yazarların mahlaslarının bir üst seviyesi
törenleri/ayinleri yöneten birisi olmayı bırakıp direkt ayinlerin kendisi olduğum başlık. ben artık ayin yönetmek istemiyorum ayin olmak istiyorum.
(bkz: celebrate)
(bkz: celebrate)
devamını gör...
uzun saçlı'nın yeri
şahsen tanırım.bayram tatilinde rezervasyon için aramıştım.eşini trafik kazasında kaybedince yıprandı haliyle.
çayının sırrı, suyunun kaynak suyu olması ve meşe odununda demlenmesidir.bir çok ünlü ile çekilmiş fotoğrafı vardır mekanda.
yol üstündeki bu rota yerine merdivenlerden inip aşağıda kahvaltıyı tercih ederdim.manzaranın güzelliği anlatılmaz, yaşanır.
çayının sırrı, suyunun kaynak suyu olması ve meşe odununda demlenmesidir.bir çok ünlü ile çekilmiş fotoğrafı vardır mekanda.
yol üstündeki bu rota yerine merdivenlerden inip aşağıda kahvaltıyı tercih ederdim.manzaranın güzelliği anlatılmaz, yaşanır.
devamını gör...
robins (yazar)
okudukça öğretiyor, öğrettikçe de okunuyor. hafızası güçlü, şiddete eğilimli hasta yakınlarının uzak olması temennisiyle.
devamını gör...
okuyana ilaç olacak sözler
kainatın tüm karanlıkları birleşse, bir mum ışığıyla baş edemezler.
devamını gör...
çocukken ansiklopedi okumak
bir gün karınca yiyen kurbağa diye bir parça okumuştuk sokata bulduğumuz ansiklopedide. sonra hep beraber kurbağayı bulup öldürmeye gitmiştik en büyüğümüz 9 yaşındaydı sanırım. karınca öldürmek günah diye biz de onu öldürecektik. sopaları falan aldık yürüdük boklu derenin oraya ilk defa evden 800 metre civarında uzaklaşmıştık. sonra ölü bir kurbağa gördük. bu zaten ölmüş deyip döndük.
devamını gör...
öldüğü zaman herkesin üzüleceği ünlü
haluk bilginer.
devamını gör...
ben seni abim olarak görüyorum
şarkısı bile yapılmıştır.
kadın ve erkeğin arkadaşlık aşamasında kadının karşı taraftan yeterince etkilenmemesi sonucu yaşanan durumdur.
kadın ve erkeğin arkadaşlık aşamasında kadının karşı taraftan yeterince etkilenmemesi sonucu yaşanan durumdur.
devamını gör...
nabizade nazım
asıl adı ahmet nazım olan nabizade nazım; 1862 yılında nişantaşı’nda dünyaya gelmiş, çok küçük yaşta annesini ve babasını kaybetmiş, üvey anneler ve dadıların elinde büyümüş bir yazardır. salıpazarı feyziye ve beşiktaş askerî rüşdiyelerinde okumuş, buradan mühendishâne-i berrî idâdîsi’ne geçmiştir. 1884 yılında topçu mülâzım-ı sânîsi olarak girdiği erkân-ı harbiyye sınıfından 1887’de yüzbaşı rütbesiyle mezun olmuştur. bir süre mekteb-i harbiye'de matematik, topografya ve istihkam dersleri vermiştir. suriye'de, manastır'da, kaş'ta askeri görevler almıştır. 1891 yılında evlenmiştir, ancak evliliğinin ilk aylarında kemik veremi hastalığı dolayısıyla hayatını kaybetmiştir.
nabizade nazım'ın ilk yazısı 1880'de, nazım yalnızca 18 yaşındayken mühendishâne mektebi şâkirdânından a. nâzım imzasıyla vakit’te yayımlanır. mirat-ı alem, maarif, manzara berk, hazine-i evrak ve servet-i fünun dergilerinde ve tercüman-ı hakikat, mürüvvet gazetelerinde yazıları ve eserleri yayımlanmıştır.
1886 yılı öncesinde batılı tarzda şiirler yazsa da sonrasında yaşadığı dönemin genel temayülüne aykırı olarak sade ve doğal bir dille kaleme aldığı hikayeleri yayımlamaya başlamıştır. ilk uzun hikayesini-eser adı yadigarlarım'dır, eserde nazım kendi aşk hayatını ve biraz da çocukluk yıllarını anlatır-1886’da yayımlayan nazım, ölümüne kadar 7 uzun hikaye yayımlama fırsatı bulmuştur. uzun hikayelerinin yanında, 2 romanı, 3 şiiri ve dergi/gazetelerde yayımlanmış bir sürü eseri bulunur.
1890’ların istanbul’unu konu edindiği-aynı zamanda türk edebiyatının ilk psikolojik roman denemesi olan- zehra romanı ve köylülerin zor yaşam şartlarını ele aldığı karabibik adlı romanıyla türk edebiyatında realizm ve natüralizmin ilk temsilcilerinden biri olmuştur. realist/natüralist roman yazma sebebini karabibik romanı için yazdığı önsözde şöyle açıklar:
...
emile zola gibi, alphonse daudet gibi realistlerin yani gerçekçilerin romanları hep ahlaksızlıklarla doludur zannedenler, şu karabibik’i okuduklarında bu fikirlerini düzelteceklerdir sanırım. bu tarz romancıların gayeleri, insanlık olaylarını sadece insan yönünden inceleyip anlatmaktır.
...
hikaye kahramanlarını kendi düşüncelerince, kendi dillerince konuşturmak geçerli kurallardan olmasından dolayı ben de konuşmaları o doğal şekliyle kaleme aldım. böylece dilimize ve edebiyatımıza küçük bir hizmette bulundum sanırım. düşünceme göre dil her tarafta incelenmeli ve toplanıp bir araya getirilmelidir. ancak bu şekilde dilimiz düzeltilip iyileştirilebilir.
erken yaşta ölmeseydi muhtemelen çok daha güzel ve nitelikli eserlerini okuyabileceğimiz biraz ayran gönüllü, ama yeni şeyler deneyen ve yazılarını göz açıp kapayıncaya kadar okutan müthiş bir dili olan bir yazardı nabizade nazım. şu sıralar en sevdiğim yazarlardan biri olması sebebiyle bu bilgi tanımını yazmak istedim. nazım’ın eserlerini okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
nabizade nazım'ın ilk yazısı 1880'de, nazım yalnızca 18 yaşındayken mühendishâne mektebi şâkirdânından a. nâzım imzasıyla vakit’te yayımlanır. mirat-ı alem, maarif, manzara berk, hazine-i evrak ve servet-i fünun dergilerinde ve tercüman-ı hakikat, mürüvvet gazetelerinde yazıları ve eserleri yayımlanmıştır.
1886 yılı öncesinde batılı tarzda şiirler yazsa da sonrasında yaşadığı dönemin genel temayülüne aykırı olarak sade ve doğal bir dille kaleme aldığı hikayeleri yayımlamaya başlamıştır. ilk uzun hikayesini-eser adı yadigarlarım'dır, eserde nazım kendi aşk hayatını ve biraz da çocukluk yıllarını anlatır-1886’da yayımlayan nazım, ölümüne kadar 7 uzun hikaye yayımlama fırsatı bulmuştur. uzun hikayelerinin yanında, 2 romanı, 3 şiiri ve dergi/gazetelerde yayımlanmış bir sürü eseri bulunur.
1890’ların istanbul’unu konu edindiği-aynı zamanda türk edebiyatının ilk psikolojik roman denemesi olan- zehra romanı ve köylülerin zor yaşam şartlarını ele aldığı karabibik adlı romanıyla türk edebiyatında realizm ve natüralizmin ilk temsilcilerinden biri olmuştur. realist/natüralist roman yazma sebebini karabibik romanı için yazdığı önsözde şöyle açıklar:
...
emile zola gibi, alphonse daudet gibi realistlerin yani gerçekçilerin romanları hep ahlaksızlıklarla doludur zannedenler, şu karabibik’i okuduklarında bu fikirlerini düzelteceklerdir sanırım. bu tarz romancıların gayeleri, insanlık olaylarını sadece insan yönünden inceleyip anlatmaktır.
...
hikaye kahramanlarını kendi düşüncelerince, kendi dillerince konuşturmak geçerli kurallardan olmasından dolayı ben de konuşmaları o doğal şekliyle kaleme aldım. böylece dilimize ve edebiyatımıza küçük bir hizmette bulundum sanırım. düşünceme göre dil her tarafta incelenmeli ve toplanıp bir araya getirilmelidir. ancak bu şekilde dilimiz düzeltilip iyileştirilebilir.
erken yaşta ölmeseydi muhtemelen çok daha güzel ve nitelikli eserlerini okuyabileceğimiz biraz ayran gönüllü, ama yeni şeyler deneyen ve yazılarını göz açıp kapayıncaya kadar okutan müthiş bir dili olan bir yazardı nabizade nazım. şu sıralar en sevdiğim yazarlardan biri olması sebebiyle bu bilgi tanımını yazmak istedim. nazım’ın eserlerini okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
devamını gör...
berghof
(bkz: adolf hitler) 'in bavyera alpleri' nde bulunan tatil evinin ismi. ikinci dünya savaşı'nda müttefiklerce bombalanmış, abd askerleri tarafından da yağmalanmış.
devamını gör...
uyuşturucu kullanan genci kınamak yerine ona ulaşmak gerek
tabii birde karşısına oturup derdini falan dinleyelim o hırbonun. ah evladım yapma etme, bu haltı madem hep içeceksen burnunun içine koruyucu titanyum tabaka falan yaptır, burun duvarın delinir sonra mazallah mı diyelim?
vatandaşı olmasan cidden komik bir ülke, ama ne yazık ki bu ülkede dünyaya gelmişiz, daha genç çağlarımıza gelmeden bu badem bıyıklı haramzadeler bizi yönetmeye başlamış. sonra birde derler ki şükret, neyine şükredeyim ulan neyine allahsız kitapsızlar.
vatandaşı olmasan cidden komik bir ülke, ama ne yazık ki bu ülkede dünyaya gelmişiz, daha genç çağlarımıza gelmeden bu badem bıyıklı haramzadeler bizi yönetmeye başlamış. sonra birde derler ki şükret, neyine şükredeyim ulan neyine allahsız kitapsızlar.
devamını gör...
kadınların kışın mini etek giymesi
kimseyi ilgilendirmeyen sıradan bir durumdur.
kadın, istediği zaman, istediği şekilde giyinebilir. kimsenin en küçük bir psikolojik baskı yapmaya hakkı yoktur. kendini öyle güzel ve şık hissediyordur, öyle mutlu oluyordur, öyle keyif alıyordur ya da belki soğuğu seviyordur kime ne.
kadın, istediği zaman, istediği şekilde giyinebilir. kimsenin en küçük bir psikolojik baskı yapmaya hakkı yoktur. kendini öyle güzel ve şık hissediyordur, öyle mutlu oluyordur, öyle keyif alıyordur ya da belki soğuğu seviyordur kime ne.
devamını gör...
bir kedinin öğrenmesi gereken şeyler
burası kum. tuvaletini buraya yapıyorsun.
bu elim. buna saldırmıyorsun.
bu ikisini öğrensin yeter.
zaten çok güzeller. dursalar yetiyor.
bu elim. buna saldırmıyorsun.
bu ikisini öğrensin yeter.
zaten çok güzeller. dursalar yetiyor.
devamını gör...
günaydın sözlük
covid'in dokuzuncu gününden günaydın sözlük.
devamını gör...
morali bozuk olunca uyuyan insan
bak bu da hayatın çocuklara ve ergenlere sunmuş olduğu lükslerden bir tanesi mesela. canın mı sıkkın, sevgilinden mi ayrıldın, arkadaşın mı sattı, hoca mı taktı, kedine mi küstün çekersin yorganı başına 2 gün ağlar ağlar uyursun.
ama yetişkinsen çalışmaktan hayata kahredecek fırsatı bile, ancak onar dakikalık sözlük molalarında, bu ve benzeri baslıklarda okursun.
ama yetişkinsen çalışmaktan hayata kahredecek fırsatı bile, ancak onar dakikalık sözlük molalarında, bu ve benzeri baslıklarda okursun.
devamını gör...
türk gençliği
bir coskulandım.
hiç dikkatli baktınız mı bilmiyorum harabe evlerin kiremitlerinde otlar çıkmıştır. onu geçtim beton zeminde bir avuç toprakta çıkan otları gördünüz mü? o otlar bana; olmaz deme, bir olduran vardır sözünü hatırlatıyor.
türk gençliği bir avuç toprak gibidir. o toprak ki bir tohum bekler türlü olumsuz şartlara rağmen. mevsim ne olursa olsun o tohum öğretmenden gelir.
toprağımız bereketlidir. ne ekersen onu biçersin. şimdiye kadar hep nadasa bırakıldı ama unutulmamalıdır ki bir avuçta çıkan otlar ne kadar kısa sürede bitiyorsa, egitimde yapacağımız tohumlar ile bu gençlik çok şey yapabilir. bu toprakta büyük potansiyel var. benim umudum hep vardır.
şuan bu gençliğin gözlerinde belirsizlik,hedefsizlik,basibosluk var ayni zamanda gençlik heyecani,enerjisi ve en onemlisi merak var. bu merak bu toprağın ham maddesi. haliyle çok sey yapmak elimizde.
gençlik her şeyimizdir.
(bkz: mahmut hoca)
hiç dikkatli baktınız mı bilmiyorum harabe evlerin kiremitlerinde otlar çıkmıştır. onu geçtim beton zeminde bir avuç toprakta çıkan otları gördünüz mü? o otlar bana; olmaz deme, bir olduran vardır sözünü hatırlatıyor.
türk gençliği bir avuç toprak gibidir. o toprak ki bir tohum bekler türlü olumsuz şartlara rağmen. mevsim ne olursa olsun o tohum öğretmenden gelir.
toprağımız bereketlidir. ne ekersen onu biçersin. şimdiye kadar hep nadasa bırakıldı ama unutulmamalıdır ki bir avuçta çıkan otlar ne kadar kısa sürede bitiyorsa, egitimde yapacağımız tohumlar ile bu gençlik çok şey yapabilir. bu toprakta büyük potansiyel var. benim umudum hep vardır.
şuan bu gençliğin gözlerinde belirsizlik,hedefsizlik,basibosluk var ayni zamanda gençlik heyecani,enerjisi ve en onemlisi merak var. bu merak bu toprağın ham maddesi. haliyle çok sey yapmak elimizde.
gençlik her şeyimizdir.
(bkz: mahmut hoca)
devamını gör...
çabuk sinirlenen insan
umrumda olmayan insandır.
kızdıkları bilumum şahane yerlerine soğuk pres uygulayabilirler. surat asan, kalp kıran, durduk yere ansızın parlayan, bunu kendi yaptığında kendini haklı görürken aynı tepkiyle karşı karşıya kalınca bunu bir problem olarak görüp büyüten insanları itinayla şutluyorum döne söne yörüngemden çıkıyorlar.
kızdıkları bilumum şahane yerlerine soğuk pres uygulayabilirler. surat asan, kalp kıran, durduk yere ansızın parlayan, bunu kendi yaptığında kendini haklı görürken aynı tepkiyle karşı karşıya kalınca bunu bir problem olarak görüp büyüten insanları itinayla şutluyorum döne söne yörüngemden çıkıyorlar.
devamını gör...
hayattan bugüne dek öğrenilen en önemli şey
beklentileri azaltarak yaşamak.
ne kadar beklenti, o kadar hayal kırıklığı.
ne kadar beklenti, o kadar hayal kırıklığı.
devamını gör...
bir gecede cahil kalmak
biliyor musunuz?
“1923te türkiye’de;
nüfus 13 milyon civarıydı, 11 milyon kişi köyde yaşıyordu. 40 bin köy vardı, 38 bininde okul yoktu.
traktör sıfırdı. 5 bin köyde sığır vebası vardı.
hayvanlar kırılıyor, insanlar kırılıyordu.
iki milyon kişi sıtma, bir milyon kişi frengiydi. verem, tifüs, tifo salgını vardı, üç milyon kişi trahomluydu.
bebek ölüm oranı yüzde 48’di, yani her doğan iki bebekten biri ölüyordu.
memlekette sadece 337 doktor vardı.
sadece 60 eczacı vardı, sadece 8’i türk’tü.
diş hekimi, sıfırdı.
dört hemşire vardı.
40 bin köy, sadece 136 ebe vardı.
ortalama ömür 40’tı.
yanmış bina sayısı 115 bin, hasarlı bina sayısı 12 bin. ülkeyi yeniden inşa etmek gerekiyordu.
kiremit bile ithaldi. adı marsilya kiremidiydi.
limanlar, madenler, demiryolları yabancıya aitti.
tiyatro yok, müzik yok, resim yok, heykel yok, spor yoktu. arkeolojik eserler, öyle gizli saklı değil, padişahların hediyesi olarak, trenlerle çalınmıştı.
kimisi alaturka saat’i kullanıyor, güneşin battığı anı 12:00 kabul ediyordu. kimisi zevali saat’i kullanıyor, güneşin en tepede olduğu anı 12:00 kabul ediyordu. kimisi güneş batarken grubi saat’i esas alıyordu. kimisi güneşin tamamen battığı ezani saati esas alıyordu.
“saat kaç birader?” diye sorduğunda, her kafadan ayrı bir ses çıkıyordu.
kimisi hicri takvim kullanıyordu, kimisi rumi takvim kullanıyordu. kimisinin şubat’ı kimisinin aralık’ına denk geliyordu. herkes aynı zaman dilimindeydi, ama farklı aylarda yaşıyordu.
dirhem, okka, çeki vardı. arşın, kulaç, fersah vardı. ne ağırlığımız dünyaya ayak uydurabiliyordu, ne uzunluğumuz. ölçülerimiz ortaçağ’dı.
erkeklerin sadece yüzde yedisi, kadınların sadece binde dördü okuma yazma biliyordu.
okur-yazar erkeklerin çoğunluğu, subay veya gayrimüslimdi. okul yaşı gelen her dört çocuktan üçü okula gitmiyordu.
toplam, 4894 ilkokul, sadece 72 ortaokul, sadece 23 lise vardı. türkiye’nin tüm liselerinde sadece 230 kız öğrenci kayıtlıydı.
öğretmenlerin üçte birinin, öğretmenlik eğitimi yoktu. tek üniversite vardı, darülfünun, medreseden halliceydi. ülke bilim’den çok uzaktı.
600 sene boyunca türkçenin ırzına geçilmiş, osmanlıca denilmişti. arapça, farsça, fransızca, italyanca kelimeler, levanten terimler dilimizi istila etmişti. karşılıklı sesli-sessiz harfleri olmayan arapçayla türkçe yazmaya çalışıyorlardı.
“harf devrimi yapıldı, bir gecede cahilleştirildik, köpekleştirildik” deniyor ya...
ibrahim müteferrika’dan itibaren 150 sene boyunca basılan kitap sayısı kaçtı biliyor musunuz? sadece 417’ydi. bunların da çoğu gayrimüslimlerin matbaasından çıkmıştı. ki zaten, müteteferrika da devşirmeydi, macar’dı.
bu topraklara kitap gelene kadar, avrupa’da 2.5 milyon farklı kitap basılmış, 5 milyar adet satılmıştı.
voltaire, bir kitabında şu ağır tespiti yapmıştı: “istanbul'da bir yılda yazılanlar, paris’te bir günde yazılanlardan azdır!”
devamını gör...
insanı strese sokan mesajlar
konuşup bir sonuca bağladığınızı düşündüğünüz bir konunun ısıtılıp ısıtılıp önünüze sunulduğu mesajlardır. aynı zamanda sadece stres ile kalmaz telefonu duvara fırlatma isteği de oluşturur.
devamını gör...

