çocuk yaşta evlilik
afganistan'da çocuk evliliklerine karşı bilinçlendirme konusunda ve çocuk seks istismarını önleme konusunda katıldığım çalışmalar sanırım benim için en zor olanıydı.
afganistan'da yasal evlenme yaşı anayasaya göre kızlar için 16, erkekler için 18 olmasına rağmen anayasada yer alan afganistan yasaları islam kuralları ile çelişemez ve çelişmesi durumunda islam kuralları izlenir dendiği için hem erkekler hem de kızlar çok daha erken yaşta aileleri tarafından evlendirilmekte.
afganistan'da bizdeki beşik kertmesi gibi 3-5 yaşındaki çocuklar nişanlandırılır ve genelde 9 yaştan itibaren ve bazen 6 yaştan itibaren evlendirilirler. burada 9 yaş ve 6 yaş farklılığı o bölgedeki mollanın muhammed'in ayşe ile olan evliliğinde ayşe'nin yaşına bağlı yorumundadır.
iki çocuğun evlendirilmesinin dışında aynı zamanda özellikle kız çocukları ekonomik nedenlerden ötürü başlık parası için evlendirilir. bir kız çocuğunun bedeli 35 kilo buğdaya kadar düşer. konuştuğum aileler içinde ya evlendireceğiz en azından onun karnı doyacak ve kardeşleri bu kışı sağ salim geçirecek ya da hem kız hem de diğer çocuklar açlıktan ölecek diyerek çaresizliklerini ortaya koymaktaydılar.
yine borç ve kan davası durumlarında çoğu zaman kadılar ailenin diyet olarak kızlarını borçlu olunan ya da kan davasının olduğu aileye gelin vermelerini isterler ya da oğlan çocukları o aileye hizmet etmek için verilir. çay oğlanı denilen bu çocuklardan kimi bache bazı olarak kullanılır.
dünyada çocuk evliliklerinin önlenmesinin tek yolu herkese evrensel temel gelir sağlanması, ailelerin çocuk evliliklerine, seks istismarına karşı bilinçlendirilmesi, çocuk hakları konusundaki düzenlemelerde dini ve kültürel hiç bir istisnanın kabul edilmemesi, yasaların uygulanmasıdır. çocukların yeri okul olmalıdır, karı-koca yatağı değil.
afganistan'da yasal evlenme yaşı anayasaya göre kızlar için 16, erkekler için 18 olmasına rağmen anayasada yer alan afganistan yasaları islam kuralları ile çelişemez ve çelişmesi durumunda islam kuralları izlenir dendiği için hem erkekler hem de kızlar çok daha erken yaşta aileleri tarafından evlendirilmekte.
afganistan'da bizdeki beşik kertmesi gibi 3-5 yaşındaki çocuklar nişanlandırılır ve genelde 9 yaştan itibaren ve bazen 6 yaştan itibaren evlendirilirler. burada 9 yaş ve 6 yaş farklılığı o bölgedeki mollanın muhammed'in ayşe ile olan evliliğinde ayşe'nin yaşına bağlı yorumundadır.
iki çocuğun evlendirilmesinin dışında aynı zamanda özellikle kız çocukları ekonomik nedenlerden ötürü başlık parası için evlendirilir. bir kız çocuğunun bedeli 35 kilo buğdaya kadar düşer. konuştuğum aileler içinde ya evlendireceğiz en azından onun karnı doyacak ve kardeşleri bu kışı sağ salim geçirecek ya da hem kız hem de diğer çocuklar açlıktan ölecek diyerek çaresizliklerini ortaya koymaktaydılar.
yine borç ve kan davası durumlarında çoğu zaman kadılar ailenin diyet olarak kızlarını borçlu olunan ya da kan davasının olduğu aileye gelin vermelerini isterler ya da oğlan çocukları o aileye hizmet etmek için verilir. çay oğlanı denilen bu çocuklardan kimi bache bazı olarak kullanılır.
dünyada çocuk evliliklerinin önlenmesinin tek yolu herkese evrensel temel gelir sağlanması, ailelerin çocuk evliliklerine, seks istismarına karşı bilinçlendirilmesi, çocuk hakları konusundaki düzenlemelerde dini ve kültürel hiç bir istisnanın kabul edilmemesi, yasaların uygulanmasıdır. çocukların yeri okul olmalıdır, karı-koca yatağı değil.
devamını gör...
hemiparazi
supportgirl ukdesidir.
vücudun bir yarısındaki kaslarda kuvvetsizlikdir. istemli hareketler tümüyle kaybolmuştur. halk arasında sağ/sol tarafına felç inmiş gibi söylemleri de duyabilirsiniz.
vücudun bir yarısındaki kaslarda kuvvetsizlikdir. istemli hareketler tümüyle kaybolmuştur. halk arasında sağ/sol tarafına felç inmiş gibi söylemleri de duyabilirsiniz.
devamını gör...
çocukken yanlış bilinen şeyler
yılbaşında televizyonda eğlence programları olurdu ya. dansöz çıkardı hani. baya küçüğüm ama. o darbuka seslerinin kızın göbeğinden geldiğini sanırdım.
devamını gör...
allie haze
1987 doğumlu amerikalı lezbiyen porno starı ve model.
vivid ile allie haze: true sex isminde, porno sektöründe altın portakala yakışır bir film çekmiştir.
lezbiyen olması benim ona karşı yakın bir ilgi beslememi sağlıyor.
gerçi bir ara biseksüel olduğunu açıklamıştı ancak ben bunu sektörde yer elde etmek için olduğunu düşünüyorum.
vivid ile allie haze: true sex isminde, porno sektöründe altın portakala yakışır bir film çekmiştir.
lezbiyen olması benim ona karşı yakın bir ilgi beslememi sağlıyor.
gerçi bir ara biseksüel olduğunu açıklamıştı ancak ben bunu sektörde yer elde etmek için olduğunu düşünüyorum.
devamını gör...
iyi memenin sırrı
öncelikle yaz mevsimi.neden çünkü organik sebze ile yapılması çok önemli.ikincisi kısık ateş ve döküm tava.üçüncüsü yumurta'yı ne cıvık bırakmak ne çok pişirmek.
anında gelen edit:arkadaşlar memeyi menemen olarak okumuşum,karnımda aç değil ama hshshshshhs.
anında gelen edit:arkadaşlar memeyi menemen olarak okumuşum,karnımda aç değil ama hshshshshhs.
devamını gör...
dünyanınbütünmeşhurlarınıntraşolurkenkullandığıjilet
nicki telefonumun ekranına sığmayan, takip edilesi yeni yazar arkadaşımız.* güzel de yazıyor doğrusu. daim olsun.
devamını gör...
2021
umutla beklediğim ve bazı beklentilerimin gerçekleşmesini istediğim bir yıl.
değişimin olacağını biliyorum. umarım güzel bir değişim olur.
değişimin olacağını biliyorum. umarım güzel bir değişim olur.
devamını gör...
insanın zoruna giden şeyler
en güvendiği insanlardan en büyük ve beklenmedik zararı görmesi.
devamını gör...
kedime şiir
uyut kediciğim
beni uyut, herkesi uyut
sesin kesilmiyor sanki kızgınlıktasın
açar olduğundan beri kapıları akla ziyansın
her arzun senin keyfin
eğer olmazsa istediğin saatlerce miyavlarsın
zaten azdırdın küçük olanı da
ne kastın var bana yatsana
der ki anam "at bunu sokağa yatırmaz bizi bu"
bırakmadin ki ben de yüz
ele ne ne diyeyim
her gece bu eziyet çekilmez
tek maksadın sabaha kadar evi tavaf etmek
gel etme bize
uyut yavrum dedeni nineni dayılarını
uyutmadığından sen
sinirden ağlamış bak ufak olanı...
t: uyutmayan kediye sitem. bu arada sahiden ağlamış kardeşim.*
edit: saat 05:40 an itibarı ile çalışma masama çıktı .zat-ı şahaneleri pek bir sinirli.*
beni uyut, herkesi uyut
sesin kesilmiyor sanki kızgınlıktasın
açar olduğundan beri kapıları akla ziyansın
her arzun senin keyfin
eğer olmazsa istediğin saatlerce miyavlarsın
zaten azdırdın küçük olanı da
ne kastın var bana yatsana
der ki anam "at bunu sokağa yatırmaz bizi bu"
bırakmadin ki ben de yüz
ele ne ne diyeyim
her gece bu eziyet çekilmez
tek maksadın sabaha kadar evi tavaf etmek
gel etme bize
uyut yavrum dedeni nineni dayılarını
uyutmadığından sen
sinirden ağlamış bak ufak olanı...
t: uyutmayan kediye sitem. bu arada sahiden ağlamış kardeşim.*
edit: saat 05:40 an itibarı ile çalışma masama çıktı .zat-ı şahaneleri pek bir sinirli.*
devamını gör...
kuzey ışıkları
ne zaman ortaya çıkacağı ve ne zaman kaybolacağı halk tarafından kestirilemeyen bu ışık patlamaları, yüzyıllar boyunca mistik işaretler olarak yorumlanmalarıyla da dikkate değer.
yeşil, mor, kırmızı, sarı ve tonlarının gökyüzünde yaratacağı muazzam etkiyi hayal etmek ya da bu görüntüye şahit olmak muazzam bir duygu olsa gerek.
yeşil, mor, kırmızı, sarı ve tonlarının gökyüzünde yaratacağı muazzam etkiyi hayal etmek ya da bu görüntüye şahit olmak muazzam bir duygu olsa gerek.
devamını gör...
hastası olunan sözler
devamını gör...
dark
almanların netflix için yaptıkları bilim-kurgu temalı popüler dizi.
"what we know is a drop, what we don't know is an ocean"
(diziyi izledikçe yazdığım için açıklamalar başta anlamsız gelebilir ama yazının tamamı okunduğunda bir bütünlüğü olduğu görülecektir. ayrıca ağır 'spoiler' içerdiği için diziyi izlemeden bu yazıyı okumak sakıncalı olabilir.)
-en saçmalıklara bir ek: ulrik oğlu mikkel'in gittiği 1986 yerine, 1953'e gittiğinde oğlunun ve kendinin adını söylemiyor ve 33 yıl boyunca da bu devam ediyor.
-sürekli bir konuşmama durumu (tabii, dizinin devamı açısından senaristlerce bu gerekli.) katherina çocuklarına "durun, size bir şey söylemek zorundayım." diyor, çocukları aylardır onlarla iki kelime etmeyen annelerine; "seni dinlemeyeceğiz." deyip çekip gidiyorlar. vayyy.
-dizide yaratılan en salak karakter ulrik. böyle izleyip izleyip yazıyorum. ama şu ana kadar dark o kadar da bayıldığım bir dizi olmadı. hele anlaşılmaz olması? yok daha neler!
-dizide ulrik'ten sonraki en salak karakteri de seçtim; martha.
-herkes bir yerlere bir şey saklıyor ve nedense o her neyse, saklanırken biri mutlaka izliyor oluyor.
-evet, film olsun diye yapılan saçmalıklardan biri daha; tek bir adamın (adam sadece polis) emir vermesiyle kesinlikle güvenli olmayan şekilde nükleer santralde, nükleer atıkların betonla üzerinin örtüldüğü havuzu kazıyorlar, iki tane matkapla. ve booom! bilinen dünya yok oluyor. allahım sen aklıma mukayyet ol yarabbim.
"we can do what we want but we are not free to choose what we want."
"we can do what we want but we are not free to choose our requests."
(yukarıdaki iki cümle arasındaki fark nedir?)
insan -tabii ki- istediğini yapabilir ama istediğini isteyemez. (insan belki ne isterse onu yapabilir ama ne isteyeceğini tercih edemez.)
orijinali: der mensch kann wohl tun was er will, aber er kann nicht wollen was er will.
(arthur schopenhauer)
(netflix'te böyle yazılmadı ama hepsi aynı anlama geliyor, almancam bir gün iyi olduğunda bu farkları çözebilecek miyim acaba?)
3. sezona geldim, hala helge'nin karısı kim, onunla kim evlendi, yani peter'in annesi kim, öğrenemedim, bakalım herhalde ilerleyen bölümlerde öğrenirim. sonuç olarak 3. sezon son sezon değil mi? yukarıda yazanlardan birinin de dediği gibi almanlar hiçbir şeyi açıkta komazlar.
-kara madde dünyayı yıkıp geçiyor ama jonas evine döndüğünde raftaki kavanozlar yerli yerinde!
sonunda bitti. güzel bitti. yukarıda yazılanların aksine ben son sezonu diğerlerinden daha iyi buldum.
gelelim mutlu sona. evet, regina'nın aile fotoğrafında, anne ve babası olarak, claudia ve bernd doppler görünüyordu. başta iyi gözükmediği için fotoğraftaki babayı tronte zannettim. epey kafam karıştı. çünkü, "tronte denilen oğlan, noah'ın kızkardeşi agnes'in oğlu değil miydi? o ikisi de regina'nın oğlu bartoş'un (yazılışına bakmaya üşendiğim başka bir ad daha) çocukları değil miydi? o nasıl oldu? hani regina zincirin dışındaydı ve bu nedenle yaşıyordu?" diye düşündüm. sonra internette bir sayfa buldum. paylaşayım, ingilizce bilenler okur:
buradan
sonuç olarak amerikan egemen dizi piyasasında almanlar hiç de fena bir iş çıkarmamışlar. dizi kesinlikle izlenebilir. ama şunu mutlaka eklemeliyim ki, benim 'en iyi beş dizi' listemde yer alamaz.
ek: dizide açıklanmamış, eksik bırakılmış konulardan biri de helge'nin durumuydu. sen o kadar zengin bir aileden gel, başına onca iş gelsin, sadece zeki olmadığın için hayatın boyunca sürün, olmaz böyle şey. hadi anasından gülmemişti, sözde babası ona düşkündü, ne oldu? babasının kurduğu nükleer santrale bekçi olabildi yalnızca. yaa, işte böyle. gördüğümüz üzre orada, buradaki gibi ahbap-çavuş, hısım-akraba ilişkisiyle işler yürümüyormuş. cık cık cık.
son bir ek daha: almanların dizideki mesaj kaygısıyla (da) ilgili. ayrıca bu konuya dikkat çekmek güzel bir şey bence: 'unknown' olarak nitelendirilen martha ve jonas'ın oğullarının (hala- yeğen ilişkisi dolayısıyla) tavşan dudaklı olması. 'unknown', özellikle üç ayrı yaşının bir arada göründüğü sahnelerde oldukça ürkütücüydü.
"what we know is a drop, what we don't know is an ocean"
(diziyi izledikçe yazdığım için açıklamalar başta anlamsız gelebilir ama yazının tamamı okunduğunda bir bütünlüğü olduğu görülecektir. ayrıca ağır 'spoiler' içerdiği için diziyi izlemeden bu yazıyı okumak sakıncalı olabilir.)
-en saçmalıklara bir ek: ulrik oğlu mikkel'in gittiği 1986 yerine, 1953'e gittiğinde oğlunun ve kendinin adını söylemiyor ve 33 yıl boyunca da bu devam ediyor.
-sürekli bir konuşmama durumu (tabii, dizinin devamı açısından senaristlerce bu gerekli.) katherina çocuklarına "durun, size bir şey söylemek zorundayım." diyor, çocukları aylardır onlarla iki kelime etmeyen annelerine; "seni dinlemeyeceğiz." deyip çekip gidiyorlar. vayyy.
-dizide yaratılan en salak karakter ulrik. böyle izleyip izleyip yazıyorum. ama şu ana kadar dark o kadar da bayıldığım bir dizi olmadı. hele anlaşılmaz olması? yok daha neler!
-dizide ulrik'ten sonraki en salak karakteri de seçtim; martha.
-herkes bir yerlere bir şey saklıyor ve nedense o her neyse, saklanırken biri mutlaka izliyor oluyor.
-evet, film olsun diye yapılan saçmalıklardan biri daha; tek bir adamın (adam sadece polis) emir vermesiyle kesinlikle güvenli olmayan şekilde nükleer santralde, nükleer atıkların betonla üzerinin örtüldüğü havuzu kazıyorlar, iki tane matkapla. ve booom! bilinen dünya yok oluyor. allahım sen aklıma mukayyet ol yarabbim.
"we can do what we want but we are not free to choose what we want."
"we can do what we want but we are not free to choose our requests."
(yukarıdaki iki cümle arasındaki fark nedir?)
insan -tabii ki- istediğini yapabilir ama istediğini isteyemez. (insan belki ne isterse onu yapabilir ama ne isteyeceğini tercih edemez.)
orijinali: der mensch kann wohl tun was er will, aber er kann nicht wollen was er will.
(arthur schopenhauer)
(netflix'te böyle yazılmadı ama hepsi aynı anlama geliyor, almancam bir gün iyi olduğunda bu farkları çözebilecek miyim acaba?)
3. sezona geldim, hala helge'nin karısı kim, onunla kim evlendi, yani peter'in annesi kim, öğrenemedim, bakalım herhalde ilerleyen bölümlerde öğrenirim. sonuç olarak 3. sezon son sezon değil mi? yukarıda yazanlardan birinin de dediği gibi almanlar hiçbir şeyi açıkta komazlar.
-kara madde dünyayı yıkıp geçiyor ama jonas evine döndüğünde raftaki kavanozlar yerli yerinde!
sonunda bitti. güzel bitti. yukarıda yazılanların aksine ben son sezonu diğerlerinden daha iyi buldum.
gelelim mutlu sona. evet, regina'nın aile fotoğrafında, anne ve babası olarak, claudia ve bernd doppler görünüyordu. başta iyi gözükmediği için fotoğraftaki babayı tronte zannettim. epey kafam karıştı. çünkü, "tronte denilen oğlan, noah'ın kızkardeşi agnes'in oğlu değil miydi? o ikisi de regina'nın oğlu bartoş'un (yazılışına bakmaya üşendiğim başka bir ad daha) çocukları değil miydi? o nasıl oldu? hani regina zincirin dışındaydı ve bu nedenle yaşıyordu?" diye düşündüm. sonra internette bir sayfa buldum. paylaşayım, ingilizce bilenler okur:
buradan
sonuç olarak amerikan egemen dizi piyasasında almanlar hiç de fena bir iş çıkarmamışlar. dizi kesinlikle izlenebilir. ama şunu mutlaka eklemeliyim ki, benim 'en iyi beş dizi' listemde yer alamaz.
ek: dizide açıklanmamış, eksik bırakılmış konulardan biri de helge'nin durumuydu. sen o kadar zengin bir aileden gel, başına onca iş gelsin, sadece zeki olmadığın için hayatın boyunca sürün, olmaz böyle şey. hadi anasından gülmemişti, sözde babası ona düşkündü, ne oldu? babasının kurduğu nükleer santrale bekçi olabildi yalnızca. yaa, işte böyle. gördüğümüz üzre orada, buradaki gibi ahbap-çavuş, hısım-akraba ilişkisiyle işler yürümüyormuş. cık cık cık.
son bir ek daha: almanların dizideki mesaj kaygısıyla (da) ilgili. ayrıca bu konuya dikkat çekmek güzel bir şey bence: 'unknown' olarak nitelendirilen martha ve jonas'ın oğullarının (hala- yeğen ilişkisi dolayısıyla) tavşan dudaklı olması. 'unknown', özellikle üç ayrı yaşının bir arada göründüğü sahnelerde oldukça ürkütücüydü.
devamını gör...
1847 irlanda kıtlığı
170 sene evvel şuanki bilinen irlanda coğrafyası da dünyanın pek çok coğrafyası gibi ingilizler tarafından sömürülüyordu. toprak babaları ingiliz olunca tarımdan elde edilen ürünler ingiltere'de yaşayan toprak babalarına bizzat irlanda halkı tarafından gönderiliyordu. karşılığında ise ektikleri patatesleri kendileri tüketiyorlardı yani ana besin kaynakları patates olmuştu. 1845 yılında talihsiz bir olay yaşandı, patatese mantar bulaşmıştı. kıtlık başlamış bunun neticesinde nüfusun neredeyse yarısı(4 milyon insan) açlıktan ölmüştü. insanlar açlıktan ölmeye devam ederken ingilizler irlandalıların ekip biçtiği tüm mahsüle el koymaya devam etti ve irlandalıları kendi kaderine terk etti. bu olaylar cereyan ettiği esnada sultan abdülmecid osmanlı devleti padişahıydı. osmanlı devleti'nin durumu da pek iç açıcı olmamasına rağmen sultan abdulmecit 10000 sterlin değerinde para yardımı yapmak ister. dönemin ingiliz kraliçesi biz ingiltere olarak 2000 sterlin yardım yaparken sizin 10000 yapmanız olmaz diyerek yardımı engeller. osmanlı nakit olarak göndermediği yardımı gıda ve ilaç gibi acil ihtiyaçları doldurduğu 3 gemiyi irlanda denizi açıklarından ulaştırmaya çalışır, karşılarında yine ingiliz engeli vardır. osmanlı filosu kafaya koyduğu yardımı gece yarısı drogheda kasabası limanından gizlice ulaştırmış binlerce belkide milyon insanın hayatını kurtarmıştır.
bugün bordo mavi renklerini taşıyan drogheda united kulübünün armasına bakarak bu gururu yaşayabilirsiniz. irlanda halkı 170 yıl önce yapılan bu yardımı unutmuyor hala gözleri dolabiliyor. işin bence ilginci tarafı yaşanan olaylar ne ingiliz okullarında ne türk okullarında anlatılıyor. hadi ingilizleri anlarsın marifet değil, peki ya biz ?
bugün bordo mavi renklerini taşıyan drogheda united kulübünün armasına bakarak bu gururu yaşayabilirsiniz. irlanda halkı 170 yıl önce yapılan bu yardımı unutmuyor hala gözleri dolabiliyor. işin bence ilginci tarafı yaşanan olaylar ne ingiliz okullarında ne türk okullarında anlatılıyor. hadi ingilizleri anlarsın marifet değil, peki ya biz ?
devamını gör...
seni seviyorum sözüne karşılık verilebilecek cevaplar
eyvallah aslan deyip sırtını sıvazlamak..
devamını gör...
şarkılarda sorulan en zor soru
uyandığında onu ilk kim görecek?
yarım bıraktığım ďüşü kimmmm büyütecekkkk?
yarım bıraktığım ďüşü kimmmm büyütecekkkk?
devamını gör...
i. justinianus
imparatoriçe theodoranın eşidir.
bu gün de küçük bir kısmı kalmış olan, sultanahmet meydanında bulunan hipodromda yapılan at yarışlarında çıkan nika isyanının büyümesi üzerine kaçmaya karar vermiştir.
işte o an imparatoriçe theodora devreye girer ve şu sözleri söyler:
--- alıntı ---
” belki kadınların erkekler önünde konuşması korkaklara cesaret vermesi yönünden doğru değildir ama tehlike anında herkes elinden geleni yapmalıdır.yıllarca başında imparatorluk tacı taşıyan biri , o tacı kaybederken canını da kaybetmelidir.nasıl olsa dünyaya gelen her kişi ölecektir. ey imparator ; kaçmak , kurtulmak istiyorsan bunda bir zorluk yoktur ; hazinen var , gemilerin seni bekliyor ama saraydan ayrıldığında yaşamanın anlamını da yitirmiş olacaksın.ben her zaman tanrı’ya dua etmişimdir.üzerimde ki erguvan renkli pelerini aldığında canımı da alsın. merak etme ! seninde giydiğin şu erguvan renkli pelerin , gerektiğinde muhteşem bir kefen olur.şimdi gidebilirsin ama yanında hem olmayacağım.”
imparatoriçe theodora
kaynak link
--- alıntı ---
işte jüstinyen karısından aldığı gaz ile isyankarları hipodroma sıkıştırıp kılıçtan geçirir. gidin ve yılanı sütun ve dikilitaşı olduğu bu bölgeye bakın isyancıların çığlıklarını duyun.
işte belki de theodora bu konuşmayı yapmasa, bu gün ayasofya camiye çevrilmeyecekti. çünki ayasofya diye bir yer olmayacaktı.
bu gün de küçük bir kısmı kalmış olan, sultanahmet meydanında bulunan hipodromda yapılan at yarışlarında çıkan nika isyanının büyümesi üzerine kaçmaya karar vermiştir.
işte o an imparatoriçe theodora devreye girer ve şu sözleri söyler:
--- alıntı ---
” belki kadınların erkekler önünde konuşması korkaklara cesaret vermesi yönünden doğru değildir ama tehlike anında herkes elinden geleni yapmalıdır.yıllarca başında imparatorluk tacı taşıyan biri , o tacı kaybederken canını da kaybetmelidir.nasıl olsa dünyaya gelen her kişi ölecektir. ey imparator ; kaçmak , kurtulmak istiyorsan bunda bir zorluk yoktur ; hazinen var , gemilerin seni bekliyor ama saraydan ayrıldığında yaşamanın anlamını da yitirmiş olacaksın.ben her zaman tanrı’ya dua etmişimdir.üzerimde ki erguvan renkli pelerini aldığında canımı da alsın. merak etme ! seninde giydiğin şu erguvan renkli pelerin , gerektiğinde muhteşem bir kefen olur.şimdi gidebilirsin ama yanında hem olmayacağım.”
imparatoriçe theodora
kaynak link
--- alıntı ---
işte jüstinyen karısından aldığı gaz ile isyankarları hipodroma sıkıştırıp kılıçtan geçirir. gidin ve yılanı sütun ve dikilitaşı olduğu bu bölgeye bakın isyancıların çığlıklarını duyun.
işte belki de theodora bu konuşmayı yapmasa, bu gün ayasofya camiye çevrilmeyecekti. çünki ayasofya diye bir yer olmayacaktı.
devamını gör...
bang bang
bu aralar müptelası olduğum şarkılardan. living theater ve erica jennings seslendiriyor. hoş, slow bir havası var.
devamını gör...
13 mayıs 2021 normal sözlük bayramlaşması
bayram namazından sonra el öpülerek başlardı bayram,ne bayram namazı ne sevdiklerimizin öpülecek elleri var şimdi...bizbize kutluyoruz bu bayramı sözlük...bayramınız bayram olsun yazar kardeşlerim..
devamını gör...
ölümlü dünya
“ beni, yarım saat orada insan azmanına dövdürttünüz. tekmesinden tokatına, dönen tekmesinden uçan sırtına, ensesiyle bile vücudunun her zerresi ile adam beni dövdü. bir kişi demedi ki ‘serbestciğim yardıma ihtiyacın var mı?’ adam odadaki her şeyi benimle kırdı. dolabından komodinine, havlularından yastıklarına, beni boğdu boğdu boğdu. duvara attı. boğdu boğdu, duvara attı. çığlıklar, yardım çığlıkları allah’ın belaları! bir kişi be, bir kişi. ben bu aileden değil miyim ya? ben bu aileden değil miyim ya? bir kişi gelip de napıyorsun sen burada demedi. neredeyiz biz? aynı otelde değil miyiz? ilhami abi, sen söyle ben başka bir ilde miyim? he, başka bir yerde mi dayak yedim ben? uzaklarda mı yedim de geldim? aynı yerdeyiz be!”
“ bu wireless şifresini alabilir miyim ya?”
– “verelim. u, iki u daha, birincisi küçük u ikincisi büyük u. bir, j, üç üç, üç tane üç rakamı ama üçüncüsü küçük üç. yumuşak g, altı a, k, küçük ı, altı milyon. yaz sen! iki milyar, yazıyla ama. iki milyar yazacaksın.”
“ bu wireless şifresini alabilir miyim ya?”
– “verelim. u, iki u daha, birincisi küçük u ikincisi büyük u. bir, j, üç üç, üç tane üç rakamı ama üçüncüsü küçük üç. yumuşak g, altı a, k, küçük ı, altı milyon. yaz sen! iki milyar, yazıyla ama. iki milyar yazacaksın.”
devamını gör...
