afganlı mültecinin türk gençlere ağır hakaretleri
üst edit: söz konusu meczup özür dilemiş.
sosyal medyadan da olsa zamanında ve etkili bir şekilde tepki vermenin faydalı olduğunu görmüş plduk böylece. darısı diğerlerinin başına.
ya niye bu kadar ayrımcılık yeeaaaa
bakın "1000 tane cami var ama türk gençleri namaz kılmıyor"diyen canlı diyor bunu; evet ikisi aynı organizma.
elinde olsa* ve eline yeterli güç geçtiğinde o, namaz kılmıyor deyip de "bana ayrımcılık yapıyorlar ühüüüüğ" diye zırladığı insanları tavuk keser gibi kesecek oysaki...
hâlâ diyor ki; bi iyrimcilik niyi bik bik
ulan istemiyor bu ülkenin insanları sizi bu ülkede i.s.t.e.m.i.y.o.r!!!
zorla mı alüminyum?
bu ülkede gençler işsiz, kadınlar ve çocuklar insan gibi yaşayamıyor, insanlar aç, insanlar yoksul, insanlar umutsuz...
umutsuzluktan canına kıyıyor lan bu memleketin insanları...
açlıktan geberiyoruz bir de size mi bakalım alüminyum? aldığınız bütün yardımlar, bedeva gittiğiniz bütün hastaneler bu ülkenin vatandaşlarının cebinden çıkıyor.
hem vasıfsızın teki olup boğazına kadar yoksulluğa batmış bir halka yük ol, üstüne senin yükünü çeken insanlara saldır, taciz et, tecavüz et, başını taşla ezerek öldür hem de ayrımcılık diye havla...
öyle bir dünya yok güzel kardeşim*
kuyruğunuzu kıstırıp geldiğiniz yere geri g.i.d.e.c.e.k.s.i.n.i.z.
.
sosyal medyadan da olsa zamanında ve etkili bir şekilde tepki vermenin faydalı olduğunu görmüş plduk böylece. darısı diğerlerinin başına.
ya niye bu kadar ayrımcılık yeeaaaa
bakın "1000 tane cami var ama türk gençleri namaz kılmıyor"diyen canlı diyor bunu; evet ikisi aynı organizma.
elinde olsa* ve eline yeterli güç geçtiğinde o, namaz kılmıyor deyip de "bana ayrımcılık yapıyorlar ühüüüüğ" diye zırladığı insanları tavuk keser gibi kesecek oysaki...
hâlâ diyor ki; bi iyrimcilik niyi bik bik
ulan istemiyor bu ülkenin insanları sizi bu ülkede i.s.t.e.m.i.y.o.r!!!
zorla mı alüminyum?
bu ülkede gençler işsiz, kadınlar ve çocuklar insan gibi yaşayamıyor, insanlar aç, insanlar yoksul, insanlar umutsuz...
umutsuzluktan canına kıyıyor lan bu memleketin insanları...
açlıktan geberiyoruz bir de size mi bakalım alüminyum? aldığınız bütün yardımlar, bedeva gittiğiniz bütün hastaneler bu ülkenin vatandaşlarının cebinden çıkıyor.
hem vasıfsızın teki olup boğazına kadar yoksulluğa batmış bir halka yük ol, üstüne senin yükünü çeken insanlara saldır, taciz et, tecavüz et, başını taşla ezerek öldür hem de ayrımcılık diye havla...
öyle bir dünya yok güzel kardeşim*
kuyruğunuzu kıstırıp geldiğiniz yere geri g.i.d.e.c.e.k.s.i.n.i.z.
.
devamını gör...
profiline kendi fotoğrafını koyan sözlük yazarı
keyfi yerinde, kendi ile barışık yazardır, like me.
devamını gör...
ölürken çalması istenen şarkılar
devamını gör...
yoldaş benjamin franklin
eyvallah patron, sözlüğünün de senin de yolun açık olsun.
teşekkür ederim.
özel not : flood evet biliyorum ama bir zahmet buna dokunmayın, son tanımım bu kalsın.
teşekkür ederim.
özel not : flood evet biliyorum ama bir zahmet buna dokunmayın, son tanımım bu kalsın.
devamını gör...
varoluşsal kaygılar
bireyin varoluşunun getirdiği endişelerdir. irvin d. yalom'a göre temel olarak 4 varoluşsal kaygı vardır ve bunlar; ölüm, özgürlük, yalıtım(varoluşsal izolasyon) ve anlamsızlıktır.
ölüm (death): yaşayan her canlı bir gün ölümle yüzleşir. yaşam da ölüm de hayatın bir parçasıdır. hayatın bir gün biteceğinin farkında olmak ve zaman zaman (belki de ortalamadan fazla) hayatın bu gerçeği için endişelenmek, ölüm kaygısıdır. bir gün öleceğimizi bilsek de bu gerçeği göz ardı etmeye ya da unutmaya çalışırız. hiç yaşlanmayacak ve ölüm zamanımızın gelmeyeceğine inanırız veya inanmak isteriz. bu savunmalarımızın yanında, ölüm düşüncesi hayatın ertelenmemesi gerektiğini hatırlatır bize. iyi bir insan olabilmek ve hatırlanmak için bir şeyler, gerçek manasıyla bir şeyler yapma isteği uyandırır. iz bırakmak isteriz. ardımızda, bizi unutturmayacak izler... belki ölüm düşüncesi çoğu zaman acıtır insanın içini, fakat tamamıyla yıpratıcı demek de yanlış olacaktır.
özgürlük (freedom): hayatta seçemeyeceğimiz, elimizde olmayan durumlar vardır. ailemizi, doğduğumuz ülkeyi, yetiştirilme tarzımızı vb. seçemeyiz. fakat aynı zamanda kararlarımızı, yaşam tarzımızı, ideallerimizi seçebiliriz, hayallerimiz bize aittir. bunların hepsi bizim sorumluluğumuzdadır. ''sorumluluğun farkında olmak, kişinin kendi benliğini, kaderini, hayattaki durumunu, duygularını, acı çekişini kendisinin yarattığının farkında olması demektir.'' (dicle rojda tasman, varoluşsal kaygılar, 2018). kişi bu farkındalıkla birlikte yaptığı şeyde özgür olduğu için insana aynı zamanda boşluk hissi yaratır. özgürlük kaygısı, ölüm kaygısı gibi kişinin kolayca farkına varabileceği bir kaygı değildir. kişi genelde hayatıyla ilgili çok önemli ve geri dönüşü olmayacağını düşündüğü bir karar alırken özgürlük kaygısını deneyimler.
yalıtım (existential isolation): yalıtım yani izolasyonun ilk anlamı, tahmin edilebileceği üzere diğer insanlardan uzak durma, kendini soyutlama durumudur. fakat aynı zamanda kişinin kendi içindeki yalıtımı (duygularını, arzularını bastırmak) da vardır. yalıtım'ın üzerinde durduğu düşünce ''bu dünyaya tek başımıza geldik, tek başımıza gideceğiz''dir. bu düşünceden tam olarak kurtulmak bence imkansıza yakındır. önemli olan kurtulmaya çalışmaktansa bu gerçeği kabullenip onunla birlikte yaşamaktır. evet dünyaya yalnız geliriz hatta yalnız gideriz fakat içinde bulunduğumuz zamanı yalnız geçirmek zorunda değiliz, güzel ilişkiler kurup güzel anılar biriktirebiliriz.
anlamsızlık (meaningless): ''hayatın anlamı ne?'' sorusuna odaklanır. neden buradayım, ne için ve neden yaşıyorum gibi soruları beraberinde getirir. bu soruların cevabını daha doğrusu anlamsızlığın anlamını kendimiz bulmalı ve yaratmalıyız. eğer bu yarattığımız anlam yeterli gelmezse anlamsızlık kaygısı yaşamış oluruz. anlamsızlık kaygısı kesinlikle hafife alınacak bir kaygı değildir çünkü kişinin yaşamına son vermesine neden olabilir. ben, anlamsızlık kaygısının kişinin kendiyle daha fazla vakit geçirdiğinde çıkma olasılığının fazla olduğunu düşünüyorum. özellikle pandemi ile birlikte içe dönüş yaşadık ve kendimize birçok konuda varoluşsal sorular sormaya başladık. çoğu kişi için (ben de dahil) bu kaygı anlık olabilir ve kişi sonrasında günlük yaşantısına devam eder. bu kaygıyla baş etmenin en iyi yolu bence kişinin kendi içiyle zaman geçirmeye biraz ara verip kendisini meşgul edecek başka şeyler bulmasıdır.
dipnot: tanımım, derste gördüğüm bilgiler ışığında oluşturulmuş ve kendi cümlelerimdir. yukarıdaki alıntıda da belirttiğim gibi tırnak içindeki alıntı dicle rojda tasman'ın yazmış olduğu ''varoluşsal kaygılar'' makalesinden alınmıştır. (pivolka, temmuz 2018, cilt: 8, sayı: 28).
ölüm (death): yaşayan her canlı bir gün ölümle yüzleşir. yaşam da ölüm de hayatın bir parçasıdır. hayatın bir gün biteceğinin farkında olmak ve zaman zaman (belki de ortalamadan fazla) hayatın bu gerçeği için endişelenmek, ölüm kaygısıdır. bir gün öleceğimizi bilsek de bu gerçeği göz ardı etmeye ya da unutmaya çalışırız. hiç yaşlanmayacak ve ölüm zamanımızın gelmeyeceğine inanırız veya inanmak isteriz. bu savunmalarımızın yanında, ölüm düşüncesi hayatın ertelenmemesi gerektiğini hatırlatır bize. iyi bir insan olabilmek ve hatırlanmak için bir şeyler, gerçek manasıyla bir şeyler yapma isteği uyandırır. iz bırakmak isteriz. ardımızda, bizi unutturmayacak izler... belki ölüm düşüncesi çoğu zaman acıtır insanın içini, fakat tamamıyla yıpratıcı demek de yanlış olacaktır.
özgürlük (freedom): hayatta seçemeyeceğimiz, elimizde olmayan durumlar vardır. ailemizi, doğduğumuz ülkeyi, yetiştirilme tarzımızı vb. seçemeyiz. fakat aynı zamanda kararlarımızı, yaşam tarzımızı, ideallerimizi seçebiliriz, hayallerimiz bize aittir. bunların hepsi bizim sorumluluğumuzdadır. ''sorumluluğun farkında olmak, kişinin kendi benliğini, kaderini, hayattaki durumunu, duygularını, acı çekişini kendisinin yarattığının farkında olması demektir.'' (dicle rojda tasman, varoluşsal kaygılar, 2018). kişi bu farkındalıkla birlikte yaptığı şeyde özgür olduğu için insana aynı zamanda boşluk hissi yaratır. özgürlük kaygısı, ölüm kaygısı gibi kişinin kolayca farkına varabileceği bir kaygı değildir. kişi genelde hayatıyla ilgili çok önemli ve geri dönüşü olmayacağını düşündüğü bir karar alırken özgürlük kaygısını deneyimler.
yalıtım (existential isolation): yalıtım yani izolasyonun ilk anlamı, tahmin edilebileceği üzere diğer insanlardan uzak durma, kendini soyutlama durumudur. fakat aynı zamanda kişinin kendi içindeki yalıtımı (duygularını, arzularını bastırmak) da vardır. yalıtım'ın üzerinde durduğu düşünce ''bu dünyaya tek başımıza geldik, tek başımıza gideceğiz''dir. bu düşünceden tam olarak kurtulmak bence imkansıza yakındır. önemli olan kurtulmaya çalışmaktansa bu gerçeği kabullenip onunla birlikte yaşamaktır. evet dünyaya yalnız geliriz hatta yalnız gideriz fakat içinde bulunduğumuz zamanı yalnız geçirmek zorunda değiliz, güzel ilişkiler kurup güzel anılar biriktirebiliriz.
anlamsızlık (meaningless): ''hayatın anlamı ne?'' sorusuna odaklanır. neden buradayım, ne için ve neden yaşıyorum gibi soruları beraberinde getirir. bu soruların cevabını daha doğrusu anlamsızlığın anlamını kendimiz bulmalı ve yaratmalıyız. eğer bu yarattığımız anlam yeterli gelmezse anlamsızlık kaygısı yaşamış oluruz. anlamsızlık kaygısı kesinlikle hafife alınacak bir kaygı değildir çünkü kişinin yaşamına son vermesine neden olabilir. ben, anlamsızlık kaygısının kişinin kendiyle daha fazla vakit geçirdiğinde çıkma olasılığının fazla olduğunu düşünüyorum. özellikle pandemi ile birlikte içe dönüş yaşadık ve kendimize birçok konuda varoluşsal sorular sormaya başladık. çoğu kişi için (ben de dahil) bu kaygı anlık olabilir ve kişi sonrasında günlük yaşantısına devam eder. bu kaygıyla baş etmenin en iyi yolu bence kişinin kendi içiyle zaman geçirmeye biraz ara verip kendisini meşgul edecek başka şeyler bulmasıdır.
dipnot: tanımım, derste gördüğüm bilgiler ışığında oluşturulmuş ve kendi cümlelerimdir. yukarıdaki alıntıda da belirttiğim gibi tırnak içindeki alıntı dicle rojda tasman'ın yazmış olduğu ''varoluşsal kaygılar'' makalesinden alınmıştır. (pivolka, temmuz 2018, cilt: 8, sayı: 28).
devamını gör...
normal sözlük 1. yılbaşı hediyeleşmesi
edit: arkadaşlar ev adresi vermek zorunda değil kimse. malumdur ki en yakın kargo şubesinden gidip alınabiliyor. bu fikir ekşi başta olmak üzere tüm sözlüklerde var. ancak uygulanabilirliği yok. madem biraz farklı ( köy okullarına yardım vs) bir format hazırlanmış, bunu da yapabiliriz diye düşündüm. kaybedeceğimiz en fazla ne olabilir ki. kimse 2000 liralık hediye almaz sonuçta. isteğe göre limit de belirlenebilir. kimse mağdur olmasın. maksat güzellik olsun.
entry:
bunu bir gelenek haline getirip gerçekten hediyeleşebilirsek harika olacağını düşündüğüm etkinlik. çok güzel olur bence. maksat hiç tanımadığın birinden gelen hediye paketini açmak.
elimdeki kitaplardan birini hediye edebilirim birine. haydi başlayalım.
entry:
bunu bir gelenek haline getirip gerçekten hediyeleşebilirsek harika olacağını düşündüğüm etkinlik. çok güzel olur bence. maksat hiç tanımadığın birinden gelen hediye paketini açmak.
elimdeki kitaplardan birini hediye edebilirim birine. haydi başlayalım.
devamını gör...
tuhaf takıntılar
iç çamaşırlarını takım giyerim.
iç çamaşırlarım ve çoraplarım uyumlu renkte olmalı.
iç çamaşırlarım kıyafetlerimle uyum içinde olmalı.
bir kıyafetin görünmeyen bir yerinde bile bir iplik sökülmüşse asla giymem.
misafir gittiğim evde gözümün önünde yıkansa bile asla havlu ve türevleri kullanamam.
kaldırımlarda çizgilere basmadan yürürüm, çoğu zaman aşağı bakarken direklere çarparım bu sebeple.
karton bardakların kapaklarıyla tam ortalı hizada kapatılmasına dikkat ederim.
mat oje dışında oje süremem çünkü lanet olası ojeler çok yavaş kuruyor ve iz oluşmasına tahammülüm yok.
aklıma geldikçe güncelleyeceğim. kendimle hayatım ne kadar zormuş.
iç çamaşırlarım ve çoraplarım uyumlu renkte olmalı.
iç çamaşırlarım kıyafetlerimle uyum içinde olmalı.
bir kıyafetin görünmeyen bir yerinde bile bir iplik sökülmüşse asla giymem.
misafir gittiğim evde gözümün önünde yıkansa bile asla havlu ve türevleri kullanamam.
kaldırımlarda çizgilere basmadan yürürüm, çoğu zaman aşağı bakarken direklere çarparım bu sebeple.
karton bardakların kapaklarıyla tam ortalı hizada kapatılmasına dikkat ederim.
mat oje dışında oje süremem çünkü lanet olası ojeler çok yavaş kuruyor ve iz oluşmasına tahammülüm yok.
aklıma geldikçe güncelleyeceğim. kendimle hayatım ne kadar zormuş.
devamını gör...
animasyon film
her yerin renkli olduğu, capcanlı, hayvanların konuşabildiği bir dünya koyuyorlar önümüze. bazen de öyle espriler dönüyor ki sanki yetişkin izleyicilere ithafen. sadece çocuklar icin olduğunu asla düşünmüyorum. bir film izleyeceksem ve animasyonu varsa orijinalinden bile vazgeçebiliyorum. o tatlı dünya her zaman içine çekiyor insanı. madem bu kadar övdük birkaç da örnek vermeden olmaz.
köfte yağmuru
2009'da yapılmış 34 sayfalık bir çocuk kitabından uyarlamadır.
lilo & stitch
2002 çıkışlı bu filmde küçük bir kız ve minik uzaylısı maceralar yaşıyor.
wall-e
bayılırım kendisine. 2008'de andrew stanton‘un sıcacık filmidir.
ters yüz
yine çok bilindik ama sıkmayan bir tanesi bu da. 2015'te cıkmış neşe ve mutsuzluk gibi duyguları bizimle konuşturmustur.
alice harikalar diyarında
1951 yapımı amerikan animasyon ve müzikal macera filmidir. kitabına aşina olduğumuz bu eseri disney'in gözünden de izleyebiliyoruz.
notre dame'ın kamburu
fransız yazar victor hugo'nun ölümsüz eserini konu alır. 1996 yılında disney stüdyolarında hazırlanmış harika bir filmdir.
köfte yağmuru
2009'da yapılmış 34 sayfalık bir çocuk kitabından uyarlamadır.
lilo & stitch
2002 çıkışlı bu filmde küçük bir kız ve minik uzaylısı maceralar yaşıyor.
wall-e
bayılırım kendisine. 2008'de andrew stanton‘un sıcacık filmidir.
ters yüz
yine çok bilindik ama sıkmayan bir tanesi bu da. 2015'te cıkmış neşe ve mutsuzluk gibi duyguları bizimle konuşturmustur.
alice harikalar diyarında
1951 yapımı amerikan animasyon ve müzikal macera filmidir. kitabına aşina olduğumuz bu eseri disney'in gözünden de izleyebiliyoruz.
notre dame'ın kamburu
fransız yazar victor hugo'nun ölümsüz eserini konu alır. 1996 yılında disney stüdyolarında hazırlanmış harika bir filmdir.
devamını gör...
başlarım böyle hayata deyip 1 kilo baklava yemek
yeter be. o mutsuz, bu sinirli, bunlar bik bik bik...hayatın keşmekeşine, arkadan vuranlara, sevip de sevmeyenlere, sevip de sevişmeyenlere inat bir isyan, bir baş kaldırı.
devamını gör...
alkole para bulup fakirlikten bahseden insan
gelmiş yine gerçek mümin dedirten başlık.
düdüt: silip kaçmış ahahahah
düdüt: silip kaçmış ahahahah
devamını gör...
tipeez
küçükken içinde olmaktan büyük bir keyif aldığım internet platformu idi. hürriyet çocuk ile bağlantılıydı. bir sanal dünya oyunuydu, karakterinizi yaratıp, evinizi döşeyip çeşitli etkinliklere katılırdınız. sanalika, habbo gibi oyunların müptelası olarak bayılmıştım.
ilk olarak sizi süslü bir ana sayfa karşılardı. forum, haberler, oyunlar ve çeşitli etkinlikler bulunurdu. ve elbette ki sanal dünyaya giriş kısmı. 7-8 yaşlarında bir velet olarak büyülenmiştim. oyunun para birimi olan tippuan'ı biriktirmek için bazı aktiviteleri gün boyu yapardım. bu oyunu diğer sanal dünya oyunlarından ayıran şey, çocuklar için geliştirilmesi ve çok fazla aktivitenin bulunmasıydı. kendi filminizi yapabilir, fotoğraf albümü düzenleyebilir, sosyalleşebilir veyahut yazılarınızı paylaşabilirdiniz.

oyunun en ünlü kişisi ise bay tipeez isimli karakterdi. oyunun yöneticilerinin kontrolünde olan bir avatar idi ancak herkes onu görmek için sıraya girerdi ve oyun, yanlış hatırlamıyorsam bay tipeez'in teşrif ettiği çarşamba günleri çökme noktasına gelirdi. belki oynamış olan ve hatırlayan vardır, jacob marley adında da kötü bir karakter vardı. tipeez oyuncuları en çok o karakteri sevmez ve ona karşı kampanyalar düzenlenirdi. şimdi çok tatlı şeyler olarak görsem de gerçekten gayet başarılı bir projeymiş. çocukların kendilerini özgürce ifade edebildiği, yaratıcılığını sergileyebildiği eğlenceli bir ortamdı. tabii ben tam bir bağımlı idim, 12 saat tipeez'in başında oturur ve orgazmdan daha zevkli anlar yaşardım. hayatımda hiçbir oyundan o kadar zevk aldığımı hatırlamıyorum.
tanım: orta doğu, avrupa ve amerika kıtalarında faaliyet gösteren, israil temelli, genel adı tweegee olan çocuk ve gençlik temalı sitelerin türkçe versiyonudur. 21 aralık 2018'de kapanmasıyla son tweegee sitesi de son buldu.
ilk olarak sizi süslü bir ana sayfa karşılardı. forum, haberler, oyunlar ve çeşitli etkinlikler bulunurdu. ve elbette ki sanal dünyaya giriş kısmı. 7-8 yaşlarında bir velet olarak büyülenmiştim. oyunun para birimi olan tippuan'ı biriktirmek için bazı aktiviteleri gün boyu yapardım. bu oyunu diğer sanal dünya oyunlarından ayıran şey, çocuklar için geliştirilmesi ve çok fazla aktivitenin bulunmasıydı. kendi filminizi yapabilir, fotoğraf albümü düzenleyebilir, sosyalleşebilir veyahut yazılarınızı paylaşabilirdiniz.

oyunun en ünlü kişisi ise bay tipeez isimli karakterdi. oyunun yöneticilerinin kontrolünde olan bir avatar idi ancak herkes onu görmek için sıraya girerdi ve oyun, yanlış hatırlamıyorsam bay tipeez'in teşrif ettiği çarşamba günleri çökme noktasına gelirdi. belki oynamış olan ve hatırlayan vardır, jacob marley adında da kötü bir karakter vardı. tipeez oyuncuları en çok o karakteri sevmez ve ona karşı kampanyalar düzenlenirdi. şimdi çok tatlı şeyler olarak görsem de gerçekten gayet başarılı bir projeymiş. çocukların kendilerini özgürce ifade edebildiği, yaratıcılığını sergileyebildiği eğlenceli bir ortamdı. tabii ben tam bir bağımlı idim, 12 saat tipeez'in başında oturur ve orgazmdan daha zevkli anlar yaşardım. hayatımda hiçbir oyundan o kadar zevk aldığımı hatırlamıyorum.
tanım: orta doğu, avrupa ve amerika kıtalarında faaliyet gösteren, israil temelli, genel adı tweegee olan çocuk ve gençlik temalı sitelerin türkçe versiyonudur. 21 aralık 2018'de kapanmasıyla son tweegee sitesi de son buldu.
devamını gör...
havanın niye bu kadar sıcak olması
aslında havanın sıcak olmasının bi sebebi var, hayat şartları çok zor olduğu için sıcak havayla birlikte su buharı olacağız. yukarı çıkacağız orada diğer su buharlarıyla (mümkünse kafadakilerle) birlikte bulut oluşturup yurt dışına kaçacağız?
devamını gör...
değer veren insan davranışları
şüpheye düşürmez, hissettirir.
devamını gör...
kağıttan hayatlar
az önce bitirdiğim netflix tarafından yayınlanan türk filmidir.
başrolünde çağatay ulusoy oynuyor.
filmi genel olarak beğendim güzel bir film ortaya çıkmış.
müzik kullanımı kamera kullanımı verilmek istenen mesaj son derece gerçek ve güzeldi.
diyaloglar biraz yavan ve romantik geldi bana orası biraz üzdü.
film çok fazla dram olmaya çalışıp son 10 dakikasında dram oluyor ve seyirciyi gerçekten üzüyor. kullanılan müzikler derbeder ve filme uygun müziklerdi.
çağatay ulusoy klasik bir oyunculuk performansı sergilemiş klasik her zaman olduğu gibi güzel ve başarılı oynamış.
performansında üste çıkan bir durum yoktu ama aşağı düşen bir durumda yoktu.
sosyal medyada görüyorum özellikle film çıktıktan sonra adam sahnede ağlıyor millet yorum yapıyor abi oyuncu yaaa fena yaaa.
olum sakin olun adam ağlıyor lan ağlamakla oyunculuk ne alaka performans değerlendirmesi iyi ağlaması mı anlamıyorum.
ayrıca her kakayı beğenmeyen tipler mutlaka filmi beğenmeyeceklerdir saygı duyuyorum.
maalesef insanlarda bir tür kaka fırlatma olayı var.
mesela bir yapım türk yapımı olduğu zaman hemen bir testis geçme hemen çamur atma olayı başlıyor.
yapmayın lütfen lan güzel film güzel filmdir kötü film kötü filmdir böyle değerlendirmek lazım.
türk yapınca kötü olmuştur mantığından uzak duralım artık ezmeyin lan kendinizi.
filmde sevdiğim kısımlar yaşanılan hayatların gerçekliği oldu
herkes sokakta kağıt toplayan sokakta uyuyan insanlar görüyor değil mi ?
sokakta yaşayan insanlar görüyoruz hatta onlardan korkuyoruz balicisi tinercisi ürkütüyor bizi.
işte film tam olarak o gördüğümüz insanların hayatının merkezine sokuyor bizi.
anne sevgisi aile sevgisi şefkat özlem gibi kavramları bilmeyen insanlar karşımıza çıkıyor.
bir sahne var ailesiz bir çocuk genç yaşta ölmek istiyor çünkü öbür dünyada annesi onu tanısın istiyor. darmadağın etti mesela o sahne çok üzüldüm.
mehmet ali’nin hastalığı garip hareketleri bize gösterildikçe mevzuyu anladım ama ona rağmen zevk aldım.
son 10 dakika zaten filmin vermek istediği mesajı çok güzel aktarıyor seyirciye.
ayrıca çağatay ulusoy ölüm sahnesi cesetinin yerde yatması falan beni delibal filmine götürdü aynı şekilde hissettirdi.
filmin ismini beğenmedim zaten filmin ismi mücadele çıkmazı olacakmış ama sonradan kağıttan hayatlar olmuş.
sebebini izleyince anladım son kısımda anlatılan mevzu filmin ismi olmuş.
bir adam kağıttan hayatlar kurmak istiyor çabalıyor falan filan.
aile sevgisi görmemiş bir insan çocukluğunu yaşıyor yaşamaya çalışıyor üzücü bir hikaye.
genel olarak 10/6.5 veririm bu filme duygulandım beğendim.
filmin girişinde bulunan iki yazı.
sokakta büyüyen kimsesiz çocuklara ithafen.
çocukların ağladığı bir dünyada kahkahalar ancak zalim olur.
son olarak (bkz: ağlama anne).
başrolünde çağatay ulusoy oynuyor.
filmi genel olarak beğendim güzel bir film ortaya çıkmış.
müzik kullanımı kamera kullanımı verilmek istenen mesaj son derece gerçek ve güzeldi.
diyaloglar biraz yavan ve romantik geldi bana orası biraz üzdü.
film çok fazla dram olmaya çalışıp son 10 dakikasında dram oluyor ve seyirciyi gerçekten üzüyor. kullanılan müzikler derbeder ve filme uygun müziklerdi.
çağatay ulusoy klasik bir oyunculuk performansı sergilemiş klasik her zaman olduğu gibi güzel ve başarılı oynamış.
performansında üste çıkan bir durum yoktu ama aşağı düşen bir durumda yoktu.
sosyal medyada görüyorum özellikle film çıktıktan sonra adam sahnede ağlıyor millet yorum yapıyor abi oyuncu yaaa fena yaaa.
olum sakin olun adam ağlıyor lan ağlamakla oyunculuk ne alaka performans değerlendirmesi iyi ağlaması mı anlamıyorum.
ayrıca her kakayı beğenmeyen tipler mutlaka filmi beğenmeyeceklerdir saygı duyuyorum.
maalesef insanlarda bir tür kaka fırlatma olayı var.
mesela bir yapım türk yapımı olduğu zaman hemen bir testis geçme hemen çamur atma olayı başlıyor.
yapmayın lütfen lan güzel film güzel filmdir kötü film kötü filmdir böyle değerlendirmek lazım.
türk yapınca kötü olmuştur mantığından uzak duralım artık ezmeyin lan kendinizi.
filmde sevdiğim kısımlar yaşanılan hayatların gerçekliği oldu
herkes sokakta kağıt toplayan sokakta uyuyan insanlar görüyor değil mi ?
sokakta yaşayan insanlar görüyoruz hatta onlardan korkuyoruz balicisi tinercisi ürkütüyor bizi.
işte film tam olarak o gördüğümüz insanların hayatının merkezine sokuyor bizi.
anne sevgisi aile sevgisi şefkat özlem gibi kavramları bilmeyen insanlar karşımıza çıkıyor.
bir sahne var ailesiz bir çocuk genç yaşta ölmek istiyor çünkü öbür dünyada annesi onu tanısın istiyor. darmadağın etti mesela o sahne çok üzüldüm.
mehmet ali’nin hastalığı garip hareketleri bize gösterildikçe mevzuyu anladım ama ona rağmen zevk aldım.
son 10 dakika zaten filmin vermek istediği mesajı çok güzel aktarıyor seyirciye.
ayrıca çağatay ulusoy ölüm sahnesi cesetinin yerde yatması falan beni delibal filmine götürdü aynı şekilde hissettirdi.
filmin ismini beğenmedim zaten filmin ismi mücadele çıkmazı olacakmış ama sonradan kağıttan hayatlar olmuş.
sebebini izleyince anladım son kısımda anlatılan mevzu filmin ismi olmuş.
bir adam kağıttan hayatlar kurmak istiyor çabalıyor falan filan.
aile sevgisi görmemiş bir insan çocukluğunu yaşıyor yaşamaya çalışıyor üzücü bir hikaye.
genel olarak 10/6.5 veririm bu filme duygulandım beğendim.
filmin girişinde bulunan iki yazı.
sokakta büyüyen kimsesiz çocuklara ithafen.
çocukların ağladığı bir dünyada kahkahalar ancak zalim olur.
son olarak (bkz: ağlama anne).
devamını gör...
misafirin sinir eden davranışları
evi baştan aşağı süzmesi. gelmişsin bir güzelce otur dimi gözler fıldır fıldır 4 dönüyor. hangi eşya yenilenmiş, neyin yeri değişmiş. dedikodu yapacak malzeme araması
devamını gör...
sabaha bir ayet bırak
her zorlukla birlikte bir kolaylık vardır.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük.
güzel bir gün güzel bir hafta olsun dilerim cümlemize.
ankara, hala karar veremedi havasına.
gök yıktı ortalığı sabah, gürleye gürleye.
dolsun barajlar o vakit.
güne ankara gibi bir şarkı gelsin.
gidelim 90'lara.
should ı stay or should ı go
güzel bir gün güzel bir hafta olsun dilerim cümlemize.
ankara, hala karar veremedi havasına.
gök yıktı ortalığı sabah, gürleye gürleye.
dolsun barajlar o vakit.
güne ankara gibi bir şarkı gelsin.
gidelim 90'lara.
should ı stay or should ı go
devamını gör...
hbo
türkiye'ye de gelse fena olmaz.
devamını gör...
yolu yarılayan adam
ilk nick altımı aldım ve çok mutluyum.
tabiki her yazar gibi beğendiğim ve bana öğretici her tanım için esirgemediğim artılarım var benim.
tabiki her yazar gibi beğendiğim ve bana öğretici her tanım için esirgemediğim artılarım var benim.
devamını gör...
