkü toplum 10 yaşında ki çocuğun eteğini konuşmaktan veya boyunun bir yetişkine yakın uzunlukta olduğu için dikkat çekici olduğunu söylemekten geri durmayacağı gibi çocuk büyüdüğü bu sosyal mesajların içerisinde kendini istismar suçunun gücünün yetmeyeciği bir yetişkinde olma ihtimalini dahi düşünmez! barınma ve beslenme kadar temel bir ihtiyaç olan can güvenliğinin sağlanma ihtiyacından yoksun olan çocukta elbette can korkusu, ölüm korkusu ve bir çok fobi vahşi şekilde zihnine kazınır ve ömür boyu kendini her fırsatta hissettirir bu yeni başladığı iş yerinde patronun onur kırıcı sözlerine tahammül etmesi gerektiğini düşünmesi yada sevgilisinin kötü muamelesine boyun eğmesi gerektiğini düşünmesi şeklinde de gün yüzüne çıkabilir. unutulmamalıdır büyüdüğünde geçen acılar yalnızca düştüğümüzde hissedilen fiziksel acılardır.

kendini güvende hissetmeme ve benliğinin kaybedilmesi durumlarında etkilenen bir diğer gelişimde sosyal gelişim. kendini her an istismardan korumaya yönelik planlar yapan çocukların sağlıklı ilişkiler kurmasıda pek mümkün değil çünkü çevrede ki herkes potansiyel istismarcı. çevrende bulunan ve sana gücü yeten herkesin senin canını yakmaya hakkı olduğunu ve bununla mücadele edemeyeceğini bilmenin verdiği çaresizlik! evet sosyal ilişkileri tam olarak bu hisler yok ediyor , ne kadar adaletsiz değil mi ? okulda sosyal ilişkiler kurma konusunda isteksizlik ,iletişim başlatma ve sürdürmede problemler, yalnızlık, tepkisel davranışlar örneğin dokunmak yada sarılmak isteyen insanlar karşısında donup kalma yada ağlama krizlerine girme vs gibi, tepki gelişen durum yada davranışla her karşılaştığında hatırlayacağı anları düşününce ne kadar ağır geliyor insana değil mi?

kurban olarak sürdürülen bir hayatın elbette davranışsal somut yansımalarıda olacak bunlar istismarıcının çocuğun ne kadar yakınında olduğu ve istismarın sürekliliği gibi değişkenlere bağlı olarak artıyor ve geri dönülemez bir hal alıyor. çocuk kendini ''kirli'' olduğu düşüncesiyle kaynar suyla yıkamaya çalışabiliyor ve bunu davranış haline getirebiliyor yada kendine işkence etmek, kendini aç bırakmak (ve devamında yeme bozuklukları ) gibi davranışlar geliştirebiliyor.

bu tür yazıları yazmayı çok uygun bulmasamda istismarı normalleştiren insan görünümlü canavarların bir çocuğun hayatının nasıl tarumar edildiğini öğrenmesi ve içinde en küçük empati duygusu kaldıysa bunu kullanmasını sağlamak için yazıyorum.
ve son olarak istismar mağduru biri ile iletişime geçildiğinde bu durumu öncesinde bildiğinizde vs vs durumlar mağdur ile bu konuyu konuşmayı çalışmayın özellikle çocuklarda zaten yeterince hasar bıraktığı için bu konu ile ilgilenmeyin yalnızca uzmanlara bırakın kamu spotu bu kadardı.

insanlığın yeniden filizlendiği bir dünyada çocukların büyümesi dileğiyle!
devamını gör...

görsel
devamını gör...

bestecisi mike oldfield olup, 25 dakikalık enstrümantal bir müziktir. oldfiled'ın 17 yaşında bestelemeye başlayıp 19 yaşında bitirdiği müziktir. 1973 yapımı the exorcist filminin main themedir. oldfield enstrümanların çoğunu kendisi çalmıştır.

ne zaman duyulsa bu filmi hatırlatır,bir zamanlar cep telefonu zil sesi olarak çok kullanılırdı.
devamını gör...

okumaz ki...

edit: okuyormuş.
devamını gör...

evet.. çifte standart sergilemeleri sebebi ile duyduğum rahatsızlıktan ötürü online oldukları zaman yazmama kararı aldığım iki moderatör birden şu an sitede yokken bir şeyler karalayabilirim.

neden özelden yazmıyorsundan başlayalım. yazdım arkadaşlar en tepe noktası kimse onunla konuştum, bir çözüm bulunamadı. derdimi anlatamıyorum. bu yüzden tıpkı askerde olduğu gibi silsile yoluyla yani yöneticiden de bir üst merci olan sözlüğün geneline yazıyorum.

öncelikle arkadaşlar bazı konuları netleştirelim, kimse kafanıza silah dayayıp 'moderatör' olacaksın kardeşim demiyor. kişi kendi rızası ile bu yola girmiş bulunuyorsa, kusura bakmasın kişisel görüşlerini, dini inancını, zevklerini, hobilerini cartına curtuna göre sözlükte yazmakta olan yazarlar arasında çifte standart uygulayamazsın. hiçbir forum yada sözlükte de bu türden bir moderasyon ekibi olmaz. olmamalı da. yazarlar arasında ayırım yapılıyor ve bu ayırım yapılırken 'ama onlar da insan karşimm' deniliyorsa burasıi zaten saçmalık. iş kolu bu arkadaşlar. sözlük kendi içinde ne kadar amatör ruha sahip olursa olsun, yönetim kademesinde kişisel görüşlerin önemi olmamalı. x moderatörü trolleri sevmez sansür uygular alkışlanılır. yarın y moderatörü gelir trolleri koruyup kollar. ee o zaman ne olacak? kmoderatörün anlık ruh haline göre mi format olacak, olmaz o iş öyle.

helios'un bu türden noktalarda, ne denli önemli olduğunu anlatmaya kalksam akşam olur. kadıncağız zaten reel hayatında da yönetici. bir yöneticinin nasıl olup nasıl olmaması hakkında ders niteliğindeydi. yeri hiçbir zaman doldurulamayacak ve kendisini cidden çok özlüyorum.

bir diğer husus. arkadaşlar ben kendime bir ayrımcılık talep etmiyorum. böyle bir isteğim yok. hatta 'yine anlamayacağım' sebeplerle uçurulduğum gibi tekrardan uçurulma pahasına yazıyorum bunları, farkındayım. benim lucifer profilinin kapatılıp, kapatılmaması ile bir derdim yok. gram umrumda bile değil. bu yaptığım şeyin bigün farkına varacaksınız hepiniz, öyle umuyorum en azından. her birinizin tek tek haklarınız için yazıyorum. lucifer profilini uçursalar, ertesi gün mehmet isimli biri gelir, benzer sorunlar yaşanılır, kaçınılmaz son. kısır bir döngü. bunu zaten biliyorsunuz.

bugün sabah siteye girip yazmaya başladım, başlık açıyordum. sözlükte y kadının bilmem ne olması gibi başlıklar sansürlenirken, y erkeğinin bilmem ne olması başlıkları sabit duruyor, ya diyorum kim acaba moderatör bugün. ve bingo. tahmin edilen iki kişi. aynı anda online'lar.

rahatsızlık duyduğum moderatörlerden birinin ruh halinden ve bana uyguladığı mobingten bahsedeyim, direkt ad vereyim hatta hay ı may ran. diğer rahatsızlık duyduğum moderatör hakkında yazmayacağım.

kendisinden gına geldi arkadaşlar. bir moderatörün siteden gitmesi sebebiyle beni suçluyor, bu suçlama üstünden de bana olan öfkesini moderasyon kimliğiyle çıkartıyor.

bir entryimi başka bir siteden kopyalayıp bu sitede kullanan bir moderatöre bu durum için yazı yazdım. sitem ettim. artık bunun için mi yoksa zaten gidecekti üstüne mi denk geldi bilmiyorum adamın da sözlüğü terk edesi tuttu ve gitti.

bende o ara kafa iznine ayrıldım, bir kaç gün sonra döndüğümde bir mesaj aldım sevgili hay may'dan 'keşke hiç dönmeseydin sözlüğe, ciddiyim' profeyşınıl bir moderatör 'hoş geldini' siteye ilk geldiğimde aldığım mesaj nerede bu mesaj ne sısısıs

karambol benim yüzümden gitmişmiş. ve bahsi geçen çalıntı yazının bana ait olduğunu ispatlamamı istiyor ısrarla, haklı dedim ve ona zaten 'kendisinin de yazarlığı bulunduğu bir x sitesinden' yazımı gösterdim. sene 2016 falan. o tarihlerde yazmışım, kendisi de beni o siteden tanıyor zaten.

herneyse bu yazıyı 2017 senesinde uludağ sözlükte de kullanmışım. ama farklı bir nick ile. sevgili hay may ayran o siteden tutturdu illa ispatlamamı isteyip duruyor. diyorum ki 2016? 2017 senesi ne alaka? yok tutturdu o siteden kendisine mesaj atacakmışım. kendisine o sitedeki yazarlığımın şifresini hatırlamıyorum diyorum kaç yıl geçmiş, yok illa atacaksın!! hatta uludağ yöneticilerine ulaşıp yazarlığımı açtıracakmışım. bak bak. bir moderatörün sevdiği bir diğer moderatörün düştüğü yanlış için kendisinin de peşine düştüğü olaylara bak.

bir moderatörün şahsi sebeplerden moderasyon kimliğiyle bir yazara böyle işler yaptırması normal mi? cevap sizin.

neyse dönelim. yok illa kendini haklı görmek için çırpınıyor. olayın saçmalığını anlatamıyorum. baktım olmayacak gerçekten de dediğini yaptım ve kendisine o siteden mesaj attım. evet dedim.. bir özür beklediğimi söyledim. cevap 'senden ne özür dileyeceğim sen önce sözlükten kaçırdığın yazarın hesabını ver'

bir profeyşınıl moderatörün gururuna gel.

bu olaya takriben yoldaşa ulaştım. anlattım meramımı. kendisi sağ olsun geçiştirdi gitti. hay may ile konuşucam dedi. bende tamam dedım. demek ki bir düzenleme gelecek dedim, anlaştık bitti. yazdıklarımı da sildim siteden.

gelinen noktada. tam olarak.

lucifer 'şu konuda yazma'
lucifer 'şu yazara nickaltı girme'
lucifer 'bu konuda konuşamazsın'
lucifer 'etik dışı oylama yaptın' (abi ne demek bu diye mail attım siteye sallayan olmadı) sözlükte de bir tanımı yok. hiçbir fikrimin olmadığı bir konuda 2 gün ceza yedik.
lucifer 'regl konularında konuşma'
lucifer 'kaos çıkarma'
lucifer ensendeyim
lucifer beğenmiyorsan yazma
lucifer bakınız verme
lucifer sözlüğe neden geri geldin.
lucifer açtığın başlıkların yarısını sansürlüyorum

lucifer'ın hiçbir önemi yok, banla geç. lucifer gider mehmet gelir. troll sınırlaması adı altında yapılan bu mobing bayıyor arkadaşlar.

yoldaş'a nacizane öneri. gündem konularını zaten siz belirliyorsunuz. madem bu hay may adlı moderatörün, mod yetkisini almak istemiyorsun. o vakit akış 2 oluşturabilirsin. neden olmasın? troll akışı olur yine küfürün yasak, belli sınırları olan bir akış yaratılabilir. adı önemsiz isterseniz bok çukuru deyin, böylelikle troll olan 'benim gibi' yazarlar o akışta takılır. edebiyat sanat şiir siyaset yapmak isteyen de kendi akışında yazar, herkes rahatlar. trollerin inine gelen de nereye geldiğini bilerek giriş yapar ya da yapmaz. ama dırdır etmez. akış 2'nin kendi içinde moderatörü dahi olabilir.

ben açıkçası sitede gram özgür olduğumu hissetmiyorum. ensemdeki nefeslerden bıktım. bir çözüm getirilinceye kadar sözlükten şutlanma pahasına moderatörlerle alakalı yazmaya devam edeceğim, rahatsız olduğum bahsi geçen iki moderatörün de online olduğu zaman aralıklarında protesto ederek yazmayacağım.

saygılarla.
devamını gör...

memur kafalı adamın yapmaması gereken eylem. risk alabilenlerin işi. büyümeyi, insiyatif ve sorumluluk almayı zorunlu kılan hal. zor iş.
devamını gör...

ilber ortaylı tek kelimeyle küstahlık olarak tanımlamıştır.

devamını gör...

amerika'dan çıkan, genellikle pazar günleri yenen, sabah ile öğle yemeğinin birlikte yendiği bir öğün. büyük şehir hayatı süren insanlarımızın da pazar günü uyguladıkları bir ziyafet.
11. 00 saatlerinde başlar, ikindi vaktine kadar uzadığı da olur. yumurtası, peyniri, sucuğu, pastırması, kaymağı, böreği, çöreğine kadar ne ararsanız var. tabi bütçe el verirse. sofradan kalkınca mideye lokma girecek tek yer kalmıyor. yani tek öğünle gün tamamlanmış oluyor.
devamını gör...

okunan kitabın şeyma subaşı tarafından yazılmış olan "sadece şeyma" kitabı olduğuna dair yemin edebilirim ama ispatlayamam.
devamını gör...

an itibarı ile kraliyet armasında hame adlı yazarımızı bir gölge gibi takip etmekte.
son düdüğün 23.59'da çalınacağını düşünürsek halen ciddi bir şansı bulunmakta.
devamını gör...

mustafa kemal atatürk’ün son 1 yılda hastalık yüzünden nasıl mum gibi eridiğini görünce. 20 farklı doktorun neredeyse 20 farklı teşhis koyduğunu duyunca. atam“ bunlar bilerek beni daha da hasta ediyorlar “ diyince. ona cıvalı ilaçlar ( ki cıva zehirlidir ) verdiklerini bir gün başka , bir gün başka şey söylediklerini öğrenip içimden “ lan acaba ?! “ diye geçirince....
devamını gör...

''seni seviyor canım'' diye devam eden çocukluğumuzun şarkısıdır.
devamını gör...

kıskanmak ile özel alana saygı kavramlarının çokça karıştırıldığını düşünüyorum. özel alana karışmamak, saygı duymak lazım. erkekler ve kadinlar “kıskanıyorum” adı altında partnerlerinin özel alanına saygı duymamaları, kendi haddini bilmemeleri “kıskanmanın” anlamı ve değerini de malesef değiştirmiş.
devamını gör...

norveçli enfes bir sese sahip kadın sanatçıdan ilham alarak nickini oluşturduğunu düşündüğüm; oldukça güzel bir yeteneği olan yazarımızdır. oylama alışkanlığı edindiğini görmekteyim. daim olsun, artılar için teşekkür ediyorum.

(bkz: aurora aksnes)
devamını gör...

kahveeee
devamını gör...

akıllara şu fotoğrafı getiren sözdür.
görsel
devamını gör...

kimine teselli olandır, ölüme yaklaşana dek teselli, yaklaşınca kaygıya bırakır kendini.
devamını gör...

doğru olduğunu düşündüğüm tespit, karnı acıkan kimsenin istek ve öncelik sıralamaları da değişir. pek çok taviz verir.
devamını gör...

sinema tarihinin en iyi anti-kahramanlarından birini barındıran filmdir. luke film boyunca tanrı, iktidar ve karşısına çıkan her otoriteye kendi tarzında başkaldırır. kısa sürede luke'un diğer mahkumların idolü haline gelmesinin sebebi de onun bu karşısına çıkan her otoriteye karşı takındığı kayıtsızlıktır. her seferinde kaçmaya çalışması, yönetimin ona bir türlü boyun eğdirememesi bir şekilde onu özgürlüğün sembolü haline getirir. filmin başlarında dragline ile olan dövüş sahnesindeki tutumunu filmin sonuna kadar sürdürür.
kaçma girişiminden sonra hapishane müdürünün luke'a söylediği "what we've got here is failure to communicate" sinema tarihinin en iyi repliklerinden biri olmuştur. ayrıca guns n' roses - civil war'ın girişinde bu konuşma yer alır.

--- alıntı ---

luke: i can eat fifty eggs.
dragline: nobody can eat fifty eggs.
convict: you just said he could eat anything.
dragline: did you ever eat fifty eggs?
luke: nobody ever eat fifty eggs.

--- alıntı ---

devamını gör...

karizma yüzdesinden koca bir pay gitmiş.
devamını gör...

Normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
portakal radyo & dergi renk modu sözlük kütüphanesi online yazarlar kulüpler yazarak kitap kazan yardım başlıkları puan tablosu sıkça sorulan sorular istatistikler iletişim