101.
tek kelimeyle 'saçmalık'.
devamını gör...
102.
temeli cinsiyet eşitliğine dayanan bir ideoloji ancak türkiye'de kadınlarımız bunu erkek nefreti olarak kullanıyor ve erkek nefretlerini politik olarak yorumluyorlar ya tamam istediğine inan istediğini savun ona bir sözüm yok amma velakin lütfen bunu feminizm adı altında yapma! feministim ama erkek nefretim politik nedenlerden dolayı mıç mıç erkeklerin korunmaya ihtiyacı yok falan filan. feminizm'in en büyük kısmı kadınlar olmasına rağmen erkek nefretleriyle asıl cinsiyetçiliği yine onlar yapıyorlar. ben feministim ancak böyle konuşan bir kadınlara tahammülüm yok arkadaş.
devamını gör...
103.
kadınların sosyal hayatta erkekler ile eşit şartlara sahip olmak için başlattığı hareket.
devamını gör...
104.
bugün yine maruz kaldığım aptal şey. bundan sonra her sözlüğe girdiğimde bu başlığa yazacağım. "modern feminizm faşist düşünce akımıdır ve modern feministler ... (küfür yasak dediler)
devamını gör...
105.
canım ülkemde her şeyin boku çıkıyor. bunun da kaçınılmazdı. ben çoğundan daha feministim. kadının magandası kadar itici bir şey varsa dini istismar eden gerici yobazlardır.
devamını gör...
106.
öncekileri bilemem ama üçüncü dalgası bir çeşit akıl hastalığıdır.
sanki erkeklerin hepsi potansiyel tacizci ve tecavüzcüymüş gibi bir tutum sergilerler, bunu yapanlar da şehirli orta sınıf feministler. cahil, eğitimsiz, kriminal adamların şiddet ve vahşet eylemlerini öne sürerek, straw man'ler yaratıp onları lanetliyorlar, propagandayı da şehirli orta sınıf zararsız erkeklere karşı yapıyorlar, kadınları döven veya öldüren erkeklere yönelik değil.
feministler toplanıp toplanıp yürüyüş yapıyor, protesto ediyor. nerede? kadıköy'de, beşiktaş'ta veya izmir'de falan. peki neye faydası oluyor? kadıköy'de yaşayan hangi insana ekstradan farkındalık oluşturmaya çalışıyorsunuz? kadıköy'deki hangi insan bunun farkında değil ki? kadıköy'de yaptığın yürüyüş kırsaldaki adamın ne kadar umrunda? senin yaptığın yürüyüşün kırsalda kocasından dayak yiyen kadına ne faydası var? kırsaldaki kadın dayak yemeye devam ederken şehirdeki pelinsu gördüğü pozitif ayrımcılıktan memnun olarak hayatına devam ediyor.
sanki erkeklerin hepsi potansiyel tacizci ve tecavüzcüymüş gibi bir tutum sergilerler, bunu yapanlar da şehirli orta sınıf feministler. cahil, eğitimsiz, kriminal adamların şiddet ve vahşet eylemlerini öne sürerek, straw man'ler yaratıp onları lanetliyorlar, propagandayı da şehirli orta sınıf zararsız erkeklere karşı yapıyorlar, kadınları döven veya öldüren erkeklere yönelik değil.
feministler toplanıp toplanıp yürüyüş yapıyor, protesto ediyor. nerede? kadıköy'de, beşiktaş'ta veya izmir'de falan. peki neye faydası oluyor? kadıköy'de yaşayan hangi insana ekstradan farkındalık oluşturmaya çalışıyorsunuz? kadıköy'deki hangi insan bunun farkında değil ki? kadıköy'de yaptığın yürüyüş kırsaldaki adamın ne kadar umrunda? senin yaptığın yürüyüşün kırsalda kocasından dayak yiyen kadına ne faydası var? kırsaldaki kadın dayak yemeye devam ederken şehirdeki pelinsu gördüğü pozitif ayrımcılıktan memnun olarak hayatına devam ediyor.
devamını gör...
107.
türkiyede çok yanlış anlaşılmış ve geri dönüşü olmayan bir konu çoğu kesim önyargılı ve ne olduğunu asla bilmiyor doğrusunu da öğrenmiyor haliyle nasıl geldiyse öyle gidecek artık mecbur
devamını gör...
108.
feminizm hakkında hiçbir şey bilmeyen insanlarca eleştirilen hak hareketi.
devamını gör...
109.
feministler olmasa güzel düşünce.
müslümanlık gibi.
müslümanlık gibi.
devamını gör...
110.
türk tipi ve avrupa tipi olarak ikiye ayrılan toplumsal harekettir. avrupa tipini araştırmadım, türk tipi de “bayan değil kadın.” falan filan.
devamını gör...
111.
kadın doğasına aykırı bir ideoloji. ayrıca regl izni gibi istekleri vardır misal. ayda ekstra 4 gün izin yap aynı maaşa erkek 4-5 gün daha fazla çalışsın bu nasıl mantık? bağ benim belletirim gibi pankartlarla görmeye alışıģız kendilerini.
devamını gör...
112.
islam'a göre herkes eşittir.
peygamber efendimiz (s.a.v) buyurdu ki, “ey insanlar! şunu iyi bilin ki rabbiniz birdir, atanız da birdir. arap'ın arap olmayana, arap olmayanın arap'a; beyazın siyaha, siyahın beyaza takva dışında bir üstünlüğü yoktur...”
eğer islami bir hayat yaşarsak ne feminizm kalır ne de ataerkil bir toplum.
kimsenin kimseden üstünlüğü yoktur takva dışında.
peygamber efendimiz (s.a.v) buyurdu ki, “ey insanlar! şunu iyi bilin ki rabbiniz birdir, atanız da birdir. arap'ın arap olmayana, arap olmayanın arap'a; beyazın siyaha, siyahın beyaza takva dışında bir üstünlüğü yoktur...”
eğer islami bir hayat yaşarsak ne feminizm kalır ne de ataerkil bir toplum.
kimsenin kimseden üstünlüğü yoktur takva dışında.
devamını gör...
113.
feminizm yalnızca kadınları savunan bir düşünce tarzı değildir.
kadın ve erkeğin haklarını eşit oranda savunan, haksızlığa uğrayan tarafın haklarını eşit şekilde koruyan ve toplumda iki cinsiyeti de hukuken eşit olması gerektiğini kabul eden bir düşünce tarzıdır feminizm.
teorik olarak ortaya çıkışı; 18-19. yüzyıllarda fransa’da filozoflar ve kadın yazarlarca ortaya atılıp savunulsa da - kadının siyasal ve toplumsal haklar bakımından erkekle eşit olması gerektiğini öne sürüp,bunu gerçekleştirmeye çalışsa da- sadece kadını temel almaz!
bizim ülkemizde ki sorunlardan biri de - bunu hep söylerim- ideolojilerin, fikirlerin, akımların, uygulamaların alıştırılarak/öğretilerek aktarılması/benimsenmesi yerine sürü psikolojisiyle hareket edilmesi.. türkiye'de feminazi ile feminizm karıştırılıyor ve ülkemizde feminizmin layıkıyla uygulandığını düşünmüyorum..
kadın ve erkeğin haklarını eşit oranda savunan, haksızlığa uğrayan tarafın haklarını eşit şekilde koruyan ve toplumda iki cinsiyeti de hukuken eşit olması gerektiğini kabul eden bir düşünce tarzıdır feminizm.
teorik olarak ortaya çıkışı; 18-19. yüzyıllarda fransa’da filozoflar ve kadın yazarlarca ortaya atılıp savunulsa da - kadının siyasal ve toplumsal haklar bakımından erkekle eşit olması gerektiğini öne sürüp,bunu gerçekleştirmeye çalışsa da- sadece kadını temel almaz!
bizim ülkemizde ki sorunlardan biri de - bunu hep söylerim- ideolojilerin, fikirlerin, akımların, uygulamaların alıştırılarak/öğretilerek aktarılması/benimsenmesi yerine sürü psikolojisiyle hareket edilmesi.. türkiye'de feminazi ile feminizm karıştırılıyor ve ülkemizde feminizmin layıkıyla uygulandığını düşünmüyorum..
devamını gör...
114.
avrupa'da sonunun geldiğini, okuduğum makaleler ve girdiğim illegal sitelerden anlayabildiğim, amerika'daki sonunu ise; gerçekten merak ettiğim, fransız ihtilali sonrası gelişen sanayi devrimi endeksli düşünce sistemi ve eylemler bütünüdür.
hemen yazılan makalelerin içeriğinin, çocuk çağından beri kadını ön plana alan sistemleri eleştirmekle işe başlayıp bunu bilimsel temellere dayandırma güdümünde olduğunu belirtmeliyim. uzmanlar; erkek çocukların manevi olarak ezilerek büyütüldüğünün, dolayısıyla da yaşama bir sıfır yenik başlayan erkek çocuklarda, ileriki yaşamlarında ortaya çıkan ve daha büyük boyutlara varan özgüven problemleri, varoluş kaygısı, içe kapanıklık, kendini eksik görme gibi sorunlardan uzun uzun bahsetmektedir. hatta bunları çeşitli verilere de dayandırarak bilimsel tüm etkinliklerini ortaya koyuyorken, nesillerinin de tehlikede olduğunun altını çizmektedirler.
cinsiyet ayrımı göstermeksizin, yani hem kadın hem de erkek uzmanların, yazdıklarından yola çıkarak makalelerde: kendi eğitim sistemleri ve çalışma hayatları eleştirilirken, halkın buna bakış açısının da kendileriyle özdeşik olduğunu anlamanız hiç zor olmamakta.
ki oluşmuş bir kalıpları da var aslında onlarda: oprahsın zaten hadi yürü kızım... işte kadının, bu denli feminist bir yaklaşımla yüreklendirilerek yaşama atılması nedeniyle erkek benliğinin, hoşlandığı kadından, kendini fazlasıyla eksik görme ya da sıradan bir açılamama halinin, aslında hiç de sıradan olmadığı ve nesillerinin tehlikede olduğunu açıklıyor ve buna tarihi seyir içerisinde doğum, evlilik ve erkek bireylerden elde edilen verileri de ekleyerek tek tek kanıtlıyorlar.
açıkçası alanım olması halinde bu makaleleri zevkle çevirip bizim sahte feminist dünyasına duyurmayı çok istiyorum lakin alanım dışı ancak ilgim içi. böyle giderse yeni bir üniversite okumaktan ve klinik psikolog hatta kazanabilmem halinde psikiyatri alanlarına yönelmem ihtimal dahilinde görünüyor...
benim yaşam tecrübelerimden gördüğüm kadarıyla; salt bir feminist etkinlikle çocuk yetiştirmek yahut eğitim vermek yerine -ki kendim de yetiştirilirken bu feminizm etkisine çevremdeki hanımlardan bayağı bi'katkı (!) sağlandı- iyi ve kötü olguların salt iyi ve salt kötü ekseninden sıyırarak öğretilmesi gerektiğini düşünüyorum. örneğin erkek eğitiminde; baskıdan, güçlü görünmenin ağlamak, şiddet, mutfaktan uzak kalmak ve yahut çapkınlık gibi itemlerden uzak kalınarak yapılması ile pekiştirileceğini düşünüyorum. yine kadın eğitiminde hanımlara, güçlü olmanın fiziki, maddi hatta psikolojik bir etmene değil, erkek-kadın paylaşımcı yaklaşımdan ve yardımlaşmadan geçtiği öğretilmeli. hatta her erkeği kötü görmek yerine, insanı insan görüp, cinsiyet ayırmaksınızın yaklaşmakla ne feminizme gerek kalacağı ne de kadın cinayetlerinin ve baskılarının devam edeceği kanaatindeyim. ah bir de eğitimi eğitimcilere bıraksalar her şey çok daha güzel olacak ancak bizde eğitim maliyeden işletmeden ve iktisattan geçmekte.
hemen yazılan makalelerin içeriğinin, çocuk çağından beri kadını ön plana alan sistemleri eleştirmekle işe başlayıp bunu bilimsel temellere dayandırma güdümünde olduğunu belirtmeliyim. uzmanlar; erkek çocukların manevi olarak ezilerek büyütüldüğünün, dolayısıyla da yaşama bir sıfır yenik başlayan erkek çocuklarda, ileriki yaşamlarında ortaya çıkan ve daha büyük boyutlara varan özgüven problemleri, varoluş kaygısı, içe kapanıklık, kendini eksik görme gibi sorunlardan uzun uzun bahsetmektedir. hatta bunları çeşitli verilere de dayandırarak bilimsel tüm etkinliklerini ortaya koyuyorken, nesillerinin de tehlikede olduğunun altını çizmektedirler.
cinsiyet ayrımı göstermeksizin, yani hem kadın hem de erkek uzmanların, yazdıklarından yola çıkarak makalelerde: kendi eğitim sistemleri ve çalışma hayatları eleştirilirken, halkın buna bakış açısının da kendileriyle özdeşik olduğunu anlamanız hiç zor olmamakta.
ki oluşmuş bir kalıpları da var aslında onlarda: oprahsın zaten hadi yürü kızım... işte kadının, bu denli feminist bir yaklaşımla yüreklendirilerek yaşama atılması nedeniyle erkek benliğinin, hoşlandığı kadından, kendini fazlasıyla eksik görme ya da sıradan bir açılamama halinin, aslında hiç de sıradan olmadığı ve nesillerinin tehlikede olduğunu açıklıyor ve buna tarihi seyir içerisinde doğum, evlilik ve erkek bireylerden elde edilen verileri de ekleyerek tek tek kanıtlıyorlar.
açıkçası alanım olması halinde bu makaleleri zevkle çevirip bizim sahte feminist dünyasına duyurmayı çok istiyorum lakin alanım dışı ancak ilgim içi. böyle giderse yeni bir üniversite okumaktan ve klinik psikolog hatta kazanabilmem halinde psikiyatri alanlarına yönelmem ihtimal dahilinde görünüyor...
benim yaşam tecrübelerimden gördüğüm kadarıyla; salt bir feminist etkinlikle çocuk yetiştirmek yahut eğitim vermek yerine -ki kendim de yetiştirilirken bu feminizm etkisine çevremdeki hanımlardan bayağı bi'katkı (!) sağlandı- iyi ve kötü olguların salt iyi ve salt kötü ekseninden sıyırarak öğretilmesi gerektiğini düşünüyorum. örneğin erkek eğitiminde; baskıdan, güçlü görünmenin ağlamak, şiddet, mutfaktan uzak kalmak ve yahut çapkınlık gibi itemlerden uzak kalınarak yapılması ile pekiştirileceğini düşünüyorum. yine kadın eğitiminde hanımlara, güçlü olmanın fiziki, maddi hatta psikolojik bir etmene değil, erkek-kadın paylaşımcı yaklaşımdan ve yardımlaşmadan geçtiği öğretilmeli. hatta her erkeği kötü görmek yerine, insanı insan görüp, cinsiyet ayırmaksınızın yaklaşmakla ne feminizme gerek kalacağı ne de kadın cinayetlerinin ve baskılarının devam edeceği kanaatindeyim. ah bir de eğitimi eğitimcilere bıraksalar her şey çok daha güzel olacak ancak bizde eğitim maliyeden işletmeden ve iktisattan geçmekte.
devamını gör...
115.
türkiye'de bu ideoloji tutmaz sebebi de bunu savunanların genelde yaşı küçük ve erkek nefreti ile büyüyen kız çocukları olmasıdır. geçen sene istiklal caddesinde eylem yapan feministlere denk geldim 1 saat aralıksız güldüm eve gidene kadar. yaş ortalamasına baktım 15 25 yaş arası tayfaydı genel olarak. feminizm idelojisi kadınlara pozitif ayrıcalıklar vermeyi savunuyor. yoksa kadınlar da erkeklerin yaptığı her işi neredeyse yapıyor. güçsüz kadın olduğu kadar güçsüz erkekler de var.
devamını gör...
116.
türkçe'ye birebir çevrildiğinde "kadıncılık" halini alarak bütün karizmasını kaybeden ideoloji.
devamını gör...
117.
kadın hakkı savunuculuğu adı altında kadınları ilahlaştırma projesi.
devamını gör...
118.
feminizm birçok dalı olan bir ideolojidir. heywood politics kitabından kökeninin antik çin'e kadar gittiğini iddia eder ama tam anlamıyla bir ideoloji olarak ortaya çıkması mary wollstonecraft'ın kadın haklarının gerekçelendirilmesi kitabıyla 1700'lü yıllarda olur. daha sonra bir sürü dalga oluştusa da ben en temel 3 dalgasından bahsetmek istiyorum. sonrası o kadar karıştı ki ben takip edemedim sözlük, tamamen kafama ne doğru gelirse ona göre yargıladım ve bunun hangi feminizm olduğunu hiç sorgulamadım.
liberal feminism aslında ilk dalgaydı. çok temel bir feminizmdi. derdi şuydu; biz kadınlar olarak aynı vergileri veriyoruz, aynı yerlerde çalışıyoruz ama neden eşit fırsat ve ücrete tabi değiliz? derdi kamusal alandı. ev içindeki eşitsizlik umrunda değildi ilk dalganın. oy kullanabilmek istiyorlardı. eşit eğitim ve iş fırsatı istiyorlardı. kocalarından dayak yemek ya da evin tüm işini üstlenmek dert değildi yani.
bu alanı kendine dert edinen sosyalist feminizm oldu. sosyalist vurgusundan da anlayabilirsiniz ki bu feminizm kapitalist ilişkilerde kadının yerine odaklanıyordu. kadın dediğin iki kez sömürülüyordu; hem evde hem de işte. kadın ayrıca önemliydi çünkü çocuk yetiştiriyordu yani kapitalist sistemin çarkının dönmesine yardım edecek nesilleri eğitiyordu. evde ütü yapıyordu, yemek yapıyordu yani erkeğin emek gücünün yeniden üretilmesinden sorumluydu. dolayısıyla ekonomik ilişkilerin yeniden şekillenmesi gerektiğine inanıyorlardı. bu sayede hem partiarkayla hem de kapitalizmle savaşılabilinirdi.
üçüncü dalga radikal feminizm. radikal feminizm patriarkayla savaşmak için hem kamusal hem de özel alanda radikal değişimler yapılması gerektiğini savunuyordu. onlara göre cinsiyet ayrımı en temel ve politik ayrımdı. 'that half of the population which is female is controlled by that half which is male' (kate millet). yani nüfusun yarısı olan kadınlar nüfusun diğer yarısı olan erkekler tarafından yönetiliyor. işte erkeği düşman olarak gören form radikal feminizm.
şimdi sorabilirsiniz e peki vişne çürüğü sen ne anlıyorsun feminizmden?
eşitlik. benim sahip olduğum ya da olmadığım hiçbir şeyin beni bir erkekten daha aşağı yapmasını istemiyorum. bir ara kapıyı tutan erkeğe sinir olan kadınlar vardı. ben onlardan da değilim. kapı tutmak bir kibarlıktır çünkü. medeni insanlar birbirleri için kapı tutarlar. mesela bir kadın olarak anne olmak elde edebileceğim en yüce mertebe olarak tanımlanmasın. ben istersem anne olurum ama olmamak da beni daha az kadın yapmaz. ev işi yapabilmek, yemek yapabilmek falan hepimizin sahip olması gereken temel beceriler. bunlar benim görevim olmasınlar ama. eğer evlendiysem bir erkekle evimizi çekip çevirebilmek ikimizin de sorumluluğu. ayrılmak istiyorsam bir erkekten ayrılabileyim. çünkü ben kimsenin malı değilim. ayrılığımın alternatifi ölüm olmasın. dayak yediysem eğer partnerimden karakolda barıştırmasın polis beni. ben barışmak istersem barışırım. kadınlar kurtarılmak istemiyorlar, kadınlar duyulmak istiyorlar.
liberal feminism aslında ilk dalgaydı. çok temel bir feminizmdi. derdi şuydu; biz kadınlar olarak aynı vergileri veriyoruz, aynı yerlerde çalışıyoruz ama neden eşit fırsat ve ücrete tabi değiliz? derdi kamusal alandı. ev içindeki eşitsizlik umrunda değildi ilk dalganın. oy kullanabilmek istiyorlardı. eşit eğitim ve iş fırsatı istiyorlardı. kocalarından dayak yemek ya da evin tüm işini üstlenmek dert değildi yani.
bu alanı kendine dert edinen sosyalist feminizm oldu. sosyalist vurgusundan da anlayabilirsiniz ki bu feminizm kapitalist ilişkilerde kadının yerine odaklanıyordu. kadın dediğin iki kez sömürülüyordu; hem evde hem de işte. kadın ayrıca önemliydi çünkü çocuk yetiştiriyordu yani kapitalist sistemin çarkının dönmesine yardım edecek nesilleri eğitiyordu. evde ütü yapıyordu, yemek yapıyordu yani erkeğin emek gücünün yeniden üretilmesinden sorumluydu. dolayısıyla ekonomik ilişkilerin yeniden şekillenmesi gerektiğine inanıyorlardı. bu sayede hem partiarkayla hem de kapitalizmle savaşılabilinirdi.
üçüncü dalga radikal feminizm. radikal feminizm patriarkayla savaşmak için hem kamusal hem de özel alanda radikal değişimler yapılması gerektiğini savunuyordu. onlara göre cinsiyet ayrımı en temel ve politik ayrımdı. 'that half of the population which is female is controlled by that half which is male' (kate millet). yani nüfusun yarısı olan kadınlar nüfusun diğer yarısı olan erkekler tarafından yönetiliyor. işte erkeği düşman olarak gören form radikal feminizm.
şimdi sorabilirsiniz e peki vişne çürüğü sen ne anlıyorsun feminizmden?
eşitlik. benim sahip olduğum ya da olmadığım hiçbir şeyin beni bir erkekten daha aşağı yapmasını istemiyorum. bir ara kapıyı tutan erkeğe sinir olan kadınlar vardı. ben onlardan da değilim. kapı tutmak bir kibarlıktır çünkü. medeni insanlar birbirleri için kapı tutarlar. mesela bir kadın olarak anne olmak elde edebileceğim en yüce mertebe olarak tanımlanmasın. ben istersem anne olurum ama olmamak da beni daha az kadın yapmaz. ev işi yapabilmek, yemek yapabilmek falan hepimizin sahip olması gereken temel beceriler. bunlar benim görevim olmasınlar ama. eğer evlendiysem bir erkekle evimizi çekip çevirebilmek ikimizin de sorumluluğu. ayrılmak istiyorsam bir erkekten ayrılabileyim. çünkü ben kimsenin malı değilim. ayrılığımın alternatifi ölüm olmasın. dayak yediysem eğer partnerimden karakolda barıştırmasın polis beni. ben barışmak istersem barışırım. kadınlar kurtarılmak istemiyorlar, kadınlar duyulmak istiyorlar.
devamını gör...
119.
önceden ılımlı yaklaştığım bir görüştü, artık benim de sinirlerimi bozmaya başladı, sözüm meclisten dışarı ama, ne kadar kalitesiz,cahil,içi boş,beyinsiz insan tanıdıysam hepsi bu görüşün körü körüne fanatiğiydi, burada ablalarım da ılımlı olarak bu görüşü destekliyor olabilir, hatta belki de abilerim de ? ilginç olurdu ama olabilir tabi.
ama gerçekten, feminizm kendine düşman yaratmakta iyi, nefret kin ve kutuplaştırma görüşüdür artık benim için, cidden birisi fe dediğinde sinirlenmeye başlıyorum. saçmalık.
ama gerçekten, feminizm kendine düşman yaratmakta iyi, nefret kin ve kutuplaştırma görüşüdür artık benim için, cidden birisi fe dediğinde sinirlenmeye başlıyorum. saçmalık.
devamını gör...
120.
feminizm kavramı, 1870 yılında fransa'da louise michel'in kadınlar birliğini'ni kurmasının ardından ilk kez 1872'de fransız yazar alexander dumas fils tarafından kullanıldı. feminizmin ilk aşamasında cinsiyet rollerindeki eşitsizliğe değinilirken erkeklerin ekonomik alandaki üstünlüğünden çekinildiği için cinsiyetler arası ekonomik eşitsizliklerden bahsedilmedi. fakat ironiktir ki feminist akım, ilk ivmesini dünya savaşları'nda erkeklerin silah altına alınmasından ötürü onlardan boşalan ekonomik alana kadınların yerleşmesi ile kazanmıştır.
o dönemlerde "aman bütün kızlar toplanıp feminist olduk" gibi birleştirici bir tutum izlendiğini düşünmek, maalesef fazla romantik olacaktır. zira işçi kadınlar, cahil ve yetersiz oldukları gerekçesi ile orta sınıf feminist kadınlar tarafından dışlandı. ne de olsa feminizmin de bir vizyonu, gururu olmalıydı. türkiye'de cumhuriyetin kuruluşundan sonra devlet feminizmi oluşturuldu ki buradaki amaç da türk kadınını kayırmak filan değil, gelişmiş ülkelere kendini beğendirme çabasıydı.
feminist hareketin 2. dalgası 1960larda yükselince türkiye'de biraz gecikmeli de olsa 1982 yılında istanbul'da yazar ve çevirmenler yayın üretim kooperatifi (yazko) tarafından feminizm, ilk kez kamuoyu önünde bir sempozyum ile savunuldu. eşitlik istenen konular sırası ile beden, kimlik, emek, tarih ve gelecek idi.
1990larda başlayan 3. dalga feminizmde kadın erkek eşitliği ekseninden kopuldu ve artık bireysel istek ve farklılıklar üzerinde durulmaya başlandı. buradaki amaç, güya 2. dalga feminizmde çizilen "beyaz, orta sınıf kadınların feminizmi"nin daha geniş kitlelere yayılmasını sağlayabilmekti. türkiye'de de 3. dalga feminizm ile artık ev içi şiddet, bekaret, cinsel taciz gibi önceki dönemlerde tabu olarak kabul edilen konular konuşulmaya başlandı. şu an ise özellikle son 10 yıldır dijital feminizm olarak da adlandırılan 4. dalga gündemde. feministler bana kızar belki ama x dalga y dalga derken feminizm, en çok kadınların maddi manevi sırtına binmeye yer arayan erkeklerin işlerine yaradı.
o dönemlerde "aman bütün kızlar toplanıp feminist olduk" gibi birleştirici bir tutum izlendiğini düşünmek, maalesef fazla romantik olacaktır. zira işçi kadınlar, cahil ve yetersiz oldukları gerekçesi ile orta sınıf feminist kadınlar tarafından dışlandı. ne de olsa feminizmin de bir vizyonu, gururu olmalıydı. türkiye'de cumhuriyetin kuruluşundan sonra devlet feminizmi oluşturuldu ki buradaki amaç da türk kadınını kayırmak filan değil, gelişmiş ülkelere kendini beğendirme çabasıydı.
feminist hareketin 2. dalgası 1960larda yükselince türkiye'de biraz gecikmeli de olsa 1982 yılında istanbul'da yazar ve çevirmenler yayın üretim kooperatifi (yazko) tarafından feminizm, ilk kez kamuoyu önünde bir sempozyum ile savunuldu. eşitlik istenen konular sırası ile beden, kimlik, emek, tarih ve gelecek idi.
1990larda başlayan 3. dalga feminizmde kadın erkek eşitliği ekseninden kopuldu ve artık bireysel istek ve farklılıklar üzerinde durulmaya başlandı. buradaki amaç, güya 2. dalga feminizmde çizilen "beyaz, orta sınıf kadınların feminizmi"nin daha geniş kitlelere yayılmasını sağlayabilmekti. türkiye'de de 3. dalga feminizm ile artık ev içi şiddet, bekaret, cinsel taciz gibi önceki dönemlerde tabu olarak kabul edilen konular konuşulmaya başlandı. şu an ise özellikle son 10 yıldır dijital feminizm olarak da adlandırılan 4. dalga gündemde. feministler bana kızar belki ama x dalga y dalga derken feminizm, en çok kadınların maddi manevi sırtına binmeye yer arayan erkeklerin işlerine yaradı.
devamını gör...