üslubun her şey olması
karşıdakine saygı gösterdiğinin bir işaretidir düzgün üslup. kişi senin aynı görüşte olmasa bile kendisine saygı duyulduğu için o da sana saygı duyar.
devamını gör...
güzel kalçalı kıza yol verip arkadan izlemek
yok yok sen geç ben sana bakim denilebilir.asla bu tuzağa düşülmemeli,iyi niyet sorgulanmalıdır.zaman kötü.
devamını gör...
okuduğun kitaptan bir alıntı bırak
bazıları hayatlarını okuyarak geçirirler ama ak kağıda yazılmış kara sözcükleri okumaktan öteye gitmezler.
bu sözcüklerin şiddetli bir ırmağın ortasına atılmış taşlar olduğunu ve bizi bir kıyıdan ötekine geçirmeye yaradığını anlayamazlar, oysaki önemli olan öteki kıyıdır.
jose saramago
bu sözcüklerin şiddetli bir ırmağın ortasına atılmış taşlar olduğunu ve bizi bir kıyıdan ötekine geçirmeye yaradığını anlayamazlar, oysaki önemli olan öteki kıyıdır.
jose saramago
devamını gör...
a 101'den kitap almak
nereden aldığın değil ne aldığın önemli esasen.
devamını gör...
kadıköy
- abi pardon, bişi soracağım x'e giden dolmuşlar nereden kalkıyor?
+ inan bilmiyorum, şuradaki gevrekçiye sor istersen o bilir.
- kime????
ilk günler, daha simitçiye alışmamış dilim, daha hiç bilmiyorum neredeyse bu semti ama seviyorum, ne zaman bi boşluk yaratsam kaçıp geliyorum buraya, fal bakılan kahvecilerin garsonları ilginç bir şekilde seviyorlar beni, ne kahveyle ne de fal işim var oysa.
öğlen yemeklerimi benusen esnaf lokantası'nda denk getirmeye çalışıyorum, orayı da çok seviyorum, her türlü insan var. benimse çok az insanım var bu şehirde.
çarşının içinde dolaşmayı, balıkçılara, manavlara bakmayı seviyorum, alışveriş yapmayı da.
peynir, yoğurt, balık, yeşillik dolu poşetlerle yürümek, bir ev, bir yuva için, onun için, bizim için alışveriş yapmak çok ama çok hoşuma gidiyor.
gide gele bir sürü tuhaf arkadaşım oluyor, postanenin açılmasını beklerken köşesinde demlenen benden yaşlı 2 şarapçı abim bana da uzatıyorlar bi plastik bardak üzümün hüznünü, kırmıyorum onları, onlar da benim sigaralarımı kabul ediyorlar saygıyla, postane açıldıktan 2 saat sonra aklıma geliyor acil işim, olsun böyle güzel!
sonra ara sokaklara dalıyorum, o güzel ara sokaklarda çok güzel kediler, çok güzel pencere önü çiçekleri, çok çok güzel insanlar görüyorum.
sonra moda'ya uzatıyorum yolumu, koço, ayazma, iskele.
semt beni içine çekiyor, kadı nimet'te öğle rakıları için zaman ve bahaneler üretiyorum, oradan ver elini karga.
bu semtte körkütük aşık oluyorum hayatımda ilk kez, bu semte de aşık oluyorum aynı zaman dilimlerinde. yarimle dolaşırken beni tanıyanlar olunca şaşırıyor, "nerden tanıyorsun bu insanları?" diyor, senin sayende tanıdım diyorum.
çünkü o kadıköy'ü çok seviyor.
çünkü ben onu çok seviyorum.
sonrası ; biz çok seviyoruz tekrar ve tekrar bu semti, sırtımda göztepe forması ile dolaşırken yanımdan geçen biri isyan marşı okuyor birden bire, daha genç, daha çok genç.
ben devam ediyorum marşa onun kaldığı yerden etraftan geçenler şaşırıyor, yarim bize gülüyor, yarim benim halimi görüp mutlu oluyor.
seneler geçiyor sonra, ben şu anda başka bir şehrin yolunda, o yollarla ve o yıllarla hiç alakası olmayacak bir zaman diliminde iken kulaklığımda ezginin günlüğü başlıyor kadıköy demeye, içim acıyor.
gün gelir yine kavuşuruz kadıköy, ben o yağmurlu iskelenin kıymetini bilemedim, ben o yarin kıymetini bilemedim, ben aşkın kıymetini bilemedim ama lütfen sen onun kıymetini bil olur mu?
leş gibi kirli olsan da, en güzel yerlerinden öperim.
senden sonra geçmem bir daha kadıköy'den
+ inan bilmiyorum, şuradaki gevrekçiye sor istersen o bilir.
- kime????
ilk günler, daha simitçiye alışmamış dilim, daha hiç bilmiyorum neredeyse bu semti ama seviyorum, ne zaman bi boşluk yaratsam kaçıp geliyorum buraya, fal bakılan kahvecilerin garsonları ilginç bir şekilde seviyorlar beni, ne kahveyle ne de fal işim var oysa.
öğlen yemeklerimi benusen esnaf lokantası'nda denk getirmeye çalışıyorum, orayı da çok seviyorum, her türlü insan var. benimse çok az insanım var bu şehirde.
çarşının içinde dolaşmayı, balıkçılara, manavlara bakmayı seviyorum, alışveriş yapmayı da.
peynir, yoğurt, balık, yeşillik dolu poşetlerle yürümek, bir ev, bir yuva için, onun için, bizim için alışveriş yapmak çok ama çok hoşuma gidiyor.
gide gele bir sürü tuhaf arkadaşım oluyor, postanenin açılmasını beklerken köşesinde demlenen benden yaşlı 2 şarapçı abim bana da uzatıyorlar bi plastik bardak üzümün hüznünü, kırmıyorum onları, onlar da benim sigaralarımı kabul ediyorlar saygıyla, postane açıldıktan 2 saat sonra aklıma geliyor acil işim, olsun böyle güzel!
sonra ara sokaklara dalıyorum, o güzel ara sokaklarda çok güzel kediler, çok güzel pencere önü çiçekleri, çok çok güzel insanlar görüyorum.
sonra moda'ya uzatıyorum yolumu, koço, ayazma, iskele.
semt beni içine çekiyor, kadı nimet'te öğle rakıları için zaman ve bahaneler üretiyorum, oradan ver elini karga.
bu semtte körkütük aşık oluyorum hayatımda ilk kez, bu semte de aşık oluyorum aynı zaman dilimlerinde. yarimle dolaşırken beni tanıyanlar olunca şaşırıyor, "nerden tanıyorsun bu insanları?" diyor, senin sayende tanıdım diyorum.
çünkü o kadıköy'ü çok seviyor.
çünkü ben onu çok seviyorum.
sonrası ; biz çok seviyoruz tekrar ve tekrar bu semti, sırtımda göztepe forması ile dolaşırken yanımdan geçen biri isyan marşı okuyor birden bire, daha genç, daha çok genç.
ben devam ediyorum marşa onun kaldığı yerden etraftan geçenler şaşırıyor, yarim bize gülüyor, yarim benim halimi görüp mutlu oluyor.
seneler geçiyor sonra, ben şu anda başka bir şehrin yolunda, o yollarla ve o yıllarla hiç alakası olmayacak bir zaman diliminde iken kulaklığımda ezginin günlüğü başlıyor kadıköy demeye, içim acıyor.
gün gelir yine kavuşuruz kadıköy, ben o yağmurlu iskelenin kıymetini bilemedim, ben o yarin kıymetini bilemedim, ben aşkın kıymetini bilemedim ama lütfen sen onun kıymetini bil olur mu?
leş gibi kirli olsan da, en güzel yerlerinden öperim.
senden sonra geçmem bir daha kadıköy'den
devamını gör...
papazın kızı
george orwell’ın belki de ilk defa kadın bir karakteri,roman ana karakteri yaptığı romanı. yine parasızlık, yine sefalet, yine o tanıdık kasvet romanın her yerinde buram buram tütüyor. bir farkla, ilk defa ‘inanç’ kavramına da değiniyor. kitaplarında özenle bu konudan kaçınan orwell,belki de ilk defa din konusundaki görüşlerini sergiliyor. tabi bu görüşlerini roman kahramanı üzerinden yapıyor.
kitabın konusu şöyle: sakin bir taşra kasabasında kilisede papaz olan babasıyla beraber yaşayan dorothy hare, aynı zamanda ana karakterimiz. babasının bencilliği,ilgisizliği altında,babasının verdiği 3/5 kuruşla (ki babası bir de pahalı yemeklerden de taviz vermeyen bir adam) bir yandan evi idare etme, bir yandan kiliseye bağış toplama, bir yandan kilise hizmetlerine yetişme arasında koştururken gözünü hiç bilmediği bir yerde, hafızasını tamamen kaybetmiş halde bulur. kim olduğunu hatırlamamaktadır. sokaklarda yatar, şerbetçiotu toplayıp 3-5 kuruş kazanmaya çalışır. derken bir gazete haberi okur: kayıp olan papazın kızı hakkındaki haberi. o dönem arkadaş oldukları ve evine gittiği komşusu bay warburton ile kaçtığı düşünülmektedir. utancından eve de dönemez; her şeyi artık hatırlayan biri olarak beş parasız olarak hayata tutunmaya çalışır.
dorothy’nin fazlasıyla iyi olan kişiliği ile o yozlaşmış insanlar arasındaki yaşam mücadelesini okurken, ona buna kızıp babasından da nefret ettim. dorothy geri dönmeye karar verdiğinde artık inancını kaybetmişti. bunu da şöyle ifade eder:
‘mantığımla vazgeçtim değil de, bir anda başıma geldi. çocukken bir gün durup dururken perilere inanmayı bırakmak gibi. inanmaya daha fazla devam edemedim’.
sanırım her şeyden fazla, bay warburton ile eve dönüş yolculuğundaki diyalogları etkileyiciydi. zaten inançsız olan bay warburton ile inancını kaybetmiş dorothy’nin konuşmaları…
yazım dili sade. orwell yanımdaymış da bana bu hikayeyi anlatıyormuş gibi.yazarın en sevdiğim romanlarından biridir. haksızlıklara karşı içiniz sıkılarak okuyacaksınız. asla mutlu son yoktur kitaplarında. yani kahraman genelde ölmez, olağan yaşamına devam eder ve bu bile kötü sondur çoğu zaman.
kitabın konusu şöyle: sakin bir taşra kasabasında kilisede papaz olan babasıyla beraber yaşayan dorothy hare, aynı zamanda ana karakterimiz. babasının bencilliği,ilgisizliği altında,babasının verdiği 3/5 kuruşla (ki babası bir de pahalı yemeklerden de taviz vermeyen bir adam) bir yandan evi idare etme, bir yandan kiliseye bağış toplama, bir yandan kilise hizmetlerine yetişme arasında koştururken gözünü hiç bilmediği bir yerde, hafızasını tamamen kaybetmiş halde bulur. kim olduğunu hatırlamamaktadır. sokaklarda yatar, şerbetçiotu toplayıp 3-5 kuruş kazanmaya çalışır. derken bir gazete haberi okur: kayıp olan papazın kızı hakkındaki haberi. o dönem arkadaş oldukları ve evine gittiği komşusu bay warburton ile kaçtığı düşünülmektedir. utancından eve de dönemez; her şeyi artık hatırlayan biri olarak beş parasız olarak hayata tutunmaya çalışır.
dorothy’nin fazlasıyla iyi olan kişiliği ile o yozlaşmış insanlar arasındaki yaşam mücadelesini okurken, ona buna kızıp babasından da nefret ettim. dorothy geri dönmeye karar verdiğinde artık inancını kaybetmişti. bunu da şöyle ifade eder:
‘mantığımla vazgeçtim değil de, bir anda başıma geldi. çocukken bir gün durup dururken perilere inanmayı bırakmak gibi. inanmaya daha fazla devam edemedim’.
sanırım her şeyden fazla, bay warburton ile eve dönüş yolculuğundaki diyalogları etkileyiciydi. zaten inançsız olan bay warburton ile inancını kaybetmiş dorothy’nin konuşmaları…
yazım dili sade. orwell yanımdaymış da bana bu hikayeyi anlatıyormuş gibi.yazarın en sevdiğim romanlarından biridir. haksızlıklara karşı içiniz sıkılarak okuyacaksınız. asla mutlu son yoktur kitaplarında. yani kahraman genelde ölmez, olağan yaşamına devam eder ve bu bile kötü sondur çoğu zaman.
devamını gör...
hacı bektaş veli
islam filozofudur, gönül adamıdır, bektaşilik tarikatının kurucusu olan türkmen şeyhidir. takma adı pir hünkâr olup, tam adı ise mehmet olarak bilinmektedir.
13 yy da yaşamıştır. öğretileri günümüze kadar ulaşmış ve gelecek nesillere ulaşmaya devam edecektir. çünkü mesajları evrenseldir. sevgi, hoşgörü, barış, kardeşlik merkezli düşüncelerini aktarmak için tasavvufu seçmiştir. ömrü hakikata ulaşmanın yollarını aramakla ve öğrendiklerini talebeleriyle paylaşmakla geçti.
"dört kapı kırk makamdan geçerek hakikate kavuşmanın yollarını talebelerine öğretti"
ortaya koymuş olduğu öğretiler bağnazlıktan uzaktır. birleştici tarafı ile her çağa uygun ilkelerdir. islam'ı tüm insanlara sevdirme görevini üstlenmiştir.
ara bul.
her ne ararsan, kendinde ara
kadınları okutunuz. dergahında kadın ve erkeği yanına almıştır.
islamiyet ve türkleştirmeyi yaymak, uzlaşmacı yönüyle yeniçeri ocağının manevi destekçisi olmak gibi görevleri üstlenmiştir.

resimde hacı bektaş veli'nin aslan ve ceylanı aynı anda kucakladığı görünür. aslan; güç, kuvvet, saldırganlığı temsil ederken ceylan; temiz kalbi, sevimliliği, gülümsemeyi simgeler. ikisinin aynı kucakta olması; iyi ve kötünün nefes vererek güzel sözler söyleyerek hak yoluna girmelerini sağlamaktır.insanın cemali, sözünün güzelliğidir. sevgi ve hoşgörünün yanyana getiremeyeceği hiçbir insan yoktur. bu resim aynı zamanda farklı kültürde ki insanların bir araya gelip kucaklaşmasını da simgeler.
bugün, sevgi ve bilimin ululuğundan bahseden düşünürümüzü anlatmak istedim. mezarını ziyarete ilk 11 yaşımdayken gitmiştim. orada kulağıma çınlanan ve kafamda sürekli dönen "bilimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” sözüydü. gönülde ki güzelliği keşfetmeye ve biraz da olsa derin düşünmeye adım atılacak yerlerden. o manevi hazzı o yaşta değil belki ama bir sonra ki gittiğimde hissettim diyebilirim. bu sene de inşallah yolum düşer. çünkü yürek ara sıra oraya gitmek ister. yeri nevşehir merkez'e yakındır. kapadokya'ya yarım saat uzaklıktadır. yalnız belirtmem gerekecek bu kadar turistik bir bölge de bulunan ilçe'nin gelişiminin çok yavaş kalması beni şaşırtmıştı. 8 sene önce yemek yeri bulmak için epey zorluk çekmiştik. yan yana iki farklı dünya'yı garipsemiştim. bir yerde uçan balonlar bir yerde market bulmaya çalışmalar..
yolunuz düşerse diye yazıyorum mezarı, nevşehir ili’ne bağlı hacıbektaş ilçesi’nde bulunmaktadır.
13 yy da yaşamıştır. öğretileri günümüze kadar ulaşmış ve gelecek nesillere ulaşmaya devam edecektir. çünkü mesajları evrenseldir. sevgi, hoşgörü, barış, kardeşlik merkezli düşüncelerini aktarmak için tasavvufu seçmiştir. ömrü hakikata ulaşmanın yollarını aramakla ve öğrendiklerini talebeleriyle paylaşmakla geçti.
"dört kapı kırk makamdan geçerek hakikate kavuşmanın yollarını talebelerine öğretti"
ortaya koymuş olduğu öğretiler bağnazlıktan uzaktır. birleştici tarafı ile her çağa uygun ilkelerdir. islam'ı tüm insanlara sevdirme görevini üstlenmiştir.
ara bul.
her ne ararsan, kendinde ara
kadınları okutunuz. dergahında kadın ve erkeği yanına almıştır.
islamiyet ve türkleştirmeyi yaymak, uzlaşmacı yönüyle yeniçeri ocağının manevi destekçisi olmak gibi görevleri üstlenmiştir.

resimde hacı bektaş veli'nin aslan ve ceylanı aynı anda kucakladığı görünür. aslan; güç, kuvvet, saldırganlığı temsil ederken ceylan; temiz kalbi, sevimliliği, gülümsemeyi simgeler. ikisinin aynı kucakta olması; iyi ve kötünün nefes vererek güzel sözler söyleyerek hak yoluna girmelerini sağlamaktır.insanın cemali, sözünün güzelliğidir. sevgi ve hoşgörünün yanyana getiremeyeceği hiçbir insan yoktur. bu resim aynı zamanda farklı kültürde ki insanların bir araya gelip kucaklaşmasını da simgeler.
bugün, sevgi ve bilimin ululuğundan bahseden düşünürümüzü anlatmak istedim. mezarını ziyarete ilk 11 yaşımdayken gitmiştim. orada kulağıma çınlanan ve kafamda sürekli dönen "bilimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” sözüydü. gönülde ki güzelliği keşfetmeye ve biraz da olsa derin düşünmeye adım atılacak yerlerden. o manevi hazzı o yaşta değil belki ama bir sonra ki gittiğimde hissettim diyebilirim. bu sene de inşallah yolum düşer. çünkü yürek ara sıra oraya gitmek ister. yeri nevşehir merkez'e yakındır. kapadokya'ya yarım saat uzaklıktadır. yalnız belirtmem gerekecek bu kadar turistik bir bölge de bulunan ilçe'nin gelişiminin çok yavaş kalması beni şaşırtmıştı. 8 sene önce yemek yeri bulmak için epey zorluk çekmiştik. yan yana iki farklı dünya'yı garipsemiştim. bir yerde uçan balonlar bir yerde market bulmaya çalışmalar..
yolunuz düşerse diye yazıyorum mezarı, nevşehir ili’ne bağlı hacıbektaş ilçesi’nde bulunmaktadır.
devamını gör...
insan neden okumalı sorunsalı
muhtaçtır. bir parça şiire, bir parça bilgiye, yoruma, düşünceye, fikre... insan her daim muhtaçtır, kitaptaki mürekkebe. ne demiştir ali şeriati : ''okuyun, mürekkebin akmadığı yerde kan akıyor.''
devamını gör...
akbaşak
bitkiler geliştikçe, beslenmesini bitkilerin üst kısımlarında sürdüren süne, başaklar henüz yaprak kılıfı içerisindeyken, çiçek döneminde ve tane bağlarken, yine saplarda beslenerek başakların beyazımsı bir renge bürünmelerine, kurumalarına ve tane bağlamasına engel olurlar. sünenin verdiği bu zarara akbaşak denir. özellikle başaklardaki taneler süt kıvamına gelmeye başladığında bıraktığı yumurtalardan çıkan nimfler, hububat tanelerini emmeye başlar. bunun sonucunda taneler çimlenme güçlerini kaybeder, ekmeklik ve makarnalık özelliklerini yitirir.
devamını gör...
3 temmuz 2021 mehmet ceyhan açıklaması
beni güldüren açıklama.
karpuz seçimini bile deneyimine güvenip karpuzcuya bırakan halkın, salgın ve aşı konusunda uzman kesilmesi beni öldürüyor.
açıklamanın tamamı için:
m.haberturk.com/prof-dr-meh...
karpuz seçimini bile deneyimine güvenip karpuzcuya bırakan halkın, salgın ve aşı konusunda uzman kesilmesi beni öldürüyor.
açıklamanın tamamı için:
m.haberturk.com/prof-dr-meh...
devamını gör...
çay içince gerici kahve içince laik gibi hissetmek
çay fakir içeceğidir. fakirler gericidir.
kahve bir tık üst kademeye hitap eder. parası olanlar kahve içer ve ilericidirler.
siz hiç satırbaks'ta çay içildiğini gördünüz mü? çünkü satırbaks ilerici, zengin kitleye hitap eder.
kahve bir tık üst kademeye hitap eder. parası olanlar kahve içer ve ilericidirler.
siz hiç satırbaks'ta çay içildiğini gördünüz mü? çünkü satırbaks ilerici, zengin kitleye hitap eder.
devamını gör...
günaydın sözlük
en sevdiğim mevsim geldi. ben sıcak hava ve güneş insanı değilim. hava puslu ve serin. tahmini 5 civarı uyandım. annem covid olduğu için bende karantinaya girdim ama artık bir alışkanlık haline gelen uyandıktan 20 dakika sonra ilk sigaramı gün doğmaya yakın arabayla sakin yollarda içmek oluyor. yaklaşık 10 gün daha karantina devam edecek. yalnız olmak harika birşey. kimse arayıp sormuyor, kimsenin derdi ile uğraşmıyorum. sadece ben varım ve kendimi çok seviyorum. herkese güzel bir gün diliyorum. unutmayın hayat anı yaşamak için vardır. her anın keyfini çıkarın.
devamını gör...
lgbt'li ve hdp'li tayfanın haklı olan her muhalif hareketi baltalaması
muhtemelen ekşi sözlük okuyucusu bir adet einstein tarafından buraya kopyalanmış gereksiz ve provakasyon amaçlı başlıktır.
diğer grupları bir kenara bırakarak sadece lgbt-i açısından bakalım. her şeyden önce akılda tutulması gereken bilhassa yeni atanan rektörün içinden geldiği düşünce yapısında lgbt-i bireylere yönelik tutumun malum oluşu ve bu durumun o öğrenciler açısından risk oluşturabilecek olmasıdır. bu nedenle söz konusu protestolara katılmak herkesten önce halihazırda dezavantajlı konumda bulunan öğrencilerin hakkıdır.
ayrıca:
(bkz: baran 14 yaşında arkadaşları ona einstein diyor)
diğer grupları bir kenara bırakarak sadece lgbt-i açısından bakalım. her şeyden önce akılda tutulması gereken bilhassa yeni atanan rektörün içinden geldiği düşünce yapısında lgbt-i bireylere yönelik tutumun malum oluşu ve bu durumun o öğrenciler açısından risk oluşturabilecek olmasıdır. bu nedenle söz konusu protestolara katılmak herkesten önce halihazırda dezavantajlı konumda bulunan öğrencilerin hakkıdır.
ayrıca:
(bkz: baran 14 yaşında arkadaşları ona einstein diyor)
devamını gör...
hüzün
arapça kökenli bir kelimedir. arapça, huzn kelimesinden alıntılanmıştır. üzüntü manasına gelir.
tdk tarafından anlamına bakıldığında da gönül üzgünlüğü, sıkıntı manasına da gelir.
"biraz gülecek olsan, vay sen misin gülen ?
hemen yetişir hüzün." - behçet necatigil
tdk tarafından anlamına bakıldığında da gönül üzgünlüğü, sıkıntı manasına da gelir.
"biraz gülecek olsan, vay sen misin gülen ?
hemen yetişir hüzün." - behçet necatigil
devamını gör...
iki çeşit insan vardır
albert einsteinin sözü "dünyada sadece iki tip insan vardır :iyi ve kötü.
devamını gör...
rus edebiyatı klişeleri
baş karakter hep biraz hastalıklı ve iç buhranlarını sonuna kadar hissettirir
hep bir vodka aşkı
ani bayılmalar
"arzularına yenik düşmüş aciz ve basit insanlar"
"hava nasıl soğuk!"
" .. dedi ve uzaklaştı genç adam .."
destan seklindeki ad soyad ile hitaplar
sarhoş babalar, çilekeş kadınlar ve sefalet
cepte kalan üç beş ruble
upuzun psikolojik tahliler vb.
hep bir vodka aşkı
ani bayılmalar
"arzularına yenik düşmüş aciz ve basit insanlar"
"hava nasıl soğuk!"
" .. dedi ve uzaklaştı genç adam .."
destan seklindeki ad soyad ile hitaplar
sarhoş babalar, çilekeş kadınlar ve sefalet
cepte kalan üç beş ruble
upuzun psikolojik tahliler vb.
devamını gör...
jose saramago
pek severim,çok severim bu yazarı.her anlattığında bir mesaj,bir insanlık dersi vardır.sarı kitaplarının hastasıyız.
devamını gör...
covid-19’u 30 saniyede tedavi eden ilacın müjdesi
ercüment ve oytun'u sahneye davet ediyoruz...
devamını gör...

