akıl oyunları *
devamını gör...

öncelikle feminizm erkek düşmanlığı değildir.her feminisitin kedisi yoktur,her feminist kilolu değildir.birazcık bunlardan bahsetmişken şimdi başlığa yazdığım şey hakkında konuşacağım.biraz önce akışta iki tane feminizmle ilgili başlık gördüm ve yazılanları okudum.lütfen daha fazla saçma sapan konuşup kendinizle dalga geçilmesine izin vermeyin yoksa ben sizinle daha çok dalga geçerim.kimse sizden nefret etmiyorken sizdeki bu öfkenin nedeni ne ?
devamını gör...

duygu sömürüsü.
devamını gör...

egzama,tekrarlayan bakteriyel enfeksiyonlar ve trombositopeni ile karakterize sendromdur.
x'e bağlı geçiş gösterir.
tanıda trombositopeniye ek olarak ig m düzeyi azalmış iken ig a ve ig e düzeyi artmıştır.

tedavide enfeksiyon için antibiyotik ve bağışıklık için ivig verilir.
devamını gör...

gezi olayları sırasında (bkz: oruç aruoba) tarafından rte'ye yazılan açık mektuptur.


sayın erdoğan,

izmir, 17 haziran 2013
son iki gündür, ama aslında bu son iki haftadır, sizi düşündüm nedense, aklım hep üniversite hocalığı yaptığım yıllardaki (1973-1983) eski anılarıma geri dönüp durdu. ilk birkaç gün içinde de bunun nedenini kavradım: siz o yıllarda üniversite öğrencisiydiniz; benim de, kafaları sizinkine benzer biçimde çalışan birkaç öğrencim olmuştu. -yani, o islami “kafa”nın çalışma biçimini düşündüm, aslında- kendimi de sizinle birlikte bir üniversite amfisine geri dönmüş buldum... birçok nokta da, aradan geçmiş 30 yılın ardından, yerli yerine oturdu. bu noktaları size anlatmaya çalışmak için yazıyorum.

o yıllarda, size benzer, “islamcı” denilen öğrenciler de geliyordu üniversiteye. biz, hocalar olarak öteki; “devrimci” ve “ülkücü” olarak gelen öğrencilerin arasında, bunları kayırmaya eğilimliydik, çünkü o ötekiler arasında bir tür kıskaç içine düşüyorlardı.

eyleme yatkındılar

“mağdur” ve “mazlum” oluyorlardı, sizin deyimlerinizle. aslında, ideolojik olarak, en az ötekiler kadar “sıkı” bir “kafa yapıları” vardı - üstelik, eyleme de yatkındılar; ama bazen kendilerine “akıncı” ya da “mücahit” deseler de, ötekiler kadar şiddet yanlısı değillerdi. gerçi ötekilerin “tek yol devrim”, “tek vatan, tek millet” gibi graffitilerine karşılık “tek yol islam” yazıyorlardı duvarlara; ama ötekiler yazarken yakalamasınlar diye dikkat de ediyorlardı - ne de olsa ötekilerin çoğunlukla bıçakları, hatta tabancaları vardı; onlarınsa (galiba?) yoktu. ötekiler silahları aslında birbirlerine ve “polis”e karşı kullanıyorlardı; onları ise, arada öylesine bir pataklıyorlardı ama, olsun, ne olur ne olmaz...
siz de böylesi cenderelerden geçtiniz, tahmin ediyorum: hem de, “tek yol” sayarak içinde yetiştiğiniz islam ve kafanızdaki ezber kuran karşısında, “kâfirlik” olmasa bile “zındıklık” saydığınız bu ideolojilerin arasında; üstelik, en büyük kâfirler saydığınız “iki ayyaş”ın izleyicileri olma iddiasındaki “silah sahipleri”nin tehdidi altında, yapabileceğiniz pek bir şey yoktu. o “silah sahipleri”nin en sonuncuları, bereket versin (!) o iki ideoloji sahiplerini doğradılar, astılar. siz de imam hatip sonrası (bir lyceé’nin de kâğıdını alarak) zar-zor girdiğiniz iktisadi ve ticari ilimler akademisi’nden devşirme, bir işe yaramaz diplomayla, kendinizi kasımpaşa kaldırımlarında buldunuz. gerçi, herhalde, genç bir yaşta girdiğiniz gençlik örgütleri ve bağınız olan “düşünsel”, yani islami örgütler size göz kulak oluyordu; ama “lümpen proleter”diniz artık: kısa bir süre ayak topunu denediniz ama buna da yeteneğiniz olmadığını anladınız. hayatınız boyunca, “politikacılık” (“resmi” biyografinize göre limonata ve simit satmak) dışında, görünür bir “iş” tutmadınız; bilgi sahibi olmak anlamında bir “meslek erbabı” olmadınız.
o yıllarda, sizin dilinizden konuşur gibi görünen badem bıyıklı, rengârenk kravatlı bir makine profesörü, “din-iman” diye bağırıp çağırmaya başlamıştı; siz de onun yanına gidip “divan durup el bağlayarak” rahlei tedrisine çömeldiniz. (mekanik falan değil, politika tedrisatı görmek için tabii...) bu “kadayıf pişirici” iyiydi hoştu da, her şeyi yüzüne gözüne bulaştırıyordu; ama sizi de belediye başkanı yaptırdı. gene de işte, partinizin oyları yüzde 20’nin üstüne çıkmıyordu bir türlü; boyuna da kapatılıp duruyordu. siz de başka yolların denenmesi gerektiğine karar verip, “hoca”nızı da yüzüstü bırakarak, kendi “yol”unuzu yürümeye başladınız. yaptıklarınıza, kendi ilkeleri açısından, muarızlarınızdan hiçbirinin (tutarlı olarak) karşı çıkamayacağı yollar tuttunuz: insan hakları ve kişi özgürlüğü’ne dayanmak, “demokrat” olmak, avrupa birliği’ne girmek, çağdaş hukuk (“muasır medeniyet”-maazallah) normlarını yasalara sokmak...

islami takıntılar

bu yollar işe yarıyordu; hem demokratikleşiyormuşsunuz gibi bir görünüm veriyordu yaptıklarınıza hem de popülaritenizi, dolayısıyla aldığınız oyları artırıyordu. böylece, o üniversite yıllarında sizi ezip duran “solcu” ve “sağcı”ları (ve 12 eylül’den arta kalan herkesi) “sandık”ta alt ettikten sonra, asıl “muarız”ınız olan “silah sahipleri”ne yöneldiniz; tabii tamamen hukuklu ve demokratik görünen yollar kullanarak... gerçi arada bir islami takıntılarınız ortaya çıkıp sırıtıveriyordu (“zina”, “idam” gibi); ama bunları hemen düzeltiyordunuz ya da es geçiyordunuz.
böylece on yıl içinde “güçlü başbakan” oldunuz. artık önünüzde duracak hiçbir güç kalmamıştı ortada; ne sandıklı, ne tokmaklı, ne de silahlı... o zaman “fayrap” ettiniz: haydi bakalım; yok osmanlı’ydı, yok altı minareli “selatin” taklidi camiydi, yok “men-i mezkûrat”tı, yok “sünnilik-alevilik” idi, yok “dindar-kindar” gençlikti... “yürüdünüz bu yollarda”; ne de olsa “istatistik” sizden yanaydı.
derken, birden bir şey oldu: “küffar”a karşı “cihat” anıtı olacak (“iki ayyaş”tan ikincisinin yıktırdığı) bir garabeti “ihya” edip, kenarına “ilk ayyaş”ın ve ayyaşların hepsinin kurduğu cumhuriyetin de anıtının karşısına bir cami konduracağınız; solcuların da 1 mayıs meydanı olan yeri, “kafa”nıza göre düzenleyeceğiniz sırada, birkaç “çapulcu” (yoksa “kemirgen” mi?) ortaya çıkıp, atacağınız ilk adımla ezmeye çalıştığınız ağaçlara sarılıp, “yeter artık” dedi size. siz hemen “urun kellesin!” diye ünlediniz; ama, heyhat, birdenbire, nereden çıktıklarını anlamadığınız yüz binlerce ilave çapulcu çıkıverdi aynı alana, alanlara, bütün ülkeye...

emanete sahip çıkmak

anlamadınız: kendinizi, o eski çapulcu kâfir-zındıkların kapıştığı geçmişteki akademi amfisine geri dönmüş buldunuz. temizlediğinizden emin olduğunuz “silah sahipleri” de sanki kapıyı yeniden zorluyorlardı bile... hiç anlam veremediniz olup bitene: “feshüpanallah bunlar elhamdülillah yok olmamışlar mıydı inşallah?”
olmamışlardı. o “baş ayyaş”ın “emanet”iyle yetişmişlerdi ve şimdi emanetlerine sahip çıkıyorlardı bunlar; sizin de bol bol kullandığınız “hak” ve “özgürlük” söylemiyle, hiç anlayamadığınız tümceler kuruyorlardı bunlar, hem de... bunlarla nasıl baş edebileceğinizi bilemiyordunuz artık. bir de, üstüne üstlük, bir “şaklaban” çıkmıştı ortaya, kocaman amfinin en ortasında, “baş ayyaş”ın resminin önünde dikelip, size karşı duran. ardından binlercesi... ne yapmalıydınız bu amfiden çıkıp kurtulmak için; bu otuz yıllık kâbus bir bitse... ama çıkamıyordunuz, çünkü anlamamıştınız. üstelik amfiden çıkmak da istemiyordunuz ki...
artık tek bir yol kalmıştı: sandığa ve istatistiğe geri dönmek. o yol güvenliydi, kimsenin itiraz edemeyeceği bir yoldu, şimdiye dek de sizi hiç gücendirmemişti. bunu anladınız; en azından, tek çıkış olduğunu. ama gerisini hiç anlamadınız. şimdilerde de, o sandık için bağırıp duruyorsunuz. eh...
umarım burada yazdıklarım, size de benim gibi, otuz yıl öncesinin anılarını geri getirir de bugün yaşadıklarınıza anlam vermenizi ve kâbustan kurtulmanızı sağlar. ama, doğrusu, son günlerdeki tutumunuzdan, başlangıçta “iman” ettiğiniz yolunuzdan başka bir yol tutacağınız konusunda, pek bir umut görmüyorum.

her bir insan özgürdür

gene de, son bir şeyler söyleyeyim: sandık ve istatistik makbul bilgi edinme yollarıdır; ama görüyorsunuz buna rağmen, oradan çıkan sonuçlara aldırmayan birtakım “çapulcu”lar ortaya çıkarak, o “baş ayyaş”a uyup, özgürlükten (“istiklal”den ve tabii “gaflet, dalalet ve hıyanet”ten...) falan dem vurabiliyorlar. boş verin hepsine; nasıl olsa bunları sandıkla birlikte gömersiniz... onlar da birer “kul” olduklarını anlarlar; sizin kendinizin bir “hizmetkâr” olduğunuzu anladığınız (söylediğiniz) gibi...
ama şunu, hiçbir sandıkla ya da sandıkta, gömemezsiniz: her bir insan, özgür bir kişidir; her bir yurttaş da, eşit hak sahibi, geçerli söz sahibi, bir bireydir. bunu -bunları- da, hiçbir istatistik değiştiremez.
size saygılar sunuyorum, gene de.

25 haziran 2013
not: bu mektup verilen tarihlerde yazılmış; ancak gönderilmesi için, “belki umut vardır” kuşkusuyla sizin, “şiddete karşı şiddet” sözünü sarf etmenize dek bekletilmiştir.
size artık “saygılar” bile sunmuyorum…

o. a.
24 temmuz 2013
devamını gör...

babamdan öğrendiğim davranış biçimi. eğer yakında çöp atacak bir kutu yoksa kıyıya köşeye bırakmak yerine ne yapıyoruz? bir çöp kutusu bulana kadar elimizde taşıyoruz. çok basit bir şey. *
devamını gör...

aulos, köklerini asya'dan aldığı düşünülen eski bir yunan üflemeli çalgısıdır. fenikeliler, sümerler hatta hititler ve frigler için bu çalgıdan bahsedilir. sesi; içe işleyen, zapt edilemez, heyecan verici olarak tanımlanan aulos pratikte iki flüte benzetilebilir. farklı türleri olan bu müzik aletinden sesin gür ve kuvvetli çıktığı söylenir ki bu özelliği sebebi ile insan sesini gölgelediği için nazaran daha nazik sesli lir ve sevilen kithara karşısında hoş karşılanmamıştır.

özellikle tanrı dionysos (veya dionysus)'u temsil eder. ona yapılan ibadetlerde hayranları tarafından kullanılan aulos aynı şekilde yemeklerde, içki partilerinde, olimpiyat oyunlarında, ölümlerde ve doğumlarda, festivallerde ve tiyatrolarda kullanılırdı. çeşitli malzemelerden yapılan aulos için zamanla aynı anda birden çok deliği kapatabilmek için yüzükler geliştirildi ve kullanıldı. sesi ile hayran bırakan aulos'un hikayesi ise mitoloji ile iç içe bir hikaye:

zamanında athena bir kemik üzerine delikler açarak aulos'u icat etmiştir. (başka kaynaklarda da mucit direkt olarak marsias denir.) athena olimpos'ta tanrıları ve tanrıçaları eğlendirirken hera ve afrodit, athena ile dalga geçerler ve athena oradan uzaklaşarak bir dağa gider. müzik aletini çaldığı sırada sudaki yansımasına bakar ve şişen yanaklarını, çirkinleşen yüzünü fark ederek aleti uzağa fırlatır ve ona lanetler okuyarak, onu bulan kişinin beladan kurtulmamasını söyler.

tüm bunlardan habersiz satir marsias aulos'u bulur ve sesine hayran olarak başlar çalmaya. çaldıkça, gelişen ve ünlenen marsias çok güzel ezgiler çıkarmaya başlar. ünü tanrı apollon'a kadar gider ve müziğe düşkünlüğü bilinen ve lir çalması ile ünlü apollon kıskanarak onu bir yarışa davet eder. yenen, yenilene istediği cezayı verebilecektir.

tmolos (bozdağ) dağında yapılacak yarışmada midas başkanlığında üç jüri vardır. ilk yarışmadan bir sonuç çıkmaz. marsias, tanrıdan aşağı kalmayacak bir performans sergiler. tanrının cezalandırılmasından korkan jürilere karşın midas, iki puanlık oyunu marsias'tan yana kullanır. apollon beraberlikten haz etmez ve lirini ters çevirerek çalar; marsias'tan da aynısını bekler fakat üflemeli bir çalgı olan aulos için bu mümkün değildir. marsias yenilir.

başka bir efsaneye göre de apollon lirini çalarken şarkı söylemeye başlar. marsias'tan da bunu yapmasını ister. marsias yarışmanın müzik aletlerini karşılaştığını, sesin bunu etkilememesi gerektiğini söyler fakat jürinin mantıklı bulduğu açıklama apollon'dan gelir: aulos üflemeli bir çalgıdır yani marsias nefesi ile birlikte sesini de kullanmaktadır. marsias bunun üzerine aulos'u çalarken şarkı söylemeyi dener ve başarısız olur.

tanrı apollon, midas'ın oyunu marsias'tan yana kullanmasına çok kızarak onun iyi işitmediğini ve insan kulaklarını hak etmediğini söyler ve midas'ın kulaklarını eşek kulaklarına çevirir. marsias'ı ise bir kayalık üzerindeki zeytin ağacına astırarak derisini yüzerek öldürtür.

kayaların, marsias'ın ölümüne üzülerek ağlamasından dolayı suçıkan kayalıklarının oluştuğu söylenir. bir başka rivayette de sanat perileri marsias'ın ölümüne o kadar çok ağlar ki marsias ırmağı (günümüzde çine çayı olduğu söylenir.) meydana gelmiştir. apollon'un yaptığından pişman olduğu ve marsias'ı bir ırmak haline getirdiği de söylenir.

marsias'ın kardeşi babys'in de kaval çaldığı fakat onun çaldığının tek borulu, ilkel bir kaval olmasından dolayı apollon tarafından önemsenmediği söylenir.

kaynakça ve daha fazlası: worldhistory, wikipedia, konu hakkında bir blog
devamını gör...

apolitiktir belki. ya da ne söylerse söylesin bir şeyin değişeceği yoktur bu yüzden kendini yormak istemiyordur.
devamını gör...

benim bir yerde 1 liram olsa aklım onda kalıyor pes doğrusu.
devamını gör...

etliye sütlüye karışmayıp kendi yağında kavrulan yazardır.
devamını gör...

övünmek istemiyorum ama edebiyat dünyasından çok arkadaşım var. çoğu eskiden beri var olan dostluklar fakat yeni tanışıp hemen kaynaştıklarım, uzun yıllar süreceğine içten inandığım arkadaşlıklar kurduklarımın sayısı da az değil. sürekli görüşemiyoruz tabii hepsiyle, herkesin kendine göre işi gücü var. ama bu özlem dönemleri arkadaşlıklarımızı olduğundan çok daha güçlü bir hale getiriyor ki bu beni çok mutlu ediyor.

birkaçını sıralamam gerekirse bu arkadaşlarımı holden caufield ile başlamak hakkaniyetli olur bence. sonra oblomov gelir, zatı şahaneleri sabah yataktan kalkabilirse uzun sohbetler ediyoruz. huck ile çok nadir görüşüyoruz ama birbirimizi çok severiz.don quixote büyüğümdür ve çok saygı dolu bir arkadaşlığımız var, yanında sancho yokken tabii ki. christopher boone ile arkadaşlığımız görece olarak yeni ama çok güçlü bir bağ kurduk genç kardeşimle. kien ile ruh ikizi olabileceğimizi düşündüğümüz için, arada sırada bir kitabevinde selamlaşmakla yetiniyoruz.

bunların içinde biri daha var ki yeri hep ayrı oldu ve hep ayrı olacak. küçük prens. onunla dostluğumuz başladığında onun en yakın dostu exupery ile tanışmıyordum henüz. uçağı düşünce kaybolmuştu exupery. küçük prensle bir gün sohbet ederken veda eder gibi konuştu benimle ve gideceğini anladım ama çok üzülmedim çünkü herkes kendi gezegeninde olsa da bizim dosluğumuz ebediyen sürecekti, buna emindim.

sonra bir gazetecinin exupery’nin izine düştüğünü ve bu ize latin amerika’da bir köyde rast geldiğini öğrendim. oradaki köylülerin dediğine göre exupery’nin tarifine tam uyan biri birkaç yıl bu köyde yaşamış. birkaç gün önce köyden ayrılan exupery’nin yanında bir süredir köyde birlikte kaldığı sarışın, sürekli atkı takan arkadaşı varmış. köylüler kitabı okumuş olamayacağına göre yalan da söylüyor olamazlardı. bu da bana büyük bir umut ışığı oldu.

eğer exupery ile küçük prens kavuştu ise ben de onlarla bir gün kavuşabilirim.
devamını gör...

(bkz: ferhunde)
kötü değilmiş gibi görünen diğer karakterlerin yaptıklarının yanında, onun yaptıkları çok daha mantıklıydı.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

aşı olduk diye sevindik. kopacaksa kopsun kıyamet. zaten annemiz üzülmesin diye yaşıyoruz.
devamını gör...

saatler gömebileceğiniz oyun. çok oynadım zamanında... çok detaylı oyun... türkiye özelinde konuşursak son bosphorus dlc'si muhtemelen lise ve üniversitede okutulan inkılap tarihi dersinden çok daha detaylı ve öğretici. oğlum çok komik lan nazilli basma fabrikasını falan inşa edebiliyorsunuz.

tabi türkiye'nin en büyük sorunu doğal olarak interwar arada ihtiyaç duyduğu sanayileşme... yapabildiğiniz kadar fabrika yapmalısınız. tüm bunları yaparken de ordunuzu olabildiğince modernize etmeniz gerekmekte.

mutlaka kıyı bölgelerinize tahkimat radar veya uçaksavar ekleyin. doğuda sovyetlere dalmayı planlarken arkanızdan gelebiliyorlar.

politika çok önemli oyunda. batıya yanlarsanız kafanız rahat oluyor. çünkü ingiltere amerika sovyetler üçlüsü çok güçlü. yunanistan olmasa bile aradan bulgaristanı dızzolayıp topraklarınıza katabilirsiniz.

ha ben ne oraya ne buraya modunda takılacam derseniz o iş işte biraz tehlikeli günün sonunda çünkü iki taraftan birisi mutlaka size kafayı takıp dalıyor. o yüzden aynı ismet paşanın yaptığı gibi batı tarafına girmenizde fayda var.

iç politikada da hepsini denedim. eğer demokrasiye geçerseniz işin boku çıkıyor (anladınız siz). ben yılanın başı küçükken ezilir mantığı ile ülkede demokrasiyi komple yasaklayıp basın sansürü çakıyorum içerde başınız ağrımıyor.

sovyetler ya da mihver grubundan birine meyil ederseniz. ne kadar engellerseniz engelleyin politik güç olarak karşınıza çıkıyorlar.

ordu doktrininde kara kuvvetlerinde ben daima sanayileşmeye de önem verdiğimden motorize saldırı ekolünü benimsiyorum. great rush gibi rus tarzı şeyler bizim orduya göre değil çünkü asla great rush yapabilecek kadar man powerınız yok.

oyunda tüm politik tarzları denedim arkadaşlar. oyundan maksimum verim ve keyif almanız için içerde yapabileceğiniz en mantıklı politik ilerleme sağ kemalizm oluyor. ultra tarafsız aman tadımız kaçmasın tarzı giderseniz bir yerden çok fena patlıyor. tabi bir de halkı ilk savaşın öcünü alacaz diye boostlayıp yunanistan ve bulgaristanın tepesine çökmek de çok tatmin edici ve yararlı. çünkü yunanistanda müthiş fabrika var.


haa son olarak sadabat paktına çok güvenmeyin. çünkü ırak iran afganistanın üçünü toplasan kedi osuruğu etmiyor oyunda... gerçi gerçek dünyada da öyle değiller mi ? dlkfgjdlşkfh yani paktı maktı boşverin ırak petrolüne çökün.
devamını gör...

zamanla sevmenin kredisi çok yüksek fakat zamanla sevmelerde de ilk görüşte etkilenmek gizlidir. *
devamını gör...

şimdi buraya neler neler yazarım da neyse...

onun yerine şunu koyayım:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

köpeğimin artık komut alıp, beni çekiştirmeden yanımdan yürümesi. hayatımda ilk kez bi canlıyla bu kadar uğraştım karşılığını görmek müthiş. mesela bi insanla bu kadar uğraşsanız karşılığını genelde bulamazsınız ama bu gözlerimin içine bakıyo. *
devamını gör...

son samuray isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.

sözlükte ''başkasının yerine getirilmiş, mübadele edilmiş'' anlamlarına gelen sözcüktür.
devamını gör...

günaydın sözlük.
sabah sabah gördüğüm haberler canımı yakıyor. gün aysa ne aymasa ne çok bilemiyorum bugün.
hepinize çok kolay gelsin, mutlu haberlere uyanacağımız sabahlar olsun.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim