yazarların itiraf köşesi
hala evanescence dinliyorum bazen. fallen çok iyi albüm bence.
devamını gör...
köy yaşantısı
herkesin özendiği, benim ve ailemin yaşantı şeklidir.
sen dersine bak kızım diye diye elimi bir şeye sürdürmediler bugüne kadar sağolsunlar. okuduk ettik sayelerinde vesselam.
şehirdekiler özenir ancak her şey o kadar da tozpembe değildir.
erkenden güne başlayıp kar kış soğuk demeden bahçelerde, tarlalarda bibbir emek verirler.
sen dersine bak kızım diye diye elimi bir şeye sürdürmediler bugüne kadar sağolsunlar. okuduk ettik sayelerinde vesselam.
şehirdekiler özenir ancak her şey o kadar da tozpembe değildir.
erkenden güne başlayıp kar kış soğuk demeden bahçelerde, tarlalarda bibbir emek verirler.
devamını gör...
sevgiyi bir cümleyle tanımla
sevmek yanındayken de, konuşurken de özlemektir.
t. şairlerin kitaplar yazdığı sevgi duygusunu tek cümleye sıkıştırmamızı isteyen başlık.
t. şairlerin kitaplar yazdığı sevgi duygusunu tek cümleye sıkıştırmamızı isteyen başlık.
devamını gör...
oytun erbaş
çok ama çok sevdiğim değerli hekimdir kendisi. otizm hakkında şurada değerli fikirlerini belirtmiş. yorumlarda biri hocam siz asperger değilsiniz diyip teşhisi koymuş. bir doktora mevcut sağlık durumu hakkında teşhis koyabilen muhtemel ev hanımı hanımefendiye buradan çok selamlarımı iletiyorum.
bir ara biriyle sohbet ederken asperger sendromu olduğumu söylemiştim. bu teşhis bir hekim ve bir psikolog tarafından doğrulandığı halde bana asperger sendromu olamayacağımı söylemişti. yalan söylediğimi çok açık şekilde belirtmişti. bir başkası ise canımı yakmak için asperger sendromu ile kendimi acındırdığımı iddia etmişti. asperger sendromunun bana getirdiği müthiş yetenekler var ve bu sendrom ile kendimi acındırıyorum? nasıl mümkün olabilir bilemiyorum. bir başka seferinde oyuna her seferinde tam söylediğim saatte girmem oyuncuların dikatimi çekmişti. bu dakikliğimin sebebinin asperger sendromu olduğunu söylediğim zaman ah canım diyip müthiş bir sefkat ile yaklaşmışlardı. bunun gurur kırıcı olduğunu bile anlamayan empatiden yoksun tipler sanıyor ben empati yapamıyorum. canları sağ olsun.
asperger sendromu olduğumu elimden geldiği kadar çok fazla insana söylüyorum. bunu yapma sebebim benim gibi asperger sendromluların önünü açabilmek aslında. bakın asperger sendromluyum ve çalışabiliyorum, sohbet edebiliyorum, elimden geldiği kadar bu çevreye uyum sağlayabiliyorum. yarın bir işe asperger sendromlu biri başvurunca beni tanıyan nerdeyse herkes o kişiye öncelik verecek. çünkü disiplinli, dakik, kendine has yetenekleri olan biriyle çalışacağını bilecekler. otizmli diyip bir köşeye atmayacaklar onu. bu yüzden özellikle belirtiyorum bu durumu. otizmlilere destek olmaya çalışıyorum.
bu nedenle ben oytun hocayı çok seviyorum. müthiş iyi bir örnek. bir asperger sendromlunun kendisini gayet iyi şekilde ifade edebileceğini, toplumda bir yeri olduğunu ve dahi hekimlik yapabileceğini gösteriyor. ve daha önemlisi otizmli olduğu halde bir şekilde hayata var gücü ile tutunmuş bu insan çoğunluk tarafından bu yönüyle değil, tek bir yanlışı ile bilinir hale geldi. alkışlamak gerekirken o elleri linç etmek için kullandılar. klavye üzerinden vatan kurtarma sevdasına yenik düştüler haspamlar.
ne hissetti çok merak ediyorum. düşünsene farklı doğuyorsun. yaşıtların sokaklarda koştururken sen evde oturup 2 saat boyunca dönen çamaşır makinesini izliyorsun. okuma yazmayı kendi başına öğreniyorsun ama seni kitaptan bakarak ders anlatan öğretmenlerin içine atıyorlar. sesleri, kokuları ve ısıyı diğerlerinden daha şiddetli şekilde hissediyorsun. insanların mimiklerini anlamıyorsun. empati yapmak çok zor. ve öyle böyle çoğunluk gibi davranmayı öğreniyorsun. bunu anlatmaktan vazgeçmiyorsun, konuşmalar yapıyorsun ki bir otizmli için çok zordur kalabalık karşısında konuşmak ama inatla insanları bilgilendirmeye çalışıyorsun. seni 30 kişi tanıyor.
ve bir gün bir başka konuda bilgi verince hata yaptığın için seni 300 bin kişi linç ediyor. ölmeni bile istiyorlar. belki 30 yıl boyunca bu peşinden gelecek. hep bu sözlerin ile hatırlanacaksın.
kendisi umarım bu konu hakkında bir gün oturur uzun bir konuşma yapar. bu durumun bir otizmliye ne hissettirdiğini anlatır. çünkü anlatmalı.
otizmi anlattığı konuşma için buyrunuz.
oytun sen ben kalp biz ve rica ediyorum otistik deme yav. otizmli. mucuk.
bir ara biriyle sohbet ederken asperger sendromu olduğumu söylemiştim. bu teşhis bir hekim ve bir psikolog tarafından doğrulandığı halde bana asperger sendromu olamayacağımı söylemişti. yalan söylediğimi çok açık şekilde belirtmişti. bir başkası ise canımı yakmak için asperger sendromu ile kendimi acındırdığımı iddia etmişti. asperger sendromunun bana getirdiği müthiş yetenekler var ve bu sendrom ile kendimi acındırıyorum? nasıl mümkün olabilir bilemiyorum. bir başka seferinde oyuna her seferinde tam söylediğim saatte girmem oyuncuların dikatimi çekmişti. bu dakikliğimin sebebinin asperger sendromu olduğunu söylediğim zaman ah canım diyip müthiş bir sefkat ile yaklaşmışlardı. bunun gurur kırıcı olduğunu bile anlamayan empatiden yoksun tipler sanıyor ben empati yapamıyorum. canları sağ olsun.
asperger sendromu olduğumu elimden geldiği kadar çok fazla insana söylüyorum. bunu yapma sebebim benim gibi asperger sendromluların önünü açabilmek aslında. bakın asperger sendromluyum ve çalışabiliyorum, sohbet edebiliyorum, elimden geldiği kadar bu çevreye uyum sağlayabiliyorum. yarın bir işe asperger sendromlu biri başvurunca beni tanıyan nerdeyse herkes o kişiye öncelik verecek. çünkü disiplinli, dakik, kendine has yetenekleri olan biriyle çalışacağını bilecekler. otizmli diyip bir köşeye atmayacaklar onu. bu yüzden özellikle belirtiyorum bu durumu. otizmlilere destek olmaya çalışıyorum.
bu nedenle ben oytun hocayı çok seviyorum. müthiş iyi bir örnek. bir asperger sendromlunun kendisini gayet iyi şekilde ifade edebileceğini, toplumda bir yeri olduğunu ve dahi hekimlik yapabileceğini gösteriyor. ve daha önemlisi otizmli olduğu halde bir şekilde hayata var gücü ile tutunmuş bu insan çoğunluk tarafından bu yönüyle değil, tek bir yanlışı ile bilinir hale geldi. alkışlamak gerekirken o elleri linç etmek için kullandılar. klavye üzerinden vatan kurtarma sevdasına yenik düştüler haspamlar.
ne hissetti çok merak ediyorum. düşünsene farklı doğuyorsun. yaşıtların sokaklarda koştururken sen evde oturup 2 saat boyunca dönen çamaşır makinesini izliyorsun. okuma yazmayı kendi başına öğreniyorsun ama seni kitaptan bakarak ders anlatan öğretmenlerin içine atıyorlar. sesleri, kokuları ve ısıyı diğerlerinden daha şiddetli şekilde hissediyorsun. insanların mimiklerini anlamıyorsun. empati yapmak çok zor. ve öyle böyle çoğunluk gibi davranmayı öğreniyorsun. bunu anlatmaktan vazgeçmiyorsun, konuşmalar yapıyorsun ki bir otizmli için çok zordur kalabalık karşısında konuşmak ama inatla insanları bilgilendirmeye çalışıyorsun. seni 30 kişi tanıyor.
ve bir gün bir başka konuda bilgi verince hata yaptığın için seni 300 bin kişi linç ediyor. ölmeni bile istiyorlar. belki 30 yıl boyunca bu peşinden gelecek. hep bu sözlerin ile hatırlanacaksın.
kendisi umarım bu konu hakkında bir gün oturur uzun bir konuşma yapar. bu durumun bir otizmliye ne hissettirdiğini anlatır. çünkü anlatmalı.
otizmi anlattığı konuşma için buyrunuz.
oytun sen ben kalp biz ve rica ediyorum otistik deme yav. otizmli. mucuk.
devamını gör...
teknoloji ilerlerken hayatımız kolaylaşıyor mu yoksa zorlaşıyor mu sorunsalı
her gelişme ortaya çıkış itibari ile belli noktalarda yarar sağlayabilirken belli noktalarda da zorluklar doğurabiliyor. misal teknolojik gelişmeler ile artık bilgiye ulaşım oldukça kolaylaşmışken bir yandan da doğru bilgiyi ayırt etme gibi bir zorluk çıkartmıştır. istediğimiz konuda anında bilgi sahibi olabilecek düzeyde teknoloji sahibiyiz fakat elde ettiğimiz bilgilerin büyük çoğunluğu yalan yanlış bilgiler olmakta. başka bir açıdan bakmak gerekirse bu konuda en yol gösterici alan sosyal medya olacaktır. bu alan insanların sosyalleşmesi adına güzel fırsatlar sunuyor olsa da arka planını incelediğimiz de ruhsal anlamda bir çöküşü tetiklediğini de görüyoruz.
devamını gör...
kulağa hoş gelen futbolcu isimleri
jay jay okocha.
devamını gör...
tanımların sonuna nokta koyma gerekliliği
tanim duzenlemekten bikmis, hakli mod tepkisi.
son harfi yazdiktan sonra tek bir nokta koymak ne kadar zor olabilir, anlamiyorum.
son harfi yazdiktan sonra tek bir nokta koymak ne kadar zor olabilir, anlamiyorum.
devamını gör...
hülya avşar'ın zenginlik ile ilgili açıklaması
zengin olmak hülya avşar’ı yoruyorsa parasını ihtiyacı olanlara dağıtsın da bari onlar yararlansın.
devamını gör...
downsizing
çok ilginç bir konuya sahip 2017 yapımı bilimkurgu/komedi filmi. başrolde matt damon var.
çevreciliği ile ünlü norveçlilerin bilim adamları tarafından bulunan bir formül ile tüm canlıları boyut ve ağırlık olarak %90'dan daha fazla küçültmek mümkün olmuştur. dünyanın bu kadar çok insana daha fazla yetmeyeceği fikrinden yola çıkarak insanların tüm özelliklerini koruyarak kaynak tüketimini aza indirmek güzel bir fikir. neyse fazla spoiler vermeyim izleyin.
trailerı da bırakayım şöyle;
çevreciliği ile ünlü norveçlilerin bilim adamları tarafından bulunan bir formül ile tüm canlıları boyut ve ağırlık olarak %90'dan daha fazla küçültmek mümkün olmuştur. dünyanın bu kadar çok insana daha fazla yetmeyeceği fikrinden yola çıkarak insanların tüm özelliklerini koruyarak kaynak tüketimini aza indirmek güzel bir fikir. neyse fazla spoiler vermeyim izleyin.
trailerı da bırakayım şöyle;
devamını gör...
din istismarını önlemenin yolları
dinlerin olduğu yerde din istismarı engellenemez ama insanlar, kendilerini eğiterek bu cahil istismarcılardan kurtulabilir.
devamını gör...
iş başvurusunda dış görünüşe bakılması
bugün başıma gelen olaydır. kiminle görüştüysem önce özgeçmişimdeki fotoğrafıma sonra da bana baktı. yetmeyip maskemi indirmemi istediler. bu durum fotoğraf ve beni karşılaştırmak için değildi. her hallerinden belliydi. bildiğiniz güzel miyim değil miyim diye baktılar. benim özgeçmişimde yazan mesleğim, mezuniyet derecem ya da donanımım umurlarında değildi. şaka gibi şeyler yaşıyorum şu sıralar. işe başlayınca nelerle karşılaşacaksın derlerdi de inanmazdım. başlamadan soğudum.
devamını gör...
tüm normal sözlük yazarlarının ergen olması
36 yeterli mi sizin için diye sorasım geldi. hayır yetmiyorsa benim amca,dede filan hep yazar burada.onları da getireyim.
geçiyordum uğradım öyle. kaçtım ben.
geçiyordum uğradım öyle. kaçtım ben.
devamını gör...
almanya denince akla gelenler
berlin duvarı.
devamını gör...
sürücüsü ölen tırı yağmalamak
eski yöneticimin söylediği gerçek bir olay.kimyevi madde yüklü tır devriliyor,sürücü ağır yaralı.bir kişi ambulansı aramıyor.kazayı gören hemen yakınını arıyor boyaları kaçırmamak için.kış gecesi, soğuk hava, yağmur kimin umrunda.
80 yaşlarında hacı sakallı da var içlerinde.
80 yaşlarında hacı sakallı da var içlerinde.
devamını gör...
a touch of evil
judas priest' in 1990 tarihli painkiller albümünden parça. aynı zamanda grubun 2009 da çıkan 5. canlı albümü olup a touch of evil: live adıyla yayınlanmıştır.
şarkının kadrosu:
rob halford – vocals
glenn tipton – lead guitar
k. k. downing – rhythm guitar
ian hill – bass
scott travis – drums
don airey – keyboards
bu şarkının gitar solosu şahsi en iyi gitar soloları listemde ilk 5 tedir. solonun girişi şarkının 2:40 ında başlar, 2:50 de esas riff belirir, 3:30 a kadar devam eder. lead guitarda olan glenn tipton'ı her zaman ki gibi k. k. downing abimiz takip eder ,bu ikili double-guitar denen stilin vücut bulmuş hali gibidir zaten.
bu soloda tipton'ı takip etmek istersiniz, arkadan k. k. downing abimiz der ki hey bırak onu beni takip et, ben de buradayım, böyle git-gellerle solo devam eder. bateri de de scott travis' in sade ama vurucu darbeleri 40 saniye boyunca başka alemlere götürür.
deep purple da da çalan don airey de jon lord dan sonra önde gelen klavyecilerdendir. çaldığı notalar ile şarkıya oryantal bir hava katar.
rob halford'ı anlatmaya zaten kelimeler yetmiyor .en severek söylediği şarkı olduğunu defalarca söylemiştir. şarkı sözlerinde ki "you' re possessing me" kısmını (cinsel tercihinden dolayı) sevgilisine söylediği rivayet edilir.
şarkının kadrosu:
rob halford – vocals
glenn tipton – lead guitar
k. k. downing – rhythm guitar
ian hill – bass
scott travis – drums
don airey – keyboards
bu şarkının gitar solosu şahsi en iyi gitar soloları listemde ilk 5 tedir. solonun girişi şarkının 2:40 ında başlar, 2:50 de esas riff belirir, 3:30 a kadar devam eder. lead guitarda olan glenn tipton'ı her zaman ki gibi k. k. downing abimiz takip eder ,bu ikili double-guitar denen stilin vücut bulmuş hali gibidir zaten.
bu soloda tipton'ı takip etmek istersiniz, arkadan k. k. downing abimiz der ki hey bırak onu beni takip et, ben de buradayım, böyle git-gellerle solo devam eder. bateri de de scott travis' in sade ama vurucu darbeleri 40 saniye boyunca başka alemlere götürür.
deep purple da da çalan don airey de jon lord dan sonra önde gelen klavyecilerdendir. çaldığı notalar ile şarkıya oryantal bir hava katar.
rob halford'ı anlatmaya zaten kelimeler yetmiyor .en severek söylediği şarkı olduğunu defalarca söylemiştir. şarkı sözlerinde ki "you' re possessing me" kısmını (cinsel tercihinden dolayı) sevgilisine söylediği rivayet edilir.
devamını gör...
şehirler arası otobüs yolculuğu yapmak
ah nasıl özledim... gecenin bir yarısı otogara gitmek, arkadaşınlaysan onunla otobüsü beklerken insanların yaşını ve nereye gidiceklerini tahmin etmek, bavulunu abi kırılcak şeyler var diyerek teslim etmek, muavinin ikram esnasında camdan dışarıyı izlerken sıranın sana gelmesini beklemek, arada bir gözüne kestirdiğin keki alan var mı diye göz ucuyla bakmak, arkadaşının izleriz diye indirdiği filmi asla izlemeyip müzik dinlemek, mola yerlerindeki sigara içmeler, herkes uyurken kulaklığından hepsi grubunun sesinin çıkması ama senin umursamaman...
reis aç şu okulları nolur.
reis aç şu okulları nolur.
devamını gör...
ged
büyü gücü ile her şeyi yapabileceğini düşünüp kendinin ve çevresindekilerin hayatlarını tehlikeye atan, sonrasında kendi gölgesinden korkacak hale gelen büyücü çırağı.
öğrenmeye aç, gururlu, özgüvenli, kibirli, meraklı bir genç karakter. yaşadıklarının sonunda ise anlayışlı, temkinli, alçak gönüllü bir adama dönüşür.
ged; kendi gölgesi ile yüzleştikten sonra evrenin merkezi değil, evrenin bir parçası olduğunu harika bir felsefi kurgu ile keşfeder.
kötülüğü yok etmeyi değil, onu düzeltmeli anlayışından yola çıkar.
fantazi edebiyatının güçlü karakterlerindendir. okudukça tanıdık çıkacağınız birçok özelliği vardır,sevdirir kendini.
öğrenmeye aç, gururlu, özgüvenli, kibirli, meraklı bir genç karakter. yaşadıklarının sonunda ise anlayışlı, temkinli, alçak gönüllü bir adama dönüşür.
ged; kendi gölgesi ile yüzleştikten sonra evrenin merkezi değil, evrenin bir parçası olduğunu harika bir felsefi kurgu ile keşfeder.
kötülüğü yok etmeyi değil, onu düzeltmeli anlayışından yola çıkar.
fantazi edebiyatının güçlü karakterlerindendir. okudukça tanıdık çıkacağınız birçok özelliği vardır,sevdirir kendini.
devamını gör...
yansıma
ay ışığı ile deniz üzerinde minik pırıltıların oluşmasını sağlayan durum.
sonrasında da dolaylı olarak bir çok şarkının, şiirin içinde yer bulmuştur.
bu yansıma da yakamoz, ayın şavkı gibi isimlerle zikredilmiştir.
"yakamozlar saçarak her tarafından fenerim
çifte sandal, yüzüyorduk; o yüzer, ben yüzerim"
m. a. e.
"durgun denizler yıldızların yansımasıyla yıldızlandı." c. ş. k.
sonrasında da dolaylı olarak bir çok şarkının, şiirin içinde yer bulmuştur.
bu yansıma da yakamoz, ayın şavkı gibi isimlerle zikredilmiştir.
"yakamozlar saçarak her tarafından fenerim
çifte sandal, yüzüyorduk; o yüzer, ben yüzerim"
m. a. e.
"durgun denizler yıldızların yansımasıyla yıldızlandı." c. ş. k.
devamını gör...
parfümör
“ince koku alma duyusu ve koku alma bileşimleri üretme becerisi nedeniyle bazen sevgiyle burun olarak anılan parfüm bileşimleri oluşturma konusunda uzmandır. parfüm estetiği kavramları üzerine derinlemesine eğitim almış, soyut kavramları ve ruh hallerini kompozisyonlarla aktarabilen etkili bir sanatçı.” diye tanımlanıyor.
oysa ki benim için öyle mi? her insanın ten kokusu, bıraktığı iz farklıdır. parmak izi gibi düşünüyorum ve algılıyorum. aynı parfüm herkeste aynı kokmaz. tenle etkileşimi farklıdır. biri herhangi bir ortamda girince oluşturduğu etki de bence bununla alakalı. kokuyla başlıyor her şey.. mahlasımı alırken kişinin ortamdan ayrılınca bıraktığı iz anlamına gelen kelimeyi almıştım. çok etkilemişti beni. şimdi de kafa sözlük belediyesi bu rütbeyi layık gördü şahsıma.. rütbemi almam için benden çok uğraşan ve merak eden sayın yazarımıza(kendini biliyor) teşekkürlerimi ve minnetimi sunuyorum.. veeee sözlük parfümörü olarak tanımımı sonlandırıyorum..
oysa ki benim için öyle mi? her insanın ten kokusu, bıraktığı iz farklıdır. parmak izi gibi düşünüyorum ve algılıyorum. aynı parfüm herkeste aynı kokmaz. tenle etkileşimi farklıdır. biri herhangi bir ortamda girince oluşturduğu etki de bence bununla alakalı. kokuyla başlıyor her şey.. mahlasımı alırken kişinin ortamdan ayrılınca bıraktığı iz anlamına gelen kelimeyi almıştım. çok etkilemişti beni. şimdi de kafa sözlük belediyesi bu rütbeyi layık gördü şahsıma.. rütbemi almam için benden çok uğraşan ve merak eden sayın yazarımıza(kendini biliyor) teşekkürlerimi ve minnetimi sunuyorum.. veeee sözlük parfümörü olarak tanımımı sonlandırıyorum..
devamını gör...
tablolarında isa'yı kucaklayan ressamlar
bu ressamlardan biri de rembrandt'dır. o, incilde geçen kutsal sahneleri resmetmeyi çok severdi. bunda, latin okulunda aldığı incil derslerinin etkisini büyüktür. o yıllarda hollanda gibi sanatta altın yıllarını yaşayan bir ülkede daha küçük yaşta usta ressam olmayı başarabilmiş bir sanatçıdır. barok dönemi ressamlarındandır. rembrandt'ı daha iyi anlayabilmek için barok dönemi hakkında kısa bir bilgi vermem yerinde olacaktır. kelime anlamı " kusursuz inci" dir. bu dönemde yapılan inci kadar güzel eserlerin, kendinden önceki rönesans döneminde verilmiş olan eserlerden ne farkı vardı? en büyük fark şuydu. rönesans dönemindeki, özellikle rönesansın son dönemi olan yüksek rönesans eserlerinde mükemmellik söz konusuydu. belki de tüm dönemlerin en büyük sanatçısı olan leonardo da vinci ismini verdiğimde o mükemmellikten neyi kastettiğimi anlayacaksınız. o matematiği, dengeyi ve simetriği resimlerinde muazzam kullanabilmiş bir ressamdır. o zaman barok dönemi için şu söylenebilir. kusursuz güzellikteki resimlerin, matematik ve dengeden yoksun olarak yapılmaları. şimdi biz esas konumuza geri dönelim. hollanda'nın leiden kentinde doğan rembrandt'ın tam ismi rembrandt vab rijn'dir. hayatının büyük bir kısmını amsterdam şehrinde yaşamıştır. bu şehirde, benim de bizzat gördüğüm harika bir meydana onun ismi verilmiştir. rembrandt ayrıca gelmiş geçmiş en büyük ofort (asit yardımıyla yapılan bir çeşit gravür) sanatçılarından biriydi. resimlerinde ışığı, gölgeyi ve stili muazzam kullanmıştır. aynen van gogh gibi bolca kendi portresini yapmıştır. gece devriyesi, anatomi , aynadaki venüs bazı en önemli eserleridir. yaşamında büyük acılar çeken ressam amsterdam' da yalnız bir şekilde hayata veda ederek kimsesizler mezarlığına gömülmüştür.
şimdi gelelim, başlıkta adı geçen büyük ressama ait esere.

bu eserde; rembrandt, isa'yı kucaklayan kişi olarak bizzat kendisini resmetmiştir. 1634 yılında yapılan resim 158 cm * 117 cm ölçülerindedir. sağda baygınlık geçiren mary'i bir grup kadın teselli ederken görülüyor. solda bazı kadınlar mezar bezi açıyorlar. insanların yüzlerindeki derin acı başarılı bir şekilde gösteriliyor.
isa'yı kucaklayan diğer ressamları bu başlık altında yazmaya devam edeceğim. sevgiyle.
şimdi gelelim, başlıkta adı geçen büyük ressama ait esere.

bu eserde; rembrandt, isa'yı kucaklayan kişi olarak bizzat kendisini resmetmiştir. 1634 yılında yapılan resim 158 cm * 117 cm ölçülerindedir. sağda baygınlık geçiren mary'i bir grup kadın teselli ederken görülüyor. solda bazı kadınlar mezar bezi açıyorlar. insanların yüzlerindeki derin acı başarılı bir şekilde gösteriliyor.
isa'yı kucaklayan diğer ressamları bu başlık altında yazmaya devam edeceğim. sevgiyle.
devamını gör...