sabah ereksiyonu
birçok erkeğin hayatı boyunca deneyimlediği, sabah uyanıldığında peniste meydana gelen sertleşme halidir. tamamen normal ve sağlıklı bir fizyolojinin tepkisi olan bu durum, erkeklerin gece boyunca birkaç defa yaşadığı bir dizi ereksiyonun sonuncusudur. sağlıklı erkekler ortalama olarak tam bir gece uykusu boyunca üç ila beş kez ereksiyon olabilirler ve her bir ereksiyon 25-35 dakika sürebilir.
devamını gör...
viasat history channel
özellikle tarih konulu belgeselleriyle beğendiğim ve son zamanlarda yoğun olarak izlediğim belgesel kanalıdır. merkezi ingiltere olan kanal tarih dışında bilim, sanat, mimari gibi alanlarda da belgeseller yayınlamaktadır.
başkalarının story’sini izlemektense, viasat’ın history’sini izlemek daha keyiflidir. önerilir.
başkalarının story’sini izlemektense, viasat’ın history’sini izlemek daha keyiflidir. önerilir.
devamını gör...
epsilon (yazar)
nickaltını tabii ki ben açacaktım, söz verdiğim gibi. sanırım gireceğim en uzun nickaltı olacak, neler çıkacak ben de bilmiyorum, bakalım ve görelim.
geçenlerde #1265205 bu tanımını görmemle gittim çaldım kapısını. dedim madem iddialısın bu konuda, göster maarifetilerini. "yarın gel, analiz bitmiş olur" dedi. "sanki kan tahlili yapacak, havalara bak" diye içimden geçirmiş olabilirim, yalan yok*. neyse dediği saatte gittim yanına. ben sanıyorum ki birkaç tanımımı okur sonra küçük bir paragraf yazıp başından savar beni. ulan üşenmemiş gitmiş 980 tanımın hepsini okumuş, yetmemiş üzerine araştırma yapıp da gelmiş. o anlattı ben dinledim, beni bu kadar iyi anlamasına hayretler ettim, bol bol da soru sordum tabii. susar mıyım hiç? he bir de çok fazla peki diyormuşum. afedersiniz beyefendi, ay pardon bayım demeliydim*.
ne ararsanız var bunda. hırsızlık, gıcıklık, yalancılık, manyaklık... her şeyden azar azar biriktirmiş kendisinde, öyle diyor. karışık kuruyemiş tadında bir yazar arkadaşımız kendisi. he bir de kesinlikle çoook alçak gönüllü (!). ben hayatımda böyle alçak gönüllü bir insan ne gördüm ne de işittim. kendisini hiç övmez, övülmeyi de sevmez(!). kendisiyle hiç anlaşamadık bu konuda.
şiir defterimi istiyor. "veremem, içinde sadece bir kişinin okumasını istediğim şiirler var" diyorum. dızlarım, çalarım diyor, yahu başıma bela mısın sen diyorum. evet diyor. ya havle...
hayır bir de cimriii. bir paket sigara borcum var. içinden üç dal verirsin artık diyorum, git kendine yeni paket al diyor. iyi be iyi, istemedik cigaranı.
gıcıklığını saymıyorum bile, beni sinir etmek bir numaralı aktiviteleri kendilerinin. ayrı bir haz alıyormuş sanırım. he bir de şiirlerimi ayıla bayıla okuyor. itiraf et epsilon, birçok konuda oldukça iyisin ama şiir konusunda senden daha iyiyim. ki bunu kendin de söyledin, unutmuş değilim. ayrıca bir gün o şiirleri mutlaka okuyacağım, bundan emin olabilirsin.
şimdi goy goy şamatayı bir kenara bırakırsak, kendisinin de dediği gibi ! o epsilon ve işinde gerçekten oldukça iyi. ben ondan küçük birkaç cümle beklerken gidip 980 tanımımı okuyup üzerine düşünüp, araştırma yapmış. bu yaptıkları yetmemiş olacak ki yaptığı çıkarımları böyle laps! diye yüzüme vurmak yerine sohbetin hiç beklemediğim yerlerinde ağır birer tokat gibi yapıştırdı suratıma. çoğu cümlelesinde "nasıl ya?, sen nasıl bilebilirsin bunları?" düşüncesi ile donup kaldım. uzun uzun da sorguladım cümlelerini. o kadar sohbetimiz arasında sadece 3 falso verdi. üç küçük ayrıntı. bu azımsanamayacak kadar iyi bir oran.
aslında çoğu dediğini adım kadar iyi biliyordum, bunu kendisi de çok iyi biliyor, eminim. kimi söyledikleri kendime itiraf edemediklerim kimi ise bilmemezlikten geldiklerimdi. başka birinden duymam lazımdı belki de bilmiyorum. ama bildiğim bir şey varsa o da bir insan yazdıklarımı okuyarak beni ancak bu kadar iyi anlayabileceği. şiirlerimde gizlediğim ayrıntıları bile fark edip, üzerlerinde düşünmüş. bu bile ona teşekkür etmem için başlı başına bir sebep. çünkü bazıları o ayrıntıları fark edemeyecek kadar* mal. söylediği üç şey aklımdan çıkmıyor bir türlü, nasıl anlamış onları hiçbir fikrim yok. şiirler yazmasam neler olacağını, neden sigara içtiğimi, neden şiir yazdığımı anlayacak kadar derinlere inmiş. hem de oldukça kısa sürede. 980 parçalık bir puzzle misali almış birleştirmiş tanımlarımı. ortaya çıkan manzarayı da detay detay incelemiş. he bir de analizi bitmemiş daha. sanırım 1000 parçaya tamamlayacak, ne yalan söyleyeyim işime gelir*. her şey için teşekkür ederim bayım. dediğin gibi işinde azımsanmayacak kadar iyisin. bazı cümlelerin hala aklımda ve anlaşılan uzun bir süre daha öyle olacak. o şiirler okunacak, bazıları ise yazılacak. borcum borç, o sigara da alınacak ama bulutlar olduğu yerde kalacak*. sen iddialıysan, en az ben de senin kadar iddialıyım. unutma... ayrıca nasıl kazandığını anlatmadan asla kazanamazsın, durum berabere.
geçenlerde #1265205 bu tanımını görmemle gittim çaldım kapısını. dedim madem iddialısın bu konuda, göster maarifetilerini. "yarın gel, analiz bitmiş olur" dedi. "sanki kan tahlili yapacak, havalara bak" diye içimden geçirmiş olabilirim, yalan yok*. neyse dediği saatte gittim yanına. ben sanıyorum ki birkaç tanımımı okur sonra küçük bir paragraf yazıp başından savar beni. ulan üşenmemiş gitmiş 980 tanımın hepsini okumuş, yetmemiş üzerine araştırma yapıp da gelmiş. o anlattı ben dinledim, beni bu kadar iyi anlamasına hayretler ettim, bol bol da soru sordum tabii. susar mıyım hiç? he bir de çok fazla peki diyormuşum. afedersiniz beyefendi, ay pardon bayım demeliydim*.
ne ararsanız var bunda. hırsızlık, gıcıklık, yalancılık, manyaklık... her şeyden azar azar biriktirmiş kendisinde, öyle diyor. karışık kuruyemiş tadında bir yazar arkadaşımız kendisi. he bir de kesinlikle çoook alçak gönüllü (!). ben hayatımda böyle alçak gönüllü bir insan ne gördüm ne de işittim. kendisini hiç övmez, övülmeyi de sevmez(!). kendisiyle hiç anlaşamadık bu konuda.
şiir defterimi istiyor. "veremem, içinde sadece bir kişinin okumasını istediğim şiirler var" diyorum. dızlarım, çalarım diyor, yahu başıma bela mısın sen diyorum. evet diyor. ya havle...
hayır bir de cimriii. bir paket sigara borcum var. içinden üç dal verirsin artık diyorum, git kendine yeni paket al diyor. iyi be iyi, istemedik cigaranı.
gıcıklığını saymıyorum bile, beni sinir etmek bir numaralı aktiviteleri kendilerinin. ayrı bir haz alıyormuş sanırım. he bir de şiirlerimi ayıla bayıla okuyor. itiraf et epsilon, birçok konuda oldukça iyisin ama şiir konusunda senden daha iyiyim. ki bunu kendin de söyledin, unutmuş değilim. ayrıca bir gün o şiirleri mutlaka okuyacağım, bundan emin olabilirsin.
şimdi goy goy şamatayı bir kenara bırakırsak, kendisinin de dediği gibi ! o epsilon ve işinde gerçekten oldukça iyi. ben ondan küçük birkaç cümle beklerken gidip 980 tanımımı okuyup üzerine düşünüp, araştırma yapmış. bu yaptıkları yetmemiş olacak ki yaptığı çıkarımları böyle laps! diye yüzüme vurmak yerine sohbetin hiç beklemediğim yerlerinde ağır birer tokat gibi yapıştırdı suratıma. çoğu cümlelesinde "nasıl ya?, sen nasıl bilebilirsin bunları?" düşüncesi ile donup kaldım. uzun uzun da sorguladım cümlelerini. o kadar sohbetimiz arasında sadece 3 falso verdi. üç küçük ayrıntı. bu azımsanamayacak kadar iyi bir oran.
aslında çoğu dediğini adım kadar iyi biliyordum, bunu kendisi de çok iyi biliyor, eminim. kimi söyledikleri kendime itiraf edemediklerim kimi ise bilmemezlikten geldiklerimdi. başka birinden duymam lazımdı belki de bilmiyorum. ama bildiğim bir şey varsa o da bir insan yazdıklarımı okuyarak beni ancak bu kadar iyi anlayabileceği. şiirlerimde gizlediğim ayrıntıları bile fark edip, üzerlerinde düşünmüş. bu bile ona teşekkür etmem için başlı başına bir sebep. çünkü bazıları o ayrıntıları fark edemeyecek kadar* mal. söylediği üç şey aklımdan çıkmıyor bir türlü, nasıl anlamış onları hiçbir fikrim yok. şiirler yazmasam neler olacağını, neden sigara içtiğimi, neden şiir yazdığımı anlayacak kadar derinlere inmiş. hem de oldukça kısa sürede. 980 parçalık bir puzzle misali almış birleştirmiş tanımlarımı. ortaya çıkan manzarayı da detay detay incelemiş. he bir de analizi bitmemiş daha. sanırım 1000 parçaya tamamlayacak, ne yalan söyleyeyim işime gelir*. her şey için teşekkür ederim bayım. dediğin gibi işinde azımsanmayacak kadar iyisin. bazı cümlelerin hala aklımda ve anlaşılan uzun bir süre daha öyle olacak. o şiirler okunacak, bazıları ise yazılacak. borcum borç, o sigara da alınacak ama bulutlar olduğu yerde kalacak*. sen iddialıysan, en az ben de senin kadar iddialıyım. unutma... ayrıca nasıl kazandığını anlatmadan asla kazanamazsın, durum berabere.
devamını gör...
herkese koşarken kendine geç kalmak
kendine yaptığın en büyük haksızlıktır. bir zamanlar bende böyleydim ama akıllandım artık. hayatımda iyi insanları tutuyorum ve onlar için koşarım. ama ilk olarak kendim iyi olmalıyım. psikolojik, düşüncesel, duygusal ve fizyolojik olarak.
devamını gör...
erkek olmak bu kadar zor olmalı mı sorunsalı
öncelikli olarak, asla duygularınızı belli edemezsiniz. çünkü ederseniz, toplum size "daha az" erkek gözüyle bakar.
tüm ağır işlerde siz çalışırsınız.
askere siz gidersiniz. israil hariç. israil gal gadot'u bile askere almış. allahsız israil.
iş kazasında ölenlerin %90 gibi büyük bir oranı erkeklerdir.
aileyi geçindirmek sizin görevinizdir.
eğer eşiniz sizden ayrılırsa, nafaka ödersiniz. çocuğunuz olmasa bile.
evsiz insanların yine büyük bir kısmı erkeklerdir.
toplumun her zaman bir "errrrrkek" olarak sizden beklentisi vardır.
bu başlık, kadın olmak bu kadar zor olmalı mı sorunsalına ithafen açılmıştır.
tüm ağır işlerde siz çalışırsınız.
askere siz gidersiniz. israil hariç. israil gal gadot'u bile askere almış. allahsız israil.
iş kazasında ölenlerin %90 gibi büyük bir oranı erkeklerdir.
aileyi geçindirmek sizin görevinizdir.
eğer eşiniz sizden ayrılırsa, nafaka ödersiniz. çocuğunuz olmasa bile.
evsiz insanların yine büyük bir kısmı erkeklerdir.
toplumun her zaman bir "errrrrkek" olarak sizden beklentisi vardır.
bu başlık, kadın olmak bu kadar zor olmalı mı sorunsalına ithafen açılmıştır.
devamını gör...
üniversiteden sonra aile evinde kalmaya devam eden tip
naapsin ağaçta mi yaşasın. diplomayı aldığın gün maaş mi bagliyorlar?
devamını gör...
kitap sayfalarını ayraç niyetine katlayan insan
yahu kardeşim hiçbir şey yoksa, git arasına peçete koy ayraç niyetine. kitaplar normal okuyasın diye var, canına okuyasın diye değil. valla ben katlasam içim sızlar.
devamını gör...
koku hafızası
duygusal yönü güçlüdür çünkü hafızaya daha spesifik ve belirgin veriler sunar. aniden duyumsadığımız bir koku bizi seneler önceki hatıralarımıza doğru güzel ya da acı bir yolculuğa çıkarabilir. kokuyla özdeşleşen hisler, hafızada diğer duyularla işlenen anılara göre oldukça yüksek bir yoğunluğa sahiptir. işte buna, yani kokuların anılarımızı yeniden canlandırabilmesine proust fenomeni adı verilir.
marcel proust 9 yaşındayken astım hastalığı yüzünden ailesi tarafından illiers şehrine gönderilir. burada annesinin onun için yapmış olduğu kurabiyeleri yerken, kurabiyelerin kokusu kendisine büyüleyici bir haz verir. yıllar sonra proust tesadüfen bu kokuyu yeniden duyduğunda çocukluk günlerinin o anlarına dair her ayrıntıyı anımsadığını fark eder. bu kokuya bağlı anılarını deşen proust, yine bu anılardan aldığı ilhamla 3 bin sayfalık kayıp zamanın izinde adlı romanını yazar. proust, kaleminin gücünü kokuyla anıları arasındaki etkileşimi çözme yeteneğine bağlamıştır. koku ve uzak hatıraların hafızayla ilişkisi de proust’a ithafen proust fenomeni olarak anılmaya başlanır.
marcel proust 9 yaşındayken astım hastalığı yüzünden ailesi tarafından illiers şehrine gönderilir. burada annesinin onun için yapmış olduğu kurabiyeleri yerken, kurabiyelerin kokusu kendisine büyüleyici bir haz verir. yıllar sonra proust tesadüfen bu kokuyu yeniden duyduğunda çocukluk günlerinin o anlarına dair her ayrıntıyı anımsadığını fark eder. bu kokuya bağlı anılarını deşen proust, yine bu anılardan aldığı ilhamla 3 bin sayfalık kayıp zamanın izinde adlı romanını yazar. proust, kaleminin gücünü kokuyla anıları arasındaki etkileşimi çözme yeteneğine bağlamıştır. koku ve uzak hatıraların hafızayla ilişkisi de proust’a ithafen proust fenomeni olarak anılmaya başlanır.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
yayını aksatmadan dinlemeye devam ederek, maksimum iki hafta içerisinde verem olup sanatoryumdan bildirmeye devam edeceğimi düşündüğüm yayın...
devamını gör...
fotoğrafın hikayesi
1952 tarihli fotoğraf kore savaşında çekilmiş, frank praytor adlı bir asker ve bir yavru kediye ait.
praytor, miss hap adını verdiği kediye damlalıkla, sulandırılmış süt verirken görülüyor fotoğrafta. "hap" ingilizcede tesadüf, rastlantı gibi anlamlara geliyor. praytor'a göre kedi son derece yanlış zamanda yanlış bir yerde doğmuştu ve bu nedenle de ona bu adı uygun gördü: "bayan tesadüf"
miss hap'in annesi savaş sırasında insan şiddetinden nasibini alarak ölen şanssız hayvanlardan biriydi. 1 kardeşi daha vardı. o da şanssız çıkmış ve kendisine bakan başka bir asker tarafından, askerin uykusunda üzerine doğru yuvarlanmasıyla ölmüştü. böylece aileden geriye kalan tek tatlı yaratık miss hap olmuştu.
praytor minik kediyi fotoğrafta da gördüğümüz gibi bir müddet sütle besledikten sonra, biraz daha büyüdüğünde savaşta askerlere dağıtılan konserve etten kendi payına düşenlerle beslemeye başlamıştı.
praytor evine, yani amerika'ya dönerken miss hap orada kaldı ve oradaki resmî bir kurumun maskotu haline geldi.
elbette fotoğraf the new york times da dahil olmak üzere amerikan gazetelerinde boy gösterdi. yıllar sonra kendisiyle yapılan bir röportajda praytor "ülkenin her yerinden, benimle evlenmek isteyen kızlardan mektuplar alıyordum" dedikten sonra eklemiş ve gülmüştü: "hatta birkaç erkekten bile teklif aldım."
praytor 3 yıl sonra tekrar kısa bir süreliğine kore'ye döndüğünde kediyi gayet iyi ve sağlıklı gördüğünü söylemişti.
frank praytor 2018 yılında 90 yaşındayken hayata veda etti.

görselin kaynağı
praytor, miss hap adını verdiği kediye damlalıkla, sulandırılmış süt verirken görülüyor fotoğrafta. "hap" ingilizcede tesadüf, rastlantı gibi anlamlara geliyor. praytor'a göre kedi son derece yanlış zamanda yanlış bir yerde doğmuştu ve bu nedenle de ona bu adı uygun gördü: "bayan tesadüf"
miss hap'in annesi savaş sırasında insan şiddetinden nasibini alarak ölen şanssız hayvanlardan biriydi. 1 kardeşi daha vardı. o da şanssız çıkmış ve kendisine bakan başka bir asker tarafından, askerin uykusunda üzerine doğru yuvarlanmasıyla ölmüştü. böylece aileden geriye kalan tek tatlı yaratık miss hap olmuştu.
praytor minik kediyi fotoğrafta da gördüğümüz gibi bir müddet sütle besledikten sonra, biraz daha büyüdüğünde savaşta askerlere dağıtılan konserve etten kendi payına düşenlerle beslemeye başlamıştı.
praytor evine, yani amerika'ya dönerken miss hap orada kaldı ve oradaki resmî bir kurumun maskotu haline geldi.
elbette fotoğraf the new york times da dahil olmak üzere amerikan gazetelerinde boy gösterdi. yıllar sonra kendisiyle yapılan bir röportajda praytor "ülkenin her yerinden, benimle evlenmek isteyen kızlardan mektuplar alıyordum" dedikten sonra eklemiş ve gülmüştü: "hatta birkaç erkekten bile teklif aldım."
praytor 3 yıl sonra tekrar kısa bir süreliğine kore'ye döndüğünde kediyi gayet iyi ve sağlıklı gördüğünü söylemişti.
frank praytor 2018 yılında 90 yaşındayken hayata veda etti.

görselin kaynağı
devamını gör...
mektup arkadaşları
#hesita ukdesidir
küçükken ne güzeldi yollardik birbirimize mesafeler uzak değildi ama yazardım sonra verirdik eve gidince oku derdik aşırı heyecanlı olurdu sonra oda sana yazardı ne güzeldi be çocukluk.simdi yine istiyorum bir mektup arkadaşım olsun ama cesaret edemiyorum şartlar değişti çünkü heran bir katil sapik çıkabilir karşına.neyse vazgeçtim bu isteğinden tırstım biraz.
küçükken ne güzeldi yollardik birbirimize mesafeler uzak değildi ama yazardım sonra verirdik eve gidince oku derdik aşırı heyecanlı olurdu sonra oda sana yazardı ne güzeldi be çocukluk.simdi yine istiyorum bir mektup arkadaşım olsun ama cesaret edemiyorum şartlar değişti çünkü heran bir katil sapik çıkabilir karşına.neyse vazgeçtim bu isteğinden tırstım biraz.
devamını gör...
kadın yazarların takipçi sayısının çok olması
sırf kadın diye bir yazarı takip etmezseniz ortada sorun kalmaz.
(bkz: meseleleri mesele etmezseniz ortada mesele kalmaz)
(bkz: meseleleri mesele etmezseniz ortada mesele kalmaz)
devamını gör...
tuhaf takıntılar
evden çıkmadan önce acelem olsun ya da olmasın muhakkak bir bardak su içerim çünkü dışarı çıktığım an deli gibi susayacağım gibi hissederim hep..
devamını gör...
evlilik baskısıyla baş etme yöntemleri
direne direne kazanacağız!
bu şekilde bu güne geldim. kimse beni hayallerimi gerçekleştirmekten alıkoyamaz. sadece erteliyor bu baskılar o kadar.
bu şekilde bu güne geldim. kimse beni hayallerimi gerçekleştirmekten alıkoyamaz. sadece erteliyor bu baskılar o kadar.
devamını gör...
kırmamak için kırılmak
fazla empati sonucu kendinden ödün vermek.
devamını gör...
yazarların bugünkü mutluluk sebebi
çikolata yedim evet napim başka yok sebep
devamını gör...
normal sözlük yazı tipi
değişmiştir. güzel olmuştur. elinize sağlık. *
edit: harikasınız, tüm uyumluluk sorunu çözülmüş.
edit: harikasınız, tüm uyumluluk sorunu çözülmüş.
devamını gör...
orkid'in 34 tl olması
pek çok konuda ileriye doğru gideceğimize geriye gittiğimiz için yakında da ped yerine evde hazırladığımız bezler kullanmaya başlarız artık.
devamını gör...
yazarların doğum gününde yaşadığı garip olaylar
birinin hatırlaması...
devamını gör...
kalemtıraş
çok değişik çeşitleri olan klasik bir kırtasiye ürünüdür.
benim en beğendiğim ise masaüstü için olan kalemtıraşlardı.
benim en beğendiğim ise masaüstü için olan kalemtıraşlardı.
devamını gör...