islam'ı bilmeyen yazarların islam'ı kötüleyici başlıklar açması
islamı bilmeden müslümandım.öğrenince ateist oldum. bunlar da her bilimi yutmuş gibi bizi bilmeden inkar etməklə itham ediyor. ben islamın iddialarına kurandan dəlil aramaya çıkınca ateist oldum. yolu açan ilk uydurma bilgi de islamın köleliği yasakladığı yalanı. kuranda bir tane kölelik yasaktır ayeti bulamayınca koptu kayış. kuran tekrar tekrar okuyup araştırdım ve sonu. bu. bu saatten sonra sizin iddialarını sivri sinek
devamını gör...
istediğini söyleyen istemediğini işitir
bazen de istemediğini işitmemek için tutarsın sivri dilini yalnız istediğini söyleme arzusu yanıp tutuşturur içini. kendini tutamayacağını hissettiğin anda ise film kopar.hadi buyurun cenaze namazına..
devamını gör...
bıttım sabunu
menengiç yağı ve yabani fıstık yağından yapılan bir sabun türüdür. mantar olan derilerde, kepekli saç derisinde ve yüzde oluşan pullanmalarda etkili olduğu görülmektedir. saç dökülmelerine karşı etkisi oldukça yüksektir. bıttım sabunun orjinalini bulmak zordur, internette satılan bıttım sabunlarına güvenmemenizi tercih ederim iyice araştırarak alınması gereken bir sabundur.
devamını gör...
unutulan internet fenomenleri
banu berberoğlu ve diggat etmelik sevgilisi
devamını gör...
ece ronay’ın mehmet ali erbil’i ifşa etmesi
size hayırlı teshirler dilerim' mi?
ne kadar nazik ya.
ne kadar nazik ya.
devamını gör...
okuduğun bir kitabı pudra şekerine uyarla
tüfek, mikrop ve pudra şekeri.
devamını gör...
sözlük yazarlarının şahit olduğu absürt ortamlar
18 yaşındayken ilk defa rahmetli babamın köyüne gittim. ( o zaman sağdı) "işte bu teyzemin oğlu, işte bu halamın oğlu" falan diye ev ev dolaştırıyordu.
22 sene önce, cep telefonu falan sadece zenginlerde vardı, internet ise şehirlerde cafelerde... köyde genç nüfus yok denecek kadar az, köyde kalan gençlerin de zihinsel engelleri var gibiydi. ziyaret ettiğimiz evlerin sakinleri çipil çipil gözlerle, egzotik bir hayvanı inceler gibi, bizi, özellikle de beni inceliyorlardı. bir kaç kız evlilik hayalleriyle köyden şehre göçmenin, inek boku atmaktan kurtulmanın hesabıyla beni kesiyordu. hatta biri o zamanlar dillere pelesenk olmuş bir yonca evcimik şarkısıyla "bak o kadar da köylü değilim, pop dinliyorum" mesajı veriyordu. olanca tiz sesleriyle istanbul aksanıyla konuşup beni etkilemeye çalışıyorlardı. köyün kesif bok kokusu ciğerlerimi yakarken ben ise bir an önce oradan kaçmak için can atıyordum.
kalabalık evlerden kurtulup son olarak babamın teyzesini ziyaret edip köyden ayrılacaktık. herhalde yılın bu zamanlarıydı. saat yedi gibi güneş batmış, sobalarda yanan kömürün kokusu bok kokusuyla birleşip depresif bir hava yaratmıştı. (kızların köyden kaçma isteği boşuna değildi.) babamın teyzesi genç yaşta dul kalmış, çoluğu çocuğu olmayan bir ihtiyarcıktı. biraz sohbet, köydeki ölümler, şehirdeki akrabalardan ölenler vs konuşulduktan sonra, babam iki eliyle dizlerine vurup "eh hadi bakalım" diyerek kavak ağacından yapılmış sedirden doğruldu. nihayet ayrılıyorduk. ihtiyarcık "burada kalsanıza oğlum" deyiverdi. babam da bana bakarak "oğlum bu gece teyzeme yarenlik yap, ben de halamda kalayım" deyiverdi. dünyam başıma yıkıldı sanki. ihtiyarcığın neşesi yerinde, elleri ayaklarına dolaşıyordu. babam gittikten sonra biberleri gölgede nasıl kuruttuğundan, saçına yaktığı kınadan, akrabalarımın kendi hakkını gasplarından ve binlerce şeyden söz etti. ben ise sadece "yaaa, allah allah, tüh" gibi ses efektleri veriyordum. bir yandan da kadına acıyordum. belki yıllar sonra yatılı bir misafiri olmuştu. büyük teyzemin evi de sadece iki odaydı. toplamda 25m² falandı. yer yer dökülmüş yeşil toz boyanın altından mavi toz boya, onun altından da belki 70 sene önceki kireç görünüyordu. bütün evde eski bir gazete parçası, yırtık bir kitap sayfası, çince bile olsa üzerine harf basılı en ufak bir nesne yoktu. zweig'ın satrancını okuyanlar ne demek istediğimi çok iyi anlar. işte bu ahval ve şeraitte dahi tek latince harf casio marka saatimdeki cuma anlamına gelen fri yazısıydı. hani elime kuran meali geçse sevinçten kıçıma sokardım. sonra saatime bir baktım ki saat daha yeni yeni sekiz oluyor. zeki demirburkuz filmlerindeki gibi, teyzeyle bir birimize baktık durduk. ara sıra havlayan köpekler sessizliği bozunca kendime geliyor, bir süre sonra tekrar o müthiş boşlukta boğuluyordum.
o günden sonra bir yolculuğa çıkarken mutlaka ve mutlaka yanıma kitap almaya karar vermiştim.
22 sene önce, cep telefonu falan sadece zenginlerde vardı, internet ise şehirlerde cafelerde... köyde genç nüfus yok denecek kadar az, köyde kalan gençlerin de zihinsel engelleri var gibiydi. ziyaret ettiğimiz evlerin sakinleri çipil çipil gözlerle, egzotik bir hayvanı inceler gibi, bizi, özellikle de beni inceliyorlardı. bir kaç kız evlilik hayalleriyle köyden şehre göçmenin, inek boku atmaktan kurtulmanın hesabıyla beni kesiyordu. hatta biri o zamanlar dillere pelesenk olmuş bir yonca evcimik şarkısıyla "bak o kadar da köylü değilim, pop dinliyorum" mesajı veriyordu. olanca tiz sesleriyle istanbul aksanıyla konuşup beni etkilemeye çalışıyorlardı. köyün kesif bok kokusu ciğerlerimi yakarken ben ise bir an önce oradan kaçmak için can atıyordum.
kalabalık evlerden kurtulup son olarak babamın teyzesini ziyaret edip köyden ayrılacaktık. herhalde yılın bu zamanlarıydı. saat yedi gibi güneş batmış, sobalarda yanan kömürün kokusu bok kokusuyla birleşip depresif bir hava yaratmıştı. (kızların köyden kaçma isteği boşuna değildi.) babamın teyzesi genç yaşta dul kalmış, çoluğu çocuğu olmayan bir ihtiyarcıktı. biraz sohbet, köydeki ölümler, şehirdeki akrabalardan ölenler vs konuşulduktan sonra, babam iki eliyle dizlerine vurup "eh hadi bakalım" diyerek kavak ağacından yapılmış sedirden doğruldu. nihayet ayrılıyorduk. ihtiyarcık "burada kalsanıza oğlum" deyiverdi. babam da bana bakarak "oğlum bu gece teyzeme yarenlik yap, ben de halamda kalayım" deyiverdi. dünyam başıma yıkıldı sanki. ihtiyarcığın neşesi yerinde, elleri ayaklarına dolaşıyordu. babam gittikten sonra biberleri gölgede nasıl kuruttuğundan, saçına yaktığı kınadan, akrabalarımın kendi hakkını gasplarından ve binlerce şeyden söz etti. ben ise sadece "yaaa, allah allah, tüh" gibi ses efektleri veriyordum. bir yandan da kadına acıyordum. belki yıllar sonra yatılı bir misafiri olmuştu. büyük teyzemin evi de sadece iki odaydı. toplamda 25m² falandı. yer yer dökülmüş yeşil toz boyanın altından mavi toz boya, onun altından da belki 70 sene önceki kireç görünüyordu. bütün evde eski bir gazete parçası, yırtık bir kitap sayfası, çince bile olsa üzerine harf basılı en ufak bir nesne yoktu. zweig'ın satrancını okuyanlar ne demek istediğimi çok iyi anlar. işte bu ahval ve şeraitte dahi tek latince harf casio marka saatimdeki cuma anlamına gelen fri yazısıydı. hani elime kuran meali geçse sevinçten kıçıma sokardım. sonra saatime bir baktım ki saat daha yeni yeni sekiz oluyor. zeki demirburkuz filmlerindeki gibi, teyzeyle bir birimize baktık durduk. ara sıra havlayan köpekler sessizliği bozunca kendime geliyor, bir süre sonra tekrar o müthiş boşlukta boğuluyordum.
o günden sonra bir yolculuğa çıkarken mutlaka ve mutlaka yanıma kitap almaya karar vermiştim.
devamını gör...
15 yaşındaki kızı kaçırmak için ev basan muhtar
ülke arınma gecesi filmine döndü iyice. silahını alıp yakınlarını toplayan ev basıyor, kendi kendine verdiği yetkiye dayanarak namus bekçiliği yapanlar başkalarını yaralayabiliyor ve öldürebiliyor, müdahale edilmesi ve kontrol altına alınması gereken herkes dışarıda... kaçırdığımız bir şey mi var? bireysel olarak silahlanıp evlerimizi küçük kalelere çevirmemiz de gerekecek mi?
devamını gör...
kendisine verilen tableti satan öğrenci
neden yasal işlem başlatılmış ki devlet bu tableti kiralık mı veriyor.
devamını gör...
yazarların normal sözlük’te yazma nedenleri
hiçbir önemi olmadan yazıyorum. anlaşılmak için değil -ki insan kendini bile anlayamazken neden başkasının onu anlamasını beklesin ki- beğenilmek için de değil -çünkü bunun bana bir faydası yok- içimdeki taşmanın bir sonucu olarak yazıyorum. farkına varmadan çıkan kendi kendine konuşur gibi durduramadığın bir şey. keyif veriyor.. beni bana anlatır gibi anlatıyorum çoğu zaman. tekrar ediyorum, sürekli hemde. aynı cümleleri aynı kelimeleri defalarca kullanmışlığım var. işte onlara takılıyorum içimde kalıcağına dışarı çıksın diye yazıyorum.
devamını gör...
yazarların gününü özetleyen kelime
gündüz sıkıcı, gece güzel.çünkü gündüz onsuzum ama gece ela gözlümleyim.
devamını gör...
bak güzel kardeşim
birazdan kavga olacağına işaret eden hitap şekli. ortamdan hızlıca uzaklaşmanız önerilir.
devamını gör...
sözlükte örgüt üyesi paylaşımları görmek istemiyoruz
ekşi sözlükte belirtseniz bu isteğinizi itin şeyine sokup sokup çıkarırlar sizi ama böyle uludağ sözlükte olsun, normal sözlükte olsun borunuzun öteceğini zannedip bu tür isteklerde bulunuyorsunuz. kardeşim bu tür platformlarda hdp’nin paylaşımları olsun, diğer partilerin paylaşımları olsun yapılır, beğenirsiniz beğenmezsiniz orası size kalmış lakin bu tür paylaşımları engelleyemezsiniz.
ayrıca pkk’yı övmedik, sempatizanlığını da yapmıyoruz bu ne şiddet, bu ne celal? klavyeden vatan kurtarmak yerine yiyorsa kuzey ırak’a gidin orada teröristlerle çatışın, gösterin marifetlerinizi. bu tür yerlerde vatanseverlik yapmak çok saçma geliyor bana kimse kusura bakmasın.
hdp paylaşımları yapmayalım tamam, vatan bu şekilde kurtuluyorsa tamam be…
ayrıca pkk’yı övmedik, sempatizanlığını da yapmıyoruz bu ne şiddet, bu ne celal? klavyeden vatan kurtarmak yerine yiyorsa kuzey ırak’a gidin orada teröristlerle çatışın, gösterin marifetlerinizi. bu tür yerlerde vatanseverlik yapmak çok saçma geliyor bana kimse kusura bakmasın.
hdp paylaşımları yapmayalım tamam, vatan bu şekilde kurtuluyorsa tamam be…
devamını gör...
sabaha bir ayet bırak
(ey mü'minler! deyiniz ki, bizim boyamız) allah'ın boyasıdır. allah'ın boyasından boyası daha güzel olan kim vardır? ve bizler ancak ona ibadet edenleriz. *
(bakara suresi, 138. ayet)
(bakara suresi, 138. ayet)
devamını gör...
heves kırmak için yaratılmış insan
bu insanlar genelde kendileri bir baltaya sap olamadıklarından olanların da hevesini kırıp iç rahatlatırlar. ruh emiciler de denebilir. görüldüğü yerde koşarak kaçmanızı tavsiye ederim.
devamını gör...
yalnızlığın ilacı
alışmaktır, her şeye alışan aşağılık insanoğlu olarak buna da alışmak tek çaredir.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
geçti dost kervanı eyleme beni...
devamını gör...


