bir gecede ukdesiz kaldık
geçmiş mutlu zamanları hatırlayan normal sözlük yazarlarından birinin sözü.
öyleydi ama, doğruydu.
boy boy ukdelerimiz vardı, gücü yeten, canı isteyen doldururdu. biz de bize gelen "ukdeniz xxxx tarafından doldurulmuştur" bildirimi ile mutlu olur, acaba ne yazılmış diye heyecanla okumaya giderdik.
sonra o geldi.
1 tane ( yazı ile : bir) ukdemi sildi, tekrar bıraktım tekrar sildi, yazılımcıya sadece benim ukdelerimi sildirecek kod yazdıracağını söyledi, yalvardım yakardım dinlemedi, göz yaşları içinde tekrar aynı ukdemi bıraktım ama ne fayda, yine sildi...
artık umudum kalmadı, belki yoldaş bu duruma karşı çıkıp "nabıyon la sen garipmisingüzelmisinneayaksın, hemen o ukdeleri sakince yere koy" diyebilir.
yalnızım sözlük ve korkuyorum...
öyleydi ama, doğruydu.
boy boy ukdelerimiz vardı, gücü yeten, canı isteyen doldururdu. biz de bize gelen "ukdeniz xxxx tarafından doldurulmuştur" bildirimi ile mutlu olur, acaba ne yazılmış diye heyecanla okumaya giderdik.
sonra o geldi.
1 tane ( yazı ile : bir) ukdemi sildi, tekrar bıraktım tekrar sildi, yazılımcıya sadece benim ukdelerimi sildirecek kod yazdıracağını söyledi, yalvardım yakardım dinlemedi, göz yaşları içinde tekrar aynı ukdemi bıraktım ama ne fayda, yine sildi...
artık umudum kalmadı, belki yoldaş bu duruma karşı çıkıp "nabıyon la sen garipmisingüzelmisinneayaksın, hemen o ukdeleri sakince yere koy" diyebilir.
yalnızım sözlük ve korkuyorum...
devamını gör...
mustafa kemal atatürk
"büyük olmak için kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, ülke için gerçek amaç ne ise onu görecek ve o hedefe yürüyeceksin. herkes senin aleyhinde bulunacaktır, herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. fakat sen buna karşı direneceksin, önüne sonsuz engeller de yığacaklardır; kendini büyük değil küçük, zayıf, araçsız, hiç sayarak, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu engelleri aşacaksın. bundan sonra da sana büyük derlerse, bunu söyleyenlere güleceksin."
hayatımın merkezindeki yüce insan.
ruhun şad olsun.
hayatımın merkezindeki yüce insan.
ruhun şad olsun.
devamını gör...
biri hariç hiçbir kadını arzulamamak
bir erkekte ne mi ararım? tam da bu
devamını gör...
hayatta başarısız olacağını ilkokulda fark etmek
ilk ne olmak istiyorsun dediklerinde afallamıştım. düşününce aklıma bir şey gelmemişti. uzun bir süre kimse çakmasın diye mevzuyu öğretmen olmak istiyorum demiştim. neden mi? o dönem çoğu öğrencinin ağzından çıkan kopyala yapıştır bir kelimeydi bu. arada çok çarpıcı meslekler çıkıyordu ortaya. biri ben ressam olucam demişti mesela. en çok onun kini beğenmiştim ama benim bu konuda yeteneğim yoktu söyleyemezdim. çok uzun bir süre sadece bir soruya cevap verme zihniyetiyle oyaladım kendimi zaten çocuksun oyalanmak istersin. aslında biliyordum 'ben bir şey olmak istemiyorum'. içimden gelmiyordu, oyun oynamak istiyordu bu çocuk. ama gel gör ki ömrünün sonuna kadar barbie bebeklerinin kıyafetlerini değiştiremezsin. olamaz.. büyümeyen çocukluk olmalıydı halbuki. haydi ben bu kafayla ip atlamaya gidiyorum.*
devamını gör...
riddikulus büyüsü
harry potter evreninde böcürtlere karşı kullanılan bu büyünün amacı böcürt'ü komik bir şekle sokup yok olmasını sağlamaktır. rowling köken olarak (bkz: ridiculous) kelimesini temel almıştır diye düşünüyorum.
devamını gör...
evrensel cinnet
bütün dünyada ve emin olmamakla birlikte bütün evrende bulaşıcı bir hastalık gibi her yanımızı sarmış olan ve insan ilişkilerini şekillendirip yepyeni bir düzen oluşmasına neden olan yoğun duygu ve kontrol kaybı halidir.
evrensel cinnet pıtrak gibi her yanı sarmaya ve derinden derine etkisini göstermeye başladığından beri kaybettiğimiz çok şey oldu. önce tahammülümüzü kaybettik. artık kimse kimseye hoşgörü göstermiyor, hatta bunun için herhangi bir gayret bile göstermiyor. trafikte korna çalmak yüzünden birbirini delik deşik eden insanlar dolu her yanda. rahatsız edici olsa bile bir sesin insan hayatına değer olması herkesin kanıksadığı bir durum halini geldi.
merhametimizi de kaybettik. artık düşene bir tekme de biz atarken tereddüt ettiğimiz tek nokta ayağımızın acıyıp acımayacağı. yere düşenin yerde kalması için elimizden geleni yapmaktan imtina etmiyoruz. zor durumda olan insanların bunu hak ettiğini düşünerek içimizdeki yılanları besledikçe besliyoruz ve bize dokunmayan bu yılanlar bin yaşıyor.
hakkaniyet duygumuzu yitireli de çok oldu. istediğimiz ne varsa onu hakkımız sayıyoruz. kendi hakkımız olduğuna inandığımız her şey başkalarına zarar verme pahasına bizim olmalı. çünkü evrenin merkezinde biz varsak eğer bu küçük noktada başka kimsenin yaşama hakkı olamaz.
yaşama hakkı demişken öldürmek artık alelade bir eylem haline geldi. hatta öldürmek bile tek başına yeterli gelmiyor içimizi soğutmak için. daha çok can yakmam hevesindeyiz. insan zihninin sümüksü yaratıcılığının yarattığı işkence nefretle yanan içimize kova kova serin sular döküyor. boğulmamak için daha çok ateş. içimiz buhara kesti.
evrensel bir cinnet içinde kendi kendini sokmaya yazgılı bir akrep gibi öfkeli öfkeli dönenirken kaybettiklerimizin yasını tutabilecek kadar bile insanlık kalmıyor içimizde. ama daha yolumuz uzun, cinnete kurban edilecek daha çok gezegen var evrende.
evrensel cinnet pıtrak gibi her yanı sarmaya ve derinden derine etkisini göstermeye başladığından beri kaybettiğimiz çok şey oldu. önce tahammülümüzü kaybettik. artık kimse kimseye hoşgörü göstermiyor, hatta bunun için herhangi bir gayret bile göstermiyor. trafikte korna çalmak yüzünden birbirini delik deşik eden insanlar dolu her yanda. rahatsız edici olsa bile bir sesin insan hayatına değer olması herkesin kanıksadığı bir durum halini geldi.
merhametimizi de kaybettik. artık düşene bir tekme de biz atarken tereddüt ettiğimiz tek nokta ayağımızın acıyıp acımayacağı. yere düşenin yerde kalması için elimizden geleni yapmaktan imtina etmiyoruz. zor durumda olan insanların bunu hak ettiğini düşünerek içimizdeki yılanları besledikçe besliyoruz ve bize dokunmayan bu yılanlar bin yaşıyor.
hakkaniyet duygumuzu yitireli de çok oldu. istediğimiz ne varsa onu hakkımız sayıyoruz. kendi hakkımız olduğuna inandığımız her şey başkalarına zarar verme pahasına bizim olmalı. çünkü evrenin merkezinde biz varsak eğer bu küçük noktada başka kimsenin yaşama hakkı olamaz.
yaşama hakkı demişken öldürmek artık alelade bir eylem haline geldi. hatta öldürmek bile tek başına yeterli gelmiyor içimizi soğutmak için. daha çok can yakmam hevesindeyiz. insan zihninin sümüksü yaratıcılığının yarattığı işkence nefretle yanan içimize kova kova serin sular döküyor. boğulmamak için daha çok ateş. içimiz buhara kesti.
evrensel bir cinnet içinde kendi kendini sokmaya yazgılı bir akrep gibi öfkeli öfkeli dönenirken kaybettiklerimizin yasını tutabilecek kadar bile insanlık kalmıyor içimizde. ama daha yolumuz uzun, cinnete kurban edilecek daha çok gezegen var evrende.
devamını gör...
başlık açmak
önemlidir ama gereksiz başlık açmak bence zararlıdır.
karma puan kasayım başlık açayım mantığı bence kötüdür.
karma puan kasayım başlık açayım mantığı bence kötüdür.
devamını gör...
hapşırınca çok yaşa yerine yerhakemüllah denmesini isteyen tip
"yarhekumullah" çok yaşa yerine kullanılmaz yalnız. önce hapşuran elhamdülillah der. sonra karşısındakiler yarhekumullah der. ikisini birden yapabilirsiniz yani hapşıran kişi elhamdülillah demiyorsa yarhekumullah demek çok saçmadır.
devamını gör...
en sinir bozucu çizgi film karakteri
(bkz: road runner)
ölümüne coyote reisçiyiz.
ölümüne coyote reisçiyiz.
devamını gör...
yazarların 14 şubat planları
yani uyku şurubumu kafaya dikip o günü yaşamamayı planlayabilirdim şayet buna gerek yok. bu günleri zaten önemsemiyorum, bu yüzden -olumlu,olumsuz- bir tepki göstermem.
devamını gör...
on dakika önce yapılan aktivite
izmir bayraklida tam yarim saat tuvalet ariyodum. her yer kapali ve o kadar pis ki keşke erkek olsaydim dedim bi an için..
devamını gör...
manipüle edildiğinizi fark ettiğiniz o an
hangisi daha ağır manipüle edildiğinizi farketmek mi yoksa ne zamandır bu durumda olduğunuzu farkedememek mi? kim bilir hangi kararları manipülasyon altında verdiniz? zararın neresinden dönerseniz kâr. ivedilikle hayatınızdan çıkarın bu insanı.
devamını gör...
darkestera
henüz çaylakken keşfettiğim dizi/film sever nadide yazarımız. kim bulursa onundur, diyerek çok fazla sevdiğinizi belli etmemenizi rica ediyorum. mazallah, kıskanırım falan. *
devamını gör...
geceye nazım hikmet'ten bir şiir bırak
senin adını
kol saatimin kayışına tırnağımla kazıdım.
malum ya, bulunduğum yerde
ne sapı sedefli bir çakı var,
(bizlere âlâtı-katıa verilmez),
ne de başı bulutlarda bir çınar.
belki avluda bir ağaç bulunur ama
gökyüzünü başımın üstünde görmek
bana yasak…
burası benden başka kaç insanın evidir?
bilmiyorum.
ben bir başıma onlardan uzağım,
hep birlikte onlar benden uzak.
bana kendimden başkasıyla konuşmak
yasak.
ben de kendi kendimle konuşuyorum.
fakat çok can sıkıcı bulduğumdan sohbetimi
şarkı söylüyorum karıcığım.
hem, ne dersin,
o berbat, ayarsız sesim
öyle bir dokunuyor ki içime
yüreğim parçalanıyor.
ve tıpkı o eski
acıklı hikâyelerdeki
yalnayak, karlı yollara düşmüş, yetim bir çocuk gibi bu yürek,
mavi gözleri ıslak
kırmızı, küçücük burnunu çekerek
senin bağrına sokulmak istiyor.
yüzümü kızartmıyor benim
onun bu an
böyle zayıf
böyle hodbin
böyle sadece insan
oluşu.
belki bu hâlin
fizyolojik, psikolojik filân izahı vardır.
belki de sebep buna
bana aylardır
kendi sesimden başka insan sesi duyurmayan
bu demirli pencere
bu toprak testi
bu dört duvardır…
(bkz: bir cezaevinde tecritteki adamın mektupları)
kol saatimin kayışına tırnağımla kazıdım.
malum ya, bulunduğum yerde
ne sapı sedefli bir çakı var,
(bizlere âlâtı-katıa verilmez),
ne de başı bulutlarda bir çınar.
belki avluda bir ağaç bulunur ama
gökyüzünü başımın üstünde görmek
bana yasak…
burası benden başka kaç insanın evidir?
bilmiyorum.
ben bir başıma onlardan uzağım,
hep birlikte onlar benden uzak.
bana kendimden başkasıyla konuşmak
yasak.
ben de kendi kendimle konuşuyorum.
fakat çok can sıkıcı bulduğumdan sohbetimi
şarkı söylüyorum karıcığım.
hem, ne dersin,
o berbat, ayarsız sesim
öyle bir dokunuyor ki içime
yüreğim parçalanıyor.
ve tıpkı o eski
acıklı hikâyelerdeki
yalnayak, karlı yollara düşmüş, yetim bir çocuk gibi bu yürek,
mavi gözleri ıslak
kırmızı, küçücük burnunu çekerek
senin bağrına sokulmak istiyor.
yüzümü kızartmıyor benim
onun bu an
böyle zayıf
böyle hodbin
böyle sadece insan
oluşu.
belki bu hâlin
fizyolojik, psikolojik filân izahı vardır.
belki de sebep buna
bana aylardır
kendi sesimden başka insan sesi duyurmayan
bu demirli pencere
bu toprak testi
bu dört duvardır…
(bkz: bir cezaevinde tecritteki adamın mektupları)
devamını gör...
atomlarda bilinç
var olup olmadığı bazı kesimlerce sorgulanan şuurlu olma hâli. bunun nedeni genellikle şu: insan bilinçli bir canlı. o halde onu oluşturan en ufak yapılar da bilinçli olabilir mi? bunlar bilinçli olduğu için mi bir araya geldiklerinde bizi bilinçli yapıyorlar?
yarasa seneca ile bu konu hakkında küçük bir sohbet yaptık ve kendisine, başlığı açmama ilham kaynağı olduğu için teşekkür ederim.
öncelikle bilinç konusu, daha doğrusu bilincin tanımı biraz belirsiz. bilinci, içinde bulunulan çevreyi algılama ve ona tepki verme hali olarak tanımlamaya kalkışırsak, bazı cansız aletleri bile bilinçli olarak kabul etmemiz gerekir. örneğin bir termostat oda sıcaklığını algılayıp sıcaklığı duruma göre düzenleyebilir. şu halde çevresindeki ortamı algılama ve tepki verme görevlerini yerine getirmiş demektir. bu da onu bilinçli yapar...
... mı acaba?
bu noktada ortaya, bu algılama ve tepki verme olaylarının kendiliğinden gerçekleşebilmesi gerekliliği çıkabilir. termostat bunu kendiliğinden yapmaz; öyle tasarlandığı için yapar. o halde tanımı değiştirmemiz ya da bu tanıma eklemeler yapmamız gerekebilir.
***
peki atomlar yahut elektronlar gibi çok küçük parçacıklar için ne söyleyebiliriz? genellikle kendiliğinden hareket halinde olan bu parçacıklar, bazı durumlar karşısında yine kendiliklerinden belirli pozisyonları seçmeye "karar veriyorlar". şu halde "bu parçacıklar bilinçlidir ve bu seçimleri bilerek kendileri yapıyorlar" diyebilir miyiz?
mesela 2 elektron bir atom etrafında dolanırken pauli dışarlama ilkesi gereğince belirli kuantum durumlarına sahip olmak zorundadır. normal şartlarda, bunların ikisi de baştan aşağı aynı kuantum sayılarına sahip olamaz. peki bu elektronların bilinçli olarak "ben şu diğer elektronun bulunduğu durumda bulunmak istemiyorum. şu duruma geçiş yapayım" diye verdiği bir karar mı? bu "kendiliğinden verilen kararlar" fizik kanunlarını mı oluşturuyor? yoksa tam tersine, fizik kanunları zaten var olduğu için mi bu sonuçlar ortaya çıkıyor?
eğer fizik kanunları, parçacıkların verdiği bilinçli kararların toplam sonucu olsaydı, buna göre parçacıkların hepsinin aynı durumda mutlaka aynı kararları vermesi gerektiği sonucu çıkardı ki, bilinçli bir şey için bu pek de mümkün değil. herhangi bir durumla karşılaşan 1000 tane insan, o durumla ilgili 2'den daha fazla seçim yapabilir ve ortaya dağınık bir sonuç tablosu çıkabilir. elektronlar çok daha kalabalık bir nüfusa sahipler. eğer elektronlar bilinçli seçimler yapıyor olsaydı, seçim yaptıkları konularla ilgili olarak da böyle dağınık sonuçlar görmeyi bekleyebilirdik çünkü her kafadan bir ses çıkması gerekirdi doğal olarak. bir elektron "ben bu kuantum durumunda bulunacağım" derken bir başkası tam olarak aynı şartlarla karşılaştığında "ben atomun etrafında bile olmak istemiyorum" diyerek çekip gidebilirdi ama böyle olmuyor.
o halde tam tersinin olduğunu, yani fizik kanunları var olduğu için parçacıkların belirli hareketleri yaptığını kabul etmemizde bir sakınca yok gibi görünüyor. bunların dışındaki hareketler, yine sadece belirli ortamlarda yapılabiliyor. örneğin pauli ilkesini çiğnemek için çok yüksek yoğunluk ve basınç altında olma şartı var. bunun dışındaki herhangi bir yerde bir fermiyon, kendi "kafasına" göre bu kuralı çiğneyemez. dolayısıyla buradan çıkan sonuç, parçacıkların bilinç sahibi olmadığı ve sadece belirli yasalar tarafından kısıtlanmış hareketleri yapabildikleri.
düşüncelere ve üzerinde tartışılabilecek farklı görüşlere de açığım elbette.
yarasa seneca ile bu konu hakkında küçük bir sohbet yaptık ve kendisine, başlığı açmama ilham kaynağı olduğu için teşekkür ederim.
öncelikle bilinç konusu, daha doğrusu bilincin tanımı biraz belirsiz. bilinci, içinde bulunulan çevreyi algılama ve ona tepki verme hali olarak tanımlamaya kalkışırsak, bazı cansız aletleri bile bilinçli olarak kabul etmemiz gerekir. örneğin bir termostat oda sıcaklığını algılayıp sıcaklığı duruma göre düzenleyebilir. şu halde çevresindeki ortamı algılama ve tepki verme görevlerini yerine getirmiş demektir. bu da onu bilinçli yapar...
... mı acaba?
bu noktada ortaya, bu algılama ve tepki verme olaylarının kendiliğinden gerçekleşebilmesi gerekliliği çıkabilir. termostat bunu kendiliğinden yapmaz; öyle tasarlandığı için yapar. o halde tanımı değiştirmemiz ya da bu tanıma eklemeler yapmamız gerekebilir.
***
peki atomlar yahut elektronlar gibi çok küçük parçacıklar için ne söyleyebiliriz? genellikle kendiliğinden hareket halinde olan bu parçacıklar, bazı durumlar karşısında yine kendiliklerinden belirli pozisyonları seçmeye "karar veriyorlar". şu halde "bu parçacıklar bilinçlidir ve bu seçimleri bilerek kendileri yapıyorlar" diyebilir miyiz?
mesela 2 elektron bir atom etrafında dolanırken pauli dışarlama ilkesi gereğince belirli kuantum durumlarına sahip olmak zorundadır. normal şartlarda, bunların ikisi de baştan aşağı aynı kuantum sayılarına sahip olamaz. peki bu elektronların bilinçli olarak "ben şu diğer elektronun bulunduğu durumda bulunmak istemiyorum. şu duruma geçiş yapayım" diye verdiği bir karar mı? bu "kendiliğinden verilen kararlar" fizik kanunlarını mı oluşturuyor? yoksa tam tersine, fizik kanunları zaten var olduğu için mi bu sonuçlar ortaya çıkıyor?
eğer fizik kanunları, parçacıkların verdiği bilinçli kararların toplam sonucu olsaydı, buna göre parçacıkların hepsinin aynı durumda mutlaka aynı kararları vermesi gerektiği sonucu çıkardı ki, bilinçli bir şey için bu pek de mümkün değil. herhangi bir durumla karşılaşan 1000 tane insan, o durumla ilgili 2'den daha fazla seçim yapabilir ve ortaya dağınık bir sonuç tablosu çıkabilir. elektronlar çok daha kalabalık bir nüfusa sahipler. eğer elektronlar bilinçli seçimler yapıyor olsaydı, seçim yaptıkları konularla ilgili olarak da böyle dağınık sonuçlar görmeyi bekleyebilirdik çünkü her kafadan bir ses çıkması gerekirdi doğal olarak. bir elektron "ben bu kuantum durumunda bulunacağım" derken bir başkası tam olarak aynı şartlarla karşılaştığında "ben atomun etrafında bile olmak istemiyorum" diyerek çekip gidebilirdi ama böyle olmuyor.
o halde tam tersinin olduğunu, yani fizik kanunları var olduğu için parçacıkların belirli hareketleri yaptığını kabul etmemizde bir sakınca yok gibi görünüyor. bunların dışındaki hareketler, yine sadece belirli ortamlarda yapılabiliyor. örneğin pauli ilkesini çiğnemek için çok yüksek yoğunluk ve basınç altında olma şartı var. bunun dışındaki herhangi bir yerde bir fermiyon, kendi "kafasına" göre bu kuralı çiğneyemez. dolayısıyla buradan çıkan sonuç, parçacıkların bilinç sahibi olmadığı ve sadece belirli yasalar tarafından kısıtlanmış hareketleri yapabildikleri.
düşüncelere ve üzerinde tartışılabilecek farklı görüşlere de açığım elbette.
devamını gör...
her şeyi bırakıp gitmek
ne olursa olsun kapıyı çarpıp gitmemek gerekir. zira eğer geri dönmek isterseniz kapıyı kapalı bulursunuz.
ayrıca günümüzde oldukça zor hatta imkansızdır.
siz her şeyi bıraksanız bile her şey sizi bırakmaz.
ayrıca günümüzde oldukça zor hatta imkansızdır.
siz her şeyi bıraksanız bile her şey sizi bırakmaz.
devamını gör...
soner avcu
içimizi ısıtan çok tatlı bir ses rengine sahip olan, dizilere müzikleriyle nefes veren bir şarkıcıdır. şarkılarını dinlerken kalpten söylediğini çok iyi hissettiriyor ve o akışa kapılıp gidiyorsunuz. kaleminin de yüreği gibi kuvvetli olduğunu şarkı sözlerinden anlayabiliyoruz, işini aşkla yapan nadir insanlardan. huzur veren sesiyle maalesef günümüzde hak ettiği değeri göremeyen bir sanatçımız.

televizyon izleyenler sesine aşina olabilir çünkü birçok dizide şarkıları kullanılıyor. ben kendisini "yalnızlıklar" şarkısıyla tanışmıştım. o günden beridir severek takip ediyorum.
2012-2013 yıllarında arkadaşlarıyla beraber "meriva" adında bir grupları varmış. grup daha da eski büyük ihtimalle, çünkü meriva'dan önce de grubun başka bir adı varmış. o dönemler ses getiren ve merak edilen bir grup olmuşlar ve "bu gruba dikkat, geleceğin grubu" dedirtmişler. internette "yolu açın, meriva geliyor" gibi haberlere rastlamak mümkün. ama sonrasında her ne olduysa grup dağılmış, spotify'daki şarkıları kaldırılmış ve koca bir bilinmezlikle yok olmuşlar.

ondan sonra anladığımız kadarıyla soner avcu solo olarak kariyerine devam etmeye karar vermiş, iyi ki de bu kararı vermiş. çok daha iyi yerlere gelmesini temenni ediyorum.
şarkılarından birkaç tanesini bırakıyorum;
kuşlar
sen yokken
yan kaderim*

televizyon izleyenler sesine aşina olabilir çünkü birçok dizide şarkıları kullanılıyor. ben kendisini "yalnızlıklar" şarkısıyla tanışmıştım. o günden beridir severek takip ediyorum.
2012-2013 yıllarında arkadaşlarıyla beraber "meriva" adında bir grupları varmış. grup daha da eski büyük ihtimalle, çünkü meriva'dan önce de grubun başka bir adı varmış. o dönemler ses getiren ve merak edilen bir grup olmuşlar ve "bu gruba dikkat, geleceğin grubu" dedirtmişler. internette "yolu açın, meriva geliyor" gibi haberlere rastlamak mümkün. ama sonrasında her ne olduysa grup dağılmış, spotify'daki şarkıları kaldırılmış ve koca bir bilinmezlikle yok olmuşlar.

ondan sonra anladığımız kadarıyla soner avcu solo olarak kariyerine devam etmeye karar vermiş, iyi ki de bu kararı vermiş. çok daha iyi yerlere gelmesini temenni ediyorum.
şarkılarından birkaç tanesini bırakıyorum;
kuşlar
sen yokken
yan kaderim*
devamını gör...
tipine bakıp tuttuğu takımı bilmek
saçı, sakalı beyazlamış, saçını at kuyruğu şeklinde bağlamış solcu adamlar, yüzde 90 beşiktaş taraftarıdır. tahminim genelde doğru çıkar.
devamını gör...
yazarların kendilerine söylemek istedikleri
kendi önünden çekil.
devamını gör...
