her adımında biss sesi çıkaran yaşlılar
yılan gibi tıslayarak giden eli öpülesi tontişlerdir.
devamını gör...
mutlu bir çift görünce akıldan geçenler
bayramın ikinci günüydü. bir sebepten eşimle tartıstık. öfke oranınin fazla olduğu bir tartismaydi. cocuklari alip evden çıktım.once biraz parkta oturduk. kafamın içinde ayağa kalktığım anda gideceğim karakoldan, imzalayacağız tutanaktan başlayarak önümdeki beş yıla kadar başımdan gececekleri tahayyül ettim. biraz sonra moralleri düzelsin diye çocuklara marketten dondurma almayı teklif ettim. beni üzmemek için tamam dediler. marketin biraz ilerisinde gölge bir bank bulup oturduk. gözümde güneş gözlüğü ağzımda maske yüzümde hiç bir yerim görünmüyor. yavas yavaş gözyaşlarım akmaya basladi. maske takmanın tek güzel yönü bu sanirim.
küçük oğlum duygularini gevezelikle bastırmaya calisir. büyük oğlum ağladığımi anlayıp sessiz olması için kardeşinin uyardı. sessizce dondurmalarini yemeye calisiyorlar ama boğazlarından gecmiyor farkindayim. eminim hayatlarında daha acı bir dondurma yememislerdir. biraz sonra karşıdan bir çift belirdi. el ele tutmuşlar. kadın hamile, bir eli göbeğinde, eşine bir şeyler anlatıyor. adam da ilgi ile dinliyor. bazen adam kadını kendine doğru çekiyor. kadın da adama sanki bir şarkıya eşlik ediyormus gibi ritim tutarak bir şeyler söylüyor. aheste bir şekilde yanımıza kadar gelip önümüzden geçtiler ve uzaklaştılar. onları izledim. kendi geçmişimi izler gibi. bizi düşündüm, aynı yolda aynı neşe ile yürüyerek evimize dondugumuz bir günü hatirladim. hani ölmek üzere olanların hayatları bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçermiş ya, benim de öyle tüm evliliğim gözümün önünden geçti.
onlar köşeyi dönerken maşallah dedim hemen. allah kucağına almayı nasip etsin ve yüzün hiç asılmasin.benim halimin nazarı değecek diye korktum.
yanımda oturan iki çocuğumla göz göze geldim.
sonra içimden bir şarkı mirildandim.
zamanın eli değdi bize
çoktan değişti her şey
aynı değiliz ikimiz de
zaaflarına bir gece
hatalarına bir nilüfer
sevgisizliğine bir kalp verdim
artık geri ver
geri veremezsin aldıklarını
artık geri ver
geri verilmez hiçbir yanılgı
yokluğuma emanet et
sende benden kalanları...
hikayenin sonunu merak edenler için; uzun bir müddet daha bankta oturdum. . çocuklar dondurmadan sonra yanımda yoremde koşturmaya gülüşüp oynaşmaya başladı. uzun uzun düşündüm. yaşadığım olayı anneme, en yakın arkadaşıma ve beni her an gören allah'a tekrar anlattım.icimden eşimle konuştum olayı bir de ondan dinledim. hayatımın gelecekteki beş yılını bir de farklı bir senaryo ile tahayyül ettim. daha gerçekçi ve daha az aksiyon ve maceranın olduğu şekilde. yapmayı çok isteyip hiç yapamadığım, zekamın yeterli gelmediği planları (muhtemelen yine basarisizla sonuclanacak olmasına rağmen) belirledim.
gözyaşlarımı silip evime geri döndüm. anahtarla kapıyı açarken şarkı değişti.
buradan
küçük oğlum duygularini gevezelikle bastırmaya calisir. büyük oğlum ağladığımi anlayıp sessiz olması için kardeşinin uyardı. sessizce dondurmalarini yemeye calisiyorlar ama boğazlarından gecmiyor farkindayim. eminim hayatlarında daha acı bir dondurma yememislerdir. biraz sonra karşıdan bir çift belirdi. el ele tutmuşlar. kadın hamile, bir eli göbeğinde, eşine bir şeyler anlatıyor. adam da ilgi ile dinliyor. bazen adam kadını kendine doğru çekiyor. kadın da adama sanki bir şarkıya eşlik ediyormus gibi ritim tutarak bir şeyler söylüyor. aheste bir şekilde yanımıza kadar gelip önümüzden geçtiler ve uzaklaştılar. onları izledim. kendi geçmişimi izler gibi. bizi düşündüm, aynı yolda aynı neşe ile yürüyerek evimize dondugumuz bir günü hatirladim. hani ölmek üzere olanların hayatları bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçermiş ya, benim de öyle tüm evliliğim gözümün önünden geçti.
onlar köşeyi dönerken maşallah dedim hemen. allah kucağına almayı nasip etsin ve yüzün hiç asılmasin.benim halimin nazarı değecek diye korktum.
yanımda oturan iki çocuğumla göz göze geldim.
sonra içimden bir şarkı mirildandim.
zamanın eli değdi bize
çoktan değişti her şey
aynı değiliz ikimiz de
zaaflarına bir gece
hatalarına bir nilüfer
sevgisizliğine bir kalp verdim
artık geri ver
geri veremezsin aldıklarını
artık geri ver
geri verilmez hiçbir yanılgı
yokluğuma emanet et
sende benden kalanları...
hikayenin sonunu merak edenler için; uzun bir müddet daha bankta oturdum. . çocuklar dondurmadan sonra yanımda yoremde koşturmaya gülüşüp oynaşmaya başladı. uzun uzun düşündüm. yaşadığım olayı anneme, en yakın arkadaşıma ve beni her an gören allah'a tekrar anlattım.icimden eşimle konuştum olayı bir de ondan dinledim. hayatımın gelecekteki beş yılını bir de farklı bir senaryo ile tahayyül ettim. daha gerçekçi ve daha az aksiyon ve maceranın olduğu şekilde. yapmayı çok isteyip hiç yapamadığım, zekamın yeterli gelmediği planları (muhtemelen yine basarisizla sonuclanacak olmasına rağmen) belirledim.
gözyaşlarımı silip evime geri döndüm. anahtarla kapıyı açarken şarkı değişti.
buradan
devamını gör...
sözlükteki nickaltı övücülüğü
şüphesiz salgınların en güzelidir.
devamını gör...
camera lucida
william wollaston tarafından tasarlanmış olan latince'de aydınlık oda anlamına gelen kavram.
lakin benim an itibarı ile yaptığım tanımla pek bir işim yok. şimdilik sizin de olmasın.
zira camera lucida denince benim aklıma roland barthes'in kendi seçtiği fotoğraflar üzerinden yaptığı yorumları barındıran ve bu fotoğraflar hakkında hislerinin tercümesini yaptığı kitabı geliyor. evet hislerini tercüme etmiş. çok fazla teknik zımbırtı barındırmıyor. zaten kitabı güzel kılan noktada bu. yani bana göre öyle. beyefendi işin özüne inmiş. şimdi ben bu kitabı size kesinlikle tavsiye etmiyorum. sadece başlığını açtım. zira fi tarihinde bu kitabı tavsiye ettiğim arkadaşlarımdan enteresan geri dönüşler almam sonrasında, bu kitapla ilgili tavsiye işini bıraktım. tepkilerin geneli şevkimi kırdığı için kitabı tavsiye işinden malulen emekli oldum diyebilirim. bir kaç güzel geri dönüşte aldım lakin ekseriyetin kitabın dilini çok ağır bulması ve çok yorucu olduğunu söylemeleri sonrasında *, ne haliniz varsa görün dedim ve haklı isyanımla birlikte kabuğuma çekildim. ha ben kitabı tavsiye etmiyorum ama siz kalkar okursunuz beğenirsiniz falan o zaman ben tavsiye etmiş sayılırım. aksi durumda sorumluluk kabul etmem zira sorumluluk reddi anlamında yazılabilecek en uzun şerhi yazdım ve bunu işin en başında yaptım. bu yüzden günah benden gitti.
işe arka kapak ile başlayalım;
fotoğraf edebiyatının iki başyapıtından biri sayılan camera lucida, aynı zamanda roland barthes'in en bireysel ve kurgusal yapıtı. camera lucida'da fotoğrafın ne olduğu sorusuna yanıt ararken, fotoğraf ile ölüm -belki de yaklaşmakta olan kendi ölümü- arasındaki ilişkiyi de ortaya çıkarmıştır. barthes kitap tamamlandıktan kısa bir süre sonra ölmüştür. fotoğraf üzerine yazma tutkumun açığa çıkardığı bu karmaşa ve ikilem, aslında sürekli olarak çektiğim bir sıkıntıyla ilgiliydi: biri anlatımcı, diğeri eleştirel iki dil arasında savrulan bir özne olmanın sıkıntısı.
sonrasında kitaptan bir kaç fotoğraf ve bölüm paylaşayım;

barthes fotoğrafın altına şu sözleri iliştirmiş; ''benim inatla gördüğüm şey bir çocuğun bozuk dişleri...''
benim burada inatla gördüğüm şey ise; gülümseyen yüzler. fotoğrafa ilk baktığımda odaklandığım şey bu oldu. o silah nereden çıktı? onu ilk başta görmemişim bile. küçük italya adlı fotoğrafı william klein 1954 yılında çekmiş olmasaydı. bu silahın fotoğrafa sonradan eklenmiş olduğuna yemin edebilirdim ve başım ağrımazdı. yine ederim yine ağrımaz ama kaynak verdik ayıp olur.

koen wessing'in nikaragua, 1979 tarihli fotoğrafının altına ise şu yorumu iliştirmiş; ''hemen anladım ki onun varlığı, dünyaya ait olmadığı için heterojen kalan iki süreksiz elemanın birlikte var olmasından geliyordu...''
fotoğraf ile ilgili yorumu da şöyle;
bu tekil karakterli boşlukta ara sıra ( ama ne yazık ki çok ender olarak) bir ''ayrıntı'' beni kendine çeker. onun biricik varlığının okumamı değiştirdiğini ve gözümde daha yüksek bir değerle belirtilmiş yeni bir fotoğrafa baktığımı hissederim. bu ayrıntı punctum'dur.
studium ile punctum (eğer oradaysa) arasında bir bağıntı kuralı koymak olası değildir. tek söylenebilecek şey, bunun bir birlikte bulunmama sorunu olduğudur. wessing, nikaragualı askerleri fotoğraflarken arkadan geçen rahibeler ''orada bulunuvermişlerdi'' gerçeklik bakış açısından (ki, bu belkide işletici'nin gerçekliğidir) tüm bir raslantısallık ayrıntının varlığını açıklar: latin amerika ülkelerinde kurulan kilise, hemşire olarak dolaşmalarına izin verilen rahibeler, vb. ancak benim izleyici bakış açımdan ayrıntı, bir şans eseri olarak ve karşılık beklemeden sunulmuştur; sahne, yaratıcı bir mantığa uygun olarak ''düzenlenmemiştir'' fotoğraf kuşkusuz ikilidir, ancak bu ikilik hiçbir biçimde klasik söylemdeki gibi bir ''gelişmenin'' motoru değildir. punctum'u algılamak için hiç bir çözümleme benim işime yaramaz. (ancak daha sonra da göreceğimiz gibi, bazen bellek işe yarayabilir): görüntünün, onu yakından incelememe gerek kalmayacak kadar (zaten bu bir işe yaramazdı) büyük olması yeterlidir; öyle ki, şu sayfaya konduğunda tam şuraya, gözlerimin içine almalıyım onu.
camera lucida/altıkırkbeş yayın/1996/ sayfa: 46/47

a. kertesz: köpek yavrusu. paris, 1928
bu fotoğrafa da şu notu iliştirmiş; ''aslında o hiçbir şeye bakmıyor: sevgisini ve korkusunu içinde saklıyor...''
kitap bu şekilde düşünceler ve yorumlar, kendisi ile konuşmalar şeklinde geçip gidiyor. tabi kitapta işin teknik kısmından çok fazla bahsedilmiyor dediğimi hatırlatmam lazım. sonra hani teknikten bahsedilmiyordu deyip yine benim kabuğuma zeval getirirsiniz falan o riske de giremem.
yalnız sıfır risk ile bir kitap tanıtımı yaptığım için de kendimi tebrik ediyorum. işi tereyağından kıl çeker gibi hallettim vallahi. gerisi size kalmış. elçiye zeval olmaz...
lakin benim an itibarı ile yaptığım tanımla pek bir işim yok. şimdilik sizin de olmasın.
zira camera lucida denince benim aklıma roland barthes'in kendi seçtiği fotoğraflar üzerinden yaptığı yorumları barındıran ve bu fotoğraflar hakkında hislerinin tercümesini yaptığı kitabı geliyor. evet hislerini tercüme etmiş. çok fazla teknik zımbırtı barındırmıyor. zaten kitabı güzel kılan noktada bu. yani bana göre öyle. beyefendi işin özüne inmiş. şimdi ben bu kitabı size kesinlikle tavsiye etmiyorum. sadece başlığını açtım. zira fi tarihinde bu kitabı tavsiye ettiğim arkadaşlarımdan enteresan geri dönüşler almam sonrasında, bu kitapla ilgili tavsiye işini bıraktım. tepkilerin geneli şevkimi kırdığı için kitabı tavsiye işinden malulen emekli oldum diyebilirim. bir kaç güzel geri dönüşte aldım lakin ekseriyetin kitabın dilini çok ağır bulması ve çok yorucu olduğunu söylemeleri sonrasında *, ne haliniz varsa görün dedim ve haklı isyanımla birlikte kabuğuma çekildim. ha ben kitabı tavsiye etmiyorum ama siz kalkar okursunuz beğenirsiniz falan o zaman ben tavsiye etmiş sayılırım. aksi durumda sorumluluk kabul etmem zira sorumluluk reddi anlamında yazılabilecek en uzun şerhi yazdım ve bunu işin en başında yaptım. bu yüzden günah benden gitti.
işe arka kapak ile başlayalım;
fotoğraf edebiyatının iki başyapıtından biri sayılan camera lucida, aynı zamanda roland barthes'in en bireysel ve kurgusal yapıtı. camera lucida'da fotoğrafın ne olduğu sorusuna yanıt ararken, fotoğraf ile ölüm -belki de yaklaşmakta olan kendi ölümü- arasındaki ilişkiyi de ortaya çıkarmıştır. barthes kitap tamamlandıktan kısa bir süre sonra ölmüştür. fotoğraf üzerine yazma tutkumun açığa çıkardığı bu karmaşa ve ikilem, aslında sürekli olarak çektiğim bir sıkıntıyla ilgiliydi: biri anlatımcı, diğeri eleştirel iki dil arasında savrulan bir özne olmanın sıkıntısı.
sonrasında kitaptan bir kaç fotoğraf ve bölüm paylaşayım;

barthes fotoğrafın altına şu sözleri iliştirmiş; ''benim inatla gördüğüm şey bir çocuğun bozuk dişleri...''
benim burada inatla gördüğüm şey ise; gülümseyen yüzler. fotoğrafa ilk baktığımda odaklandığım şey bu oldu. o silah nereden çıktı? onu ilk başta görmemişim bile. küçük italya adlı fotoğrafı william klein 1954 yılında çekmiş olmasaydı. bu silahın fotoğrafa sonradan eklenmiş olduğuna yemin edebilirdim ve başım ağrımazdı. yine ederim yine ağrımaz ama kaynak verdik ayıp olur.

koen wessing'in nikaragua, 1979 tarihli fotoğrafının altına ise şu yorumu iliştirmiş; ''hemen anladım ki onun varlığı, dünyaya ait olmadığı için heterojen kalan iki süreksiz elemanın birlikte var olmasından geliyordu...''
fotoğraf ile ilgili yorumu da şöyle;
bu tekil karakterli boşlukta ara sıra ( ama ne yazık ki çok ender olarak) bir ''ayrıntı'' beni kendine çeker. onun biricik varlığının okumamı değiştirdiğini ve gözümde daha yüksek bir değerle belirtilmiş yeni bir fotoğrafa baktığımı hissederim. bu ayrıntı punctum'dur.
studium ile punctum (eğer oradaysa) arasında bir bağıntı kuralı koymak olası değildir. tek söylenebilecek şey, bunun bir birlikte bulunmama sorunu olduğudur. wessing, nikaragualı askerleri fotoğraflarken arkadan geçen rahibeler ''orada bulunuvermişlerdi'' gerçeklik bakış açısından (ki, bu belkide işletici'nin gerçekliğidir) tüm bir raslantısallık ayrıntının varlığını açıklar: latin amerika ülkelerinde kurulan kilise, hemşire olarak dolaşmalarına izin verilen rahibeler, vb. ancak benim izleyici bakış açımdan ayrıntı, bir şans eseri olarak ve karşılık beklemeden sunulmuştur; sahne, yaratıcı bir mantığa uygun olarak ''düzenlenmemiştir'' fotoğraf kuşkusuz ikilidir, ancak bu ikilik hiçbir biçimde klasik söylemdeki gibi bir ''gelişmenin'' motoru değildir. punctum'u algılamak için hiç bir çözümleme benim işime yaramaz. (ancak daha sonra da göreceğimiz gibi, bazen bellek işe yarayabilir): görüntünün, onu yakından incelememe gerek kalmayacak kadar (zaten bu bir işe yaramazdı) büyük olması yeterlidir; öyle ki, şu sayfaya konduğunda tam şuraya, gözlerimin içine almalıyım onu.
camera lucida/altıkırkbeş yayın/1996/ sayfa: 46/47

a. kertesz: köpek yavrusu. paris, 1928
bu fotoğrafa da şu notu iliştirmiş; ''aslında o hiçbir şeye bakmıyor: sevgisini ve korkusunu içinde saklıyor...''
kitap bu şekilde düşünceler ve yorumlar, kendisi ile konuşmalar şeklinde geçip gidiyor. tabi kitapta işin teknik kısmından çok fazla bahsedilmiyor dediğimi hatırlatmam lazım. sonra hani teknikten bahsedilmiyordu deyip yine benim kabuğuma zeval getirirsiniz falan o riske de giremem.
yalnız sıfır risk ile bir kitap tanıtımı yaptığım için de kendimi tebrik ediyorum. işi tereyağından kıl çeker gibi hallettim vallahi. gerisi size kalmış. elçiye zeval olmaz...
devamını gör...
her el kaldıranı otostopçu sanmak
tır şoförlerinin genelindeki yargı.
an itibariyle yaşadığım olayı anlatmak istiyorum. tır önde ego arkasında şehirler arası fakat aynı zamanda yerleşim yeri de olan bir durakta beklerken, ego şoförü beni görsün diye kolumu sallayarak durmasını işaret ederken, tır şoförünün gündüz gözüyle selektör yapmasına ve el kol hareketleriyle tacizine maruz kalmış bulunmaktayım. şokun etkisiyle plakasını da alamadım, hoş alsam şikayet etsem delil yok kanıt yok bir şey çıkmaz o da ayrı.
bu kadar mı kudurdunuz! durakta otobüse binemeyeceksek nerede binelim illa yanımızda bir erkek mi olması lazım?
kökünüze kibrit suyu!
an itibariyle yaşadığım olayı anlatmak istiyorum. tır önde ego arkasında şehirler arası fakat aynı zamanda yerleşim yeri de olan bir durakta beklerken, ego şoförü beni görsün diye kolumu sallayarak durmasını işaret ederken, tır şoförünün gündüz gözüyle selektör yapmasına ve el kol hareketleriyle tacizine maruz kalmış bulunmaktayım. şokun etkisiyle plakasını da alamadım, hoş alsam şikayet etsem delil yok kanıt yok bir şey çıkmaz o da ayrı.
bu kadar mı kudurdunuz! durakta otobüse binemeyeceksek nerede binelim illa yanımızda bir erkek mi olması lazım?
kökünüze kibrit suyu!
devamını gör...
bir gün öleceğini bile bile yaşamak
başlıktaki "bir gün" çok önemli.
yaşamak adına önemli olan, "bir gün" ölünecek olmasıdır.
öleceğimiz günü "bir gün" değil de "şu gün" olarak biliyor olsaydık dünya çok daha kötü bir yer olurdu. hiç ölmeyecek gibi yaşadığımız için bir nebze de olsa yaşanabilir kılınıyor dünya.
yaşamak adına önemli olan, "bir gün" ölünecek olmasıdır.
öleceğimiz günü "bir gün" değil de "şu gün" olarak biliyor olsaydık dünya çok daha kötü bir yer olurdu. hiç ölmeyecek gibi yaşadığımız için bir nebze de olsa yaşanabilir kılınıyor dünya.
devamını gör...
rıfat ılgaz
hababam sınıfı romanını 1957'de yayınlayan rıfat ılgaz'a yıllar sonra amatör bir tiyatro oyuncusundan bir mektup geliyor.
genç, hababam sınıfı romanını, tiyatroya dönüştürmek için rıfat ılgaz'dan izin istiyor.
ılgaz ise şöyle bir cevap yazıyor:
"önce bu yürekli girişiminizden dolayı sizi kutluyorum. arkadaşlarınızla birlikte böyle bir girişimde bulunmanız beni ziyadesiyle memnun etti. yıllardan beri, tiyatro ve sinemadan pek çok yakın dostuma sizin önerdiğiniz projeyi anlatmaya çalıştım ama kabul görmedi.
hababam sınıfını oyunlaştırıp, sahneye koyma isteğinizin benim için hiç bir mahsuru yok. size her türlü desteği vermeye hazırım. hiç durmayın başlayın. arkadaşların mete ve ümit'e de selam ve sevgilerimi ilet. başarılar dilerim."
bu mektuptan sonra, rıfat ılgaz romanı piyes haline getiriyor ve mektubu yazan genç ve arkadaşları piyesi sahnelendiriyorlardı.
peki mektubu yazan kişi kimdi dersiniz?
zeki alasya.
sahnelenen oyunlar çok beğenildi ve ılgaz birkaç seri daha yazmaya başladı.
1975 yılında ilk hababam sınıfı filmi vizyona girmiş oldu.
rıfat ılgaz'ın yazdığı mektup:
resimag.com/p1/b2348504014c.jpeg
genç, hababam sınıfı romanını, tiyatroya dönüştürmek için rıfat ılgaz'dan izin istiyor.
ılgaz ise şöyle bir cevap yazıyor:
"önce bu yürekli girişiminizden dolayı sizi kutluyorum. arkadaşlarınızla birlikte böyle bir girişimde bulunmanız beni ziyadesiyle memnun etti. yıllardan beri, tiyatro ve sinemadan pek çok yakın dostuma sizin önerdiğiniz projeyi anlatmaya çalıştım ama kabul görmedi.
hababam sınıfını oyunlaştırıp, sahneye koyma isteğinizin benim için hiç bir mahsuru yok. size her türlü desteği vermeye hazırım. hiç durmayın başlayın. arkadaşların mete ve ümit'e de selam ve sevgilerimi ilet. başarılar dilerim."
bu mektuptan sonra, rıfat ılgaz romanı piyes haline getiriyor ve mektubu yazan genç ve arkadaşları piyesi sahnelendiriyorlardı.
peki mektubu yazan kişi kimdi dersiniz?
zeki alasya.
sahnelenen oyunlar çok beğenildi ve ılgaz birkaç seri daha yazmaya başladı.
1975 yılında ilk hababam sınıfı filmi vizyona girmiş oldu.
rıfat ılgaz'ın yazdığı mektup:
resimag.com/p1/b2348504014c.jpeg
devamını gör...
her şeye ve herkese rağmen yalnız hissetmek
yalnizligin en aci halidir bu his. birileri hayatinda var ama yok, yalnizim diyemiyorsun, birileri var diyemiyorsun degisik bir sey..."gonul bagi" denen bir sey vardir ya, ha iste o yok. samimiyet yok, ruhsal bag yok, his yok, sevgi yok...
devamını gör...
mahlep şarabı
normal tüketilen likörlü şaraplardan çok farklı bir tada sahiptir. içerisinde meyve aroması veya likörü bulunmaz, mahlep vardır. (bkz: mahlep) genelde tatlılarda ve kandil simit'inde kullanılan baharat, bitkidir. normal şaraplara göre tatlı bir tadı vardır. bir oturuşta içilecek şaraplardan değildir, tek tük içilir.
devamını gör...
cinselliğin kötü bir şey olması
sonuçta anne karnında var olunan ilk andan ölüme kadar her insan cinsel bir varlıktır.
cinsellik en önemli yapı taşımızdır.
modernlik olarak algılanmasının sebebi cinselliğin ilkel toplumlarda anlaşılmaması ve abartılı anlamlar yüklenmesi dolayısıyla, hala geri kalmış toplumlarda, kendi vücudunu tanımak dahi cesaret isteyen bir olguymuş gibi algılandığı için, yapanlar kendini modern ve ileri sanabilir.
ve ne yazık ki hala kendi vücudundan iğrenen kadın ve erkekler vardır toplumun bu normları onlara dayatıldığı için.
cinsellik kötü bir şey değildir, vücudun yeme, içme gibi temel ihtiyaçlarından biridir.
vajinanız ve penisiniz eliniz veya kolunuz kadar normal organlarınızdır. onlara başka anlamlar yüklemeyin ve size verilen bu özellikleri en doğru ve en istediğiniz şekilde yaşayın, yaşatın.
dipnot: cinselliğini kabul eden, vücudunu tanıyan ve aktif cinsel hayatı olup, kimseye zararı olmayan insanlara ucube gibi bakmayı da kesmelisiniz.
cinsellik en önemli yapı taşımızdır.
modernlik olarak algılanmasının sebebi cinselliğin ilkel toplumlarda anlaşılmaması ve abartılı anlamlar yüklenmesi dolayısıyla, hala geri kalmış toplumlarda, kendi vücudunu tanımak dahi cesaret isteyen bir olguymuş gibi algılandığı için, yapanlar kendini modern ve ileri sanabilir.
ve ne yazık ki hala kendi vücudundan iğrenen kadın ve erkekler vardır toplumun bu normları onlara dayatıldığı için.
cinsellik kötü bir şey değildir, vücudun yeme, içme gibi temel ihtiyaçlarından biridir.
vajinanız ve penisiniz eliniz veya kolunuz kadar normal organlarınızdır. onlara başka anlamlar yüklemeyin ve size verilen bu özellikleri en doğru ve en istediğiniz şekilde yaşayın, yaşatın.
dipnot: cinselliğini kabul eden, vücudunu tanıyan ve aktif cinsel hayatı olup, kimseye zararı olmayan insanlara ucube gibi bakmayı da kesmelisiniz.
devamını gör...
abd savaş ilan etse kafacılar ne yapar sorunsalı
acımdan ölmemek için otoban kenarlarında adını bildiğim otları toplarım.
ya da köyüme gider orada ot toplarım.
sonuçta o da ot, bu da ot.*
adama kök söktürürler.
ya da köyüme gider orada ot toplarım.
sonuçta o da ot, bu da ot.*
adama kök söktürürler.
devamını gör...
sözlükteki küçük enişteler
sık sık görüyorum böyle kişilerden. milletin ne yazıp yazacağına karışıp duruyorlar. hep bir öfke, hem bir kusur bulma isteği var içlerinde. biri trollere saldırıyor, bir diğeri gündem tanımları girenlere; bir diğeri kendi halinde geyik yapan yazarlara saldırıyor, bir diğeri "şu" ve ya "bu" konuda başlık açtı diye.
hep ilgiye aç insan hareketleri bunlar, "ulan şunu da bi' yerin dibine gömeyim de beğeni atsınlar he he he" diye ellerini sinek gibi ovuşturuyorlar adeta. özellikle de, biri kadınlar hakkında başlık açsa da üzerine çullansam diye. o halde küçük enişteleri hiç tutmayalım biz, eğer bir hesapları varsa dikilsinler karşımıza. ben size bi' soğuk su ikram ederim, tatlış tatlış tekrardan barışırız zaten.
daha bir hafta geçmeden üç adet sevdiğim yazar linç kültürüne kurban gitti, ve sanıyorum ki dönmemek üzere terk ettiler bu diyarı. oysa ne gerek vardı beni sevdiğim yazarlardan ayırmanıza? güzel güzel konuşup anlaşabilmek var iken, küçük enişteliğin ne faydası var bizlere? artık herkesten birazcık saygı ve soğukkanlılık bekliyorum o yüzden. eğer sevmiyorsan çözüm zaten çok basit, o "engelle" butonu boşuna koyulmamış oraya. bence bir bakın derim.*
hep ilgiye aç insan hareketleri bunlar, "ulan şunu da bi' yerin dibine gömeyim de beğeni atsınlar he he he" diye ellerini sinek gibi ovuşturuyorlar adeta. özellikle de, biri kadınlar hakkında başlık açsa da üzerine çullansam diye. o halde küçük enişteleri hiç tutmayalım biz, eğer bir hesapları varsa dikilsinler karşımıza. ben size bi' soğuk su ikram ederim, tatlış tatlış tekrardan barışırız zaten.
daha bir hafta geçmeden üç adet sevdiğim yazar linç kültürüne kurban gitti, ve sanıyorum ki dönmemek üzere terk ettiler bu diyarı. oysa ne gerek vardı beni sevdiğim yazarlardan ayırmanıza? güzel güzel konuşup anlaşabilmek var iken, küçük enişteliğin ne faydası var bizlere? artık herkesten birazcık saygı ve soğukkanlılık bekliyorum o yüzden. eğer sevmiyorsan çözüm zaten çok basit, o "engelle" butonu boşuna koyulmamış oraya. bence bir bakın derim.*
devamını gör...
kereviz mezesi
kimi kaynaklarda prenses salatası olarak da geçer.
kerevizi rendelersin. tavuk göğsünü ince ince tiftersin. kese yoğurdu ve mayonezi karıştırıp kerevizle tiftilmiş tavuk göğsünü içine boca ettikten sonra şöyle bir paçal yaparsın.
kayık tabağa güzelce doldurup parça ceviz, bir kaç dal maydanoz ve sızma zeytinyağı da gezdirdin tamamdır o iş.
kerevizi rendelersin. tavuk göğsünü ince ince tiftersin. kese yoğurdu ve mayonezi karıştırıp kerevizle tiftilmiş tavuk göğsünü içine boca ettikten sonra şöyle bir paçal yaparsın.
kayık tabağa güzelce doldurup parça ceviz, bir kaç dal maydanoz ve sızma zeytinyağı da gezdirdin tamamdır o iş.
devamını gör...
yenilen en kötü dayak
bir gün yine kız kardeşimle uğraşıyordum gıcıklık yapıyorum uyuz ediyorum onu derken çok sinirlendi beni öyle bir dövdü ki öffff. hala aklımda çok temiz bir dayaktı ellerine sağlık onun. hayatımda böyle mis gibi dayak yememiştim hiç.
devamını gör...
ferhan şensoy
(bkz: büyük usta)
devamını gör...
öz güveni zedeleyen öğretmen
okula bir yıl erken gitmiş, gitmeden bir yıl önce de okuma yazmayı öğrenmiş biri olarak; arkadaşlarıma yapıldığını hep gördüğüm ufak kalbimle üzüldüğüm durumdur. hem okul başarısı hem kişilik olarak arkadaşlarımla aramı hep açtı. kime ne oldu? öğretmene hiçbir şey. benim başarımı sahiplenirken, başkasının başarısızlığını sahiplenmiyorlardı sebebi kendileri olmasına rağmen. iyi öğretmenlere rastlamak insanın karşılaşabileceği en güzel şanslardandır.
devamını gör...
sözlük bozdu sözlüğü bozdular ekşidi geyikleri
cidden artık bayan muhabbetler. yıl 2021. bunlar 10 yıl önce kafa sözlük te olsa ok eyvallah ama herkesin elinde telefon var. şuraya 10 tanım giren 13 yaşındaki bir çocuk dahi yazar sıfatı alabilir. hal böyleyken durmadan şikayet etmek acayip bayıyor. karanlıktan şikayet edeceğine kalk mum yak yahu.
rahatsız mısın entelektüel dünyana nanik yapanlardan? engelle. misal beni rahatsız edenleri engelliyorum. öff vallahi kasıntılı halleriniz baydı.
(bkz: başlıklarımı engelle)
rahatsız mısın entelektüel dünyana nanik yapanlardan? engelle. misal beni rahatsız edenleri engelliyorum. öff vallahi kasıntılı halleriniz baydı.
(bkz: başlıklarımı engelle)
devamını gör...
normal sözlük nick altı kültürü
lütfen sayın sözlük yazarları daha 6 ayını doldurmamış bir platformdan bahsediyoruz. ne kültürü allasen. ama burda üzerimize düşen bu kültürü oluşturmaktır. bizim sayemizde bi oluşsun sonra laf atarsınız.rica ediyorum bak.
devamını gör...
demir baybars
tum biskuvileri tanimlayarak gece gece aciktiran yazar. (bkz: ne yapmak nereye varmak istemektedir)*
devamını gör...
makinist ile son istasyon radyo yayını
bu gece, saat 23:00 da canlı olarak sizlerle..
müzikler her zamanki gibi.
muhabbet de öyle.
ilginizi çeken ve üzerine konuşmak istediğiniz başlıkları yayından önce buradan yazabilir veya bana mesaj olarak atabilirsiniz.
faithfully yours
müzikler her zamanki gibi.
muhabbet de öyle.
ilginizi çeken ve üzerine konuşmak istediğiniz başlıkları yayından önce buradan yazabilir veya bana mesaj olarak atabilirsiniz.
faithfully yours
devamını gör...