nafaka yatırırken eft kısmına sadaka yazan eski eş
doğru uygulama.
sadaka bedavadır.
şimdi nafakanı ödeyeceksin küçük artist.
sadaka bedavadır.
şimdi nafakanı ödeyeceksin küçük artist.
devamını gör...
ben kadın olsaydım erkekleri
genellikle cümlesini "kesin o..pu olurdum" şeklinde sonlandıran kişiler.
o iş öyle sizin erkek kafanızla düşündüğünüz gibi olsaydı, hepimiz öyle olurduk zaten. siz hormonlarınızla düşündüğünüz için kadın olunca da öyle düşüneceğinizi sanıyorsunuz. *
o iş öyle sizin erkek kafanızla düşündüğünüz gibi olsaydı, hepimiz öyle olurduk zaten. siz hormonlarınızla düşündüğünüz için kadın olunca da öyle düşüneceğinizi sanıyorsunuz. *
devamını gör...
polaroid fotograf makinesi
eskiden genellikle gezi amaçlı sık gidilen bölgelerde, seyyar fotoğrafçılık yapan kişilerin kullandığı fotoğraf makinesi idi. cüzi bir ücret ile 3 dakika da anı fotoğrafınız elinizde olurdu. klik esinden sonra çıkan kağıt uzun bir süre sallanarak soğutulur ve görüntü netleşirdi.
günümüzde hobi amaçlı kullanım için üretilmiş, ancak günümüz fotoğraf anlayışı ile örtüşmediği için pek tercih edilmemektedir.
günümüzde hobi amaçlı kullanım için üretilmiş, ancak günümüz fotoğraf anlayışı ile örtüşmediği için pek tercih edilmemektedir.
devamını gör...
belki üstümüzden bir kuş geçer
bir yüksek sadakat şarkısı. bir döneme damga vuran şarkılardan biridir.
belki üstümüzden bir tır geçer kullanıcı adlı yazara ilham kaynağı olmuştur. *
belki üstümüzden bir tır geçer kullanıcı adlı yazara ilham kaynağı olmuştur. *
devamını gör...
okuduğun kitaptan bir alıntı bırak
günlerden pazartesi. yine vapurun alt kamarasındayım. yine hava karlı. yine istanbul çirkin. istanbul mu? istanbul çirkin şehir. pis şehir. hele yağmurlu günlerinde. başka günler güzel mi, değil; güzel değil. başka günler de köprüsü balgamlıdır. yan sokakları çamurludur, molozludur. geceleri kusmukludur. evler güneşe sırtını çevirmiştir. sokaklar dardır. esnafı gaddardır. zengini lakayttır. insanlar her yerde böyle. yaldızlı karyolalarda çift yatanlar bile tek.
yalnızlık dünyayı doldurmuş. sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. burda her şey bir insanı sevmekle bitiyor.
sait faik, alemdağ’da var bir yılan. s.24
yalnızlık dünyayı doldurmuş. sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. burda her şey bir insanı sevmekle bitiyor.
sait faik, alemdağ’da var bir yılan. s.24
devamını gör...
durduk yere insanı mutlu eden şeyler
telefonda babamla konusurken durduk yere seni çok seviyorum kızım demesi. beni sevdigini bilirim ama agzindan çok duymadigim için mutlu olmuştum.
devamını gör...
güzel hemcinsleri seyretmek
hoşuma giden iş.
yalnız öyle cinsel anlamda çekici bularak seyretmiyorum. güzel olan her şeye bakmayı seviyorum. o yüzden "aman nazar değmesin!" nidaları eşliğinde çaktırmadan keserim, affetmem.
yalnız öyle cinsel anlamda çekici bularak seyretmiyorum. güzel olan her şeye bakmayı seviyorum. o yüzden "aman nazar değmesin!" nidaları eşliğinde çaktırmadan keserim, affetmem.
devamını gör...
ayın karanlık yüzü
dillere yerleşmiş olan fakat aslında biraz yanlış kullanılan bir betimleme. aynı zamanda pink floyd'un bir şarkısının ismi olan "the dark side of the moon" cümlesinin türkçe karşılığı.
dünyadan baktığımızda, ayın göremediğimiz yüzü için kullanılır bu söz. belki doğrudan göremiyor oluşumuzun yahut eski zamanlarda teknolojik olarak oraya gidilmemiş olmasının getirdiği mecazi bir karanlık olma durumudur kastedilen. ancak gerçekte biz göremiyoruz diye o yüz karanlık değildir. bolca güneş alır.
bu nedenle "ayın arka yüzü" demek çok daha doğru bir ifadedir.
dünyadan baktığımızda, ayın göremediğimiz yüzü için kullanılır bu söz. belki doğrudan göremiyor oluşumuzun yahut eski zamanlarda teknolojik olarak oraya gidilmemiş olmasının getirdiği mecazi bir karanlık olma durumudur kastedilen. ancak gerçekte biz göremiyoruz diye o yüz karanlık değildir. bolca güneş alır.
bu nedenle "ayın arka yüzü" demek çok daha doğru bir ifadedir.
devamını gör...
normal sözlük moderasyonunun görevini düzgün yapmaması
katılmadığım önerme. ben hiçbir sorun yaşamadım kendileriyle.
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
bin fersahtan duyarım kimle gülüştüğünü,
alnından öz kardeşim öpse ben irkilirim.
değil yalnız ardına kimlerin düştüğünü,
kimlerin rüyasına girdiğini bilirim.
alnından öz kardeşim öpse ben irkilirim.
değil yalnız ardına kimlerin düştüğünü,
kimlerin rüyasına girdiğini bilirim.
devamını gör...
rockabye parçasını bağlama'ya uyarlayan adam
(bkz: ahmet koç) gibi yetenekli bir insan. seviyorum böyle değişik çalışmalar yapan sanatçıları.
ahmet koç'u da dinlemenizi tavsiye ederim.
ahmet koç'u da dinlemenizi tavsiye ederim.
devamını gör...
örnek vatandaş (yazar)
ilk kez birisine nickaltı girmemi sağlamış yazardır. bu ayrıcalığı hak etti.
kendisini okutturmayı başarıyor.
kendisini okutturmayı başarıyor.
devamını gör...
tanrının size verdiği en önemli yetenek
her işten biraz anlama ama hiçbir işi tam yapamama becerisi.
devamını gör...
ikarus
yunan mitolojisinin en acıklı fakat felsefesi derin hikayelerinden biri birazdan anlatacaklarım.
girit kralı minos tahta geçince poseidon’a yalvarıp kendisine kraliyetinin sembolü olarak kar beyazı bir boğa göndermesini, bunu da tanrısına adayacağını söyler. istediği gibi bir boğa gelir fakat minos boğanın güzelliğine dayanamayıp kurban etmekten vazgeçer. bu hikayede gökten koç inmiyor ne yazık ki. tanrı poseidon, minos’un cüretkarlığına çok kızıp unutamayacağı bir ceza planlar. minos’un karısı pasiphaë’yi beyaz boğaya aşık eder. kraliçe pasiphaë, dönemin usta zanaatkarlarından daedalus efendiyi çağırtıp meramını anlatır, “bana tahtadan bir boğa yap ki beyaz boğayı kandırayım, benimle birlikte olabilsin” der. daedalus kraliçenin isteğini gerçekleştirir, boğayla kraliçenin bir çocuğu olur, fakat tövbestağfurullah ecinni gibi bir şey çıkar ortaya. insan desen insan değil, boğa desen boğa değil, “ee ad vericez ki lan buna” diye düşündüren bir şey çıkmıştır ortaya. şehrin zekilerinden biri çıkıp “beyler biz minoslu değil miyiz (minoan civilization)? burası minos şehri değil mi? e şehrin adını verelim gitsin, minoslu boğa diyelim, ne diyonuz?” diye sorar. ahali tabi alkış kıyamet, fikri çok beğenir, minos ve taurus kelimelerini harmanlayıp minotaur ismini üretirler.
bu sırada kraliçe pasiphaë yavrusunu besler, büyütür, fakat hayvan (?!) büyüdükçe insani duygulardan yoksun olduğunu görür. merhamet duygusu yoktur. öldürme güdüsü baskındır. garip de bir yaratık olduğu için neyle besleyeceklerini de bilemezler, açlıktan iyice gözü dönen minotaur insan öldürüp kendine ziyafet çekmeye başlar (otçul boğayı da insan yiyen canavara çevirmeleri ilginç bir detay olmuş). kral minos, karısı kraliçe için tahta boğayı yapan adamı çağırtır, “bu belayı başımıza sen açtın, sen temizleyeceksin. şu yaratığı hapsedebileceğimiz bir hapishane yap” der, peşine de “yıkıl karşımdan” diye ekler. daedalus ve oğlu ikarus bir labirent yapar, minotaur da bu labirentin merkezinde hapis tutulur der efsane. hatta derler ki, daedalus o kadar mükemmel bir labirent yapmış ki neredeyse kendisi bile içerde yolunu kaybedecekmiş.
tam “işler bitti, hadi biz ödemeyi alıp yolumuza gidelim sayın kralım” diyecekken minos “bi’ dakka durun bakalım. bu labirentin varlığından haberdar olan, girişini çıkışını bilen, dahası içinde kraliçenin bizzat kendi doğurduğu boğa adamın varlığını bilen sadece siz varsınız. bu bilgilerle sizi salamam. muhafızlar! kapatın bunları kuleye” der ve baba oğulu kuleye hapsettirir.
daedalus bakar ki kral minos’un ordusu gün geçtikçe daha da büyüyor, kral da daha sert davranmaya başlamış; “bize karadan kaçış yok” diyerek gözünü denize dikmiş. bakmış ki donanma da o biçim, ondan da vazgeçmiş. umudunu kaybetmek üzereyken kulenin tepesine gelip giden kuşları fark etmiş. kuşların tüylerini balmumuyla tahta bir iskelete tutturarak kanat yapan daedalus, bir çiftini oğluna verir diğer çifti kendi alır. uçmadan önce oğlunu sıkı sıkıya tembihler, “ey oğul” der. “sakın denize çok yakın uçma, kanatlarındaki tüyler ıslanır, boğulursun”. baba ya bu, nasihatlere devam eder. yine “ey oğul” der. “güneşe de çok yakın uçma, kanatların erir, çakılırsın”. ikarus tabi uçan ilk insan olacak, gencecik çocuk, heyecandan yerinde duramıyor. “he baba he” deyip babasıyla birlikte kulenin penceresinden bırakır kendini boşluğa.
piyuuuu… hezarfen uçmazdan yıllaaar yıllar önce ikarus uçmuş. o kadar uçmuş ki, sanki yıllardır uçuyormuş gibiymiş. kuşlarla yarışa tutuşmuş, bir yukarı bir aşağı dala çıka uçmaya başlamış. kendini özgürlüğün büyüsüne o kadar kaptırmış ki yükseldikçe yükselmiş. “bir fani bu kadar yükselerek bana nasıl saygısızlık edebilir” diyerek küplere binen güneş tanrısı helios, yakıvermiş ikarus’un kanatlarını. tüylerini bir arada tutan balmumu eriyince olanca hızıyla suya çakılmış, oracıkta boğularak can vermis ikarus. o günden sonra ikaria adasına ve çevreleyen denize ikarus’un ismini vermişler.
şimdi gelelim hikayenin ana fikrine. çok yüksekten uçmak (kendine çok güvenmek) ve çok alçaktan uçmak (fazla uysal olmak), ikisi de tehlikelidir. ikarus, korkularımızın (en azından bir kısmının) sezgisel olduğunu ve yeterli cesaretle üstesinden gelinebileceğini temsil eder. yüksekten, ya da düşmekten korkmanın yerine bugün konfor alanından çıkıp riskli bir girişimde bulunmayı da koyabiliriz (parayı dolara yatırmak gibi, borsaya girmek gibi, “ben bu işi başarırım ya ne var ki” gibi).
“limitlerimizin farkında olmak” sonucu da çıkartılabilir. ölçülü olmak, yerine göre davranmak falan gibi şeyler. mesela rains of castamere şarkısında der ki “and who are you, the proud lord said, that i must bow so low? (peki siz kimsiniz ki, dedi gururlu lord, ben önünde yerlere kadar eğileceğim?)”, bence anlatmak istediğimi çok güzel anlatıyor. saygıyı elden bırakmadan dişlerini gösteren lannister lordunun gözünden bu “kendini ezdirmemek ama çizgiyi de aşmamak” düsturunu ben görebiliyorum yani, umarım size de görünür. zorlarsak belki büyüklere, yaşlılara, tecrübelilere vs saygı, hürmet falan gibi sonuçlar da çıkarılabilir (ama hiç benim çıkartacağım sonuç değil heheh).
son olarak bahsetmezsem çarpılırım dediğim bir konu var. eskiden sakin diye bir grup vardı, bu konu üzerine bir şarkıları var.
ikarus’un (eğer başarsaydı) güneşe ulaşan ilk ölümlü olması üzerine bir şarkı. “birden susarsa bütün yenilgiler // tekil hayatlar da bir gün devrim yapar ya” der, sanki o istediğin hedefe ulaşınca geçmişteki bütün yenilgilerin kaybolacağını, hayatının ihtilalini gerçekleştireceğini, zincirlerini kıracağını söyler.
ya da ben çok fazla anlam yüklüyorum. bilemedim.
bruegel'in landscape with the fall of icarus isimli tablosunda mesela ikarus'un düştüğünü sağ altta görebilirsiniz.
ya da daha modern çalışmalarda şu şekilde de resmedildiği oluyormuş.
ya da böyle
girit kralı minos tahta geçince poseidon’a yalvarıp kendisine kraliyetinin sembolü olarak kar beyazı bir boğa göndermesini, bunu da tanrısına adayacağını söyler. istediği gibi bir boğa gelir fakat minos boğanın güzelliğine dayanamayıp kurban etmekten vazgeçer. bu hikayede gökten koç inmiyor ne yazık ki. tanrı poseidon, minos’un cüretkarlığına çok kızıp unutamayacağı bir ceza planlar. minos’un karısı pasiphaë’yi beyaz boğaya aşık eder. kraliçe pasiphaë, dönemin usta zanaatkarlarından daedalus efendiyi çağırtıp meramını anlatır, “bana tahtadan bir boğa yap ki beyaz boğayı kandırayım, benimle birlikte olabilsin” der. daedalus kraliçenin isteğini gerçekleştirir, boğayla kraliçenin bir çocuğu olur, fakat tövbestağfurullah ecinni gibi bir şey çıkar ortaya. insan desen insan değil, boğa desen boğa değil, “ee ad vericez ki lan buna” diye düşündüren bir şey çıkmıştır ortaya. şehrin zekilerinden biri çıkıp “beyler biz minoslu değil miyiz (minoan civilization)? burası minos şehri değil mi? e şehrin adını verelim gitsin, minoslu boğa diyelim, ne diyonuz?” diye sorar. ahali tabi alkış kıyamet, fikri çok beğenir, minos ve taurus kelimelerini harmanlayıp minotaur ismini üretirler.
bu sırada kraliçe pasiphaë yavrusunu besler, büyütür, fakat hayvan (?!) büyüdükçe insani duygulardan yoksun olduğunu görür. merhamet duygusu yoktur. öldürme güdüsü baskındır. garip de bir yaratık olduğu için neyle besleyeceklerini de bilemezler, açlıktan iyice gözü dönen minotaur insan öldürüp kendine ziyafet çekmeye başlar (otçul boğayı da insan yiyen canavara çevirmeleri ilginç bir detay olmuş). kral minos, karısı kraliçe için tahta boğayı yapan adamı çağırtır, “bu belayı başımıza sen açtın, sen temizleyeceksin. şu yaratığı hapsedebileceğimiz bir hapishane yap” der, peşine de “yıkıl karşımdan” diye ekler. daedalus ve oğlu ikarus bir labirent yapar, minotaur da bu labirentin merkezinde hapis tutulur der efsane. hatta derler ki, daedalus o kadar mükemmel bir labirent yapmış ki neredeyse kendisi bile içerde yolunu kaybedecekmiş.
tam “işler bitti, hadi biz ödemeyi alıp yolumuza gidelim sayın kralım” diyecekken minos “bi’ dakka durun bakalım. bu labirentin varlığından haberdar olan, girişini çıkışını bilen, dahası içinde kraliçenin bizzat kendi doğurduğu boğa adamın varlığını bilen sadece siz varsınız. bu bilgilerle sizi salamam. muhafızlar! kapatın bunları kuleye” der ve baba oğulu kuleye hapsettirir.
daedalus bakar ki kral minos’un ordusu gün geçtikçe daha da büyüyor, kral da daha sert davranmaya başlamış; “bize karadan kaçış yok” diyerek gözünü denize dikmiş. bakmış ki donanma da o biçim, ondan da vazgeçmiş. umudunu kaybetmek üzereyken kulenin tepesine gelip giden kuşları fark etmiş. kuşların tüylerini balmumuyla tahta bir iskelete tutturarak kanat yapan daedalus, bir çiftini oğluna verir diğer çifti kendi alır. uçmadan önce oğlunu sıkı sıkıya tembihler, “ey oğul” der. “sakın denize çok yakın uçma, kanatlarındaki tüyler ıslanır, boğulursun”. baba ya bu, nasihatlere devam eder. yine “ey oğul” der. “güneşe de çok yakın uçma, kanatların erir, çakılırsın”. ikarus tabi uçan ilk insan olacak, gencecik çocuk, heyecandan yerinde duramıyor. “he baba he” deyip babasıyla birlikte kulenin penceresinden bırakır kendini boşluğa.
piyuuuu… hezarfen uçmazdan yıllaaar yıllar önce ikarus uçmuş. o kadar uçmuş ki, sanki yıllardır uçuyormuş gibiymiş. kuşlarla yarışa tutuşmuş, bir yukarı bir aşağı dala çıka uçmaya başlamış. kendini özgürlüğün büyüsüne o kadar kaptırmış ki yükseldikçe yükselmiş. “bir fani bu kadar yükselerek bana nasıl saygısızlık edebilir” diyerek küplere binen güneş tanrısı helios, yakıvermiş ikarus’un kanatlarını. tüylerini bir arada tutan balmumu eriyince olanca hızıyla suya çakılmış, oracıkta boğularak can vermis ikarus. o günden sonra ikaria adasına ve çevreleyen denize ikarus’un ismini vermişler.
şimdi gelelim hikayenin ana fikrine. çok yüksekten uçmak (kendine çok güvenmek) ve çok alçaktan uçmak (fazla uysal olmak), ikisi de tehlikelidir. ikarus, korkularımızın (en azından bir kısmının) sezgisel olduğunu ve yeterli cesaretle üstesinden gelinebileceğini temsil eder. yüksekten, ya da düşmekten korkmanın yerine bugün konfor alanından çıkıp riskli bir girişimde bulunmayı da koyabiliriz (parayı dolara yatırmak gibi, borsaya girmek gibi, “ben bu işi başarırım ya ne var ki” gibi).
“limitlerimizin farkında olmak” sonucu da çıkartılabilir. ölçülü olmak, yerine göre davranmak falan gibi şeyler. mesela rains of castamere şarkısında der ki “and who are you, the proud lord said, that i must bow so low? (peki siz kimsiniz ki, dedi gururlu lord, ben önünde yerlere kadar eğileceğim?)”, bence anlatmak istediğimi çok güzel anlatıyor. saygıyı elden bırakmadan dişlerini gösteren lannister lordunun gözünden bu “kendini ezdirmemek ama çizgiyi de aşmamak” düsturunu ben görebiliyorum yani, umarım size de görünür. zorlarsak belki büyüklere, yaşlılara, tecrübelilere vs saygı, hürmet falan gibi sonuçlar da çıkarılabilir (ama hiç benim çıkartacağım sonuç değil heheh).
son olarak bahsetmezsem çarpılırım dediğim bir konu var. eskiden sakin diye bir grup vardı, bu konu üzerine bir şarkıları var.
ikarus’un (eğer başarsaydı) güneşe ulaşan ilk ölümlü olması üzerine bir şarkı. “birden susarsa bütün yenilgiler // tekil hayatlar da bir gün devrim yapar ya” der, sanki o istediğin hedefe ulaşınca geçmişteki bütün yenilgilerin kaybolacağını, hayatının ihtilalini gerçekleştireceğini, zincirlerini kıracağını söyler.
ya da ben çok fazla anlam yüklüyorum. bilemedim.
bruegel'in landscape with the fall of icarus isimli tablosunda mesela ikarus'un düştüğünü sağ altta görebilirsiniz.
ya da daha modern çalışmalarda şu şekilde de resmedildiği oluyormuş.
ya da böyle
devamını gör...
yılanların öcü
fakir baykurt 'un 1954 yılında yazdığı karakterler ve olaylar köyü, köylüyü anlatsa da türkiye gerçeklerinin romanı. su gibi aktı okurken, hem de hiç bilmediğim köyün dilini bile yadsımadan aktı.
yeri geldi gülümsediğimi fark ettim, yeri geldi dişlerimi sıka sıka okudum, dişlerimi, hatta yumruklarımı sıktığım zaman daha fazlaydı. parayı, gücü eline geçirmiş olan muhtarlarla dolu bir dünyada yaşıyoruz. bu muhtarlar, parası var aklı yok haceli'lerle, aklı var parası yok ırazca'larla, bayram'larla menfaatine göre oyuncak gibi oynar. yaşamlarını alt-üst eder. ırazca hem akıllı hem onurlu ırazca... yaşlıyım demez dimdik durur haksızlığın karşısına fakat en sonunda o da aklını kaybeder.
dediğim gibi son derece akıcı bir dille yazılmış fakat şimdi soruyorum kendime, nereye aktı! aktı da gitmedi sanki, kalbimin ortasına oturdu kaldı.
bir kaç alıntı da bırakayım.
yılanlar yılanken sizin gibi alçakların hakaretine dayanamadı da, siz insan olduğunuz halde bunca hakarete, bunca zulme, zillete nasıl dayanıyorsunuz behey, heheeeey...
ah el kapıları, ah!.. kapansın el kapıları!.. yakacaksın ki kapansın... başkaları da açılmasın namussuz dünyada! yokluklar yok olsun. yok olsun yoksulluklar! ille de kulun kula kulluğu kalksın!
öyle oyunlara geldik ki biz!.. biz hiçbir numarayı kolay kolay yutmayız artık! çiğdik, piştik... kördük, açıldık... uyuttulardı, uyandık!
gece bile olsa...
düşün yollara! yollara!..
yeri geldi gülümsediğimi fark ettim, yeri geldi dişlerimi sıka sıka okudum, dişlerimi, hatta yumruklarımı sıktığım zaman daha fazlaydı. parayı, gücü eline geçirmiş olan muhtarlarla dolu bir dünyada yaşıyoruz. bu muhtarlar, parası var aklı yok haceli'lerle, aklı var parası yok ırazca'larla, bayram'larla menfaatine göre oyuncak gibi oynar. yaşamlarını alt-üst eder. ırazca hem akıllı hem onurlu ırazca... yaşlıyım demez dimdik durur haksızlığın karşısına fakat en sonunda o da aklını kaybeder.
dediğim gibi son derece akıcı bir dille yazılmış fakat şimdi soruyorum kendime, nereye aktı! aktı da gitmedi sanki, kalbimin ortasına oturdu kaldı.
bir kaç alıntı da bırakayım.
yılanlar yılanken sizin gibi alçakların hakaretine dayanamadı da, siz insan olduğunuz halde bunca hakarete, bunca zulme, zillete nasıl dayanıyorsunuz behey, heheeeey...
ah el kapıları, ah!.. kapansın el kapıları!.. yakacaksın ki kapansın... başkaları da açılmasın namussuz dünyada! yokluklar yok olsun. yok olsun yoksulluklar! ille de kulun kula kulluğu kalksın!
öyle oyunlara geldik ki biz!.. biz hiçbir numarayı kolay kolay yutmayız artık! çiğdik, piştik... kördük, açıldık... uyuttulardı, uyandık!
gece bile olsa...
düşün yollara! yollara!..
devamını gör...
hanım dilendi bey beğendi
tığ işi örgü modelidir.
"yokluk zamanlarında fazlaca ip bulamayan kadınların komşularından istediği iplerle ördüğü kazağı akşam eve gelen adamın beğenmesini anlatıyormuş."
"yokluk zamanlarında fazlaca ip bulamayan kadınların komşularından istediği iplerle ördüğü kazağı akşam eve gelen adamın beğenmesini anlatıyormuş."
devamını gör...
bir erkeğin en tehlikeli cümlesi
(bkz: sadece uyuyacağız)
(bkz: o benim en yakın kankam)
(bkz: olay bildiğin gibi değil neriman)
(bkz: işten arkadaşım o benim ya)
(bkz: o benim en yakın kankam)
(bkz: olay bildiğin gibi değil neriman)
(bkz: işten arkadaşım o benim ya)
devamını gör...
lucifer nickli tecavüz fantezisi olan yazar
ben de uçurulmasını istiyorum, dilerim kısa zamanda uçurulur. engelledim zaten o gereksiz kişiyi.
devamını gör...

