ne sensör ne ben söyleyeyim esprisine maruz kalan bir teknolojik sistemdir.

musluklarda ve lambalarda kullanılması su ve elektrik tasarrufu açısından önemlidir.
devamını gör...

kamila harris hint kökenli diyorlardı. elbet bize bir faydası olur diyor galiba.
devamını gör...

biz çocukken, gençken sürekli engellenirdik. yapamazsın derlerdi bize. belki biraz fazla alçakgönüllü ailelerimiz vardı. desteklerlerdi ama mantık çizgisinden hiç çıkmazlardı. mesela şarkıcı mı olmak istiyorsun, bunu ailene söylediğinde yanıt "olamazsın" olurdu. üniversitede falan da okuyamazdık istediğimiz alanı. açıklama şöyle gelirdi "tamam şarkıcı ol ama hobi olarak ol". ve bizleri somut, rasyonel alanlara yönlendirirlerdi. bu arada güçlerinin yettiğince bir müzik aleti alıp hobimizi desteklerlerdi. sanattan para kazanan ünlülerin 30 yaş ve üstü olanlarının mutlaka ayrıca bir mesleği vardır. çünkü gerçekten çok isteyenler ve bunun için kafa yorup uğraşanlar öne çıktılar, ün ve para kazandılar.
şimdilerde ise herkes her şeyi yapabilir. engelleme yok, sonuna kadar destek tam destek. madem ki herkes yapabiliyor "sen de başarabilirsin". tabii ki neden olmasın. ama bizim zamanlarımızda bizim kıstasımız bizdik, yakın çevremizdi. sınırlılığımız ailemizin maddi ve sosyal etkinliğiydi. şimdilerde ise insanlar bunlara hiç takılmadan herkes her şeye atlıyor. sen de başarabilirsin tabii ama bunun gerektirdiği çabayı, çalışmayı gösterdikten sonra. kaynaklarını gözden geçirip adım adım planlama yapmalısın. yine de gerçekleşmeyebilir ama istediğin şeyle uğraşmış olursun.
devamını gör...

zamanında sözlükte bir konuda çocuk sahibi olmak için ehliyet şartı konsun dediğim zaman "insanların hayatına karışamazsın, kişilerin kendi kararı vs" gibisinden tonla laf edilmişti. buyrun aptal insanların kararının sonucu işte bu.
devamını gör...

yetersiz olan doluluk oranıdır. tasarruftan bir haber istanbullulara 1 ay dayanmaz.
devamını gör...

çocukken nereden elime geldiği hakkında en ufak bir fikrim yok fakat "arap kağıtları" vardır bilen bilir. sigara sarma kağıdı. onların üstünde arapça bir şeyler yazar. onu elimden düşürdüğümde üzerinde "arapça" yazdığı için o kağıdın yere konamayacağını söylenip linç yemiştim. konuyu nasıl dine bağladırlar anlamamıştım. ne alaka filan desem de yediğim linçle kaldım. akşam hacı dedeme söylediğimde durumu küfür etmişti çocuklara hahah. bu da böyle bir anımdır.

ezcümle; yukarıdaki arkadaş da yazmış ama "arapça."
devamını gör...

1- shakespeare döneminde tiyatroların önünde çürük domates satılırmış, oyunu beğenmeyen insanlar sahneye çürük domates atarmış, ama shakespeare'in oyunlarından hiçbirinde sahneye çürük domates atılmamış.

2- louisa may alcott huckleberry finn'i ahlaksız bulmuş hatta yasaklansın diye amerika çapında bir kampanya başlatmış.

3- hüseyin rahmi gürpınar'ın son sözleri ''lütfen kedilerimi iyi doyurun'' (çok üzücü bence)

4-can yücel arkadaşı ile birlikte paralarını biriktirip eğitim için yurt dışına gitmek istiyor. hasan ali yücel, oğluna ayrıcalık yaptığı düşünülür diye göndermiyor . arkadaşı giderken can yücel biriktirdiği parasını ona veriyor. gazi yaşargil, cerrah olarak dönüyor . can yücel, şair kalıyor.

5-sabahattin ali çok çapkınmış hatta sanırsam küçük yaştaki öğrencileriyle bile ilişkisi olmuş.

6- bu çok bilinir ama içlerinde en sevdiklerimden biri de budur: mehmet akif ersoy veterinerdir aslında. bir gün biri onu aşağılamak için ''siz baytardınız değil mi?'' diye sorar o da ''evet, bir yeriniz mi ağırıyor?'' diye cevap verir.

7- nedim biseksüeldir.

8-dostoyevski bir gün bir baloya gitmektedir. tam salona girdiğinde turgenyev'i dönemin diğer edebiyat üstadları olan herzen ve nekrasovla birlikte kahkaha atarken görür. ellerinde bir defter ve kalemle bir şeyler çiziktirmektedirler. dostoyevski kendisiyle alay edildiği düşüncesindedir. nitekim haklıdır da. iddiaya göre bu üç edebiyat ustası, bu koca koca adamlar, dostoyevski'yi aşağılayan bir şiir yazmakla meşguldur.(ekşiden aldım)

9-james joyce - marcel proust : dönemlerinin bu en büyük iki yazarı hayatlarında sadece bir kez karşılaşır. yirminci yüzyılın en önemli iki romanı olan ulysses ve kayıp zamanın izinde yazarları, içlerinde pablo picasso ve igor stravinski gibi efsane sanatçıların da olduğu bir baloda yan yana denk gelirler. pek tabii herkesin gözü bu ikilinin üzerindedir. derin bir edebi sohbet beklenmektedir. ancak proust ona sağlık sorunlarından bahseder. joyce ise o meşhur muzipliğini konuşturur. üstelik birbirlerinin yapıtlarını bile okumadıklarını itiraf ederler. proust balodan erkenden ayrılmak durumunda kalır ve arabasına geçer. joyce da koşturarak çıkar ve arabaya izinsiz atlar. girer girmez de pencereyi açar. bu proust'u öldürmeye teşebbüs etmekle aynı anlama gelir. çünkü proust ağır astım hastasıdır. yine de nezaketiyle ünlü proust ses etmez. piçliği ile ünlü joyce ise belki de içten içe bundan haz almıştır. proust bu geceden sadece altı ay sonra işbu rahatsızlıktan dolayı vefat etmiştir.(ekşiden aldım)
devamını gör...

ıstanbuldaki şubesi yanılmıyorsam 3 yıl gibi kısa bi sürede kapandı.galatasaray lisesinin karşısında çok çeşitli menüleri olan güzel mekandı yalnız fiyatları o zamana göre baya pahalıydı.
devamını gör...

çünkü uykumun kaçma hızı = usain bolt 100 metre performansı.
devamını gör...

dostoyevski'nin ilk kitabı. 'yeni bir gogol doğdu' ' ileride çok büyük yazar olucaksın' söylemleri,yazarın yazma serüveni işte bu kitap ile başlıyor. nitekim okurkende o yaştaki bir kişinin bu kadar etkili sosyolojik analiz yapma yeteneğine hayret ediyorsunuz.
hikaye birbiriyle uzaktan akraba olan yoksul,ezilmiş toplum tarafından dışlanan iki insanın birbirine sevgiyle sımsıkı tutunarak hayatta kalma çabasını anlatıyor. çok sıcak bir anlatım olsada o insanların ne kadar üşüyor olması içinizi titretiyor.bu gerçeklik karşısında ürperiyorsunuz.çaresizlik ve hayattan kaçma isteği duygusuyla yüzleşiyor sonunda da hiç gibi ortada kalıp boşluklara sürükleniyorsunuz.
içinizde akmayan bir gözyaşı kalıyor
sanki yazar da bunu farketmiş gibi sayfa arasında şu cümleyi kurmuş.

üzülmeyin; gözyaşları hafifletmez insanın kaderini.

okumanızı tavsiye ederim.
devamını gör...

yaratıcıyla ilgilenmeyen olarak bilinse de bu yanlış bir tanımdır. yaratıcının varlığıyla ilgilenmeyen apateizm dir. agnostik bir kişi işe tanrının varlığının bilinemeyeceğini savunur.
devamını gör...

adını yazmanın bile insana bir şiir gibi geldiği şairdir. şairliği bir yana bence insanlığı ile de bambaşka biri çelebi. sadece şunu sormak isterdim çelebiyi görsem: “ gönlümüzü put sanıp kıran kim?”
devamını gör...

platon'un "devlet" adlı eserinde değindiği alegori. hakkında birkaç şey söylemek isterim:

mağaranın içindekileri nasıl dışarı çıkarabiliriz diye bir soru sormak istiyorum. ama bunun yanında onları dışarı çıkarmanın onlara hakikati öğrenme sürecini öğretmek anlamına geldiğini düşünüyorum. yani dışarı çıkarlarsa, aydınlanma sürecinde kendilerine yer bulurlar. çünkü her ne kadar dışarı çıktı desek de, dışarı çıkan kişinin de gördükleri karşısında bir kabul sunacağı anlamına gelmez.
filozofun nihai görevi bu bakımdan hakikati bildiğini söylememektir. herkesin bir alışkanlığı vardır, mağaradakiler alışkanlıkları neticesinde o durumdalardır ve dışarıyı göremezler. herkesin içinde bir korku vardır ve bu korku yaradılış kökenlidir. o halde bu korkuya karşılık, savaş açmak, yani insanlara hakikati öğretmeye çalışmak ne kadar doğrudur? onları dışarı çıkarmak istiyorsak şayet, bence bu filozofluğa aykırı bir davranıştır. çünkü filozofun görevi yani mağara dışına çıkan kişinin görevi, içinde bulundukları gerçekliğin farkında olmaktır. örneğin karınca kolonileri, karıncalar da kendi içlerinde basbayağı bir gerçekliğe sahiptirler. hatta akıllı varlıklar olduklarını da söyleyebiliriz doğaları gereği. o halde akvaryumda bir balıktan ne farkımız olabilir? bu gerçeğin farkında olmalıdır mağara dışına çıkanın yani filozofun. yani mağara dışında olsa bile bir yalanın içinde olabileceği gerçeği. bu gerçeklikten hareketle filozof şüpheci olmalıdır, yoksa sokrates’in yaptığı gibi tanrılara inandığı düşüncesiyle baldıran zehrini içmek değil. o yüzden idea dünyası ve sezgi dünyası ikilisi tutarlı değildir diye düşünüyorum. daha üst bir gerçekliğin, daha da ilerisi bir bilincin varlığını bilmek gerekir. ve insanlara “bunlar cahil, bunlara bir şey anlatmak” demek yanlıştır. içeri girip tekrar, siyaset felsefesi yapmak da mantıksızdır. onlar yaşadığı toplum içerisinde böyle düşünüyor olabilirler, gerçeği de kucaklıyor olabilirler. o yüzden şüpheci olmak gerekli. tabii o zamandaki site devletlerinin bir getirisi bu siyaset felsefesi… yine de yanlış bir rotaydı kanımca.
devamını gör...

merhabalar efendim, fırından taze çıkmış, dumanı hala üzerinde tüten ekmek kadar sıcak bir haber bülteni ile karşınızdayız. havadislerimize geçmeden evvel, kime ithafen yazıldığı hala meçhul olan bubbles of deathin ajansımıza bizzat yolladığı şiiri ile başlamak istiyorum.

adını ben koy

bir kolonya kapağı
ya da bir odun
kaçırdık son sapağı
adını kodun
yani yalnızlığın

cüretkar sözlerim
iki baş soğan
yolunu gözlerim
ula tekten doğan
şafak gibisin

at gibisin
pardon atsın
teşbihler kalsın
dolabımdaki
iki aylık makarna
gibi

diyarlardan
diyar beğen
götürem
seni
yani götürem derken
o manada değil

bitti
demesi kolay da
gitti demesi zor
şu hicran var ya
adamın a-dını kor.

kendisine, mail başlığına ‘on numara şiir işte’ yazıp gönderdiği bu eser için minnettarız. efendim malumunuz adettendir, ilk havadisimize sayın yoldaş kızıl öfke benjamin franklin başlıyoruz;

yoldaş bf: big bang’e hazır olun sözlük ahalisi! eylül 2021’e tamı tamına yedi gün kaldı. bilirsiniz ki tanrılar yedi günde… bla bla… buraları tam dinlemedim. tetikte olun, her an bir bomba patlatabilirim. le serviteur d'allah mahlaslı yazarımız ne bomba mı? diyerek kulak kabarttığı ropörtajımızı yanlış anlayıp olay yerinden koşarak uzaklaştı. ybf: son sözüm iş, aş, yoldaş! ha bir de yoldaş yoldaşa yürümez kanunumuzu esgeçip, birbirinize şişman olacağınız görseller atmayınız! efenim ajans çalışanları olarak eleştiri hakkımızı saklı tutuyor ve flypgs yolcusu olmayı risk almıyoruz. göbeği ile ünlenen yöneticimiz pavlova yöneldik.

- merhaba pavlov nasılsın?
- sudoku, bana mikrofon uzatmanı hiç etik bulmuyorum. beni objektifliğim ile tanıyan her yazar bilir kişisel soru yanıtlamadığımı.)

tam pavlovun cümlesinin bittiği anda mikrofonumuza doğru koşan gannicus ile karşılaşıyoruz. ünlü düşünür, geleceğin filozofu bize artık felsefe ile ilgilenmediğini ve yaşamını artık internette korsan sahaf olup, pdf satarak idame ettireceğini bildirdi.
o sırada yayladağ lokumu gezdiğim yerleri pek bir sevdim hemen gidip kafa sözlük kamp doğa ve seyahat kulübü paylaşacağım dedi ve viral reklam yerleştirdi. engel olamadık sayın okurlar.

tatsız olaylar vuku bulmuyor değil:

misc radyo yayini sona erdi! dinleyiciler dumura uğradı. özellikle değerli yazarımız leylimley program sunucumuz cenk'in arka bahçesini esefle kınadı.

seni bir şeylerle itham ediyor olabilirim mahlaslı yazarımız ortalığı mixer gibi karıştırırken dirty pleasure’ını açık etti: radyo mu kaldı yahu? hapishane duvarını seyrederim daha iyi. sevimsiz şirin yazarımız eski sözlük celebrity’lerinden olan detektifimizin üzerine yürüdü. olay yerine radyo ekibimiz müdahale etti.

radyo demişken sayın radyocu aykut’tan bahsetmezsek olmaz;
vefasız yoldaş benim doğumgünümü aracılarla kutlarken, domestic hıyar'a bir şişe visky, köylü yazardan ironiler’e kafa sözlük logosu barındıran bir çelenk ve rafaello çikolatalarından göndermiş, kırgınım. bu arada yazarlarımızın doğumgünlerini bir de ajans olarak kutlamış olalım. nice mutlu senelere!

ferrarisinisatanbilge mahlaslı yazarımız kafa sözlük'ün her geçen gün bünyesinde bağımlılık yarattığını ve sağlık kulubümüze üye olup amaterasu ve artıkparlayanyıldız’dan destek almak istediğini belirtti.

izinli kafalar:

meja, una nocte, mebus paltosu, ice

kafa izinden taze dönen meşhur jilet aşık atışmasını bir kenara bırakıp kulüplere katılma talebinde bulundu. mahlasının uzunluğundan dolayı telefonunun ekranına sığdıramayan bengaripsengüzeldünyaumutlu levent yüksel’den esinlenerek sitemde bulundu: zalim, senin allahın yok mu?

ismini vermek istemeyen bir allahın cool’u da bana sordu:

sudoku naber?
- haber kovalarken bitap düştüm, kalem tutan parmaklarım sızlıyor vallahi. karşılığında dayak yeme olasılığımda var bu meslekte. üstelik yoldaşın verdiği iki kuruş karma ile hayatta kalmaya çalışıyoruz. inan ki bir sheldon cooper rozeti, efendime söyleyeyim bir aylık mor mahlas alacak durumum yok. doğumgünü olan yazarlar bir dilim pasta ikram etmedi. yorgun ve mutsuzum.


özgür basın susturulamaz! bunu da böyle bilesiniz! açık mert korkusuz kafa sözlük haber ajansı basın bültenini okudunuz.

sürç-i lisan ettiysek af ola!
devamını gör...

aklıma şu görseli getirmiş haklı tespit.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

oradan konuşması kolay olan gurbetçi türktür. sıkıyorsa ötüken'de konusana birader. biz burada kımız içip cirit atmaktan imanımız gevredi sen orada iskandinav milletlerine ak... olacak iş değil valla .coğrafya kaderdir.
devamını gör...

kelime anlamı ‘toplumbilimi’dir. latince toplum anlamına gelen ‘socius’ ile yunanca bilgi demek olan ‘logos’ sözcüklerinin birleşmesinden oluşmuştur. sosyoloji sözcüğünü ilk kullanan fransız sosyoloğu ‘auguste comte’dur.
devamını gör...

mezhepler ve farkları hakkında çok bilgili olmadığımı belirterek söyleyeyim, bildiğim kadarıyla türkiye'de 3 mezhep var hanefi, şafi ve alevi. bu 3 mezhebe mensupların içinde kendinden olmayanlara, kendisinin inançlarına aykırı hareket edenlere en hoşgörülü yaklaşan kesim aleviler. diğer mezhebe bağlıların uyarı adı altında sık sık din baskısı yaptığını görürsünüz. inanmadığınızı bile bile cumaya çağırır, giyim kuşamına laf eder, ısrarla aleyküm selam dedirtmeye zorlar, oruç baskısı yapar vs vs. (hepimiz aynı ülkede yaşıyoruz, mutlaka sizinde başınıza geliyordur. etrafınızda bu tipler mevcuttur.) hatta daha ileri seviyedekiler şeriat aşkıyla yanıp tutuşur, kendinden olmayanın ölmesi gerektiğini falan savunur, şiddet yanlısıdırlar kafa falan kesen örgütleri destekleyenleri bile vardır. tanıdığım alevilerden bunların hiçbirini hiç görmedim. kendileri ibadetini eder, baskı yapmaz, beklentiye girmez, din tartışmasına girip kalp kırmazlar. ben bu insanların ibadethanelerinde şiddet, taciz olayı da duymadım hiç kuran kurslarında, cemaat vakıflarında olanlar gibi. aleviler aydın ve hoşgörülü insanlar. iyi ki varlar.
devamını gör...

kıvrak dilli, türkçe'yi yerinde kullanan, okurken yormayan bir kalem cambazı.
zeka pırıltısı damlatarak yazan bir sözlüktaş. insan, okuyunca kendini acayip yakın hissediyor. karşı karşıya gelinse 30 yıllık dost sohbeti misali kaynayıp karışacak bir hissiyat var yazdıklarında.

hem güldüren, hem düşündüren, doyurucu üslubu, yerinde tespitleri, söylenmeyenleri söyleyebilen yönü, duyarlılığı ile takdirimi kazanan, her geçen gün kalemini daha da sivrilten, her yazdığı ile günüme renk katan, her yazdığı ile de taşı gediğine oturtan, kendini iyi kötü kabul ettirebilen, düşüncelerini çatır çatır dile getirebilen bilgili ve mantıklı bir vatandaş.

seçtiği konular ve bakış açısı fevkalade yerinde. bu konular üzerinden tartışılabilir başlıklar çıkarabilen bir yazar ayrıca.
sözlüğün eşine nadir rastlanan yeşilçam, müzik , magazin konularındaki uzman kişisi. bu konularda araştırmacı gazeteci edası ve pratikliği ile medyakritik yapıyor. özellikle yazdıkları televizyon seyrederken yenen karışık kuruyemiş ile eşdeğer.

dipnot : tanımı okuyup da kıskananlar, " bize niye böyle nickaltı girmedin? " diye hayıflananlar, " amma da yıkama yağlama yaptın " diye söylenenler, "bu kadar da uzun nickaltı mı girilir kardeşim? " diye homurdananlar mutlaka olacaktır ama işte hristiyanismail gibi bir sözlük yazarı için de öyle beş altı sözcükle de mahlas altı tanımı giremezdim. bir kere hristiyanismail gibi biri 40 yılda bir gelir. ben de 40 yılda bir böyle bir mahlas altı girdim.
devamını gör...

sözlükteki bir garip grup yazarların mottosu olan söylem. buluşma noktaları köşedeki park değil, discord, bildiğin discord hee.

şaşıyorum cidden şaşıyorum. gece 1 sularında başlayıp sabah 9'a kadar acaba ne konuşuluyor oralarda. bunlar android mi nedir?

uyku uyumazlar mı? arkadaşları yok mu? sosyal hayatları elinde laptop yatak odasından mutfağa gitmek mi?

bulunur oldum dün gece, kara zarf içinde gelen bir davetiyeyle. üstünde ya özür dilersin ya hedeftesin yazıyordu. herkesi almıyorlar çünkü. özür dilemek için gruplara giriyorsun misyonun bu, gece gece ne oldum diyorsun.

sonra senin için başlık açıyorlar falan bunlar hedefe koyup duymak istediklerini duyamayınca.. komik cidden. mikrofonu kapatıp, arkada breh öhöm srrreh gibi değişik şekillerde gülesi geliyor insanın, tutamıyorsun.

anlatıyorsun derdini.. saygı duyuyorlar o an. fakat gittiğin gibi arkandan cin ali görseliyle kağıtlara çizilmiş planlar dökülüyor masaya.

o değil uyumuyor bunlar.. demiş miydim? uyumuyorlar ulan, elleri klavyede hak bekliyorlar, özür bekliyorlar.. alana kadar vazgeçmeyecekler. planları ferfena..

değişik kafalar, değişik gurebalar..
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim