bakalım kime seri oy atacam
devamını gör...

köpük köpük kar...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hemsire olmak istiyordum hemsire oldum. ya keske baska seyler isteseydim cunku neyi kafaya koysam elde ediyorum, basariyorum.
devamını gör...

şarkısı bile yapılmıştır.

kadın ve erkeğin arkadaşlık aşamasında kadının karşı taraftan yeterince etkilenmemesi sonucu yaşanan durumdur.
devamını gör...

aptal.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

senden bir bok olmaz" olabilir.
herkesten bir bok olur arkadaşlar.

öyle konuşmayın.
devamını gör...

çocukların rol modeli ebeveynleridir. onu zorlamak yerine örnek olsa daha verimli bir sonuç alacağına eminim.
devamını gör...

honki ponki toni nok
çalona bimbo bori rok
muşi muşi hobobo kozi zok
çiki çiki şayne tiki tak tok.
devamını gör...

hello, is this your house?
bazen bi şarkının ilk 3 saniyesinden güzel olacağını anlarsınız ya, işte ben bu şarkıya ilk 3 saniyede tutuldum.
devamını gör...

devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

allah'ın rahmeti ve bereketinin üzerinde olduğu,kurban kesip, sadaka dağıtması ve -etleri bilmem ama- sadakaları sözlük içi dağıtması gereken biridir.
devamını gör...

beni oldukça heyecanlandıran bir program daha ve perşembe günü de dizi izleyemeyeceğiz belli oldu*. son bir buçuk aydır süperligde oynanan bütün maçları takip etmek gibi hastalığa yakalandım. merakla ve ilgi ile takip edeceğim. programda ayrıca kazandıran iddaa tahminlerinin olmasını bir dinleyici olarak isterim*
devamını gör...

takipçi sayım kadar liram bile yok.
devamını gör...

yavaş yavaş alıştığımı hissediyorum bu delilik işine, yeni olan bir şey de değil gerçi. olsun, farkındalık iyidir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

elazığ'ın sivrice ilçesinde bulunan göl, 1800'lerde gerçekleşen depremle sular altında kalmadan önce gölcük/dzovk adında bir köyün yerleşim alanıymış. bazı seyyahların seyahatnamelerinde de bahsettiği köy, bir dönem adacıkmış ve ulaşım sandalla sağlanıyormuş, köyde bir kilise de bulunuyormuş.

gölün içinde gömülü bu zenginlik ta 2018'de su seviyesinin düşmesiyle dikkatleri çekiyor. suyun üzerinde köyün bazı kalıntıları görülebiliyor ve köy, batık kent olarak anılıyor.

hazar baba dağı'nın ayakları altında serili bir örtü gibi uzanan göl mastar'a değin ulaşıyor. beni en çok etkileyen görüntü, gölün dev dağların arasındaki mağrur duruşuydu. göl, merkeze uzak değil fakat sırf gölü görmek yerine biraz daha yol alıp kırlardaki yaşamı görmeye değer bence. gölün manzarası yörenin yaşamıyla birleşince görüntü çoğalıyor.
devamını gör...

hepinize tekrardan merhabalar, öncelikle 23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramınız umarım iyi geçiyordur. bugün sayın yoldaş benjamin franklin'in bize yaptığı kıyaktan sonra benim de bunun altında kalmamam gerekiyordu ve kafa caps başlığında yarın paylaşmayı planladığım capsleri bugün paylaşıyorum. konsepti zaten biliyorsunuz artık, bir daha tekrarlamama gerek olmadığını düşünüyorum. direkt mevzuya giriyorum.

lucifer:*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


nickaltı sorunsalı:*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


kazıklı maria:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


bonus: bugüne özel bir süprizim daha var. özellikle birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan şu günlerde, bu haberin yazarlarımıza oldukça iyi geleceğini düşünüyorum. kiralık aşk dizisinden tanıdığınız güzel oyuncu elçin sangu, kafa sözlük'ü düzenli olarak takip ettiğini tarafıma iletti ve sizler ile şunu paylaşmamı istedi:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


bu süprizler, umarım sizi yeterince mutlu etmiştir. hadi bana eyvallah.
devamını gör...

sırf yaşımız başımız belli olsun diye açılmış bir başlıktır, şiddetle kınıyorum :)

bizde de radyodan kayıt yapan ve kasetten kasete çekim yapan o hengame müzik setlerinden birisi vardı.
o zamanlar bu müzik setleri evin gözdesidir; anneler yeni gelen değerli elektronik eşya daha bir türk usülüne uysun diye sehpalarla bir örnek dantel örer şöyle setin alnına doğru sarkıtıverirdi.
herkes durumunca bu klanın üyesi olmaya çalışır,bu setlerin değeri, onun ne kadar büyük olduğu ile ölçülürdü.
annemin altın günlerinde ünal narçın , oyun havaları kasetleri, kardeşimin elinde spice girls , sıradan günlerde barış manço, kayahan filan çalardı. çoğu kez de alt kattaki komşumuz pınar’ın acıklı ağlamaklı tercihlerine iştirak eden pasif dinleyici olurduk.
-pınaarrr biraz kısar mısın?
-tamam kısıyorum
bütün günü temizlik yaparak geçtiği için teybin sesini duyamayacağı bir köşededir muhtemelen, kulaklarımız bu sayede kanamaktadır.(babası al biraz da böyle dinle deyip ona iki kaset almış, beğenmemişti bana verdi. bu sayede tracy chapman ve tanita tikaramla tanışıp çok sevmiştim.)
*****
saat altı gibi başlıyordu sanırım trt fmde yabancı müzik saati vardı. ne yapar eder o yayına yetişir, blue jean dergisinden bir de tv programlarından takip ettiklerim ne zaman çıkacak diye kaseti hazırlamış beklerdim.
tipik ergen işte dünya onun üzerine kurulu sanıyor :)

förstt taymm försst lavvv
robin back kaçmazdı tabii.

tam zamanında kaseti durdurmalı artık sevdiğim bir parçaysa kaçırmamalıydım.
dış sesi almaması harika bir şeydi.
tamamen size ait bir kaset, özgün hem.çevir çevir dinle, arkadaşlarına dinlet (sezen aksu yerine ikna edebildiğimde)
ah ne günlermiş gerçekten..
yine de güzelmiş: küçük şeyler heyecanlandırıp mutlu edermiş.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

omen tonreemm sonunda*
özlemişiz...
devamını gör...

muhteşem şiirlerin sahibi değerli şairimizin bu şiiri biraz düz yazı gibi. çok ciddiyim okullarda felsefe derslerinde okutulmalı, edebiyat dersi diyenlere de itirazım olmaz.

baştan söyleyim oldukça uzun ama bence her cümlesinin altı çizilir.



"ve güz geldi ömür hanım. dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul. insanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde.yağmur ha yağdı ha yağacak. incecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin. hüznün bütün koşulları hazır. nedenini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan. kalbimin üstünde binlerce bıçak ağzı, yüzüm ömrümün atlası, düzlükleri bunaltı, yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir engebeler atlası. yaşamak bir can sıkıntısı mıdır ömür hanım?

her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan, umuttan, sevinçten ne anlar?
göğü görmeden, denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu? bir güz düşünün ki ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış. böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? başlamanın bir anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa başlangıcı olmak değil midir?

yaşamı düz bir çizgide tutmak tükenmektir. yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik olur tükenmek değil de?
yağmur yağıyor ömür hanım...gökten değil, yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına...ve ben sonsuz bir düzlükte bir küçücük bir silik nokta gibi eriyip gidiyorum. seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar katından?

dönelim...dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü kabuklarına sığınmaktır...olsun dönelim biz yine de. bilincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var. evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dönelim. ölçüsüz yaşamak bize göre değil ömür hanım. büyürken geniş ufuklarımız olmadı bizim. küçücük avuçlarımızla sınırlarımızı genişletmek istedikçe yaşamın binlerce engeli yığıldı önümüze. hangi birini yenebilirdik bunca olanaksızlık içinde. umutsuzluğu tanıdık, yenilgiyi öğrendik böylece.

yaşama sevinci adına bir tutamağım kalmadı ömür hanım. bir garip boşlukta çiviliyim günlerdir göz bebeklerimden. sahi nedir yaşamın anlamı? geriye dönüyorum sık sık yanıt aramak adına, yüreğimin silik izler bırakıp, ağır yükler aldığı zamanın derin denizlerine. bakıyorum umut karamsarlığın, sevinç acının azıcık soluk almasından başka ne ki?
yaşamsa gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi içine alan kocaman bir yanılsama değil mi yoksa?
öyle büyük umutlarım olmadı benim, büyük düşlerim, özlemlerim, büyük beklentilerim olmadı. koşullarım beni oluşturdu ben acılarımı buldum. herkes gibi yaşasaydım eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi avutmaya beni. bir gömlek, bir ayakkabı, bir elbise, bir yemek lokantalarda; televizyon, halı, masa ve daha nice eşya yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye, varolmaya, dar çevre yitikleri'nde önem kazanmaya...
oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının eteklerine yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. öyle bir tüketmek ki, sonucu yepyeni bir ben'e ulaştırırdı beni, kederli dalgınlığımdan her döndüğümde...bir ben ki tüm ilişkilerin perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay yakınlıklarına insanların. kim kimi ne kadar anlayabilir ömür hanım?

susmak yalnızlığın ana dilidir, ömür hanım, şiiridir beni konuşmaya zorlama ne olur. sözün sularını tükettim ben, kaynağını kuruttum. geriye bir büyük sessizlik kaldı yüreğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük...yalnızım ömür hanım, geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi karanlıklar içre, öyle yitik, öyle üzgün, yalnızım...sularım toprağa sızıyor bak. yüzümü geceler örtüyor. binlerce taş saklanıyor içimde. kim kimin derinliğini görebilir, hem hangi gözle?

kendilerinden olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok konuşuyorlar ki...bir söz insanın neresinden doğar dersiniz? dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı? düşlerinden mi yoksa gerçeğinden mi? ve kaç kapıdan geçip yerini bulur bir başka insanda? yerini bulur mu gerçekten? sözü yasaklamalı ömür hanım yasaklamalı...kimsenin kimseyi anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne işe yarıyor ki?
olanağı olsa da insanların yürekleri konuşabilseydi dilleri yerine, her şey daha yalansız, daha içten olurdu. aklı silmeli diyorum insan ilişkilerinden. yanılıyor muyum? olsun. yanıldığımı biliyorum ya...

yeni bir şeyler söyle bana ne olur, yeni bir şeyler. kurşun aktı kulaklarıma hep aynı sözleri, aynı sesleri duymaktan. belirsizlik güzeldir, de örneğin, kesinlik çirkin. sessizlik sesten hele de güncel ve kof her zaman iyidir, düş gücü, iç zenginliği verir insana. dünyanın usul usul ağaran o puslu sabahları ve günün turuncu tülleriyle örtünen dingin akşamları bu yüzden etkiler bizi, duygulandırır, de. anlık izlenimler sürekli görünümlerden her zaman daha güçlü, kalıcı ömürlüdür...alışkanlıklar öldürür güzelliğimizi, bizi değişmek çirkinleştirir de.

kimse düşlerine yetişemez ve kimse geçemez gerçeğini bir adım bile, bu yüzden sıkıntı verir zaman, kısa kalır, sonsuz olur insanın küçücük ömrünün karşısında. istemenin kuralı yoktur; istemek yaşamın kendiliğinden sonucudur, ne haklı ne haksız, ne yerinde ne yersiz.
biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız, her ilişkide bir parçamız kalır ve bölüne bölüne biteriz de. en büyük hünerimiz kendimize karşı olmak, aykırı yaşamaktır, acı kaynaklarımızı ellerimizle yaratarak...
kıyılarımız duygularımızın boyunda, derinliğimiz aklımızın ölçüsündedir, ufuklarımızsa sisler içinde...o kıyısız gökyüzü nasıl sığar küçücük gözlerimize, bir bardak suya, ağız dil vermez geceye? ve nedir ki gizi, daraldığımız her yerde bir genişlik duygusu verir içimize. çözemeyiz de, bu güdük bilinç, bu sığ yürek, bu ezbere yaşamla.

dünya bir testidir, de, ömür hanım, ömür bir su...sızar iğne ucu gözeneklerinden zamanın, bir içim serinlik bir yudum mutluluk için. ve bir gün ölümün balkonundan...dökülür toprağa el içi kadar bir su. yerde birkaç damla nem bir avuç ıslaklık...ölümü bilerek nasıl yaşar insan, geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür; bilmek bütün acıların anasıdır, de...
sars aklımın cılız ayaklarını, kuşat beni. değişik şeyler söyle ne olur, yeni bir şeyler söyle. yıldım ömrümün kalıplarından. beni duy ve anla.
yağmur dindi ömür hanım. gökyüzü masmavi gülümsedi yine. doğa aynı oyunu oynuyor bizimle. umudun ucunu gösteriyor usulca, iyimserliğin ışığını süzüyor mavi atlasından. ne aldanış! bulutların rengi mavi-beyaz mıdır, kurşuni-külrengi mi yoksa?

gökyüzünü öpmek isterdim ömür hanım, gözlerimle değil dudaklarımla. yoruldum bulutları kirpiklerimde taşımaktan. delilik mi dedin? kim bilir...belki de yerde sürünmenin bir tepkisidir bu, ya da ne bileyim bilinçsiz bir aykırı olmak duygusu. gökyüzü de olmak isteyebilirdim değil mi? kim ne diyebilir ki?
kimseler görmedi ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim. içimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş ölüsü yüreğim -içinde senin ve benim ağırlığım- benim olmayan garip bir gülümsemeyle yüzümde, incelik adına ben geçtim...yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir saygı ve bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde, ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek. beni cam kırıklarıyla anımsasın insanlar, savrulan bir yaprak hüznü ve dağınıklığı ile... yükümü yanlış bedestanlarla çözdüm.

ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde. saatlerce dayak yemiş bir sanığın çözülmesi içindeyim. ürperiyorum. bir at kestanesi durmadan yaprak döküyor yalnızlığın sokaklarında, örtüyor ömrümün ilk yazını. içimde bir çocuk, yalın ayak koşuyor yaşlılığa doğru, binlerce kez yenilmiş umut ölülerini çiğneyerek. sahi yaşlılık, derin bir iç çekiş, yanılmış bir çocukluk olmasın ömür hanım?"
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim