honda
2019 yılında sadece amerika da 1,608,176 ünite otomobil satışı yapan, amerikada her sene yapılan pazar araştırmalarında satış adetlerinde rakiplerine deliler gibi fark atan, sorunsuzluğu ile bilinen japon otomobil markası. ancak honda'yı sadece otomotiv üzerinden değerlendirmek yanlış olur.
honda esasında 1946 yılında 'honda' marka haklarına sahip olmasına rağmen aslında markanın kurucusu ve isim babası olan, azmin, başarının, başarısızlığın, mücadele etmenin kelime anlamlarının ayaklı hali olan soichiro honda tarafından kuruldu.
soichiro honda 1906 yılında japonya'nın hamamatsu şehrinde dünyaya geldi. dört zamanlı motorların verimliliği konusunda aklındaki ufak tefek fikirleri küçük atölyesinde uygulayıp, bu fikirleri zamanının ve şimdinin en büyük japon otomobil şirketi olan toyota'ya sunduğunda ve alay edilerek toyota'dan fikirleri için ödenek bulamadığı zaman yaşamıştı hayatındaki en büyük hayal kırılığını. başından kaynar sular dökülme hissi.
honda yılmayan, asla pes etmeyen bir yapıya sahipti. küçük atölyesinde tekrar ve tekrar dört zamanlı motorlar üzerine çalışarak hem verimlilik anlamında kayda değer sonuçlar elde etmeye çalışıyor hem de iki zamanlı motorlara sahip ufak mobiletler üretip satıyordu.
soichiro honda birkaç sene süren atölye çalışmalarından sonra toyota'dan ödenek almayı başardı ve toyota ile birlikte dört zamanlı motorlar geliştirmeye başladılar. verimli, sorunsuz motorlar.
soichiro honda hem mobilet üretiyor hemde toyota ile birlikte çalışarak edindiği tecrübelerle kendini yavaş yavaş iki teker üzerinden dört teker üzerine geçmek için hazırlıyordu.
honda kendi seri imalat fabrikasını hayata geçirmişti. ancak bu fabrikanın ömrü pek kısa oldu. zira fabrika amerikalılar tarafından 2. dünya savaşında yok edildi. tekrar fabrika inşa etti. bu fabrika'da deprem sırasında hasar görerek kullanılmaz hale geldi.
japonya'da bir şeyler inşa etmek için çimento bulunmadığı o kıtlık zamanlarında soichiro honda kendi çimentosunu icat etti. şu an hamamatsu'da bulunan fabrika hala cvt şanzıman üniteleri üreterek honda'nın adına yakışır şekilde üretime devam ediyor.
honda markası ise fabrikası 3 kez bombalanmasına rağmen şu an amerikalılar tarafından en çok tercih edilen otomobil markalarda her zaman ilk üç veya beşin içinde oluyor.
soichiro honda'nın dediği gibi "başarının yüzde doksan dokuzu, başarısızlıktır."
velhasıl önemli bir markadır, japon üretim felsefesine uygun üretim alışkanlıklarıyla üretime devam eder. sorunsuzluğunun temelinde ise basitlik yatar. basit, güvenilir. ancak sorunsuz.
honda esasında 1946 yılında 'honda' marka haklarına sahip olmasına rağmen aslında markanın kurucusu ve isim babası olan, azmin, başarının, başarısızlığın, mücadele etmenin kelime anlamlarının ayaklı hali olan soichiro honda tarafından kuruldu.
soichiro honda 1906 yılında japonya'nın hamamatsu şehrinde dünyaya geldi. dört zamanlı motorların verimliliği konusunda aklındaki ufak tefek fikirleri küçük atölyesinde uygulayıp, bu fikirleri zamanının ve şimdinin en büyük japon otomobil şirketi olan toyota'ya sunduğunda ve alay edilerek toyota'dan fikirleri için ödenek bulamadığı zaman yaşamıştı hayatındaki en büyük hayal kırılığını. başından kaynar sular dökülme hissi.
honda yılmayan, asla pes etmeyen bir yapıya sahipti. küçük atölyesinde tekrar ve tekrar dört zamanlı motorlar üzerine çalışarak hem verimlilik anlamında kayda değer sonuçlar elde etmeye çalışıyor hem de iki zamanlı motorlara sahip ufak mobiletler üretip satıyordu.
soichiro honda birkaç sene süren atölye çalışmalarından sonra toyota'dan ödenek almayı başardı ve toyota ile birlikte dört zamanlı motorlar geliştirmeye başladılar. verimli, sorunsuz motorlar.
soichiro honda hem mobilet üretiyor hemde toyota ile birlikte çalışarak edindiği tecrübelerle kendini yavaş yavaş iki teker üzerinden dört teker üzerine geçmek için hazırlıyordu.
honda kendi seri imalat fabrikasını hayata geçirmişti. ancak bu fabrikanın ömrü pek kısa oldu. zira fabrika amerikalılar tarafından 2. dünya savaşında yok edildi. tekrar fabrika inşa etti. bu fabrika'da deprem sırasında hasar görerek kullanılmaz hale geldi.
japonya'da bir şeyler inşa etmek için çimento bulunmadığı o kıtlık zamanlarında soichiro honda kendi çimentosunu icat etti. şu an hamamatsu'da bulunan fabrika hala cvt şanzıman üniteleri üreterek honda'nın adına yakışır şekilde üretime devam ediyor.
honda markası ise fabrikası 3 kez bombalanmasına rağmen şu an amerikalılar tarafından en çok tercih edilen otomobil markalarda her zaman ilk üç veya beşin içinde oluyor.
soichiro honda'nın dediği gibi "başarının yüzde doksan dokuzu, başarısızlıktır."
velhasıl önemli bir markadır, japon üretim felsefesine uygun üretim alışkanlıklarıyla üretime devam eder. sorunsuzluğunun temelinde ise basitlik yatar. basit, güvenilir. ancak sorunsuz.
devamını gör...
yakın arkadaştan bir anda soğutan şeyler
dert yarıştırması, derdimi küçümsemesi.
ben orada seni yakın bulup anlatmışım yaşadığım şeyi. sen gelip bana “seninki de dert mi, en azından şuna sahipsin” veya “ben bunları yaşıyorum çok daha ağır” diyeceksen neden yakınsın ki bana?
ben orada seni yakın bulup anlatmışım yaşadığım şeyi. sen gelip bana “seninki de dert mi, en azından şuna sahipsin” veya “ben bunları yaşıyorum çok daha ağır” diyeceksen neden yakınsın ki bana?
devamını gör...
türkiye'nin en güzel kadını
sevdiğim kadındır.
devamını gör...
yazarlardan iç dökmeceler
lütfen yeni şeyler öğrenebileceğiniz birini sevin, beraber öğrenebileceğiniz birini. ne kadar yaş almış olursanız olun* yaşama karşı olan heyecanınıza ortak olacak* birini sevin. sizi ilgiyle dinleyen birini sevin.*. mutluluğunuz için emek veren birini sevin. size özel şeyler: size özel olarak korunsun, ne dostunuzu ne de başkalarını bunlara dahil etmekten kaçının. (özelikle tartışmalarınızı başkalarına açmak, fikir almak gibi bir düşünceye girmeyin, öncelikle kendi aranızda halletmeye çalışın sorunları beraber aşabilin.) size ait bir parkınız olsun mesela; yazını, kışını ve sonbaharını bildiğiniz ağaçlarla çevrili bir park. en büyük sözlerinizi orada verin ona, tabii öncelikle kendinize. hayata dair planlarınızı anlatın ona, saçmalamaktan korkmayın. ancak hayatın gücüne gidecek şeylerden kaçının; onsuz yapamam demeyin; o olursa daha iyisini yaparım, deyin. mutluluğumuzu hiçbir şey bozamaz demeyin; bu mutluluğun devamı için elimden geleni yapacağım, demeyi tercih edin. ve en iyi arkadaşlar olun: ona anlatın; düşüncelerinizi, duygularınızı, sevginizi olduğu kadar nefretinizi anlatın. farklılıklarınızdan (benzerliklerinizden olduğu kadar) mutluluk duyun, onu anlamaya çalışın. bu arkadaşlık ne kadar uzun sürer ya da ne boyuta gelirse gelsin, kişisel sınırlarınızı belirleyin. bir yerde farklı iki birey olduğunuzu unutmayın. yıllarca aynı espriye ilk gün ki gibi gülün. bol film izleyin ve ortak kitaplar okuyun, deneyimleriniz hakkında düşüncelerinizi paylaşın. onu yapıcı şekilde eleştirin; onun da bunu yapmasına izin verin ki gelişebilesiniz. benim için ne kadar zor olsa da; planlarla yaşamayın, hayatın sizin için olan planlarını göz ardı etmeyin. spontane gelişen olaylara kendinizi bırakın... *
devamını gör...
kitap kurdu
çok kitap okuyan, değerli kitapları bilen, toplayan, tanıyan kişiler için kullanılan kelimedir.
gerçek anlamda kitapları yiyen bir tür* bittir.
gerçek anlamda kitapları yiyen bir tür* bittir.
devamını gör...
ruhu genç insan
kendisi ananem olur görseniz sanki 18 yaşında hepimizden genç
bu gün ananem (65yaşında) büyük ananeme(ananemin annesi oluyor 85 yaşında)gel dışarda kar oynamaya inelim diyormuş
ve ananem aşırı kilosuna dikkat eder düzenli spor yapar kepek ekmeği yer saadece düzenli kitap okur
beni gömecek bu kadın
şu kadar hayat enerjim olsa yeterdi
bu gün ananem (65yaşında) büyük ananeme(ananemin annesi oluyor 85 yaşında)gel dışarda kar oynamaya inelim diyormuş
ve ananem aşırı kilosuna dikkat eder düzenli spor yapar kepek ekmeği yer saadece düzenli kitap okur
beni gömecek bu kadın
şu kadar hayat enerjim olsa yeterdi
devamını gör...
fikir çürütmek
artık ilgimi çekmeyendir. kendimi çürütsem yeter, bi de mezar yeri bulduk mu tamamdır.
devamını gör...
bir kadını döven erkeğe müdahale etmek
ardından kadının "kocamdır döver de sever de!" diye ifade vereceği muhtemel karakolluk olay.
tamam vicdan tamam insanlık ama siz de superman değilsiniz. erkeklere de böyle ağır bir yük verilmemeli artık. görüyoruz sosyal medyada, hür iradesini kullanıp yardım edecekse eder aksi halde kadın halimle engellerdim, ne biçim erkeksiniz gibi gibi ithamlarla milleti zor duruma düşürmek bencillik ve salaklıktır. alın kadir şeker'i bir ülke savundu çıkaramadı içeriden. gaz verip gönderdiğin adamın başına bir şey gelse ne gibi bir hayrın dokunacak vicdan kumkuması?? derler insana.
112'yi arayıp durumu bildirmek dışında elimizden bir şey gelmez yoksa ya katil ya da niyazi...
ayrıca öyle ya da böyle kadir şeker katildir.
tamam vicdan tamam insanlık ama siz de superman değilsiniz. erkeklere de böyle ağır bir yük verilmemeli artık. görüyoruz sosyal medyada, hür iradesini kullanıp yardım edecekse eder aksi halde kadın halimle engellerdim, ne biçim erkeksiniz gibi gibi ithamlarla milleti zor duruma düşürmek bencillik ve salaklıktır. alın kadir şeker'i bir ülke savundu çıkaramadı içeriden. gaz verip gönderdiğin adamın başına bir şey gelse ne gibi bir hayrın dokunacak vicdan kumkuması?? derler insana.
112'yi arayıp durumu bildirmek dışında elimizden bir şey gelmez yoksa ya katil ya da niyazi...
ayrıca öyle ya da böyle kadir şeker katildir.
devamını gör...
etli ekmek
#291162 tanımımda sevmeyen insan formlarına karşı duruşumu belirtmiştim. leziz bir besin. canım etli ekmek.
devamını gör...
nabizade nazım
asıl adı ahmet nazım olan nabizade nazım; 1862 yılında nişantaşı’nda dünyaya gelmiş, çok küçük yaşta annesini ve babasını kaybetmiş, üvey anneler ve dadıların elinde büyümüş bir yazardır. salıpazarı feyziye ve beşiktaş askerî rüşdiyelerinde okumuş, buradan mühendishâne-i berrî idâdîsi’ne geçmiştir. 1884 yılında topçu mülâzım-ı sânîsi olarak girdiği erkân-ı harbiyye sınıfından 1887’de yüzbaşı rütbesiyle mezun olmuştur. bir süre mekteb-i harbiye'de matematik, topografya ve istihkam dersleri vermiştir. suriye'de, manastır'da, kaş'ta askeri görevler almıştır. 1891 yılında evlenmiştir, ancak evliliğinin ilk aylarında kemik veremi hastalığı dolayısıyla hayatını kaybetmiştir.
nabizade nazım'ın ilk yazısı 1880'de, nazım yalnızca 18 yaşındayken mühendishâne mektebi şâkirdânından a. nâzım imzasıyla vakit’te yayımlanır. mirat-ı alem, maarif, manzara berk, hazine-i evrak ve servet-i fünun dergilerinde ve tercüman-ı hakikat, mürüvvet gazetelerinde yazıları ve eserleri yayımlanmıştır.
1886 yılı öncesinde batılı tarzda şiirler yazsa da sonrasında yaşadığı dönemin genel temayülüne aykırı olarak sade ve doğal bir dille kaleme aldığı hikayeleri yayımlamaya başlamıştır. ilk uzun hikayesini-eser adı yadigarlarım'dır, eserde nazım kendi aşk hayatını ve biraz da çocukluk yıllarını anlatır-1886’da yayımlayan nazım, ölümüne kadar 7 uzun hikaye yayımlama fırsatı bulmuştur. uzun hikayelerinin yanında, 2 romanı, 3 şiiri ve dergi/gazetelerde yayımlanmış bir sürü eseri bulunur.
1890’ların istanbul’unu konu edindiği-aynı zamanda türk edebiyatının ilk psikolojik roman denemesi olan- zehra romanı ve köylülerin zor yaşam şartlarını ele aldığı karabibik adlı romanıyla türk edebiyatında realizm ve natüralizmin ilk temsilcilerinden biri olmuştur. realist/natüralist roman yazma sebebini karabibik romanı için yazdığı önsözde şöyle açıklar:
...
emile zola gibi, alphonse daudet gibi realistlerin yani gerçekçilerin romanları hep ahlaksızlıklarla doludur zannedenler, şu karabibik’i okuduklarında bu fikirlerini düzelteceklerdir sanırım. bu tarz romancıların gayeleri, insanlık olaylarını sadece insan yönünden inceleyip anlatmaktır.
...
hikaye kahramanlarını kendi düşüncelerince, kendi dillerince konuşturmak geçerli kurallardan olmasından dolayı ben de konuşmaları o doğal şekliyle kaleme aldım. böylece dilimize ve edebiyatımıza küçük bir hizmette bulundum sanırım. düşünceme göre dil her tarafta incelenmeli ve toplanıp bir araya getirilmelidir. ancak bu şekilde dilimiz düzeltilip iyileştirilebilir.
erken yaşta ölmeseydi muhtemelen çok daha güzel ve nitelikli eserlerini okuyabileceğimiz biraz ayran gönüllü, ama yeni şeyler deneyen ve yazılarını göz açıp kapayıncaya kadar okutan müthiş bir dili olan bir yazardı nabizade nazım. şu sıralar en sevdiğim yazarlardan biri olması sebebiyle bu bilgi tanımını yazmak istedim. nazım’ın eserlerini okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
nabizade nazım'ın ilk yazısı 1880'de, nazım yalnızca 18 yaşındayken mühendishâne mektebi şâkirdânından a. nâzım imzasıyla vakit’te yayımlanır. mirat-ı alem, maarif, manzara berk, hazine-i evrak ve servet-i fünun dergilerinde ve tercüman-ı hakikat, mürüvvet gazetelerinde yazıları ve eserleri yayımlanmıştır.
1886 yılı öncesinde batılı tarzda şiirler yazsa da sonrasında yaşadığı dönemin genel temayülüne aykırı olarak sade ve doğal bir dille kaleme aldığı hikayeleri yayımlamaya başlamıştır. ilk uzun hikayesini-eser adı yadigarlarım'dır, eserde nazım kendi aşk hayatını ve biraz da çocukluk yıllarını anlatır-1886’da yayımlayan nazım, ölümüne kadar 7 uzun hikaye yayımlama fırsatı bulmuştur. uzun hikayelerinin yanında, 2 romanı, 3 şiiri ve dergi/gazetelerde yayımlanmış bir sürü eseri bulunur.
1890’ların istanbul’unu konu edindiği-aynı zamanda türk edebiyatının ilk psikolojik roman denemesi olan- zehra romanı ve köylülerin zor yaşam şartlarını ele aldığı karabibik adlı romanıyla türk edebiyatında realizm ve natüralizmin ilk temsilcilerinden biri olmuştur. realist/natüralist roman yazma sebebini karabibik romanı için yazdığı önsözde şöyle açıklar:
...
emile zola gibi, alphonse daudet gibi realistlerin yani gerçekçilerin romanları hep ahlaksızlıklarla doludur zannedenler, şu karabibik’i okuduklarında bu fikirlerini düzelteceklerdir sanırım. bu tarz romancıların gayeleri, insanlık olaylarını sadece insan yönünden inceleyip anlatmaktır.
...
hikaye kahramanlarını kendi düşüncelerince, kendi dillerince konuşturmak geçerli kurallardan olmasından dolayı ben de konuşmaları o doğal şekliyle kaleme aldım. böylece dilimize ve edebiyatımıza küçük bir hizmette bulundum sanırım. düşünceme göre dil her tarafta incelenmeli ve toplanıp bir araya getirilmelidir. ancak bu şekilde dilimiz düzeltilip iyileştirilebilir.
erken yaşta ölmeseydi muhtemelen çok daha güzel ve nitelikli eserlerini okuyabileceğimiz biraz ayran gönüllü, ama yeni şeyler deneyen ve yazılarını göz açıp kapayıncaya kadar okutan müthiş bir dili olan bir yazardı nabizade nazım. şu sıralar en sevdiğim yazarlardan biri olması sebebiyle bu bilgi tanımını yazmak istedim. nazım’ın eserlerini okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
devamını gör...
boşnak denince akla gelenler
boşnak böreği.
offff çıtır çıtır dağılması yok mu
offff çıtır çıtır dağılması yok mu
devamını gör...
hayatı kaçırdığını anlamak
hahahaha gerçekten çok trajikomik ama bunu anlamam biraz sert oldu. bu gün çok sıradan bir gündü arkadaşımla sohbet ediyorduk. konu; kitaplar, filmler her şey çok olağan bir şekilde... farketmemek imkansız bir şekilde kızın birden morali bozuldu. ( galiba mutsuz şeyler hatırladı) e bende bunu farkettim. bunun da çok olağan olduğunu düşünerek ona biraz daha beklemesini ani karar vermemesini ve hala bir umudun olabileceğinden bahsettim...kız bana - sen hayata küsmek yerine, acıya alışıp acıyla yaşamayı öğrendiğin için hala bu kadar iyi niyetli düşünebiliyorsun dedi :) idrak etmem biraz uzun sürdü.. uzun bir süre sustuk. sonra zaten konuşamadım
devamını gör...
bal porsuğu
psikopatın önde gidenidir, kimseden korkmaz, çekinmez, herkese saldırır ama aslanlara kafa tutabilmesi, aslanların bal porsuğunu yenilecek yeterli bir av yada yavruları için rakip olarak görmemesindendir. aslanlar bütün sürünün karnını doyuracak büyüklükteki hayvanları öldürüp yerler yada aslan yavrularını öldüren sırtlan, leopar ve çitaların yavrularını öldürüp yemeden atarlar. aslan için bal porsuğu ne yiyecek ne de tehlikedir.
devamını gör...
sevgilisi olmayan kişi
boşta olanları avlama başlığına goş geldiniz.
devamını gör...
karsu dönmez
karsu aslen hatay'lıdır ve hollanda'da yaşıyor ailesi ile. ilk konserini babasının restoranında yapmıştır. ailecek yardımcı olurlardı birbirlerine ve karsu bir gün küçük bir konser vermiş ve herkes çok beğenmiş ve onun için gelir olmuş.
jazz müziği ve ortadoğu, oriental müziklerin esintisini alırız.
jazz müziği ve ortadoğu, oriental müziklerin esintisini alırız.
devamını gör...
bibliyoterapi
kitaplarla tedavi anlamına gelen bir sözcüktür.
çok romantik, çok eski moda, çok çağdışı gelebilecek bir fikir savunmak üzere olduğumu belirterek “en son ilkokulda cin ali okumuştum” , “ hala kitap okuyan var mı?”, “ filmi varken romanı okuyan tipler” gibi cümleler kuran ya da kuranlara hak veren arkadaşların okumayı bir an önce bırakmasını salık veririm.
kitaplar bir tedavi aracı olarak kullanılabilir ve aslında kullanılmalıdır da. hele de içinde yaşadığımız ve bizi bir kemirgen gibi yiyip bitirmeye yeminli bu vahşi ve doymak bilmez çağda.
insanlar yalnızlaşmaya başladı. bu açıkça görünen bir gerçek ama bu yalnızlık sadece fiziksel bir tek başınalık hali değil. yabancılaşmayı da beraberinde getiren kalabalıklar arasında yoksun hissetme hali.
kimse kimseye derdini açamıyor, kimse sorunlarını konuşup sadece kendisini dinleyecek insanlar bulamıyor. ya da anlattığında kendine akıl verilmesini, acınmasını, sırtının sıvazlanmasını istemiyor. insanların derdi anlaşılarak yalnızlıktan kurtulmak.
herkes sahibi olduğun derdin, sorunun, hastalığın, takıntının kendinden başka kimsede olmadığını zannederek kendi kişisel cehennemini inşa ediyor. kimse kendine benzeyen insanlar bulamıyor içini rahatlatmak için. işte burda kitaplar devreye girebilir.
hiç karşılaşmadığınız ama size benzeyen insanları görebilirsiniz o kağıt yığınları içinde. yalnız olmadığınızı, gözünüzde büyüttüğünüz sorunların birçok insan tarafından deneyimlendiğini anlamanın rahatlığını yaşayabilirsiniz.
kitaplar hayat kurtarır. iş; doğru kitapları bulabilmekte. kitaplar insanları birbirine bağlar ve yalnızlık duygusunu yok edemese de azaltır.
michael jackson öldüğü zaman yanlış hatırlamıyorsam uykusuz dergisi eci vokke öldü diye bir kapak hazırlamıştı. o başlığı görünce o kadar mutlu olmuştum ki. herkesin tıpkı benim gibi o şarkıyı ecci vokke diye okuduğunu öğrenince bir ingilizce öğretmeni olarak kendimden utanmaktan vazgeçmiştim.
okuyun hanımlar beyler. bu bir iyileşme yöntemidir.
çok romantik, çok eski moda, çok çağdışı gelebilecek bir fikir savunmak üzere olduğumu belirterek “en son ilkokulda cin ali okumuştum” , “ hala kitap okuyan var mı?”, “ filmi varken romanı okuyan tipler” gibi cümleler kuran ya da kuranlara hak veren arkadaşların okumayı bir an önce bırakmasını salık veririm.
kitaplar bir tedavi aracı olarak kullanılabilir ve aslında kullanılmalıdır da. hele de içinde yaşadığımız ve bizi bir kemirgen gibi yiyip bitirmeye yeminli bu vahşi ve doymak bilmez çağda.
insanlar yalnızlaşmaya başladı. bu açıkça görünen bir gerçek ama bu yalnızlık sadece fiziksel bir tek başınalık hali değil. yabancılaşmayı da beraberinde getiren kalabalıklar arasında yoksun hissetme hali.
kimse kimseye derdini açamıyor, kimse sorunlarını konuşup sadece kendisini dinleyecek insanlar bulamıyor. ya da anlattığında kendine akıl verilmesini, acınmasını, sırtının sıvazlanmasını istemiyor. insanların derdi anlaşılarak yalnızlıktan kurtulmak.
herkes sahibi olduğun derdin, sorunun, hastalığın, takıntının kendinden başka kimsede olmadığını zannederek kendi kişisel cehennemini inşa ediyor. kimse kendine benzeyen insanlar bulamıyor içini rahatlatmak için. işte burda kitaplar devreye girebilir.
hiç karşılaşmadığınız ama size benzeyen insanları görebilirsiniz o kağıt yığınları içinde. yalnız olmadığınızı, gözünüzde büyüttüğünüz sorunların birçok insan tarafından deneyimlendiğini anlamanın rahatlığını yaşayabilirsiniz.
kitaplar hayat kurtarır. iş; doğru kitapları bulabilmekte. kitaplar insanları birbirine bağlar ve yalnızlık duygusunu yok edemese de azaltır.
michael jackson öldüğü zaman yanlış hatırlamıyorsam uykusuz dergisi eci vokke öldü diye bir kapak hazırlamıştı. o başlığı görünce o kadar mutlu olmuştum ki. herkesin tıpkı benim gibi o şarkıyı ecci vokke diye okuduğunu öğrenince bir ingilizce öğretmeni olarak kendimden utanmaktan vazgeçmiştim.
okuyun hanımlar beyler. bu bir iyileşme yöntemidir.
devamını gör...


