bu tanıma 10 beğeni gelir mi sorunsalı
poponuzdan sorunsal uydurmayın demek istediğim başlıktır.
devamını gör...
normal sözlük'ün 30 yaş üstü yazar kaynaması
şaka olmalı, bu başlıklardan kaçıp geldim.
dakika bir gol bir 30 yaş üstü gömme çetesi buraya da musallat olmuş. birileri bu arkadaşları aydınlatabilir mi acaba?
biz 30-40-50 yaşındaki insanlar ölmüyoruz.
ayrıca dünya sağlık örgütü'nün * listesine göre;
0-17 yaş arası "ergen",
18-65 yaş arası "genç",
66-79 yaş arası "orta yaş",
80-99 yaş arası da "yaşlı" olarak güncellendi *.
buradan
dakika bir gol bir 30 yaş üstü gömme çetesi buraya da musallat olmuş. birileri bu arkadaşları aydınlatabilir mi acaba?
biz 30-40-50 yaşındaki insanlar ölmüyoruz.
ayrıca dünya sağlık örgütü'nün * listesine göre;
0-17 yaş arası "ergen",
18-65 yaş arası "genç",
66-79 yaş arası "orta yaş",
80-99 yaş arası da "yaşlı" olarak güncellendi *.
buradan
devamını gör...
krzysztof kieslowski
polonyalı yönetmen.
üçrenk üçlemesi filmlerinin yönetmenidir. filmler isimlerini fransa'nın bayrağındaki mavi, beyaz kırmızı renklerinden alır.
trois couleurs: blue : özgürlüğü
trois couleurs: rouge: kardeşliği
trois couleurs:blanc: eşitliği simgelemektedir.
filmler tesadüfler, karşılaşmalar, kader, zihin üzerinde odaklanmaktadır.
dekalog serisi ve veronique'in ikili yaşamı da beğenilen diğer filmleridir.
üçrenk üçlemesi filmlerinin yönetmenidir. filmler isimlerini fransa'nın bayrağındaki mavi, beyaz kırmızı renklerinden alır.
trois couleurs: blue : özgürlüğü
trois couleurs: rouge: kardeşliği
trois couleurs:blanc: eşitliği simgelemektedir.
filmler tesadüfler, karşılaşmalar, kader, zihin üzerinde odaklanmaktadır.
dekalog serisi ve veronique'in ikili yaşamı da beğenilen diğer filmleridir.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
bütün uyuyanları uyandırmaya bir uyanık yeter.
malcolm x.
malcolm x.
devamını gör...
kendi profiline bakan yazar masumluğu
lan onlar siteden çıkarken park ediyorlar.
ah ne kadar iyi yazmışım diye bakmıyorlar.
tanım: masum başlık.
ah ne kadar iyi yazmışım diye bakmıyorlar.
tanım: masum başlık.
devamını gör...
erkekler için doğum kontrol hapı
bizdeki şansla o yüzde 2.7 yi buluruz dediğim haplar.
bendeki üreme isteği şu aralar o kadar fazlaki spermlerim peçeteden kaçıp sağda solda ana rahmi arıyorlar.
bendeki üreme isteği şu aralar o kadar fazlaki spermlerim peçeteden kaçıp sağda solda ana rahmi arıyorlar.
devamını gör...
yağmur yağdığında yapılabilecek en iyi şey
çok şiddetli değilse toprak kokusunu içine çekerek yürümek.
devamını gör...
kına seven insan
devamını gör...
feminizme laf atan erkek
birçoğunun karşı çıktığı şey kadın-erkek eşitliği değil aslında kadınlara yapılan cinsiyetçiliğin kınanıp erkeklere yapılanına göz yumulması ki bunu ben de yanlış buluyorum. her iki cinse yapılan cinsiyetçiliğe de karşı çıkmalıyız. birine karşı çıkıp diğerine susmak iki yüzlülük oluyor.
devamını gör...
geceye bir şarkı sözü bırak
dur diyemem ki hiç kimseye
ben beni kaybettim.
vur yüzüme gecenin lanetini
hepsini hakettim...!
derin mevzular adlı şarkı. yağmur yaman. çok eski bir şarkı.
ben beni kaybettim.
vur yüzüme gecenin lanetini
hepsini hakettim...!
derin mevzular adlı şarkı. yağmur yaman. çok eski bir şarkı.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
ebeveynlerim yanımda iken kendimi zincirlerle duvara bağlanmış gibi hissediyorum. ne ne yapmak istediğimi ben planlayabiliyorum ne de düşüncelerimi tamamıyla sizinle planlayabiliyorum. sizinle iken beynimi çıkarıp kenara koyuyorum. böyle olması en azından sorgulamamı devreden çıkarıp daha katlanılabilir hale getiriyor durumumu.
9 senedir neredeyse tamamen sizden uzak durmak için eğitim hayatımı sebep ederek uzaklaştım. bunun son bulması beni tekrardan çok geriyor. sırf sizden uzaklaşmak için bir iş bulup çalışmak istiyorum.
9 senedir neredeyse tamamen sizden uzak durmak için eğitim hayatımı sebep ederek uzaklaştım. bunun son bulması beni tekrardan çok geriyor. sırf sizden uzaklaşmak için bir iş bulup çalışmak istiyorum.
devamını gör...
fenerbahçeli
herkese nasip olmaz fenerbahçeli olmak.
fenerbahçeliliğinde bir adamlığı vardır.
(adamlık cinsiyet değil bir davranıştır).
fenerbahçeliliğinde bir adamlığı vardır.
(adamlık cinsiyet değil bir davranıştır).
devamını gör...
sözlüğü boşa almak
bildirim kutusu ve mesaj kutusu dolup taşmış, art arda bildirimler gelirken ben yengenizin profilinde kafa izni yazısıyla bakışıyorum. sözlük o yokken bomboş. akış akarken ben nehir de boğulmuş gibiyim.
t: her şey akıp giderken,sizin olduğunuz yerde çakılı kalmanız durumu.
t: her şey akıp giderken,sizin olduğunuz yerde çakılı kalmanız durumu.
devamını gör...
varlığım varlığına armağan olsun
bir @domestic hıyar ukdesi.
esasen andımız'da geçen 'varlığım türk varlığına armağan olsun' ifadesinden alınmış bir sözdür.
tabii üstat sarhoş burada kim bilir neyi kastetti?*
belki eski sevgililerinden birini belki eski kedisi türkan'ı belki de burnuna kurban olduğum gaye su akyol dediği gaye su akyol'u kastetmiştir.
bu söz çok kuvvetli bir söz. düşünsenize biricik varlığınızı bir şeyin uğruna feda ediyorsunuz.
her şey bir yana o şey bambaşka bir yana.
nedir peki o çok değerli şey?
vatan, millet, ana, baba, kardeş, sevgili, eş ya da iman edilen tanrı mıdır?
bilmem ki. onu siz bileceksiniz. ben sadece bahsediyorum.
eskiden, yani ulvi değerlerim varken, hâlâ varlar ama çok koptum birçok kutsaldan değerden, ben de böyle hissederdim.
artık bir çok şeyin anlamı yok.
varlığın armağan edilmesi sizin varlığınızı başka bir şeyin varlığında bulmanız ve/veya varlığınızı tamamlamanız, varlığınıza değer katmanız demek.
bence varlığımızı tamamlayacağımız, varlığımıza değer katacağımız şeyler olmalı.
bilemiyorum, varlığımızı armağan ederken kendi varlığımızan feragat etmek zorunda değilizdir belki de. illa ölmemize gerek yoktur.
onun için yaşamalıyızdır belki. illa armağan edeceksek ölmeyelim değil mi? yaşayalım yaşatalım.
ama armağan etmişsin varlığını ölünür de yani. ölünür ölünür.
an itibarıyla kafa hatlarım karıştı.
neyse efendim şimdi ne saçmalıyor bu, kutsallarımıza laf mı ediyor diyen olursa ki demezsiniz ama yine de bir vatansever olduğumu hatırlatayım.
domestic hıyar'ın ukdesini doldurmaya çalışırsan böyle olur işte.*
efendim ben şöyle yapın böyle yapın diyecek biri değilim ama o güzel varlıklarınızı güzel şeylere armağan edin edecekseniz.
bir armağan olsun o güzel varlığınız.
söz gelimi incitmesin bir başkasının biricik varlığını.
bir armağan olarak değeriniz düşmesin zamanla, hayırla yâd etsin sizi o vatanda yaşayan her bir insan. ya da ananız, babanız, evlâdınız, sevgiliniz, eşiniz iyi ki desin armağan ettiğiniz varlığınıza.
umarım varlığım armağan olur tüm sevdiklerime.
yalnız kelimelere yüklediğimiz anlamlar ne kadar da etkiliyor her şeyi değil mi?*
esasen andımız'da geçen 'varlığım türk varlığına armağan olsun' ifadesinden alınmış bir sözdür.
tabii üstat sarhoş burada kim bilir neyi kastetti?*
belki eski sevgililerinden birini belki eski kedisi türkan'ı belki de burnuna kurban olduğum gaye su akyol dediği gaye su akyol'u kastetmiştir.
bu söz çok kuvvetli bir söz. düşünsenize biricik varlığınızı bir şeyin uğruna feda ediyorsunuz.
her şey bir yana o şey bambaşka bir yana.
nedir peki o çok değerli şey?
vatan, millet, ana, baba, kardeş, sevgili, eş ya da iman edilen tanrı mıdır?
bilmem ki. onu siz bileceksiniz. ben sadece bahsediyorum.
eskiden, yani ulvi değerlerim varken, hâlâ varlar ama çok koptum birçok kutsaldan değerden, ben de böyle hissederdim.
artık bir çok şeyin anlamı yok.
varlığın armağan edilmesi sizin varlığınızı başka bir şeyin varlığında bulmanız ve/veya varlığınızı tamamlamanız, varlığınıza değer katmanız demek.
bence varlığımızı tamamlayacağımız, varlığımıza değer katacağımız şeyler olmalı.
bilemiyorum, varlığımızı armağan ederken kendi varlığımızan feragat etmek zorunda değilizdir belki de. illa ölmemize gerek yoktur.
onun için yaşamalıyızdır belki. illa armağan edeceksek ölmeyelim değil mi? yaşayalım yaşatalım.
ama armağan etmişsin varlığını ölünür de yani. ölünür ölünür.
an itibarıyla kafa hatlarım karıştı.
neyse efendim şimdi ne saçmalıyor bu, kutsallarımıza laf mı ediyor diyen olursa ki demezsiniz ama yine de bir vatansever olduğumu hatırlatayım.
domestic hıyar'ın ukdesini doldurmaya çalışırsan böyle olur işte.*
efendim ben şöyle yapın böyle yapın diyecek biri değilim ama o güzel varlıklarınızı güzel şeylere armağan edin edecekseniz.
bir armağan olsun o güzel varlığınız.
söz gelimi incitmesin bir başkasının biricik varlığını.
bir armağan olarak değeriniz düşmesin zamanla, hayırla yâd etsin sizi o vatanda yaşayan her bir insan. ya da ananız, babanız, evlâdınız, sevgiliniz, eşiniz iyi ki desin armağan ettiğiniz varlığınıza.
umarım varlığım armağan olur tüm sevdiklerime.
yalnız kelimelere yüklediğimiz anlamlar ne kadar da etkiliyor her şeyi değil mi?*
devamını gör...
hava direnci
havadaki bir cismin hareketine ters yönde ortaya çıkan kuvvet. hareketi zorlaştırıcı yönde etkisi vardır.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
uzun zamandır mutlu olabilecek sebebim olmadı ve en kötüsü bu sebepsizlikler içinde neden böyleyim diye sebep aramak en can sıkıcı durum benim için.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının başına gelmiş trajikomik olaylar
lisede başımdan geçen, fizik öğretmenim, kafası hafif çatlak neslihan hocamız* ben, en yakın arkadaşım ve bir adet kalorifer içeren bir olaydır.
yıl 2009, lise birdeyiz. lise bir, kendi başına hayatımızın en nefis yıllarından biri olmuştur. ergenliğin kabarmaya başladığı, çift sesli olduğumuz, hormonları kontrol etmekte zorlandığımız, birçok şeyi yeni keşfettiğimiz için de her geçen gün duygudurumların değiştiği bir dönemi temsil eder. bu dönemde çok cesuruzdur, buna bağlı olarak çok sık utanırız. severiz, seviliriz, güleriz, ağlarız ve hepsini yoğun bir şekilde yaşarız. kendi dışımızdaki olaylara ve gelişmelere genellikle kayıtsızızdır, daha anlamlı bir topluluk içindeyizdir ve yavaştan farkındalığımız artmaya başlamıştır. bu da duygularımızı yoğun yaşamamıza ve hızlı bir duygusal gelişime sebep olmuştur. biz de o zamanlardayız. gülünce çok gülüyor, ağlayınca çok ağlıyor, inatlaşınca inatlaşıyoruz ve bazen bunları dizginlemekte zorlanıyoruz.
neyse mevsim kış. şubat filan. ben her zaman en arkalarda otururdum. arka sıralar güzeldir, züppeliktir biraz. arkadaşlarım da çok iyi ama tembel insanlardı. onlarla beraberken mutluydum, baba adamlardı. neyse sağ arka sıranın duvar kısmında kalorifer peteği vardı. sıranın da sağ tarafında oturan adam gibi ısınırdı. sol taraf ise soğuktu çünkü petek çok kalitesizdi. sınıf genellikle soğuk olduğu için de peteğin yanında oturmak büyük meseleydi. biz de bunu arkadaşımla, 3 ders ben 3 ders o şeklinde çözmüştük. gayet adildi. 3 ders ısınacaktım, allah bereket versin. bu böyle sürüp gidiyor, barış içinde birlikte yaşıyorduk ama arkadaşım bazen arızaya bağlayabiliyordu. ben sınıfın zeki adamlarındandım. kendi sınav kağıdımı 15 dakikada bitirir sonra onunkiyle değiştirir onunkini de yapardım ve ikimiz de dersten geçerdik. bu gücüm her daim vardı ve lehimeydi ama bu olayı normalleştirmiştik artık. bir iyilik gibi gelmiyordu, doğal bir süreçti.
3. ders fizik. neslihan hoca, 40 yaşlarında, bekar, uzun boylu, güzel kadın. güzel ama hayat boyunca tek başına bir mücadelenin içinde olduğu için muhtemelen kafası kırıktı biraz. bugünkü feministlerin falan diz çöküp tövbe isteyeceği kadar sağlam bir kadındı ama işte psikolojik olarak ciddi sorunlar yaşıyordu. ani parlamaları falan vardır, ters düşmek istemezsiniz. sınava bir hafta kalmıştı ve hoca da ders başında bugün sınavla alakalı ipuçları vereceğini söylemişti. neyse ders başladı, abuk subuk şeylerden dikkatim dağıldı, uykum geldi. dersin 25. dakikasında falan arkadaşımla artık kalorifer sırasının bana geldiği hakkında tartışmaya başladık. üç derslik hakkı bu dersle doluyordu ve benim de kıçım donuyordu. nedense o anda bundan bahsetmem gerektiğini hissettim ve arkadaşım da bana "bugün dört ders ben oturacağım" dedi. hiç beklemediğim bu şerefsizlik karşısında şoke oldum. kabul edilebilir bir şey değildi, anlaşma tek taraflı bozuluyordu ve ben de çok sinirlenmiştim. uykum süratle açıldı ve hemen tepki verdim. ergenlikte duyguların da tepkilerin de aşırı olabildiğini daha önce söylemiştik. buna uygun bir şekilde "yok yaa" dedim. dedim ama nasıl dedim. sesim çok çıktı. bir anda bütün sınıf buz kesildi ve herkes bana döndü ve tabii neslihan hoca da.
ben de hocaya döndüm hemen. gözlerinden ateş çıkıyordu. eli ayağı birbirine karıştı, hemen elindeki tebeşiri bana fırlatıp "sen ne diyorsun gerizekalı, aptal. salak çocuk defol dersimden" diye bağırmaya başladı. ben hala şoktayım. küfür etmemiştim, saygısızlık da yoktu ve bu tip şeyler arada sırada olabilirdi neticede. ben tam olarak suçlu olduğuma ikna olmadığım için "hocam kusura bakmayın" dedim ve bunun yeteceğini düşündüm. ne olabilirdi a. koyim altı üatü sesim fazla çıkmıştı. neslihan hoca müthiş sinirliydi ve yanıma gelip ceketimden tuttu ve "defol çabuk" dedi. hala şoktaydım ama sessizce sınıfı terk ettim. herkes de çok sessizdi, kimse gülmüyordu. "noluyor anasını ya naptım lan ben" diyerek çıktım dersten. teneffüse kadar düşüne düşüne koridorda gezindim. sonra hoca çıkınca sınıfa girdim. hala anlamamıştım neyin ne olduğunu. arkadaşlar yanıma gelip "olum sen naptın niye öyle söyledin salak mısın" falan deyince "ya oğlum naptım sanki anasına sövdük" dedim. ben hala olayın kuru bir "yok ya" olduğunu sanıyordum. meğer olay bambaşkaymış.
ben tam arkadaşımla kalorifer tartışmasına girerken, hoca da haftaya olacak sınavların sorularından bahsediyormuş. bir ara da "bu hafta işlediğimiz konular da sınava dahil" demiş ve bilin bakalım "yok yaa" lafı tam olarak ne zamana denk gelmiş ? evet, hoca tam bu cümleyi kurduğunda bağırarak "yok yaa" demişim. hoca da bunu kendisine söylediğimi zannedip beni haşlamış. taşlar yerine oturunca hocanın odasına gidip özür diledim. hiç de ikna olmuş değildi ama en azından fizikten kalmaktan kurtulmuştum.
yıl 2009, lise birdeyiz. lise bir, kendi başına hayatımızın en nefis yıllarından biri olmuştur. ergenliğin kabarmaya başladığı, çift sesli olduğumuz, hormonları kontrol etmekte zorlandığımız, birçok şeyi yeni keşfettiğimiz için de her geçen gün duygudurumların değiştiği bir dönemi temsil eder. bu dönemde çok cesuruzdur, buna bağlı olarak çok sık utanırız. severiz, seviliriz, güleriz, ağlarız ve hepsini yoğun bir şekilde yaşarız. kendi dışımızdaki olaylara ve gelişmelere genellikle kayıtsızızdır, daha anlamlı bir topluluk içindeyizdir ve yavaştan farkındalığımız artmaya başlamıştır. bu da duygularımızı yoğun yaşamamıza ve hızlı bir duygusal gelişime sebep olmuştur. biz de o zamanlardayız. gülünce çok gülüyor, ağlayınca çok ağlıyor, inatlaşınca inatlaşıyoruz ve bazen bunları dizginlemekte zorlanıyoruz.
neyse mevsim kış. şubat filan. ben her zaman en arkalarda otururdum. arka sıralar güzeldir, züppeliktir biraz. arkadaşlarım da çok iyi ama tembel insanlardı. onlarla beraberken mutluydum, baba adamlardı. neyse sağ arka sıranın duvar kısmında kalorifer peteği vardı. sıranın da sağ tarafında oturan adam gibi ısınırdı. sol taraf ise soğuktu çünkü petek çok kalitesizdi. sınıf genellikle soğuk olduğu için de peteğin yanında oturmak büyük meseleydi. biz de bunu arkadaşımla, 3 ders ben 3 ders o şeklinde çözmüştük. gayet adildi. 3 ders ısınacaktım, allah bereket versin. bu böyle sürüp gidiyor, barış içinde birlikte yaşıyorduk ama arkadaşım bazen arızaya bağlayabiliyordu. ben sınıfın zeki adamlarındandım. kendi sınav kağıdımı 15 dakikada bitirir sonra onunkiyle değiştirir onunkini de yapardım ve ikimiz de dersten geçerdik. bu gücüm her daim vardı ve lehimeydi ama bu olayı normalleştirmiştik artık. bir iyilik gibi gelmiyordu, doğal bir süreçti.
3. ders fizik. neslihan hoca, 40 yaşlarında, bekar, uzun boylu, güzel kadın. güzel ama hayat boyunca tek başına bir mücadelenin içinde olduğu için muhtemelen kafası kırıktı biraz. bugünkü feministlerin falan diz çöküp tövbe isteyeceği kadar sağlam bir kadındı ama işte psikolojik olarak ciddi sorunlar yaşıyordu. ani parlamaları falan vardır, ters düşmek istemezsiniz. sınava bir hafta kalmıştı ve hoca da ders başında bugün sınavla alakalı ipuçları vereceğini söylemişti. neyse ders başladı, abuk subuk şeylerden dikkatim dağıldı, uykum geldi. dersin 25. dakikasında falan arkadaşımla artık kalorifer sırasının bana geldiği hakkında tartışmaya başladık. üç derslik hakkı bu dersle doluyordu ve benim de kıçım donuyordu. nedense o anda bundan bahsetmem gerektiğini hissettim ve arkadaşım da bana "bugün dört ders ben oturacağım" dedi. hiç beklemediğim bu şerefsizlik karşısında şoke oldum. kabul edilebilir bir şey değildi, anlaşma tek taraflı bozuluyordu ve ben de çok sinirlenmiştim. uykum süratle açıldı ve hemen tepki verdim. ergenlikte duyguların da tepkilerin de aşırı olabildiğini daha önce söylemiştik. buna uygun bir şekilde "yok yaa" dedim. dedim ama nasıl dedim. sesim çok çıktı. bir anda bütün sınıf buz kesildi ve herkes bana döndü ve tabii neslihan hoca da.
ben de hocaya döndüm hemen. gözlerinden ateş çıkıyordu. eli ayağı birbirine karıştı, hemen elindeki tebeşiri bana fırlatıp "sen ne diyorsun gerizekalı, aptal. salak çocuk defol dersimden" diye bağırmaya başladı. ben hala şoktayım. küfür etmemiştim, saygısızlık da yoktu ve bu tip şeyler arada sırada olabilirdi neticede. ben tam olarak suçlu olduğuma ikna olmadığım için "hocam kusura bakmayın" dedim ve bunun yeteceğini düşündüm. ne olabilirdi a. koyim altı üatü sesim fazla çıkmıştı. neslihan hoca müthiş sinirliydi ve yanıma gelip ceketimden tuttu ve "defol çabuk" dedi. hala şoktaydım ama sessizce sınıfı terk ettim. herkes de çok sessizdi, kimse gülmüyordu. "noluyor anasını ya naptım lan ben" diyerek çıktım dersten. teneffüse kadar düşüne düşüne koridorda gezindim. sonra hoca çıkınca sınıfa girdim. hala anlamamıştım neyin ne olduğunu. arkadaşlar yanıma gelip "olum sen naptın niye öyle söyledin salak mısın" falan deyince "ya oğlum naptım sanki anasına sövdük" dedim. ben hala olayın kuru bir "yok ya" olduğunu sanıyordum. meğer olay bambaşkaymış.
ben tam arkadaşımla kalorifer tartışmasına girerken, hoca da haftaya olacak sınavların sorularından bahsediyormuş. bir ara da "bu hafta işlediğimiz konular da sınava dahil" demiş ve bilin bakalım "yok yaa" lafı tam olarak ne zamana denk gelmiş ? evet, hoca tam bu cümleyi kurduğunda bağırarak "yok yaa" demişim. hoca da bunu kendisine söylediğimi zannedip beni haşlamış. taşlar yerine oturunca hocanın odasına gidip özür diledim. hiç de ikna olmuş değildi ama en azından fizikten kalmaktan kurtulmuştum.
devamını gör...
diamond elite platinum plus
hemen izleyip bitirdiğim gösteridir.
fakir olduğum için canlı izleyememiştim.
bakın sözlük yazarı olmanın ilk kuralı böyle gösterilere canlı izledim yazmaktır.
ehehehe canlı izlemiştim. *
neyse gelelim olaya. bir kere 30-40 liraya cem yılmaz izliyorsunuz. sağ ol lan netflix.
içeriğe gelecek olursak hayvan gibi komik. kahkaha atarak izledim. tebessümle izlediğim yerler daha fazlaydı.
ben kıyas yapmadım, yaparsam mantıklı olmazdı. abi 2008 de 100 kere kahkaha atmıştım bu gösteride 5 kere attım falan demeyeceğim.
hiciv, eleştiri, tecrübeler, aile, yeni dünya gibi konuları çok iyi gözlemleyerek bize aktarıyor. bazı kısımlar cidden kahkaha attırıyor. gidin izleyin. kıyas yapmayın.
keşke daha uzun olsaydı dediğim bir gösteriydi.
sonuç olarak türkiye’nin en komik adamının gösterisidir.
not: cem çok bozdu yeaa diyerek kendinizi kasarak izlemeyin sonra üzülürsünüz.
fakir olduğum için canlı izleyememiştim.
bakın sözlük yazarı olmanın ilk kuralı böyle gösterilere canlı izledim yazmaktır.
ehehehe canlı izlemiştim. *
neyse gelelim olaya. bir kere 30-40 liraya cem yılmaz izliyorsunuz. sağ ol lan netflix.
içeriğe gelecek olursak hayvan gibi komik. kahkaha atarak izledim. tebessümle izlediğim yerler daha fazlaydı.
ben kıyas yapmadım, yaparsam mantıklı olmazdı. abi 2008 de 100 kere kahkaha atmıştım bu gösteride 5 kere attım falan demeyeceğim.
hiciv, eleştiri, tecrübeler, aile, yeni dünya gibi konuları çok iyi gözlemleyerek bize aktarıyor. bazı kısımlar cidden kahkaha attırıyor. gidin izleyin. kıyas yapmayın.
keşke daha uzun olsaydı dediğim bir gösteriydi.
sonuç olarak türkiye’nin en komik adamının gösterisidir.
not: cem çok bozdu yeaa diyerek kendinizi kasarak izlemeyin sonra üzülürsünüz.
devamını gör...


