yazarların normal sözlük’te yazma nedenleri
daha çok okuyan kısımdayım ama yazarken de zevk alıyorum. kimseciklere anlatmadığımı sözlüğe yazıyorum, rahatlıyorum. canım sözlük.*
devamını gör...
yoldaş sizi takip etmeye başladı
yoldaşın herkese mavi boncuk dağıtması demektir. şaka şaka. efendi biri bence. o kadar üstüne gittim, kendisine bayağı bi atar yaptım ona rağmen küfür etmedi, alttan aldı. başka sözlüklerde kurucuya laf etsen anında hesap siliyorlar ama yoldaş yapmadı. ilginç..
komünist galiba kendisi çünkü profilinde çekiç orak var, devam o halde ne diyeyim.
komünist galiba kendisi çünkü profilinde çekiç orak var, devam o halde ne diyeyim.
devamını gör...
saniyelik salaklıklar
normal şartlar altında bugün karne günü idi. son dakika değişikliği olmasaydı okula gelen çocuklar karnelerini alabileceklerdi. karne alacak olmanın sevinci ile okula gelen çocuklar alamayacaklarını öğrenince çok üzüldüler. baktım olacak gibi değil, çocuklar misler gibi giyinmişler "hadi gelin bu kadar hazırlanmışsınız fotoğraf çektirelim" demedim elbette. neden diyeyim?
"çocuklar madem bugün karne alamadık, hazır hava da sıcak ve anneleriniz sizi mis gibi giydirmiş hadi bahçeye çıkıp su savaşı yapalım." dedim. (akşam çınlayan kulaklarımın sebebi annelerin beni sevgiyle anmaları olabilir, kıhkıhkıh) anında o düşen yüzler gülümsemeye başladı ve acil durum dolabımdan çıkardığım balonları suyla doldurmaya giriştik. bu minik balonlar çok ince bir dokuya sahip bir yere çarptığı anda patlayıp içindeki suyu döküyor, bilirsiniz.
her neyse biz savaş boyalarımızı sürdük, bahçeye indik ve savaşa başladık. göz gözü görmüyor her taraf pus her taraf su. "yavrum, evladım öğretmene nişan alınmaz bak arkadaşın var vursana onu" diyorum yok. sudan çıkmış balık gibi üzerime gelen ordudan kaçarken bir de ne göreyim? kay-ma-kam.
evet şimdi gözümüzün önüne getirelim. çocuklara yalvarıp "beni vurma onu vur" diye bağırarak kaçan ve sırılsıklam olan öğretmen, peşinden sanki düşman koşturur gibi hücum borusu öttüren 13 tane yavru kuş, hepsi birbirinden ıslak.
evet, sevgili kaymakamımız okulun son haftası okulları ziyaret ederek çocuklara hediye bırakmaya gelmiş. bizim halimizi görünce "hocam hayırdır, iyi misiniz?" dedi. kendimi toplamama fırsat kalmadan "çok iyiyim, teşekkür ederim siz nasılsınız? hoş geldiniz." dedim. (bu sırada benimkiler durmuyor hala birbirlerini ıslatıyorlar, stajyere kaş göz el kol yapıyorum ama nafile. kime çekti bu çocuklar bilmiyorum ki!)
evet nerde kalmıştık? hah, kaymakam da iyi olduğunu söyleyerek "hocam bu su savaşı gibi oyunlar çocuklar için değil mi, çok yetişkin oyunu gibi durmuyor" dedi bana. bana bana, bihterine! zaten başımdan ayaklarıma kadar sırılsıklamım, zaten düzgün düşünemiyorum, zaten heyecan yapmışım ağzımdan bilinçdışı olarak şu cümleler döküldü: "yok kaymakam bey, oyun toplum içindir, ehehe. yani sadece çocuk için olsa sıkıcı olurdu di mi? ehehe." dedim. sanki tanzimat dönemi edebiyat dersi veriyorsun adama, evet deyip geçsene yok!
"iyi eğlenceler o zaman hocam, ben müdürün yanına geçeyim." dedi kaymakam bey. "bi balon da size verseydik" diyemedim, içimde kaldı.*
"çocuklar madem bugün karne alamadık, hazır hava da sıcak ve anneleriniz sizi mis gibi giydirmiş hadi bahçeye çıkıp su savaşı yapalım." dedim. (akşam çınlayan kulaklarımın sebebi annelerin beni sevgiyle anmaları olabilir, kıhkıhkıh) anında o düşen yüzler gülümsemeye başladı ve acil durum dolabımdan çıkardığım balonları suyla doldurmaya giriştik. bu minik balonlar çok ince bir dokuya sahip bir yere çarptığı anda patlayıp içindeki suyu döküyor, bilirsiniz.
her neyse biz savaş boyalarımızı sürdük, bahçeye indik ve savaşa başladık. göz gözü görmüyor her taraf pus her taraf su. "yavrum, evladım öğretmene nişan alınmaz bak arkadaşın var vursana onu" diyorum yok. sudan çıkmış balık gibi üzerime gelen ordudan kaçarken bir de ne göreyim? kay-ma-kam.
evet şimdi gözümüzün önüne getirelim. çocuklara yalvarıp "beni vurma onu vur" diye bağırarak kaçan ve sırılsıklam olan öğretmen, peşinden sanki düşman koşturur gibi hücum borusu öttüren 13 tane yavru kuş, hepsi birbirinden ıslak.
evet, sevgili kaymakamımız okulun son haftası okulları ziyaret ederek çocuklara hediye bırakmaya gelmiş. bizim halimizi görünce "hocam hayırdır, iyi misiniz?" dedi. kendimi toplamama fırsat kalmadan "çok iyiyim, teşekkür ederim siz nasılsınız? hoş geldiniz." dedim. (bu sırada benimkiler durmuyor hala birbirlerini ıslatıyorlar, stajyere kaş göz el kol yapıyorum ama nafile. kime çekti bu çocuklar bilmiyorum ki!)
evet nerde kalmıştık? hah, kaymakam da iyi olduğunu söyleyerek "hocam bu su savaşı gibi oyunlar çocuklar için değil mi, çok yetişkin oyunu gibi durmuyor" dedi bana. bana bana, bihterine! zaten başımdan ayaklarıma kadar sırılsıklamım, zaten düzgün düşünemiyorum, zaten heyecan yapmışım ağzımdan bilinçdışı olarak şu cümleler döküldü: "yok kaymakam bey, oyun toplum içindir, ehehe. yani sadece çocuk için olsa sıkıcı olurdu di mi? ehehe." dedim. sanki tanzimat dönemi edebiyat dersi veriyorsun adama, evet deyip geçsene yok!
"iyi eğlenceler o zaman hocam, ben müdürün yanına geçeyim." dedi kaymakam bey. "bi balon da size verseydik" diyemedim, içimde kaldı.*
devamını gör...
büyük antiller
karayiplerin kuzey batısındaki dört büyük ada olan; küba, hispanyola*, jamaika ve puerto rico'dan oluşan adalar grubudur.
devamını gör...
nefret
nefret, sevginin kötü ikiz kardeşidir. cennetten kovulan şeytan gibi sürekli tüm kötülüklerin ondan çıktığı düşünülür halbuki nefret aşırı sevmenin en uç halidir. en nefret ettiğiniz kişi bir zamanlar en sevdiğiniz kişidir. kişiye hissettiğiniz yoğun sevgi duygusunun yerine bir duygu koymanız gerekince hangi duyguyu koyarsınız ? tabii ki de ikiz kardeşi nefreti. o boşluğu daha iyi hangi duygu doldurabilir ki.
severiz adı dilimizden düşmez, nefret ederiz adı yine dilimizden düşmez. severiz hep aklımızdadır ,güzel sözler dizeriz hakkında, nefret ederiz bir çok kötü söz ederiz arkasından. bir zamanlar yüzüne bakınca hissettiğimiz sevgi yerine , arkasından bakınca hissettiğimiz nefret geçer.
othello gibiyiz aslında her birimiz, öldürmüyor muyuz desdemonalarımızı ?
nefret, ah nefret sarmaşık gibisin bir zamanlar sevgi ektiğimiz gönül saksılarımıza sarılarak büyüyorsun. sevgimiz ne kadar büyükse sende o kadar çabuk büyüyorsun, sarıyorsun kalbimizin her yanını. işliyorsun kendini ilmik ilmik. sonra bakıyorsun kalbinde tek bir his kalmış o da sarmaşık gibi dolanmış nefret.
oysa herkes öldürür sevdiğini * kimisi çok severek kimisi nefret ederek. yüreği artık bir kişilik mezar olmuştur bir zamanlar yetişen çiçekler sadece mezarını süsleyen renklerden ibarettir
oysa herkes öldürür sevdiğini, kimisi ayrılırken yüzüne gülerek , kimisi ayrılırken sevgisinin dışlanan kardeşi nefretine yenik düşerek. bir zamanlar sevdiğiniz o yüz gülen bir maske takmıştır size bakmamak için. artık hisleriniz yüreğiniz yerine ikiz kardeşine güvenmeye başlar. artık nefrettir kararları veren bir neron gibi ortalığı yakıp yangın yerine çevirecek olan.
nefret sizi sakinleştirir, kalp atışlarınızı hissetmezsiniz çünkü bir zamanlar guguklu saat gibi onun adını öten kalbiniz aşk cinayetine kurban gitmiştir. nefret kurban giden kalbinizin intikamını almak için tutulmuş bir kiralık katil gibi ortaya çıkar.soğukkanlıdır,planlı hareket eder. intikam soğuk yenen bir yemektir sözünün mucididir.
nefret dipsiz bir kuyu gibidir, moria madenlerine düşen gandalf gibi olursunuz. eğer nefretiniz galip gelirse bu sizin için bir sondur fakat siz onu yenebilirseniz ak hokkabaz olarak geri dönüp güzelim sanayi devriminin içine edebilirsiniz.
falcılara,hocalara gidersiniz nefretinizden kaşıklar bağlar, sabunlar deler ,halıda ters taklalar atarsınız. kendinizi dışardan görseniz utanırsınız fakat hiç çekinmeden bunları yaparsınız çünkü nefret sizi ele geçirmiştir. tek amacı kardeşi sevgiye bu acıyı yaşatan kişinin canının yakmaktır.
zeusun gereksiz çapkınlıklarının sonucunda öfkelenen krallar,kocalar,kadınlar değil midir öfke canavarını besleyen.
nefret değil midir padişahlara oğullarını boğdurtan, masumların canına kıyılmasına neden olan.
nefret değil midir düşmanınızın düşmanı ile dost olmanızı sağlayan. sen nelere kadirsin nefreeetttt.
herkes öldürür sevdiğini ama sevgiyle ama nefretle.
aslında kardeş değiller , sadece aynada birbirlerine bakarlar ,sıram ne zaman gelecek diye...
severiz adı dilimizden düşmez, nefret ederiz adı yine dilimizden düşmez. severiz hep aklımızdadır ,güzel sözler dizeriz hakkında, nefret ederiz bir çok kötü söz ederiz arkasından. bir zamanlar yüzüne bakınca hissettiğimiz sevgi yerine , arkasından bakınca hissettiğimiz nefret geçer.
othello gibiyiz aslında her birimiz, öldürmüyor muyuz desdemonalarımızı ?
nefret, ah nefret sarmaşık gibisin bir zamanlar sevgi ektiğimiz gönül saksılarımıza sarılarak büyüyorsun. sevgimiz ne kadar büyükse sende o kadar çabuk büyüyorsun, sarıyorsun kalbimizin her yanını. işliyorsun kendini ilmik ilmik. sonra bakıyorsun kalbinde tek bir his kalmış o da sarmaşık gibi dolanmış nefret.
oysa herkes öldürür sevdiğini * kimisi çok severek kimisi nefret ederek. yüreği artık bir kişilik mezar olmuştur bir zamanlar yetişen çiçekler sadece mezarını süsleyen renklerden ibarettir
oysa herkes öldürür sevdiğini, kimisi ayrılırken yüzüne gülerek , kimisi ayrılırken sevgisinin dışlanan kardeşi nefretine yenik düşerek. bir zamanlar sevdiğiniz o yüz gülen bir maske takmıştır size bakmamak için. artık hisleriniz yüreğiniz yerine ikiz kardeşine güvenmeye başlar. artık nefrettir kararları veren bir neron gibi ortalığı yakıp yangın yerine çevirecek olan.
nefret sizi sakinleştirir, kalp atışlarınızı hissetmezsiniz çünkü bir zamanlar guguklu saat gibi onun adını öten kalbiniz aşk cinayetine kurban gitmiştir. nefret kurban giden kalbinizin intikamını almak için tutulmuş bir kiralık katil gibi ortaya çıkar.soğukkanlıdır,planlı hareket eder. intikam soğuk yenen bir yemektir sözünün mucididir.
nefret dipsiz bir kuyu gibidir, moria madenlerine düşen gandalf gibi olursunuz. eğer nefretiniz galip gelirse bu sizin için bir sondur fakat siz onu yenebilirseniz ak hokkabaz olarak geri dönüp güzelim sanayi devriminin içine edebilirsiniz.
falcılara,hocalara gidersiniz nefretinizden kaşıklar bağlar, sabunlar deler ,halıda ters taklalar atarsınız. kendinizi dışardan görseniz utanırsınız fakat hiç çekinmeden bunları yaparsınız çünkü nefret sizi ele geçirmiştir. tek amacı kardeşi sevgiye bu acıyı yaşatan kişinin canının yakmaktır.
zeusun gereksiz çapkınlıklarının sonucunda öfkelenen krallar,kocalar,kadınlar değil midir öfke canavarını besleyen.
nefret değil midir padişahlara oğullarını boğdurtan, masumların canına kıyılmasına neden olan.
nefret değil midir düşmanınızın düşmanı ile dost olmanızı sağlayan. sen nelere kadirsin nefreeetttt.
herkes öldürür sevdiğini ama sevgiyle ama nefretle.
aslında kardeş değiller , sadece aynada birbirlerine bakarlar ,sıram ne zaman gelecek diye...
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının süper güçleri
istemediğim,kafamdan atmak istediğim her türlü anıyı ve insanı silebiliyorum hafızamdan.bazen istemsiz yapsam da bunu gerçekten işime yarıyo doğrusu.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
hayatımın en güzel zamanları akp ve mhp oylarıyla reddedilmiş gibi hissediyorum. *
devamını gör...
serdar savaş'ın çin aşısı hakkındaki iddiası
yabana atılacak bir iddia değildir. eğer haberin içeriğindeki gibi rüşvet ile alınmış bir onay varsa bu halka yazık olmaktadır.
--- alıntı ---
dr. savaş'tan çin aşısı için bomba iddia:
'türkiye dünyada sahtekarlıkla onay alan tek şirketten aşı aldı'
eski dsö avrupa direktörü dr. serdar savaş, türkiye’nin aşı aldığı sinovac şirketinin dünyada rüşvet vererek aşı onayı alan tek şirket olduğunu iddia etti.
savaş, “bu aşıda temiz firmalar varken, en sahtekarını nereden bulduk merak ediyorum” dedi.
“dünyada çok az ülke sinovac’tan aşı almak için iletişime geçti. sinovac dünyada aşı üreten 100 firma arasında rüşvetle aşı ruhsatı aldığı, mahkeme kararıyla tescil edilen tek firma.
beni en çok meraklandıran bütün dünyada sahtekarlığı tescil edilen tek firmayı nasıl bulduk? bir aşı geliştirmişler, o aşıya ruhsat almak için rüşvet vermişler.
bu aşının içinde de ne tür sahtekarlıklar yaptıklarını bilmiyoruz. bu aşıda temiz firmalar varken, en sahtekarını nereden bulduk merak ediyorum.”
--- alıntı ---
haber kaynağı
--- alıntı ---
dr. savaş'tan çin aşısı için bomba iddia:
'türkiye dünyada sahtekarlıkla onay alan tek şirketten aşı aldı'
eski dsö avrupa direktörü dr. serdar savaş, türkiye’nin aşı aldığı sinovac şirketinin dünyada rüşvet vererek aşı onayı alan tek şirket olduğunu iddia etti.
savaş, “bu aşıda temiz firmalar varken, en sahtekarını nereden bulduk merak ediyorum” dedi.
“dünyada çok az ülke sinovac’tan aşı almak için iletişime geçti. sinovac dünyada aşı üreten 100 firma arasında rüşvetle aşı ruhsatı aldığı, mahkeme kararıyla tescil edilen tek firma.
beni en çok meraklandıran bütün dünyada sahtekarlığı tescil edilen tek firmayı nasıl bulduk? bir aşı geliştirmişler, o aşıya ruhsat almak için rüşvet vermişler.
bu aşının içinde de ne tür sahtekarlıklar yaptıklarını bilmiyoruz. bu aşıda temiz firmalar varken, en sahtekarını nereden bulduk merak ediyorum.”
--- alıntı ---
haber kaynağı
devamını gör...
ehvenişer
sevmediğim bir kelimedir. iki kötüden birini seçip kötü olana meşruluk kazandıramam. ikisine de oy yok benden.
(bkz: en tehlikeli yanlış doğruya en yakın olan yanlıştır)
(bkz: en tehlikeli yanlış doğruya en yakın olan yanlıştır)
devamını gör...
pandeminin kalıcı etkileri
dışarda elime kolonya sıkmak. pandemi bitse de bu kalıcı olacak artık benim için alışkanlık yaptı.
devamını gör...
emperyalizm
bir devletin sınırlarını genişletirken başka ülkeleri gerek siyasi, gerek ekonomik, gerekse kültürel olarak kontrolü altına alması demektir.
devamını gör...
yazarların unutamadığı çocukluk anısı
devamını gör...
yazılı olmayan ilişki kuralları
çok seviyorum çok güveniyorum ayağına dostlarınızın ailenizin sırları anlatılmaz.
devamını gör...
beşiktaşlı sözlük yazarları
devamını gör...
koca yaşlı şişko dünya
çok sevdiğim bir adamlar şarkısıdır. modunuz mu düşük, hayata mı kızdınız, motive mi lazım bir tık parmağınızın ucunda olan şarkı.
kiminin babası padişah, sorunu çözer
kiminin babası fotoğraftan gülümser
kimi gider uzaya öbürü bir odada
müebbet komada
her sabah yeni bir filme başladım
farklı sonlar istesem de hep aynı finalle bitti
sonra birden dank etti, dünyayı anladım
aldım onu karşıma anlatmaya başladım
koca yaşlı şişko dünya
koca yaşlı şişko dünya
kiminin babası padişah, sorunu çözer
kiminin babası fotoğraftan gülümser
kimi gider uzaya öbürü bir odada
müebbet komada
her sabah yeni bir filme başladım
farklı sonlar istesem de hep aynı finalle bitti
sonra birden dank etti, dünyayı anladım
aldım onu karşıma anlatmaya başladım
koca yaşlı şişko dünya
koca yaşlı şişko dünya
devamını gör...
türklerin öğrenemediği şeyler
islamiyet ve arap yaşam tarzını ayırt edememeleri. öğrenemedikleri şeyler içinde bence başında gelir..
devamını gör...



