wolfgang amadeus mozart
onun için diyecek kelimeler bulamıyorum, böylesine dahi bir insan ile aynı zamanda yaşamamış olmak en büyük üzüntülerimden biri. 35 yıllık ömrüne 626 eser sığdırmış dahi bir insandır.
devamını gör...
sözlük yazarlığı
prim gününü doldurmaya rağmen yazarlığa devam etmektir.
(bkz: son singapur vapuru)
(bkz: son singapur vapuru)
devamını gör...
ekşi sözlük
`otostopçunun galaksi rehberi`nden esinle `sedat kapanoğlu` tarafından '99 yılında "kutsal bilgi kaynağı" `motto`suyla başlatılan 'katılımcı sözlük' temli proje.
öykündüğü esin kaynağına amatör ruhlu zamanlarında yaklaşılmışsa da içten içe yozlaşma ve çürüme -entropi dolayısıyla- platformun içini boşaltırken geriye bir posa bırakma noktasına getirmiştir.
otostopçunun galaksi rehberi olamadıysa bile özgün, yaratıcı ve her daim ilerlemeci kalma iddiasındaki kafalara gebe kalmayı başararak köklü yeniliğin doğumunda doğuran süje olabilmeyi başarmıştır.
öykündüğü esin kaynağına amatör ruhlu zamanlarında yaklaşılmışsa da içten içe yozlaşma ve çürüme -entropi dolayısıyla- platformun içini boşaltırken geriye bir posa bırakma noktasına getirmiştir.
otostopçunun galaksi rehberi olamadıysa bile özgün, yaratıcı ve her daim ilerlemeci kalma iddiasındaki kafalara gebe kalmayı başararak köklü yeniliğin doğumunda doğuran süje olabilmeyi başarmıştır.
devamını gör...
herkese yetişip kendine geç kalanlar kulübü
şaka, kendini övme vs değil, direkt benim bu.
herkese yetişmeye çalışırım bu yüzden arkadaşlarım arasında yerim çok farklıdır ki bunu hem ben bilirim hem onlar hisseder ( sanırım adımı hızır koyacaklarmış ama klişeye düşmek istememiş ailem)
aslında biraz iç dökme gibi olacak birazdan yazacaklarım.
yıllar önce biri bana benim mesleğimi yapmak istediğini hatta çok istediğini söylemişti ama ufak bir ayrıntı ile bunu dile getirmişti, bir ege şehrinde yaşıyordu
bir gün benim yaşadığım şehire gelirse kendisine yardım edeceğimi söyledim ve 3 yıl sonra yaşadığım şehre geldi, bi süre çırpınışını, düzenini kurmasını izledim (15 gün) sonra kendisini 2 işe gönderdim ve kabul edilmedi, 3. sefer için kendi çalıştığım yere aldırmaya çalıştım olmadı en son elimdeki işi bırakıp beni sürekli çağıran bir yere düşük bir ücret karşılığı gidip "gelirim ama bunu da işe alacaksınız ve benimle aynı maaşı alacak ben birim şefi olacağım " dedim ve şirket kabul etti.
işe başladık ve kendisi sağ olsun beni hiç utandırmadı (ufak sorunlar dışında) çok güzel çalıştı etti ve sonra maaş artışı istedik ikimizde ama şirket maaş artışı vermedi, vermediği yetmez gibi gitti 3 eleman aldı fakat elemanlar çalışmıyordu..
17 şubat günü istifamızı bastık çıktık şirketten ve bira içmeye gittik ki biz bira içerken bir telefon geldi; ortalama 1 aydır yoğun bakımda olan annemin kalbi durmuş fakat masajla vs yollarla kalbi tekrar çalıştırmışlar ama değerleri tutturamıyorlar!
ben teli kapatıp birayı diktim kafaya, o ise ellerimi tutup beni çok iyi anladığını ve bugünleri beraber aşacağımızı söyledi.
değerleri tutmayan annemin kalbi akşam 21:30'da durdu ve ben bunu o arkadaşıma once whatsapp'tan yazıp sonra mesajı sildim anksiyetesi tutup titremesin diye
gece yattım uyudum ve bu sabah annemin cenazesini aldım defnetttim ki kendisi cenazeye bile gelmeyi bırak başın sağ olsun bile demedi ( ben mesajı silsem bile ortak arkadaşlarım haber vermiş) ve akşamında "elveda istanbul" yazan bir tweet ile istanbul'dan gittiğini söylemiş.
aradım, açtı ve gittiğini söyledi oysa ben bugun cenaze defnederken ona yüksek maaşlı iş bile bulmuş (dün aradığım biri bugun donus yapmıs randevu vermişti) fakat o esnada söyleyememiştim.
şimdi şu dakikadan sonra eğer ben birisinin derdine kederine yetişirsem cümle alem beni silkelesin diyemiyorum çünkü o insan yüzünden birilerine yetişmemeyi kendime yakıştıramam ama artık kulağımın arkasının bile kalmadığını biliyorum.
herkese yetişmeye çalışırım bu yüzden arkadaşlarım arasında yerim çok farklıdır ki bunu hem ben bilirim hem onlar hisseder ( sanırım adımı hızır koyacaklarmış ama klişeye düşmek istememiş ailem)
aslında biraz iç dökme gibi olacak birazdan yazacaklarım.
yıllar önce biri bana benim mesleğimi yapmak istediğini hatta çok istediğini söylemişti ama ufak bir ayrıntı ile bunu dile getirmişti, bir ege şehrinde yaşıyordu
bir gün benim yaşadığım şehire gelirse kendisine yardım edeceğimi söyledim ve 3 yıl sonra yaşadığım şehre geldi, bi süre çırpınışını, düzenini kurmasını izledim (15 gün) sonra kendisini 2 işe gönderdim ve kabul edilmedi, 3. sefer için kendi çalıştığım yere aldırmaya çalıştım olmadı en son elimdeki işi bırakıp beni sürekli çağıran bir yere düşük bir ücret karşılığı gidip "gelirim ama bunu da işe alacaksınız ve benimle aynı maaşı alacak ben birim şefi olacağım " dedim ve şirket kabul etti.
işe başladık ve kendisi sağ olsun beni hiç utandırmadı (ufak sorunlar dışında) çok güzel çalıştı etti ve sonra maaş artışı istedik ikimizde ama şirket maaş artışı vermedi, vermediği yetmez gibi gitti 3 eleman aldı fakat elemanlar çalışmıyordu..
17 şubat günü istifamızı bastık çıktık şirketten ve bira içmeye gittik ki biz bira içerken bir telefon geldi; ortalama 1 aydır yoğun bakımda olan annemin kalbi durmuş fakat masajla vs yollarla kalbi tekrar çalıştırmışlar ama değerleri tutturamıyorlar!
ben teli kapatıp birayı diktim kafaya, o ise ellerimi tutup beni çok iyi anladığını ve bugünleri beraber aşacağımızı söyledi.
değerleri tutmayan annemin kalbi akşam 21:30'da durdu ve ben bunu o arkadaşıma once whatsapp'tan yazıp sonra mesajı sildim anksiyetesi tutup titremesin diye
gece yattım uyudum ve bu sabah annemin cenazesini aldım defnetttim ki kendisi cenazeye bile gelmeyi bırak başın sağ olsun bile demedi ( ben mesajı silsem bile ortak arkadaşlarım haber vermiş) ve akşamında "elveda istanbul" yazan bir tweet ile istanbul'dan gittiğini söylemiş.
aradım, açtı ve gittiğini söyledi oysa ben bugun cenaze defnederken ona yüksek maaşlı iş bile bulmuş (dün aradığım biri bugun donus yapmıs randevu vermişti) fakat o esnada söyleyememiştim.
şimdi şu dakikadan sonra eğer ben birisinin derdine kederine yetişirsem cümle alem beni silkelesin diyemiyorum çünkü o insan yüzünden birilerine yetişmemeyi kendime yakıştıramam ama artık kulağımın arkasının bile kalmadığını biliyorum.
devamını gör...
yazarların x2 hızda dinlemek istediği insanlar
(bkz: ilber ortaylı)
devamını gör...
pastasından yediği için oğlunu döverek öldüren baba
zamanında sözlükte bir konuda çocuk sahibi olmak için ehliyet şartı konsun dediğim zaman "insanların hayatına karışamazsın, kişilerin kendi kararı vs" gibisinden tonla laf edilmişti. buyrun aptal insanların kararının sonucu işte bu.
devamını gör...
bill gates'in 1 milyon kilometrekare arazi satın alması
herif utanmasa ülkeyi satın alacak.
devamını gör...
dövme yaptıran insan
efendim lan? bu insan benim ne olmuş? tamı tamına 7 tane dövme var vücudumda. benimle mezara gidecekler. para ödediğim şey benimle toprak olacak bu da güzel bir şey.
gereksiz insan sensin. hoşt!
gereksiz insan sensin. hoşt!
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
benimm canımın cireğininn ilk yayını bu akşam, ona buradan bütün güzel dileklerimi, iyi enerjilerimi yolluyorum.
mütüşlü bir yayın olacağından hiç şüphem yok, ses kayıtlarımızı attık, saatlerimizi kurduk bekliyoruz.
acaba hobaaa3434 hangi şanslı yazarımıza şarkı armağan etti?
hepsi ve daha fazlası bu akşamki "bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak" radyo yayınında.
kaçırmayın derim.
not: seviyoruumm merkeeeez*
mütüşlü bir yayın olacağından hiç şüphem yok, ses kayıtlarımızı attık, saatlerimizi kurduk bekliyoruz.
acaba hobaaa3434 hangi şanslı yazarımıza şarkı armağan etti?
hepsi ve daha fazlası bu akşamki "bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak" radyo yayınında.
kaçırmayın derim.
not: seviyoruumm merkeeeez*
devamını gör...
yolda yürürken yapılmaması gerekenler
tükürmek
oyalanarak hareket etmek
şakalaşmak
trafik düzenini ihmal etmek.
oyalanarak hareket etmek
şakalaşmak
trafik düzenini ihmal etmek.
devamını gör...
18 yaşındayım ilk ilişkime girdim çok mutlu oldum
aaaaaaa imdat yukarıda yazılanlar ne ne oluyor arkadaşlar ya böyle bu insanlar ne ara bu kadar yobazlaşmaya başladı. seks yapmak isteyen yapar istemeyen yapmaz, size mi kaldı ya. bak çocuk mutlu olmuş paylaşmış. biz hep çıkmaza sürüklenen ekonomimizi mi konuşacağız. normal şeyleri konuşmak suç mu olacak. biri demiş sarılırken etrafı kollardık diye. sarılmak kötü bir eylem mi? sarılmayalım mı, seks olmasın mı, sevip sevilmeyelim mi? peki size soru nasıl üreyeceğiz arkadaşlar? onu geçtim insanlık olarak bu içgüdüsel olarak yükleniyor zaten.
lütfen biraz daha bireysel olarak bakalım hayatımıza ben neyim ki milletin hayatı hakkında söz sahibiymişim gibi konuşabiliyorum, diye düşünmek lazım sanki.
lütfen biraz daha bireysel olarak bakalım hayatımıza ben neyim ki milletin hayatı hakkında söz sahibiymişim gibi konuşabiliyorum, diye düşünmek lazım sanki.
devamını gör...
sigmund freud alıntıları
çok sağlam puro içer ve bir parça pudra şekeri kullanırdı. başka türlü o kafaya varmak zor olsa gerek.
“acı çekme karşısında, hiçbir zaman aşık olduğumuz zamanki kadar savunmasız değiliz.”
altına imza atılır.
“acı çekme karşısında, hiçbir zaman aşık olduğumuz zamanki kadar savunmasız değiliz.”
altına imza atılır.
devamını gör...
yazarlardan iç dökmeceler
bi insanin artik duzgun biri olup olmadigini verdigi sozu tutamamasindan degil tutamayacagi sozu verip vermemesinden anliyorum. ayni sey gibi gozukuyo ama degil aslinda. hic degil. ama anlatamicam. o tutulmayan sozler gelip bize yuk oluyolar. sirtta kambur bogazda dugum hissi olusturuyolar. insan kendini bilir sonucta. ne halt yemeye sunu yapicam bunu yapicam der ki yapamayacagini bile bile?? o olmayacagi yapamayacagi ihtimali varsa bile??? yazik. bazi seylere cok yazik oluyo biz de ziyan oluyoruz.
devamını gör...
normal sözlük
talas savaşı'nın kaç yılında, kimler arasında yapıldığını anlatırsanız sözlük ölür.
orta 1'de talas savaşı anlatılırken sınıftaki ebru'nun hocaya bir şey söylemesi üzerinden çıkan tartışma, sizin bu sırada hayatınızla ilgili salakça durumunuz, ailevi problemlerinizin derslere yansıması, talas savaşı diye girenlerin hap bilgi almak yerine bir hayat görüşü, bir hayat farklılığı okumasına sebep ol.
talas savaşı'nı anlatan öğretmeninizin size başka bir gün söylediği bir cümle üzerinden hayatınızın nasıl değiştiğini anlatın. doldurun talas savaşı başlığını.
bakın şöyle bir örnek vereyim size. düşmek kelimesi sizin algınızda başkadır benim algımda başkadır. tıpkı çiçek kelimesinin karşılığı gibi. ikimiz de çiçek başlığına çiçek çeşitlerini yazarsak farkımız olmaz. fakat bizim kafamızdaki çiçek imgesini anlatır, hayatımızdaki çiçek çağrışımlarını anlatırsak o durumda robot değil sözlük yazarı olduğumuz ortaya çıkar.
bunun adı bir çeşit yazarlık. farkınız sıfırdan yazdıklarınızda ortaya çıkar. zaten yazılmış olanları tekrarladığınızda değil.
daha net; gorohovaya caddesi neresi? size o caddeyi yazarsam bir anlamı olmaz. ancak 7 yıl önceki bir andan bahsedeceğim ve diyeceksiniz ki "ne salak adamsın"
ya da tren başlığına derealizasyon ile ilgili bir şey yazacağım ve diyeceksiniz ki "bu ne ulan bunu neden buraya yazdın?"
bu şekilde istiklal caddesi'nin uzunluğundan değil, orada yaşanmışlığı olan sözlük yazarlarının anlattıklarından dolayı yüzümüzde tebessüm olacak. yoksa google'da zaten istiklal caddesi'nin fiziksel özellikleri var. seni farklı yapan o özellikleri yazmak değil yaşanmışlıkları yazmak.
yazın, ama madalya almak ya da öne çıkmak için değil, çok çok kötü de olsa bir bakış açısı getirmek için yazın. olanları tekrarlamak için değil.
orta 1'de talas savaşı anlatılırken sınıftaki ebru'nun hocaya bir şey söylemesi üzerinden çıkan tartışma, sizin bu sırada hayatınızla ilgili salakça durumunuz, ailevi problemlerinizin derslere yansıması, talas savaşı diye girenlerin hap bilgi almak yerine bir hayat görüşü, bir hayat farklılığı okumasına sebep ol.
talas savaşı'nı anlatan öğretmeninizin size başka bir gün söylediği bir cümle üzerinden hayatınızın nasıl değiştiğini anlatın. doldurun talas savaşı başlığını.
bakın şöyle bir örnek vereyim size. düşmek kelimesi sizin algınızda başkadır benim algımda başkadır. tıpkı çiçek kelimesinin karşılığı gibi. ikimiz de çiçek başlığına çiçek çeşitlerini yazarsak farkımız olmaz. fakat bizim kafamızdaki çiçek imgesini anlatır, hayatımızdaki çiçek çağrışımlarını anlatırsak o durumda robot değil sözlük yazarı olduğumuz ortaya çıkar.
bunun adı bir çeşit yazarlık. farkınız sıfırdan yazdıklarınızda ortaya çıkar. zaten yazılmış olanları tekrarladığınızda değil.
daha net; gorohovaya caddesi neresi? size o caddeyi yazarsam bir anlamı olmaz. ancak 7 yıl önceki bir andan bahsedeceğim ve diyeceksiniz ki "ne salak adamsın"
ya da tren başlığına derealizasyon ile ilgili bir şey yazacağım ve diyeceksiniz ki "bu ne ulan bunu neden buraya yazdın?"
bu şekilde istiklal caddesi'nin uzunluğundan değil, orada yaşanmışlığı olan sözlük yazarlarının anlattıklarından dolayı yüzümüzde tebessüm olacak. yoksa google'da zaten istiklal caddesi'nin fiziksel özellikleri var. seni farklı yapan o özellikleri yazmak değil yaşanmışlıkları yazmak.
yazın, ama madalya almak ya da öne çıkmak için değil, çok çok kötü de olsa bir bakış açısı getirmek için yazın. olanları tekrarlamak için değil.
devamını gör...
onur yürüyüşü
ilk olarak 28 haziran 1970 tarihinde new york, san francisco ve los angeles’ta eş zamanlı olarak düzenlenen yürüyüşlere verilen ad.
bu yürüyüşlerin tarihi ise bir yıl öncesinde yaşanan stonewall olaylarına dayanıyor.
ayaklanma adını 'stonewall ınn' adlı gey barından alıyor.

o dönemler farklı cinsel eğilimi olanlara karşı hem toplum hem de yönetim bazında bir baskı söz konusu. gey barlar da bu baskıdan nasibini almış.
eşcinsel bireyler toplum içinde el ele tutuşamıyor, dans edemiyor ve öpüşemiyordu. bu ve bu gibi eşcinsel davranışlar yasa dışı kabul ediliyordu.

barlar yasal olarak da sorun yaşıyordu. new york eyalet likör otoritesi, sadece eşcinsel kimliğiyle bilinen veya eşcinsel olduğundan şüphelenilen bireylerin toplandığı barları yasa dışı ilan edip kapatıyordu. 1966'da bu yasak aktivistlerin çabalarıyla kaldırıldı. fakat yasakların kalkması bar sahiplerince yeterli görülmemişti. çünkü halka açık alanlarda baskı devam ediyordu. barlar da kamuya açık mekanlardı.
fakat baskıdan kurtulmanın bir yolu vardı. o da içki ruhsatı
almamaktı. normal içki ruhsatı yerine 'bottle bar' denilen özel bir ruhsat tercih ediyorlardı. bu ruhsatın özelliği barda içki satılmamasıydı. müdavimler içkilerini kendileri getiriyorlardı. mekan ise sadece içki servisi yapıyordu*.
bu ruhsatın esas özelliği ise bara giriş yaparken müdavimlerin bir deftere isim ve imzalarını bırakmalarıydı. bu şekilde barın üyelere özel olduğu algısı oluşturuluyordu.

ama bu yöntem tam olarak işe yaramıyordu. çünkü barın sahipleri eşcinsel davranışların görmezden gelinmesi için polise rüşvet vermek durumundaydı.
new york'taki gey barlar mafyanın kontrolündeydi. stonewall da bu barlardan biriydi. mafya bu barları işletmekte menfaat görüyordu. bazı eşcinsel müşterilerine kimliklerinin gizli kalması karşılığında şantaj yaptığı söyleniyor mesela.
bundan başka stonewall evsiz eşcinsellere ev sahipliği yapıyordu. çünkü mekan hem büyüktü hem de üye olunması diğer kulüplere göre daha ucuzdu.
üyeler arasında giriş ücretini hırsızlık yaparak çıkartan müdavimler de vardı.
ve işin aslı bu bar bakımsızdı. müdavimler ise bu barlara bağımlıydı. bu barlar olmasa varlıklarını sürdüremeyeceklerinin farkındaydılar.*

verilen rüşvetler sayesinde bara baskın yapılacağı zaman yozlaşmış polisler haber uçururdu ve bardaki yasadışı içkiler saklanırdı.
fakat isyana sebep olan baskından önce haber uçurulmamıştı. hem de bu baskından birkaç gün önce baskın yapılmasına rağmen.
sanki hazırlıksız yakalamak amacındalarmış gibi...

isyan sürecine gelene kadar toplumsal meselelerde çok kereler gördüğümüz üzere ötekileştirilmiş bir kesimle karşı karşıyayız. içinde oldukları topluma karşı yabancı hissettirebilecek çok şeyler yapılmış.
böyle bir ortamda amerika'nın tarihindeki savaşma, mücadele etme, özgürlük ve bireysellik gibi amerika'yı amerika yapan şeyler göz önüne alındığında eşcinsellerin haklarını arama noktasında gösterdikleri cüretkar tavır daha iyi anlaşılabilir.

sonrasında olaylar gelişiyor ve polis barı basıyor. tarih 28 haziran 1969.
tutuklamalar, polis ve göstericiler arasında çıkan çatışmalar...
ve isyan yayılıyor...

üzerinden bir yıl geçmesiyle 28 haziran 1970 günü ilk onur yürüyüşü gerçekleşiyor.

slogan ise şöyledir: yüksek sesle söyle, eşcinsel onur duyar!
2016 yılında obama isyanın geliştiği bölgeyi ulusal anıt ilan etti ve eşcinsel harekete destek verdi.

kaynaklar için buradan, buradan ve buradan.
bu yürüyüşlerin tarihi ise bir yıl öncesinde yaşanan stonewall olaylarına dayanıyor.
ayaklanma adını 'stonewall ınn' adlı gey barından alıyor.

o dönemler farklı cinsel eğilimi olanlara karşı hem toplum hem de yönetim bazında bir baskı söz konusu. gey barlar da bu baskıdan nasibini almış.
eşcinsel bireyler toplum içinde el ele tutuşamıyor, dans edemiyor ve öpüşemiyordu. bu ve bu gibi eşcinsel davranışlar yasa dışı kabul ediliyordu.

barlar yasal olarak da sorun yaşıyordu. new york eyalet likör otoritesi, sadece eşcinsel kimliğiyle bilinen veya eşcinsel olduğundan şüphelenilen bireylerin toplandığı barları yasa dışı ilan edip kapatıyordu. 1966'da bu yasak aktivistlerin çabalarıyla kaldırıldı. fakat yasakların kalkması bar sahiplerince yeterli görülmemişti. çünkü halka açık alanlarda baskı devam ediyordu. barlar da kamuya açık mekanlardı.
fakat baskıdan kurtulmanın bir yolu vardı. o da içki ruhsatı
almamaktı. normal içki ruhsatı yerine 'bottle bar' denilen özel bir ruhsat tercih ediyorlardı. bu ruhsatın özelliği barda içki satılmamasıydı. müdavimler içkilerini kendileri getiriyorlardı. mekan ise sadece içki servisi yapıyordu*.
bu ruhsatın esas özelliği ise bara giriş yaparken müdavimlerin bir deftere isim ve imzalarını bırakmalarıydı. bu şekilde barın üyelere özel olduğu algısı oluşturuluyordu.

ama bu yöntem tam olarak işe yaramıyordu. çünkü barın sahipleri eşcinsel davranışların görmezden gelinmesi için polise rüşvet vermek durumundaydı.
new york'taki gey barlar mafyanın kontrolündeydi. stonewall da bu barlardan biriydi. mafya bu barları işletmekte menfaat görüyordu. bazı eşcinsel müşterilerine kimliklerinin gizli kalması karşılığında şantaj yaptığı söyleniyor mesela.
bundan başka stonewall evsiz eşcinsellere ev sahipliği yapıyordu. çünkü mekan hem büyüktü hem de üye olunması diğer kulüplere göre daha ucuzdu.
üyeler arasında giriş ücretini hırsızlık yaparak çıkartan müdavimler de vardı.
ve işin aslı bu bar bakımsızdı. müdavimler ise bu barlara bağımlıydı. bu barlar olmasa varlıklarını sürdüremeyeceklerinin farkındaydılar.*

verilen rüşvetler sayesinde bara baskın yapılacağı zaman yozlaşmış polisler haber uçururdu ve bardaki yasadışı içkiler saklanırdı.
fakat isyana sebep olan baskından önce haber uçurulmamıştı. hem de bu baskından birkaç gün önce baskın yapılmasına rağmen.
sanki hazırlıksız yakalamak amacındalarmış gibi...

isyan sürecine gelene kadar toplumsal meselelerde çok kereler gördüğümüz üzere ötekileştirilmiş bir kesimle karşı karşıyayız. içinde oldukları topluma karşı yabancı hissettirebilecek çok şeyler yapılmış.
böyle bir ortamda amerika'nın tarihindeki savaşma, mücadele etme, özgürlük ve bireysellik gibi amerika'yı amerika yapan şeyler göz önüne alındığında eşcinsellerin haklarını arama noktasında gösterdikleri cüretkar tavır daha iyi anlaşılabilir.

sonrasında olaylar gelişiyor ve polis barı basıyor. tarih 28 haziran 1969.
tutuklamalar, polis ve göstericiler arasında çıkan çatışmalar...
ve isyan yayılıyor...

üzerinden bir yıl geçmesiyle 28 haziran 1970 günü ilk onur yürüyüşü gerçekleşiyor.

slogan ise şöyledir: yüksek sesle söyle, eşcinsel onur duyar!
2016 yılında obama isyanın geliştiği bölgeyi ulusal anıt ilan etti ve eşcinsel harekete destek verdi.

kaynaklar için buradan, buradan ve buradan.
devamını gör...
antidepresan etkisi gösteren şeyler
şarkı söylemek.
salata yapmak.
sevdiğiniz insanlarla konuşmak. sesini duymak.
suluboya resim yapmak.
temizlik.
vb.
salata yapmak.
sevdiğiniz insanlarla konuşmak. sesini duymak.
suluboya resim yapmak.
temizlik.
vb.
devamını gör...
nöroplastisite
kısaca beynin yapısal ve fizyolojik değişiklere uğrama yeteneğidir.
örneğin; beynimiz bir oda olsun. nöroplastisite de bir kapı olsun. bu kapı ömrümüz boyunca sürekli açık ve odaya sürekli bir bilgi akışı sağlanıyor. yani beynimiz sürekli bir gelişim* ve değişim gösteriyor. ancak bu kapı 4 yaşına kadar ardına kadar açıkken, 4 yaşından sonra yavaşça kapanmaya başlıyor ama hiç kapanmıyor. sadece biraz aralık kalıyor. o yüzden çocukken daha çabuk öğreniriz bir şeyleri.
örneğin; beynimiz bir oda olsun. nöroplastisite de bir kapı olsun. bu kapı ömrümüz boyunca sürekli açık ve odaya sürekli bir bilgi akışı sağlanıyor. yani beynimiz sürekli bir gelişim* ve değişim gösteriyor. ancak bu kapı 4 yaşına kadar ardına kadar açıkken, 4 yaşından sonra yavaşça kapanmaya başlıyor ama hiç kapanmıyor. sadece biraz aralık kalıyor. o yüzden çocukken daha çabuk öğreniriz bir şeyleri.
devamını gör...
ben de yoluma giderim
"ben de yoluma giderim
ezdirmem kendimi
ama gezdirmem de gönlümü
gider acımı çekerim.. "
sezen'in en sevdiğim şarkılarından. kanım çekiliyor her dinlediğimde. zamanlı /zamansız vedalarımın şarkısı.
ezdirmem kendimi
ama gezdirmem de gönlümü
gider acımı çekerim.. "
sezen'in en sevdiğim şarkılarından. kanım çekiliyor her dinlediğimde. zamanlı /zamansız vedalarımın şarkısı.
devamını gör...

