intiharların yüzde 90'ının nedeni ekonomik değil eşle yaşanan sorun
ekonomi iyi olsa eşle sorun yaşamazdı zaten.
devamını gör...
yazarların bugünkü mutluluk sebebi
ödev yok.
devamını gör...
herkes mahlasına yakışanı yapsın
ya ben buralara yabancıyım. birileri yardım edebilir mi bana. yeni geldim de
evet rakıyı da bırakıcam. bak söz veriyorum bırakacağım
evet rakıyı da bırakıcam. bak söz veriyorum bırakacağım
devamını gör...
küfür etkisi yaratan ama küfür olmayan sözler
devamını gör...
wassily kandinsky
vasili kandinski veyahut wassily kandinsky, 1866-1944 yılları arasında yaşamış rus bir ressamdı. özellikle ilk cümlede nasıl bir ressam olduğunu hızlıca yazıp geçmek istemiyorum zira kendisi soyut sanatın ilk temsilcisi, öncüsüdür. aynı zamanda bir sanat kuramcısıydı.
moskova'da dünyaya gelen, hukuk ve ekonomi eğitimi alan kandinsky dünyayı gözlemlemeye henüz öğrenciyken başlamıştı. vologda'ya düzenlenen bir araştırma gezisine katılan sanatçı sonradan gelişecek olan karanlık arka plan üzerine canlı renkler ile çalışma fikrini burada gördüğü boyalı evlerden esinlenmişti. bu gezisinden sonra bir makale de yazan sanatçının üzerindeki etkiyi ilk dönem resimlerinde de izlemek mümkündü. mezuniyeti sonrası hukuk ve ekonomi alanlarında dersler veren ressam birkaç yıl sonra ziyaret ettiği bir fransız empresyonist sergisi ardından ders vermekten vazgeçerek münih'e gitti.
burada belli ressamlardan ve güzel sanatlar akademisi'nden eğitim alan kandinsky 1904-1908 yılları arasında avrupa'yı gezdi. kandsky'nin sanatı aslında hayatı ile birlikte şekil alıyordu. farklı kaynaklarda yaptığımı okumalara göre sanat akademisine gittiği zaman öğretmeni onun renk paletini fazla açık bulmuştu. bu sebeple o zamanlar daha çok siyah-beyaz spektrumda resimler çıkarmıştı. gabriela munter ile tanışıp avrupa'yı gezdiğinde ve bavyera'ya, almanya'ya geri geldiklerinde buraya yerleşmişlerdi. resimleri, renk uyumsuzlukları içeren manzaralardı. gerçeklik yerini yavaş yavaş imgeselliğe bırakıyordu. savaştan sonra rusya'ya gittiği zaman oranın ideolojik ortamından da etkilendi. eserleri ve bakış açısı, ülkedeki diğer sanatçılar tarafından kabul edilmiyordu. almanya'ya geri dönecekti. burada ilgileneceği sanat bauhaus olacaktı. fakat buradaki kalışı da uzun sürmedi, fransa'ya gitti...
goemetrik şekiller, renk teorileri, form ve biçim anlayışları, imgeselliğin dışavurulması, sembolizmin tesiri vb. pek çok terim söyleyebiliriz sanatçının anlayışı hakkında. fakat kesin olan şey yalnızlaşmasıydı. sanat düşüncesi sebebiyle gittiği yerlerde meslektaşlarının, sanatını tanımamasıydı. fakat o kendi resmini geliştirdikçe geliştirdi. 1944 yılında da paris'te hayatını kaybetti.
kronolojik anlatımı bir kenara bırakırsak sanatçı, özellikle avrupa gezileri sırasında, diğer sanatlar hakkında da araştırmalar yapıyordu. empresyonistleri inceliyordu ve araştırdığı tek şey resimler değildi. bir sanatçı olmasının yanında bir sanat teorisyeniydi de. teosofiye ilgi duydu. etnoloji, doğa bilimi ve müzik gibi ilgi alanları da vardı. görüntü ve ses arasındaki bağlantıları temellendirmeye başladı. eserlerine kompozisyon, doğaçlama gibi müzik terimlerini kullanarak isim veriyordu. aynı zamanda tinsellik, zihinsellik de onun için önemli bir noktaydı.
münih'te 1911 yılında kandinsky, birkaç sanatçı ile birlikte der blaue reiter grubunu kurdu. ismini sanatçının 1903 tarihli bir resminden (mavi süvari) alan grupta bulunan sanatçıların bireysel olarak yaklaşımları farklı olsa da eserleri tinsel gerçeklikleri ifade etmeyi amaçlıyordu. doğa ile kurulan yeni bir ilişki yaratmaya çalıştığını söylüyordu kandinsky. soyut eserler yaratacak ilk sanatçılardan biri oluyordu. 1914'te dünya savaşı ile birlikte grup dağılmıştı. her ne kadar soyut resimden bahsetsek de bu grubun ismi ekspresyonizm, dışavurumculuk ile de anılmaktadır.
1912 yılında kandinsky bir makale yayınladı. ismi ''sanatta zihinselliğe dair'' idi. sanat manevi değerleri betimliyordu, soyuttu. yani eserlerini sadece birer resim olarak değil, sanatın arayışı olarak da görmek gerekiyor. bu soruya hepimizin cevabı farklıdır fakat kandinsky cevabını tarihte bu kadar önemli bir konumda yer alacak şekilde yazmışlarımızdan birisiydi. yukarıda da bahsettiğimiz gibi sanatı, kendisi tarafından temellendirilmiş ve geliştirilmişti.
kaynakça ve daha fazlası: wassilykandinsky.net, vikipedi, wikipedia, sanatinoykusu.com, kitaptansanattan.com, sanat: büyük sanatçılar ve eserleri hakkında bilmeniz gereken her şey, susie hodge, gerçekten bilmeniz gereken 50 sanat fikri, susie hodge
moskova'da dünyaya gelen, hukuk ve ekonomi eğitimi alan kandinsky dünyayı gözlemlemeye henüz öğrenciyken başlamıştı. vologda'ya düzenlenen bir araştırma gezisine katılan sanatçı sonradan gelişecek olan karanlık arka plan üzerine canlı renkler ile çalışma fikrini burada gördüğü boyalı evlerden esinlenmişti. bu gezisinden sonra bir makale de yazan sanatçının üzerindeki etkiyi ilk dönem resimlerinde de izlemek mümkündü. mezuniyeti sonrası hukuk ve ekonomi alanlarında dersler veren ressam birkaç yıl sonra ziyaret ettiği bir fransız empresyonist sergisi ardından ders vermekten vazgeçerek münih'e gitti.
burada belli ressamlardan ve güzel sanatlar akademisi'nden eğitim alan kandinsky 1904-1908 yılları arasında avrupa'yı gezdi. kandsky'nin sanatı aslında hayatı ile birlikte şekil alıyordu. farklı kaynaklarda yaptığımı okumalara göre sanat akademisine gittiği zaman öğretmeni onun renk paletini fazla açık bulmuştu. bu sebeple o zamanlar daha çok siyah-beyaz spektrumda resimler çıkarmıştı. gabriela munter ile tanışıp avrupa'yı gezdiğinde ve bavyera'ya, almanya'ya geri geldiklerinde buraya yerleşmişlerdi. resimleri, renk uyumsuzlukları içeren manzaralardı. gerçeklik yerini yavaş yavaş imgeselliğe bırakıyordu. savaştan sonra rusya'ya gittiği zaman oranın ideolojik ortamından da etkilendi. eserleri ve bakış açısı, ülkedeki diğer sanatçılar tarafından kabul edilmiyordu. almanya'ya geri dönecekti. burada ilgileneceği sanat bauhaus olacaktı. fakat buradaki kalışı da uzun sürmedi, fransa'ya gitti...
goemetrik şekiller, renk teorileri, form ve biçim anlayışları, imgeselliğin dışavurulması, sembolizmin tesiri vb. pek çok terim söyleyebiliriz sanatçının anlayışı hakkında. fakat kesin olan şey yalnızlaşmasıydı. sanat düşüncesi sebebiyle gittiği yerlerde meslektaşlarının, sanatını tanımamasıydı. fakat o kendi resmini geliştirdikçe geliştirdi. 1944 yılında da paris'te hayatını kaybetti.
kronolojik anlatımı bir kenara bırakırsak sanatçı, özellikle avrupa gezileri sırasında, diğer sanatlar hakkında da araştırmalar yapıyordu. empresyonistleri inceliyordu ve araştırdığı tek şey resimler değildi. bir sanatçı olmasının yanında bir sanat teorisyeniydi de. teosofiye ilgi duydu. etnoloji, doğa bilimi ve müzik gibi ilgi alanları da vardı. görüntü ve ses arasındaki bağlantıları temellendirmeye başladı. eserlerine kompozisyon, doğaçlama gibi müzik terimlerini kullanarak isim veriyordu. aynı zamanda tinsellik, zihinsellik de onun için önemli bir noktaydı.
münih'te 1911 yılında kandinsky, birkaç sanatçı ile birlikte der blaue reiter grubunu kurdu. ismini sanatçının 1903 tarihli bir resminden (mavi süvari) alan grupta bulunan sanatçıların bireysel olarak yaklaşımları farklı olsa da eserleri tinsel gerçeklikleri ifade etmeyi amaçlıyordu. doğa ile kurulan yeni bir ilişki yaratmaya çalıştığını söylüyordu kandinsky. soyut eserler yaratacak ilk sanatçılardan biri oluyordu. 1914'te dünya savaşı ile birlikte grup dağılmıştı. her ne kadar soyut resimden bahsetsek de bu grubun ismi ekspresyonizm, dışavurumculuk ile de anılmaktadır.
1912 yılında kandinsky bir makale yayınladı. ismi ''sanatta zihinselliğe dair'' idi. sanat manevi değerleri betimliyordu, soyuttu. yani eserlerini sadece birer resim olarak değil, sanatın arayışı olarak da görmek gerekiyor. bu soruya hepimizin cevabı farklıdır fakat kandinsky cevabını tarihte bu kadar önemli bir konumda yer alacak şekilde yazmışlarımızdan birisiydi. yukarıda da bahsettiğimiz gibi sanatı, kendisi tarafından temellendirilmiş ve geliştirilmişti.
kaynakça ve daha fazlası: wassilykandinsky.net, vikipedi, wikipedia, sanatinoykusu.com, kitaptansanattan.com, sanat: büyük sanatçılar ve eserleri hakkında bilmeniz gereken her şey, susie hodge, gerçekten bilmeniz gereken 50 sanat fikri, susie hodge
devamını gör...
orfeas peridis
kati mou krivis
°
yunan müziğinin imparatorudur fikrimce. slow, duygusal şarkıları yüzünden gecelerimizi uzatsada, çok sevdiğim bir şarkıcıdır. şarkılarını dinlemenizi tavsiye ederim. :)
şarkısını dinlemek için buyrun.
°
yunan müziğinin imparatorudur fikrimce. slow, duygusal şarkıları yüzünden gecelerimizi uzatsada, çok sevdiğim bir şarkıcıdır. şarkılarını dinlemenizi tavsiye ederim. :)
şarkısını dinlemek için buyrun.
devamını gör...
yıldızlı bakınız içinde yıldız olması
ben yıldızlı bakınızı genelde emoji, smiley ya da eften püften başka sebepler için kullanıyorum. ilk defa bir sözlükteyim ve yıldızlı bakınız olayını sevdim. böyle ufak ama sizi acayip mutlu eden hediyeler gibi ama birtakım yazarlar* var ve yıldızlı bakınız içine sadece yıldız "*" koyuyorlar. sözlük jargonunda ne demek oluyor onu da bilmiyorum.* *
devamını gör...
dünya sözlük
herhangi bir organik bağımızın kati surette olmadığı sözlüktür.
bir süredir kullanmış oldukları tema tamamı ile kafa sözlük markasına ait olup, bizlerin izni doğrultusunda dünya sözlük entegrasyonuna 1 yıl kadar süre ile izin verilmiştir.
buradaki ilişki ; dünya sözlük adlı oluşumun kapanmaması için ücret ya da menfaat göz etmeksizin, iyi niyetli bir yaklaşımdan ibarettir.
kafa sözlük yayın hayatına başlayacağı zaman, temanın kafa sözlük haricinde hiçbir platformda kullanımının söz konusu olmadığı kendilerine defaatle tebliğ edildi.
kafa sözlük yayına girdiğinde (7 kasım 2020), hali hazırda 1 senedir kullandıkları dünya sözlük'teki temamızı, konuştuğumuz üzere geri çekmemiz gerektiğini ilettik.
ancak yönetim yeni yazılımın bitmek üzere olduğunu, çok kısa bir süre daha idare etmemizi belirtince son tarihi 31 aralık 2020 olarak belirledik.
an itibarı ile belirlediğimiz gündeyiz. yalnızca teknik konuda da bir desteğimiz olmasına karşın bütün ilişiğimizi bitirmek istemekteyiz.
işbu sebepten dünya sözlük kendi kaderini kendisi tayin etmiştir.
bizlerle bir alakası yoktur.
bir süredir kullanmış oldukları tema tamamı ile kafa sözlük markasına ait olup, bizlerin izni doğrultusunda dünya sözlük entegrasyonuna 1 yıl kadar süre ile izin verilmiştir.
buradaki ilişki ; dünya sözlük adlı oluşumun kapanmaması için ücret ya da menfaat göz etmeksizin, iyi niyetli bir yaklaşımdan ibarettir.
kafa sözlük yayın hayatına başlayacağı zaman, temanın kafa sözlük haricinde hiçbir platformda kullanımının söz konusu olmadığı kendilerine defaatle tebliğ edildi.
kafa sözlük yayına girdiğinde (7 kasım 2020), hali hazırda 1 senedir kullandıkları dünya sözlük'teki temamızı, konuştuğumuz üzere geri çekmemiz gerektiğini ilettik.
ancak yönetim yeni yazılımın bitmek üzere olduğunu, çok kısa bir süre daha idare etmemizi belirtince son tarihi 31 aralık 2020 olarak belirledik.
an itibarı ile belirlediğimiz gündeyiz. yalnızca teknik konuda da bir desteğimiz olmasına karşın bütün ilişiğimizi bitirmek istemekteyiz.
işbu sebepten dünya sözlük kendi kaderini kendisi tayin etmiştir.
bizlerle bir alakası yoktur.
devamını gör...
sarı çiçeğe sorulabilecek alternatif sorular
sordum sarı çiçeğe: polenle çiftleşmek zevkli mi?
çiçek ey dür abazan baba aklın fikrin zekerindedir.
(bkz: anlayacak pek olmasa da tanımladım gitti)
çiçek ey dür abazan baba aklın fikrin zekerindedir.
(bkz: anlayacak pek olmasa da tanımladım gitti)
devamını gör...
felsefe
felsefeci itirafçıdır.
bu ilk elden bir gözlem değil, (bkz: agah aydın)dan duydum ilk kez. sonra düşündüm üzerine. gittikçe daha da oturdu. önce ne demek felsefe biraz onu düşünmek lazım. ondan sonraysa itirafçılığın üzerine düşünürüz.
felsefeci olmak illa çok okumak, çok yazmak ya da akademide olmak değildir. felsefeci olmak en temel haliyle söylersek “ne düşündüğünü düşünen insanın kendi kendini kovalamasıdır.” derim ben. bu tabii ki insan olmanın bir getirisi olduğundan hepimiz zaman zaman felsefe yapıyoruz. fakat her pasta yapan pastacı olamadığına göre her düşünen de felsefeci olamıyor doğal olarak. bunu hayatının en azından bir bölümünde önemli bir noktaya koyup ona göre yaşayan biri olmak gerekir kendine felsefeci diyebilmek için. dolayısıyla bu konulara kafa yoran birinin ‘ben felsefeciyim’ demesi kadar doğal bir şey olamaz. bu kısmı biraz açmış olmamın sebebi “sen kimsin ulen felsefeciyim diyorsun?” sorusuna önceden cevap vermek istememdi.
ikinci kısımda itirafçı olmanın ne demek olduğuna baktığımızda şunu görüyoruz: olayın içerisinden bilgi sızdıran kişi. bu bakımdan yalnızca gözlemci olmaktan da ayrılıp kendisini de işin içine dahil etmek kastediliyor. yani bir sosyolog ya da psikolog gibi dışarıdan gözlem yapmak yerine olayı deneyimleyerek sonuçlara ulaşmak kastediliyor. evet, sahiden felsefeci olmak itirafçılık yapmaktır. hayatın karanlık yönlerini aydınlatmaktır. insanın ne’liğini sorgulamak ve bu konuda itiraflarda bulunmaktır. sizi şaşırtmayan birisi felsefeci olamaz. size sizi itiraf eder felsefeci. ondandır ki felsefeci karşısındakini bilir. beylik laflar etmez öyle, atıp tutmaz. itiraf eder.
kendimce itiraf ediyorum. hayatın, ahlakın, aşkın ne olduğunu çözmeye ve sonra da itiraf etmeye çalışıyorum. niye peki? çünkü anlam arıyorum. itiraf ederken aslında yardım dileniyorum, sürünüyorum ben. tıpkı diğer felseficiler gibi, itiraf ediyorum. annesinden onay almak için ispiyonlayan bir çocuk gibi. hep onun peşindeyiz biz. en büyük itirafımız da bu zaten. onaylanmak istiyoruz biz.
bu ilk elden bir gözlem değil, (bkz: agah aydın)dan duydum ilk kez. sonra düşündüm üzerine. gittikçe daha da oturdu. önce ne demek felsefe biraz onu düşünmek lazım. ondan sonraysa itirafçılığın üzerine düşünürüz.
felsefeci olmak illa çok okumak, çok yazmak ya da akademide olmak değildir. felsefeci olmak en temel haliyle söylersek “ne düşündüğünü düşünen insanın kendi kendini kovalamasıdır.” derim ben. bu tabii ki insan olmanın bir getirisi olduğundan hepimiz zaman zaman felsefe yapıyoruz. fakat her pasta yapan pastacı olamadığına göre her düşünen de felsefeci olamıyor doğal olarak. bunu hayatının en azından bir bölümünde önemli bir noktaya koyup ona göre yaşayan biri olmak gerekir kendine felsefeci diyebilmek için. dolayısıyla bu konulara kafa yoran birinin ‘ben felsefeciyim’ demesi kadar doğal bir şey olamaz. bu kısmı biraz açmış olmamın sebebi “sen kimsin ulen felsefeciyim diyorsun?” sorusuna önceden cevap vermek istememdi.
ikinci kısımda itirafçı olmanın ne demek olduğuna baktığımızda şunu görüyoruz: olayın içerisinden bilgi sızdıran kişi. bu bakımdan yalnızca gözlemci olmaktan da ayrılıp kendisini de işin içine dahil etmek kastediliyor. yani bir sosyolog ya da psikolog gibi dışarıdan gözlem yapmak yerine olayı deneyimleyerek sonuçlara ulaşmak kastediliyor. evet, sahiden felsefeci olmak itirafçılık yapmaktır. hayatın karanlık yönlerini aydınlatmaktır. insanın ne’liğini sorgulamak ve bu konuda itiraflarda bulunmaktır. sizi şaşırtmayan birisi felsefeci olamaz. size sizi itiraf eder felsefeci. ondandır ki felsefeci karşısındakini bilir. beylik laflar etmez öyle, atıp tutmaz. itiraf eder.
kendimce itiraf ediyorum. hayatın, ahlakın, aşkın ne olduğunu çözmeye ve sonra da itiraf etmeye çalışıyorum. niye peki? çünkü anlam arıyorum. itiraf ederken aslında yardım dileniyorum, sürünüyorum ben. tıpkı diğer felseficiler gibi, itiraf ediyorum. annesinden onay almak için ispiyonlayan bir çocuk gibi. hep onun peşindeyiz biz. en büyük itirafımız da bu zaten. onaylanmak istiyoruz biz.
devamını gör...
ihsan hala
bu hafta katarsis'e konuk olmuş ve herkesin sevgisini kazanmış haladır.
ilkokula gittiğinde farketmiş kendindeki değişikliği. süslü bir çocuktum. kıyafetime, giyim tarzıma önem veren biriydim. abilerim,ablalarım vardı ama komşular,etraftaki kişiler beni gördüklerinde "sizin bu oğlan niye bu kadar süslü kiralık mi satılık mı? diye sorarlardı. o zaman annem çok üzülüyordu. çok düşkündüm anneme. beni kızım diye severdi bazen. o beni böyle kabul edip sevmişti. babamla aramızdaki çok bir diyalog geçmezdi. abilerimden çok çektim. şort giydim, kızlarla sek sek oynadım diye çok dövdüler beni, hatta iki dişimi kırmıştı abim, diyerek anlatıyor hayatını.
kaset dükkanında çalışmaya, düğünlerde dans etmeye ve çevresindeki kişilere kendini sevdirmeye başlıyor. annesi kalp hastası olduğu için evin tüm işlerini o görüyor. hem annesine bakıyor hem de babasına. 2002 yılında annesini,annesinin ölümünden 5 ay sonra da babasını kaybediyor. tabut görmeye dayanamıyorum. onları görmeye mezarlığa gittiğimde hiç ağlamam, saatlerce mezarlarının başlarında konuşurum onlarla. üzülmesinler diye ağlamam, ta-ki eve dönme yolunda ağlamaya başlayana kadar.
yüreği kalbi o kadar guzel ki ihsan hala'nın askerliğini önce izmir'de sonra da van'da yapmış. kisa sürede orda da herkesin sevgisini kazanmış.
yillar sonra döndüğü köyünde insanlardan çok çekmiş. önce en yakınları tavır koymuş ona. abileri ve ablası. köylü istememiş onu. ama o yine yılmamış ve sevdirmiş kendini. mahallesindeki caminin temizliğini yapmış, içini yaptırmış. köydeki okulu boyamış, çocukların altına minder sermiş, karınlarını doyurmuş. kimin ihtiyacı varda koşmuş yardima.kısa sürede tüm köylü sevmiş onu.
neden hala diyorlar peki?
9 yaşında köyündeki bir çocuk "hala!!" diye seslenmiş ona. sevmiş,benimsemiş hala kelimesini. kibar bulmuş ve o günden sonra da üstüne yapışmış.
konuşması, tavırları, güçlü kişiliği ve kalbinin güzelliği yüzüne vuran bir insan ihsan hala.
öyle ki yeri geldiğinde "ben onlar için değil kendim için yaşıyorum" diyebilmiş.
öyle güçlü durmuş ki insanların karşısında "ben insanların beni mutlu görmesini isterim, onlara hep gülümserim, ama yalnızken evin içindeyken hıçkıra hıçkıra ağlarım demesini bilmiş".
kalbindeki sevgi o kadar büyük ki, kırmızı ruju, başörtüsü, takma kirpikleri, çiçekli ve cıvıl cıvıl kıyafetleri ile "herkesi çok seviyorum ve seveceğim" diye belirtmiştir.
ilkokula gittiğinde farketmiş kendindeki değişikliği. süslü bir çocuktum. kıyafetime, giyim tarzıma önem veren biriydim. abilerim,ablalarım vardı ama komşular,etraftaki kişiler beni gördüklerinde "sizin bu oğlan niye bu kadar süslü kiralık mi satılık mı? diye sorarlardı. o zaman annem çok üzülüyordu. çok düşkündüm anneme. beni kızım diye severdi bazen. o beni böyle kabul edip sevmişti. babamla aramızdaki çok bir diyalog geçmezdi. abilerimden çok çektim. şort giydim, kızlarla sek sek oynadım diye çok dövdüler beni, hatta iki dişimi kırmıştı abim, diyerek anlatıyor hayatını.
kaset dükkanında çalışmaya, düğünlerde dans etmeye ve çevresindeki kişilere kendini sevdirmeye başlıyor. annesi kalp hastası olduğu için evin tüm işlerini o görüyor. hem annesine bakıyor hem de babasına. 2002 yılında annesini,annesinin ölümünden 5 ay sonra da babasını kaybediyor. tabut görmeye dayanamıyorum. onları görmeye mezarlığa gittiğimde hiç ağlamam, saatlerce mezarlarının başlarında konuşurum onlarla. üzülmesinler diye ağlamam, ta-ki eve dönme yolunda ağlamaya başlayana kadar.
yüreği kalbi o kadar guzel ki ihsan hala'nın askerliğini önce izmir'de sonra da van'da yapmış. kisa sürede orda da herkesin sevgisini kazanmış.
yillar sonra döndüğü köyünde insanlardan çok çekmiş. önce en yakınları tavır koymuş ona. abileri ve ablası. köylü istememiş onu. ama o yine yılmamış ve sevdirmiş kendini. mahallesindeki caminin temizliğini yapmış, içini yaptırmış. köydeki okulu boyamış, çocukların altına minder sermiş, karınlarını doyurmuş. kimin ihtiyacı varda koşmuş yardima.kısa sürede tüm köylü sevmiş onu.
neden hala diyorlar peki?
9 yaşında köyündeki bir çocuk "hala!!" diye seslenmiş ona. sevmiş,benimsemiş hala kelimesini. kibar bulmuş ve o günden sonra da üstüne yapışmış.
konuşması, tavırları, güçlü kişiliği ve kalbinin güzelliği yüzüne vuran bir insan ihsan hala.
öyle ki yeri geldiğinde "ben onlar için değil kendim için yaşıyorum" diyebilmiş.
öyle güçlü durmuş ki insanların karşısında "ben insanların beni mutlu görmesini isterim, onlara hep gülümserim, ama yalnızken evin içindeyken hıçkıra hıçkıra ağlarım demesini bilmiş".
kalbindeki sevgi o kadar büyük ki, kırmızı ruju, başörtüsü, takma kirpikleri, çiçekli ve cıvıl cıvıl kıyafetleri ile "herkesi çok seviyorum ve seveceğim" diye belirtmiştir.
devamını gör...
bir günlük yerim kaldı ister misiniz
bir engin geçtan romanıdır.
engin geçtan modern türk edebiyatının en iyi romancılarından biridir benim için. yazdığı bütün romanları okudum ve hepsinden büyük bir keyif aldım. her romanında sizi bir düş dünyasında seyahate çıkaran engin geçtan belki de hayal dünyası en kalabalık yazarlarımızdan biridir. daha sonra tanımını yazmayı düşündüğüm kuru su isimli romanını kadıköy’de anlamsızca dolaşırken bir kitabevi vitrininde görmüş ve alır almaz da güzel bir filtre kahve eşliğinde tek oturuşta okuyup bitirmiştim. engin geçtan cümleleri zamana meydan okur. her anlamda.
bir günlük yerim kaldı ister misiniz? romanı hacimsiz ama dopdolu bir roman. kahramanları ilginç insanlar başına buyruk, nostaljik bir bakire, hüzünlü bir palyaço, tuhaf bir yazar ve yine zamansız başka bir kadın.
eğer öldükten sonra ya da doğmaya çalışırken bir melek size dünyaya bir günlük bir ziyaret vaat etse tepkiniz ne olurdu? kurtulduğunuz o cehenneme dönmek işinize gelir miydi? bir gün daha katlanabilir miydiniz dünya denen sefih gezegene? aynı korkuları yaşamaya cesaret edebilir miydiniz?
bir günlük yerim kalsa ister miydiniz?
engin geçtan modern türk edebiyatının en iyi romancılarından biridir benim için. yazdığı bütün romanları okudum ve hepsinden büyük bir keyif aldım. her romanında sizi bir düş dünyasında seyahate çıkaran engin geçtan belki de hayal dünyası en kalabalık yazarlarımızdan biridir. daha sonra tanımını yazmayı düşündüğüm kuru su isimli romanını kadıköy’de anlamsızca dolaşırken bir kitabevi vitrininde görmüş ve alır almaz da güzel bir filtre kahve eşliğinde tek oturuşta okuyup bitirmiştim. engin geçtan cümleleri zamana meydan okur. her anlamda.
bir günlük yerim kaldı ister misiniz? romanı hacimsiz ama dopdolu bir roman. kahramanları ilginç insanlar başına buyruk, nostaljik bir bakire, hüzünlü bir palyaço, tuhaf bir yazar ve yine zamansız başka bir kadın.
eğer öldükten sonra ya da doğmaya çalışırken bir melek size dünyaya bir günlük bir ziyaret vaat etse tepkiniz ne olurdu? kurtulduğunuz o cehenneme dönmek işinize gelir miydi? bir gün daha katlanabilir miydiniz dünya denen sefih gezegene? aynı korkuları yaşamaya cesaret edebilir miydiniz?
bir günlük yerim kalsa ister miydiniz?
devamını gör...
atforvendetta
mekana oturuldugunda garsondan hesap talebinde bulunmamasi gereken kisi.
abi hesap sembolu bellidir, bu arkadas eliyle “marti” isareti yapiyo???
abi hesap sembolu bellidir, bu arkadas eliyle “marti” isareti yapiyo???
devamını gör...
kuvayi milliye destanı
nazım hikmet'in kaleme aldığı türk kurtuluş savaşını kumandan, asker, milis, kadın, köylü; tüm türk halkının gözünden anlattığı harika bir eser. genco erkal bu eseri bölümler halinde harika çizimler eşliğinde seslendirmiştir. kitabın en sevdiğim bölümü olan 26 ağustos gecesinde saatler'i aşağıda genco erkal'ın sesinden izleyebilirsiniz:
devamını gör...
günlük talihsizlikler
trafikte hep kırmızı ışığa denk gelmektir.
devamını gör...
kardan adam
kardan adamlar şunu bilmeli ki biz onlara gelişmiş ülkelerin standartlarını veremeyiz, türkiye'de yaşadıklarını unutmasınlar, çünkü yoldan geçen biri kardan adama yumruk yada tekme atabilir.
devamını gör...
kuş kondurmak
divan şairlerinin kullandığı bir deyim.
“olağanüstü, o ana kadar görülmemiş bir şey yapmak" şeklinde tanımlanmaktadır.
'kuş mu konduracak?' sözü ise tdk'nın sözlüğünde “yapacağı şey ya da iş sanki benzersiz bir şey mi olacak ?" şeklinde tanımlanmıştır*.
bu deyimin, saz çalmakta mahir olanlar hakkında söylenen 'sazına bülbül kondurmuş' sözüyle birlikte değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. sazına bülbül kondurmak , sazdan çıkan sesin güzelliği karşısında kuşların sazın etrafında toplanmasını ifade eder.kaynak makale için buradan
“olağanüstü, o ana kadar görülmemiş bir şey yapmak" şeklinde tanımlanmaktadır.
'kuş mu konduracak?' sözü ise tdk'nın sözlüğünde “yapacağı şey ya da iş sanki benzersiz bir şey mi olacak ?" şeklinde tanımlanmıştır*.
bu deyimin, saz çalmakta mahir olanlar hakkında söylenen 'sazına bülbül kondurmuş' sözüyle birlikte değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. sazına bülbül kondurmak , sazdan çıkan sesin güzelliği karşısında kuşların sazın etrafında toplanmasını ifade eder.kaynak makale için buradan
devamını gör...
bazı insanların atatürk'ü sevmeme sebebi
müslüman olabilir. peki müslüman olmak atatürk'ü sevmemeyi mi beraberinde getirir? aslında evet. atatürk, islam denen çağdışı kurallar bütününün egemenliğini yıkarak yerine seküler bir devlet kurmaya çalışmış kişidir. peki kuran söz konusu durumla ilgili ne söyler?
''...kim allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.'' (maide, 5/44)
atatürk'ü ve onun uygulamaya koyduğu laiklik ilkesini bu ayetin neresine koyalım? kuran'ın tek ve sarsılmaz doğru olduğunu kabul eden müslüman kişisi pek tabii atatürk'e diş bileyecektir. ben asıl bir müslümanın atatürk'ü nasıl sevebildiğini anlamakta zorlanıyorum.
''...kim allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.'' (maide, 5/44)
atatürk'ü ve onun uygulamaya koyduğu laiklik ilkesini bu ayetin neresine koyalım? kuran'ın tek ve sarsılmaz doğru olduğunu kabul eden müslüman kişisi pek tabii atatürk'e diş bileyecektir. ben asıl bir müslümanın atatürk'ü nasıl sevebildiğini anlamakta zorlanıyorum.
devamını gör...

