allah'ın büyük harf ile başlaması üzerine
amacım sözlük okumak, etkileşimde bulunmak, bilgiye ulaşmak.
sonuçta benim özgürlüğüme bir müdahale yok, a harfini büyük yapan adam kendi ana sayfasında böyle görüyor.
ben yine küçük harf ile yoluma devam ediyorum.
tanım : uzlaşmacı bir ortam için olması gereken.
sonuçta benim özgürlüğüme bir müdahale yok, a harfini büyük yapan adam kendi ana sayfasında böyle görüyor.
ben yine küçük harf ile yoluma devam ediyorum.
tanım : uzlaşmacı bir ortam için olması gereken.
devamını gör...
fırat yılmaz çakıroğlu
öldürmek istedikleri tarafından öldürülen ülkücü genç. bu gençlerin birbirlerine saldırıp öldürmelerini çok gördü ülke. ne bizi düzlüğe çıkardı ne de vatana millete bir faydası oldu. sadece darbecilere bahane, zemin oluşturdu. ülkesini bilinçli bir şekilde seven bir insan şu sokak, kampüs çatışmalarına girmez. zaten kafası çalışan insanların genel olarak çatışmadan uzak durmak gibi bir tavrı vardır.
devamını gör...
arandığı zaman bulunmayan şeyler
kulaklık demek istediğim başlıktır.
evin içinde sürekli kaybolur ne zaman lazım olsa 5 dakika kendisini aratır.
evin içinde sürekli kaybolur ne zaman lazım olsa 5 dakika kendisini aratır.
devamını gör...
basamak
ioanna kuçuradi'nin belirttiğine göre, ülkemizde çoğunun son olanı diğerlerinden farklı olduğu için, bir çok yaşlının ya da dalgın insanın düşmesine, bir yerlerini kırmasına sebebiyet verendir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
güzel insan aramakla insandaki güzelliği aramak arasında derin bir fark var. “güzel insan” dediğimizde göreceli bir kavramdan bahsederken “insandaki güzellik” dediğimiz zaman iş bambaşka bir boyuta taşınıyor.
güzel insanla mı yaşanır, yoksa insandaki güzellikten mi doğar diye sorgulatır kendini aşk. kimine göre güzel insanla yaşamır kimine göre insandaki güzellikten doğar. ama bana göre insandaki güzellikten diyebilirim kuşkusuz. o insanın güzelliğinden doğan aşk zaten o kişiyi güzelleştirir de özelleştirir de. zaten bozulmayacak mı yüzümüzün ütüsü? geçmeyecek mi zaman? düşmeyecek mi saçlarımıza ak? zaman diye bir kavram varken güzellikten bahsetmek çok basit geliyor bana insandaki güzelliğe kıyasen.
birinin sen yanında yokken de seni düşünmesi ne kıymetli değil mi? güzel bir an yaşarken seni yanında düşünüyor mesela ya da bişeyleri seni düşünerek alıyor, seversin diye. ya da bişeyleri sırf seni mutlu etsin diye yapıyorsa yine sen yanında yokken, asıl güzellik bu değil midir? bu daha özel ve zamanın bile ütüsünü bozamayacağı birşey değil midir? uzak ya da yakın olmanın bir önemi kalmıyor, aynı düşüncelerde bir araya gelmek güzellik değil de nedir?
işte bu insandaki güzellikle doğan aşk sayesinde denk gelir insanlar birbirlerine. evet belki ilk başta etkilenmek için güzellik de gerekebilir ama her güzel gördüğümüzün içinde güzellik de bulamayabiliriz. o yüzden aşk denk gelmektir bana göre. “ömrünün geri kalanına denk geldiğinde hissedilecek birşeydir.” der bir yazar kitabında. ne kadar derin, içinde ne çok anlam barındıran bir cümle. bedenen yan yana olamasanız da ömrünün geri kalanına denk gelmek ne büyük bir anlam taşır, küçücük cümleye sığmayacak kadar aslında.
gerçek sevgi, gerçek aşk insanın yüreğinde saklıdır. duymadan seslenmeyi biliyorsa bir yürek, görmeden de sevmeyi ve özlemeyi de bilir elbet. o gerçek güzelliğini keşfedebileceğiniz insanlarla karşılaşırsınız umarım. o zaman bu güzel duygunun tadını bir ömür alırsınız. hayat da kimine göre uzun kimine göre kısa bir yoldur nihayetinde. yol arkadaşınızı bu yüzden iyi seçin. iyi seçin ki her nefesiniz kesildiğinde bahanelerle değil, yüreğiyle gelebilsin.
dokunmadan, dokunan cümleler biriktirebiliyoruz zaman zaman. kullanamadıktan ve aktaramadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı ki?
o yüzden hani meşhur bir söz var ya;
“yüreğin yorgunluk görmesin!”
yüreğiniz yorgunluk görmesin, kalbi güzellik dolu insanlara denk gelesiniz.
ve son olarak,
oscar wilde şöyle der;
“güç erkeğe, güzellik kadına verilmiştir. ama herşeyi yenen güç bir güzelliğe yenilmiştir.”
bir kadını güzel yapan yüreğinin güzelliğidir bence.
güzel insanla mı yaşanır, yoksa insandaki güzellikten mi doğar diye sorgulatır kendini aşk. kimine göre güzel insanla yaşamır kimine göre insandaki güzellikten doğar. ama bana göre insandaki güzellikten diyebilirim kuşkusuz. o insanın güzelliğinden doğan aşk zaten o kişiyi güzelleştirir de özelleştirir de. zaten bozulmayacak mı yüzümüzün ütüsü? geçmeyecek mi zaman? düşmeyecek mi saçlarımıza ak? zaman diye bir kavram varken güzellikten bahsetmek çok basit geliyor bana insandaki güzelliğe kıyasen.
birinin sen yanında yokken de seni düşünmesi ne kıymetli değil mi? güzel bir an yaşarken seni yanında düşünüyor mesela ya da bişeyleri seni düşünerek alıyor, seversin diye. ya da bişeyleri sırf seni mutlu etsin diye yapıyorsa yine sen yanında yokken, asıl güzellik bu değil midir? bu daha özel ve zamanın bile ütüsünü bozamayacağı birşey değil midir? uzak ya da yakın olmanın bir önemi kalmıyor, aynı düşüncelerde bir araya gelmek güzellik değil de nedir?
işte bu insandaki güzellikle doğan aşk sayesinde denk gelir insanlar birbirlerine. evet belki ilk başta etkilenmek için güzellik de gerekebilir ama her güzel gördüğümüzün içinde güzellik de bulamayabiliriz. o yüzden aşk denk gelmektir bana göre. “ömrünün geri kalanına denk geldiğinde hissedilecek birşeydir.” der bir yazar kitabında. ne kadar derin, içinde ne çok anlam barındıran bir cümle. bedenen yan yana olamasanız da ömrünün geri kalanına denk gelmek ne büyük bir anlam taşır, küçücük cümleye sığmayacak kadar aslında.
gerçek sevgi, gerçek aşk insanın yüreğinde saklıdır. duymadan seslenmeyi biliyorsa bir yürek, görmeden de sevmeyi ve özlemeyi de bilir elbet. o gerçek güzelliğini keşfedebileceğiniz insanlarla karşılaşırsınız umarım. o zaman bu güzel duygunun tadını bir ömür alırsınız. hayat da kimine göre uzun kimine göre kısa bir yoldur nihayetinde. yol arkadaşınızı bu yüzden iyi seçin. iyi seçin ki her nefesiniz kesildiğinde bahanelerle değil, yüreğiyle gelebilsin.
dokunmadan, dokunan cümleler biriktirebiliyoruz zaman zaman. kullanamadıktan ve aktaramadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı ki?
o yüzden hani meşhur bir söz var ya;
“yüreğin yorgunluk görmesin!”
yüreğiniz yorgunluk görmesin, kalbi güzellik dolu insanlara denk gelesiniz.
ve son olarak,
oscar wilde şöyle der;
“güç erkeğe, güzellik kadına verilmiştir. ama herşeyi yenen güç bir güzelliğe yenilmiştir.”
bir kadını güzel yapan yüreğinin güzelliğidir bence.
devamını gör...
fakirlik belirten detaylar
d&r da saatlerce dolaşıp hiçbir şey almadan çıkmak
devamını gör...
guerra sucia
arjantin başta olmak üzere şili, bolivya, paraguay, uruguay ve brezilya hükümetine condor operasyonu ( isp.operación cóndor) sürecinde askeri darbe yapılmıştır. amerika'nın desteği ile yapılan bu operasyondan sonra bugün kirli savaş olarak hatırladığımız guerra sucia dönemi başlıyor. sözde komünizm ile savaşmak amacıyla yapılan darbelerin nasıl insanlık dramına dönüştüğünü ise vahşetin en kanlı sınırlarında dolaşan arjantin hükümetinin ortaya koyduğu katliamları inceleyerek rahatlıkla görebiliyoruz.
tarih mart 1976'yı gösterdiğinde kara kuvvetleri komutanı general jorge rafael videla, cumhurbaşkanı ısabela peron’u deviriyor. (condor operasyonunu da göz önüne alırsak bu durumun temelleri 1966 yılında atılmıştır.) videla, 1976’dan 1981 ’e kadar daha sonra ise roberto viola, sadece birkaç aylığına iktidarda kalıyor. leopoldo galtieri, 1981’den 1982’ye kadar iktidarda kalıyor fakat falkland savaşı’nın sorumlusu olduğu için arjantin’in uğradığı bozgundan sonra istifa etmek zorunda kalıyor. yerine geçen reynaldo bigogne, 1983’te, iktidarı, demokratik bir cumhuriyet lehine bırakmaya mecbur ediliyor. bu yedi yıl boyunca, arjantin'de insanlar deyim yerindeyse dehşetin altın çağını yaşıyor. generallerin amacı sözde bütün bozguncu (subversivo) grupların kökünü kazımak ve bu amaç için de yedi yıl boyunca kitlesel cinayetler işleniyor. sadece 'suçlu' bulunanlar değil, şüpheliler ve hatta onların çevresindekiler de katledilmiştir. o sırada buenos aires valisi olan general ıberico manuel saint-jean’ın ünlü bir cümlesi: “önce tüm bozguncuları öldüreceğiz, sonra işbirlikçilerini, ardından da sempatizanları; daha sonra da tarafsızları, en sonunda da korkakları.” bu cümle katliam'ın ulaştığı boyutu gözler önüne seriyor aslında.
isyanın fitilini ateşleyecek olan adam kaçırmalar başlıyor. sivil giyimli askerler yeşil renkli, plakasız ford falcone’larla dolaşıyor ve kadınları, erkekleri, çocukları hiçbir açıklama yapmadan kaçırıyorlar. bu durum sokakta, işyerinde, şüphelinin evinde beklenmedik bir anda gerçekleşiyor. gündüzün veya gecenin herhangi bir saatinde. olaya tanık olanlara ise verilen emir şu: “no te metas. "
(isp.”bu işe karışma.”) binlerce insan bu şekilde, başkalarının zorunlu kayıtsızlığı içinde, ortadan kayboluyor. en korkuncu ise bu kaçırılan insanların yok edilme tekniği. işkence edildikten sonra yüzlerce, binlerce subversivo'dan kurtulmak gerekiyor. bu tekniğin bir çok adı var; el vuelo, vuelos de la muerte, ölüm uçuşu. mahkûmlar başka bir cezaevine nakledilmeden önce sözüm ona aşılanıyor. yapılan ilk uyuşturucu iğne onların tüm dirençlerini yok ediyor. onları, sersemlemiş bir halde kargo uçağına bindiriyorlar. mahkûmları tamamen uyutan ikinci iğne, uçakta yapılıyor. sonra askerler onları soyuyor, uçağın kapısını açıyor ve çıplak bedenleri güney atlantik’in sularına atıyorlar. binlerce tutuklu bu şekilde ortadan kayboluyor. 2 000 metre yüksekten atılarak, denizin yüzeyine çarparak parçalanıyorlar. her tutukevinde haftanın birkaç günü, bu 'temizlik işine' ayrılıyor. askerler bütün uluslararası kovuşturmalardan kurtulmak için çözüm buldukların düşünüyorlar el vuelo sayesinde.
bu kayıplar, buenos aires’te bir isyan duygusuna neden oluyor. hükümet bu durumu o an ciddiye alıp daha sert girişimlerde bulunsa muhtemelen tarih geri dönülemez bir şekilde değişecekti. 1980’den itibaren öfkeli anneler çocuklarına ne olduğunu öğrenmek istiyorlar. eğer öldülerse, en azından cesetlerini almak istiyorlar, ölülerini onurlandırmak için direniş gösteriyor ve korkudan doğan sessizlik yeminini bozuyorlar . bu kadınlar ünlü “madres de plaza de mayo” (mayıs meydanı anneleri) adını alıyorlar. askerler onlara “mayıs meydanı kaçıkları” adını veriyor. her perşembe, casa rosado’nun, başkanlık sarayının karşısında bıkmadan toplanıp gösteri yapıyorlar. ve ölülerini en azından gömmek isteyen bir halkın simgesi haline geliyorlar. bu isyan, 1982’de falkland savaşı’nda yanılgıya düşen askeri cuntanın uğradığı bozgunla aynı zamana rastlıyor. kısa süre içinde, birkaç gemisi batırılan arjantin, ingiliz ordusu tarafından eziliyor. generaller 1983’te, haklarında açılacak her türlü adli kovuşturmayı engellemek amacıyla kendileri için bir af çıkararak iktidardan çekiliyorlar. strateji tam işe yaramıyor. yeni demokratik hükümet “nunca mas" (ispanyolca,”bir daha asla.”) sloganıyla, yaşanan terör günlerini araştıran ulusal kayıplar komisyonu’nu (ukkom) kuruyor. rapora göre 30 000 kişi kayıp ve bu vahşetin yalnızca arjantin bilançosu. daha sonra bu rakam resmi olarak 15 000’e indiriliyor.
işkence yöntemleri araştırılıyor. bu yöntemlerin en başında picana var; vücudun farklı yerlerine elektrik vermeye dayanıyor: gözkapaklarına, dişetlerine, koltukaltlarına, cinsel organlara... tanıklar başka tekniklerden de bahsediyor; kadınlara sistematik olarak tecavüz edilmesi, elektrikli testereyle uzuvların kesilmesi, sigarayla yakma, göz çıkarma, cinsel organların usturayla kesilmesi, vajinaya canlı kemirgen sokma, anestezi uygulamadan ameliyat, el ve ayak tırnaklarının sökülmesi, mahkûmların üzerine ısırması veya tecavüz etmesi için aç bırakılmış av köpekleri yollamak...
bu tür eylemler nasıl cezalandırılabilir diye sormak gerek ki zaten dönemin hükümeti de bu durumun altından kalkamıyor ama yine de raül alfonsin’in demokrat hükümeti geri adım atmıyor. yeni bir askeri darbe tehdidine rağmen tutuklamalar yapmak ve suçluları yargı karşısına çıkarmak gerekiyor. böylece suçlular ile sivil iktidar arasında, sürekli olarak dava açılma tehditleri ile af kararlarının gündeme geldiği bir kedi fare oyunu başlıyor. 1986’da, şikâyetler için bir son tarih belirleyen,böylece askerlere karşı başlatılan kovuşturmaları askıya almayı sağlayan “son nokta” (punto final) yasası getiriliyor. ayrıca 1987’de,üstlerinin emirlerini uygulamakla yükümlü tüm askerlerin sorumluluğunu ortadan kaldıran “zorunlu itaat” (obediencia debida) yasası çıkarılıyor.
geriye yalnızca yüksek rütbelileri kalıyor. generaller. amiraller. askeri hükümetlerin üyeleri. bunlar da elekten geçiriliyor. basit bir nedenden, çok yaşlı olmalarından dolayı. en iyi ihtimal, mahkemeye çıkarılmadan ecelleriyle ölmeleri oluyor. en kötü ihtimal ise, evlerinde gözaltında tutulmaları...
mayıs meydanı annelerinin attığı slogan durumun en net özeti niteliğinde: “la casa no es un penal!” (ispanyolca, “ev hapishane değildir.”)
bu generallerin çoğu, iktidarları sırasında hatırı sayılı bir servet yapmış olduğu için cezaden çok ödül kabul ediliyor bu durum. bu kanlı tarih yalnızca arjantin'e ait. kirli savaş boyunca bahsi geçen ülkelerin her birinde benzer katliamlar yapılıyor ve halk sistematik bir şekilde katlediliyor. annelerinin mahkumiyetleri sırasında doğan bebekler, anneleri öldürüldükten sonra askerlere veriliyor ve yüksek rütbeli olanlar onları satarken düşük rütbeliler 'düzgün yetiştirmek' adı altında onları evlat ediniyor. bunun bir savaş değil, bir kesimin kökünü kazımak için yapılan kanlı bir oyun olduğunu okuduğum her olayda görebiliyorum. kötü olan ise alenen bu duruma destek veren amerika işin içinden hasarsız kurtuluyor ve geriye yalnızca yaralı halkın yaralarını sarması için gereken yüzlerce yıl kalıyor.
tarih mart 1976'yı gösterdiğinde kara kuvvetleri komutanı general jorge rafael videla, cumhurbaşkanı ısabela peron’u deviriyor. (condor operasyonunu da göz önüne alırsak bu durumun temelleri 1966 yılında atılmıştır.) videla, 1976’dan 1981 ’e kadar daha sonra ise roberto viola, sadece birkaç aylığına iktidarda kalıyor. leopoldo galtieri, 1981’den 1982’ye kadar iktidarda kalıyor fakat falkland savaşı’nın sorumlusu olduğu için arjantin’in uğradığı bozgundan sonra istifa etmek zorunda kalıyor. yerine geçen reynaldo bigogne, 1983’te, iktidarı, demokratik bir cumhuriyet lehine bırakmaya mecbur ediliyor. bu yedi yıl boyunca, arjantin'de insanlar deyim yerindeyse dehşetin altın çağını yaşıyor. generallerin amacı sözde bütün bozguncu (subversivo) grupların kökünü kazımak ve bu amaç için de yedi yıl boyunca kitlesel cinayetler işleniyor. sadece 'suçlu' bulunanlar değil, şüpheliler ve hatta onların çevresindekiler de katledilmiştir. o sırada buenos aires valisi olan general ıberico manuel saint-jean’ın ünlü bir cümlesi: “önce tüm bozguncuları öldüreceğiz, sonra işbirlikçilerini, ardından da sempatizanları; daha sonra da tarafsızları, en sonunda da korkakları.” bu cümle katliam'ın ulaştığı boyutu gözler önüne seriyor aslında.
isyanın fitilini ateşleyecek olan adam kaçırmalar başlıyor. sivil giyimli askerler yeşil renkli, plakasız ford falcone’larla dolaşıyor ve kadınları, erkekleri, çocukları hiçbir açıklama yapmadan kaçırıyorlar. bu durum sokakta, işyerinde, şüphelinin evinde beklenmedik bir anda gerçekleşiyor. gündüzün veya gecenin herhangi bir saatinde. olaya tanık olanlara ise verilen emir şu: “no te metas. "
(isp.”bu işe karışma.”) binlerce insan bu şekilde, başkalarının zorunlu kayıtsızlığı içinde, ortadan kayboluyor. en korkuncu ise bu kaçırılan insanların yok edilme tekniği. işkence edildikten sonra yüzlerce, binlerce subversivo'dan kurtulmak gerekiyor. bu tekniğin bir çok adı var; el vuelo, vuelos de la muerte, ölüm uçuşu. mahkûmlar başka bir cezaevine nakledilmeden önce sözüm ona aşılanıyor. yapılan ilk uyuşturucu iğne onların tüm dirençlerini yok ediyor. onları, sersemlemiş bir halde kargo uçağına bindiriyorlar. mahkûmları tamamen uyutan ikinci iğne, uçakta yapılıyor. sonra askerler onları soyuyor, uçağın kapısını açıyor ve çıplak bedenleri güney atlantik’in sularına atıyorlar. binlerce tutuklu bu şekilde ortadan kayboluyor. 2 000 metre yüksekten atılarak, denizin yüzeyine çarparak parçalanıyorlar. her tutukevinde haftanın birkaç günü, bu 'temizlik işine' ayrılıyor. askerler bütün uluslararası kovuşturmalardan kurtulmak için çözüm buldukların düşünüyorlar el vuelo sayesinde.
bu kayıplar, buenos aires’te bir isyan duygusuna neden oluyor. hükümet bu durumu o an ciddiye alıp daha sert girişimlerde bulunsa muhtemelen tarih geri dönülemez bir şekilde değişecekti. 1980’den itibaren öfkeli anneler çocuklarına ne olduğunu öğrenmek istiyorlar. eğer öldülerse, en azından cesetlerini almak istiyorlar, ölülerini onurlandırmak için direniş gösteriyor ve korkudan doğan sessizlik yeminini bozuyorlar . bu kadınlar ünlü “madres de plaza de mayo” (mayıs meydanı anneleri) adını alıyorlar. askerler onlara “mayıs meydanı kaçıkları” adını veriyor. her perşembe, casa rosado’nun, başkanlık sarayının karşısında bıkmadan toplanıp gösteri yapıyorlar. ve ölülerini en azından gömmek isteyen bir halkın simgesi haline geliyorlar. bu isyan, 1982’de falkland savaşı’nda yanılgıya düşen askeri cuntanın uğradığı bozgunla aynı zamana rastlıyor. kısa süre içinde, birkaç gemisi batırılan arjantin, ingiliz ordusu tarafından eziliyor. generaller 1983’te, haklarında açılacak her türlü adli kovuşturmayı engellemek amacıyla kendileri için bir af çıkararak iktidardan çekiliyorlar. strateji tam işe yaramıyor. yeni demokratik hükümet “nunca mas" (ispanyolca,”bir daha asla.”) sloganıyla, yaşanan terör günlerini araştıran ulusal kayıplar komisyonu’nu (ukkom) kuruyor. rapora göre 30 000 kişi kayıp ve bu vahşetin yalnızca arjantin bilançosu. daha sonra bu rakam resmi olarak 15 000’e indiriliyor.
işkence yöntemleri araştırılıyor. bu yöntemlerin en başında picana var; vücudun farklı yerlerine elektrik vermeye dayanıyor: gözkapaklarına, dişetlerine, koltukaltlarına, cinsel organlara... tanıklar başka tekniklerden de bahsediyor; kadınlara sistematik olarak tecavüz edilmesi, elektrikli testereyle uzuvların kesilmesi, sigarayla yakma, göz çıkarma, cinsel organların usturayla kesilmesi, vajinaya canlı kemirgen sokma, anestezi uygulamadan ameliyat, el ve ayak tırnaklarının sökülmesi, mahkûmların üzerine ısırması veya tecavüz etmesi için aç bırakılmış av köpekleri yollamak...
bu tür eylemler nasıl cezalandırılabilir diye sormak gerek ki zaten dönemin hükümeti de bu durumun altından kalkamıyor ama yine de raül alfonsin’in demokrat hükümeti geri adım atmıyor. yeni bir askeri darbe tehdidine rağmen tutuklamalar yapmak ve suçluları yargı karşısına çıkarmak gerekiyor. böylece suçlular ile sivil iktidar arasında, sürekli olarak dava açılma tehditleri ile af kararlarının gündeme geldiği bir kedi fare oyunu başlıyor. 1986’da, şikâyetler için bir son tarih belirleyen,böylece askerlere karşı başlatılan kovuşturmaları askıya almayı sağlayan “son nokta” (punto final) yasası getiriliyor. ayrıca 1987’de,üstlerinin emirlerini uygulamakla yükümlü tüm askerlerin sorumluluğunu ortadan kaldıran “zorunlu itaat” (obediencia debida) yasası çıkarılıyor.
geriye yalnızca yüksek rütbelileri kalıyor. generaller. amiraller. askeri hükümetlerin üyeleri. bunlar da elekten geçiriliyor. basit bir nedenden, çok yaşlı olmalarından dolayı. en iyi ihtimal, mahkemeye çıkarılmadan ecelleriyle ölmeleri oluyor. en kötü ihtimal ise, evlerinde gözaltında tutulmaları...
mayıs meydanı annelerinin attığı slogan durumun en net özeti niteliğinde: “la casa no es un penal!” (ispanyolca, “ev hapishane değildir.”)
bu generallerin çoğu, iktidarları sırasında hatırı sayılı bir servet yapmış olduğu için cezaden çok ödül kabul ediliyor bu durum. bu kanlı tarih yalnızca arjantin'e ait. kirli savaş boyunca bahsi geçen ülkelerin her birinde benzer katliamlar yapılıyor ve halk sistematik bir şekilde katlediliyor. annelerinin mahkumiyetleri sırasında doğan bebekler, anneleri öldürüldükten sonra askerlere veriliyor ve yüksek rütbeli olanlar onları satarken düşük rütbeliler 'düzgün yetiştirmek' adı altında onları evlat ediniyor. bunun bir savaş değil, bir kesimin kökünü kazımak için yapılan kanlı bir oyun olduğunu okuduğum her olayda görebiliyorum. kötü olan ise alenen bu duruma destek veren amerika işin içinden hasarsız kurtuluyor ve geriye yalnızca yaralı halkın yaralarını sarması için gereken yüzlerce yıl kalıyor.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
venezuelalı arkadaş pek hevesli girişmiş
aşık atışmasını sokak dövüşüne çevirmiş
bilemdimkibirden pek iyi niyetliymiş,
vişne dal'ı kötü niyetlinin gözüne girermiş.
aşık atışmasını sokak dövüşüne çevirmiş
bilemdimkibirden pek iyi niyetliymiş,
vişne dal'ı kötü niyetlinin gözüne girermiş.
devamını gör...
gizliden gizliye zevk alınan ufak sapkınlıklar
mandalinanın önce suyunu çekip sonra posasını ağızda çevirmek.
devamını gör...
tüm normal sözlük yazarlarının ergen olması
hepsi değil de çoğu ergen. kitap kampanyasını gören geliyor. kazıklı maria'nın kitlesinden bahsetmiyorum bile. 50 liralık hediye çeki için twitter gibi kullanıyorlar sözlüğü.
edit: başlık da ukde sanırım.
edit: başlık da ukde sanırım.
devamını gör...
çelişki
bir ya da daha fazla önerme arasında uyumsuzluk olması durumudur.
çelişkili iki önerme birlikte değerlendirildiğinde genellikle birbiriyle zıt olan iki mantıksal sonuç ortaya çıkar. bu konuda aristo'nun çelişmeme kanunu der ki "bir şeyin hem kendisi hem de tersi aynı koşulda ve zamanda doğru olamaz.
çelişkili iki önerme birlikte değerlendirildiğinde genellikle birbiriyle zıt olan iki mantıksal sonuç ortaya çıkar. bu konuda aristo'nun çelişmeme kanunu der ki "bir şeyin hem kendisi hem de tersi aynı koşulda ve zamanda doğru olamaz.
devamını gör...
to mousiko kouti
yunan resmi tv kanalı ert'nin pandemi döneminde başlayan şahane ötesi, kaliteli müzik programı. kasım 2020'den bu yana ikişer saatlik toplamda 30 kadar bölümü olan, her bir üyesi son derece maharetli bir orkestra eşliğinde kalender abimiz nikos portokaloglou ve güzeller güzeli rena morfi'nin sunup konuklarla birlikte şarkılar söylediği program. her hafta farklı konuklar oluyor ve hem müziğin tarihine hem de yunan müziğini var edenlerin hayatlarına doğru bir yolculuk sunuyor izleyenlere. iş güç sonrası içeceği alıp bazen sakince bazen eller havaya izlemek çok keyifli oluyor. her seferinde farklı müzik türlerinin birbirini nasıl beslediğini, yeni füzyonların olanaklılığını görmek mümkün, öyle ki eski bir rock'n roll şarkısı ile laiko türünde bir şarkının birlikte var olabileceğini gösterebiliyorlar. ayrıca programın içerisinde sesini duyurmak isteyen, piyasada yeni adımlarını atmakta olan genç sanatçılara da yer veriliyor. yunan müziği hakkında pek fikriniz yoksa ancak nedir ne değildir tanımak istiyorsanız bu programı takip etmek konuya dair iyi bir başlangıç sunacaktır meraklılara.
her çarşamba akşamı saat 22:00'de yayınlanan bu program an itibariyle www.ertflix.gr/ert1-live/ adresinden canlı izlenebilir.
ayrıca büyün bölümlerine de www.ertflix.gr/category/psy... adresinden erişilebilmektedir.
her çarşamba akşamı saat 22:00'de yayınlanan bu program an itibariyle www.ertflix.gr/ert1-live/ adresinden canlı izlenebilir.
ayrıca büyün bölümlerine de www.ertflix.gr/category/psy... adresinden erişilebilmektedir.
devamını gör...
söz büyüğün sus küçüğün
geleneklerimize göre bir konu hakkında konuşulacaksa büyüklere öncelik verilmeli, büyükler kendi aralarında konuşurken söz hakkı istenmeli, söz hakkı verilmeden, saygısızlık edip lafa girilmemeli anlamına gelen atasözüdür.
zaman içerisinde bahse konu atasözünün farklı versiyonları oluşmuştur,ancak ilk ve doğrusu hangisi bilinmemektedir.*
örnek olarak vermek gerekirse;
su küçüğün, sofra büyüğün
su küçüğün, yemek büyüğün
örnek olarak verilebilir.
zaman içerisinde bahse konu atasözünün farklı versiyonları oluşmuştur,ancak ilk ve doğrusu hangisi bilinmemektedir.*
örnek olarak vermek gerekirse;
su küçüğün, sofra büyüğün
su küçüğün, yemek büyüğün
örnek olarak verilebilir.
devamını gör...
unutulmuş gibi olmak
acı dolu bir histir insanı farklı ve anlamsız şeylere sürükler. sanki yoktur bu dünyada varlığı muammadır. ölse bile fark edilmeyeceğini düşünür o insan. haliyle bu hiçlik duygusu kişiyi yormakta ve eylemsizliğe sürüklemektedir.
devamını gör...
evlenmek için sebepler
yok.
devamını gör...
normal sözlük kraliyet arması
şahıs olarak çok da önemsemediğim ama sözlüğün aktif hale gelmesi açısından gerekli bulduğum bir konu. sözlüğe girdiğimden beri dikkatimi çekiyor. çok iyi tanımlar oluyor bazı başlıklar altında ama (+) oy almamış. ben veriyorum dönüyorum bakıyorum ya 1’de kalmış ya 2. zaten oy verenlerde genelde aynı kişiler. neden oy vermiyorsunuz sözlük ahalisi? * sözlük yeni olduğu için sürekli yeni başlıklar açılıyor, evet yerinde. ama üzerinde yazılması gereken pek çok başlıkta sol tarafta kurban edilip bir kaç tanım yazılmış şekilde aşağılarda kalıyor.
k’arma puanı bu sebeple destekliyorum. inşallah verim katar.
k’arma puanı bu sebeple destekliyorum. inşallah verim katar.
devamını gör...
#osmancurtutuklansın
katılıyor ve artırıyorum; kutlama yapan akrabaların da çaldıkları enstrümanların üzerine oturtulmasını talep ediyorum. hoş bunlar ondan da zevk alır. başkasının başına gelen felaketi bile keyifle kutladıklarına göre...
devamını gör...


