yazamamak. yazamıyorum sözlük. yazma kabiliyetimi yitirmişim. günde 15 kez sözlüğe giriyorum ama asla tanım yazamıyorum eskisi gibi. önceden içimde yagami light 'ın* ayrı bir sesi vardı sanki. o düşünüyordu, çok seri düşünüyordu ve ben de yazıyordum. şimdi herkesin gördüğü, bildiği halimle düşünüyor ve yazıyorum. ulan ben önceden tırnağım kırılsa gelip burada edebiyat parçalardım. yeni açılan bir başlıkta ikinci tanımı kapardım. ne bileyim işte herkeslerden önce beklenen espriyi ben yapardım. artık yapamıyorum. adeta kalbiniz benimleymiş kadar sessizim. bu da bana kendimi değersiz hissettiriyor. yani bir yazar olarak.

üff çok dramatize ettim, ağlamaya gidiyorum.
devamını gör...

kendisi doğukanın rekorunu çoktaaan kırmış olan yazardır. evet o şekilde.
bu hesabı silinse birkaç dakika içinde başka bir hesapla gelip devam edecek. çünkü bunu yaptığına bizzat şahit oldum. bir hedabı uçar uçmaz baika hesapla gelip yazdı bana kendisi.

akışın içinden geçti. tüm gün yaptı bunu. insanca bu provokasyonlara son ver dediğinizde de tiye alıyor.

doğukan sembolleşti ama sen, gerçek bir zavallısın. has bir zavallısın.
devamını gör...

serengeti düzlüklerinde anne aslan bugün tedirgin.
devamını gör...

overload olmak : aşırı iş yükü olan; yüklenme hali.

overlod oldum ne yapacağımı şaşırdım işler üstüste geliyo.

aksiyon almak : harekete geçmek, konuyla ilgili bişiy yapmak.

satışların düşmesiyle ilgili aksiyon aldık mı?

push etmek : giden bir işi ittirmek, zorlamak, yakın takip etmek.

yeni proje lansmanı bizim için önemli puş edelim lütfen.

assign etmek : bir iş için görevlendirmek, işleri dağıtmak.

sen elindeki işleri essayn et iş yükünü azalt.

third party : taşeron firma.

olmazsa tört party ile çözeriz.

canlıya almak : sistemi çalışır duruma getirmek/başlatmak

ve ve ve daha bir sürü şey. denk gelirseniz ağızlarına ağızlarına şaplak atınız efendim sjsjjsjs.
devamını gör...

ateist düşmanlığıyla dolmuşların, ateistlere tabiri caizse bol keseden salladığı ve sallayacağı başlıktır. insanlar ateizmin ne olduğunu bilmeseler, bunların tanımladıkları gibi sanacaklar ama orta çağda değiliz bilgi çağındayız. herkes ateizmin ne olduğunu çok iyi biilyor, böyle düşmanca tanımlara inanmıyor. bu nefret dolu tanıma aklı olmayan inanır ama aklı olan, eğitim şart deyip gülüp geçer.
devamını gör...

bayramlarda aile ile yaptığım kahvaltının eğlencesi üst düzey benim için.
durum böyle olduğunda katılmadığım başlıktır.
devamını gör...

ben küçük kardeşi olurum bu ailenin.
devamını gör...

montmartre paris

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

cyrano de bergerac - istemem eksik olsun

devamını gör...

bir insanı hazımsızlık ve kıskançlıkta master düzeyde olmasını ispatlayan düşmanlık.

dikkat ederseniz eğer sözlüğümüzde de bu tiplerden çokça mevcut olduğunu göreceksiniz.
devamını gör...

sözlükte zaman zaman bazı tespitlerine katıldığım, bazılarını ise benimsemediğim bir yazar arkadaşım, sözlükteki bir tanımında aslında müslümanlıkla kendini târif eden insanların ortak bir kaygısını dile getirmiş. yazıda bu kaygının, günümüzde islâm adına söylenen, yapılan yanlışlıkların bir gün toptan tüm müslümanlara fatura edilmesi ihtimâlinden doğduğu anlatılıyor. yazıyı okuyunca bir takım düşüncelerle ister istemez meşgûl olduğumu fark ettim. bunları sözlük müdâvimleri ile de paylaşmayı istedim. çünkü, dijital ortamlarda hiçbir şey kaybolmuyor. ben de bir mü’min bakışıyla günümüz müslümanları hakkında içine kendimi de katarak bir şeyler söyleyip târihe kendi adıma mütevâzi bir not düşeyim, dedim. bununla acaba kendimi sorumluluktan kurtarabilir miyim? sanmam… ama, belki birileri için ve kendim için şimdi öngöremediğim hayırlara vesile olur.

alışılmış bir sözdür; beğenmediğimiz, doğru bulmadığımız ahlâkî bir çürümüşlükle karşılaştığımızda çoğu kez ağzımızı doldura doldura konuşuruz: ‘‘bu ne rezilliktir böyle!... nüfusunun %98’i müslüman olan bir ülkede olur mu bu?!..’’ gibi sözlerle kendi kendimizi teselli etmeye çalışırız. hiç düşünmeyiz ki; yâ hû! nerede bu %98 müslüman çoğunluğu? ülkemizde gerçek anlamıyla bırak %98’i, %10 oranında müslümanlığı yaşayan insanımız olsaydı, bu durumda mı olurduk? mehmet âkif’i duyar gibiyim. o, yaşadığı devirde temiz vicdânın, doğruluğun âdeta tecessüm etmiş hâliydi. allah, o’na ganî ganî rahmet eylesin!
‘‘müslümanlık nerde, bizden geçmiş insanlık bile
âlem aldatmaksa maksat, aldanan yok, nâfile!’’
dizeleriyle hepimize bir serzenişte bulunmuştu. mehmet âkif hakkında edebiyatlar parçalayan bizler, şiirlerini ezberleyip heyecanlı heyecanlı okuyarak bediî zevklerimizi tatmin eden bizler, âkif’in bu serzenişini hiç duymak istedik mi? o’na hiç kulak kabarttık mı? ne gezer!... varsa yoksa, birilerine cevaplar yetiştirsek, bolca tartışsak, bağrışıp çağrışsak!... başka bir mârifetimiz yok. varsa söyleyin arkadaşlar, lütfen söyleyin! hangi yanlışın önüne çıkıp set olmaya niyetlendik? hangi zulüm karşısında gözlerimiz nemlendi? kadınlarımız her gün vahşice katledilirken, sabîlere yurtlarda tecavüz edilirken, hangi kötülüğe alıcılarımızı açıp sorgulayıcı olduk, hangi kötülüğe elimizle, dilimizle engel olma niyetiyle müdahale eder olduk, hangi kötülüğe kalbimizle gerçekten buğzettik? cemaat ayağına çocuk ve gençlerimizin hayatını heder edip darbeye kalkışanların esas sorumluları yurt içinde yurt dışında parası pulu var diye, makâmı mevkii var diye serbestçe dolaşıp herhangi bir tâkibata uğramazken, garibanları ceza hukukunun çarkları altında ezen hukuksuzluklara, ütülü elbiseleriyle televizyon kanallarında boy gösteren din ulemâmız, siyasetçilerimiz, insaf sahibi insanlarımız neden korkularından bir şey söyleyemediler de hep siyâsi güce râm olma yolunu tuttular? birileri çıkıp; ‘‘dindâr nesil, kindâr nesil istiyorum?’ dediğinde, ‘‘istediğin müslümanlık adına yanlıştır; dindâr olan kindâr olamaz; kindâr olan da dindâr olamaz’’ şeklinde sesimizi ve inancımızı duyurmak yerine alkışlamadık mı? alkışlamasak bile kafamızın üzerine yorganı çekip, bu hezeyânları duymazlıktan gelmedik mi? birileri, allah, din, peygamber edebiyâtı ile kendilerine menfaat sağlarken, bizim değerlerimiz üzerinden tepemizde tepinirlerken, inandığımız kutsallarımızla dalga geçerlerken şimdi mi aklımız başımıza geldi? cebimizdeki paralar suyunu çekince değil mi? artık yetmiyor paramız, şişirdiğimiz karınlarımızı doyurmaya? evimizin ekonomisi batmasa zâten aynı eyyâmcılığa devam… ne gâm?! yirmi yaşında bir genç, dinsizlik cereyânına kapılıp önce mânevîyatı çürümüş, sonra hayâtının bahârında gençliği solmuş gitmiş, ne gâm?! kendimizde kusur arayacağımıza, ‘‘müslümanlıkları öve öve bitirilemeyen bir cemaat yurdunda bu genci nasıl oldu da dinsizlik ele geçirdi, nasıl oldu da bu yavrumuzu mânevî anlamda koruyamadık? neden o’na iyiliği, doğruluğu, hakkı, huzuru temsil eder rol modeller olamadık? neden islâmiyet adına hep geçmişteki kıssa ve hikâyelerle hamâset edebiyâtına sığındık? günümüz müslümanlarının sosyal ve ekonomik dert ve buhranlarına, mürekkep yalamışlarımız, aydın- münevver geçinenlerimiz neden kafa yormayıp, ekseriyetle bir partinin davulunu çalar oldular?’’ diye hayıflanacak yerde kabahati yine başkalarında bulduk. ‘‘arkadaşları ateistmiş, çocuğun kanına onlar girmiş. yok, efendim babasındaymış; çocuğa değer verip onu hiç dinlememiş. ne alâkası var, beyler! tarikatlar, cemaatler baskı yapmışlar, görmüyor musunuz? hayır, ayol, ne ilgisi var?! doktorların çalışma şartlarına takmış çocuk, yeterli maaş alamayacağını, çalışma şartlarının ağırlığını düşünmüş; bundan gözü korkmuş yavrucağın da ondan canına kıymış.’’ gibi birbiri ardına sebepler ürettik. ama hiç kendimize, insanlığımıza, müslümanlığımıza toz kondurmadık. herkes, bir şey dedi, ben de bir şey diyeyim: bu gencin ateist olmasından da intihar etmesinden de mânevî anlamda müslümanlar olarak sorumluluğumuz vardır ve bunun hesâbını allah, anasından, babasından ve müslümanlardan soracaktır.

‘‘elhamdülillah müslümanız!’’ diyoruz. pekiyi, şimdiye dek inancımızla ilgili hangi yıpratıcı sınavlarla, hangi akabelerle, güçlüklerle sınandık? şüphesiz, belâ ve musibet istenmez; hele ki inanç konusunu teşkil eden alanlarda, takâtimizin üzerindeki tekliflerden allah’a sığınırız. ama, böyle imtihanlar olmayınca da müslümanlığın değeri, kalitesi nasıl anlaşılır? müslümanlar olarak, imânımızı hz.peygamber’in ifadesiyle; ‘‘avucunda kor ateş tutma’’ pahasına yaşadık mı? imân selâmetimiz için hangi şüpheli işten kendimizi uzak tuttuk? ‘‘evimiz yok’’ dedik, hocalarımız sağ olsun: ‘‘şu kadar faizle kredi çekip ev alabilirsin.’’ deyince havalara uçtuk. ‘‘türk lirası eriyor, cebimiz delindi, karnımızı doyuramıyoruz’’ dedik, hocalarımız, sağ olsun ona da çözüm buldular: ‘‘devletin kur korumalı altın, döviz hesaplarına paralarınızı yatırın. merak etmeyin, faiz değil, hibe, hibe!...’’ diyerek bizleri rahatlattılar. ‘‘efendim, kalbimden rahatsızım; görevini yapmıyor, domuz kalbi insana uyumluymuş, ama dinen uygun mu bakalım!’’ deyû mümtaz din adamlarımıza kulak verdiğimizde, meğer başka çare olmadığı halde bir mahzuru yokmuş. maşâallah!... bundan güzel din mi olur canım! sana ruhsatın kapılarını ardına kadar açmış. ‘‘azimet’’ ruhundan bana ne? ben alırım faizimi, taktırırım domuz kalbini yoluma devam ederim. arslanlar gibi namazlarımı da kılarım, oruçlarımı da tutarım. ekonomi, faiz sarmalına girdiyse bundan ben mi sorumluyum sanki? sağlığım bozulmuş, belki öleceğim, domuz kalbi bana yararlı ise allah da bunu boşa yaratmadı ya, taktıracağım elbet!’’ eee, nerde kaldı, sahâbelerin çektiği açlık, sıkıntı, mücâdele? nerde kaldı kur’ân’ın yasaklarına karşı, haksızlıklara, zulümlere karşı gösterilmesi gereken hassâsiyet ve mü’min tavrı?! böyle mi cennete gideceğiz? böyle mi rahmeti intizâr edeceğiz? söylenecek çok şey var; ama biraz da siz söyleyin dostlar. sözlerimiz artık ruhunu kaybetti. mermer gibi olduk. kelimeler, suratlarımıza, benliklerimize çarpıp yerlere düşüyor. kendi içimizde bahârı yaşamadıktan sonra enesler’i binbir tehlikeden nasıl koruyabiliriz? bizim önce dünyevîleşmekten, yıkıcı siyâsetin belâsından kendimizi kurtarmamız, korumamız lâzım. bizim önce ve hemen yüce kitâbımız ile inancımızı anlamamız ve yaşamamız lâzım. allah, bize acısın, bizleri ıslah eylesin. allah’ın gazâbından yine o’nun rahmetine sığınıyoruz. allah, bizlerden peygamberimiz’in anlattığı müslüman ferâsetini, basiretini esirgemesin. âmin!... (sözlerimin muhâtabı, geçim derdiyle rızkını temin etmeye çalışan, müslümanlığı anadan babadan gördüğü gibi taklid üzere anlayıp yaşayan, eğitim-öğrenim imkânından mahrum kalmış insanlar değildir. muhâtab, bilenlerdir. ‘‘…de ki; ‘‘hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu! doğrusu ancak akıl iz’an sahipleri bunu anlar’’ (zümer sûresi 9.âyetinden)
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

beğenin arkadaşlar beğenin. insanları mutlu etmekten zarar gelmez.
devamını gör...

beem sidhe.
iskoç mitolojisinde,ölmek üzere olan kişilerin başında bekleyen,çığlık atıp ağıt yakarak onun kanlı giysilerini ve zırhlarını yıkayan peridir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kendi caz tarihçemden bahsederek önerilerde bulunmuş olayım:
1) ibrahim maalouf'la başladım. doğu batı müziği sentezi bir harika.
2) chet baker'la devam ettim. çok duygusal ve hüzünlü çalıyor. ama baker iyi bir trompetçi ama ne yazık ki diğer ustalar kadar yetenekli değil bence.
3) miles davis, john coltrane'le ilerledim.
4) charles mingus'a bulaştım. çok başka bir sanatçı olduğunu düşünüyorum.
şu ara karışık dinliyorum. miles davis gerçekten bu işin piri. yani en tanınanlardan biri olması şaşırtıcı değil. miles davis'in 'kind of blue' albümünü bir zirve olarak görüyorum. charles mingus da bir o kadar yetenekli ama sıra dışı olduğu için yeterince ilgiyi görmemiş bence. coltrane'in baş döndürücü soloları bazen insanın aklını alıyor. öyle böyle değil. resmen kendinden geçiyor. notaymış, ritimmiş bir kenara atıyor. çıldırıyor. coltrane'in 'giant steps' albümünü dinleyin. zaten çılgın gibi başlıyor albüme. albümün ortalarına doğru çıldırıyor. ilk yarısı dinlendiriyor, alıp götürüyor ama diğer yarısı 'bi yavaşla be coltrane' diyor insan. bu dünyadan diğer dünyaya geçiyor. ama biz masum kullar yoruluyoruz.
son yıllarda ağırlıklı olarak dinlediğim caz müziği hakkında bahsetmek istediğim şeyler bunlar.
devamını gör...

içimizde yaşayan tahta kurusu.
ne zaman karanlığa esir düşsek ortaya çıkar ve kanımızı emer.
devamını gör...

hikaye oluşturma yöntemi olarak da bilinen yöntemdir. yeni öğrenilen bilgileri veya kelimeleri peş peşe getirerek anlamlı ya da anlamsız ve komik bir hikaye oluşturmaktır. bu yöntemle çoğu sözel derste ezber amaçlanır.
örnek olarak;
beşiktaş mağazasında canan'a sarılınca bayağı rahatladım. (periyodik tablo)
devamını gör...

boşluğa düşüyorum. ee şimdi napacaksın diye kendime sorup üzülüyorum.
devamını gör...

yok efendim baharattır diyenler olacaktır fakat köri çeşitli baharatların karışımıdır.

içerisinde ise kimyon, biber, zerdeçal, kişniş, karanfil, kakule, zencefil, hintcevizi, sumak, demirhindi ve acı kırmızı biber bulunmaktadır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim