25 haziran 2023 genel seçimleri
doğum günüme gölge düşüreceğinden sinirlendiğim seçimler
devamını gör...
yoldaş benjamin franklin'in ayrımcı biri olması
bugün kafa sözlük youtube tanım sohbetlerini izledim. yoldaşa mesaj attım. youtube kanadında ben de kendi çapımda içerik ile destek vermek isterim diye. bana “ tabi dostum sözlük senin. bu sözlüğün sahibi sizsiniz” tarzında bir geri dönüş yaptı. şimdi yorumu size bırakıyorum ayrımcı mı değil mi...
devamını gör...
mig-25
havacılık tarihinde halen kırılamamış olan en yüksek irtifa rekorunun sahibi uçaktır ki 37500 metrelik bir irtifaya kadar çıkabilmiştir. o irtifadan dünyanın yuvarlaklığını gözle canlı olarak seyredebilirsiniz.
öte yandan askeri havacılık tarihinin ilk jet avcı uçağı konseptini ortaya çıkartması yönüyle de ayrı bir yeri olan sovyet uçağıdır. nato kod adı foxbattır.
1950 li yılların sonları ve 60 lı yıllar sovyetler ile natonun soğuk savaş yıllarının belki de en civcivli zamanlarıydı. ve amerika en azından psikolojik üstünlüğü elinde tutabilme amaçlı olarak sürekli sovyet hava sahasını taciz ediyordu. ta ki sovyetlerin kendi hava sahası üzerinde bir adet amerika ı-2 keşif uçağını düşürene kadar.
bu kırılma noktasından sonra amerika b-70 ve sr-71 gibi projelerle tekrar üstünlüğü eline alma çabasına girişti. b-70 sadece bir proje olarak kaldıysa da sr-71 hayata geçti ve o dönem için bu psikolojik hava üstünlüğünü tekrardan amerikaya geçirdi ki 3 mach üzeri hızlara çıkabiliyor ve de 25000 metre gibi irtifalarda görev yapabiliyordu sr-71.
bu noktada ise sovyetler bu üstünlüğü çözebilmek adına iki yola başvurdu. ilki hava savunma sistemleri yatırımları ki bu konuda zaten natonun hep önünde oldular. bir diğeri ise; sr-71 gibi uçakları engelleyebilecek çok hızlı bir uçak yapma fikriydi ve mig-25 in temelleri 1964 yılında atıldı.
geliştirme süreci 1970 yılına kadar süren mig-25 bu tarihten sonra sovyet ordusuna katıldı. natonun bu uçakla alakalı bildiği tek şey uçağın çok hızlı olduğu ve yüksek irtifalara tırmanabilmesiydi. fakat uçağın yeteneklerini görebilmeleri fazla uzun sürmedi.
1974 yılında sibiryanın kuzeyinde bir keşif görevi yapan sr-71 in peşine takılan mig-25 onu yakalamayı başardı ve radar kilidi attı. vurulmasına çok kısa bir süre kalan sr-71 ölümcül bir manevrayla mig-25 ten kaçıp amerikaya dönebildi. bu olaydan sonra amerika bir daha sr-71 leri sovyet hava sahasına sokmadı ve çılgın proje olan sr-71 için de son başlamış oldu.
mig-25 adına kırılma noktası ise 6 eylül 1976 yılında gerçekleşti. kamçatka üzerinde devriye görevi icra eden bir mig-25 pilotu uçağıyla birlikte japonyaya iltica etti ve uçak japonyaya iner inmez amerikalı ve japon mühendisler uçağı incelediler 2 ay boyunca. tabii sovyetlerin baskısı sonucu bu süre daha da uzamadı.
uçağı inceleyen mühendisler ilk başta sovyetlerin mühendisliğini küçümseyerek neredeyse kullandığı teknolojilere gülecek noktaya gelmişlerdir. çünkü uçakta gerçekten eski sayılabilecek teknolojiler vardır. fakat mühendisler incelemelere devam ettiklerinde iş hayranlığa dönüşmüştür. zira uçak sovyet mühendisliği mantalitesi ürünüdür. basittir, güvenilirdir ve de mükemmeldir. mig-25 basit bir tasarıma sahipti.
bu olaydan sonra 80 li yıllarda sovyetler bu uçağın yeni versiyonlarını üretmiştir. mig-29 ve mig-31 gibi. şu an rus hava kuvvetlerinde mig-31 lerde halen görev alıyor.
peki bu uçağın kusursuz kısımları neydi ¿ yukarıda belirttiğim üzere halen kırılamamış rekorlara sahip ve yeni bir konsepti doğurmuş bir uçaktı.
fakat durum bunlarla sınırlı değildi. uçak o dönem ki en gelişmiş sovyet radarı olan zaslon radarını kullanıyordu. 200 km menzili olan bu radar o dönem sovyetlerin iddiasına göre 12 ayrı hedefi izleyebilmekteydi. ilerleyen yıllarda uçağa kızılötesi tarayıcı da eklendi. 150 km menzilli güçlü hava hava füzeleri taşıyabilmekteydi aynı zamanda uçak.
ayrıca radara bir parantez daha açmak gerekirse; bu gelişmiş radar ile sovyetler özellikle sibirya tarafındaki radar boşluklarını kapatabilmeyi amaçlamıştı. yani uçak aslında bir avcının yanında uçan bir radardı da.
bunlara ek olarak çift motorlu bu uçak 3.2 mach hızına erişebiliyordu fakat o hızlardaki yüksek yakıt tüketimi nedeniyle bu 2.5 mach ile sınırlıydı. sadece özel durumlarda bu hız aşılıyordu.
son olaraksa çok sağlam bir uçaktı. adamlar bildiğiniz titanyumdan uçak gövdesi yapmışlar ki halen bu gövde sağlamlığından ötürü bazı kuzey afrika ülkeleri bu uçakları kullanmaya devam etmekte.
ayrıca harp sahasında da rüştünü ispatlayabilmiş bir uçak mig-25. zira 82 yılındaki ufak çapta olan arap israil çatışmalarında da bazı israil uçaklarını düşürdüğü gibi iran ırak savaşında da pek çok iran f-4 uçağını düşürmüştür. tabii aynı dönemde 2 adet f-15 ve f-18 de mig-25 kurbanı olmuşlardır. gerçi amerika yıllardır f-15 ve f-18 olaylarını reddetse de 2004 yılında bir tane f-18 için bunu kabul etmek durumunda kalmıştır.
öte yandan askeri havacılık tarihinin ilk jet avcı uçağı konseptini ortaya çıkartması yönüyle de ayrı bir yeri olan sovyet uçağıdır. nato kod adı foxbattır.
1950 li yılların sonları ve 60 lı yıllar sovyetler ile natonun soğuk savaş yıllarının belki de en civcivli zamanlarıydı. ve amerika en azından psikolojik üstünlüğü elinde tutabilme amaçlı olarak sürekli sovyet hava sahasını taciz ediyordu. ta ki sovyetlerin kendi hava sahası üzerinde bir adet amerika ı-2 keşif uçağını düşürene kadar.
bu kırılma noktasından sonra amerika b-70 ve sr-71 gibi projelerle tekrar üstünlüğü eline alma çabasına girişti. b-70 sadece bir proje olarak kaldıysa da sr-71 hayata geçti ve o dönem için bu psikolojik hava üstünlüğünü tekrardan amerikaya geçirdi ki 3 mach üzeri hızlara çıkabiliyor ve de 25000 metre gibi irtifalarda görev yapabiliyordu sr-71.
bu noktada ise sovyetler bu üstünlüğü çözebilmek adına iki yola başvurdu. ilki hava savunma sistemleri yatırımları ki bu konuda zaten natonun hep önünde oldular. bir diğeri ise; sr-71 gibi uçakları engelleyebilecek çok hızlı bir uçak yapma fikriydi ve mig-25 in temelleri 1964 yılında atıldı.
geliştirme süreci 1970 yılına kadar süren mig-25 bu tarihten sonra sovyet ordusuna katıldı. natonun bu uçakla alakalı bildiği tek şey uçağın çok hızlı olduğu ve yüksek irtifalara tırmanabilmesiydi. fakat uçağın yeteneklerini görebilmeleri fazla uzun sürmedi.
1974 yılında sibiryanın kuzeyinde bir keşif görevi yapan sr-71 in peşine takılan mig-25 onu yakalamayı başardı ve radar kilidi attı. vurulmasına çok kısa bir süre kalan sr-71 ölümcül bir manevrayla mig-25 ten kaçıp amerikaya dönebildi. bu olaydan sonra amerika bir daha sr-71 leri sovyet hava sahasına sokmadı ve çılgın proje olan sr-71 için de son başlamış oldu.
mig-25 adına kırılma noktası ise 6 eylül 1976 yılında gerçekleşti. kamçatka üzerinde devriye görevi icra eden bir mig-25 pilotu uçağıyla birlikte japonyaya iltica etti ve uçak japonyaya iner inmez amerikalı ve japon mühendisler uçağı incelediler 2 ay boyunca. tabii sovyetlerin baskısı sonucu bu süre daha da uzamadı.
uçağı inceleyen mühendisler ilk başta sovyetlerin mühendisliğini küçümseyerek neredeyse kullandığı teknolojilere gülecek noktaya gelmişlerdir. çünkü uçakta gerçekten eski sayılabilecek teknolojiler vardır. fakat mühendisler incelemelere devam ettiklerinde iş hayranlığa dönüşmüştür. zira uçak sovyet mühendisliği mantalitesi ürünüdür. basittir, güvenilirdir ve de mükemmeldir. mig-25 basit bir tasarıma sahipti.
bu olaydan sonra 80 li yıllarda sovyetler bu uçağın yeni versiyonlarını üretmiştir. mig-29 ve mig-31 gibi. şu an rus hava kuvvetlerinde mig-31 lerde halen görev alıyor.
peki bu uçağın kusursuz kısımları neydi ¿ yukarıda belirttiğim üzere halen kırılamamış rekorlara sahip ve yeni bir konsepti doğurmuş bir uçaktı.
fakat durum bunlarla sınırlı değildi. uçak o dönem ki en gelişmiş sovyet radarı olan zaslon radarını kullanıyordu. 200 km menzili olan bu radar o dönem sovyetlerin iddiasına göre 12 ayrı hedefi izleyebilmekteydi. ilerleyen yıllarda uçağa kızılötesi tarayıcı da eklendi. 150 km menzilli güçlü hava hava füzeleri taşıyabilmekteydi aynı zamanda uçak.
ayrıca radara bir parantez daha açmak gerekirse; bu gelişmiş radar ile sovyetler özellikle sibirya tarafındaki radar boşluklarını kapatabilmeyi amaçlamıştı. yani uçak aslında bir avcının yanında uçan bir radardı da.
bunlara ek olarak çift motorlu bu uçak 3.2 mach hızına erişebiliyordu fakat o hızlardaki yüksek yakıt tüketimi nedeniyle bu 2.5 mach ile sınırlıydı. sadece özel durumlarda bu hız aşılıyordu.
son olaraksa çok sağlam bir uçaktı. adamlar bildiğiniz titanyumdan uçak gövdesi yapmışlar ki halen bu gövde sağlamlığından ötürü bazı kuzey afrika ülkeleri bu uçakları kullanmaya devam etmekte.
ayrıca harp sahasında da rüştünü ispatlayabilmiş bir uçak mig-25. zira 82 yılındaki ufak çapta olan arap israil çatışmalarında da bazı israil uçaklarını düşürdüğü gibi iran ırak savaşında da pek çok iran f-4 uçağını düşürmüştür. tabii aynı dönemde 2 adet f-15 ve f-18 de mig-25 kurbanı olmuşlardır. gerçi amerika yıllardır f-15 ve f-18 olaylarını reddetse de 2004 yılında bir tane f-18 için bunu kabul etmek durumunda kalmıştır.
devamını gör...
takva
erkan can'ın oyunculuğuna şapka çıkardığımız, siyasal islamın ne demek olduğunu çok iyi anlatan bir film.
ileride belki çok uzun bir yazı yazarım üzerine.
sinemada izlemiştim. o zamanlar 2006 filandı. dinsel temalı film bekleyen cemaatçiler, bir anda salonu terk etmişlerdi.
filmi tek başıma izledim dersem yeridir.
dinsel, ekonomik ve siyasal islam nedir? ahlak anlayışı nasıldır?
herkeslere tavsiye ederim
''
''
ileride belki çok uzun bir yazı yazarım üzerine.
sinemada izlemiştim. o zamanlar 2006 filandı. dinsel temalı film bekleyen cemaatçiler, bir anda salonu terk etmişlerdi.
filmi tek başıma izledim dersem yeridir.
dinsel, ekonomik ve siyasal islam nedir? ahlak anlayışı nasıldır?
herkeslere tavsiye ederim
''
''
devamını gör...
kadınların mutsuzken saçını kesmesi
mutsuz olmasam da yaptığım şeydir. uzun saç pişmanlıktır benim için
devamını gör...
sarı tuvalet terliği
genellikle ıslak kalmasın diye kapının arkasına dik bir şekilde koyulur,onu giymek içinde içeri çıplak ayakla girmeniz gerekir.
çıkarken aynı şekilde koyup bir sonrakine kazık atabilirsiniz.
neyse ki artık kalmadı.
çıkarken aynı şekilde koyup bir sonrakine kazık atabilirsiniz.
neyse ki artık kalmadı.
devamını gör...
saffir - simpson kasırga ölçeği
kasırgalarda şiddeti kategorilendirmek için kullanılan bir ölçek.
- kategori 1: yol işaretlerine, zayıf ağaçlara ve genel olarak zayıf "hedeflere" hasar verir.
- kategori 2: bina pencereleri ve çatılar gibi, biraz daha sert ve sağlam cisimlerde hasar oluşturur.
- kategori 3: büyük ağaçları devirir. bina duvarlarını yıkabilir. dayanıklı cisimlere zarar verir.
- kategori 4: çatılarda ciddi hasar oluşturur. tüm ağaçları kökünden sökerek devirir.
- kategori 5: hemen hemen her şeyin devrilmesine, hatta küçük evlerin yıkılmasına neden olur. çatılar tamamen çöker. sahil kesiminin boşaltılmasını gerektiren boyuttadır.
- kategori 1: yol işaretlerine, zayıf ağaçlara ve genel olarak zayıf "hedeflere" hasar verir.
- kategori 2: bina pencereleri ve çatılar gibi, biraz daha sert ve sağlam cisimlerde hasar oluşturur.
- kategori 3: büyük ağaçları devirir. bina duvarlarını yıkabilir. dayanıklı cisimlere zarar verir.
- kategori 4: çatılarda ciddi hasar oluşturur. tüm ağaçları kökünden sökerek devirir.
- kategori 5: hemen hemen her şeyin devrilmesine, hatta küçük evlerin yıkılmasına neden olur. çatılar tamamen çöker. sahil kesiminin boşaltılmasını gerektiren boyuttadır.
devamını gör...
normal sözlük trakyalılar cemiyeti
trakyalı sayılırım rakı şişeleri ile bağ evime duvar yaptık, vatandaşlık başvurusunu nereye yapıyoruz.
devamını gör...
lsd
limited slip differential denen, türkçe'de yaygın olarak "kilitli diferansiyel" denen bir diferansiyel türüdür..
otomobillerde diferansiyel denen parça, virajlarda, virajın dış tarafında kalan tekerlerin, iç taraftaki tekerlerden daha fazla dönmesi gerektiğinden, motordan alınan dönme kuvvetini bu tekerlere uygun bir şekilde aktaran dişli sistemidir.. bir oyuncak arabadaki gibi arabadaki tekerler birbirine bir çubuk gibi bağlı değildir.. bir dönüş yaparken iç taraftaki teker daha az döner, çünkü döülen virajın merkezine daha yakındır, yani daha küçük bir çap çizer.. ama dıştaki teker merkeze daha uzaktır, yani daha büyük bir çap çizer.. büyük çapın çevresi, yani dıştaki tekerin alacağı yol daha fazladır, işte diferansiyel hem tekerlerin birbirinden bağımsız bir şekilde dönebilmesini, hem de motordan alınan gücü bu bağımsızlığı bozmadan iki tekere de gereken ölçüde aktarabilmesini sağlar..
kilitli diferansiyele gelirsek; bazen iki tekere de aynı anda aynı gücün eşit olarak bölünmesi gerekir.. off-road araçlarında veya spor araçlarda bu, zaman zaman istenen bir durumdur.. normal bir diferansiyelde motordan gelen döndürme kuvveti yani tork, en az dirençle karşılaştığı tekere iletilir.. bu fizik kuralıdır.. dişli sistemi olduğu için, hangi teker en az dirence sahipse güç ona gider..
şimdi bir off-road aracı düşünün.. tekerlerinden biri buz üzerinde, diğeri de asfalt.. bu araçta gaza basıldığında tork, en az dirence sahip olan tekere, yani buz üstündeki tekere gücü iletir.. çünkü kastedilen direnç, tekerdeki sürtünme kuvvetidir.. ama kilitli diferansiyel varsa, iki tekerde böylesine yüksek sürtünme kuvveti farkı olan bir durumda, kilitli diferansiyel iki tekere de giden torku eşit olacak şekilde kendini "kilitler" yani bir nevi oyuncak araba tekerleri gibi birbirine bir çubukla bağlıymış gibi bir duruma gelir ve asfalttaki tekere de gücü ileterek aracı oradan kurtarır.. her ne kadar günümüzde drift sporu için hayati bir donanım gibi görünse de, günlük yaşamımızda da zaman zaman gereklidir..
peki bu nasıl çalışır..? farklı tipleri vardır, ama yaygın olarak diferansiyelin içinde debreyaj balatasına benzer kavramalar bulunur.. son paragraftaki gibi gaza basıldığında ani direnç farklılıkları olduğu anda, bu debreyajlar birbirine yapışır/kavrar ve iki tekerlek de aynı torka sahip olur.. off-road araçları, eski amerikan araçlarında, spor araçlarda bulunmaktadır..

bir başka örnek torsen diferansiyelidir.. kavrama yerine sonsuz dişlilerin çalışma sisteminden yararlanıldığı bir sistemdir.. audi quattro sistemlerinde, honda s2000'lerde ve 90'ların camaro'larında bulunur..

yeni örneklerden ise, elektronik olanlardır.. elektromekanik sistemlerde çekiş kontrolü, elektronik olarak kilitler/açar.. iyi yönü, kilitleme oranı ayarlanabilir.. hidrolik olanları falan da vardır.. yeni spor araçlarda ve üst segmentlerde bulunabilir..
otomobillerde diferansiyel denen parça, virajlarda, virajın dış tarafında kalan tekerlerin, iç taraftaki tekerlerden daha fazla dönmesi gerektiğinden, motordan alınan dönme kuvvetini bu tekerlere uygun bir şekilde aktaran dişli sistemidir.. bir oyuncak arabadaki gibi arabadaki tekerler birbirine bir çubuk gibi bağlı değildir.. bir dönüş yaparken iç taraftaki teker daha az döner, çünkü döülen virajın merkezine daha yakındır, yani daha küçük bir çap çizer.. ama dıştaki teker merkeze daha uzaktır, yani daha büyük bir çap çizer.. büyük çapın çevresi, yani dıştaki tekerin alacağı yol daha fazladır, işte diferansiyel hem tekerlerin birbirinden bağımsız bir şekilde dönebilmesini, hem de motordan alınan gücü bu bağımsızlığı bozmadan iki tekere de gereken ölçüde aktarabilmesini sağlar..
kilitli diferansiyele gelirsek; bazen iki tekere de aynı anda aynı gücün eşit olarak bölünmesi gerekir.. off-road araçlarında veya spor araçlarda bu, zaman zaman istenen bir durumdur.. normal bir diferansiyelde motordan gelen döndürme kuvveti yani tork, en az dirençle karşılaştığı tekere iletilir.. bu fizik kuralıdır.. dişli sistemi olduğu için, hangi teker en az dirence sahipse güç ona gider..
şimdi bir off-road aracı düşünün.. tekerlerinden biri buz üzerinde, diğeri de asfalt.. bu araçta gaza basıldığında tork, en az dirence sahip olan tekere, yani buz üstündeki tekere gücü iletir.. çünkü kastedilen direnç, tekerdeki sürtünme kuvvetidir.. ama kilitli diferansiyel varsa, iki tekerde böylesine yüksek sürtünme kuvveti farkı olan bir durumda, kilitli diferansiyel iki tekere de giden torku eşit olacak şekilde kendini "kilitler" yani bir nevi oyuncak araba tekerleri gibi birbirine bir çubukla bağlıymış gibi bir duruma gelir ve asfalttaki tekere de gücü ileterek aracı oradan kurtarır.. her ne kadar günümüzde drift sporu için hayati bir donanım gibi görünse de, günlük yaşamımızda da zaman zaman gereklidir..
peki bu nasıl çalışır..? farklı tipleri vardır, ama yaygın olarak diferansiyelin içinde debreyaj balatasına benzer kavramalar bulunur.. son paragraftaki gibi gaza basıldığında ani direnç farklılıkları olduğu anda, bu debreyajlar birbirine yapışır/kavrar ve iki tekerlek de aynı torka sahip olur.. off-road araçları, eski amerikan araçlarında, spor araçlarda bulunmaktadır..

bir başka örnek torsen diferansiyelidir.. kavrama yerine sonsuz dişlilerin çalışma sisteminden yararlanıldığı bir sistemdir.. audi quattro sistemlerinde, honda s2000'lerde ve 90'ların camaro'larında bulunur..

yeni örneklerden ise, elektronik olanlardır.. elektromekanik sistemlerde çekiş kontrolü, elektronik olarak kilitler/açar.. iyi yönü, kilitleme oranı ayarlanabilir.. hidrolik olanları falan da vardır.. yeni spor araçlarda ve üst segmentlerde bulunabilir..
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının uzmanlık alanları
devamını gör...
fritillaria delavayi
yapılan çalışmalar sonucunda insandan gizlendiği ortaya çıkan çiçek.
genellikle çin'de, daha az olmak kaydıyla da bhutan'da görülen sarımsı yeşil, ampul şeklindeki çiçeğinin çapı yaklaşık 2 cm kadar. boyu ise maksimum 7 cm'ye kadar uzayabiliyor. çiçeğin 2000 yıldan daha uzun zamandır, insanlar tarafından alternatif tıpta kullanıldığı biliniyor.
yakın zamanda yapılan bir çalışma, çiçeğin toplandığı bölgelerde, görülmemek için bulunduğu zemine rengini uydurarak bir çeşit kamuflaj davranışı geliştirdiği gözlenmiş. insanların pek ulaşamadığı bölgelerde yeşil kalan çiçek, fazlaca toplandığı yerlerde kahverengi veya gri tonlara bürünerek, kendisini ortamdaki taşa toprağa benzetiyormuş.

(görsel, allthatsinteresting. com'dan alıntıdır.)
edit: imla/düzeltme. urlalı'ya teşekkür ediyorum.
genellikle çin'de, daha az olmak kaydıyla da bhutan'da görülen sarımsı yeşil, ampul şeklindeki çiçeğinin çapı yaklaşık 2 cm kadar. boyu ise maksimum 7 cm'ye kadar uzayabiliyor. çiçeğin 2000 yıldan daha uzun zamandır, insanlar tarafından alternatif tıpta kullanıldığı biliniyor.
yakın zamanda yapılan bir çalışma, çiçeğin toplandığı bölgelerde, görülmemek için bulunduğu zemine rengini uydurarak bir çeşit kamuflaj davranışı geliştirdiği gözlenmiş. insanların pek ulaşamadığı bölgelerde yeşil kalan çiçek, fazlaca toplandığı yerlerde kahverengi veya gri tonlara bürünerek, kendisini ortamdaki taşa toprağa benzetiyormuş.

(görsel, allthatsinteresting. com'dan alıntıdır.)
edit: imla/düzeltme. urlalı'ya teşekkür ediyorum.
devamını gör...
yıl dönümü ay dönümü kutlamaları
bana genel olarak kutlamalar saçma geliyor. içten gelmesi gereken şeyleri zorunluluğa çevirerek samimiyeti öldürme olayıdır.
devamını gör...
pencap
hindistan'da bir bölge. isminin kökeni tavla oynayanlara tanıdık gelen penç, yani beş ve su anlamına gelen ab sözcüklerinin birleşimi. türkçe karşılığı beş su.
bölgede toplam beş büyük nehir varmış. ismi farsça ve hintçe dillerinde o sebeple pencap olmuş. burası tarihte büyük iskender ve ordusunun geldiği uç bölge. burada belki de şimdiye kadar görmedikleri suyu ve bitkisi bol bir orman ve fil, maymun, papağan, yılan gibi egzotik hayvanlar ve bitkiler ile karşılaşmışlar.
bölgede toplam beş büyük nehir varmış. ismi farsça ve hintçe dillerinde o sebeple pencap olmuş. burası tarihte büyük iskender ve ordusunun geldiği uç bölge. burada belki de şimdiye kadar görmedikleri suyu ve bitkisi bol bir orman ve fil, maymun, papağan, yılan gibi egzotik hayvanlar ve bitkiler ile karşılaşmışlar.
devamını gör...
aum şinrikyo
japon bir terör örgütü. evet yanlış duymadınız. dini vakıf olarak faaliyetlerine başlayan, sonrasında ise kimyasal silah kullanacak kadar terörize olan bir japon örgütten bahsediyoruz.
2. dünya savaşı sonrası japonya'da imparatorluğun resmi dini yasaklanmış ve buna binaen de ülkede dini örgütlenmeler baş göstermeye başlamış. aum şinrikyo'da bunlardan biri ama belki de en tehlikelisiymiş.
örgütün ilk kamp yeri, kıyametten etkilenmeyeceğine inanılan fuji dağı eteklerine kurulmuş. 1988'de kurulan örgüt, yaklaşık 1 yılda üye sayısını 2 katına çıkarmış.* aum şinrikyo'yu diğer terör örgütlerinden ayıran en önemli özelliği yukarıda da bahsettiğim gibi kimyasal silah kullanıyor olmasıymış. bu onlar için hiç de zor olmamış çünkü örgüt üyeleri inanılmaz eğitimli kişilerden oluşuyormuş. *
tokyo havalimanı, ülkenin önemli bir deniz üssü ve imparatorluk sarayı da dahil olmak üzere birçok önemli noktaya biyolojik ve kimyasal silahlı saldırılar gerçekleştirmişler. 1995'de ise örgütün liderinin yakalanmasıyla örgüt çöküşe geçmiştir. lider asahara, 2018'de ise japonya'da idam edilmiş.
örgüt halen dini bir vakıf olarak çalışmalarına devam ediyormuş...
ayrıntılı bilgiler için kaynak
2. dünya savaşı sonrası japonya'da imparatorluğun resmi dini yasaklanmış ve buna binaen de ülkede dini örgütlenmeler baş göstermeye başlamış. aum şinrikyo'da bunlardan biri ama belki de en tehlikelisiymiş.
örgütün ilk kamp yeri, kıyametten etkilenmeyeceğine inanılan fuji dağı eteklerine kurulmuş. 1988'de kurulan örgüt, yaklaşık 1 yılda üye sayısını 2 katına çıkarmış.* aum şinrikyo'yu diğer terör örgütlerinden ayıran en önemli özelliği yukarıda da bahsettiğim gibi kimyasal silah kullanıyor olmasıymış. bu onlar için hiç de zor olmamış çünkü örgüt üyeleri inanılmaz eğitimli kişilerden oluşuyormuş. *
tokyo havalimanı, ülkenin önemli bir deniz üssü ve imparatorluk sarayı da dahil olmak üzere birçok önemli noktaya biyolojik ve kimyasal silahlı saldırılar gerçekleştirmişler. 1995'de ise örgütün liderinin yakalanmasıyla örgüt çöküşe geçmiştir. lider asahara, 2018'de ise japonya'da idam edilmiş.
örgüt halen dini bir vakıf olarak çalışmalarına devam ediyormuş...
ayrıntılı bilgiler için kaynak
devamını gör...
yorgun savaşçı
kemal tahir'in 1965 yılında yayınlanan romanının ismi. çıkar çıkmaz gündem ve ilgi oluşturmuştur. bir edebiyat olayı olarak selam durulmuştur. anadolu' yu kurtarmak için istanbul'dan yola çıkan, halkın genel olarak ilgi göstermediği ve kuşkulu yaklaştığı, hatta ittihatçı gavuru diye karşı geldiği, eski subayların maceralarının konu edindiği yorgun savaşçı , 1968 yılında yunus nadi roman ödülü kazanmıştır.
daha sonra trt için bir dizi film projesine dönüştü. roman yazıldığından bu yana, yazarı kemal tahir ile ilgili tartışmalar da bitmemişti. kemal tahir, bu romanının ardından edebiyat hayatında yeni bir döneme işaret etmiştir. bu dönem, yazarın fikirlerinin kesin çizgilerle belirginleştiği son dönemi olmuştur. halit refiğ tarafından yönetmenliği yapılan film, 12 eylül darbesini gerçekleştiren subaylar tarafından fırına atılarak yakılmış. sinema tarihinde filmlerin yandığı veya yakıldığı olmuştur ama bu ya yönetmenin kendi filmini yakmasıyla ya da filmlerin bir yangın sonucu kül olmasıyla gerçekleşmiş ama devlet tarafından kurul heyeti ve noter huzurunda bir sinema filminin yakılması olayı sinema tarihinde herhalde ilk bizde oluyor.
daha sonra trt için bir dizi film projesine dönüştü. roman yazıldığından bu yana, yazarı kemal tahir ile ilgili tartışmalar da bitmemişti. kemal tahir, bu romanının ardından edebiyat hayatında yeni bir döneme işaret etmiştir. bu dönem, yazarın fikirlerinin kesin çizgilerle belirginleştiği son dönemi olmuştur. halit refiğ tarafından yönetmenliği yapılan film, 12 eylül darbesini gerçekleştiren subaylar tarafından fırına atılarak yakılmış. sinema tarihinde filmlerin yandığı veya yakıldığı olmuştur ama bu ya yönetmenin kendi filmini yakmasıyla ya da filmlerin bir yangın sonucu kül olmasıyla gerçekleşmiş ama devlet tarafından kurul heyeti ve noter huzurunda bir sinema filminin yakılması olayı sinema tarihinde herhalde ilk bizde oluyor.
devamını gör...
davud-i tai
mutasavvıf bir veli. varlığından birkaç yıl önce, pek bilinmeyen bir televizyon kanalındaki bir programda haberdar oldum. imam-ı azam ebu hanife hazretlerinin talebesidir. doğum tarihi bilinmez, ama zehebi hicretin 2'ci yüzyılının başlarında doğduğunu söyler. davud, uzun yıllar boyunca ebu hanife hazretlerinden hadis ve fıkıh öğrendi, bir talebesi oldu. güzel ve akıcı bir şekilde konuşabiliyor, fakat bu yeteneğini güzel bir şekilde kullanmak yerine kötü davranışlarda bulunuyordu. günün birinde davud, sopayla birine vurunca, ebu hanife hazretleri, senin hem dilin hem elin çok uzadı diye onu azarlar. davud bu sözden etkilenir ve talebeliğinin son yılında hiç konuşmaz, sorulana cevap vermez ve hatta soru sormaz.
davud-i tai, döneminin en iyi arapça bilen insanı, fıkıhta önde gelen imamlardan biri olarak anılmasına rağmen kitaplarını fırat nehrine atar. bunun sebebi konusunda değişik görüşler bulunur. bunu yaptıktan sonra da ibadete çekilir. zengin bir ailede büyüdüğü söylenen davud'un gençliğinde normal bir yaşam sürdüğü, fakat daha sonra bir şarkıcının, hangi güzel yüz ki toprak olmadı? hangi güzel göz ki yere akmadı? beytinden etkilenip, pişman olup tövbe ettiği anlatılır.
davud, halktan ve dünya işlerinden tamamen uzaklaşır ve tâbiîn'den* birçok kişiyle görüşür. davud-i taî nerdeyse yıkılmış evinde, kur'an okuduğu sırada vefat eder. kaynaklara göre, bir geceden sabaha kadar okuduğu cehennemle alâkalı bir ayetin fazlasıyla tesirinde kalır, hastalanır ve vefat eder. davud, az konuşurdu ve hiç evlenmemiştir. evlenmemesinin sebebi kendisine sorulunca, şöyle demiştir: sâliha bir hanımla evlenince onun dünya ve ahiret bütün ihtiyaçlarını gidermeyi üstlenmiş olurum. eğer bunları yapamazsam, onu aldatmış olurum. aldatmamak için evlenmiyorum.
kendisiyle aynı dönemde yaşamış birisi, onun hakkında şöyle demiştir;
eğer ki, dâvûd et-tâî, asr-ı saadet'te yaşasaydı, mutlaka kur'an onun zühdünden ve takvasından bahsederdi.
davud-i tai, döneminin en iyi arapça bilen insanı, fıkıhta önde gelen imamlardan biri olarak anılmasına rağmen kitaplarını fırat nehrine atar. bunun sebebi konusunda değişik görüşler bulunur. bunu yaptıktan sonra da ibadete çekilir. zengin bir ailede büyüdüğü söylenen davud'un gençliğinde normal bir yaşam sürdüğü, fakat daha sonra bir şarkıcının, hangi güzel yüz ki toprak olmadı? hangi güzel göz ki yere akmadı? beytinden etkilenip, pişman olup tövbe ettiği anlatılır.
davud, halktan ve dünya işlerinden tamamen uzaklaşır ve tâbiîn'den* birçok kişiyle görüşür. davud-i taî nerdeyse yıkılmış evinde, kur'an okuduğu sırada vefat eder. kaynaklara göre, bir geceden sabaha kadar okuduğu cehennemle alâkalı bir ayetin fazlasıyla tesirinde kalır, hastalanır ve vefat eder. davud, az konuşurdu ve hiç evlenmemiştir. evlenmemesinin sebebi kendisine sorulunca, şöyle demiştir: sâliha bir hanımla evlenince onun dünya ve ahiret bütün ihtiyaçlarını gidermeyi üstlenmiş olurum. eğer bunları yapamazsam, onu aldatmış olurum. aldatmamak için evlenmiyorum.
kendisiyle aynı dönemde yaşamış birisi, onun hakkında şöyle demiştir;
eğer ki, dâvûd et-tâî, asr-ı saadet'te yaşasaydı, mutlaka kur'an onun zühdünden ve takvasından bahsederdi.
devamını gör...
diyelim ki o bunu okuyor
seni çok seviyorum.
devamını gör...
z kuşağı
öncelikle bütün genellemelerin aptalca olduğunu kabullenerek başlayalım. "z kuşağı akıllıdır", "y kuşağı gerizekalıdır", "x kuşağı gün görmemiş dinazorlardır" vs. gibi genellemelerin doğru olamayacağı çok açık. her kuşaktan, her yaştan; akıllı, sağduyulu, özgüvenli, ileri görüşlü ve akla gelebilecek diğer bütün iyi niteliklere sahip insanlar çıkabilir, çıkmıştır ve çıkacaktır da. burada önemli olan, her yeni nesille birlikte daha çok kaliteli insanı çıkarabilmektir.
şimdi bu kabullenmenin ardından, müsaadenizle, son zamanlarda çok gördüğüm "bizi kurtarırsa z kuşağı kurtaracak" söylemlerine bir çift kelamım var: o kadar da emin olmayın.
geçenlerde (bayağı da geçti aslında) twitter'da gezinirken, ara sıra gündeme gelen "okullar yüz yüze eğitime açılsın" hashtag'lerinden birine rast geldim. dedim bakayım. ne gördüm? artvin çoruh üniversitesi'nde* edebiyat öğretmenliği okuyan bir genç kızın "okulları açmazsanız intihar edeceğiz yeter artık" minvalinde bir şeyler yazdığını.
bundan sonra bu genç kızımıza misalen ayşe diyelim ve şimdi basit bir çok yönlü düşünme icra edelim:
ayşe, akademik anlamda hiçbir niteliği olmayan, bir paçavra taşra üniversitesinde* okuyor. bölümünün, sonradan yapacağı staj harici*, hiçbir uygulamalı dersi yok. bir laboratuvar gereksinimi yok. herhangi bir anlık hocaya danışma ihtiyacı yok. derslerinin tamamı sözel dersler. ve bunları alırken ihtiyacı olan her şey ona uzaktan eğitim aracılığıyla da gayet sunulabilir. lütfen kimse "uzaktan eğitim yüz yüze eğitimin yerini tutmuyor ama ühühü" demesin, edebiyat öğretmenliğinden ve zaten vasat bir okuldan bahsediyoruz, kalbinizi kırarım.
artık bu gerçekleri kabullendiğimizde, meselenin eğitimle uzaktan yakından alakası olmadığını herhalde çok iyi anlıyoruz. asıl sorunu direkt cinsel ihtiyaçlara, libidoya yoran çok fazla insan gördüm ama yine genellemelerden uzak tutalım kendimizi madem. ve olası gerekçeler sunalım:
1. ayşe gerçekten de sevgilisini özlemiş olabilir.
2. ayşe arkadaşlarını özlemiş olabilir.
3. ayşe okuduğu şehri* özlemiş olabilir.
4. ayşe aile evinde kalmaktan sıkılmış olabilir.
5. ayşe olası muhafazakar ailesinin söylemlerinden sıkılmış olabilir.
ya da bütün bunların hepsi de olabilir. herhalde bu kadar yeterli. gerekçeler çoğaltılabilir de ama önem seviyesinin çok da yükseleceğini zannetmiyorum. şimdi, bütün bu gerekçeler aklımızdayken, şöyle bir düşünelim:
artvin çoruh üniversitesi'nde; çevre illerden, oradan buradan, tahminen 20 farklı şehirden öğrenci okuyor. bakın daha farklı farklı ilçeleri, yerleşim birimlerini falan dahil etmedik bile. bu kadar geniş bir skaladan muhakkak hasta ya da taşıyıcı olan da çıkacaktır, burası kesin. taşra üniversitelerinin hocalarının devam zorunluluğu saçmalığı da malum, o öğrenciler seve seve artvin'e gidecekler. artvin'de yalnızca okuldaki diğer öğrencilerle değil; esnafı, memuru bilmemnesi derken şehrin yerlisiyle de haşır neşir olacaklar. peki bu ne demek? şehirde sil baştan bir salgın demek. ihtimali yok.
hadi diyelim ki bütün öğrenciler şehirden ve yerlisinden kendilerini uzak tuttular ve sadece okula gidip geldiler. o halde, kaba bir hesapla devam edelim:
artvin çoruh üniversitesi'nde, kendi rakamlarına göre, 900 küsür personel görev yapıyor. ve 11 bin de öğrencileri var. yuvarlayalım, 12 bin insan diyelim. bu cepte. covid-19 pandemisi nedeniyle şimdiye kadar 105 milyon küsür insan hastalanmış ve 2 milyon küsür insan da ölmüş. yaklaşık olarak, tekrar ediyorum ki oldukça kaba bir hesapla elbette, %2 gibi bir ölüm oranına ulaşıyoruz. şimdi bu rakamları açü'ye uyarlayalım.
dedik ya, o okulda kesinlikle bir salgın görülecek. diyelim ki yine erken davranıldı, okul erkenden kapatıldı ve öğrencilerin yalnızca yarısı hasta olmakla kaldı. bu ihtimalde 120 kişi ölecek. ama okullar bir daha açıldı mı kapatılması gibi bir lüksü yok kimsenin, kelimenin tam anlamıyla rezalet olur çünkü. bu ne demek? yalnızca okuldan 240 kişinin ölmesi demek.
peki, yukarıdaki aşırı iyimser tahmine uygun olarak, o öğrenciler kendilerini yerli halktan sakınacak mı? hepimiz biliyoruz ki, hayır. ne kadar iyimser olursak olalım o şehirde salgın, 2020 mart'ına benzer şekilde, hatta öğrenciler gidip gelmiş olacakları için daha da fazla sayılarla yeniden görülecek.
şimdi, bir "neydik ne olduk?" ve sonuçlamaya girişelim. ayşe yalnızca ve yalnızca özlediği, sıkıldığı ya da bunaldığı için en iyi ihtimalle 120 kişi ölecek. peki, bir z kuşağı temsilcisi olarak akıllı olduğu iddia edilen ayşe, insanları intiharla tehdit ettiği iğrenç tweet'ini atmadan önce bunları düşünebildi mi? hayır. bir insanın intihar edebilmesi bu kadar kolay mı? hayır. peki bu söylem, neresinden tutsanız elinizde kalacak çirkin, iğrenç ve aptal bir söylem mi? evet.
bakın hepimiz kabulleniyoruz, insanlar sosyal canlılardır. bu salgının ve eve kapanma döneminin insanların psikolojisinde derin yaralar bıraktığı ve bırakacağı da çok açık. fakat herkesin kendi kişisel özgürlüklerinden feragat ettiği bu dönemde, "kişisel özgürlük" adı altında insanların hayatlarına kastedebilmek akıllı bir insanın yapacağı iş değildir. bir de, rica ediyorum "ama miting yapıyorlar ühühü" falan da demeyin. bir yanlışın, başka bir yanlışın da yapılabileceği anlamına gelmediğini çoktan öğrenmiş, kavramış ve benimsemiş olmalısınız.
her neyse. uzun lafın kısası, kuşaklar değil bazı insanlar akıllıdır. aptal yine aptaldır ve aptal kalacaktır. en güzel tatlı da tulumba tatlısıdır. aksini iddia eden de damaksızdır.**
şimdi bu kabullenmenin ardından, müsaadenizle, son zamanlarda çok gördüğüm "bizi kurtarırsa z kuşağı kurtaracak" söylemlerine bir çift kelamım var: o kadar da emin olmayın.
geçenlerde (bayağı da geçti aslında) twitter'da gezinirken, ara sıra gündeme gelen "okullar yüz yüze eğitime açılsın" hashtag'lerinden birine rast geldim. dedim bakayım. ne gördüm? artvin çoruh üniversitesi'nde* edebiyat öğretmenliği okuyan bir genç kızın "okulları açmazsanız intihar edeceğiz yeter artık" minvalinde bir şeyler yazdığını.
bundan sonra bu genç kızımıza misalen ayşe diyelim ve şimdi basit bir çok yönlü düşünme icra edelim:
ayşe, akademik anlamda hiçbir niteliği olmayan, bir paçavra taşra üniversitesinde* okuyor. bölümünün, sonradan yapacağı staj harici*, hiçbir uygulamalı dersi yok. bir laboratuvar gereksinimi yok. herhangi bir anlık hocaya danışma ihtiyacı yok. derslerinin tamamı sözel dersler. ve bunları alırken ihtiyacı olan her şey ona uzaktan eğitim aracılığıyla da gayet sunulabilir. lütfen kimse "uzaktan eğitim yüz yüze eğitimin yerini tutmuyor ama ühühü" demesin, edebiyat öğretmenliğinden ve zaten vasat bir okuldan bahsediyoruz, kalbinizi kırarım.
artık bu gerçekleri kabullendiğimizde, meselenin eğitimle uzaktan yakından alakası olmadığını herhalde çok iyi anlıyoruz. asıl sorunu direkt cinsel ihtiyaçlara, libidoya yoran çok fazla insan gördüm ama yine genellemelerden uzak tutalım kendimizi madem. ve olası gerekçeler sunalım:
1. ayşe gerçekten de sevgilisini özlemiş olabilir.
2. ayşe arkadaşlarını özlemiş olabilir.
3. ayşe okuduğu şehri* özlemiş olabilir.
4. ayşe aile evinde kalmaktan sıkılmış olabilir.
5. ayşe olası muhafazakar ailesinin söylemlerinden sıkılmış olabilir.
ya da bütün bunların hepsi de olabilir. herhalde bu kadar yeterli. gerekçeler çoğaltılabilir de ama önem seviyesinin çok da yükseleceğini zannetmiyorum. şimdi, bütün bu gerekçeler aklımızdayken, şöyle bir düşünelim:
artvin çoruh üniversitesi'nde; çevre illerden, oradan buradan, tahminen 20 farklı şehirden öğrenci okuyor. bakın daha farklı farklı ilçeleri, yerleşim birimlerini falan dahil etmedik bile. bu kadar geniş bir skaladan muhakkak hasta ya da taşıyıcı olan da çıkacaktır, burası kesin. taşra üniversitelerinin hocalarının devam zorunluluğu saçmalığı da malum, o öğrenciler seve seve artvin'e gidecekler. artvin'de yalnızca okuldaki diğer öğrencilerle değil; esnafı, memuru bilmemnesi derken şehrin yerlisiyle de haşır neşir olacaklar. peki bu ne demek? şehirde sil baştan bir salgın demek. ihtimali yok.
hadi diyelim ki bütün öğrenciler şehirden ve yerlisinden kendilerini uzak tuttular ve sadece okula gidip geldiler. o halde, kaba bir hesapla devam edelim:
artvin çoruh üniversitesi'nde, kendi rakamlarına göre, 900 küsür personel görev yapıyor. ve 11 bin de öğrencileri var. yuvarlayalım, 12 bin insan diyelim. bu cepte. covid-19 pandemisi nedeniyle şimdiye kadar 105 milyon küsür insan hastalanmış ve 2 milyon küsür insan da ölmüş. yaklaşık olarak, tekrar ediyorum ki oldukça kaba bir hesapla elbette, %2 gibi bir ölüm oranına ulaşıyoruz. şimdi bu rakamları açü'ye uyarlayalım.
dedik ya, o okulda kesinlikle bir salgın görülecek. diyelim ki yine erken davranıldı, okul erkenden kapatıldı ve öğrencilerin yalnızca yarısı hasta olmakla kaldı. bu ihtimalde 120 kişi ölecek. ama okullar bir daha açıldı mı kapatılması gibi bir lüksü yok kimsenin, kelimenin tam anlamıyla rezalet olur çünkü. bu ne demek? yalnızca okuldan 240 kişinin ölmesi demek.
peki, yukarıdaki aşırı iyimser tahmine uygun olarak, o öğrenciler kendilerini yerli halktan sakınacak mı? hepimiz biliyoruz ki, hayır. ne kadar iyimser olursak olalım o şehirde salgın, 2020 mart'ına benzer şekilde, hatta öğrenciler gidip gelmiş olacakları için daha da fazla sayılarla yeniden görülecek.
şimdi, bir "neydik ne olduk?" ve sonuçlamaya girişelim. ayşe yalnızca ve yalnızca özlediği, sıkıldığı ya da bunaldığı için en iyi ihtimalle 120 kişi ölecek. peki, bir z kuşağı temsilcisi olarak akıllı olduğu iddia edilen ayşe, insanları intiharla tehdit ettiği iğrenç tweet'ini atmadan önce bunları düşünebildi mi? hayır. bir insanın intihar edebilmesi bu kadar kolay mı? hayır. peki bu söylem, neresinden tutsanız elinizde kalacak çirkin, iğrenç ve aptal bir söylem mi? evet.
bakın hepimiz kabulleniyoruz, insanlar sosyal canlılardır. bu salgının ve eve kapanma döneminin insanların psikolojisinde derin yaralar bıraktığı ve bırakacağı da çok açık. fakat herkesin kendi kişisel özgürlüklerinden feragat ettiği bu dönemde, "kişisel özgürlük" adı altında insanların hayatlarına kastedebilmek akıllı bir insanın yapacağı iş değildir. bir de, rica ediyorum "ama miting yapıyorlar ühühü" falan da demeyin. bir yanlışın, başka bir yanlışın da yapılabileceği anlamına gelmediğini çoktan öğrenmiş, kavramış ve benimsemiş olmalısınız.
her neyse. uzun lafın kısası, kuşaklar değil bazı insanlar akıllıdır. aptal yine aptaldır ve aptal kalacaktır. en güzel tatlı da tulumba tatlısıdır. aksini iddia eden de damaksızdır.**
devamını gör...
