dakiklik
bünyemde son yıllarda geliştiğini farkettiğim bir özellik.
mesela belli bir zamanda bir yerde olacağıma dair söz vermişsem, beynim o saatten en az yarım saat önce orada olacakmışım gibi planlar yapmaya başlıyor. iyi hoş ama geç kalacağımı düşünüyorsam hesapladığım o yarım saati de unutarak kendime streslerden stres beğeniyorum. sebebi neydi ki.
mesela belli bir zamanda bir yerde olacağıma dair söz vermişsem, beynim o saatten en az yarım saat önce orada olacakmışım gibi planlar yapmaya başlıyor. iyi hoş ama geç kalacağımı düşünüyorsam hesapladığım o yarım saati de unutarak kendime streslerden stres beğeniyorum. sebebi neydi ki.
devamını gör...
türkiye'den umudunu kesmek
düzeltilecek o kadar çok şey var ki. başta toplum, insan. bunların çokluğu ve insanların cahilliği ile yüzleşince insan bu duygu ya kapılıyor.
devamını gör...
yemek yapabilen insan
bugün yemek konusunda çok becerikli hissettiğim için kendimi şımartıyorum sadece büyütülecek bir şey yok.
tanım: öğrencilik yıllarında makarnadan gına gelince zalimin talim ettiği yola minnet eylemeyi reddederek yemek yapmayı öğrenen insandır.
tanım: öğrencilik yıllarında makarnadan gına gelince zalimin talim ettiği yola minnet eylemeyi reddederek yemek yapmayı öğrenen insandır.
devamını gör...
günün tek cümlelik özeti
"bazı insanlar huzur verir; kimileri gelişiyle kimileri gidişiyle."
bugüne özel bonus olarak eklemek istiyorum;
"az insan çok huzur."
bugüne özel bonus olarak eklemek istiyorum;
"az insan çok huzur."
devamını gör...
üstteki soruyu cevaplayıp bir soru sor
sadece yemek haram, domuzların yaratılış sebebi nuhun gemisindek pislikleri yemesi içindi ve hala pislikle beslenen bir hayvan. insan sağlığına zararlı olduğu için olabilir. ayrıca dinci ne demekse anlamdım ama ben demokrasiden yana olan bir insanım.
sadece açıklamak istedim.
sadece açıklamak istedim.
devamını gör...
karşılıksız aşk
başlayan her aşk.
hiç bir aşk karşılıklı başlamaz.
biri aşık olur ötekini ikna eder yada edemez.
hiç bir aşk karşılıklı başlamaz.
biri aşık olur ötekini ikna eder yada edemez.
devamını gör...
sözlük yazarlarının başucu kitapları
cemil meriç'in bu ülke kitabı defalarca okunabilir. ben bir kaç defa okumama rağmen ara ara hep bakarım. okumayanlar için ilgi çeken bikac cümlesini bırakayım.
[[alıntı]]
*kitap zekayı kibarlaştırır.
*insanlar kırıcı idi kitaplara kaçtım.
*kitap limandı benim için. kitaplarda yaşadım ve kitaplardaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim.
*iyilik eden mükafat bekledigi an tefecidir.
*yemin ederim ki, dünyanın tüm toprakları tek bir insanın kanını akıtmaya değmez.
[[alıntı]]
*kitap zekayı kibarlaştırır.
*insanlar kırıcı idi kitaplara kaçtım.
*kitap limandı benim için. kitaplarda yaşadım ve kitaplardaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim.
*iyilik eden mükafat bekledigi an tefecidir.
*yemin ederim ki, dünyanın tüm toprakları tek bir insanın kanını akıtmaya değmez.
devamını gör...
10 yıl önceki kendimize söylemek istediklerimiz
zamanı geri döndürmek mümkün olmadığına göre anlamsız eylemdir.
öncesini değil sonrasını düşünmek gerek.
öncesini değil sonrasını düşünmek gerek.
devamını gör...
moda
barış manço, adam olacak çocuk programından hemen sonra yazışma adresini verirdi. o adres “moda” ile biterdi, aklımda kalan sadece o.
devamını gör...
iz bırakan kitap cümleleri
"my life began by flickering out. ıt may sound strange but it is so. from the very first moment ı became conscious of myself, ı felt that ı was already flickering out. ı began to flicker out over the writing of official papers at the office; ı went on flickering out when ı read truths in books which ı did not know how to apply in life, when ı sat with friends listening to rumours, gossip, jeering, spiteful, cold, and empty chatter, and watching friendships kept up by meetings that were without aim or affection; ı was flickering out and wasting my energies with minna on whom ı spent more than half of my income, imagining that ı loved her; ı was flickering out when ı walked idly and dejectedly along nevsky avenue among people in raccoon coats and beaver collars – at parties, on reception days, where ı was welcomed with open arms as a fairly eligible young man; ı was flickering out and wasting my life and mind on trifles moving from town to some country house, and from the country house to gorokhovaya, fixing the arrival of spring by the fact that lobsters and oysters had appeared in the shops, of autumn and winter by the special visiting days, of summer by the fêtes, and life in general by lazy and comfortable somnolence like the rest. ... even ambition – what was it wasted on? to order clothes at a famous tailor's? to get an invitation to a famous house? to shake hands with prince p.? and ambition is the salt of life! where has it gone to? either ı have not understood this sort of life or it is utterly worthless; but ı did not know of a better one. no one showed it to me."
ıvan goncharov - oblomov
ıvan goncharov - oblomov
devamını gör...
said nursi
yaşantısı, hakkında birbirine zıt pek çok düşüncelere neden olan bir yazar ve düşünürdür. takriben yüz otuz parçadan ibâret olan ''risâle-i nûr'' kitaplarının müellifidir. bu kitapları yirmi üç, yirmi dört yılda yazdığı bilinmektedir. kitaplarında geçirmiş olduğu zihni değişimi, ''eski said ve yeni said'' olarak bir ayrıma tâbi tutar. ''eski said'' zamanında siyâsi konuları ele alan yazıları ''ictimâî reçeteler'' adlı 2 cildlik bir kitapta toplanmıştır. bunun dışında ''yeni said'' zamanında imânî konulara dair düşüncelerini anlattığı kitaplarını te'lif etmiş olup bunların en başta gelenleri ise ''sözler, mektûbât, lem'alar ve âsây-ı mûsâ'' dır. said nursî'nin ayrıca ''mesnevî-i nûriye'', kur'an'ın bir tefsiri olduğunu söylediği ''işârât'ül î'câz'', ''muhâkemât'' ve ''şûâlar'' gibi kitaplarının yanında çoğunluğu öğrencilerine gönderdiği ve öğrencilerinden aldığı mektupların yer aldığı ''barla, emirdağ ve kastamonu lahikaları'' da risâle-i nûr külliyatı içinde bulunmaktadır. yazdığı kitapları sebebiyle hakkında pek çok dava açılmış, hapishane ve sürgünlerde hayatı kendisine zehir edilmiştir. kitaplarında imâna ait konuları soyut niteliklerine rağmen bir takım hikâyeler ve temsiller ile anlatarak somutlaştırmak sûretiyle okuyucuya anlaşılır kılmak istemiştir. ''yeni said'' döneminde her ne kadar siyâsete kapılarını kapadığını belirtse de zamanın başbakanı adnan menderes'e mektup yazmaktan geri kalmamıştır.
yazdığı kitaplardaki kimi düşüncelerine ben de dâhil olmak üzere katılmayanlar olsa bile sırf düşünceleri ve yazdığı kitaplar sebebiyle said nursî'ye hukuk yoluyla yapılan eziyetleri asla doğru bulmuyorum. kitaplarını pek çok defa okumuş ve anlamaya çalışmış bir insanım. dili, günümüz türkçesi ile anlaşılmaya müsâit değildir. bununla birlikte müellif, kitapların asla tercümeye tâbi tutulmamasını, aksi halde orijinalliğini yitireceğini belirtmiştir. yine, ''muhâkemat'' isimli kitabında yazdıklarının bir ''mihenge vurulmasını'', yâni eleştirilmesini ister. kitapların te'lif hakkını alan bir kaç tane yayınevi vardır. ancak, her nedense said nursî'nin kaleme aldığı söylenen ve fakat henüz zamanı gelmediği için yayımlanması doğru bulunmayan risâleleri vardır ki ''kevser risâlesi'', ''rumûzât-ı semâniye risâlesi'', ''18. lem'a'' bunlardandır. ''işârât'ül î'câz'' isimli kitabında kur'an'ın bazı âyetlerinin cifr hesâbını yaparak bulduğu ebced değerlerinden hareketle yazdığı kitaplarda bir kutsallık bulunduğu fikrini her seferinde benimsetmeye çalışmıştır. hazreti ali'ye atfedilen ''celcelûtiye'' kasidesinden, yine risâle-i nurlara yönelik bir takım işâretlerin bulunduğunu, yazdıklarının kendi duygu ve düşünceleri değil ama ilâhî ilhamlar olduğunu söyleme ihtiyacı duymuştur. böyle yapmakla, aslında kitapların hiç bir şekilde eleştirilemez olduğunu ihsâs etmiş ve ''muhâkemat'' taki yukarıda dikkatinizi çekmeye çalıştığım düşüncesiyle çelişmiştir. said nursî'nin kendi kitaplarını bir kutsallık şalıyla örtmesi, bugün dahi risâlelerin tüm yönleriyle, kur'an'ın ve kur'an'ın anlamıyla çelişki arz etmeyen hadislerin ölçülerine vurularak eleştirel bir yaklaşımla değerlendirilmesi imkânını ortadan kaldırmıştır. bu sebeple, risâleleri anlama ve anlatma işi cemaatlere kalmıştır. cemaatler ise risâleler'den anlam devşirme önceliğini kendilerinde görmüşler, ancak onların anladıkları ve anlattıkları, risâleler'in gerçekliğini teşkil etmiştir. halbuki, risâleler ile ilgili karanlıkta kalan pek çok şey vardır. bunları karıştırdığınızda risâleler'den kendilerine bir dünya kurmuş insanların hakâretlerine uğramanız veya en hafif tâbirle onlar tarafından kaâle alınmamanız neticesini doğuracaktır. evet, sevenlerinin tâbiriyle üstâd'ın insan zihnini ve kalbini aydınlatan, beğenerek okuduğum ve yararlandığım ''sözler''i, ''mektubât'' ı, ''lem'alar'' ı vardır. ancak, imân umdeleriyle taban tabana zıt bulduğum görüşleri de vardır. 18. lem'ayı bulmayı başaranlar varsa, hazreti ali'nin cebrâil (aleyhisselâm)'dan nasıl sayfa aldığını, bu sayfada sadece hazreti ali'ye ism-i âzâm'ın öğretildiğini okuyarak şaşırabilirler. bu şaşkınlık uyandıran lem'a'nın başında ''mahremdir, herkese gösterilmez'' ikâzı da bulunmaktadır. pekiyi ama neden? çünkü, bunun imân umdeleriyle bağdaşmadığı bilinmektedir. bunun bilinmesi hâlinde insanların risâlelere teveccühü ve bakışı zedelenebilecektir. sevenlerinin, kitaplarını okudukları üstâd'ı ve yazdıklarını yeterince tanıyamadıklarını, o'nun kitaplarını hep kendi açtıkları tezgâhta okuyup pazarlayanların anlam dünyalarından öteye, çizilen sınırların dışında izinli olmadıkları için adım atmadıklarını düşünüyorum. ''âsây-ı mûsâ'' ilk okunması tavsiye olunan eserlerdendir. merâkı olanlara ve defalarca bu kitabı okuyanlara, ''kör hâfız'' gibi değil, gerçekten anlama çabasıyla yeniden okumalarını ve hiç bir cümleyi tamamen anlayıp kavramadan geçmemelerini tavsiye ediyorum.
sözlerimin yanlış anlaşılmasını istemiyorum. said nursi'ye çektirilen sıkıntı ve eziyetleri asla tasvip etmiyorum. sadece said nursi'ye değil, sol görüşlü olan ve aynı dünya görüşünü paylaşmadığım yazarların da düşünceleri nedeniyle hapishanelere kapatılmalarını doğru bulmadığımı başka yorumlarımda dile getirdiğim ortadadır. yine said nursi'nin dini hayatını, dünyevilikten soyutlanmış hâliyle farklı ve çarpıcı buluyorum. her ne kadar kendisi eleştiri kapısını kapatmış ve yazdıklarına inanmayanları ''zelil olmakla'' korkutmuş ise de kitaplarında serdettiği bazı düşüncelerinin imân ilkeleriyle bağdaşmadığını, kitaplarını okuyanların dikkatli şekilde tahlil etmeleri gerektiğini düşünüyorum.
yazdığı kitaplardaki kimi düşüncelerine ben de dâhil olmak üzere katılmayanlar olsa bile sırf düşünceleri ve yazdığı kitaplar sebebiyle said nursî'ye hukuk yoluyla yapılan eziyetleri asla doğru bulmuyorum. kitaplarını pek çok defa okumuş ve anlamaya çalışmış bir insanım. dili, günümüz türkçesi ile anlaşılmaya müsâit değildir. bununla birlikte müellif, kitapların asla tercümeye tâbi tutulmamasını, aksi halde orijinalliğini yitireceğini belirtmiştir. yine, ''muhâkemat'' isimli kitabında yazdıklarının bir ''mihenge vurulmasını'', yâni eleştirilmesini ister. kitapların te'lif hakkını alan bir kaç tane yayınevi vardır. ancak, her nedense said nursî'nin kaleme aldığı söylenen ve fakat henüz zamanı gelmediği için yayımlanması doğru bulunmayan risâleleri vardır ki ''kevser risâlesi'', ''rumûzât-ı semâniye risâlesi'', ''18. lem'a'' bunlardandır. ''işârât'ül î'câz'' isimli kitabında kur'an'ın bazı âyetlerinin cifr hesâbını yaparak bulduğu ebced değerlerinden hareketle yazdığı kitaplarda bir kutsallık bulunduğu fikrini her seferinde benimsetmeye çalışmıştır. hazreti ali'ye atfedilen ''celcelûtiye'' kasidesinden, yine risâle-i nurlara yönelik bir takım işâretlerin bulunduğunu, yazdıklarının kendi duygu ve düşünceleri değil ama ilâhî ilhamlar olduğunu söyleme ihtiyacı duymuştur. böyle yapmakla, aslında kitapların hiç bir şekilde eleştirilemez olduğunu ihsâs etmiş ve ''muhâkemat'' taki yukarıda dikkatinizi çekmeye çalıştığım düşüncesiyle çelişmiştir. said nursî'nin kendi kitaplarını bir kutsallık şalıyla örtmesi, bugün dahi risâlelerin tüm yönleriyle, kur'an'ın ve kur'an'ın anlamıyla çelişki arz etmeyen hadislerin ölçülerine vurularak eleştirel bir yaklaşımla değerlendirilmesi imkânını ortadan kaldırmıştır. bu sebeple, risâleleri anlama ve anlatma işi cemaatlere kalmıştır. cemaatler ise risâleler'den anlam devşirme önceliğini kendilerinde görmüşler, ancak onların anladıkları ve anlattıkları, risâleler'in gerçekliğini teşkil etmiştir. halbuki, risâleler ile ilgili karanlıkta kalan pek çok şey vardır. bunları karıştırdığınızda risâleler'den kendilerine bir dünya kurmuş insanların hakâretlerine uğramanız veya en hafif tâbirle onlar tarafından kaâle alınmamanız neticesini doğuracaktır. evet, sevenlerinin tâbiriyle üstâd'ın insan zihnini ve kalbini aydınlatan, beğenerek okuduğum ve yararlandığım ''sözler''i, ''mektubât'' ı, ''lem'alar'' ı vardır. ancak, imân umdeleriyle taban tabana zıt bulduğum görüşleri de vardır. 18. lem'ayı bulmayı başaranlar varsa, hazreti ali'nin cebrâil (aleyhisselâm)'dan nasıl sayfa aldığını, bu sayfada sadece hazreti ali'ye ism-i âzâm'ın öğretildiğini okuyarak şaşırabilirler. bu şaşkınlık uyandıran lem'a'nın başında ''mahremdir, herkese gösterilmez'' ikâzı da bulunmaktadır. pekiyi ama neden? çünkü, bunun imân umdeleriyle bağdaşmadığı bilinmektedir. bunun bilinmesi hâlinde insanların risâlelere teveccühü ve bakışı zedelenebilecektir. sevenlerinin, kitaplarını okudukları üstâd'ı ve yazdıklarını yeterince tanıyamadıklarını, o'nun kitaplarını hep kendi açtıkları tezgâhta okuyup pazarlayanların anlam dünyalarından öteye, çizilen sınırların dışında izinli olmadıkları için adım atmadıklarını düşünüyorum. ''âsây-ı mûsâ'' ilk okunması tavsiye olunan eserlerdendir. merâkı olanlara ve defalarca bu kitabı okuyanlara, ''kör hâfız'' gibi değil, gerçekten anlama çabasıyla yeniden okumalarını ve hiç bir cümleyi tamamen anlayıp kavramadan geçmemelerini tavsiye ediyorum.
sözlerimin yanlış anlaşılmasını istemiyorum. said nursi'ye çektirilen sıkıntı ve eziyetleri asla tasvip etmiyorum. sadece said nursi'ye değil, sol görüşlü olan ve aynı dünya görüşünü paylaşmadığım yazarların da düşünceleri nedeniyle hapishanelere kapatılmalarını doğru bulmadığımı başka yorumlarımda dile getirdiğim ortadadır. yine said nursi'nin dini hayatını, dünyevilikten soyutlanmış hâliyle farklı ve çarpıcı buluyorum. her ne kadar kendisi eleştiri kapısını kapatmış ve yazdıklarına inanmayanları ''zelil olmakla'' korkutmuş ise de kitaplarında serdettiği bazı düşüncelerinin imân ilkeleriyle bağdaşmadığını, kitaplarını okuyanların dikkatli şekilde tahlil etmeleri gerektiğini düşünüyorum.
devamını gör...
kakule
çok sevdiğim bir şiirde bahsi geçen bitkidir:
tarçın'ın arkadaşları gülçin, nurçin ve yalçını
ister misin tanımayı kakuleyi, narçını
elmır onlara gelince, çocuklar sevinince
tarçın sana gülümser, ne bilmek istersin der
bir tohum filizlenir, serpilir çicek açar
sırlar açığa çıkar ve meraklanır çocuklar
çın çını çın çın çık ortaya tarçın
(bkz: ekmek kafalı elmır)
tarçın'ın arkadaşları gülçin, nurçin ve yalçını
ister misin tanımayı kakuleyi, narçını
elmır onlara gelince, çocuklar sevinince
tarçın sana gülümser, ne bilmek istersin der
bir tohum filizlenir, serpilir çicek açar
sırlar açığa çıkar ve meraklanır çocuklar
çın çını çın çın çık ortaya tarçın
(bkz: ekmek kafalı elmır)
devamını gör...
capernaum
ortadoğu'da çocuk olmanın, daha doğrusu olamamanın ne demek olduğunu tüm gerçekliğiyle gözler önüne seren bir film. zain al rafeea'nın oyunculuğu mükemmeldi, hem de hiç oyunculuk eğitimi almadığı halde. çünkü o ortadoğu'da yaşamaya çalışan çocuklardan biriydi, duygularını bu kadar kusursuz aktarmasının tek nedeni gerçeklikti.
--- alıntı ---
anne ve babamdan şikayetçiyim,
beni dünyaya getirdikleri için.
--- alıntı ---
anne ve babamdan şikayetçiyim,
beni dünyaya getirdikleri için.
devamını gör...
gece tek başına yapılacak en güzel aktivite
müzik dinleyip yıldızlarla konuşmak, gerçekleşmeyecek hayaller kurmak..
devamını gör...
4 nisan bildirisinden darbe mesajı çıkarmak
(bkz: cui bono)
latince bir deyim olup "kim karlı çıktı?" veya "kimin yararına?" anlamına gelen bu söz, cicero'nun 27 yaşında genç bir hukukçu olarak önünün açıldığı ve ününün iyice yayıldığı, sextus roscius'un savunmasını üstlendiği davanın anahtar sorusudur.
her olayda bir fail ararken bu soruyu (cui bono) göz önünde bulundurarak bakmak yerinde olur.
latince bir deyim olup "kim karlı çıktı?" veya "kimin yararına?" anlamına gelen bu söz, cicero'nun 27 yaşında genç bir hukukçu olarak önünün açıldığı ve ününün iyice yayıldığı, sextus roscius'un savunmasını üstlendiği davanın anahtar sorusudur.
her olayda bir fail ararken bu soruyu (cui bono) göz önünde bulundurarak bakmak yerinde olur.
devamını gör...
yazarların en sevdiği börek çeşidi
kıyma ve cevizin bir arada olduğu börek.
devamını gör...
dünya tarihinin en ünlü orta parmağı
teleskop cihazının mucidi olan ve kiliseye,engizasyon mahkemesine başkaldırıp dönemindeki tabuları yerle yeksan eden galileo galileinin cesedi 1773 yılında başka bir mezara aktarılırken yere düşen baş ve orta parmağı bu mucidin tılsımını taşımak isteyen kişiler tarafından çalınmasıyla dönemin ünlü kütüphanecisi angelo bandinin eline geçip altın bir fanus içinde halka sergilenmesi bir oldu. günümüzde hâlâ halka açık biçimde floransa bilim tarihi müzesinin galileo sergisinde varlığını sürdürmekte ve dünya tarihinin en ünlü orta parmağı olarak bilinmektedir.
ilgili fotoğraf
ilgili fotoğraf
devamını gör...
tanrının hobileri nelerdir sorunsalı
(bkz: ortalığı karıştırmak)
devamını gör...
