yansıtma
'kişi kendinden bilir işi' sözünün tanımı.
yansıtmada, kişi kendinde var olan bir durumu başkasına aktarır. mesela ahlak yoksunu birinin başkasını ahlaksızlıkla suçlaması gibi.
yansıtmada, kişi kendinde var olan bir durumu başkasına aktarır. mesela ahlak yoksunu birinin başkasını ahlaksızlıkla suçlaması gibi.
devamını gör...
normal sözlük kulüpsüzler kulübü
benim de bir “halay kulübü” projem var ama üşengeçlikten kuramıyorum. “üşengeçler kulübü” kursam bu sefer de üşengeçliğe ihanet etmiş olucam ki zaten başlığa yazacaklar üşengeçlikten yazamamaları gerekli, böyle gelgitlerle geçiyor işte zaman azizim. ee sen ne yaptın?
devamını gör...
gereğinden fazla abartılan kitaplar
sabahattin ali-kürk mantolu madonna.
evet güzel, ama abartıldığı kadar değil üzgünüm. özellikle rakının yanına meze kahvenin yanına kürk mantolu madonna sloganlı bir dönem vardı, iyi ki bitti.
evet güzel, ama abartıldığı kadar değil üzgünüm. özellikle rakının yanına meze kahvenin yanına kürk mantolu madonna sloganlı bir dönem vardı, iyi ki bitti.
devamını gör...
hangi yazar gözünde nasıl canlanıyor sorusu
devamını gör...
yaşama uğraşı
italyan yazar/şair cesare pavese'in 1952 yılında basıma sunulan, günlük türünün örneklerinden biri olan kitabı.
gençliğini geçirdiği köyü ve oradaki yaşantısını yansıttığı bu kitap, yazarın kişiliğine dair ipuçları vermekle birlikte; bugün dahi esiri olduğumuz duyguları yansıtmakta. liseye yeni başladığım zamanlarda okumuştum, geçenlerde tekrar okudum ve daha önce anlamadığım şeyleri anladım. günlük olduğu belli oluyor ve bazı yerlerde istemsiz sıkıyor insanı fakat yazar öyle cümleler yazmış ki... neyse, devam edelim.
yazılanları okumaya başladığınız zaman içten içe "ulan ortada intiharlık ne var?" diye düşünmeden edemiyorsunuz. ben okurken böyle düşündüm, inkar edemem çünkü yazar gayet bilgi birikimli ifadelerle şiirden bahsediyor, okuduğu şair/yazar kişileri eleştiriyordu fakat kelimelerin sihrini çözünce işin sandığınız gibi olmadığını anlıyorsunuz. pavese, cümlelerinin içinde aslında manevi olarak çöküşünün üzerinde oluşturduğu boşluğu sıklıkla dile getiriyor. özellikle 1937 yılının altı kasımında, ki 1936 bana göre manevi çöküşün başladığı yıl ya da gün yüzüne çıktığı, 1937 ise yükselişi.
söylenene göre şair ülkesinin büyük edebiyat ödüllerinden birini kazandıktan sonra intihar etti ve bu intihar beklenmedik bir eylemdi. hatta can yayınları kitabın arkasına "başarılı bir hayat" diye not düşmüştü ancak pavese'in istediği büyük büyük ödüller, ünlü olmalar yahut benzerleri bir şey değildi. kendisi de açıkça "asıl başarısız insan mutlu bir evlilik dahi yapmayı başaramamış biridir" demiş, başarısızlığını tek cümlede göstermişti.
zaten aldatılması, sevdiği kadın tarafından yüz üstü bırakılıp diğer kadınlara da düşman olmuş olması bize ön bilgi tadında bir şeyler söylemişti. bilemiyorum, belki de fazla derin düşünüyorumdur fakat şundan eminim ki pavese kendince başarısızdı. hayatının bir anlamı yoktu. o da günlüklerin başlarında bahsettiği "kendini yok etmek" eylemini devreye soktu. başka ne yapılabilirdi, bir kadın tarafından sevilmemişti bile.
dedektif gibi her cümlenin altında bir anlam arayınca okunması hayli zevkli olan bir kitaptı. okumanızı öneririm, böylece yaşadığımız hayatın anlamını yitirmesi bize neler yaptırır görmüş olursunuz. şimdiden keyifli okumalar dilerim.
biraz karamsar ve nihilist tarzda yazılmış. okurken kendinizi tezer özlü'yü okuyormuş gibi hissediyorsunuz çünkü ikisinin karamsar duruşu birbirine çok benziyor lakin her sayfasında olmasa bile iki sayfada bir altını çizebileceğiniz muazzam cümleler görüyorsunuz.
mesela;
"cömertçe, başkalarının acılarını paylaşarak yaşayamayan insan, kendi acısını dayanılmaz bir yoğunlukta duymakla cezalandırılır."
"başka bir insan olmaya çalışmak boş bir çaba. insan için ilginç olan, o eski kişiliğin yeni yaşantılara nasıl bir tepki göstereceğidir."
edit: imla.
gençliğini geçirdiği köyü ve oradaki yaşantısını yansıttığı bu kitap, yazarın kişiliğine dair ipuçları vermekle birlikte; bugün dahi esiri olduğumuz duyguları yansıtmakta. liseye yeni başladığım zamanlarda okumuştum, geçenlerde tekrar okudum ve daha önce anlamadığım şeyleri anladım. günlük olduğu belli oluyor ve bazı yerlerde istemsiz sıkıyor insanı fakat yazar öyle cümleler yazmış ki... neyse, devam edelim.
yazılanları okumaya başladığınız zaman içten içe "ulan ortada intiharlık ne var?" diye düşünmeden edemiyorsunuz. ben okurken böyle düşündüm, inkar edemem çünkü yazar gayet bilgi birikimli ifadelerle şiirden bahsediyor, okuduğu şair/yazar kişileri eleştiriyordu fakat kelimelerin sihrini çözünce işin sandığınız gibi olmadığını anlıyorsunuz. pavese, cümlelerinin içinde aslında manevi olarak çöküşünün üzerinde oluşturduğu boşluğu sıklıkla dile getiriyor. özellikle 1937 yılının altı kasımında, ki 1936 bana göre manevi çöküşün başladığı yıl ya da gün yüzüne çıktığı, 1937 ise yükselişi.
söylenene göre şair ülkesinin büyük edebiyat ödüllerinden birini kazandıktan sonra intihar etti ve bu intihar beklenmedik bir eylemdi. hatta can yayınları kitabın arkasına "başarılı bir hayat" diye not düşmüştü ancak pavese'in istediği büyük büyük ödüller, ünlü olmalar yahut benzerleri bir şey değildi. kendisi de açıkça "asıl başarısız insan mutlu bir evlilik dahi yapmayı başaramamış biridir" demiş, başarısızlığını tek cümlede göstermişti.
zaten aldatılması, sevdiği kadın tarafından yüz üstü bırakılıp diğer kadınlara da düşman olmuş olması bize ön bilgi tadında bir şeyler söylemişti. bilemiyorum, belki de fazla derin düşünüyorumdur fakat şundan eminim ki pavese kendince başarısızdı. hayatının bir anlamı yoktu. o da günlüklerin başlarında bahsettiği "kendini yok etmek" eylemini devreye soktu. başka ne yapılabilirdi, bir kadın tarafından sevilmemişti bile.
dedektif gibi her cümlenin altında bir anlam arayınca okunması hayli zevkli olan bir kitaptı. okumanızı öneririm, böylece yaşadığımız hayatın anlamını yitirmesi bize neler yaptırır görmüş olursunuz. şimdiden keyifli okumalar dilerim.
biraz karamsar ve nihilist tarzda yazılmış. okurken kendinizi tezer özlü'yü okuyormuş gibi hissediyorsunuz çünkü ikisinin karamsar duruşu birbirine çok benziyor lakin her sayfasında olmasa bile iki sayfada bir altını çizebileceğiniz muazzam cümleler görüyorsunuz.
mesela;
"cömertçe, başkalarının acılarını paylaşarak yaşayamayan insan, kendi acısını dayanılmaz bir yoğunlukta duymakla cezalandırılır."
"başka bir insan olmaya çalışmak boş bir çaba. insan için ilginç olan, o eski kişiliğin yeni yaşantılara nasıl bir tepki göstereceğidir."
edit: imla.
devamını gör...
kağıt ev
erdal beşikcioğlu'nun ve nur fettahoğlu'nun başrollerinde oynadığı star tv dizisidir.
ilk bölümü olmasına rağmen çok uzun süre ekranlarda kalacağını düşünmüyorum. tipik bir erdal beşikcioglu dizi klasiği diyebiliriz. adı efsane dizisinde olduğu gibi ilk bölümler başarıyı yakalayıp sonradan birden bitti. keza yakin zamanda da çocukluk dizisinde de aynisi oldu.
kagit ev dizisine gelecek olursam yine karısını aldatan bir koca var. evlilikleri mutlu gibi görünse de aslında biten bir evlilik var. en azından koca da bitmiş.
karisini aldatan kart zampara koca,metresiyle bir gece geçiriyorlar. metres de her dizi de olduğu gibi hiç de gözünüzün tutamayacağı, sinsi bir tip (azra).
her şeyi başlatan ise sorunlu ve psikolojisi baya bozuk da bir evlat var. adı cemre.
babasının,annesini aldattığından şüphe ediyor. (telefon konuşmalarına şahit oluyor)
dizinin asıl konusu da burada başlıyor zaten. babasının, annesini aldattığını düşündüğü kadın ise evlerinde çalışan hizmetlinin kızı (ınci) . şüphe etmesinin nedeni babasının kiza yakin tavırları, aralarında muhabbet etmeleri ve kıza yardım etmesi.
ama halbuki babasının,annesini aldattığı kız o değil. psikopat evlat cemre ise "sen bunu anneme nasil yaparsın?" deyip inci'nin kafasını duvara çarpıyor ve en sonunda kızı itekleyerek kafasını yere çarpıyor.
daha da kötüsü anne (nur fettahoğlu) ve baba (erdal b) yerde öylece yatan kıza yardim etmektense bir depoya koyuyorlar. sirf kendi kızları hapse atılmasın, yargilanmasin diye olayın üstünü örtbas ediyorlar. daha da kötüsü var yerde yatan kızın babasıyla ilişkisi yok. yani b*k yoluna gitti inci. ayrica cemre'nin abisinin sevgilisi de ınci. anlayacaginiz durumlar karmakarışık.
masumiyet dizisi ile sadakatsiz dizisinin karışımı gibi bir şey olmuş. tutar mi ? maksimum 10 bölüm.
ilk bölümü olmasına rağmen çok uzun süre ekranlarda kalacağını düşünmüyorum. tipik bir erdal beşikcioglu dizi klasiği diyebiliriz. adı efsane dizisinde olduğu gibi ilk bölümler başarıyı yakalayıp sonradan birden bitti. keza yakin zamanda da çocukluk dizisinde de aynisi oldu.
kagit ev dizisine gelecek olursam yine karısını aldatan bir koca var. evlilikleri mutlu gibi görünse de aslında biten bir evlilik var. en azından koca da bitmiş.
karisini aldatan kart zampara koca,metresiyle bir gece geçiriyorlar. metres de her dizi de olduğu gibi hiç de gözünüzün tutamayacağı, sinsi bir tip (azra).
her şeyi başlatan ise sorunlu ve psikolojisi baya bozuk da bir evlat var. adı cemre.
babasının,annesini aldattığından şüphe ediyor. (telefon konuşmalarına şahit oluyor)
dizinin asıl konusu da burada başlıyor zaten. babasının, annesini aldattığını düşündüğü kadın ise evlerinde çalışan hizmetlinin kızı (ınci) . şüphe etmesinin nedeni babasının kiza yakin tavırları, aralarında muhabbet etmeleri ve kıza yardım etmesi.
ama halbuki babasının,annesini aldattığı kız o değil. psikopat evlat cemre ise "sen bunu anneme nasil yaparsın?" deyip inci'nin kafasını duvara çarpıyor ve en sonunda kızı itekleyerek kafasını yere çarpıyor.
daha da kötüsü anne (nur fettahoğlu) ve baba (erdal b) yerde öylece yatan kıza yardim etmektense bir depoya koyuyorlar. sirf kendi kızları hapse atılmasın, yargilanmasin diye olayın üstünü örtbas ediyorlar. daha da kötüsü var yerde yatan kızın babasıyla ilişkisi yok. yani b*k yoluna gitti inci. ayrica cemre'nin abisinin sevgilisi de ınci. anlayacaginiz durumlar karmakarışık.
masumiyet dizisi ile sadakatsiz dizisinin karışımı gibi bir şey olmuş. tutar mi ? maksimum 10 bölüm.
devamını gör...
telegram'ın abartılmış bir balon olması
her uygulamanın doğru kullanıldığı zaman mükemmel hale geleceğine inanmaktayım. telegram içerisinde öğrencilerin, araştırmayı seven kişilerin ve hobi sahibi kişilerin genel olarak kullandığı uygulamadır. grupların saygı çerçevesi içerisinde davrandığı zaman bir problem olmayacaktır. gruplar içerisinde istenilen materyaller paylaşılır ve ihtiyacı olan insanlar bu kaynaklardan yararlanırlar. belirli bir kişi sayı kotası olmadığından gayet güzel bir uygulamadır. bana göre .
devamını gör...
termodinamiğin birinci yasası
ünlü fizikçi james prescott joule 1843'te düzenlenen "british association for the advancement of science" toplanrtısınında 1 pound suyun suyun sıcaklığını 1 fahrenheit arttırmak için gereken enerji miktarının hesaplanabileceğini, hatta yaptığı ölçümlerle bunu bulduğunu söylüyor..ama o zamanlar ilgi görmüyor bu ..değeri sonradan anlaşılıyor tabi..adına da termodinamiğin birinci yasası diyorlar…
joulun ısının mekanik eş değerini ölçtüğü,ölçüm mekanizması şu
şimdi newtonun enerjinin korunumu prensibi vardı zaten..enerjinin korunumu hareket gerektiren sistemler için uygulanıyordu…ancak joule ; bir sisteme ısı vererek yada bir sistem üzerinde iş yaparak; sisteme enerji verilebileceğini veya sistemden enerji alınabileceğini bize göstermiş oldu…
işi daha ileri götürmüş ve bir direnç üzerinden geçen elektrik akımının ısı yaydığını bulmuştur adına da joule yasası denmiştir efem (bu elektrikle ilgili yalnız)…iç enerji mekanik enerjiye dönüşebilir o halde…böylece enerjinin korunumu doğanın evrensel bir kanun haline gelir..
özetlersek termodinamiğin birinci kanunu sistemin iç enerjisini; sisteme ısı verilip yada alarak veyahut sistem üzerine, sistem tarafından iş yapılarak değiştirilebilir der…
enerji yoktan var edilmez vardan da yok edilmez şeklinde bir savla darwinistlerin pek bir sevdiği yasadır efem..
joulun ısının mekanik eş değerini ölçtüğü,ölçüm mekanizması şu
şimdi newtonun enerjinin korunumu prensibi vardı zaten..enerjinin korunumu hareket gerektiren sistemler için uygulanıyordu…ancak joule ; bir sisteme ısı vererek yada bir sistem üzerinde iş yaparak; sisteme enerji verilebileceğini veya sistemden enerji alınabileceğini bize göstermiş oldu…
işi daha ileri götürmüş ve bir direnç üzerinden geçen elektrik akımının ısı yaydığını bulmuştur adına da joule yasası denmiştir efem (bu elektrikle ilgili yalnız)…iç enerji mekanik enerjiye dönüşebilir o halde…böylece enerjinin korunumu doğanın evrensel bir kanun haline gelir..
özetlersek termodinamiğin birinci kanunu sistemin iç enerjisini; sisteme ısı verilip yada alarak veyahut sistem üzerine, sistem tarafından iş yapılarak değiştirilebilir der…
enerji yoktan var edilmez vardan da yok edilmez şeklinde bir savla darwinistlerin pek bir sevdiği yasadır efem..
devamını gör...
13 günlük bebeği zehirle öldürmeye çalışan baba
rahatı bozulduğu için sarhoşken bebeğinin sütüne karınca zehri karıştıran babadır.
anne biberondaki tortuyu görerek şüpheye düşmüş ve o şekilde babanın niyeti anlaşılmış.
babanın sosyal medya paylaşımlarına bakıldığında ise " 40 yaşından sonra belayı aldık başımıza" ve "tam rahat edelim derken çocuk ayak bağı gibi dolandı ayaklarıma" gibi cümleler bulunuyor.
aynı zamanda karısına şiddet de uygulayıp, bebeğin olduğu odada sigara da içiyormuş.
haber
anne biberondaki tortuyu görerek şüpheye düşmüş ve o şekilde babanın niyeti anlaşılmış.
babanın sosyal medya paylaşımlarına bakıldığında ise " 40 yaşından sonra belayı aldık başımıza" ve "tam rahat edelim derken çocuk ayak bağı gibi dolandı ayaklarıma" gibi cümleler bulunuyor.
aynı zamanda karısına şiddet de uygulayıp, bebeğin olduğu odada sigara da içiyormuş.
haber
devamını gör...
matematik keşif midir buluş mudur sorunsalı
hem keşif hem buluştur. çünkü hayatta - şu anda- kullanılamayacak olan matematiksel bilgiler vardır. bu bilgiler sadece sırasını beklemektedir. belki kuantum fiziğini çözdüğümüzde o soyut bilgiler kendine kullanım alanı bulacaktır. belki de medeniyetimizin ömrü yetmeyecek ve o bilgiler kendine kullanım alanı bulamadan bizimle birlikte yok olup gidecektir.
"matematiğin hiçbir dalı yoktur ki, ne kadar soyut olursa olsun, bir gün gerçek dünyada uygulama alanı bulmasın.”- lobachevski.
"matematiğin hiçbir dalı yoktur ki, ne kadar soyut olursa olsun, bir gün gerçek dünyada uygulama alanı bulmasın.”- lobachevski.
devamını gör...
kuran’ın insan yapısı olduğu gerçeği
her defasında and içen bir tanrı var ortada.
düşünün tanrı her defasında; and olsun ki diyor. kime yemin ediyor. neyi ispatlamaya çalışıyor.
ikinci durum ise; hep bir şiddet hep bir kasıp kavurma var.
üçüncü olay; kadın erkek ayrımı yapması...
düşünün tanrı her defasında; and olsun ki diyor. kime yemin ediyor. neyi ispatlamaya çalışıyor.
ikinci durum ise; hep bir şiddet hep bir kasıp kavurma var.
üçüncü olay; kadın erkek ayrımı yapması...
devamını gör...
alt sınıfın ayaklanmasını engellemenin yolu
yav kardeşim iyiki karl marx "din afyondur" demiş, döndürüp duruyorsunuz. duyanda sanacak çok dindar bir halkımız var. madem birileri din yüzünden isyan etmiyor diyorsunuz, dindar olmayanlar niye isyan etmiyor. korkaklığınızın suçunu dine atıp kendinizi rahatlatmayın.
devamını gör...
ölmezdim
güncel gürsel artıkay şarkısı. geçtiğimiz yıllarda kendi hayatına son veren mehmet pişkin'e armağan etmiştir. her dinlediğimde, anlamsız bir şekilde, şiddetli ölüm düşünceleri arşınlar hücrelerimi. belki bir gün..
buradan
buradan
devamını gör...
ucemak
10 aydır bizimle olan arşivcimiz.
son aylarda yazmayı bırakıp, okuyucu moduna geçse de, puan tablosunda halen 6.sıradadır.
ne diyelim, tez zamanda tanımlarını okumak nasip olsun.
son aylarda yazmayı bırakıp, okuyucu moduna geçse de, puan tablosunda halen 6.sıradadır.
ne diyelim, tez zamanda tanımlarını okumak nasip olsun.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
yeryüzüne bıraktığım ağırlık çok büyük.
bir kurtulsam, bir dünya hafifler.
bir kurtulsam, bir dünya hafifler.
devamını gör...
yazarları korkutan unsurlar
beklentileri boşa çıkarmaktan korkuyorum.
devamını gör...
nevşin mengü
'insanın düşünmekten canı yanar mı?' kitabının yazarı olan gazeteci.
bilkent üniversitesi siyaset bilimi bölümünden mezun. yüksek lisansını ise galatasaray üniversitesinde "türkiye üzerine toplumsal incelemeler" teziyle tamamlamış.
kitapta genel olarak iran'da nasıl baskıcı bir yönetim olduğundan,
halkın bu baskıya nasıl tepki verdiğinden,
böyle bir yönetim altında yaşamanın nasıl hissettirdiğinden bahsediyor.
nevşin mengü'nün konuşma tarzına alışıksanız ne kadar samimi olduğunu bilirsiniz.
hissettiği neyse onu yansıtıyor.
kitapta da bunun izlerini çokça görüyoruz.
mengü misafir bir gazeteci gibi iran'da bulunmamış.
anlattığı olaylar zaten sıradan bir ülkede yaşanacak şeyler değil. iran'ı yaşamış adeta.
okuyunca dönemin iran'ı hakkında fikir sahibi oluyorsunuz.
2009 seçimleri sonrasında meydana gelen sokak gösterileri rejim tarafından sert bir şekilde bastırılınca halk da tepkisini göstermek için farklı bir yol bulmuş. insanoğlu illa ki bir tepki göstermek, sesini çıkarmak istiyor. bu örnekten bunu anlıyoruz.
aslında hem dramatik hem de yaratıcı bir yöntem.
" gece zifiri karanlık, sokaklar boş, evlerin ışıkları kapalı. saatler tam gece 10'u gösterdiğinde bir köşe başında başlıyor her zaman, "allahuekber!". biri başlıyor haykırmaya, allah diyor hepinizden büyüktür; kötülüğünüzden, zorbalığınızdan büyüktür. mağrur değilsiniz, zalimsiniz ama pekâlâ bu da yanınıza kalmaz diyor aslında allahuekber diye haykıran."
mengü bu haykırışların o dönem her gece devam ettiğini aktarıyor. ve devamında şunları ekliyor:
"rejimle baş etmenin kendi yöntemleri vardır, yıkılsın bu sistem diyerek sokaklara dökülmenin mantığı yok çünkü eziyor geçiyor sistem seni. batılılar yaşar, doğulular hayatta kalmaya çalışır misali, alır götürüverirler rejim muhalifiysen seni, yargısız sorgusuz sualsiz, asıverirler bir kör şafakta. kimsenin de ruhu duymaz. petrol alacağız, teknoloji satacağız diye de gık etmez dünyanın demokrasi hamileri. onun için böyle rejimleri yine kendi silahlarıyla vurmak lazım. allah büyüktür diye haykırmaya islam cumhuriyeti nasıl yasak koyabilir ki!"*
allahuekber!
bilkent üniversitesi siyaset bilimi bölümünden mezun. yüksek lisansını ise galatasaray üniversitesinde "türkiye üzerine toplumsal incelemeler" teziyle tamamlamış.
kitapta genel olarak iran'da nasıl baskıcı bir yönetim olduğundan,
halkın bu baskıya nasıl tepki verdiğinden,
böyle bir yönetim altında yaşamanın nasıl hissettirdiğinden bahsediyor.
nevşin mengü'nün konuşma tarzına alışıksanız ne kadar samimi olduğunu bilirsiniz.
hissettiği neyse onu yansıtıyor.
kitapta da bunun izlerini çokça görüyoruz.
mengü misafir bir gazeteci gibi iran'da bulunmamış.
anlattığı olaylar zaten sıradan bir ülkede yaşanacak şeyler değil. iran'ı yaşamış adeta.
okuyunca dönemin iran'ı hakkında fikir sahibi oluyorsunuz.
2009 seçimleri sonrasında meydana gelen sokak gösterileri rejim tarafından sert bir şekilde bastırılınca halk da tepkisini göstermek için farklı bir yol bulmuş. insanoğlu illa ki bir tepki göstermek, sesini çıkarmak istiyor. bu örnekten bunu anlıyoruz.
aslında hem dramatik hem de yaratıcı bir yöntem.
" gece zifiri karanlık, sokaklar boş, evlerin ışıkları kapalı. saatler tam gece 10'u gösterdiğinde bir köşe başında başlıyor her zaman, "allahuekber!". biri başlıyor haykırmaya, allah diyor hepinizden büyüktür; kötülüğünüzden, zorbalığınızdan büyüktür. mağrur değilsiniz, zalimsiniz ama pekâlâ bu da yanınıza kalmaz diyor aslında allahuekber diye haykıran."
mengü bu haykırışların o dönem her gece devam ettiğini aktarıyor. ve devamında şunları ekliyor:
"rejimle baş etmenin kendi yöntemleri vardır, yıkılsın bu sistem diyerek sokaklara dökülmenin mantığı yok çünkü eziyor geçiyor sistem seni. batılılar yaşar, doğulular hayatta kalmaya çalışır misali, alır götürüverirler rejim muhalifiysen seni, yargısız sorgusuz sualsiz, asıverirler bir kör şafakta. kimsenin de ruhu duymaz. petrol alacağız, teknoloji satacağız diye de gık etmez dünyanın demokrasi hamileri. onun için böyle rejimleri yine kendi silahlarıyla vurmak lazım. allah büyüktür diye haykırmaya islam cumhuriyeti nasıl yasak koyabilir ki!"*
allahuekber!
devamını gör...
takipçilerini gör özelliğinin ayçiçek yağıyla yarışması
yine artmış 750 ile başladım 1500 oldu şimdi 2000 küsür olmuş.
bu ne lan yönetici benim profile girip ooo bu yaklaşmış almak için dur biraz arttırayım diyor galiba başka bir açıklaması olamaz.
bu ne lan yönetici benim profile girip ooo bu yaklaşmış almak için dur biraz arttırayım diyor galiba başka bir açıklaması olamaz.
devamını gör...
davut heykeli
michelangelo tarafından 1501 - 1504 yılları arasında yapılan mermer heykel. bugün bu heykel, rönesans'ın başyapıtı kabul ediliyor.
heykel, güçlü ve mükemmel bir erkek bedeninin simgesi sayılıyor. yani ideal erkek bedeni. heykelin dünyada yüzlerce de replikası bulunuyor.
heykel, güçlü ve mükemmel bir erkek bedeninin simgesi sayılıyor. yani ideal erkek bedeni. heykelin dünyada yüzlerce de replikası bulunuyor.
devamını gör...





