bazı sözlük yazarlarının eleştiriye tahammülünün olmaması
eleştiri nasıl yapılmalıymış bakalım:
alıntı..
1) eleştiri, geçerli olmalıdır.
2) eleştiri, mantık süzgecinden geçirilmiş olmalıdır.
3) eleştiri, nasıl daha iyi yapılabileceğine dair düşünceler ve öneriler içermelidir.
4) eleştiri, olumlu ve olumsuz taraflar içermelidir.
5) eleştiri düşmanlık değil, dostluk içermelidir.
bakın efendim ne diyor? sadece ‘ aşağılık kompleksi’ kelimesi bile hakaret içerir; eleştiri içermez. önce lütfen eleştiri nedir, ne değildir, nasıl yapılmalıdır; bu konuların iyice öğrenilmesi gerekir. yok ben öğrenmeyeceğim derseniz bu durumda buna ‘eleştiri’ diyemezsiniz. çünkü eleştirinin tanımı şudur:
‘’bir insanı, bir konuyu, bir yapıtı, doğru ve yanlış yönlerini bulup göstermek ereğiyle inceleme işi.’
ayrıca konu yapıcı ve yıkıcı diye de ayrılır ama bu konulara da girmeyeyim.
alıntı..
1) eleştiri, geçerli olmalıdır.
2) eleştiri, mantık süzgecinden geçirilmiş olmalıdır.
3) eleştiri, nasıl daha iyi yapılabileceğine dair düşünceler ve öneriler içermelidir.
4) eleştiri, olumlu ve olumsuz taraflar içermelidir.
5) eleştiri düşmanlık değil, dostluk içermelidir.
bakın efendim ne diyor? sadece ‘ aşağılık kompleksi’ kelimesi bile hakaret içerir; eleştiri içermez. önce lütfen eleştiri nedir, ne değildir, nasıl yapılmalıdır; bu konuların iyice öğrenilmesi gerekir. yok ben öğrenmeyeceğim derseniz bu durumda buna ‘eleştiri’ diyemezsiniz. çünkü eleştirinin tanımı şudur:
‘’bir insanı, bir konuyu, bir yapıtı, doğru ve yanlış yönlerini bulup göstermek ereğiyle inceleme işi.’
ayrıca konu yapıcı ve yıkıcı diye de ayrılır ama bu konulara da girmeyeyim.
devamını gör...
evli olup çocuk sahibi olmak istememek
çocuk bakmaya uygun hissetmiyor olabilirler kendilerini. saygı gösterilmesi ve her görüldüğü yerde 'ee çocuk ne zaman?' diye sorulmamalıdır.
devamını gör...
grigori rasputin
rus imparatorluğu'nun sarayındaki son önemli papaz. aslında bir papaz mı, bir sahtekar mı, bir illüzyonist mi ya da bir büyücü mü sürekli tartışılıyor. ancak hanedanı derinden etkilediği, yaptığı bazı akıl oyunlarıyla yanılttığı çok biliniyor. en sonunda kendisinden kurtulmak için öldürmeyi deniyorlar ama bir türlü de ölmeyen biri. en sonunda köprüden atılarak ve boğulmak suretiyle ölüyor.
devamını gör...
gece girilen tanımı sabah silmek
tek ben miyim bunu yapan? gece çenem düşer benim (sebebi beni ilgilendirir). sabah bi bakarım ulan ben ne yazmışım inşallah kimse görmemiştir diye silerim. oysa ne gerek var. düşünmüş de yazmışım. hoşuna gitmeyen başını duvara vrusun.
devamını gör...
sözlüğe tanım girmeye utanmak
sözlüğe bi şeyler yazarken yaşadığım durumdur çünkü düşüncem gerçekten bu kadar önemli mi diye sorup siliyorum
devamını gör...
taciz iftirası atılan diş hekiminin feci şekilde dövülmesi
bi video düştü geçenlerde, adamcağız yerde dizlerinin üzerinde, omzundan derisini kopartırcasına biri tutuyo, bi kadın avazı çıktığı kadar tecavüz etmeye çalıştı diyo. bu kadar kolay mı ya iftira atmak, önüne, arkasına bakmadan suçlamak? sonrasında ortaya çıktı ki, yanında çalışan özbek bi kadınla para konusunda anlaşamamışlar ve kadın istediğim parayı vermezsen rezil ederim demiş, tüm olay bundan ibaret. cezasını vermek size mi kaldı diyeceğim ama ne yazık ki geldiğimiz nokta bu, insanların tahammülü de kalmadı, yargısız infaz. şimdi o adam o videodaki herkese ömür boyu ödeyemecekleri kadar büyük bi tazminat davası açarsa haksız mı?
devamını gör...
ada ben ayrılmak istiyorum
bu replikten sonra, sinema önünde bir sağa bir sola ağlayarak volta atıyordu en son. bazı şeylerin değeri yitip gidince anlaşılır ama heyhat...
devamını gör...
biz nereye
tarkan'ın 1994 yılında çıkardığı aacayipsin albümünden bir şarkı. tarkan'ın rock soundlu şarkılarından biri diyebiliriz.
albüm kaydı bence iyi değil. tarkan'ın gençlik zamanı, sesi tam oturmamış. o yüzden aşağıya bir konser kaydı bırakacağım.
sözleri ise çok güzel. şu sıralar bir şeyler karalıyorum o yüzden şiirsel olarak da hoşuma gitti.
"takılmışım sözlerine
ben mecburum gözlerine
bunlara inanmak zor bir anda
kim ne varsa alacak
rüzgar çıktı ne kalacak
bütün bunlar delilikse ben deliyim
uçmasam da göklere
bir kuş olsam pencerede
perdeyi kapatsan da
ben seninle
bir ses buldum isminde
bin renk buldum yüzünde
bu bir zaman denizi
biz nereye"
bu kayıtta tarkan'a altay oktar eşlik ediyor. bence o da çok güzel söylüyor.
albüm kaydı bence iyi değil. tarkan'ın gençlik zamanı, sesi tam oturmamış. o yüzden aşağıya bir konser kaydı bırakacağım.
sözleri ise çok güzel. şu sıralar bir şeyler karalıyorum o yüzden şiirsel olarak da hoşuma gitti.
"takılmışım sözlerine
ben mecburum gözlerine
bunlara inanmak zor bir anda
kim ne varsa alacak
rüzgar çıktı ne kalacak
bütün bunlar delilikse ben deliyim
uçmasam da göklere
bir kuş olsam pencerede
perdeyi kapatsan da
ben seninle
bir ses buldum isminde
bin renk buldum yüzünde
bu bir zaman denizi
biz nereye"
bu kayıtta tarkan'a altay oktar eşlik ediyor. bence o da çok güzel söylüyor.
devamını gör...
god of war
2018'deki soft reboot hakkında ana hikaye konusunda cinnet geçirdiğim ama oynanış bakımından hakkını vermek zorunda hissettiğim oyun. orijinal seriyi bitirmiş olanlar için ufak çaplı krizlere sebep olsa bile -ki bunun en temel sebebi oyunun hack 'n' slash mantığından uzaklaşıp daha soğuk ve mekanik bir yapıya bürünüyor gibi görünmesi ve görünürde vahşetin törpülenmesiydi- aslında objektif bir biçimde baktığım zaman kendini gerçek anlamda aşmış bir oyun gow. blades of chaos zaten önceki oyunlarda tapındığımız bir silahtı ki skilleri de güzel bir nostalji yaşattı ama leviathan baltası ne kadar yeni ve alışılmadık bir weapon olsa bile oyun ilerledikçe gerçek anlamda muazzam bir oyun zevki yaşatıyor. vuruş hissiyatı zaten ders niteliğindeydi resmen ama kontrol şeması meh... daha yeni souls serisini bitirdim geldim be santa monica. yarı-açık dünya denilebilir ama ben aşağı yukarı 20 saatlik ana hikayede atreus denilen sevimsiz bahçe cücesine tilt olduğum için yan görevlere hiç bulaşmadığımdan çok linear bir haritada ilerlemek zorunda kaldım. yetersiz ve tekrarlayan bosslar ve atreus'un kafasını koparma gibi bir opsiyonumuzun olmaması oyundan biraz soğutsa bile ana hikaye yine de gayet sağlam ilerliyor. atreus'a tilt oluyor olsam bile oyunda bazı durumlarda aşırı işlevsel olduğu gerçeği var özellikle oyun ilerledikçe okları yeni özellikler kazandığı için bazı durumlarda kurtarıcı rolü üstleniyor.
iki tane silah -ki blades of chaos oyunun yarısında elimize geçiyor- bu kadar uzun bir oyunda özellikle sürekli savaş sekanslarının olduğu bir oyunda sıkabilirmiş gibi gelse de silahların combo yapmaya olanak sağlayan gayet eğlenceli yetenekleri var ve asla sıkmıyor. kamera açısını değiştirmeleri başta işkillendirmiş olsa da eski oyunlar gibi sabit kamera açısı ile oynamaya çok müsait değildi zaten bu yüzden riskli ama güzel bir hamle yapmış santa monica. çok spoiler vermeden kısaca özet geçmek gerekirse; temeli sağlam hikayesi, orta-üst seviye mekanikleri, fena olmayan mekan tasarımları, sağda solda loot yapmak bazen can sıksa bile oyuna ayak uydurunca alışılabilecek bir denge kurmaları ve şiir gibi grafikleri ile gayet keyifli - yine de seni sevmiyorum atreus puştu- bir oyun.
helheim'a kadar yolun var atreus. hadi thor'un bir oğlunu öldürdük ama onu belki çok sevmiyordur diye kendimi avutuyordum niye gidip diğerini de öldürdün cin cücesi kılıklı sevimsiz? ragnarok'da bizi kum torbası yapacak thor, mutlu musun?! bari adamın heykelini yıkmasaydık ya. senin loki olduğun çok belliydi zaten, sinsi velet.
iki tane silah -ki blades of chaos oyunun yarısında elimize geçiyor- bu kadar uzun bir oyunda özellikle sürekli savaş sekanslarının olduğu bir oyunda sıkabilirmiş gibi gelse de silahların combo yapmaya olanak sağlayan gayet eğlenceli yetenekleri var ve asla sıkmıyor. kamera açısını değiştirmeleri başta işkillendirmiş olsa da eski oyunlar gibi sabit kamera açısı ile oynamaya çok müsait değildi zaten bu yüzden riskli ama güzel bir hamle yapmış santa monica. çok spoiler vermeden kısaca özet geçmek gerekirse; temeli sağlam hikayesi, orta-üst seviye mekanikleri, fena olmayan mekan tasarımları, sağda solda loot yapmak bazen can sıksa bile oyuna ayak uydurunca alışılabilecek bir denge kurmaları ve şiir gibi grafikleri ile gayet keyifli - yine de seni sevmiyorum atreus puştu- bir oyun.
helheim'a kadar yolun var atreus. hadi thor'un bir oğlunu öldürdük ama onu belki çok sevmiyordur diye kendimi avutuyordum niye gidip diğerini de öldürdün cin cücesi kılıklı sevimsiz? ragnarok'da bizi kum torbası yapacak thor, mutlu musun?! bari adamın heykelini yıkmasaydık ya. senin loki olduğun çok belliydi zaten, sinsi velet.
devamını gör...
sema moritz
çok sevdiğim nahif bir sanatçı. sesi çok dinlendirir.
devamını gör...
alkol
beyincik bölgesini uyarır.
abartılmadığı takdirde güzeldir kullanmak.
şimdi şaraba kim hayır diyebilir ki?
abartılmadığı takdirde güzeldir kullanmak.
şimdi şaraba kim hayır diyebilir ki?
devamını gör...
robert enke
intihar etmeden önce gitgide yükselişe geçen bir kariyeri vardı. özellikle hannover döneminde hem bundesliga'da yılın kalecisi seçilmiş (2009) hem de almanya milli takımında 1. kaleciliğe yükselmişti. rahmetli yaşasaydı muhtemelen almanya kalesini o koruyacaktı 2010 dünya kupası'nda. bir de merhumun olaylı fenerbahçe kariyeri vardır ki ilk maçında üç gol yemiş ve basının hedefi olmuştur. -bence ilk gol dışında hatası yok- çoğu kişi fenerbahçe'nin bu adamı direkt gönderdiğini söyler ama iş farklı. enke, fenerbahçe'ye kiralık geldiğinde zaten depresyonla boğuşuyordu ve bu durum van gaal'in 19 yaşındaki valdes'i kendisinin yerine seçmesiyle birlikte iyice ağır basmıştı. o sezon rüştü de barca'ya gidince enke 3. kaleci olarak kaldı ve fener'e kiralandı. malum maçtan sonra eleştirilere dayanamayan enke, sözleşmesinin feshini istemiş ve memleketine -hannover'e- dönmüştür. sonrasında ise kalp rahatsızlıklarından muzdarip olan kızı lara enke'yi henüz 2 yaşında kaybedince daha fazla dayanamamış ve kızının mezarına yakın bir demir yolunda trenin önüne atlayarak intihar etmiştir. cenazesi de kızının hemen yanına defnedilmiştir.
devamını gör...
bir erkeğin en tehlikeli cümlesi
gel boşanmadan bi oturup konuşalım.
bu cümleyi duyan pek çok kadın maalesef artık hayatta değil.
bu cümleyi duyan pek çok kadın maalesef artık hayatta değil.
devamını gör...
milgram deneyi
stanley milgram'in 1961'de yaptığı bu oldukça korkunç deney insanların otoriteye ne kadar boyun eğdiğini gözler önüne serdiği çarpıcı bir deneydir.
deneye başlamadan önce, gazete ilanı ile 25-50 yaş arası insanlar arandı. herhangi bir şart yoktu. sadece ilk deneyde katılımcıların hepsi erkeklerden seçildi. katılımcılara deneyin ‘cezanın öğrenmedeki etkileri’ üzerine olduğu söylendi. ve ikinci bir katılımcının daha olduğu belirtildi.
ilk olarak kura ile bir ‘öğretmen’ ve bir ‘öğrenci’ seçileceği açıklandı. ancak ikinci katılımcı, deney grubunun elemanıydı ve her iki kağıtta da ‘öğretmen’ yazıyordu. dolayısıyla gerçek katılımcının öğretmen rolünde olması kaçınılmazdı. ‘öğrenci’ ile ‘öğretmen’ birbirinin sesini duyabileceği ancak birbirini göremeyeceği farklı odalarda yer aldılar. deneyin asıl amacında otoriter figürü temsil eden, özellikle sert ve disiplinli görünen deney gözlemcisi, deney boyunca katılımcının (öğretmenin) yanında kaldı. deney başlamadan önce katılımcıya, öğrencinin çekeceği acıyı öngörebilmesi için 45 voltluk bir elektro şok uygulandı.
deney boyunca, öğretmen öğrenciye öğrenmesi için sözcükler listesini bildiriyor ve bu sözcükleri öğrenip öğrenmediğini sorarak kontrol etti, her yanlış cevapta ceza olarak öğretmen, öğrenciye, bağlı olduğu makine ile her seferinde artan miktarda elektroşok uyguladı. gerçekte ise şok uygulanmıyordu. işbirlikçi denek gerçek denekten ayrıldığı zaman, geçtiği odada elektroşok makinesine bütünleştirilmiş bir ses kayıt cihazını çalıştırıyordu, bu cihaz da her şok seviyesine karşılık önceden kaydedilmiş bir çığlık sesini çalıyordu. voltajın birkaç defa artırılmasından sonra (bu, genelde 150 volttu) aktör, kendisini yan odadaki katılımcıdan ayıran duvarı yumruklamaya başlıyordu.
denek herhangi bir noktada deneyi durdurma isteğini ifade ettiği zaman kendisine sert gözlemci tarafından aşağıdaki sırayı takip eden sözlü uyarılarda bulunuldu:
1. lütfen devam edin.
2. deney için devam etmeniz gerekiyor.
3. devam etmeniz kesinlikle çok önemli.
4. başka seçeneğiniz yok, devam etmek “zorundasınız”.
denek bu dört uyarıdan sonra bile hala durmak istediğini ifade ederse deney durduruluyor, tersi durumda ise deney ancak denek en yüksek şok olan 450 voltu 3 kere art arda uyguladıktan sonra durduruluyordu.
milgram’ın ilk deney dizisinde katılımcıların % 65’inin (40 katılımcıdan 26’sının) deneydeki en yüksek gerilim olan 450 voltu, her ne kadar epey huzursuzluk hissetmiş olsalar da, uyguladıkları görüldü. hepsi deneyin bir noktasında durup deneyi sorguladı, hatta bazıları kendilerine ödenen parayı geri vereceklerini söylediler. katılımcılardan hiçbiri 300 volt seviyesinden önce şok uygulamaktan tereddütsüzce vazgeçmedi.
milgram deney sonuçlarını şöyle değerlendirdi; “sadece görevlerini yapan, kendi başlarına vahşi işlere kalkışmayan sıradan insanlar, korkunç bir yok etme işleminin bir parçası olabilmekteler. ek olarak, yaptıkları işin yıkıcı sonuçlarını apaçık görmelerine rağmen, temel ahlaki değerleriyle çelişen bu görevlerde pek az kişinin otoriteyi reddetme potansiyeli olduğu görüldü.”
milgram ulaştığı sonuçları 1974 tarihli makalesi “itaatin tehlikeleri”nde (ing.: the perils of obedience) özetledi:
itaatin hukuksal ve felsefesel açılardan devasa önemi bulunmaktadır, ancak bunlar çoğu insanın somut durumlarda nasıl davrandığı konusunda fazla bilgi vermez. yale üniversitesinde sıradan bir insanın sadece bir deney bilimcisinden aldığı emirle başka bir insana ne kadar acı çektireceğini ölçmek için basit bir deney düzenledim. katılan deneklerin güçlü vicdani duyguları ile saf otoriteyi çeliştirdim, ve kurbanların acı dolu çığlıklarının eşliğinde genellikle otorite kazandı. yetişkin insanların, bir erk makamının komutası doğrultusunda her şeyi göze almakta gösterdikleri aşırı isteklilik, çalışmamızın acilen açıklama gerektiren en önemli bulgusudur.
sadece görevlerini yapan, kendi başlarına vahşi işlere kalkışmayan sıradan insanlar, korkunç bir yok etme işleminin bir parçası olabilmekteler. ek olarak, yaptıkları işin yıkıcı sonuçlarını apaçık görmelerine rağmen, temel ahlaki değerleriyle çelişen bu görevlerde pek az kişinin otoriteyi reddetme potansiyeli olduğu görüldü.
deneye başlamadan önce, gazete ilanı ile 25-50 yaş arası insanlar arandı. herhangi bir şart yoktu. sadece ilk deneyde katılımcıların hepsi erkeklerden seçildi. katılımcılara deneyin ‘cezanın öğrenmedeki etkileri’ üzerine olduğu söylendi. ve ikinci bir katılımcının daha olduğu belirtildi.
ilk olarak kura ile bir ‘öğretmen’ ve bir ‘öğrenci’ seçileceği açıklandı. ancak ikinci katılımcı, deney grubunun elemanıydı ve her iki kağıtta da ‘öğretmen’ yazıyordu. dolayısıyla gerçek katılımcının öğretmen rolünde olması kaçınılmazdı. ‘öğrenci’ ile ‘öğretmen’ birbirinin sesini duyabileceği ancak birbirini göremeyeceği farklı odalarda yer aldılar. deneyin asıl amacında otoriter figürü temsil eden, özellikle sert ve disiplinli görünen deney gözlemcisi, deney boyunca katılımcının (öğretmenin) yanında kaldı. deney başlamadan önce katılımcıya, öğrencinin çekeceği acıyı öngörebilmesi için 45 voltluk bir elektro şok uygulandı.
deney boyunca, öğretmen öğrenciye öğrenmesi için sözcükler listesini bildiriyor ve bu sözcükleri öğrenip öğrenmediğini sorarak kontrol etti, her yanlış cevapta ceza olarak öğretmen, öğrenciye, bağlı olduğu makine ile her seferinde artan miktarda elektroşok uyguladı. gerçekte ise şok uygulanmıyordu. işbirlikçi denek gerçek denekten ayrıldığı zaman, geçtiği odada elektroşok makinesine bütünleştirilmiş bir ses kayıt cihazını çalıştırıyordu, bu cihaz da her şok seviyesine karşılık önceden kaydedilmiş bir çığlık sesini çalıyordu. voltajın birkaç defa artırılmasından sonra (bu, genelde 150 volttu) aktör, kendisini yan odadaki katılımcıdan ayıran duvarı yumruklamaya başlıyordu.
denek herhangi bir noktada deneyi durdurma isteğini ifade ettiği zaman kendisine sert gözlemci tarafından aşağıdaki sırayı takip eden sözlü uyarılarda bulunuldu:
1. lütfen devam edin.
2. deney için devam etmeniz gerekiyor.
3. devam etmeniz kesinlikle çok önemli.
4. başka seçeneğiniz yok, devam etmek “zorundasınız”.
denek bu dört uyarıdan sonra bile hala durmak istediğini ifade ederse deney durduruluyor, tersi durumda ise deney ancak denek en yüksek şok olan 450 voltu 3 kere art arda uyguladıktan sonra durduruluyordu.
milgram’ın ilk deney dizisinde katılımcıların % 65’inin (40 katılımcıdan 26’sının) deneydeki en yüksek gerilim olan 450 voltu, her ne kadar epey huzursuzluk hissetmiş olsalar da, uyguladıkları görüldü. hepsi deneyin bir noktasında durup deneyi sorguladı, hatta bazıları kendilerine ödenen parayı geri vereceklerini söylediler. katılımcılardan hiçbiri 300 volt seviyesinden önce şok uygulamaktan tereddütsüzce vazgeçmedi.
milgram deney sonuçlarını şöyle değerlendirdi; “sadece görevlerini yapan, kendi başlarına vahşi işlere kalkışmayan sıradan insanlar, korkunç bir yok etme işleminin bir parçası olabilmekteler. ek olarak, yaptıkları işin yıkıcı sonuçlarını apaçık görmelerine rağmen, temel ahlaki değerleriyle çelişen bu görevlerde pek az kişinin otoriteyi reddetme potansiyeli olduğu görüldü.”
milgram ulaştığı sonuçları 1974 tarihli makalesi “itaatin tehlikeleri”nde (ing.: the perils of obedience) özetledi:
itaatin hukuksal ve felsefesel açılardan devasa önemi bulunmaktadır, ancak bunlar çoğu insanın somut durumlarda nasıl davrandığı konusunda fazla bilgi vermez. yale üniversitesinde sıradan bir insanın sadece bir deney bilimcisinden aldığı emirle başka bir insana ne kadar acı çektireceğini ölçmek için basit bir deney düzenledim. katılan deneklerin güçlü vicdani duyguları ile saf otoriteyi çeliştirdim, ve kurbanların acı dolu çığlıklarının eşliğinde genellikle otorite kazandı. yetişkin insanların, bir erk makamının komutası doğrultusunda her şeyi göze almakta gösterdikleri aşırı isteklilik, çalışmamızın acilen açıklama gerektiren en önemli bulgusudur.
sadece görevlerini yapan, kendi başlarına vahşi işlere kalkışmayan sıradan insanlar, korkunç bir yok etme işleminin bir parçası olabilmekteler. ek olarak, yaptıkları işin yıkıcı sonuçlarını apaçık görmelerine rağmen, temel ahlaki değerleriyle çelişen bu görevlerde pek az kişinin otoriteyi reddetme potansiyeli olduğu görüldü.
devamını gör...
zamanın en yavaş işlediği anlar
ıçinde bulunmak istemediğin ama zorunda olduğun insanların arasında.
devamını gör...
yapılmış en aptalca dalgınlık
kahveye su koyacağıma çay doldurmuştum çaydanlıktan...
tanım: yazarların yaptığı en aptalca dalgınlıkları paylaştığı başlık.
tanım: yazarların yaptığı en aptalca dalgınlıkları paylaştığı başlık.
devamını gör...



