çok fazla tanım yazdıktan sonra gelen kötü his
bir yarım saat sonra falan beğenilmeyenleri tık tık silersin.. öyle bir his.
devamını gör...
yahşi batı
amerikan başkanı garfield'e sultanın hediyesi takdiminden sonra, başkanın: “başkanlığımızın size küçük bir hediyesi, hani yolda nasıl olsa çarıkları da çaldırırsınız, memlekete yalın ayak başı kabak dönmeyin ehhehehehe"şeklinde çizme hediyesi sonrası aziz vefa'nın: “efendim size şöyle cevap vereyim;
yalın ayak, başı kabak gezdik hep garb-ı alem,
kimi yahşi kimi vahşi kimi erbab-ı kalem.,
ünvanın hıyardır ama, diyeyim bari badem,
ver sokayım cizmene, hediye olundu madem.“
şeklinde saksıya fesleğen gibi oturttuğu repliğe sahip bir cem yılmaz filmi.
yalın ayak, başı kabak gezdik hep garb-ı alem,
kimi yahşi kimi vahşi kimi erbab-ı kalem.,
ünvanın hıyardır ama, diyeyim bari badem,
ver sokayım cizmene, hediye olundu madem.“
şeklinde saksıya fesleğen gibi oturttuğu repliğe sahip bir cem yılmaz filmi.
devamını gör...
olağanüstü bir gece
"bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar."
ailesinden kalan miras ile sıradan ve sıkıntısız bir hayat süren kahramanımızın kendine olan yolculuğunu ele alıyor kitap. burjuva olarak adlandırılan kahramanımız, kendisine yabancılaşmış, hayata karşı son derece duyarsızlaşmış, duygularını yitirmiş ve hissetmeyi unutmuştur. bu şekilde devam ettirdiği hayat kendisi için adeta bir ızdıraptır. kitap tam da bu noktada, kahramanın işlediği bir suç ile içindeki duygu patlamasını, insan olmanın hissiyatını ve heyecanını tüm benliğinde yaşamasını anlatıyor. alt tabaka olarak nitelendirilen mahallede geçirmiş olduğu bir gecede, kendi benliğine yapmış olduğu yolculuğu, duyguları ve hisleri ile tekrar barışmasını harika bir şekilde ele alıyor yazar. işte bu olağanüstü gece adeta kahramanın tekrar doğuşudur. hissiz, duyarsız, duyarsız bir hayata, yaşamak denilebilir mi?
stefan zweig'ın harika psikolojik tespitleri ile dolu, mükemmel bir içsel yolculuk.
ailesinden kalan miras ile sıradan ve sıkıntısız bir hayat süren kahramanımızın kendine olan yolculuğunu ele alıyor kitap. burjuva olarak adlandırılan kahramanımız, kendisine yabancılaşmış, hayata karşı son derece duyarsızlaşmış, duygularını yitirmiş ve hissetmeyi unutmuştur. bu şekilde devam ettirdiği hayat kendisi için adeta bir ızdıraptır. kitap tam da bu noktada, kahramanın işlediği bir suç ile içindeki duygu patlamasını, insan olmanın hissiyatını ve heyecanını tüm benliğinde yaşamasını anlatıyor. alt tabaka olarak nitelendirilen mahallede geçirmiş olduğu bir gecede, kendi benliğine yapmış olduğu yolculuğu, duyguları ve hisleri ile tekrar barışmasını harika bir şekilde ele alıyor yazar. işte bu olağanüstü gece adeta kahramanın tekrar doğuşudur. hissiz, duyarsız, duyarsız bir hayata, yaşamak denilebilir mi?
stefan zweig'ın harika psikolojik tespitleri ile dolu, mükemmel bir içsel yolculuk.
devamını gör...
edgar allan poe
bu dünyadan başka dünyalar da var şüphesiz - çoğunluğun düşüncelerinden başka düşünceler - sofistin spekülasyonlarından başka spekülasyonlar. senin davranışlarını kim sorgulayacak peki ? kim vizyonlar içinde geçen saatlerinden dolayı suçlayacak seni ya da aslında senin sonsuz enerjinin taşkınları olan o uğraşları kim yaşamın harcanması olarak kötüleyecek ?''
... diyen yazar aynı zamanda feylesoftur. morgue sokağı cinayetleri mutlaka okunmalıdır ancak ya orjinali tercih edilmeli ya da adam yayınlarının mehmet fuat çevrimi olan yayını aranıp bulumalı.
... diyen yazar aynı zamanda feylesoftur. morgue sokağı cinayetleri mutlaka okunmalıdır ancak ya orjinali tercih edilmeli ya da adam yayınlarının mehmet fuat çevrimi olan yayını aranıp bulumalı.
devamını gör...
popüler olmayan sözlük yazarlarının yazma amacı
kitap var diye gelmiştim, baktım eğlenceli bir yer devam edeyim dedim. evet.
devamını gör...
lisede yaşanmış en garip olay
karma meslek lisesi ve erkeklerin sayıca fazla olduğu bir sınıfta okuyunca haliyle her günümüz olaylıydı. nöbetçi hocanın da yokluğunu fırsat bilip bölüm derslerinin dışında ki dersleri işlediğimiz sınıf parkedendi ve sınıfın kapisi da dandik çelik kapıdandı. ne yapsak da okul müdürümüzü şaşırtsak diye düşünürken birden "sınıfın çöp kovasının içine kağıt dolduralim yakalım da ısınalım " dedi biri. sıraları kenara çektik sınıfça, çöp kovasını ortaya koyduk." keşke yiyecek bir şeyler de olsaydı " dedi biri. tabi kimse de para da yok. oturduk kara kara yemek alacak parayı nasıl bulacağımızı düşünüyoruz. dedik bari sınıfın kapısını 2 sokak ötede ki eskiciye satalım, eskiciden aldığımız parayla da yol üstündeki ucuzcu donerciden yemek alır keyfimize bakarız dedik. elektrik -elektronik okumanın da vermiş olduğu el becerisinden dolayı,herkes takim çantasından tornavida pense ne kadar ıvır zıvır varsa çıkardı ve kapıya giriştik. 2 kişi koridorda gözetçilik yapıyor tabi. uzun uğraşlar sonucu kapıya zarar vere vere söktük. 25 kişinin arasından bir allahin kulu da çıkıp demedi ki "biz bu kapıyı okuldan nasil çıkaracağız?" diye. sınıfın zeka seviyesini düşünün. neyse, sınıfın penceresinden aşağı atalım nasıl olsa atacağımız yer çim çok ses çıkmaz dedik. bu arada eski lisemiz tarihi bir binaydi. önceden akil hastalarını da tedavi etmek amacıyla kullanılırken zamanla okul olmuştur. bu yüzden sınıfın penceresi tavana yakin yükseklikte ve geniştir. önce sınıfça herkes çelik kapiyi havaya kaldırmaya yardım etti tam sinif penceresinden atacağımız sırada, biri dedi ki" asagida biri varsa veya başka sınıfların beden dersi varsa yakalaniriz. en iyisi aşağıya telefonu olan 2 kişi insin baksin haber etsin " dedi. bu sırada bizim çöp kovası söndükce sınıftakiler mangal yapar gibi kağıt vs ne bulursa atmaya ateşi harlamaya devam ediyorlar. sınıfın ortasında yanan bir çöp kovası, camdan atılmayı bekleyen sınıf kapisi var. neyse aşağıya inen 2 arkadaş aradılar. "asagida kimse yok salın aşağıya emaneti" dediler. sınıfça abanıp aşağıya attığımız kapı güm diye yere düştü. oyle bir ses çıktı ki , tüm okulda bir sessizlik oldu size anlatamam. deprem olduğunu sanan mi dersin, sınıfın kapisi olmadığı için ve yanan çöp kovasından ötürü her yer dumanalti olduğu için yangın çıktı sanan mi dersin, üst kattaki öğrenciler panikle aşağıya inmeye çalışırken birbirini ezen mi dersin... ortalık bildiğin savaş alanı oldu.tabi bunun cezası da çok ağır oldu. yemek yemeden karnı doyan tek liseli bizdik.
devamını gör...
sözlük radyosu kaçak yayınları
devamını gör...
mutluluk paradoksu
2011 yılında emotion'da yayımlanan bir araştırmada, mutluluğu fazlasıyla önemseyen kişilerle, mutluluğu fazla önemsemeyen kişiler karşılaştırılmış ve oldukça ilginç sonuçlar elde edilmiştir. öncelikle mutluluğu önemseyen gruptaki katılımcılar, düşük seviyede stres yaratan durumlar karşısında kendilerini diğer gruba kıyasla daha mutsuz hissetmişlerdir. işin daha da ilginci, araştırmacılar, bu katılımcıların mutluluk seviyesini artırmak için onları pozitif uyaranlara maruz bıraktığında da diğer gruba kıyasla daha az olumlu tepki verdiklerini gözlemlemiştir.
mutluluğa daha fazla önem veren kişiler erişilebilir, küçük mutluluklardan daha az mutlu olurken aynı zamanda gündelik hayatta karşılarına çıkan sorunlar yüzünden de daha çok ve çabuk mutsuz oluyorlar. araştırmacılar bu sonuçları mutluluğu fazla önemseyen insanların, erişemeyecekleri mutluluk standartları belirlemiş olmalarına bağlıyor.
aynı ekibin bu sefer 2012 yılında yine emotion’da yayımlanan bir başka araştırmasında ise katılımcıların, bilimsel bir manipülasyon sayesinde, mutluluğa normalde verdiklerinden daha fazla önem vermeleri sağlanıyor. normal şartlarda katılımcıların kendilerini daha iyi hissetmeleri beklenirken aksine katılımcılar, kendilerini sosyal anlamda etraflarından kopuk ve yalnız hissetmeye başlıyorlar. üstelik bu durum sadece katılımcıların öznel hisleri ile sınırlı kalmıyor, hormon seviyelerinde de kendini gösteriyor.
bu sonuçlara dayanan araştırmacılar mutluluk gibi kişisel kazanımlara düşkünlüğün diğer insanlarla olan bağlantımızı zayıflatarak, kendimizi daha yalnız hissetmemize sebep olabileceğini ileri sürmektedirler.
konu hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için tık.
mutluluğa daha fazla önem veren kişiler erişilebilir, küçük mutluluklardan daha az mutlu olurken aynı zamanda gündelik hayatta karşılarına çıkan sorunlar yüzünden de daha çok ve çabuk mutsuz oluyorlar. araştırmacılar bu sonuçları mutluluğu fazla önemseyen insanların, erişemeyecekleri mutluluk standartları belirlemiş olmalarına bağlıyor.
aynı ekibin bu sefer 2012 yılında yine emotion’da yayımlanan bir başka araştırmasında ise katılımcıların, bilimsel bir manipülasyon sayesinde, mutluluğa normalde verdiklerinden daha fazla önem vermeleri sağlanıyor. normal şartlarda katılımcıların kendilerini daha iyi hissetmeleri beklenirken aksine katılımcılar, kendilerini sosyal anlamda etraflarından kopuk ve yalnız hissetmeye başlıyorlar. üstelik bu durum sadece katılımcıların öznel hisleri ile sınırlı kalmıyor, hormon seviyelerinde de kendini gösteriyor.
bu sonuçlara dayanan araştırmacılar mutluluk gibi kişisel kazanımlara düşkünlüğün diğer insanlarla olan bağlantımızı zayıflatarak, kendimizi daha yalnız hissetmemize sebep olabileceğini ileri sürmektedirler.
konu hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için tık.
devamını gör...
normal sözlük için öneriler
başlık düzenleme ve taşıma moderasyon tarafından yapılıyor olsa da, en azından yazım hatasıyla açılabilecek olası başlıklar için başlığı açan kişiye bir çeşit düzenleme yetkisi verilebilir diye düşünüyorum.
bilmiyorum, belki benim gibi ağır derecede görme problemi olan başka yazarlar da vardır sözlükte. gerçi hatalı açılan pek çok başlık görüyorum ve bu gibi durumlarda yukarıda bahsettiğim şekilde bir düzenleme biraz daha pratik olabilir gibi.
edit: bir de aklıma gelmişken, mesaj alımını açıp kapatmak için olan bölümde sadece takip ettiğimiz yazarlarla mesajlaşabilmemizi sağlayacak bir seçenek olması iyi olabilirdi.
bilmiyorum, belki benim gibi ağır derecede görme problemi olan başka yazarlar da vardır sözlükte. gerçi hatalı açılan pek çok başlık görüyorum ve bu gibi durumlarda yukarıda bahsettiğim şekilde bir düzenleme biraz daha pratik olabilir gibi.
edit: bir de aklıma gelmişken, mesaj alımını açıp kapatmak için olan bölümde sadece takip ettiğimiz yazarlarla mesajlaşabilmemizi sağlayacak bir seçenek olması iyi olabilirdi.
devamını gör...
kendine hediye almak
oksimoron gibi dursa da aslında acayip güzel bir eylem. mevcut item'ı birine armağan etmek yahut anı bırakmak dışında düşünüldüğünde, klasik manada hediyenin anlamı zaten, "seni biliyorum, tanıyorum ve mutlu olman için çaba gösteriyorum" demek değil midir? kişiyi en iyi kendisi tanıyor, biliyordur ve kişinin kendini mutlu etmek için çaba göstermesi kadar "olması gereken" başka bir şey var mıdır?
yoyo bakıyorum. yoyo alacağım. sebep? öyle.
yoyo bakıyorum. yoyo alacağım. sebep? öyle.
devamını gör...
marduk
1990 yılında kurulan isveçli black metal grubudur. isveç’in bu zamana kadar çıkarmış olduğu sağlam gruplar arasına da girer. marduk aslında her ne kadar black metal yapıyor olsa da arada death metale de kaymışlardır çünkü bazı albümlerinde ben death metal tadı aldım resmen. grup üyelerinden olan daniel rostén’i çok severim valla nedeni de hayvan gibi brutal atmasıdır. sesi o kadar güçlü ki o brutal scream atınca adeta şarkı bir anda şahlanıyor anasını satıyım. grup ismini babil tanrısından almıştır bunu da belirteyim.
tarihi olan bir metal grubudur marduk, yaptıkları albümleriyle zamanında büyük ses getirmişlerdir, hayranları oldukça fazladır. tabi seveni olduğu kadar sevmeyeni de var fakat ben sevmeyenine nadir rastladım. bathory gibi, darktrone gibi, emperor gibi onlar da olmadı burzum mayhem gibi tutulan bir black metal grubudur.
grubun efsane albümleri var elbette. yalnız her birini sayamam çünkü yememiş içmemişler albüm yapmışlar yaratıklar. * favorim olanları yazayım bari ne yapayım; world funeral, plague angel, serpent sermon, world funeral: jaws of hell mmııı*, la grande danse macabre, heaven shall burn... when we are gathered gibi gibi. bu albümlerin içinde olan her şarkı altın gibi adeta. özellikle world funeral olan albümün içindeki şarkıların her birini aşırı seviyorum. çalma listemin vazgeçilmezleri adeta.
albümleri bazen tepki görüyor metal dünyasında. insanlara her şeyi beğendiremiyorsun işte. neyse, dinlemek isteyen black metal tutkunları yazdığım albümleri dinleyebilirler, şiddetle tavsiye ederim.
tarihi olan bir metal grubudur marduk, yaptıkları albümleriyle zamanında büyük ses getirmişlerdir, hayranları oldukça fazladır. tabi seveni olduğu kadar sevmeyeni de var fakat ben sevmeyenine nadir rastladım. bathory gibi, darktrone gibi, emperor gibi onlar da olmadı burzum mayhem gibi tutulan bir black metal grubudur.
grubun efsane albümleri var elbette. yalnız her birini sayamam çünkü yememiş içmemişler albüm yapmışlar yaratıklar. * favorim olanları yazayım bari ne yapayım; world funeral, plague angel, serpent sermon, world funeral: jaws of hell mmııı*, la grande danse macabre, heaven shall burn... when we are gathered gibi gibi. bu albümlerin içinde olan her şarkı altın gibi adeta. özellikle world funeral olan albümün içindeki şarkıların her birini aşırı seviyorum. çalma listemin vazgeçilmezleri adeta.
albümleri bazen tepki görüyor metal dünyasında. insanlara her şeyi beğendiremiyorsun işte. neyse, dinlemek isteyen black metal tutkunları yazdığım albümleri dinleyebilirler, şiddetle tavsiye ederim.
devamını gör...
vergi kârdan mı alınır kazançtan mı sorusu
her ikisinden bile alınıyor olabilir. hatta abartırsak, verginin vergisini veriyor olabiliriz.
devamını gör...
altı kaval üstü şeşhâne
şeşhâne, namlusunda altı adet yiv bulunan tüfek ve toplara denir. yivler mermiye bir ivme kazandırdığı için ateşli silahların gelişmesinde önemli bir yere sahiptir. evvelce kaval gibi içi düz bir boru biçiminde imal edilen namlular, yiv ve set tertibatının icadıyla birlikte fazla kullanılmaz olmuş ve gerek topçuluk gerekse tüfek, tabanca vb. ateşli silahlarda yivli namlular tercih edilmiştir. merminin kendi ekseni etrafında dönmesini ve dolayısıyla daha uzağa gitmesini sağlayan yivler bir namluda genellikle altı adet olup spiral şeklinde namlu içini dolanırlar. altı adet yiv demek, namlunun da altı bölüme (şeş-hâne = altı dilim) ayrılması demektir ki halk dilinde şeşâne şeklinde kullanılır.
bir zamanlar bir avcının, yivlerin icadından sonra çifte (çift namlulu) tüfeğinin kaval tipi namlularının üst kısımlarını teknolojiye uydurmak için şeşhâne yivli namlu ile takviye ettiğine dair bir hikâye anlatılır. hatta bu uydurma tüfek öyle acayip ve gülünç bir görünüm almış ki diğer avcılar uzunca müddet kendisiyle alay etmişler ve “altı kaval üstü şeşhâne. bu ne biçim tüfek böyle” diyerek kafiyelendirmişler. o günden sonra halk arasında bu hadiseye telmihen birbirine zıt durumlar için altı kaval üstü şeşhâne demek yaygınlaşmış ve giderek deyimleşerek dilimize yerleşmiştir. kaynak
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ölümden döndüğü anlar
6 aylık bir bebekken çamaşır sulu temizlik kovasına düştüğüm ve yaklaşık 3 dakika kafam kovada bacaklarım yukarıda kaldığım o an.
devamını gör...
kadın pedlerinin ücretsiz olmasını isteyen kitle
#1654064 başlığı açan yazarımız kendi mahlasına yakışan şekilde kendince kurallar koyuyor sanırım.
su kaynaklarda bedava mesela sayın yazar. bir çok tanıdığım var kaynaklardan bedava su alan.
"kitle" demeniz de hoş olmamış. kötü huylu bir kitle olup sizi ısırabiliriz mazallah.
su kaynaklarda bedava mesela sayın yazar. bir çok tanıdığım var kaynaklardan bedava su alan.
"kitle" demeniz de hoş olmamış. kötü huylu bir kitle olup sizi ısırabiliriz mazallah.
devamını gör...
pyrrhon
bilinemezlik felsefesi anabilim dalı başkanı.
işte karşınızda şüpheci filozof piron. şüphesi öyle böyle değil.
şüphe etmediğim tek şey, herşey den şüphe etmekte olduğumdur.
sokrates'in 'bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir' sözü'nü çok ileriye taşımıştır. hiçbir şey'e kesin gözüyle bakmamıştır. önce şu sözüyle başlayayım. duyularımıza her zaman güvenemeyiz. çünkü bizi aldatırlar duyulan sesler, gördüğümüzü sandığımız nesneler her zaman gerçeği yansıtmaz ve doğru uyarı vermez piron'a göre. bunun yanı sıra yaşam ile ölüm arasında pek bir fark olmadığınıda savunur.
şüphecilik adı altında durumu sahiplenememe ile birlikte kayıtsızlık örneği ortaya çıkar. yaşanan bir bela karşısında çok büyük tepki verememe mesela. kendini yanıltmış olabilirsin belki. bela kesin bir yargı değildir öyleyse hemen tepki vermemeli. katı inançlarada yer yoktur bu felsefede. kendimizi hiçbir görüşe teslim etmemeliyiz. her şey'in net olmadığı bir dünyadan bahsediyoruz. kesin gözüyle bakmanın huzur getirmediği belirtilir.
istediğinizi sandığınız şey belki siz öyle sandığınız içindir. onu istediğinize ne kadar eminsiniz? kendinizi yanıltıyor olabilir misiniz? sürekli değişen ve yenilenen isteklerin böyle bir açıklaması olabilir mi?
tatmin olamayan insan'ın beynindeki bir ilizyondan ibaret olması gerçeği çok sarsıcı olabilir. o halde mutlu olmak için arzularımızdan kurtulmak gerek.
hiçbir şey önemli değildir. ruh halini yatıştırır, kayıtsızlaştırır dertleri de çöpe atar.
piron, doğru bilgiyi mümkün kılmayan, dogmalara kafa atan bir filozof...
işte karşınızda şüpheci filozof piron. şüphesi öyle böyle değil.
şüphe etmediğim tek şey, herşey den şüphe etmekte olduğumdur.
sokrates'in 'bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir' sözü'nü çok ileriye taşımıştır. hiçbir şey'e kesin gözüyle bakmamıştır. önce şu sözüyle başlayayım. duyularımıza her zaman güvenemeyiz. çünkü bizi aldatırlar duyulan sesler, gördüğümüzü sandığımız nesneler her zaman gerçeği yansıtmaz ve doğru uyarı vermez piron'a göre. bunun yanı sıra yaşam ile ölüm arasında pek bir fark olmadığınıda savunur.
şüphecilik adı altında durumu sahiplenememe ile birlikte kayıtsızlık örneği ortaya çıkar. yaşanan bir bela karşısında çok büyük tepki verememe mesela. kendini yanıltmış olabilirsin belki. bela kesin bir yargı değildir öyleyse hemen tepki vermemeli. katı inançlarada yer yoktur bu felsefede. kendimizi hiçbir görüşe teslim etmemeliyiz. her şey'in net olmadığı bir dünyadan bahsediyoruz. kesin gözüyle bakmanın huzur getirmediği belirtilir.
istediğinizi sandığınız şey belki siz öyle sandığınız içindir. onu istediğinize ne kadar eminsiniz? kendinizi yanıltıyor olabilir misiniz? sürekli değişen ve yenilenen isteklerin böyle bir açıklaması olabilir mi?
tatmin olamayan insan'ın beynindeki bir ilizyondan ibaret olması gerçeği çok sarsıcı olabilir. o halde mutlu olmak için arzularımızdan kurtulmak gerek.
hiçbir şey önemli değildir. ruh halini yatıştırır, kayıtsızlaştırır dertleri de çöpe atar.
piron, doğru bilgiyi mümkün kılmayan, dogmalara kafa atan bir filozof...
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
lise zamanında yazdığım bir ergen şiiri için;
ah diyorum tanrım
zaman ne hızlı yakalayamadım
çok eskilerde kalmış olmalıyım
dostum şeref'in kallavi bir selamı var
ey ahir zaman insanları
bir sigara yakıyorum
içimdeki çocuğu boğdular tanrım
göğsümde zincirlediğim katil destur istiyor
artık sabredemiyorum
yitirdim hislerimi
öfkem kaldı bir yaşam alameti
yaşamak istiyorum tanrım
yaşamak ve yaşatmak...
affola hazretleri to be or not to be meselesi
acziyetim azrail'in elinde bir tırpan
kımıldayamıyorum tanrım
ah diyorum tanrım
zaman ne hızlı yakalayamadım
çok eskilerde kalmış olmalıyım
dostum şeref'in kallavi bir selamı var
ey ahir zaman insanları
bir sigara yakıyorum
içimdeki çocuğu boğdular tanrım
göğsümde zincirlediğim katil destur istiyor
artık sabredemiyorum
yitirdim hislerimi
öfkem kaldı bir yaşam alameti
yaşamak istiyorum tanrım
yaşamak ve yaşatmak...
affola hazretleri to be or not to be meselesi
acziyetim azrail'in elinde bir tırpan
kımıldayamıyorum tanrım
devamını gör...
pandemi sürecinde değişen alışkanlıklar
en ilginç bulduğum, maske takmaya alışmaktır.
bazı uzakdoğu ülkelerinde hava kirliliği sebebiyle gündelik yaşantıda aktif olarak kullanılması bana tuhaf gelirken, şimdi aynı şeyi virüs sebebiyle yaşamak şaşırtıyor.
bazı uzakdoğu ülkelerinde hava kirliliği sebebiyle gündelik yaşantıda aktif olarak kullanılması bana tuhaf gelirken, şimdi aynı şeyi virüs sebebiyle yaşamak şaşırtıyor.
devamını gör...

