sözlüğü bırakmak
(bkz: yolun açık olsun paşam)
devamını gör...
güne bir fotoğraf bırak
devamını gör...
doğru uyku şekli
yok. yok asla olmuyor. sırtüstü yatıyorum belim havada kalıyor ağrıyor. yastık koyuyorum kayıyor. dönüp yatıyorum yine havada kalıyor. boynum da rahat değil. doğru yastığı bulamadım gitti. üç tane yastık koydum, gece değiştiriyorum. bölünmemiş bir uyku mu? komik olmayın.
keşke dracula gibi tabutta, red kit gibi at sırtında uyuyabilseydim. ama yok.
artık son çare: uyku hapı önerileri için dm lütfen.
keşke dracula gibi tabutta, red kit gibi at sırtında uyuyabilseydim. ama yok.
artık son çare: uyku hapı önerileri için dm lütfen.
devamını gör...
ne rezalet
paulina flores muhteşem öykü kitabıdır.
her yazarın, aslında her insanın hayatında geçmişten gelen travmalar vardır ve bu travmalar bir şekilde bugünlerine de yansır. bir yazar isteyerek ya da istemeyerek bu travmaları yazdığı satırlara yansıtır. ve siz onun gizli yaralarını cümleler halinde görür, tanır ve o yazarla bir nevi manevi bağ kurarsınız. dostoyevski “ karamazov kardeşler”i yazdıktan sonra bir tür bunalım yaşamış çünkü bu romandaki baba katli hikayesinin nedeninin kendi babasını öldürme isteği olduğunu düşünmüş her zaman içten içe. kafka “ dönüşüm”de gregor samsa’yı babası tarafında fırlatılan bir elmanın öldürmesine izin vererek belki tepesinde dikildiğine inandığı baba figürüne isyan ederken bir yandan da ilk günaha bir atıfta bulunmuştur. jean-louis fournier “ asla kimseyi öldürmedi benim babam” ismini romanına, anlatısına bu ismi annesi yüzünden vermiştir, babasına çok yüklenmemek için.
ben bu öyküleri okurken paulina flores’in de böyle bir dertten mustarip olduğuna ikna oldum. hep gizliden gizliye, bazen de açıkça ortada olmayan, varlığı yokluğu bir baba çıkıp durdu karşıma. ve ne güzel yazmış dedim içimden, ne güzel anlatmış. bu kitabı okumamış olmak ne rezalet!
her yazarın, aslında her insanın hayatında geçmişten gelen travmalar vardır ve bu travmalar bir şekilde bugünlerine de yansır. bir yazar isteyerek ya da istemeyerek bu travmaları yazdığı satırlara yansıtır. ve siz onun gizli yaralarını cümleler halinde görür, tanır ve o yazarla bir nevi manevi bağ kurarsınız. dostoyevski “ karamazov kardeşler”i yazdıktan sonra bir tür bunalım yaşamış çünkü bu romandaki baba katli hikayesinin nedeninin kendi babasını öldürme isteği olduğunu düşünmüş her zaman içten içe. kafka “ dönüşüm”de gregor samsa’yı babası tarafında fırlatılan bir elmanın öldürmesine izin vererek belki tepesinde dikildiğine inandığı baba figürüne isyan ederken bir yandan da ilk günaha bir atıfta bulunmuştur. jean-louis fournier “ asla kimseyi öldürmedi benim babam” ismini romanına, anlatısına bu ismi annesi yüzünden vermiştir, babasına çok yüklenmemek için.
ben bu öyküleri okurken paulina flores’in de böyle bir dertten mustarip olduğuna ikna oldum. hep gizliden gizliye, bazen de açıkça ortada olmayan, varlığı yokluğu bir baba çıkıp durdu karşıma. ve ne güzel yazmış dedim içimden, ne güzel anlatmış. bu kitabı okumamış olmak ne rezalet!
devamını gör...
yaran başlıklar
devamını gör...
gidiyorum bu
ben bu çağdan bir kere de şerefimle geçeceğim
lazım gelen gülleri göğsüme gömmüştüm
birleşmemiz radikal olacak
ben kan vereceğim
bunu daha çok küçükken
bir filmde görmüştüm!
lazım gelen gülleri göğsüme gömmüştüm
birleşmemiz radikal olacak
ben kan vereceğim
bunu daha çok küçükken
bir filmde görmüştüm!
devamını gör...
harold urey
1934'te nobel kimya ödülünü kazanmış bilim insanıdır. atom bombasının yapımında da görev almış kişilerden biridir. nobel kimya ödülünü aldıktan sonra yaşamın başlangıcıyla ilgilenmeye başlar. özellikle güneş sistemi ilk oluştuğunda neler olduğuyla ilgilendi. hatta dünya ilk oluştuğunda atmosferin muhtemelen oksijensiz olduğunu belirtti. bu düşünce çok önemliydi. çünkü o zaman bulunan hassas kimyasallar oksijenli ortamda yanabilirdi. verdiği derslerin birinde doktora öğrencisi olan stanley miller adlı öğrenci bu düşüncesini deneylerle test etmesini söyler ve urey'i ikna eder. böylece şimdiye kadar yapılan yaşamın başlangıcı deneyleri arasında en meşhur olan deney yapılır:(bkz: miller-urey deneyi)
devamını gör...
rami malek
mr robot dizisinde canlandırdığı elliot alderson karakteriyle tanınan, en iyi erkek oyuncu dalında oscar ödülü sahibi olan abd'li oyuncu.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
parlak gunesi hissettim. tipki o zamanlardaki gibi gunes beni yakacak diye rahatsizdim icten ice. vizir vizir arabalar geciyordu. neden yol ortasinda kimsesiz kalmistim bir fikrim yoktu. buradan kurtulmaliydim. cekinerek de olsa otostop cekmeye basladim.
birkac dakika sonra gri tanidik bir araba onumde durdu. icine attim hemen kendimi. birde baktim ki o, ayni cocuksu bakis, uzun kirpikler, o bembeyaz ten, keskin kaslar. simsiyah gozleri isildiyordu. beni bekler gibi bir hali vardi. 'ama nasil?' dedim. 'seni seviyorum' dedi sadece. kalbimde korkunc bir agri hissettim. beni sevmesini falan istemiyordum. o sevince cok acitiyordu. yanlis, yanlis! inmek istedim arabadan ancak kapilar kilitlendi ve korkunc bir hizla arabayi surdu. hizdan korktugumu hep bilirdi. kemer takamadigimi, hizdan cok korktugumu, zaten genel olarak bircok sacma sapan seyden korktugumu da bilirdi. kendisinden korkmam da dahildi buna.
sirtimi dondum ona, zamaninda bana yaptigi gibi. 'seni sevdigimi biliyorsun' dedi belirli araliklarla. konusmadim. ne zaman sussam sinirlenirdi ancak bu sefer sinirlenmedi. arabayi ormanlik bir alanda durdurdu. ardima bakmadan kactim oradan.
ormanda kosarken hislerim karmakarisikti. ben onun kirli sevgisini istemiyordum. agaclar fisildiyor gibiydi. seni seviyor!
ormanlik alani gecip sakinlestigim gibi lise formamla okulda buldum kendimi. acik saclarim da uzundu. zaten en son lisede uzundu saclarim. anlam veremiyordum. burada ne yaptigimi bilmiyordum. sigara ictigimiz koseye dogru ilerledim, o zamanlar sadece sigara icmek icin muhatap oldugum birkac arkadas oradaydi. bana sigara uzatti iclerinden en sevmedigim. sorgulamadim ve yaktim sigarayi. uzun boylarinin arkasina kendimi kamufule ediyordum. zil calinca hayiflandim, mecburen yarim attim sigarami.
sinifa gittigimde ilk gordugum o yemyesil gozlerdi. o zamanlar aslinda hic de dikkat etmedigim birseyi farkettim, ben bu yesil gozleri cok seviyordum. yine mutsuzdu, bebeksi suratinda yilmis bir ifade vardi. yanina oturdum, zaten lise boyunca hep yanyana oturmustuk onunla. 'kulakligin yaninda mi?' dedi. kafami salladim hayir anlaminda. telefonumu istedi bu sefer. oda yoktu. belliki konusmak istiyordu, yasadiklarini dusunmemek adina. ondaki yalnizlik, kimsesizlik 4 sene boyunca bana da yapismisti. ona baka baka kararmistim belli ki.
kafasini siraya koydu, duzgun burnu bu acidan daha guzel gorunuyordu. yillarca o kafasini siraya koydugunda kisa duz saclarina elimi daldirmak istemistim hep. bu kez cesaret ettim. 'yapma yarasa uyuyacagim.' dedi. dinlemedim.
bir anda okulun arka bahcesinde buldum kendimi. o yine bir kosede dalip gitmisti. siniftan bir cocuk geldi, cebime yuklu bir miktar para sikistirdi. 'ne oluyor?' dedim. 'hadi git seni bekliyor.' parayi alip yanina gittim. yine konusmadi. 'okuldan kacalim.' dedim kendisine. kabul etti. duvardan atlamaya hazirlandik. o beni tutacakti. etegim vardi ama. biraz acildi etegim. 'ne guluyorsun!' diye isyan ettim. 'etek giymemelisin, etek kizi degilsin.' dedi. utandim ama dogru soyluyordu.
duvari astigimizda bir anda sehir merkezindeydik. elimi tuttu. nereye gidecegimizi biliyor gibiydi. bu sefer icim rahatti. elini iyice kavradim ve yuruduk. nereye vardik hic hatirlamiyorum..
birkac dakika sonra gri tanidik bir araba onumde durdu. icine attim hemen kendimi. birde baktim ki o, ayni cocuksu bakis, uzun kirpikler, o bembeyaz ten, keskin kaslar. simsiyah gozleri isildiyordu. beni bekler gibi bir hali vardi. 'ama nasil?' dedim. 'seni seviyorum' dedi sadece. kalbimde korkunc bir agri hissettim. beni sevmesini falan istemiyordum. o sevince cok acitiyordu. yanlis, yanlis! inmek istedim arabadan ancak kapilar kilitlendi ve korkunc bir hizla arabayi surdu. hizdan korktugumu hep bilirdi. kemer takamadigimi, hizdan cok korktugumu, zaten genel olarak bircok sacma sapan seyden korktugumu da bilirdi. kendisinden korkmam da dahildi buna.
sirtimi dondum ona, zamaninda bana yaptigi gibi. 'seni sevdigimi biliyorsun' dedi belirli araliklarla. konusmadim. ne zaman sussam sinirlenirdi ancak bu sefer sinirlenmedi. arabayi ormanlik bir alanda durdurdu. ardima bakmadan kactim oradan.
ormanda kosarken hislerim karmakarisikti. ben onun kirli sevgisini istemiyordum. agaclar fisildiyor gibiydi. seni seviyor!
ormanlik alani gecip sakinlestigim gibi lise formamla okulda buldum kendimi. acik saclarim da uzundu. zaten en son lisede uzundu saclarim. anlam veremiyordum. burada ne yaptigimi bilmiyordum. sigara ictigimiz koseye dogru ilerledim, o zamanlar sadece sigara icmek icin muhatap oldugum birkac arkadas oradaydi. bana sigara uzatti iclerinden en sevmedigim. sorgulamadim ve yaktim sigarayi. uzun boylarinin arkasina kendimi kamufule ediyordum. zil calinca hayiflandim, mecburen yarim attim sigarami.
sinifa gittigimde ilk gordugum o yemyesil gozlerdi. o zamanlar aslinda hic de dikkat etmedigim birseyi farkettim, ben bu yesil gozleri cok seviyordum. yine mutsuzdu, bebeksi suratinda yilmis bir ifade vardi. yanina oturdum, zaten lise boyunca hep yanyana oturmustuk onunla. 'kulakligin yaninda mi?' dedi. kafami salladim hayir anlaminda. telefonumu istedi bu sefer. oda yoktu. belliki konusmak istiyordu, yasadiklarini dusunmemek adina. ondaki yalnizlik, kimsesizlik 4 sene boyunca bana da yapismisti. ona baka baka kararmistim belli ki.
kafasini siraya koydu, duzgun burnu bu acidan daha guzel gorunuyordu. yillarca o kafasini siraya koydugunda kisa duz saclarina elimi daldirmak istemistim hep. bu kez cesaret ettim. 'yapma yarasa uyuyacagim.' dedi. dinlemedim.
bir anda okulun arka bahcesinde buldum kendimi. o yine bir kosede dalip gitmisti. siniftan bir cocuk geldi, cebime yuklu bir miktar para sikistirdi. 'ne oluyor?' dedim. 'hadi git seni bekliyor.' parayi alip yanina gittim. yine konusmadi. 'okuldan kacalim.' dedim kendisine. kabul etti. duvardan atlamaya hazirlandik. o beni tutacakti. etegim vardi ama. biraz acildi etegim. 'ne guluyorsun!' diye isyan ettim. 'etek giymemelisin, etek kizi degilsin.' dedi. utandim ama dogru soyluyordu.
duvari astigimizda bir anda sehir merkezindeydik. elimi tuttu. nereye gidecegimizi biliyor gibiydi. bu sefer icim rahatti. elini iyice kavradim ve yuruduk. nereye vardik hic hatirlamiyorum..
devamını gör...
spotify beğenilen şarkı kısmına en son eklenen şarkı
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
sen kalacaksın kimse bilmeyecek
ve kimseler görmeyecek seni,
yaşayacaksın gözlerimde.
| özdemir asaf
ve kimseler görmeyecek seni,
yaşayacaksın gözlerimde.
| özdemir asaf
devamını gör...
bergen
filmin özellikle ilk yarısı tiyatral bir havayla geçiyor. sahne geçişleri falan birbirinden çok kopuk, bazı şeyler de havada kalmış oluyor. çok uzatmak istememiş olabilirler belki bundandır. onun dışında farah zeynep ve erdal beşikçioğlu çok iyi oynamış. farahın şarkı söyleme sahneleri, mikrofondan tutuşuna kadar mükemmel. keza sesini çok beğenmiştim unutursam fısıldayı izlediğimde. kostümler, makyaj, saç çok güzel kareler yakaladım filmde bunlar sayesinde. dönemin ruhu güzel yansıtılmış. erdal beşikçioğlu mükemmel seçim, adamın tipi oyunculukla birleşince bildiğin şerefsiz bir adam çıkmış ortaya. dikkat, filmin sonunda off bir rakı sofrası kuralım yaa diyeceğinize eminim. özendim arkadaş, farahın sigara içmesine bile özendim. hele ah yalan dünyayı söylediği sahne bittim. ahh bergen ahh. gereksiz dramatize edilmeden anlatılması güzel olmuş. izleyin pişman olmazsınız.
devamını gör...
büyü ve sihirden korunmak için yapılması gerekenler
"sihir veya büyü literatürde el çabukluğu, göz boyama ve yaldızlı sözler söyleme yoluyla gerçekleştirilen hile ve aldatma işi ya da şeytanla yakınlık kurup ondan yardım alma ve nesnelerin şeklini değiştirme iddiası şeklinde tanımlanmıştır. (bkz. “sihir”, dia, xxxvıı, 170-172). sihir faaliyetlerinin, dini değerlerle bir bağlantısı olmadığı gibi bu işlerle uğraşanlar ahlaki bir amaç da gözetmezler. bu tür uğraşılardaki temel hedef, çıkar sağlamaktır. islam dini, büyük günahlar arasında saydığı sihri şiddetle yasaklamış, kur’an-ı kerim’de sihir yapanların ahiretten nasibi olmadığı ve bunu yapanların şerrinden allah’a sığınılması gerektiği vurgulanmıştır (bakara, 2/102; felâk, 113/4). hz. peygamber (s.a.s.) de sihir yapmayı yedi büyük günah arasında saymıştır (buhârî, vesâyâ, 23; müslim, iman, 145). cahiliye devrinde sihir/büyü çok yaygındı. cincilik, kâhinlik, yıldızlardan hüküm çıkarmak, fal oklarına başvurmak, iplere düğüm atıp üflemek gibi işlemler yapılırdı. müşrikler bu durumun da etkisiyle işi, kur’an’ın bir sihir eseri olduğunu ileri sürmeye kadar vardırmışlardı (sâd, 38/4; zârîyât, 51/52). büyücülerin her şeyi bildiği, başaramayacakları şeylerin bulunmadığı şeklindeki inançlar islam’a aykırıdır. bu yüzden bazı müslüman bilginler, gerçekliği bulunmayan bir aldatmaca ve safsata olduğu gerekçesi ile büyünün gerçekliğini reddetmişlerdir (bkz. cassâs, ahkâmü’l-kur‘ân, ı, 51; nevevî, ravda, ıx, 129, 346).
sihire ve büyüye karşı en etkili çözüm, allah’a sığınmak ve ona güvenmektir. hz. peygamber (s.a.s.), her şeyin şerrinden allah’a sığınarak sürekli felâk ve nâs sûreleri ile âyete’l-kürsî’yi okumuştur (buhârî, vekâle, 10; fezâilü’l-kur’an, 10; tirmizî, fezâilü’l-kur’an, 3). ayrıca o, torunları hz. hasan ve hüseyin’i (r.a.) nazar, büyü ve benzeri olumsuzluklardan korumak için şu duayı okumuştur: “her türlü şeytan ve zehirli hayvanlardan ve bütün kem gözlerden allah’ın eksiksiz kelimelerine sığınırım.” (buhârî, ehâdîsu’l-enbiyâ, 10; bkz: ibn mâce, tıb, 36).
bunun yanında büyüye maruz kalan kimsenin, şifayı allah’tan umarak güvendiği insanlara müracaatla kendisine kur’an okutması ve dua ettirmesinde bir sakınca yoktur. din işleri yüksek kurulu 28 eylül 1979 tarih ve 1883 sayılı kararında, cenab-ı hak’tan şifa umarak hastalara kur’an-ı kerim ve şifa ile ilgili dualar okumanın câiz, halkı kandırmak ve gaipten haber vermek amacıyla üfürükçülük yapmanın ise dinen yasak olduğunu belirtmiştir." link
sihire ve büyüye karşı en etkili çözüm, allah’a sığınmak ve ona güvenmektir. hz. peygamber (s.a.s.), her şeyin şerrinden allah’a sığınarak sürekli felâk ve nâs sûreleri ile âyete’l-kürsî’yi okumuştur (buhârî, vekâle, 10; fezâilü’l-kur’an, 10; tirmizî, fezâilü’l-kur’an, 3). ayrıca o, torunları hz. hasan ve hüseyin’i (r.a.) nazar, büyü ve benzeri olumsuzluklardan korumak için şu duayı okumuştur: “her türlü şeytan ve zehirli hayvanlardan ve bütün kem gözlerden allah’ın eksiksiz kelimelerine sığınırım.” (buhârî, ehâdîsu’l-enbiyâ, 10; bkz: ibn mâce, tıb, 36).
bunun yanında büyüye maruz kalan kimsenin, şifayı allah’tan umarak güvendiği insanlara müracaatla kendisine kur’an okutması ve dua ettirmesinde bir sakınca yoktur. din işleri yüksek kurulu 28 eylül 1979 tarih ve 1883 sayılı kararında, cenab-ı hak’tan şifa umarak hastalara kur’an-ı kerim ve şifa ile ilgili dualar okumanın câiz, halkı kandırmak ve gaipten haber vermek amacıyla üfürükçülük yapmanın ise dinen yasak olduğunu belirtmiştir." link
devamını gör...
farzımuhal
arapça kökenli bir belirteçtir.
devamını gör...
soğuk havadan etkilenmeyen insanlar
angara veya esk bebesi olması muhtemeldir.
devamını gör...
edebiyat dedikoduları
oğuz atay duvarı olarak anlatayım.
oğuz atay tutunamayanlar kitabını yazdığında kitabı yayınlamaktan veya bastırmaktan çekinmiştir fakat o zamanlar sevdiği kadın olan (bkz: sevin seydi) kitabı okuduktan sonra hayran kalmış ve oğuz atay’ı trt roman yarışmasına katılmasına ikna etmiştir.
hatta tutunamayanlar kitabının (iki cildinin de) kapak tasarımı bu kadına aittir. kendisi aynı zamanda bir ressamdır.
tehlikeli oyunlar kitabının bilge karakteri sevin seydi’ye ithafen yaratıldığı söylenmektedir.
oğuz atay tutunamayanlar kitabını yazdığında kitabı yayınlamaktan veya bastırmaktan çekinmiştir fakat o zamanlar sevdiği kadın olan (bkz: sevin seydi) kitabı okuduktan sonra hayran kalmış ve oğuz atay’ı trt roman yarışmasına katılmasına ikna etmiştir.
hatta tutunamayanlar kitabının (iki cildinin de) kapak tasarımı bu kadına aittir. kendisi aynı zamanda bir ressamdır.
tehlikeli oyunlar kitabının bilge karakteri sevin seydi’ye ithafen yaratıldığı söylenmektedir.
devamını gör...
dostoyevski'nin her şeyi sorun haline getirmesi
varolmayan durumdur. dosto bunları abartıyorsa bu aramızdaki canavarlar kimler? her insanın içindeki karanlığı gösterir. dostoyevski elinde boyama kalemi ile karanlık bulutların üstünü boyamaz. karanlık bulutlardan yağmur yağdırır. ıslanmak dostlarım. ıslanmak gerektir bu dönemde.
devamını gör...


