güzel kitap isimleri
ateşten gömlek. daha güzel nasıl anlatılırdı bilmiyorum.
devamını gör...
çift maske takmak
kışın gelmesiyle birlikte ısı farklılığına bağlı her iki maskenin nemlenme durumu daha da artıyor sanki. bu yüzden maskelerin koruyuculuğu da azalabiliyor. eğer imkan varsa, çift maske de olsa sık aralıklarla değiştirilmesi daha güvenilir.
devamını gör...
neolitik dönem
(bkz: yeni taş çağı) olarak da bilinen tarih öncesi dönemdir.
devamını gör...
ekşi sözlük'te çaylak olmak
fazla sürdü,yordu.ben de saldım gitti. kafa sözlük varken ne gerek var artık ki?
devamını gör...
kazakların yarım kol olması
ben bu başlığı neden giysi olan kazak değil de kazak milleti'nin yarım kollu olması diye anladım ki.
devamını gör...
dış görünüşe önem vermiyorum diyen insan
nedense hep güzel kızlar-erkekler vardır kollarında niye acaba?
devamını gör...
kara donlu beytullah
karacaoğlan'ın bana kara diyen dilber adıyla bilinen eserinde kullandığı kabe tanımlaması. siyah giysi giydirilmiş, allahın evi manasına gelir. örtüsü kara değil midir? karadır.
devamını gör...
iş bulmak
''iş arayanların, bulduğunda yaşanan eylem.''
benim sözlüğümde tanımı yok. yaşamadım yani. güzelmiş ama öyle diyorlar.
benim sözlüğümde tanımı yok. yaşamadım yani. güzelmiş ama öyle diyorlar.
devamını gör...
dobralık ile patavatsızlık arasındaki ince çizgi
nedir o ince çizgi? önce bu soya odaklanıp cevaplayalım.
dobralık*; işler yolunda gitmediğinde veya beklenen bir sonucun dışında bir sonuç elde edildiğinde özeleştiri veya eleştiri sınırlarında kalmak şartıyla yapılacak açıklamadır. yani gelişim için yapılması gereken uyarı, açıklama diyelim kısaca.
patavatsızlık; ise bir durum veya olay karşısında, lafın nereye/kime dokunacağını düşünmeden akla gelenin süzülmeden dile getirilmesidir. yani aklına geleni akıl süzgecinden geçirmeden dillendirmektir kısaca.
şimdi konumuza bu iki tanım ışığında tekrar dönecek olursak aslında çok ince bir çizgi olmadığını görürüz.
özetle, ilim kendini bilmektir. kendini yani haddini bilirsen dobra olursun. kendini yani haddini bilmezsen de patavatsız…
(bkz: haddini bilmek)
(bkz: haddini aşmak)
(bkz: haddini aşmamak)
dobralık*; işler yolunda gitmediğinde veya beklenen bir sonucun dışında bir sonuç elde edildiğinde özeleştiri veya eleştiri sınırlarında kalmak şartıyla yapılacak açıklamadır. yani gelişim için yapılması gereken uyarı, açıklama diyelim kısaca.
patavatsızlık; ise bir durum veya olay karşısında, lafın nereye/kime dokunacağını düşünmeden akla gelenin süzülmeden dile getirilmesidir. yani aklına geleni akıl süzgecinden geçirmeden dillendirmektir kısaca.
şimdi konumuza bu iki tanım ışığında tekrar dönecek olursak aslında çok ince bir çizgi olmadığını görürüz.
özetle, ilim kendini bilmektir. kendini yani haddini bilirsen dobra olursun. kendini yani haddini bilmezsen de patavatsız…
(bkz: haddini bilmek)
(bkz: haddini aşmak)
(bkz: haddini aşmamak)
devamını gör...
define adası
yalan değil, çocukken ben de define adasının peşine düşmeyi aklımdan geçirdim. hatta bunun için bir sandal çalmışlığım bile var. tabii ki size kendi hikayemi anlatıp sonra define adasından bahsedeceğim. çünkü huylu huyundan vaz geçmez:
define adasını ilk okuduğumda jim ile aynı yaştaydım ve o zaman da kitaplarda ya da filmlerde gördüğüm şeylerin gerçek olduğuna inanmak ya da kendimi buna inandırmak gibi huylarım vardı. bu hala da devam etmekte. hatta k-pax filmini izledikten sonra kevin spacey’nin kabuğunu soymadan büyük bir iştahla muz yediğini görünce ben de aynısını yapmış ama aynı sonucu alamamıştım. o zamanlar jim’le aynı yaşta değildim.
define adasını okuduktan sonra harita metod defterden kopardığım kareli bir kağıda definenin yerini gösteren bir harita çizdim. kardeşim her zaman bana inanmaya hazır olduğu için onu da yanıma alıp yaşadığımız yerin hemen yanında olan karadeniz’in küçük limanının yolunu tuttum. yaşadığımız köy bir liman köyü olduğu ve akrabalarımın çoğu balıkçı olduğu için kürekli bir sandal bulmam zor olmadı. önce ben atladım sandala sonra da kardeşime yardım ettim. define adası yolculuğu böyle bir yardımlaşma ruhu ile başladı. annemin yaptığı poğaçalar ve yaptığımız işe uygun olsun diye önceden zulaladığım balık krakerleri koyduğum çanta da yanımdaydı.
kürekleri yerleştirmeden önce demiri çekip sandalın tutsaklığına son verdim. sonra da usta bir denizci olduğum ve jim’den bir eksiğimin olmadığını düşündüğüm için küreklere asıldım ve bir süre sonra sandalı harekete geçirmeyi başardım. eğer korsanlara yakalanmazsak defineye ulaşmak çok kolay olacaktı. yaklaşık 15 metre - bu çokça deniz mili yapıyordu o zaman benim için- gittikten sonra. kardeşimin saçmasapan hareketleri sandalın dengesini bozmaya başladığında tahtadan olmasa da gerektiğinde tahta etkisi yapan bacağımla kendisini tekmeleyerek sakinleştirdim. sonuçta kaptan bendim.
yolculuğumuz daha iyi gidebilirdi çünkü gece vakti limanda kimse olmazdı. 30 metreye ulaştığımda dayımın limanın karşısından bağıran sesini duymasaydım her şey planladığım gibi gidecekti ama maalesef yakalanmıştık. gerisin geri sandalı aldığım yere götürmek zorunda kaldım. demir attık dayım sandalı bağladı. bizi güzelce fırçaladıktan sonra eve gidene kadar arkamızdan bakacağını söyleyip bizi bıraktı. ben büyük bir hayal kırıklığı yaşarken kardeşim ağladı ağlayacak haldeydi. kaptan asla gemisini terk etmezdi ve tayfalarını düşünürdü önce. ben de başka bir gece tekrar define avına çıkacağımızı söyledikten sonra kardeşime kırmızı paketini açtığım balık krakerleri verdim. ben hüzünle uzaklara dalmış bir kaptan olarak yürürken eve doğru, kardeşim de adada yıllar geçirmiş yaşlı bir denizci gibi krakerlere yumulmuştu bile. macera böyle sona erdi.
stevenson’ın define adası da aşağı yukarı böyle bir hikaye ama çok destansı, çok büyüleyici. siz isteseniz o define adası öyküsünü okuyun.
define adasını ilk okuduğumda jim ile aynı yaştaydım ve o zaman da kitaplarda ya da filmlerde gördüğüm şeylerin gerçek olduğuna inanmak ya da kendimi buna inandırmak gibi huylarım vardı. bu hala da devam etmekte. hatta k-pax filmini izledikten sonra kevin spacey’nin kabuğunu soymadan büyük bir iştahla muz yediğini görünce ben de aynısını yapmış ama aynı sonucu alamamıştım. o zamanlar jim’le aynı yaşta değildim.
define adasını okuduktan sonra harita metod defterden kopardığım kareli bir kağıda definenin yerini gösteren bir harita çizdim. kardeşim her zaman bana inanmaya hazır olduğu için onu da yanıma alıp yaşadığımız yerin hemen yanında olan karadeniz’in küçük limanının yolunu tuttum. yaşadığımız köy bir liman köyü olduğu ve akrabalarımın çoğu balıkçı olduğu için kürekli bir sandal bulmam zor olmadı. önce ben atladım sandala sonra da kardeşime yardım ettim. define adası yolculuğu böyle bir yardımlaşma ruhu ile başladı. annemin yaptığı poğaçalar ve yaptığımız işe uygun olsun diye önceden zulaladığım balık krakerleri koyduğum çanta da yanımdaydı.
kürekleri yerleştirmeden önce demiri çekip sandalın tutsaklığına son verdim. sonra da usta bir denizci olduğum ve jim’den bir eksiğimin olmadığını düşündüğüm için küreklere asıldım ve bir süre sonra sandalı harekete geçirmeyi başardım. eğer korsanlara yakalanmazsak defineye ulaşmak çok kolay olacaktı. yaklaşık 15 metre - bu çokça deniz mili yapıyordu o zaman benim için- gittikten sonra. kardeşimin saçmasapan hareketleri sandalın dengesini bozmaya başladığında tahtadan olmasa da gerektiğinde tahta etkisi yapan bacağımla kendisini tekmeleyerek sakinleştirdim. sonuçta kaptan bendim.
yolculuğumuz daha iyi gidebilirdi çünkü gece vakti limanda kimse olmazdı. 30 metreye ulaştığımda dayımın limanın karşısından bağıran sesini duymasaydım her şey planladığım gibi gidecekti ama maalesef yakalanmıştık. gerisin geri sandalı aldığım yere götürmek zorunda kaldım. demir attık dayım sandalı bağladı. bizi güzelce fırçaladıktan sonra eve gidene kadar arkamızdan bakacağını söyleyip bizi bıraktı. ben büyük bir hayal kırıklığı yaşarken kardeşim ağladı ağlayacak haldeydi. kaptan asla gemisini terk etmezdi ve tayfalarını düşünürdü önce. ben de başka bir gece tekrar define avına çıkacağımızı söyledikten sonra kardeşime kırmızı paketini açtığım balık krakerleri verdim. ben hüzünle uzaklara dalmış bir kaptan olarak yürürken eve doğru, kardeşim de adada yıllar geçirmiş yaşlı bir denizci gibi krakerlere yumulmuştu bile. macera böyle sona erdi.
stevenson’ın define adası da aşağı yukarı böyle bir hikaye ama çok destansı, çok büyüleyici. siz isteseniz o define adası öyküsünü okuyun.
devamını gör...
duyunca güvensizlik hissi veren kelimeler
-keyfe keder boyalıdır.
-değişeni yoktur.
-muhayyer.
-dosta gider.
-yer uçağı.
-değişeni yoktur.
-muhayyer.
-dosta gider.
-yer uçağı.
devamını gör...
chauvet mağarası
unesco tarafından dünya mirası ilan edilen mağaradır arkadaşlar.
mağaranın bulunma hikayesine değinelim;
8 eylül 1940'ta okuldan kaçan ve gezinen üç çocuk ve robot ismindeki köpekleri tarafından bulundu.
çocuklardan marcel ravidat olan çocuğun köpeği robot, deliği küçücük olan obruğa düşünce, çocuklar onu kurtarmak amacıyla ip ve fenerlerle mağaraya indiler. çocuklar robotu kurtardı ve mağaradan ayrıldı.
çocuk aklı işte efenim meraklı oluyorlar. ertesi gün bu mağaraya bir daha geldiler. deliği genişlettiler ve bir daha mağaradan ip ve lamba yardımıyla indiler. bu sırada önce ravidat ve peşinden diğer iki çocuk kaydı ve kendilerini oldukça geniş bir odada buldular.
buradaki hayvan resimleri dikkatlerini çekti. mağarada daha da ilerlemeye başladılar. daha da dikkat çekici resimler gördüler.
çocuklar bunun önemli bir şey olduğunu anladılar ve okul müdürleri leon laval'a söylediler.
1940 yılında bir robot isimli köpek vasıtasıyla bulunan bu mağaraya, 1994 yılında chavuvet denilen adamın gitmesiyle keşfedilmiş oldu.
mağaraya chavuvet ismi verildi.
bence mağaraya 'robot' ismi verilmeliydi.
mağaranın bulunma hikayesine değinelim;
8 eylül 1940'ta okuldan kaçan ve gezinen üç çocuk ve robot ismindeki köpekleri tarafından bulundu.
çocuklardan marcel ravidat olan çocuğun köpeği robot, deliği küçücük olan obruğa düşünce, çocuklar onu kurtarmak amacıyla ip ve fenerlerle mağaraya indiler. çocuklar robotu kurtardı ve mağaradan ayrıldı.
çocuk aklı işte efenim meraklı oluyorlar. ertesi gün bu mağaraya bir daha geldiler. deliği genişlettiler ve bir daha mağaradan ip ve lamba yardımıyla indiler. bu sırada önce ravidat ve peşinden diğer iki çocuk kaydı ve kendilerini oldukça geniş bir odada buldular.
buradaki hayvan resimleri dikkatlerini çekti. mağarada daha da ilerlemeye başladılar. daha da dikkat çekici resimler gördüler.
çocuklar bunun önemli bir şey olduğunu anladılar ve okul müdürleri leon laval'a söylediler.
1940 yılında bir robot isimli köpek vasıtasıyla bulunan bu mağaraya, 1994 yılında chavuvet denilen adamın gitmesiyle keşfedilmiş oldu.
mağaraya chavuvet ismi verildi.
bence mağaraya 'robot' ismi verilmeliydi.
devamını gör...
sabırlı insanların tahammül sınırından sonra patlaması
her yapılana gülüp gülüp, küçük bir lafla gemileri yakmama sebep olan huyum.
kızım fark etti huyumu 14 yaşında haliyle. tavsiye veriyor bana
arada da kız biriktirme diyor.
olsa dükkan senin diyorum ona.
kızım fark etti huyumu 14 yaşında haliyle. tavsiye veriyor bana
arada da kız biriktirme diyor.
olsa dükkan senin diyorum ona.
devamını gör...
tanrı paradoksu
olmayan paradokstur. tanrı mantık çerçevesi içerisinde hareket ediyorsa, "tanrı kaldıramayacağı bir kaya yaratabilir mi?" sorusu anlamsızlaşır. çünkü sorulan soru mantık kurallarının dışındadır. eğer tanrı mantık çerçevesi dışına çıkabiliyorsa, insan bu sorunun cevabını bilemez, ve ne derse desin bir paradoksa yol açar. çünkü insan aklı ve düşünce tarzı, bunu gerektirir. fakat bu (tanrının mantık çerçevesi dışında hareket ettiğini düşünürsek eğer) tanrı için bir paradoksa yol açmaz.
barnabas incilinde bu konu hakkında çok güzel bir örnek vardır;
sonra, başkahin iki yaşlı kâhini gizlice çağırarak mabedten çıkıp, öğle namazını kılmak için süleyman verandasında oturup beklemekte olan isa'ya gönderdi. ve, (isa'nın) yanında halktan büyük bir kalabalıkla birlikte havarileri de bulunuyordu. kâhinler isa'ya yaklaşıp dediler: "muallim, insan (adem) ekini ve meyveyi neden yedi? allah onu yemesini istedi mi, istemedi mi?" ve, onlar bunu isa'yı yanıltmak için dediler; çünkü, "allah istedi" dese, "(öyleyse) niçin yasakladı?" karşılığını verecekler, "allah istemedi" dese, "o halde, allah'ın istediğinin aksini yapabildiğine göre, insan allah'tan daha büyük bir güce sahip" diyeceklerdi. isa cevap verdi: "sizin sorunuz, dağın üstünden geçen ve sağ ve solunda uçurum bulunan bir yol gibi, ama ben ortadan yürüyeceğim."
edit: başlık benim değildir. fakat görülen o ki, bana kaldı.
barnabas incilinde bu konu hakkında çok güzel bir örnek vardır;
sonra, başkahin iki yaşlı kâhini gizlice çağırarak mabedten çıkıp, öğle namazını kılmak için süleyman verandasında oturup beklemekte olan isa'ya gönderdi. ve, (isa'nın) yanında halktan büyük bir kalabalıkla birlikte havarileri de bulunuyordu. kâhinler isa'ya yaklaşıp dediler: "muallim, insan (adem) ekini ve meyveyi neden yedi? allah onu yemesini istedi mi, istemedi mi?" ve, onlar bunu isa'yı yanıltmak için dediler; çünkü, "allah istedi" dese, "(öyleyse) niçin yasakladı?" karşılığını verecekler, "allah istemedi" dese, "o halde, allah'ın istediğinin aksini yapabildiğine göre, insan allah'tan daha büyük bir güce sahip" diyeceklerdi. isa cevap verdi: "sizin sorunuz, dağın üstünden geçen ve sağ ve solunda uçurum bulunan bir yol gibi, ama ben ortadan yürüyeceğim."
edit: başlık benim değildir. fakat görülen o ki, bana kaldı.
devamını gör...
reis diye hitap eden sevgili
istediği gibi hitap edebilir, neticede sadece sevgili değil yakın arkadaş, dostsunuzdur da.
devamını gör...
mutluluktan ağlatan olaylar
beş dakikadır düşünüyorum da mutluluktan hiç ağlamamışım ben. ama kedilerim doğduğunda ağlayacak gibiydim.
devamını gör...
herkesle aram iyi olsun insanı
nabza göre şerbet insanıdır. bana göre her insan kendince bir görüşü savunabilmelidir, bulunduğu kabın şeklini alan insanlarla anlaşamam. herkesle iyi anlaşan insanları samimi bulamıyorum.
devamını gör...
nocturnal animals
başrollerinde amy adams ve jake gyllenhaal'ın bulunduğu 2016 yapımı psikolojik gerilim filmi. beni gerilimlerden gerilimlere sürüklediği için bir kaç kez izlediğim, başarılı bir film.
devamını gör...
insanı çileden çıkaran şeyler
bekletilmek ve ısrar *.
devamını gör...
