kahvenin tadına aşık olan bir diğer kişi de 1555 yılında kahve çekirdeklerini hevesle istanbul’a taşıyan osmanlı’nın yemen valisiydi.
o zamanlarda sultan süleyman’ın yaşadığı topkapı sarayı, yeni bir hazırlama ve içme yöntemi geliştirip kahveyi benimsedi. çekirdekler ateşte kavrulur, ince öğütülür ve suda yavaşça pişirilirdi. kahve servis edilirken taneler içinde bırakılır, bu köpüklü içecek şeker ile tüketilebilirdi. bu lezzetli içecek saray mutfağının o kadar önemli bir parçası haline geldi ki buna özel bir unvan yaratıldı: kahvecibaşı

etkileyici lezzeti ve dayanılmaz demleme aroması sayesinde, kahve ve kahve merakı saraydan zenginlerin evlerine ve oradan sokaktaki vatandaşın mütevazı evlerine kadar taşındı. istanbul, kahve aşıkları ile doldu. yeşil kahve satın alınır, evde tavada pişirilir ve havan veya pistil içinde ince öğütülürdü. bu toz tanecikler cezve adında, özellikle kahve yapmak için tasarlanmış ve geleneksel olarak çinko, bakır, hatta gümüş veya altından yapılan küçük bir demlikte demlenirdi. günümüzde cezve paslanmaz çelik, alüminyum veya seramikten
yapılabiliyor ama türk kahvesi hala aynı şekilde yapılıyor. (bu arada, kahve içildikten sonra fincanın dibinde kalan kahve taneleri yüzyıllardır uygulanan türk kahve falının temelini oluşturur. kahve falı olarak bilinen bu uygulamada, fincanın dibinde kalan telve “okunur” ve içen kişinin geçmişi ve geleceği hakkında açıklamalar yapılır.)

dünyanın bilinen ilk kafesi bu zamanlarda istanbul’da açıldı, bu kuruluşlar genel halkı kahve ile tanıştırdı. kahvehane olarak bilinen bu kafeler faaliyete devam etti ve şehir kültürünün ayrılmaz birer parçası haline geldi. müşteriler bu işletmelere gelip kahve içer, sosyalleşir, müzik dinler, sanatçıları izler, satranç oynar ve güncel yerel ve dünya haberlerini öğrenirdi.

nitekim, kahve türkler için o kadar anlamlı hale geldi ki, türk yasalarına göre bir kadın eve yeterince kahve getiremeyen kocasını boşayabiliyordu. ölüm bizi ayırana kadar; yeterince kahvemiz olduğu sürece.
devamını gör...

pandeminin en patlak dönemlerinde fahrettin koca'yı görmüştüm. birlikte vaka sayılarını nasıl azaltabiliriz diye tartışıyorduk. taktik veriyordum. sanırım pek işe yaramamış benim tavsiyeler üzgünüm.
devamını gör...

o olmadan var olamadığımız, o var oldukça da bizim yok olduğumuz gerçeklik. gerçeklik? bunu tartışmaya gelmedim, iki kelam edip kalkıcam.

insanoğlu şu ana kadar onun olmayan her şeye sahip olmak istedi. bunun için kurallar yarattı, kurallar çiğnedi, savaşlar çıkarttı. ve sahip oldu da. vahşice diğer canlılardan doğayı aldık, daha ciğerlerine hava alamamış bebeklerin ölümüne sebep olduk. evet, olduk. biz olduk. sadece bir insanın, bir ülkenin veya bir ideolojinin suçu değil bu. benim, komşumun, sabahın gri saatlerinde koluna çarpıp kahvesini döktüğüm adamın, sizin, ailenizin, tek bir istisna olmadan hepimizin suçu. dünyaya geldikten sonra, bu havayı soluduğumuz andan sonra, insanlığın ağır yükü omzumuza binmiş oldu. insanlığın, insan olmanın.
ama.
dünyanın en bencil ve amacı uğruna her türlü yola başvurabilen bu varlığın sahip olamadığı bir şey var. zaman.
bir türlü yakalayamadığı, sürekli ondan bir adım önde olan, her şeye geç kalmasını sağlayan zaman.

peki ya zamana sahip olabilseydik? onu yönetebilseydik? var olur muyduk? var olan herşeyin bir sonu da olmalı. sonu ortadan kaldırabilseydik? bunun altından kalkabilir miydik? sonsuz olmanın. sınırın olmaması. böylesine iğrenç varlığa verilmesi gereken son özellik. belki tanrı olurduk. kendimizin tanrısı. kendimize inanmamız, tek umut kaynağımızın biz olması için ölümden kaçmış olmak mı gerekir? ölümden kaçmak. neden? hepimizin sonu aynı değil mi? ilk insanların da sonu aynıydı, şuan da aynı.
tarihin ilk yıllarından beri değiştiremediğimiz, sürekli yenik düştüğümüz tek şey. belki de böyle olması gerekiyordur. yenik düşülmesi gerekiyordur. sizi bilemem ama, ben zamana hükmedebilen bir insan ırkını tahmin dahi edemiyorum, etmek de istemiyorum. zaman, bizden üstün olmayı hak ediyor.

neden yıllardır aynı? neden yıllardır insanlar aynı şeyden korkuyor? tanrı olgusuyla beraber aşılmış olması gerekmez miydi ölümün? bir son olduğunu kabul edip ondan kaçmak yerine onunla barışsaydık?
saçma.
tüm süslü laflara, laflardan katlarca ağır yaşananlara rağmen, yaşamak güzel. bunu ne bir filozof, ne bir yazar ne de bir bilim adamı değiştirebilir. her şeyiyle, olanıyla, olmayanıyla; seveniyle, sevmeyeniyle; tanrısı olanıyla, olmayanıyla, dünya her şekilde yaşamaya değer. her saniyeyi zirvesine kadar yaşamaya, hafızaya kazımaya, ardından kazılanları zevkle veya dehşetle hatırlamaya, kalbinizde bir sızı oluşturmaya veya yüzünüzde bir tebessüm kırıntısına değer.
zaman.
değer.

“akıştan ziyade, bir bütünlük olarak tanımlamak daha evla sanki.

zaman ve katmanları arasındaki hareket, ve zamanın dilemması çoğu zaman insanların gözlerini karartır, düşünmek dahi yormaya başlar şahsı. haliyle, kestirmeden giderek “mefhum”, “bilinmez”, “akış” deyip çıkıverir insan.

halbuki, daha geçerli bakış açısına göre zaman başlangıcı ve sonu belli olan bir bütündür. burada yeni bir şey söylemiyorum, evet; ancak yeni şeyleri az sonra söyleyeceğim, sabır.

evreni -öncelikle dünyadan başlamak üzere- matematiksel bir biçimde ifade etmek ekseriyetle bilim adamlarının rüyasıdır. bilim birikiminin ışığı ile, yani ayağa düşen kuantum ve göreliliğin, kara delik teorilerinin birleşimi ile şeklen matematiksel bir bütünlük olmasa dahi, ayrı ayrı kabuller alındığında matematiksel tutarlılık rahatça görülebilmektedir.

ground zero olan kara delikler ve de karşıt olduğuna inanılan “ak delikler” başlangıçta fizik ve matematik kurallarının tamamen iptal olmuş versiyonları gibi görünse de, sonraları kendi içlerinde bir hayli tutarlı oldukları görülmüş, yalnız yine de tam olarak ifadeleri sağlanamamıştır.

işin özüne girersek; evren, bir matematik denklemleri bütünüdür. bu denklemler bütünü, tüm “an"ların ifadelerini tüm "değişkenler” ile birlikte tutar. sonsuza yakın büyüklükte bir kağıt parçamız olsa örneğin, bu kağıt üzerinde yazan denklemler bütünü ile tüm evren bütün olarak ifade edilmiş olarak yazılabilir.

elbette, bu yaklaşımın kuantum ile örtüştüğü düşünülebilir; ancak kuantum kendi sorunları içerisinde boğulmuşken, böylesine deterministik bir tahayyüle cevaz veremez.

devam edelim; tüm insanların, hayvanların, bitkilerin, eşyaların, (hatta esasen kuark düzeyindeki madde/dalga formatlarının) birer değişkeni olduğunu varsayalım. bu varsayımın akabinde, mezkur değişkenlerin polinomlar ve dizi/seriler katmanında denklemler oluşturduğunu, bu denklemlerin baştan sona değin, tüm “an"ları ifade ettiğini söyleyelim. evrensel doğrunun dili olan matematiğin şaşmazlığından yola çıkarak oluşturduğumuz bu denklemler bütünü, evrenin tamamını "an"lar bazında anlattığı için, bütünlüğün korunması adına, "an"ların birbirini sıralı bir şekilde takip etmesi de esas hale gelir. elbette, burada akıllara gelebilecek sorulardan bir tanesi, yeni değişkenlerin nasıl türediği üzerine olabilir; bu türeyiş denklemin "organik” oluşundan ve kendi içerisindeki zekasından kaynaklanmaktadır. kısır seviyedeki kuantum dahi insanların aslında enerji dalgaları olduğunu kanıtlayabildiyse, tutarlı bir organizma şeklindeki üretken matematiksel denklemlerden bahsetmek hiç zor değildir.

işte biz bu takibe zaman diyoruz.

oluşturulan denklemlerde kara deliklerin “denklemin kritik noktaları” olduğunun söylenmesi sıradan bir tespittir, ama yine de bir yerde egzantrik olduğu için es geçemiyoruz.
şimdi, eğer bu takip, salt olarak değişkenlerin birbirleriyle ilintilerinden meydana geliyorsa, zamanı bir arada tutan zamk çok kuvvetlidir. işbu yüzden, zaman içinde normal doğrultudan aykırı herhangi bir yolculuk yapabilmek mümkün değildir. zira, bir değişkenler bütününün diğer tüm değişkenleri etkilemesine rağmen, organik bağlara ve denklemlerin içersindeki sonuçlara rağmen bir “an"da denklemden komple çıkarıp almak (ölüm) rasyonel olsa da, o değişkenler bütününü başka bir "an"a bir şekilde "implement” (monte-ama tam karşılamıyor) etmek “an"ların tüm akışını bozabilme riskini taşımaktadır. zira, eklenecek yeni değişkenler kanserli hücreler gibi olmaması gereken sonuçları ortaya çıkarabilecek, tüm bütünlüğü bir anda silip atabilecektir. normal şartlar altında, değişkenlerin denklem içinde ilerleyip çözüme ulaşması için geçecek takip süresi (x=0=yok oluş) "an"lar arasındaki bütünlüğün değişken bazındaki "sıkılığına” bağlıdır. (ki einstein buna görelilik demiştir)
bunu ontik perspektifte incelersek, yaratıcı için bu denklemlerin hepsinin oluşturulup işleyişine bırakılması, bu işleyişin sürdürülmesi ve bitirilmesi de “an"dır, sadece. haliyle, eğer ki bir yaratıcıdan bahsedersek onun için öncesi, sonrası ve tartışmalı pozisyonlarının sorgulanması eblehlikten öte değildir.

zira denklem sadece değişkenleri için geçerlidir.”
devamını gör...

(bkz: lucifer'ın artık bayması)
devamını gör...

yeni nesil bilmez böyle şeyler, mesela eskiden liderler trt’ye çıkar, gayet seviyeli bir şekilde görüşlerini tartışabilirlerdi de.

doğu perinçek içerir.

devamını gör...

eskrima, kali ya da arnis olarak bilinen, köken olarak filipinlere dayanmakta olan "savaş sanatı", günümüzde dünyanın çoğu noktasında erişilebilir bir öğreti olarak boy göstermektedir. ispanyolca "fencing" anlamına gelen, "esgrima" kelimesinden türemiştir. eskrim ile benzerliklerin görülmesi de işten değil haliyle.

eskrima, kılıç, sopa ve bıçak gibi silahların efektif ve agresif kullanımını barındırır. hamlelerin birçoğu saldırı odakla olmakla beraber, defansif anlamda elle tutulur bir gardı yoktur. hand to hand combat (çıplak el dövüş) ikinci tercihtir ve silaha erişim sağlanamadığı zamanlar dışında pek görülmez.

tarihine gelecek olursak, öncelikle filipinlerin şu anki durumuna kadar değinmemiz gerekir. filipinler, ekonomik anlamda sıkıntı çeken ve gelişmiş devletlerin baskısını hisseden bir ülkedir. günde üç öğün yemek yemenin çoğu yerinde lüks sayıldığı ülkede suç oranı da oldukça yüksektir.

yine eskrimanın aktif olarak uygulandığı 16. yüzyıl dönemlerinde gerçekleşmiş olan sömürge döneminde filipinlerde yoğun ispanyol baskıları yaşanmıştır. ispanyollar eskrima stilini bu dönemde öğrenmiş ve devamında ilginçtir ki tehlikeli olduğu gerekçesiyle yasaklanmıştır.

ispanyolların filipinlilerin kültürünü yok etmek için kitaplarını yakması ve anadilleri olan "baybadin"i yasaklaması sonrasında kültürlerini yaşatmak için türlü yollar bulmuşlardır. bunlarda eskrimanın da payı bulunmaktadır. kali/eskrima içerisindeki hareketlerini yerli dans figürlerinin arasına katmış ve "baybadin" dilinde iğne işçilikleriyle dillerinin devamını sağlamışlardır.

işte bu baybadin dilini işlemiş oldukları şeylerden biri de, eskrima-kali uygulamalarında kullanmakta oldukları el/bilek korumalıklarıdır. kalinin dansla birleştirilmiş bu yeni uygulaması, ispanyolların dikkatini çekmiş ve o korumalıkların adı olan "arnes" şeklinde adlandırılmıştır. zamanla bu kelime evrilerek "arnis" olmuştur.

günümüzde türkiye'de de efektif uygulamalarına rastlanılabilen savaş sanatı, özel askeri birliklerde verilen seminerler ve kişisel dersler ile, modern çağın savaş unsurları arasında yerini kanıtlamayı başarmıştır.

trivia
--------
eskrima sopası, tek ya da çift olarak kullanılmakla birlikte tam olarak sabit bir boyu yoktur, ideal uzunluğu kullanıcının omuz genişliği kadardır. bu da, stil içerisindeki özelleştirilebilirlik ve esneklikle ilgili ufak bir not olarak bulunsun.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
-12 angry men
devamını gör...

öncelikle bu uzun bir yazı olacak, genel olarak çocuk içeriklerinden ve özelinde kral şakir serisinden bahsetmeye çalşacağım.
çocuk kitapları yazılması en zor kitaplardır. yazarın neyi nasıl yazması gerektiğini iyi bilmesi, dili basit fakat edebî kullanması, hikayeyi ilgi uyandırıcı yapması fakat verdiği alt metin konusunda çok dikkatli olması gerekir. yazar ancak tüm bu stresleri göz önünde bulundurarak bir çocuk kitabı yazabilir, aksi halde yazılı eser "çocuk kitabı" niteliğinden uzak olur.
ben de naçizane küçüklüğümden beri bu türe ilgi duyarım, ne okursam okuyayım mutlaka araya çocuk kitapları da serpiştirmeyi ihmal etmem. ayşegül'den ökkeş'e , küçük kara balık'tan çocuk kalbi'ne, abartma tozu'ndan pullar savaşı'na... birçok çocuk kitabı okudum, okuyorum.
belki birçoğumuz farkında değil ama türkiye'de ve dünyada "çocuk edebiyatı" denilen tür gizli bir güce sahip durumda, öyle ki bu tür zaman zaman edebiyat klasiklerinin bile tozunu attırmakta. bunun yaşadığımız yüzyıldaki yansıması olarak -edebiyat temelinin dışında da olsa- "çocuk içeriği" denilen ve hayatımıza yakın vakitte girmiş olan 'şey'i (burada bunları tanımlamak güç olduğu için 'şey' demeyi tercih ediyorum) örnek gösterebiliriz. somut bir örnek olarak bu 'şey'lerden birisinin 9 yaşındaki sahibi youtube platformunda dünyanın en çok kazananı olarak açıklanmıştır.
şimdi ben burada bu 'şey'lerden birinin, edebiyat alanında temsilinin, ne nitelikte olduğundan bahsetmeye çalışacağım.
kral şakir'in çizgi film versiyonunu, bir tanıdığımın küçük oğlunun çok sevmesi sayesinde ben de keşfettim, izlerken çok da eğlendim. sonrasında geçen zaman içinde kral şakir'in her yerde olduğunu farkettim: kalemler, çantalar, suluklar, kitaplar, çıkartmalar, filmler... filmine gitme fırsatım olmadı fakat kitaplarını araştırmaya başladım. fiyatları 20 lira civarıydı ve bu günümüz kitap fiyatları için ortanın biraz üstü bir fiyat sayılabilir, fakat içeriğini ve baskısını bilmediğim için -ki sonradan öğrendim ciltliymiş- bu fiyata kuşkuyla yaklaştım ( bu arada kitabın kendi cildinde önerilen fiyat olarak 32tl diyor. fiyatı anormal karşılamıyorum zira lisans mevzusu vs. var işin içinde). amazon'da indirimde 9.5 liraya düştüğünü görünce ilk 3 kitabını sepete ekledim, sonrasında "ilk kitabı okur da beğenirsem diğer kitaplarını indirimsiz hiç düşünmeden alabilirim" diyerek sadece ilk kitabı aldım. kitabı ilk elime aldığımda çocukluğumda okuduğum ciltli, renkli baskılı grimm/andersen/la fontaine antolojilerine benzettim, ilk birkaç sayfada o tadı alacağımı sandıysam da şöyle bir karıştırınca maalesef o kaliteden çok uzak olduğunu farkettim, elbette ekonomik koşullar bunda en büyük etkendi. önce kitabın neden ciltli yapıldığını anlayamadım, zira iç sayfaları hiç ciltli bir kitaba aitmiş gibi değildi, gayet normal bir cilt de bittabi o sayfaları tutabilirmiş. nihayet kitabı okumak istiyordum. fakat ilk birkaç sayfada beni rahatsız eden başka bir şey farkettim: sayfalar çizgiliydi. evet çizgili kağıda basılmıştı, fakat resimliydi? evet evet, resimlerin içinden sayfa çizgileri geçiyordu, sanki türkçe dersinde sıkılıp defterine bir şeyler çizen bir öğrenciye aitti elimdeki kitap. bu seçimin nedenini asla anlayamadım. okumaya devam ettim. dikkatimi başka bir şey çekti, yazılar büyük puntoyla yazılmıştı ve koyu bir ton tercih edilmişti, bu bir çocuk kitabı için tercih edilebilirdi, fakat yazılar ne kadar büyükse resimler de bir o kadar küçük ve karmaşıktı. resimler, o boyutta bir kitap için çizilmemişti belli ki. bilgisayar ortamında çizilmiş fakat en boy oranlarına dikkat edilmediği için sayfaya sığmamış, küçültüldükçe küçültülmüştü. dolayısıyla resimlerde olan birkaç konuşma balonunda da yazılar ufacık ve okumak gerçekten bazen zor olabiliyordu. hadi canım sen de, sorun mu bu? diyebilirsiniz, fakat bu sefer normal yazıların puntosunun büyüklüğünü "okumayı kolaylaştırmak için" diye savunamayız (ki aklıma da başka savunma gelmiyor). kısacası içeriğine bile odaklanamadan epey rahatsız olmuştum kitaptan.
tam burada içeriğini övmek isterdim fakat ne yazık ki tam bir çizgi film içeriği. sonradan farkettim ki evet zaten çizgi filmmiş. kitaptaki hikayeler (en azından benim farkettiklerim) çizgi filmleştirilmiş. dostlar açık konuşmak gerekirse ben kitaptaki içeriğin çizgi filmleştirildiğini hiçbir yerde okumadım, okumuş olsaydım almazdım zaten, zira bu haliyle bir senaryo kitabı niteliğinde.
burada benim sormak istediğim bir soru var: bu kitap nedir? evet evet, nedir bu kitap? kitap, resimli hikaye kitabı olarak tanımlanmış. peki bir sorum daha var: halihazırda çizgi filmi varken, siz bu çizgi film içeriğinden farklı hiçbir şey sunmadığınız bir şeyi neden bastınız? ben burada art niyet arıyorum. zira kitabın sayfalarının yarısının da boş olması beni destekliyor. şimdi genel tabloya bakalım: kitap 200 sayfa (yarısı boşluktan ibaret, kalan yarısı da büyük puntolarla doldurulmuş), renksiz (evet çocuklar boyasın kendi renklendirsin istenmiş fakat tek sebep bu mu bilmiyoruz), çizgi filmden farklı bir şey yok (tıpatıp aynı hikayeler), ciltli (neden?). ben nihai tabloma bakınca sadece daha fazla kazanma hırsı görüyorum maalesef. elbette daha fazla kazanılacak, sonuçta ortada bir ürün var ve bu her şekilde pazarlanacak. fakat dostlar bu basit bir mevzu değil, ortaya çıkarılan ürün çocuk edebiyatı dahilinde. çizgi filmle çocuk edebiyatını birbirinden ayırmak lazım. canım sen de ne abarttın adamlar edebiyat yapıyoruz dememişler ki? maalesef kitap, resimli "hikaye" kitabı olarak tanımlanmış ve bu koşullarda elbette edebi bir eser olarak tanımlanır.
tekrar üzülerek söylüyorum "çocukların sevdiği bir ürünü nasıl daha fazla kazanmak için suistimal ederiz"e dönmüş düşünce. başta, her türden nesnenin üzerinde 'kral şakir' damgasının olmasını "e çocuklar seviyor, piyasaya bu tarz şeyler sürülecek elbette"ye yorarken, artık bu gözle bakamıyorum.
kral şakir'in lisans geliri 2019da 60milyon tl iken 2020'de bu sayı 100milyon tl'ye ulaşmış. geliri en çok kitaplardan elde ettiklerini söylüyorlar ve 2019 itibari ile 400bin satışı gördüklerini, filmlerin de 2milyonun üzerinde gişe yaptığını açıklamışlar. ayrıca 20den fazla ülkeye de ihraç ediyorlarmış. ülkemizden böyle bir ürünün çıkmış olması sevindirici olsa da masum bir ürün olmanın -benim gözümde- çok uzağında.
çocuk edebiyatı türünde kaliteli eserler okumak için samed behrengi'ye göz atabilirsiniz. toz pembe çizgi film dünyalarından birazcık çıkmak için kemalettin tuğcu ve gülten dayıoğlu da güzeldir. fakat serttir, çocuk yeterince hazır değilse okumamalıdır. işbankası çocuk klasikleri serisi ise bence idealdir, hem fiyatı hem içeriği hem de eserlerin kalitesi üst düzeydir.
devamını gör...

hiç bilinçli alkol almamış biri olarak kısmen içine dahil oluyorum.
mezuniyet yemeğinde arkadaşlarım kolama bir şey katmışlardı. o gün bu gün kolada içmem.* şaka kaldırma özelliğimi test ettiler sorsan.
19'lu yaşlardan 26'lı yaşlara kadar, defalarca sigaraya başlamış, bırakmışlığım mevcut. benim bünye bağımlılığa meyyal değil. boşver köylü bu işleri der sürekli.
bu aralar, içen arkadaşları görünce bir heveslik geliyor, sonra geçiyor.
dibimde içene, arabamda içene ses etmem.
bir tek evimde içirmem.
balkonumda içebilirler.
can ciğer onların, bana ne.
devamını gör...

1. reklam ve bilinirlik: bu önemi yadsınamayacak bir noktadır. çevredekilere, tanıdıklara özellikle de bir vasfı, eğitimi olan bildiklere bahsetmek de bunun içinde ele alınabilir.

2. konu (başlık) çeşitliliği: buradan kastım ise şu. bazen sırf merak ettiğim bir konu hakkında, -ki bu konu bin sene önce olmuş bir olay da olabilir, herhangi bir alandaki bir terim de olabilir- kaynak, entry, farklı yorumlar okumak için arama yaparım. ve şimdiye kadar öyle veya böyle bir şeyler karaladığım ilk sözlük deneyimim ekşi olduğu için haliyle orada yapıyordum. hakkını verelim bu açıdan o mecra oldukça zengin. tabi bu bahsettiğim, zamanla oluşacak bir birikim kabul ama gerekli.

3. dil: bir imla delisi olmasak da yazılan entrylerde noktalama, anlatım bozukluğu vb. konulara dikkat edilmeli.

4. yazar kalitesi: belirli bir aşamaya gelene kadar mevcut yazar alım politikası sürmeli ama bir aşamadan sonra yazarlık bazı kriterlere bağlanmalı. elekte en uygunlar kalsın. ama bunu yaparken öyle bir sistem getirilmeli ki, insanlar ekşi de olduğu gibi, "sgk emekliliği bekler gibi" sittin sene yazar olmak için beklememeli. o bekleyiş bir süre sonra sıkıyor. amaaan boşver dedirtiyor. bir yığın gereksiz başlık ve bunları açan boş beleş yazar varken hala yazarlık için bekletilmenin izahı olamaz!

5. gündemin takibi: örnegin hayatlarımızı ilgilendirsin ilgilendirmesin dünyada veya ülke içinde olan olaylar hakkında öncelikle ekşi 'ye bakardım. çünkü binlerce yazar içinde olaya lokasyon olarak yakın olanından, mesleği veya görevi gereği net bilgiler verebilecek bir çok insan bulunması yüksek olasılık idi. aynı şey burada da geçerli. gündem de yer alan konular hakkında başlık görebilmeli, muhakkak konusu açılmıştır düşüncemizde emin olarak buraya bakabilmeliyiz. ayrıca bu maddenin uygulanabilirliği yukarıda bahsettiğim yazar sayısının artması ile de yakından ilgili.

6. zaman: olmazsa olmazlardan.

7. mobil uygulama: var mı diye henüz bakmadım. ama güzel ve düzgün çalışan bir mobil uygulama zaten bu çağın gerekliliklerinden.

şimdilik aklıma gelenler bunlar yazar kardeşler.
devamını gör...

belirsizlik.
devamını gör...

zarar vermek.

otobüsteki cam filmini sökenler mesela. neden?
devamını gör...

öncelikle sindirim sistemine sahip her canlının, sindirim eylemi sonucunda ortaya birtakım gazlar çıkmaktadır, bu bilgiyi kenarda tutalım... bu gazların oluşmasındaki en büyük etkenlerden biri hava yutmaktır. aceleyle yemek, pipetle içecek içmek, gazlı içecek tüketmek hava yutmaya sebebiyet verir. buda halk ağzıyla 'osuruk' diye tabir edilen kavrama götürür bizi. biz yine de buna yellenme diyelim ve bu bilgiyi bir kenarda tutalım.

ejderyalarda da durum böyledir.
ejderyalar yemeklerini çok hızlı yerler. ayrıca pepsi max sevdiklerine dair safsatalar dolaşmaktadır. ejderyalar pepsi max sevmezler, cocacola zero severler. unikornlar pepsi max severler.
neyse, ejderyaların farkı, evrim süreci dahilinde insandan elflere kadar her şeyi yediklerinden, sindirim sistemlerinde bir anomali gelişmiş ve ilgili yellenme eylemini ağız yoluyla yapmaktadırlar...

şimdi benim ayıoğluayı bir çocukluk arkadaşım var, kendisi yaklaşık 173 boylarında ve 90 kilo falan. bu arkadaşımızın yaklaşık 6-8 saniye gürültülü bir yellenme yapabildiğini bilen biri olarak, ejderya gibi devasa bir hayvanın böyle elnino kasırgası gibi yellenebiliyor olması, üstüne birazcık düşündüğünüzde hiç de saçma gelmeyecektir...

şimdi bu yellenme dediğimiz gaz çıkarma olayı esnasında çıkan gazlar yanıcı olabiliyor. içerisinde birtakım yanıcı gazlar (metan, oksijen, hidrojen) barındırdığından alev oluşması için bir sebeptir.

peki nasıl alev oluşuyor.

işte mobydick'i yaratan yüce rab ejderyaları da yaratırken,kılıç gibi dişlerle bezenmiş ağzının içinde, gırtlaklarının hemen üstünde bulunan (küçük dil diyeceğim ama ortalama bir ortadünya cücesi boyundadır) yılan dili gibi birbirine çatal şekilde küçük dili, çakmaktaşından yaratmıştır.

ejderyamız efendimiz de ağzından yellenirken çıkan gürültülü gazın şiddetinden bu küçük dil birbirine çarparak kıvılcım çıkarır ve o kıvılcım ejderyamızın midesinden gelen o gazlan devyaraaaasa bir alev topuna dönüşür...

evet, işte böyle oluyor...
devamını gör...

daubentoniidae familyasının tek üyesidir. ana vatanı madagaskar olan ve daha çok geceleri ortaya çıkan makimsi bir maymun türüdür.beslenme düzenini çeşitli meyve ve böcekler oluşturur. soyu tükenme tehlikesi ile karşı karşıya olan türlerdendir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

birkaç başlıkta tanımlarını okudum. kim bu? diye baktıktan sonra da sürekli gözüme çarpar oldu. kendisini pek bir sevdim, çokça ısındım nickaltını okumak için girdim. baktım açılmamış, ben açtım
hoşgelmişş.
devamını gör...

evet konuşunca hep bir şeyler olur malesef. kişi hür ve özgür olmayınca susuyor mecburen.
hani bir ara vardı gündem olan ' hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler oldu' gibi .
devamını gör...

gece modunda gözlerim her daim daha rahat ettiği için aralarında bulunduğum tiplerdir. astigmatımdan dolayı olduğunu düşünüyorum. beyaza alerjim var.
devamını gör...

sosyal ağlar sayesinde fark ettiğimiz bir gerçektir.
devamını gör...

tüm gün hem çocuklarıyla ilgilenen;hem onların gümbürtüsuyle beyni çalkalanan,hem de sürekli dağılan evde duzen ve temizlik sağlamaya çalışan 'çocuklunun orucu'
bazen bir insaat çalışanı kadar efor sarfeden,
çamaşır-bulaşık makinaları arasinda mekik dokurken bir yandan da orucsuz ya da cocuk oruclu evlatlarinin karnini doyurmaya calisan;iftar hazirlarken belki de degme restrantlarin seflerinden cok yorulan cocuklu annenin orucu..
devamını gör...

sınavlarınıza çalışın guzum. buralara takılmayın okuyun memur olun.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim