komik anlar
üst katımızda çok tatlı bir amca oturuyor, aynı zamanda ev sahibimiz olur kendisi. evin önünde bir şeylerle uğraşıyormuş ama ben farketmedim hiç. pencereye kumru gelmiş, tabi benim yaşam enerjim de fazla gelmiş duramıyorum yerimde. pencerede kumruya doğru yaklaşıp "pişt fıstık nasılsın?" falan diyorum cevap vermesini bekliyormuşçasına. belli aralıklarla "pişt " deyip duruyorum, vazgeçip içeriye de gitmiyorum asla. ablam odanın içerisinde, biraz dehşete düşmüş biraz da gülmemek için kendini zor tutar halde bana bakıyor. meğer benim her pişt dememde adam yukarıya bakıp "efendim" diyormuş. ben bunu hiç duymadığım için "pişt fıstık nasılsın?"lar, "napıyosun kız"lar ve "ne tatlısın"larımı kesmiyorum tabi. ben kumruyla, adam benimle konuşmuş. en son "sana demedim x amca, kumru var da onunla konuşuyordum" gibi bir şeyler saçmalamıştım. sanki yaptığım açıklamayla çok normal görünürmüşüm gibi.
devamını gör...
temas bağımlısı sevgili
benimdir aslında bu. ama öyle 7/24 beraber olmadığınız ayda birkaç defa yan yana gelebildiğiniz bir insanı gördüğünüzde siz de ona doya doya sarılmak istemez miydiniz*.
devamını gör...
sevdiğini söylemek
hayattayken söylemek gerekir. çünkü mezartaşları ses duymuyor.
devamını gör...
arzulanan hayat ile yaşanan hayat arasındaki mesafe
başlığı okuyunca alaycı bir gülümseme yayıldı yüzüme. kendimle mi alay ettim, bilmiyorum ama bu gülümseme söz konusu mesafeyi anlatmak için yeterli sanırım.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
ohaaa o nasıl taklitti öyle.* bengarip ya romanmış ya da müthiş bir taklitçi. tebrikleeerrrr.*
not: bu arada ben de bildiğin jenerik müziği istemiştim. neyse canımız sağ olsun.*
not: bu arada ben de bildiğin jenerik müziği istemiştim. neyse canımız sağ olsun.*
devamını gör...
sistemi sadece eleştirip çözüm üretmemek
aga oy veriyoruz eser veriyoruz isyan ediyoruz direniyoruz sonunda terörist veya hain oluyoruz.
neden bir şeyler yapmaya çalışsın bu insanlar?
insan denen sorgulayan bir canlı ama sorgulayınca ya günaha giriyor ya terörist oluyor.
şaka gibi bir düzenin içinde yaşıyoruz ve bu şaka hiç komik değil.
neden bir şeyler yapmaya çalışsın bu insanlar?
insan denen sorgulayan bir canlı ama sorgulayınca ya günaha giriyor ya terörist oluyor.
şaka gibi bir düzenin içinde yaşıyoruz ve bu şaka hiç komik değil.
devamını gör...
saklı göl
istanbul'un şile ilçesinde bulunan küçücük şirin bir göldür. her ne kadar yapay bir göl olsa da gerek doğası, gerek yürüyüş parkuru ile çok huzurlu bir ortam vaad ediyor.
karamandere köyüne bağlı olan saklıgöl şile yolu üzerinde tabelalar vasıtasıyla yol alacağınız, ana yola 15 dk mesafededir. yol üzerinde köy sakinlerinin sattığı ürünleri görebilirsiniz.
otopark yönünden sıkıntısı olmayan büyük bir tesisi de barındırır içinde. piknik yapmak için de ahşap oturma yerleri vardır.
gölün etrafını yürüyerek yaklaşık 1 saatte tamamlayabilirsiniz.
sabahları kahvaltı için gelenleri çok gördüm mesela. hafta sonları kalabalık oluyor. tabi pandemi nedeniyle şimdilerde sakindir.


yol tarifi:
araba: şile otobanına girerek şile tabelasını takip etmelisiniz. şile’nin şehir merkezine gelmeden önce ışık üniversitesi’ni geçip ilk ışıklardan sağa, ahmetli köyü tarafına doğru sapabilirsiniz. köy yolunda yaklaşık 3 km devam ettikten sonra saklıgöl tabelasını göreceksiniz. tabelayı takip ederek saklıgöl’e ulaşabilirsiniz.
otobüs: şile saklıgöl’e otobüsle nasıl gidilir diyecek olursanız, üsküdar’dan her gün düzenli sefer yapan otobüs firmaları bulunuyor
karamandere köyüne bağlı olan saklıgöl şile yolu üzerinde tabelalar vasıtasıyla yol alacağınız, ana yola 15 dk mesafededir. yol üzerinde köy sakinlerinin sattığı ürünleri görebilirsiniz.
otopark yönünden sıkıntısı olmayan büyük bir tesisi de barındırır içinde. piknik yapmak için de ahşap oturma yerleri vardır.
gölün etrafını yürüyerek yaklaşık 1 saatte tamamlayabilirsiniz.
sabahları kahvaltı için gelenleri çok gördüm mesela. hafta sonları kalabalık oluyor. tabi pandemi nedeniyle şimdilerde sakindir.


yol tarifi:
araba: şile otobanına girerek şile tabelasını takip etmelisiniz. şile’nin şehir merkezine gelmeden önce ışık üniversitesi’ni geçip ilk ışıklardan sağa, ahmetli köyü tarafına doğru sapabilirsiniz. köy yolunda yaklaşık 3 km devam ettikten sonra saklıgöl tabelasını göreceksiniz. tabelayı takip ederek saklıgöl’e ulaşabilirsiniz.
otobüs: şile saklıgöl’e otobüsle nasıl gidilir diyecek olursanız, üsküdar’dan her gün düzenli sefer yapan otobüs firmaları bulunuyor
devamını gör...
eve dönüş
12 eylül döneminde aktif olarak sol hareket içerisinde bulunmuş olan yönetmen ömer uğur'un kendi deyimiyle "eve dönüş" filmi; o dönemde yitirdiği yoldaşlarına olan bir gönül borcuymuş...
ömer uğur'un yazıp yönettiği, kadrosunda mehmet ali alabora, savaş dinçel ve civan canova gibi isimlerin yer aldığı eve dönüş filmi, 12 eylül döneminin gerçek yüzünü ve o dönemin işçi sınıfını ele alıyor.
film, sendika vb. hiçbir siyasi angajmanı olmayan, hatta işçi hareketini küçümseyen mustafa'nın, darbenin ardından "örgüt üyesi" olarak ihbar edilmesi ve sonrasında yaşadıklarını anlatıyor bizlere. yönetmen uğur'un haklı bir kelamı olsa gerek, "yav kardeşim, tutuklananlar madem suçsuz, e seni beni niye almıyorlar içeri" diyen karakter, anında 12 eylül'ün soğuk kucağında buluyor kendisini.
film bir dram olmasına rağmen aslında bize kapalı kapılar arkasında yaşananları biraz da trajikomik bir şekilde aktarıyor. mustafa'nın haftalar boyu süren işkencelerin ardından alakasının bile olmadığı bir örgütün liderliğini kabullenişi, "hoca" lakaplı solcu bir öğretmenle "aa bunlar da benim gibi normal insanlarmış" tadında yakınlaşması, hem apolitik işçi kesimine hem de belki sola bir özeleştiri olarak yerini alıyor filmde.
film hakkında bir diğer önemli husus ise işkence sahneleri. açıkçası bazı kısımları insanın filmi durdurup birkaç saniye öylece ekrana bakmasına sebebiyet veriyor. sahnelerin gerçekçiliği için bazı yerlerde çıplaklığın kullanılması da türkiye şartlarında sanatsal açıdan önemli bir detay.
eve dönüş kısaca apolitikliği ve "vatanseverlik" adı altında yapılan türlü zulümleri gözler önüne seren, filmin son sahnesinde yazılanlarla insanı bir kez daha düşündüren cesur ve gerçekçi bir film.
bir ihtilalin kara bulutları; adresi bile olmayan küçük mahallelerde hayatın kıyısına inatla tutunarak; ödünç bir neşe ve veresiye bir sevdayla paylarına düşen kadar mutluluğu çorbalarına katık edip yaşayan, kaderi silik insanların üzerine yağmaya başlarsa; artık o insanların “eve dönüş” ihtimalleri bile sadece bir umuttur…
ömer uğur'un yazıp yönettiği, kadrosunda mehmet ali alabora, savaş dinçel ve civan canova gibi isimlerin yer aldığı eve dönüş filmi, 12 eylül döneminin gerçek yüzünü ve o dönemin işçi sınıfını ele alıyor.
film, sendika vb. hiçbir siyasi angajmanı olmayan, hatta işçi hareketini küçümseyen mustafa'nın, darbenin ardından "örgüt üyesi" olarak ihbar edilmesi ve sonrasında yaşadıklarını anlatıyor bizlere. yönetmen uğur'un haklı bir kelamı olsa gerek, "yav kardeşim, tutuklananlar madem suçsuz, e seni beni niye almıyorlar içeri" diyen karakter, anında 12 eylül'ün soğuk kucağında buluyor kendisini.
film bir dram olmasına rağmen aslında bize kapalı kapılar arkasında yaşananları biraz da trajikomik bir şekilde aktarıyor. mustafa'nın haftalar boyu süren işkencelerin ardından alakasının bile olmadığı bir örgütün liderliğini kabullenişi, "hoca" lakaplı solcu bir öğretmenle "aa bunlar da benim gibi normal insanlarmış" tadında yakınlaşması, hem apolitik işçi kesimine hem de belki sola bir özeleştiri olarak yerini alıyor filmde.
film hakkında bir diğer önemli husus ise işkence sahneleri. açıkçası bazı kısımları insanın filmi durdurup birkaç saniye öylece ekrana bakmasına sebebiyet veriyor. sahnelerin gerçekçiliği için bazı yerlerde çıplaklığın kullanılması da türkiye şartlarında sanatsal açıdan önemli bir detay.
eve dönüş kısaca apolitikliği ve "vatanseverlik" adı altında yapılan türlü zulümleri gözler önüne seren, filmin son sahnesinde yazılanlarla insanı bir kez daha düşündüren cesur ve gerçekçi bir film.
bir ihtilalin kara bulutları; adresi bile olmayan küçük mahallelerde hayatın kıyısına inatla tutunarak; ödünç bir neşe ve veresiye bir sevdayla paylarına düşen kadar mutluluğu çorbalarına katık edip yaşayan, kaderi silik insanların üzerine yağmaya başlarsa; artık o insanların “eve dönüş” ihtimalleri bile sadece bir umuttur…
devamını gör...
kariyer yapan kız vs çeyiz dizen kız
kariyer yapan kız olarak bildiriyorum; tartışmasız çeyiz dizen kız! (bkz: kesin bilgi yayalım.)
çeyiz dizen kızın bakış açısı dizdiği çeyizle sınırlıdır. sizi ters köşe yapmaz. itaatkardır. biat eder. sorgulamaz. muhalif olmaz. kandırılması kolaydır. uysaldır. evcimendir. dünyası kocası kadardır. hayatı instagirl pembesiyle görür. evlilik için yaratılmıştır. kişiliğiyle değil dişiliğiyle ön plana çıkar. gücünü sadece sizden alır. yanında bulunduğunuz sürece adeta süper kahraman gibi hissettirir. kapsanmak için yaratılmıştır. usulca kemerini takar kocasının güçlü kollarına kendini bırakır ve uçuşa hazırdır.
kariyer yapan kız öyle mi ? bakış açısı geniştir. fikirlerinize biat etmez. sorgular, tartışır. kandırılması zordur. kariyer basamaklarını kan ter içerisinde çıkarken ayağına çelme takmaya çalışan birçok insana denk geldiğinden her hamleye hazırlıklıdır. itaat etmez. kimseye minneti olmaz. eyvallah demez. başı diktir. uğraşılması zordur. analitiktir. stratejiktir. özgüveni tamdır. sizden önce kendisini sever. başarısı kendi gücünden gelir. dişiliğiyle değil kişiliğiyle ön plana çıkar.
ama unutmamak gerekir ki;
“zevkli bir kadına rastlarsanız zevkiniz, bilgili bir kadına rastlarsanız bilginiz, esprili bir kadına rastlarsanız espriniz, zeki bir kadına rastlarsanız zekanız gelişir.
ve bugün durduğunuz teras, seyrettiğiniz manzara, gördüğünüz hayat, yanınızdaki kadının terası, manzarası, hayatıdır; hayatın hangi katında durduğunuzu, yanınızdaki kadının durduğu kat belirler. hayatınız, seçtiğiniz kadındır.”
demiş bir abimiz. (bkz: ahmet altan)
çeyiz dizen kızın bakış açısı dizdiği çeyizle sınırlıdır. sizi ters köşe yapmaz. itaatkardır. biat eder. sorgulamaz. muhalif olmaz. kandırılması kolaydır. uysaldır. evcimendir. dünyası kocası kadardır. hayatı instagirl pembesiyle görür. evlilik için yaratılmıştır. kişiliğiyle değil dişiliğiyle ön plana çıkar. gücünü sadece sizden alır. yanında bulunduğunuz sürece adeta süper kahraman gibi hissettirir. kapsanmak için yaratılmıştır. usulca kemerini takar kocasının güçlü kollarına kendini bırakır ve uçuşa hazırdır.
kariyer yapan kız öyle mi ? bakış açısı geniştir. fikirlerinize biat etmez. sorgular, tartışır. kandırılması zordur. kariyer basamaklarını kan ter içerisinde çıkarken ayağına çelme takmaya çalışan birçok insana denk geldiğinden her hamleye hazırlıklıdır. itaat etmez. kimseye minneti olmaz. eyvallah demez. başı diktir. uğraşılması zordur. analitiktir. stratejiktir. özgüveni tamdır. sizden önce kendisini sever. başarısı kendi gücünden gelir. dişiliğiyle değil kişiliğiyle ön plana çıkar.
ama unutmamak gerekir ki;
“zevkli bir kadına rastlarsanız zevkiniz, bilgili bir kadına rastlarsanız bilginiz, esprili bir kadına rastlarsanız espriniz, zeki bir kadına rastlarsanız zekanız gelişir.
ve bugün durduğunuz teras, seyrettiğiniz manzara, gördüğünüz hayat, yanınızdaki kadının terası, manzarası, hayatıdır; hayatın hangi katında durduğunuzu, yanınızdaki kadının durduğu kat belirler. hayatınız, seçtiğiniz kadındır.”
demiş bir abimiz. (bkz: ahmet altan)
devamını gör...
rüyada rüya görmek
genelde kötü rüyalarda vuku bulan olay. uyanır, canınızı sıkan şey bitti sanırsınız ama rüya aslında bitmemiştir. sonra ondan da uyanmaya çabalarsınız.
devamını gör...
cemaat baskısından dolayı intihar eden tıp öğrencisi
gencecik yaşında hayatı elinden çalınmış, kahrolmamak mümkün değil. çok şiddetli bir çaresizliğe itilmiş hassas bir kalp...böylesi nahif bir insanı kaybetmemiz o kadar acı ki..
annesine almak istediği fırından bahsediyor,kardeşlerinden bahsediyor. kardeşlerinin ona o kadar çok ihtiyacı vardı ki.. bizim ona çok ihtiyacımız vardı,onun bize ihtiyacı vardı... ama ben hissediyorum elinden gelen her şeyi yaptığını, sonuna kadar mücadele ettiğini hissediyorum ama maalesef hayat çok acımasız ve olmuyor işte bazen.
intihar değil bu, cinayet. katillerin ve destekçilerinin en güçlü olduğu dönemlerden birindeyiz maalesef. nefret ve cehalet egemen oldu bu topraklara maalesef.
çok üzgünüm,çok öfkeliyim.
ne kadar zor da olsa inadına yaşamalıyız ama bunu hissediyorum,birbirimizin elinden tutmamız lazım.
"yaşamak bu yangın yerinde
her gün yeniden ölerek
zalimin elinde tutsak
cahile kurban olarak
yalanla kirli havada
güçlükle soluk alarak
savunmak gerçeği, çoğu kez
yalnızlığını bilerek
korkağı, döneği, suskunu
görüp de öfkeyle dolarak
toplanıyor ölü arkadaşlar
her biri bir yerden gelerek
kiminin boynunda ilmeği
kimi kanını silerek
kucaklıyor beni metin altıok
"aldırma" diyor gülerek"
"yaşamak görevdir bu yangın yerinde
yaşamak, insan kalarak""
annesine almak istediği fırından bahsediyor,kardeşlerinden bahsediyor. kardeşlerinin ona o kadar çok ihtiyacı vardı ki.. bizim ona çok ihtiyacımız vardı,onun bize ihtiyacı vardı... ama ben hissediyorum elinden gelen her şeyi yaptığını, sonuna kadar mücadele ettiğini hissediyorum ama maalesef hayat çok acımasız ve olmuyor işte bazen.
intihar değil bu, cinayet. katillerin ve destekçilerinin en güçlü olduğu dönemlerden birindeyiz maalesef. nefret ve cehalet egemen oldu bu topraklara maalesef.
çok üzgünüm,çok öfkeliyim.
ne kadar zor da olsa inadına yaşamalıyız ama bunu hissediyorum,birbirimizin elinden tutmamız lazım.
"yaşamak bu yangın yerinde
her gün yeniden ölerek
zalimin elinde tutsak
cahile kurban olarak
yalanla kirli havada
güçlükle soluk alarak
savunmak gerçeği, çoğu kez
yalnızlığını bilerek
korkağı, döneği, suskunu
görüp de öfkeyle dolarak
toplanıyor ölü arkadaşlar
her biri bir yerden gelerek
kiminin boynunda ilmeği
kimi kanını silerek
kucaklıyor beni metin altıok
"aldırma" diyor gülerek"
"yaşamak görevdir bu yangın yerinde
yaşamak, insan kalarak""
devamını gör...
unutulmayan lise anıları
kendime not: aslında birkaç tane var ama zamanla editlemeyi düşünüyorum*.
11. sınıftayken sınıfça kendi kendimize bi karar almıştık. herkes çay ve kahve içmeyi çok seviyordu ve okulun kantini bulunduğumuz kattan 5 kat aşağıda bulunuyordu. anlayacağınız tam bir eziyetti kantine gitmek. o yüzden biz de sınıfça kettle almaya karar verdik. normalde yasaktı tabikii ama kendi aramızda para toplayıp lila çok güzel bi kettle almıştık*yaklaşık 6-7 ay boyunca bütün sınıf kullandık. nescafe, çay, bitki çayı ya da normal kahve falan getiriyorduk ve herkes canı istediğinde hazırlıyordu bi şeyler kendine, bisküvilerimiz bile doluydu bittikçe yeniliyorduk. ama bi gün arama yapılacağını öğrendik, onların asıl amaçları telefon varsa toplamaktı tabii. biz de o gün öğrenmiştik yani aramadan beş on dakika önce falan ve unutmuşuz kettle’ı daha düzgün bi yere saklamayı. okulun müdürü, müdür yardımcısı, rehber öğretmeni ve en korktuğumuz hocalardan bir iki tanesi aramaya başladılar ve zaten ilk dolapta buldular güzelim kettle’ımızı. aldılar ve öğretmenler odasında kendileri kullanmaya başladılar daha sonra*çok üzülmüştük ama güzel bi anı oldu yine de bizim için.
11. sınıftayken sınıfça kendi kendimize bi karar almıştık. herkes çay ve kahve içmeyi çok seviyordu ve okulun kantini bulunduğumuz kattan 5 kat aşağıda bulunuyordu. anlayacağınız tam bir eziyetti kantine gitmek. o yüzden biz de sınıfça kettle almaya karar verdik. normalde yasaktı tabikii ama kendi aramızda para toplayıp lila çok güzel bi kettle almıştık*yaklaşık 6-7 ay boyunca bütün sınıf kullandık. nescafe, çay, bitki çayı ya da normal kahve falan getiriyorduk ve herkes canı istediğinde hazırlıyordu bi şeyler kendine, bisküvilerimiz bile doluydu bittikçe yeniliyorduk. ama bi gün arama yapılacağını öğrendik, onların asıl amaçları telefon varsa toplamaktı tabii. biz de o gün öğrenmiştik yani aramadan beş on dakika önce falan ve unutmuşuz kettle’ı daha düzgün bi yere saklamayı. okulun müdürü, müdür yardımcısı, rehber öğretmeni ve en korktuğumuz hocalardan bir iki tanesi aramaya başladılar ve zaten ilk dolapta buldular güzelim kettle’ımızı. aldılar ve öğretmenler odasında kendileri kullanmaya başladılar daha sonra*çok üzülmüştük ama güzel bi anı oldu yine de bizim için.
devamını gör...
insanı yoran şeyler
benimdir efendim, sahiden benim o...
çünkü çok kırılganım, çok hassasım, hemen hevesim kaçar, hemen karalar bağlarım.
çünkü çok düşünürüm, çok da düşünülmek isterim.
çağımız ama sadece kendini düşünmeyi mümkün kılıyor insanlara sanırım,
sadece kendini memnun etmeyi,
sadece memnun olduğu sürece o insanla iletişim halinde olmayı,
çok sevdiğim birisi bana demişti ki "sen bu çağın insanı değilsin"
niye buradayım o zaman ben?
bu sorunun cevabını bilen varsa bulsun beni...
o yüzden tası tarağı topluyor ve kaçıyorum ben de bir süre sonra kendi içime, yalnızlığıma, bir tek o küçük kız anlıyor beni, bir tek onun eli omzumda...
yani benzer olmayan, beklentilerinin karşılanmadığı, tepkilerinin ya da sözlerinin bumerang gibi geri döndüğü her insan yoracak seni ey insanoğlu!
ayrıca allahını seven söylesin ya da diye bilirim ben yada nedir?* * **
çünkü çok kırılganım, çok hassasım, hemen hevesim kaçar, hemen karalar bağlarım.
çünkü çok düşünürüm, çok da düşünülmek isterim.
çağımız ama sadece kendini düşünmeyi mümkün kılıyor insanlara sanırım,
sadece kendini memnun etmeyi,
sadece memnun olduğu sürece o insanla iletişim halinde olmayı,
çok sevdiğim birisi bana demişti ki "sen bu çağın insanı değilsin"
niye buradayım o zaman ben?
bu sorunun cevabını bilen varsa bulsun beni...
o yüzden tası tarağı topluyor ve kaçıyorum ben de bir süre sonra kendi içime, yalnızlığıma, bir tek o küçük kız anlıyor beni, bir tek onun eli omzumda...
yani benzer olmayan, beklentilerinin karşılanmadığı, tepkilerinin ya da sözlerinin bumerang gibi geri döndüğü her insan yoracak seni ey insanoğlu!
ayrıca allahını seven söylesin ya da diye bilirim ben yada nedir?* * **
devamını gör...
gece gece canının tatlı istemesi
akşamdan beri tarçınlı su, tarçınlı çayla atlatmaya çalıştığımdır, hatta tarçın çubuğunu da yiycem galiba geçmezse, yer elması haşlayıp yedim, diyetimde meyve yok meyve de yedim ama canım kağıt kurabiye, un kurabiyesi, kek, şekerpare, çikolata, çikolatalı pasta gibi şeyler istiyor, sabah kuş gibi hafif kalktığımda iyiki diyeti bozmamışım diyorum ama gece sıkılınca tatlısız çay içmek, tatlı yemeden atlatmak çok zor.
devamını gör...
avro diyemeyen türk
''yuro'' demeyi tercih eden insandır. ben de açıkçası ''yuro'' demeyi daha çok severim.
büyük düşünürün de dediği gibi ''herkesin hayatına kimse karışamaz''.
büyük düşünürün de dediği gibi ''herkesin hayatına kimse karışamaz''.
devamını gör...
nereyebaksamben
yazarın ilk tanımını çok sevgili @abdulseyidbincabbar girmiştir,yolu açık olabilir mi bilemedim.
keyifli sözlükler diliyorum.
keyifli sözlükler diliyorum.
devamını gör...
şoför
karayollarında ticari olarak tescil edilmiş bir aracı kullanan kişidir.
devamını gör...
anın fotoğrafı
devamını gör...


