"karla kaplanmış 2 arabaya bakıyor olmayasın?" düşüncesini akla getiren durum.
devamını gör...

hayatımdan kendi çıkan ya da benim çıkardığım insanlara karşı ruh halim.
sanki hiç olmamışlar gibi.
devamını gör...

herkesin sırları vardır.
devamını gör...

yukarıdaki arkadaşa katılıyorum. bu ülkenin burnu bataktan asla ama asla çıkamayacak. sebebi basit. çünkü bu millet gerizekalı. evet bunu bir türk milliyetçisi olarak üzülerek söylüyorum ki bu millettin çoğunluğu gerizekalıdır. ulan mustafa kemal atatürk gibi dünyanın gelmiş geçmiş en ender dehalarından birisi bu millete nasip oldu, o bile yaranamadı, o bile adam edemedi bu milleti. adam varlığını bu millete terk etti, ölünce arkasından sövdüler, emanetine sahip çıkmadılar, ne kadar yapmayın dediği şey varsa gittiler onu yaptılar. ben gerçekten artık bu iktidara da kızmıyorum. ne olacak oğlum sağ gitse sol gelecek, ahmet gitse mehmet, mehmet gitse namert gelecek. bu millet akıllanmadıkça hiçbir şey düzelmeyecek. nereden mi biliyorum ? çünkü okuyorum, izliyorum, görüyorum. açın bakın ne diyor cem karaca:
yerel ve genel seçim
seçin bakalım seçin
ki dön babam dönelim
aynı yere gelelim. bu döngü kısır döngü demiş adam yıllar önce. ne diyor kemal sunal kibar feyza filminde : “ben bu ağayı öldürdüm ama yerine başkası geldi. ee ne değişti ? ne diyor ince memed : ben ağaları öldürüyorum, yerine daha kötüsü geliyor. o halde ben bu işi niye yapıyorum ? işte biz böyle bir kısır döngünün içine saplanıp kaldık. bu milletin uyanacağı, gözünün açılacağı falan da yok. üç aşşağı beş yukarı bir şekilde gidecek gittiği yere kadar. ben çok uğraştım çıktım konuştum, yanlışa yanlış dedim. ben stresten genç yaşımda hastalığa kalırken, gençler instagramda kedi storysi paylaşıyordu. bu saatten sonra da hiç kendimi yoramam artık. bana bir noktadan sonra eyvallah...
devamını gör...

tahmin edilenin aksine benimdir bu.

çoğu yazılarım , duygudan uzak, daha kati bir dille yazıldığından böyle bir izlenim uyandırıyormuşum. aslında ben duygusuz değilim, sadece biraz fazlaca realistim. olayları olduğu gibi kabulleniyorum, geçmişe çok takılmıyorum, düzeltemeyeceğim şeyler için üzülmüyorum. o yüzden kolay kolay kafama bir şey takmam. polyannacıyım diyebilirim; kötü olaylar zaten olmuştur, kötü olaylardan çıkarılacak iyi derslere odaklanırım. ama bu tutum sanırım, karamsar olduğuma yorulmuş. burdan da gerçekçi olmama çıkıyor kapı. yani gerçekçi olmakla, karamsar olmak arasında ince bir çizgi var. ben karamsarlık dünyasına adım atmıyorum pek.
devamını gör...

sebebi değişecek veya gelişecek bir durumunun olmamasından kaynaklanır, buna ölü dil adı veriliyor.
yani 100 yıl öncesindeki kelimeler ve anlamlar ne ise şuan da aynıdır.
devamını gör...

özellikle sıcak havalarda ahizeleri buram buram nefes ve ter kokan nostalji.
devamını gör...

“bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"o olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
demeyeceksin işte.
yaşarsın çünkü.
öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
çok sevmeyeceksin mesela. o daha az severse kırılırsın.

ve zaten genellikle o daha az sever seni,
senin onu sevdiğinden.
çok sevmezsen, çok acımazsın.
çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
senin değillermiş gibi davranacaksın.
hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
çok eşyan olmayacak mesela evinde.
paldır küldür yürüyebileceksin.
ille de bir şeyleri sahipleneceksen,
çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
gökyüzünü sahipleneceksin,
güneşi, ayı, yıldızları...
mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"o benim." diyeceksin.
mutlaka sana ait olmasın istiyorsan bir şeylerin...
mesela gökkuşağı senin olacak.
ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
mesela turuncuya, ya da pembeye.
ya da cennete ait olacaksın.
çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
ilişik yaşayacaksın. ucundan tutarak...“
devamını gör...

dünya yansa aldırmayan yazarlardır.
en azından öyle gösterebilen yazarlardır.
elaleme gösterirken, beyin de inanıyor ha.
lan bu kadın mutlu diyor.
hop, mutluluk hormonu salıyor.
ağız kulaklara varıyor.
oh mis.
ezcümle salan yazarlardır.
benim gibi ne zaman gitti tren gibi.
devamını gör...

hindistan'da bulunan tac mahal, babür imparatoru şah cihan tarafından yaptırılmıştır.
devamını gör...

almanca buzul sonrası devir anlamına gelen kelime.
devamını gör...

içten dualar edilir, lütfen sorduğu şeyi bileyim diye. bu gerilim hiçbir filmde bulunmayan türdendir. düşüncesi bile ürpertti.
devamını gör...

sadece mesajını engellediğim bir tane işidçi yobaz var. o da cezalı uzunca bir süredir.
devamını gör...

her ne kadar bize uygun gelmese asya kültüründe normal olan bir durumdur.
hatta yemeği beğendiklerini belirtmek için daha fazla şapırdatıyorlar.*
devamını gör...

ergenlikte yeme, içme kadar zorunlu hale gelen aktivite.
devamını gör...

yunan mitolojisinde aşk tanrıçası.
mitolojiye göre insanlara güçlü ihtiras ilhamı vermek gibi büyük gücü olan afrodit, denizde oluşan bir girdaptan ortaya çıkmış, insan görünümüne bürünerek ateşin ve zanaatkarların tanrısı hephaistos'un sadakatsiz eşi olmuştur.

afrodit, anadolu'da da saygın bir tanrıça olmuş, ismine şehirler ve tapınaklar inşa edilmiştir. bunların en bilineni afrodisias isimli olanıdır. burada ve knidos'ta bulunan afrodit tapınakları, bu tanrıça için adanmış tapınma yerleriydi.

doğu sanatında afrodit heykelleri bazen giysili, bazen çıplak, bazen yarı çıplak, bazen de elleri göğsünü veya karnını kavramış şekilde tasvir edilmiştir. bu eserlerin orijinal olanlarına günümüzde ulaşılamamış. günümüzde yalnızca romalı heykeltıraşların yaptığı replikaları ulaşabilmiştir. bunlar venüs heykeli diye de isimlendirilir. hatta yunan medeniyetini sahiplenen, üzerinde ufak tefek rötuşlar yapan roma medeniyeti de, onların sembolü olmuş olan yıldız veya gezegen olan venüs'ün ismini koymuş.

doğu akdeniz kaynaklı olduğu için afrodit'in kıbrıs açıklarında doğduğu söylenir. helen uygarlığı, savaşmaktan ziyade sevişmek düsturuna sahip olduklarından afrodit, kadınlık, cinsellik, erotizm simgesi sayılmıştır.
devamını gör...

kitaplara gelen o son zamın öncesinde toplu bir alışveriş yapmıştım, mutluyum:
victor frankl - insanın anlam arayışı
ursula le guin - karanlığın sol eli
brian maccelan - kan yemini
platon - sokratesin savunması
f. scott fitzergland - benjamin button'ın tuhaf hikayesi
genki kawamura - bir gün kediler dünyadan yok olsaydı
brain ıcone - etik 101
thomas moore - ütopya
ısaac asimov - ben, robot
karin boyle - kallokain
jean jacques rosseau - toplum sözleşmesi
stefan zweig - insanlık yıldızının parladığı anlar
alper canıgüz - kıyamet park
edgar allan poe - kara kedi
franz kafka - dava
jack london - kızıl veba
ahmet cevizci - felsefeye giriş
rhoades&bell - tıbbi fizyoloji: klinik tıbbın temelleri
devamını gör...

arjantinli yazar ve şair julio cortázar'ın salvo el crepúsculo isimli şiir koleksiyonun bir parçası olan şaheser. bildiğim kadarıyla şairin bu kitaptaki dilimize kazandırılmış olan tek şiiri ne yazık ki. le ceremonia gibi insanın ruhunu tamamen yakıp kavuran bir şiir yerine soluk bir alevi andıran bu ayrılık şiirini çevirmeyi tercih eden çevirmeni kınamakla beraber yine de çok güzel bir şiirdir bu. kitabın bende bulunan baskısında 23. sayfada yer alıyor. şiirin teması tamamen şairin aşk ve gitmek hakkındaki görüşleri ile tutarlı bundan ötürü şiir cortázar'ın bakış açısının oldukça iyi bir yansıması. bana gelince, şiir beni tutup 1950'lerin sonuna çekiştiriyor. montparnasse'da yağmur bastırmış ama ben ıslanma telaşesinden sıyrılmış ellerim ceplerimde yürüyorum yol boyu. şiirin sonunda geçen kahveden, o hak edilmiş ayrılığa şahit olan yerden çıkıp sokağa karışmışım yalnızca. hüsran yok ama rahatlatmamış beni, zaman hiç durmamış; cebimde yalnızca iki üç metelik, adımlarım koşarak geçip giden insanlara çarpmamak için bile duraksamıyor ama nereye yürüdüğümü de bilmiyorum. bu şiirin beni çekip götürdüğü yer şairin de şiirini yazdığı eski montparnasse ve yitip gitmenin karşı konulamaz bir hafifliğe dönüştüğü bir yer.


evrensel kusurluluk kuşkusuna katkıda bulunur
bana kalıt bıraktığın o kırılgan anı
aynalarla kirli tabaklar arasında bir yüz
güneşin ağulandığının, her bir buğday tanesinde
yıkımın silahının ırgalandığının kesinliğine
karşı savunur gelip çatan son saatimizin kırılganlığı
aslında aydınlıkta, sessizlik içinde geçirilmesi gerekmektedir


a la sospecha de imperfección universal contribuye este recuerdo que me legas, una cara entre
espejos y platillos sucios.
a la certidumbre de que el sol está envenenado,
de que en cada grano de trigo se agita el arma de la ruina, aboga la torpeza de nuestra última hora
que debió transcurrir en claro, en un silencio


söylenecek ne kaldıysa kaçınmadan söyleneceği yerde
ama hiç de böyle olmadı ve ayrıldık
tam da hak ettiğimiz gibi
kasvetli leş gibi bir kahve köşesinde
yanımız yöremiz kurtçuklarla sigara izmaritleriyle çevrilmiş
acınası öpücüklerimizi çöken geceye katarak


donde lo que quedaba por decir se dijera sin menguas. pero no fue así, y nos separamos
verdaderamente como lo merecíamos, en un café mugriento, rodeados de larvas y colillas,
mezclando pobres besos con la resaca de la noche.




devamını gör...

cinsiyetçi başlıkların görüldüğü anlardır. bu başlıklar genellikle kadınları hedef alır.
devamını gör...

bazı şarkılarını tekrar tekrar dinleme isteği uyandıran mc.

rap seven sevmeyen kim varsa bence bu şarkıyı en azından 1 kez dinlemeli:
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim