normal sözlük dertleşecek yazarlar veri tabanı
dert dinlenir, akıl verilir
devamını gör...
veda busesi
tarkan'ın da çok güzel söylediği şarkı.
devamını gör...
salvador dali
babasına -küçük bir çocukken çok korktuğu bir objeyi sürekli salonda piyanonun üzerine koyduğu için- içine ejekülasyon yaptığı bir kutuyu hediye eden ve salonun orta yerine pisleyen sürrealist ressam. walt disney ile ortaklaşa hazırladıkları destino adlı, ödüllü kısa metraj anime izlenmeye değer. un chien anadolu (bir endülüs köpeği, 1929) çok güzel. meraklılarına tavsiye ederim.
devamını gör...
yks 2021
yarın girecek olduğum sınav. şu andaki duygularımı nasıl anlatabilirim ki. bir el midemi sıkıyor da sıkıyor. hayatımın dönüm noktalarından birinin önünde bekliyorum ve bunun farkındayım. ürkütücü, heyecan verici, gurur verici. karmakarışık.
devamını gör...
volkan sütçüoğlu
yaz diyeti imparatorluğunda aşk ve gururun karagöz oyunları isimli edebi şaheserin yazarı, sütçüoğlu muhallebicisi'nin işletmecisi, popstar alaturka'nın acılı ayhan isimli derbeder şarkıcısı, annesinin minik kuşu.
tüm gün muhallebicinin önünde saz arkadaşı sertaçla projeden projeye atlar ama asla hiçbir projenin sonunu göremez. ee çünkü, allah belanı versin sertaç!
tüm gün muhallebicinin önünde saz arkadaşı sertaçla projeden projeye atlar ama asla hiçbir projenin sonunu göremez. ee çünkü, allah belanı versin sertaç!
devamını gör...
takip edeni takip ederim
devamını gör...
esma bint mervan
muhammed'i eleştiren şiirler yazdığı için muhammed'in emriyle öldürülen 5 çocuk annesi kadın.
esmâ bint-i mervân bir şiirinde muhammed'i şairleri öldürttüğü için şöyle eleştiriyordu:
"düşman üzerine seğirterek birbirinizle yarışırcasına yürüyünüz malik, nebit, avf oğulları!
düşman üzerine seğirterek birbirinizle yarışırcasına yürüyünüz hazrec oğulları!
sizler, sizden olmayan, yanınıza gelen bir kimseye itaat ettiniz, boyun eğdiniz ki, o ne mudar'dandır, ne de mezhic'dendir!
başları kestikten sonra, hâlâ ondan pişmiş çorba umulduğu gibi umuyorsunuz! ondan bir şey uman aldanır, umudundan kesilir."
öldürüldükten sonra muhammed, '' onun için 2 keçi bile toslaşmaz'' demiştir.
esmâ bint-i mervân bir şiirinde muhammed'i şairleri öldürttüğü için şöyle eleştiriyordu:
"düşman üzerine seğirterek birbirinizle yarışırcasına yürüyünüz malik, nebit, avf oğulları!
düşman üzerine seğirterek birbirinizle yarışırcasına yürüyünüz hazrec oğulları!
sizler, sizden olmayan, yanınıza gelen bir kimseye itaat ettiniz, boyun eğdiniz ki, o ne mudar'dandır, ne de mezhic'dendir!
başları kestikten sonra, hâlâ ondan pişmiş çorba umulduğu gibi umuyorsunuz! ondan bir şey uman aldanır, umudundan kesilir."
öldürüldükten sonra muhammed, '' onun için 2 keçi bile toslaşmaz'' demiştir.
devamını gör...
geceye anlam katan sözler
"tepeden tırnağa değiştim. aynı insan değilim artık."
jean paul sartre.
jean paul sartre.
devamını gör...
sözlükte canlılık yok diye trolleri ölümüne savunmak
sözlüğün uzun soluklu yazarlarından birisi olarak, geldiğim günden beri şu sözlükte tek rahatsız olduğum konu; kişilerin kendi gibi olmayanlara tahammülü olmaması. benim bir sözlükteki ilk mottom: ben yazabiliyorsam herkes yazabilir. evet herkes! yazarların yazdığına kural ihlali varsa müdahale edecek tek merci yonetimdir. yazdığı şey bana göre yanlış olabilir, asla yazdığı şeyi desteklemiyor olabilirim, o zaman da aynı başlığa karşıt görüşümü yazar, tepkimi ortaya koyarım. ama "buu burda yazmasın yaa" demem, diyemem. çünkü benim bir yazdığım da başkasına ters gelebilir. o zaman da o, "bu nickini söyleyemediğim tip gitsin bu sözlükten" diyebilir. saçma olur.
ikinci konu da, "yönetim benim tanımımı sildi, işte başkasını savundu" denmesi sorunu. 800 küsür tanım girdim. 2 tane tanımım silindi. biri flood gerekçesiyle, ikincisi - zaten silineceğinden emin olarak yazdığım - tanım olmayan, başlık konusuyla alakasız, başlık açana kişisel yazdığım bir yorumdu. dayanamamış yazmıştım. silinmese de bir süre sonra imha edeceğim bir entrydi. şimdi ben anlamıyorum, "benim tanımım silindi ühüü" tavrını. kurallara uygun değilse silinir, bunun lamı cimi yok. açıp bir daha kuralları okumanızı öneririm. kurallar çiğnenmek için yoktur. bu sadece burada geçerli değildir. bulunduğunuz her topluluk için geçerlidir.
yönetimin adam kayırdığına şahit olmasam da, bu konuda yorum yapmıycam. bunca yazdığım şeyin, "onları savunuyor işte" teziyle çöp edilmesini istemiyorum zira.
giderim, bak gidiyorum, gittim gidicem demek için başlık açanlara da çok masum bir gözle bakamıyorum malesef. kimse bulunmaz hint kumaşı drgil. kendi adıma, burada ben olmasam da, başkaları olacaktı. yani ne ben burdayım diye bu sözlük bu güne geldi ne de ben gidince bitecek.
bir gün biter mi bunu yaşamadan bilemeyiz. umarım bitmez. buraya bir kelime dahi yazıp, çizen ve arka planda emeği olan onlarca insan var. bitmesini istemem. ama biterse de, bu birkaç kişi yüzünden olmaz. bu algı bana hastalıklı geliyor.
yanisi şu; yazmak isteyen yazsın, istemeyene elveda. bu asla kişisel bir şey değil. kimseyle arkadaşlığım yok burada. ama gitmek isteyen kim varsa/olursa lütfen elveda..
ikinci konu da, "yönetim benim tanımımı sildi, işte başkasını savundu" denmesi sorunu. 800 küsür tanım girdim. 2 tane tanımım silindi. biri flood gerekçesiyle, ikincisi - zaten silineceğinden emin olarak yazdığım - tanım olmayan, başlık konusuyla alakasız, başlık açana kişisel yazdığım bir yorumdu. dayanamamış yazmıştım. silinmese de bir süre sonra imha edeceğim bir entrydi. şimdi ben anlamıyorum, "benim tanımım silindi ühüü" tavrını. kurallara uygun değilse silinir, bunun lamı cimi yok. açıp bir daha kuralları okumanızı öneririm. kurallar çiğnenmek için yoktur. bu sadece burada geçerli değildir. bulunduğunuz her topluluk için geçerlidir.
yönetimin adam kayırdığına şahit olmasam da, bu konuda yorum yapmıycam. bunca yazdığım şeyin, "onları savunuyor işte" teziyle çöp edilmesini istemiyorum zira.
giderim, bak gidiyorum, gittim gidicem demek için başlık açanlara da çok masum bir gözle bakamıyorum malesef. kimse bulunmaz hint kumaşı drgil. kendi adıma, burada ben olmasam da, başkaları olacaktı. yani ne ben burdayım diye bu sözlük bu güne geldi ne de ben gidince bitecek.
bir gün biter mi bunu yaşamadan bilemeyiz. umarım bitmez. buraya bir kelime dahi yazıp, çizen ve arka planda emeği olan onlarca insan var. bitmesini istemem. ama biterse de, bu birkaç kişi yüzünden olmaz. bu algı bana hastalıklı geliyor.
yanisi şu; yazmak isteyen yazsın, istemeyene elveda. bu asla kişisel bir şey değil. kimseyle arkadaşlığım yok burada. ama gitmek isteyen kim varsa/olursa lütfen elveda..
devamını gör...
mümkün olan en aptalca eylem
maddi ve manevi kisiye zarar verici her turlu eylemdir.
-sagliksiz beslenme,
-asiri alkol tuketimi,
-sigara, uyusturucu ve kimyasal turevlerin kullanimi,
-paranin ve zamanin ziyan edilmesi,
-yanlis kisilerle muhattap olunmasi...
-sagliksiz beslenme,
-asiri alkol tuketimi,
-sigara, uyusturucu ve kimyasal turevlerin kullanimi,
-paranin ve zamanin ziyan edilmesi,
-yanlis kisilerle muhattap olunmasi...
devamını gör...
hiçlik
hepimiz bir hiçiz. hiçlikte usulca süzülüp duruyoruz. her şey eninde sonunda bir hiçe dönüşüyor. çok da gözümüzde büyütmemeliyiz her şeyi kısaca..
ben gideyim de kaldığım yerden devam edeyim varoluşsal sancılarıma.*
ben gideyim de kaldığım yerden devam edeyim varoluşsal sancılarıma.*
devamını gör...
scorpions
iki bin on yılında veda konseri diye gittiğim, akabinde iki defa falan ülkemize gelen; alman heavy metal grubu. o zamanki manitaya still loving you dinletmeyi hayal edip bilet almıştım. kız konsere gelemedi, onlar da şarkıyı çalmadı. g**üme baka baka dönmüştüm konserden.
devamını gör...
okuduğun kitaptan bir alıntı bırak
"seni seviyorum, çünkü..."
"hiçbir şey söyleme, insan sevdiği için sever. aşk'ın hiçbir gerekçesi yoktur."
simyacı, paulo coelho
"hiçbir şey söyleme, insan sevdiği için sever. aşk'ın hiçbir gerekçesi yoktur."
simyacı, paulo coelho
devamını gör...
daha sonra tekrar deneyiniz (yazar)

yarın doğum günü olan yazar.
ve 'herkesten önce ben kutlayacağım lan banane' diyen sabırsız arkadaşı.
bir kaç sene unutmuşluklarımı telafi ettirmeye çalışıyor olabilirim. bak bu kadar da doğrucuyum.
beraber dometes yiyip güneşi batırdığımız zamanlar geldi aklıma.
tepeye çıkıp çekirdek çitlemelerimiz.
sonra o kadar fakir o kadar meteliksiz olduğumuz için kola alabiliyor muyuz lan acaba diye hesap yaparken bakkalcı amcanın alış veriş poşetimize* kola ve atıştırmalık doldurma sahneleri.
sınıfta imza kağıdını en son kim imzalayacaksa arkadaki beyaz ceketli çocuğa kağıdı o uzatacak savaşlarımız. sonra benim pislik yapıp ikimizinde imzasını atıp pis pis sırıtıp çocuğa kağıdı uzatmam. onunda tebessüm etmesi.
benim sırıtmayı sana bakıp ayyuka çıkartmam.
yahu o zaman da sinir bozucu bir tipmişim.
sizi süpürge hortumuyla dövmüş olmam konusuna sanırım burada girmeme lüzum yok.*
üni yılları dendiğinde akla ilk gelensin.
ev arkadaşım, can yoldaşım, cansın canımsın...
yanı başımda olmanı o kadar isterdim ki ama taa nerelerdesin. sahi nerelerdesin?
he pardon az önce mesaj attım balkondayım dedin. bir de bana dinlemem için şarkı attın.
benim bu hayattaki doğruluğundan emin olduğum nadir ilişkilerimdensin biliyorsun değil mi?
canım sıkıldığında ilk seni ararım, sevindiğimde ilk seni. gün içinde saatlerce ses kaydı atar kafanı şişiririm hiç işin yokmuş gibi sen de beni eylersin.
yahu gerçekten hiç işin yok mu?
pardon olmaz mı pek yoğun bir insan kendileri.
kank kank kank *
seni çok özledim. sabahlara kadar dedikodu yapmayı. senle tavanı seyretmeyi. herkes harıl harıl ders çalışırken bizim sınavın son dakikasına kadar uyumamızı.
odamızın manzarası ne güzeldi sahi.
oturur dışarı izlerdik.
keşke elimi uzattığımda sana değecek kadar yakın olsak yine.*
çok ihtiyacım var sana biliyor musun en çok sana.
iyi ki hayatımdasın.
iyi ki doğdun.
iyi ki benim kankım oldun.
seni çok seviyorum doğum günü çocuğu.
sen de beni hep sev lan. *
devamını gör...
yazılımcımızdan ne istiyoruz
devamını gör...
her sabah günaydın mesajı göndermek
görev edinmiş gibi mecbur hissedilerek yapılıyorsa sorun olan, içten gelerek yapılıyorsa kişiyi "gözünü açtığında beni düşünen biri var" diye mutlu etmesi gereken eylem. seversiniz ya da gereksiz bulursunuz o ayrı ama o mesajı içinden gelerek atanın kalbini kırmayın derim.
devamını gör...
narkoz etkisinde söylenen sözler
narkotik şube'de çalışan bir polis memur'unun tüm ciddiyetiyle hastaneye gelip, yapılan işlem sonrası ayıltmaya çalıştıklarında eller havada şarkı söylemeye çalışması. gözümün önünden gitmeyecek o görüntü. üstüne meslektaşına dönüp -oğlum bunun kafası çok güzel ondan geliyorlar bizim oraya..*
+dur abi, sus! *
bu manzara karşısında orada bulunan herkes kahkahaya boğuldu. neler olmuyor ki hayatta? o ciddi ifade'nin o hareketleri yapması anca narkoz etkisiyle olabilecek bir şey'dir heralde.
+dur abi, sus! *
bu manzara karşısında orada bulunan herkes kahkahaya boğuldu. neler olmuyor ki hayatta? o ciddi ifade'nin o hareketleri yapması anca narkoz etkisiyle olabilecek bir şey'dir heralde.
devamını gör...
id ego süperego
id: tabiri yerindeyse evin yaramaz çocuğudur. canlılara ait en ilkel dürtülerin (açlık, saldırganlık, cinsellik) temsilcidir. en çok onun dediği olsun, hemen olsun, hep olsun ister. arzuların baş isyancısıdır. bebeklik ve çocukluk döneminde başroldedir.
supergo: evin ahlak bekçisidir. kuralların, gelenek ve göreneklerin, yaptırımların kraliçesidir. sosyal hayata adım attığımız çocukluk dönemlerinde sahneye çıkmaya başlar. ee bizim id durur mu? kıskanç olduğu kadar ele avuca sığmaz olan sevgili id, superegoya karşı sürekli bir isyan halindedir.
ego: mantığın ta kendisidir. görevi en zor olandır. çatışma ve problem çözme konusunda master yapmış, doktorasını en kanlı savaşlarda vermiş bir yapı olan ego ise gece gündüz demeden id ve superego arasındaki gerginliği azaltmaya çalışmaktadır.
***
olayı biraz daha dramatize etmek için şu sahneye bakabiliriz:
ali isimli bir öğrenciye arkadaşının küfrettiğini düşünelim. id gelip sol kulaktan fısıldıyor:
-"git bir yumruk at, o kim ki sana küfredebiliyor? göster ona gününü."
ali'nin kanı kaynamaya başlıyor. tam yerinden kalkacakken superego'nun evindeki alarmlar çalıyor. belli ki id yine iş başında diyerek güzellik uykusundan uyanarak söylene söylene yetişiyor ve sağ kulaktan fısıldıyor:
-"alicim nereye gidiyorsun? eğer bu yumruğu atarsan öğretmen sana çok kızacak ve ceza verecek biliyorsun. okuldan bile atılabilirsin bunun için."
ali ne yapacağını bilemez halde düşünmeye başlarken ter basmaya başlıyor. bir yandan öfkeyle dolup taşıyor bir yandan da alacağı cezadan çekiniyor. ortalık oldu mu size yangın yeri? dumanları gören ego bulaşıkları bırakıp koşa koşa olay yerine geliyor. halledilmesi gereken bu çatışmanın acaba kazananı kim olacak? ego kimin elinden tutacak?
***
bu gece gördüğümüz rüyanın, meslek seçimimizin, dil sürçmelerimizin yada kurduğumuz arkadaşlıklarımızın aslında bu ufak çatışmalarla şekillendiğini biliyor muydunuz?
ego, id ve superegonun arasındaki çatışmayı her ikisinin de kalbini kırmadan gerçekleştirmeyi başarmıştır. birine sus, diğerine dur demiş ve ikisinin de isteğini yerine getireceğini söylemiş ve senaryolar yazmıştır.
ali'ye ne mi oldu?
+ ali arkadaşını dövmedi, ama rüyasında çok büyük bir kavga ederek sabah soluk soluğa uyandı.
+ ali arkadaşına vurmadı, ama arkadaşlarını sözünü geçirip hayatlarına müdahale ettiğinde sesini çıkarmayacak insanlardan seçti (bkz: mobbing).
+ ali bugün arkadaşını dövmedi, ama büyüdü ve polis oldu. dövme işini meşrulaştırdı.
yani anlayacağınız bu kavgayı ikisi de kazanıyor. istekler ertelenebilir ama bastırılamaz. ali bugün patolojik bir vaka oldu mu bilinmez*. ama bastırılmaya çalışılan, ifade edilemeyen her duygu zamanla evrim değiştirerek patolojiye dönüşür. çözüm "her arzumuzu yerine getirmek" yada "toplumsal kurallara saplanmak" değil. bu kriz anını yaşamamak için egonuzu bilginizle ve farkındalığınız ile beslemelisiniz. çocuklarınızın bilinçli bir şekilde büyümesi için yol gösterici olmalısınız. egosu sağlam bir insan olun ki akıllıca planlar ile bu çatışmaların üstesinden gelebilesiniz.
supergo: evin ahlak bekçisidir. kuralların, gelenek ve göreneklerin, yaptırımların kraliçesidir. sosyal hayata adım attığımız çocukluk dönemlerinde sahneye çıkmaya başlar. ee bizim id durur mu? kıskanç olduğu kadar ele avuca sığmaz olan sevgili id, superegoya karşı sürekli bir isyan halindedir.
ego: mantığın ta kendisidir. görevi en zor olandır. çatışma ve problem çözme konusunda master yapmış, doktorasını en kanlı savaşlarda vermiş bir yapı olan ego ise gece gündüz demeden id ve superego arasındaki gerginliği azaltmaya çalışmaktadır.
***
olayı biraz daha dramatize etmek için şu sahneye bakabiliriz:
ali isimli bir öğrenciye arkadaşının küfrettiğini düşünelim. id gelip sol kulaktan fısıldıyor:
-"git bir yumruk at, o kim ki sana küfredebiliyor? göster ona gününü."
ali'nin kanı kaynamaya başlıyor. tam yerinden kalkacakken superego'nun evindeki alarmlar çalıyor. belli ki id yine iş başında diyerek güzellik uykusundan uyanarak söylene söylene yetişiyor ve sağ kulaktan fısıldıyor:
-"alicim nereye gidiyorsun? eğer bu yumruğu atarsan öğretmen sana çok kızacak ve ceza verecek biliyorsun. okuldan bile atılabilirsin bunun için."
ali ne yapacağını bilemez halde düşünmeye başlarken ter basmaya başlıyor. bir yandan öfkeyle dolup taşıyor bir yandan da alacağı cezadan çekiniyor. ortalık oldu mu size yangın yeri? dumanları gören ego bulaşıkları bırakıp koşa koşa olay yerine geliyor. halledilmesi gereken bu çatışmanın acaba kazananı kim olacak? ego kimin elinden tutacak?
***
bu gece gördüğümüz rüyanın, meslek seçimimizin, dil sürçmelerimizin yada kurduğumuz arkadaşlıklarımızın aslında bu ufak çatışmalarla şekillendiğini biliyor muydunuz?
ego, id ve superegonun arasındaki çatışmayı her ikisinin de kalbini kırmadan gerçekleştirmeyi başarmıştır. birine sus, diğerine dur demiş ve ikisinin de isteğini yerine getireceğini söylemiş ve senaryolar yazmıştır.
ali'ye ne mi oldu?
+ ali arkadaşını dövmedi, ama rüyasında çok büyük bir kavga ederek sabah soluk soluğa uyandı.
+ ali arkadaşına vurmadı, ama arkadaşlarını sözünü geçirip hayatlarına müdahale ettiğinde sesini çıkarmayacak insanlardan seçti (bkz: mobbing).
+ ali bugün arkadaşını dövmedi, ama büyüdü ve polis oldu. dövme işini meşrulaştırdı.
yani anlayacağınız bu kavgayı ikisi de kazanıyor. istekler ertelenebilir ama bastırılamaz. ali bugün patolojik bir vaka oldu mu bilinmez*. ama bastırılmaya çalışılan, ifade edilemeyen her duygu zamanla evrim değiştirerek patolojiye dönüşür. çözüm "her arzumuzu yerine getirmek" yada "toplumsal kurallara saplanmak" değil. bu kriz anını yaşamamak için egonuzu bilginizle ve farkındalığınız ile beslemelisiniz. çocuklarınızın bilinçli bir şekilde büyümesi için yol gösterici olmalısınız. egosu sağlam bir insan olun ki akıllıca planlar ile bu çatışmaların üstesinden gelebilesiniz.
devamını gör...
önce selam sonra kelam
"esselâmu kablel kelâm" – hz. muhammed (sav).
“selamlaşma konuşmadan önce gelir” anlamına gelen bir hadistir.
atalarımızın selamlaşmaya büyük önem verdikleri dede korkut hikayelerinden bellidir:
“dedem korkut öteden berü geldi. baş indürdi, bağır bastı, ağız dilden görklü selam virdi.”
divanu lugati’t-türk’te geçen “esenle” fiili “mutluluk dilemek, sağlıklı ve sevinçli olmasını istemek, yola çıkanı uğurlamak” anlamına gelmektedir.
günümüzde unutulmaya yüz tutmuş esenlik dilerim ve esen kal ifadeleri geçmişte türk boyları arasında yaygın olarak kullanılmıştır.
“esenin bardımız, esenin keltimiz” (esenlikle gittik, esenlikle geldik) – uygur metinlerinden.
selamlaşmak samimiyet, barış, dostluk, arkadaşlık, sevgi ve saygı ifadelerini çağrıştırmasına rağmen günümüzde giderek azalmaktadır.
iş başvurusunda bulunan gençlere tavsiyem “önce gülümseyerek selam verin”.
selamlaşmak sosyal bir beceridir ve iletişimin sağlıklı olması bakımından çok önemlidir.
mülakat esnasında karşınızda insan kaynakları uzmanı bulunsa dahi sizi işe alacak kişi "çay getiren" de olabilir.
size selam vermişse muhakkak alın aksi takdirde baştan kaybedersiniz.
"selam almayana yiğit denir mi?" barış manço.
“selamlaşma konuşmadan önce gelir” anlamına gelen bir hadistir.
atalarımızın selamlaşmaya büyük önem verdikleri dede korkut hikayelerinden bellidir:
“dedem korkut öteden berü geldi. baş indürdi, bağır bastı, ağız dilden görklü selam virdi.”
divanu lugati’t-türk’te geçen “esenle” fiili “mutluluk dilemek, sağlıklı ve sevinçli olmasını istemek, yola çıkanı uğurlamak” anlamına gelmektedir.
günümüzde unutulmaya yüz tutmuş esenlik dilerim ve esen kal ifadeleri geçmişte türk boyları arasında yaygın olarak kullanılmıştır.
“esenin bardımız, esenin keltimiz” (esenlikle gittik, esenlikle geldik) – uygur metinlerinden.
selamlaşmak samimiyet, barış, dostluk, arkadaşlık, sevgi ve saygı ifadelerini çağrıştırmasına rağmen günümüzde giderek azalmaktadır.
iş başvurusunda bulunan gençlere tavsiyem “önce gülümseyerek selam verin”.
selamlaşmak sosyal bir beceridir ve iletişimin sağlıklı olması bakımından çok önemlidir.
mülakat esnasında karşınızda insan kaynakları uzmanı bulunsa dahi sizi işe alacak kişi "çay getiren" de olabilir.
size selam vermişse muhakkak alın aksi takdirde baştan kaybedersiniz.
"selam almayana yiğit denir mi?" barış manço.
devamını gör...
