yeap. hem de nasıl ya adeta evde turist rüzgarı estiriyorum. sonra türkiye'de olduğumu hatırlıyorum geçiyor.
devamını gör...

atacama çölü de dahil olmak üzere günümüzde kuzey şili ve güney peru'nun kurak kıyı bölgelerinde yerleşik olarak yaklaşık 8 bin yıl önce yaşamış olan, balıkçılık yaparak, avlanarak ve toplayıcılık yaparak geçimini sağlayan halk olarak adlandırılabilirler.

chinchorro'lar, binlerce yıl boyunca süren ayrıntılı mumyalama uygulamaları ile ünlüdür. en ünlü chinchorro mezarlığı arica ve cobiaja kentleri arasında, şili'de bulunmaktadır. bu mezarlıkta siyah mumyalar olarak adlandırılan insan mumyaları bulunuyordu. siyah mumyalar olarak adlandırılma sebepleri ise mumyalama işleminde manganez kullanılması idi.

chinchorro'lar mumyalama işlemine geçmeden önce ölülerin kafa, kol ve baacaklarını kesiyorlardı. bunu takiben kafalarına bir delik açıp, beyinlerini dışarı akıtıyorlardı. ölünün derisi 1955 yılında yayınlanan latin american antiquity dergisine göre bir çorap gibi sıkılıp tekrar bedene geçiriliyordu. bu işlem, cesedin kuruması amacıyla göğüs boşluğuna sıcak kömür koyularak sona eriyordu. bunu takiben, beden çubuk ve hayvan tüyleri kullanılarak yeniden toparlanıyor ve beyaz küller kullanılarak kaplanıyordu. son olarak kafatasına siyah saç ekleniyordu ve bedeni manganez ile siyaha boyanıyordu.

bu mumyalar binlerce yıldır bölgenin kurak olması sayesinde korunmuşlardır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kadınlar ligindeki willenhall town ladies ve burton brewers arasında oynanan ve willenhall takımının 57-0 üstünlüğüyle biterek guinness rekorlar kitabı'na giren maç.

daha öncesinde aynı takımlar arasında oynanan maç, yine aynı ekibin 27 - 0'lık üstünlüğü ile sona ermiş.
devamını gör...

bir rivayete göre bedende yaşayan ve bedene can katan. can için en iyisini isteyen ve dileyen yaratım. soyut cevher.

ekleme:
spiritus: latince olan soluk, nefes kökeninden geliyor.
spirit, esprit, spirare; solumak, nefes almak.

ruhçuluk akımlarında tin, ruhun bedene uyumlanması ve etki etmesi ile bedenle birlikte dünyaya gelir. yaşam boyunca bedenle birlikte hareket edip hayatı deneyimler. ruhun gelişimi ve olgunlaşması ruhun tesiri altında deneyimler doğrultusunda yaşam boyunca devam eder.

felsefede ise ruhtan ayrı bir şey olarak geçer. duygusal kısım ile düşünsel kısmı birbirinden ayıran düşünce yetisidir.
jung, ruhun bilinçaltı ile haberleşen yanı olarak belirtmiş.
pavlov ise nesne ile öznenin karşılıklı etkileşimi olarak ifade etmiş.
devamını gör...

yürümek* fiilinin -k yapım eki getirilerek isimleşmiş sıfat haline getirilmesi ile oluşmuş kelime. türkçe'de fiillere eklenen -k yapım eki genelde bir durumu ifade etmek için kullanılan kelimeler oluşturur. örnek vermek gerekirse silik, buruk, kırık, yarık vs. bunlara benzer şekilde yörük de ilgili varlığın geçmişteki durumunu ifade eder esasında. bu halk topluluğunun yörük olarak adlandırılmasının sebebi bundandır, yaşam tarzları sebebiyle ezelden beridir yürür yörükler. öyle sanıldığı gibi anadolu'nun kapıları türklere 1071'de açıldı masalındaki gibi de değil. yörükler anadolu'da türk devletlerinden çok daha eski zamanlardan beri var olmuşlardır, bugün göç yollarını izlediğinizde hala antik roma yollarını takip ettiklerini görebilirsiniz. anadolu coğrafyası pek çok farklı mikro iklime sahip olduğu için yörükler rahatlıkla bu coğrafyaya uyum sağlamışlar ve bin yıllardır olduğu gibi günümüzde de sayıları az da kalsa kadim yaşama biçimlerini sürdürmeye çalışmaktadırlar.
devamını gör...

seray şahiner'in 2014'te can yayınları'ndan basılan kitabı...kitap içeriği bu coğrafyanın ve o müthiş(!) anadolu irfanının kanayan yarasından, kadına uygulanan her türlü şiddetten oluşmaktadır.

kitap bütününde okuyana bir çok soru soruyor aslında seray şahiner:

''siz hiç gazetede 'kocası karısına tecavüz etti' diye haber okudunuz mu? evliyken olan tecavüzü kimse tecavüzden saymaz...''

leyla'yı anlatıyor kitapta seray şahiner...

leyla'nın ailesini anlatıyor. anasını, babasını, akrabalarını, komşularını, kocasını, çocuğunu anlatıyor. leyla'yı okuyorsunuz bu kitapta ama okumakla kalmıyor, kadın erkek fark etmeksizin okuyan herkes gibi leyla oluyorsunuz. patlayan dudağınızdan akan kanın tadını alıyorsunuz satır aralarında. devrilen sofraların, kırılan tabakların, kudurmuş bir köpek gibi havlayan bir erkeğin bağırışlarına karışan ağlayan bir çocuk sesini işitiyorsunuz sık sık...

leyla'yı anlatıyor bu kitapta seray şahiner. leyla'nın patronunu... abi dediği patronunun leyla'ya uzanan ellerini anlatıyor, leyla'nın rızası dışında tenine işleyen salyalı nefesini anlatıyor...

leyla'yı anlatıyor seray şahiner bu kitapta... hem de öyle eğip bükmeden, ima etmeden, net bir şekilde anlatıyor... süslemeden anlatıyor leyla'yı seray şahiner; zira ailesi leyla'yı dayakla, morluklarla, kan kırmızısı ile süslüyor. seray şahiner işte bu süslemeyi anlatıyor bu kitapta...

bu kitap içeriğinden ötürü 'müthiş' diyemeyeceğim bir kitap. kitap hak etmediğinden değil, bu coğrafyada yaşanan bu rezilliği midem kaldırmadığından, duyduğumda metanetle yaklaşabileceğim sabır artık bende kalmadığından diyemiyorum...

anneler, babalar!!
anne ve baba adayları!!
gözlerinizi kaçırmayın lütfen.
kafanızı çevirmeyin...
bu kitabı okuyun ve evlatlarınız başka leyla'ları mağdur etmesin...
okuyun!
okuyun ki leyla'larınızı siz de dahil kimse mağdur edemesin...

ayrıca nihal yalçın aynı isimli tek kişilik bir oyun olarak bu kitabı tiyatroda oynamıştı. semaver kumpanya'da 3 kere izledim bu oyunu. ilk izlediğimde metni okumadan izlemiştim. sonraki iki deneyimim metni okuduktan sonra olmuştu. daha da vurucu olmuştu. artık oynamıyor.. oynar mı onu da bilmiyorum... oynarsa izlemeniz de tavsiyemdir...
devamını gör...

kendilerine fazla güvendikleri, saygı eksikliğinden muzdarip oldukları ara sıra tartışma konusu olan bir kuşak.

ben 27 yaşındayım, öyle "ya hu yaşlandık, artık okuduklarımı kafam almıyor, neyse o" diyecek kadar yaşlı değilim ama benim daha bir sene önce okuyup, tanıyıp zevkten dört köşe olduğum bir yazarı, bugün 18 yaşında bir genç okumuş, üzerine çat pat da olsa analiz yazabiliyor oluyor. bunların zamanı daha gelmedi, çok daha bilgiye sahip olacaklar, bilgiye bu denli ulaşım kolaylığı sayesinde olacak bu. ancak bu konuşulmaya değer kesimin büyük bir kısmı fazlasıyla bireyseller, benciller, müthiş bir megalomani gelişiyor bu arkadaşlarda. o yüzden başlığı açan arkadaşa hak veriyorum, bunların da sebepleri var.

bu arkadaşlar, bizim x kuşağından hiçbir şekilde görmediğimiz bir tür aşağılanmaya maruz kaldılar. iletişim çağında, sözgelimi kendisinden bilmem kaç bin kilometre ötedeki bir vasıfsız orta yaşlı öğretmenin, bozuk türkçeyle "z kuşağı,
lanet olsun böyle kuşak mı olur, tüm kötülükler bunlarda birikmiş" minvalinde cümlelerine maruz kalıyorlar. bizde böyle şeyler yoktu, biz on altı yaşındayken bu tip saldırılara maruz kalmıyorduk ve bu yüzden de büyüklerimize saygılıydık, bir eksikliğimiz olduğunda dinlemesini bilirdik, çünkü saygı gösterilecek insanlarla muhataptık. saygı gösterilmeyecek insanlarla muhatap olanlar da zıvanadan çıkmışlardı, bunun seçimi bize aitti; oysa şimdi kendisini yetiştirmeye gayret eden bir genç, ikinci gruptaki yetersiz zorbalarla muhatap olmak zorunda kalıyor.

bu muhataplığın, arkadaşlarımızda oluşturacağı karşılık öncelikle reddetme ve bu pozisyonu savunmaktır. yıl olmuş iki bin yirmi, dört tane partinin liderleri bile birbirlerini dinlemeden konuşuyor, kimse kimseyi takmıyor, herkes kendi gerçekliğini oluşturmuş, whatboutism, ad hominem her yeri esir almış, herhangi bir konuda derinlemesine tartışmak imkansız hale gelmiş, toksik insanlar her tarafa yayılmış, arkasına yüz tane beğeni takanın kendini peygamber sandığı bir dönemde bu arkadaşların da kendilerini sabırla savunacaklarını düşünmek biraz haksızlık olurdu.

öyle de olmadı neticede. kime ne anlatsınlar, baktılar z kuşağına sallamak bir popülerite, bir beğeni aracına, bir kendi cehaletini ve zorbalığını aklama aracına dönüştü; onlar da "bizimle sorunu olan varsa ağlayarak günlüğüne yazabilir" moduna girdiler, evet tam olarak böyle oldu. bunun tarifsiz rahatlığıyla da artık bir eleştiri mekanizması, bir denetleme, kıyas mekanizması devre dışı kalmaya başladı. çünkü bu gençleri hedef alıp adamakıllı yaklaşan x ve y kuşağı kişi sayısı çok az. y kuşağı, oldu olası zengin olma hayaliyle yanıp tutuştu, entelektüeli dahi bilgiyi paraya çevirme kaygısıyla yatıp kalktı. bu da doğaldır ve başka bir zaman üzerine konuşulabilir. bu gençlerin bugün bu yaklaşımının sebebi biziz, 40 yaşına gelmiş boktan bir çakma aydının niteliğini sorguladıkları için ve bu cenah çok kalabalık olduğu için (en basitinden twitter'da görebilirsiniz) aklın yaşta değil başta olduğunu anladılar. bu cümlenin arkasına, asalak z kuşağı mensupları da takıldılar doğal olarak. bu, biçimsiz bir vücuda giyilmiş ipek bir elbise gibi, onlarda eğreti durdu ve bu onlarda bizim hiç rastlamadığımız bir tür cahil cesaretine ve hadsizliğe sebep oldu. gerçekten rahatsız ediyor ve bir gün başka bir konuda adamakıllı kendilerini gömmek gerekiyor.

baby boomer, boomer, x, y, z fark etmez; hangi kuşaktan olursa olsun, nitelikli insanların peşinde dolaşmamız lazım. bir aptala bakıp da ne kadar mantıklı olduğumuzu kendimize anlattığımız dönemleri geçmiş olmamız lazım. artık önemli olan, kimden ne alabileceğimizi bilme olgunluğuna erişmiş olmaktır. söz gelimi, eşinden ayrılmış, iyi kötü özellikleriyle tanıdığımız bir ilkokul mezunu abimizden boşanma sürecini dinlerken, orada bir estetik aramamamız lazım. neyi seçeceğimizi ve kendimize katacağımızı bilmeliyiz. sonra, duyguları, düşünceleri mantıklı bir şekilde ele alan birini gördüğümüz zaman, okumalıyız, ona zaman ayırmalıyız. aptal, aptal olduğu kadar popüler olan ve bu yüzden düşünceleri bir şekilde önümüze gelen insanları görmezden gelmeliyiz. post truth dönemi artık iyice anlayıp, kimseye bir gerçeği dikte etmeye çalışmamalıyız ki enerjimiz boşa gitmesin.

akıl, yaştan da kuşaklardan da bağımsızdır. hangi kuşağa, hangi yaşa mensup olursak olalım kendi ayaklarımızın yere bastığı bir yerdeysek, üstad luis ferdinand celine'in dediği gibi "henüz şiirimizi tüketmediysek" yani hala söylendiğinde dinlenmeye değer bir şeylerimiz varsa, hiçbir kuşağın asalağıyla, aptalıyla, megalomaniye teslim olmuşuyla muhatap olmayız.

subjektif konularda tartışmalarını da ben yine her zamanki gibi tartışma kültürüne, post truth dönemin adeta bizi esir almasına bağlıyorum. herkes kendi gerçekliğinde ve insanların her konuya yorumu, onlar için gerçek olandan daha gerçek. z kuşağı bunları görerek büyüdüler. özellikle y kuşağının aptal kesiminin ya da bir özelliğinden dolayı popüler olmuş, yarı cahil kesimin yanlış bakış açıları, her konuyla dalga geçen güruhun fazlasıyla beğeni toplamasıyla yönlendiler. sonuçta daha fazlasını beklemek anlamsız olur.

bir kuşaktan bahsediyoruz neticede, gerçekten kapsamlı bir çalışma ister ama z kuşağının benim açımdan en güzel yönü, bize sosyolojiyle ilgili müthiş malzemeler veriyor olması.
devamını gör...

kendisi görece daha az tanımı bulunan ancak bilgi fışkıran tanımlarıyla daha çok yazsa dedirten yazarlarımızdandır. tanımları genel olarak uzundur. öyle kestirip atmaz. bilgisini, araştırmasını herkesin anlayabileceği ve ilgisini çekebilecek şekilde yazar. yer yer kalın yazılmış kelimelerle uzun paragrafları daha ilgi çekici hale getirir. kendisinin tanımını görüp eğer okumadan geçersem çok vicdan azabı çekiyorum. sözlüğün çok kıymetli yazarları arasındadır. sözlük omuzlarında yükselecektir. burada hep var olmaya, varlığıyla bizleri kültürlendirmeye devam etmesini temenni ediyorum. kafasına sağlık!
bu arada hayvanlar aleminin ağır abisi olan bal porsuğunu nickname olarak kullanması beni biraz düşündürdü. "aldanmayın masum, tatlı, bilgi dolu tanımlarıma, tehlikeliyim kızım ben" demek istiyor olabilir mi? swh.
devamını gör...

hemoglobin içerisindeki +2 demir iyonunun +3 değerlikli hale gelmesiyle oluşan klinik tablodur.
bu hemoglobinin oksijene ilgisi daha yüksek olduğu için dokuların oksijenlenmesi bozulur.

neden olarak sitokrom b5 redüktaz enzim eksikliği benzokain,lidokain gibi lokal anestezik ilaçlar,sülfonamid türevi ilaçlar örnek verilebilir.

hastalarda anemi ve hipoksemi olmadığı halde vücut uçlarında morarma ile karakterize psödosiyanoz görülür.

tanıda pulse oksimetre ile arteriyel kan gazı ölçümündenki uyumsuz oksijen basıncı tanıya yaklaştırır.
spektrofotometre tanı için kullanılan araçtır.
tedavisinde metilen mavisi ve askorbik asit (c vitamini) verilmektedir.
devamını gör...

iç çamaşırları üzerinde olduğu için serbest kalmıştır. çıplak olsaydı hapse giderdi. neyse ki süt orasına burasına değmedi. eved.
devamını gör...

mahlasını amatör su diye okuduğum yazar...
devamını gör...

paradoksal bir ayet. birinin gözlerini oyup sonra da niye göremiyorsun diye kızmak gibi. kulakiarımla göremiyorum maalesef. kusura kalma.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

"dün sabaha karşı, kendimle konuştum.
ben hep kendime çıkan bir yokuştum.
yokuşun başında bir düşman vardı,
onu vurmaya gittim, kendimle vuruştum."

(bkz: özdemir asaf)
devamını gör...

aslında "düşmanın aptal, dostun da akıllı olsun" şeklinde bir subliminal mesaj içeren god mode bazlı temenni.

yoksa düz anlamıyla hayat oldukça zor geçecektir, hatta muhtemelen geç(e)meyecektir.
devamını gör...

devamını gör...

ben herşeyin zorlanarak illaki yorularak hakedilmesi gerektiğine inanmıyorum, herkesin imkanları farklı, içine doğduğu coğrafya farklı, kolay bir hayat da anlamlı olabilir, bunlar bizi çalıştırmak için söylenen hipnozlar bence, hayatını sürdürmek için çalışmak zorunda olmak başka, temel ihtiyaçlarının sağlanıp, sadece istediğin şeyleri yapmak başka, şu an evde takılan bir kuşak olduğunu söylüyorlar, bence çok akıllılar, okudukları mesleğin, yada yapmak istedikleri işin hakkını vermeyen kimse için çalışmasınlar, insan rahat ederse mutlu olur ve mutlu olmak için yaşar, ama bize hep alınteri, emek olmadan yemek olmaz filan, hep bunlara mecbur olduğumuz öğretiliyor, kimse de niye ya demiyor... bence varsa bütün imkanlar sonuna kadar kullanılmalı ve bize kazanç sağlayacak bir sistem yaratılmalı, kişisel beceriler alınan eğitimle yapılabilecek, özgür olmak için gelir şart.
devamını gör...

türk edebiyatı'nın en iyi romancısı, van'dan adana'ya göçerek çukurova'nın yoğun zenginliğine kendini kaptırmış büyük yazar. vasat şair.
devamını gör...

türk sinema tarihinin en iyi filmlerinden biridir zannımca.
ihsan yüce, senaryoyu yazarken osman şahin’in fareler isimli öyküsünden esinlenmiştir. ancak arzu film toplantılarında yapılan görüşmeler neticesinde filmin komedi tarzında çekilmesine karar verilmiş ve fareler isimli öykü, ihsan yüce tarafından yeniden yorumlanmıştır.

meşhur umumi tuvalet sahnesi, sırrı elitaş’ın ihsan abiye anlattığı bir fıkra ile osman şahin’in anlattığı bir hikayeden çıkmıştır. orijinal halinde ağa; “ulan er pokunun üzerine kancık poku olur?” diye sormaktadır.

gerek kibar feyzo gerekse ihsan yüce’nin diğer filmleri ile ilgili renkli anektodları okumak için gül gibi zabıta dururken kızını çöpçüye veren adam kitabını okuyabilirsiniz.
devamını gör...

leblebi.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim