dergipark
--- alıntı ---
tübitak ulakbim çatısı altında, türkiye'de yayınlanan akademik hakemli dergiler için elektronik ortamda barındırma ve editoryal süreç yönetimi hizmeti sunar. dergipark, ulusal akademik dergilerin standartlara uygun olarak varlık kazanmasına ve uluslararası görünürlüğünün artırılmasına destek olur.
dergipark, dergilerin işleyişine, yönetimine ve içeriğine karışmaz. sadece alt yapı sunar ve sistemin kullanımı için "teknik destek" sağlar. yazarlar, yayınları hakkında her türlü konu için ilgili derginin editörü ile iletişime geçmelidir.
--- alıntı ---
üniversitede verilen ödev ve tez çalışmalarını buradan yararlanarak yapabilirsiniz.
2020 verilerine göre dergipark günlük ortalama kullanıcı sayısı: 100.000 kişiulaşmak isteyenler için link bırakıyorum
tübitak ulakbim çatısı altında, türkiye'de yayınlanan akademik hakemli dergiler için elektronik ortamda barındırma ve editoryal süreç yönetimi hizmeti sunar. dergipark, ulusal akademik dergilerin standartlara uygun olarak varlık kazanmasına ve uluslararası görünürlüğünün artırılmasına destek olur.
dergipark, dergilerin işleyişine, yönetimine ve içeriğine karışmaz. sadece alt yapı sunar ve sistemin kullanımı için "teknik destek" sağlar. yazarlar, yayınları hakkında her türlü konu için ilgili derginin editörü ile iletişime geçmelidir.
--- alıntı ---
üniversitede verilen ödev ve tez çalışmalarını buradan yararlanarak yapabilirsiniz.
2020 verilerine göre dergipark günlük ortalama kullanıcı sayısı: 100.000 kişiulaşmak isteyenler için link bırakıyorum
devamını gör...
18 mayıs 2021 mansur yavaş'ın paylaştığı gizemli video
belediye 4.0 açıklaması direk sanayi 4.0 devrimine selam çaktığını gördük gizem falan değil.
devamını gör...
çaresizlik
hissedilen en kötü his zannımca. sana acı veren bir olayda onu değiştirmek için, düzeltmek için elinden hiçbir şey gelememesi durumu. bazen çok sevdiğin birini kaybetmenin, bazen de hayatının merkezine aldığın bir insanı başkasıyla yaşadıklarının verdiği acı bu hissin oluşmasına sebebiyet verebiliyor. ama bu sefer “yapabileceğiniz tek şey şudur” gibi sözler duyamazsınız, duysanız bile fayda etmez. çünkü yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur. o duygunun vermiş olduğu üzüntü azalsa da bir yerlerde hep onunla yaşarsınız.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
kuzguncuktaki vişne sayesinde vites yükselten program.
devamını gör...
os
latince os kemikse man da ingilizce adam demek. osman kemik adammı demek tanrı aşkına bu soğuk espriyi yapmak istemiyorum.
devamını gör...
four weddings and a funeral
richard curtis ve hugh grant ayrılmaz ikilisini hayatımıza kazandıran, 1994 yapımı, içinden gerçekten de 4 düğün ve 1 cenaze geçen, kült bir ingiliz romantik komedisi.
kimi eleştirmenlerce sinema tarihinin yapı taşlarından biri olduğu söylenen* film, çeşitli yaş aralıklarından bir grup ingiliz arkadaşın -ve özellikle içlerinden biri olan iflah olmaz romantik bir adamın- hayatından bir kesiti, farklı dönemlerde hep birlikte katıldıkları bu 5 önemli sosyal hadise üzerinden anlatır. biz fonda eğlenir gülerken charles ve diğerleri bir düğünden başka bir düğüne, düğünden cenazeye koşturup gerçek aşkı, romantizmi, yaşamı, birlikteliği, anı paylaşmayı hem arayıp hem de sorgulamaya devam ederler.
dünya sinema tarihine tüm zamanların en iyi gişe yapan ingiliz filmi olarak geçen yapımın yönetmen koltuğundaysa mike newell var. bütçesi hatrı sayılır düzeyde düşük olan filmin çekimleriyse sadece 35 gün sürmüş.
ilk izlediğimde -ki ne zamandı gerçekten hatırlamıyorum, ama çocuktum diyelim-, ve sonraki her izlediğimde de -ki sayısını hatırlamıyorum ama iki basamaklı sayılardan bahsettiğimiz aşikar- kamera arkasında sanki kazara bir araya gelmiş, eğlenirken zamanın nasıl geçtiğini anlamayan bir arkadaş grubu varmışcasına samimi bir diyalog içinde hissetmiştim kendimi. ingiliz kültürü ve hugh grant seviciliğimin bu hissiyat üstünde etkisi büyük olsa da filmin, uyuya kaldıkları için 13 kez f*ck diyen karakterlerle açılıyor olması da önemli bir yere sahip bu hayranlığımda. her izlediğimde yeniden kahkaha atarak giriyorum filme.
hugh grant'i o zamana kadar yine richard curtis'le birlikte çalıştığı notting hill ve love actually'de izlemiş sevmişliğim de vardı. her nedense ikilinin en kült ve ilk filmi -ve bence en iyisi- olan four weddings and a funeral hayatıma girmekte gecikmiş.
pek çokları hugh grant'in sonraki filmlerinde de hep aynı adamı oynadığını söyler.* fakat "o adam"a olan sevgim bu konuda objektif davranmamı ve hugh grant'a kötü oyuncu dememi engelliyor okur ne yalan söyliyeyim. notting hill'in yönetmeni roger michell'de verdiği bir röportajında bu tuhaf sinematografik ilişkiden bahsederken "richard'ın yazdıklarını en iyi oynayan hugh, hugh'u da en iyi yazan richard" diye bahsetmiş. adam haklı! göz var izan var.
kimi eleştirmenlerce sinema tarihinin yapı taşlarından biri olduğu söylenen* film, çeşitli yaş aralıklarından bir grup ingiliz arkadaşın -ve özellikle içlerinden biri olan iflah olmaz romantik bir adamın- hayatından bir kesiti, farklı dönemlerde hep birlikte katıldıkları bu 5 önemli sosyal hadise üzerinden anlatır. biz fonda eğlenir gülerken charles ve diğerleri bir düğünden başka bir düğüne, düğünden cenazeye koşturup gerçek aşkı, romantizmi, yaşamı, birlikteliği, anı paylaşmayı hem arayıp hem de sorgulamaya devam ederler.
dünya sinema tarihine tüm zamanların en iyi gişe yapan ingiliz filmi olarak geçen yapımın yönetmen koltuğundaysa mike newell var. bütçesi hatrı sayılır düzeyde düşük olan filmin çekimleriyse sadece 35 gün sürmüş.
ilk izlediğimde -ki ne zamandı gerçekten hatırlamıyorum, ama çocuktum diyelim-, ve sonraki her izlediğimde de -ki sayısını hatırlamıyorum ama iki basamaklı sayılardan bahsettiğimiz aşikar- kamera arkasında sanki kazara bir araya gelmiş, eğlenirken zamanın nasıl geçtiğini anlamayan bir arkadaş grubu varmışcasına samimi bir diyalog içinde hissetmiştim kendimi. ingiliz kültürü ve hugh grant seviciliğimin bu hissiyat üstünde etkisi büyük olsa da filmin, uyuya kaldıkları için 13 kez f*ck diyen karakterlerle açılıyor olması da önemli bir yere sahip bu hayranlığımda. her izlediğimde yeniden kahkaha atarak giriyorum filme.
hugh grant'i o zamana kadar yine richard curtis'le birlikte çalıştığı notting hill ve love actually'de izlemiş sevmişliğim de vardı. her nedense ikilinin en kült ve ilk filmi -ve bence en iyisi- olan four weddings and a funeral hayatıma girmekte gecikmiş.
pek çokları hugh grant'in sonraki filmlerinde de hep aynı adamı oynadığını söyler.* fakat "o adam"a olan sevgim bu konuda objektif davranmamı ve hugh grant'a kötü oyuncu dememi engelliyor okur ne yalan söyliyeyim. notting hill'in yönetmeni roger michell'de verdiği bir röportajında bu tuhaf sinematografik ilişkiden bahsederken "richard'ın yazdıklarını en iyi oynayan hugh, hugh'u da en iyi yazan richard" diye bahsetmiş. adam haklı! göz var izan var.
devamını gör...
kara mizah
son dönemlerde herkes aptalca ve kabul edilmesi mümkün olamayan fikirlerini belirtip ama bu kara mizah der oldu . bilakis kara mizah çok ince bir çizgide ve zeka isteyen birşeydir. dümdüz aşağılamak değildir. bu tipler kadar her mizah unsuruna aşırı duyar kasanlardanda nefret ediyorum .
devamını gör...
haktan akdoğan
nedendir bilinmez, salt adı geçse dahi aklıma ömer çelakıl gelir. fraksiyonel ve kafada neredeyse müstakil aşiyan gelir.
çelinen akla çekinmez, norşin'den arizona'ya edip yüksel gelir.
nedenli nedensiz öykündüğüm olur.
sade' ufo fantezileriyle 'geçim' gelir.
"cevizin kabuğunu kırıp özüne inmeyen cevizin hepsini kabuk zanneder.*"miş ya insanın da özüne inmemiz gerektiği gelir aklıma. oturup karşı karşıya özünü dinleyesim gelir.
çelinen akla çekinmez, norşin'den arizona'ya edip yüksel gelir.
nedenli nedensiz öykündüğüm olur.
sade' ufo fantezileriyle 'geçim' gelir.
"cevizin kabuğunu kırıp özüne inmeyen cevizin hepsini kabuk zanneder.*"miş ya insanın da özüne inmemiz gerektiği gelir aklıma. oturup karşı karşıya özünü dinleyesim gelir.
devamını gör...
william shakespeare
ingilizcede 57k söz kökünün 37ksını kullanmıştır.
adına 1000’den fazla film yapılmıştır.
incilden sonra en çok alıntılanan yazardır.
ingilizceye en çok kelime kazandırmıştır (1600 civarı). bunu teyit edemedim ama bazıları john milton diyor en çok kelime kazandıran.
taş kalpli, kem gözlü gibi sözcükler hep shakespeare’in türettiği sözlerdir.
muazzam bir dimağdır. eğitim görmemesine rağmen ve italyaya hiç gitmemesine rağmen hakkında kitap yazmıştır. insanlarla çok sohbet edermiş. bana kalırsa marlowe’dir bu shakespeare ama mina urgan beni bu konuda cahillikle suçluyor. zaten ben kimim ki, gerçekçi olalım...
adına 1000’den fazla film yapılmıştır.
incilden sonra en çok alıntılanan yazardır.
ingilizceye en çok kelime kazandırmıştır (1600 civarı). bunu teyit edemedim ama bazıları john milton diyor en çok kelime kazandıran.
taş kalpli, kem gözlü gibi sözcükler hep shakespeare’in türettiği sözlerdir.
muazzam bir dimağdır. eğitim görmemesine rağmen ve italyaya hiç gitmemesine rağmen hakkında kitap yazmıştır. insanlarla çok sohbet edermiş. bana kalırsa marlowe’dir bu shakespeare ama mina urgan beni bu konuda cahillikle suçluyor. zaten ben kimim ki, gerçekçi olalım...
devamını gör...
bavul hazırlamak
ah hele ki bunu üniversite için hazırlıyorsanız tadından yenmez. ilk defa üniversiteye gideceksin, kafan karmakarışık ama mutlusun. bavula iki eşya koyup üç düşünürsün. sanki eşyalarını değil duygularını katlayıp koyuyorsundur valize. heyecan hat safhada zaten biraz da hüzün ekleyelim oraya hıhh oldu işte...
devamını gör...
bir dergiye yazı yollamış yazarlar veri tabanı
ben de birkaç dergiyi yazı yolladım
açıkçası bu yazıları okuyan ve inceleyen kişilerin pek yetkin olduklarını düşünmüyorum. " çay içen insandan zarar gelmez " edebiyatı yapan insanlardan bir şey beklemeyin derim.
açıkçası bu yazıları okuyan ve inceleyen kişilerin pek yetkin olduklarını düşünmüyorum. " çay içen insandan zarar gelmez " edebiyatı yapan insanlardan bir şey beklemeyin derim.
devamını gör...
15 yaşındaki kızı kaçırmak için ev basan muhtar
ülke arınma gecesi filmine döndü iyice. silahını alıp yakınlarını toplayan ev basıyor, kendi kendine verdiği yetkiye dayanarak namus bekçiliği yapanlar başkalarını yaralayabiliyor ve öldürebiliyor, müdahale edilmesi ve kontrol altına alınması gereken herkes dışarıda... kaçırdığımız bir şey mi var? bireysel olarak silahlanıp evlerimizi küçük kalelere çevirmemiz de gerekecek mi?
devamını gör...
memleketinin adını söylemeden anlat
.
devamını gör...
istanbul sözleşmesi olayının çok abartılması
okuyun da çok büyüttüğümüz sözleşmenin ne işe yaradığını görün.
yıllar önce 21 yaşında çarşaflı bir kadına barodan avukat olarak görevlendirilmiştim. buradaki çarşaf vurgusu tamamen bağlı bulunduğu tarikatle ilgilidir ve kesinlikle ayrımcılık içermemektedir. yanlış anlaşılmak istemem.kadın 8.5 aylık hamileydi. kadının eşi bir camide imamdı ve hamile olduğu halde kadını tekmeleyerek dövmüştü. 20 aylık büyük kızını da annesinden koparmış ve kadını sokağa atmıştı. kadın ağzı yüzü dağılmış vaziyette ve iki gözü iki çeşme ofise geldi. hemen 6284 sk gereği tedbir talep ettim ve istanbul sözleşmesi'ne atıf yaparak 20 aylık bebeğin annesine teslim edilmesini sağladım. sonra da müftlüğe başvurarak imam hakkında soruşturma açılmasını sağladım. hatta konuyu basına açacağımı söyleyerek müftülüğü harekete geçmeye zorladım. 8.5 aylık hamile kadının bebekleriyle birlikte kurtulmasını istanbul sözleşmesi sağladı. genç kadının annesi arada bir beni arar ve kendi bildiği dille teşekkür eder. "kızım da torunlarım da senin emeğin ve çabanla kurtuldu" der. ben işimi yaptım elbette. ama elimde başvuracağım bir uluslararası sözleşme vardı ve yargıcı ikna ederek 2 gün içinde gerekli tüm tedbirleri almasını ve işlemleri yapmasını kolaylaştıran istanbul sözleşmesi olmuştu. dünkü cb kararından o hamile kadın ölse veya 20 aylık bebeğe bir zarar gelse daha çok mutlu olacaklarını anladım
.
kaynak
yıllar önce 21 yaşında çarşaflı bir kadına barodan avukat olarak görevlendirilmiştim. buradaki çarşaf vurgusu tamamen bağlı bulunduğu tarikatle ilgilidir ve kesinlikle ayrımcılık içermemektedir. yanlış anlaşılmak istemem.kadın 8.5 aylık hamileydi. kadının eşi bir camide imamdı ve hamile olduğu halde kadını tekmeleyerek dövmüştü. 20 aylık büyük kızını da annesinden koparmış ve kadını sokağa atmıştı. kadın ağzı yüzü dağılmış vaziyette ve iki gözü iki çeşme ofise geldi. hemen 6284 sk gereği tedbir talep ettim ve istanbul sözleşmesi'ne atıf yaparak 20 aylık bebeğin annesine teslim edilmesini sağladım. sonra da müftlüğe başvurarak imam hakkında soruşturma açılmasını sağladım. hatta konuyu basına açacağımı söyleyerek müftülüğü harekete geçmeye zorladım. 8.5 aylık hamile kadının bebekleriyle birlikte kurtulmasını istanbul sözleşmesi sağladı. genç kadının annesi arada bir beni arar ve kendi bildiği dille teşekkür eder. "kızım da torunlarım da senin emeğin ve çabanla kurtuldu" der. ben işimi yaptım elbette. ama elimde başvuracağım bir uluslararası sözleşme vardı ve yargıcı ikna ederek 2 gün içinde gerekli tüm tedbirleri almasını ve işlemleri yapmasını kolaylaştıran istanbul sözleşmesi olmuştu. dünkü cb kararından o hamile kadın ölse veya 20 aylık bebeğe bir zarar gelse daha çok mutlu olacaklarını anladım
kaynak
devamını gör...
yazarların çocukluk travması
yaz akşamları böcek ilaçlandırması için geçen, geçerken korkunç ses çıkaran araç... korkulu rüyamdı. evin dışarıdan en uzak noktasına gidip kulaklarımı, gözlerimi kapatarak gitmesini beklerdim. büyüdüm , hala o araç geçince içim bir tuhaf olur.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en yaşlı özelliği
bulmaca çözmek ve gereksiz agresiflik.
devamını gör...
oruç tutma nedenleri
devamını gör...

