101.
yürüyorum, hava zifiri karanlık
güneşi boğuyorlar, kara ufkun ardında
çığlığını duyuyorum.
yürüyorum, yolumda kansız dikenler
yüzmüşler derisini kuytularda çiçeklerin
can kokusu alıyorum.
biliyorum.. mavi denize çok az kaldı.
ay bakışlı bir çocuğun, "her şey güzel olacak !"
deyişinden anlıyorum.
-fıstıklıbörek-
güneşi boğuyorlar, kara ufkun ardında
çığlığını duyuyorum.
yürüyorum, yolumda kansız dikenler
yüzmüşler derisini kuytularda çiçeklerin
can kokusu alıyorum.
biliyorum.. mavi denize çok az kaldı.
ay bakışlı bir çocuğun, "her şey güzel olacak !"
deyişinden anlıyorum.
-fıstıklıbörek-
devamını gör...
102.
eskisi kadar özlemiyorum seni,
ve ağlamıyorum olduk olmadık zamanlarda..
adının geçtiği cümlelerde, gözlerim dolmuyor..
yokluğunun takvimini tutmuyorum artık.
biraz yorgunum..
biraz kırgın..
biraz da kirletti sensizlik beni !
ve ağlamıyorum olduk olmadık zamanlarda..
adının geçtiği cümlelerde, gözlerim dolmuyor..
yokluğunun takvimini tutmuyorum artık.
biraz yorgunum..
biraz kırgın..
biraz da kirletti sensizlik beni !
devamını gör...
103.
bir kitabın sayfaları (bkz: barış bıçakçı)
baktım rüzgarsın sen
baktım çamaşır ipini zorluyorsun
hepimizin derdi güzel yaşlanmak sevgilim
baktım bir kitabın sayfalarını çeviriyorsun
ayağına terlik giy
bildiğimiz şeylerin taşında yalınayak geziyorsun
biz satranç oyuncusuyuz sevgilim
üzerimizde kara bir leke biz satranç oyuncusuyuz
inanıyoruz ceketlere düğmelere
inanmıyoruz takvimleri savurarak gelen geleceğe
işte yitirdik bütün taşlarımızı darmadağınık oyun tahtası
bir tek şahımız duruyor sevgilim, o da evli, iki çocuk babası
kelimeler önümüze çıkıyor sevgilim
uykumuzu bölüyor buradan çocukluğumuza kadar
buradan çocukluğumuza kadar bir telaş
içi boş kuşları kovalıyoruz ve bir sebep arıyoruz
herkese küsmek için
hemen o cumartesi buluyoruz, hemen o pazar
yaşamak çukur yerlere doluyor diyorlar
bu yüzden yıkıntıya dönüşse de yaşıyormuş insan
ama hep yıkıldığımız yeter sevgilim, biraz da kekik toplayalım
kıymetini bilmediğimiz şeyler var
yaşamak bir at gibi huysuzlanıyor kapımızda sevgilim
geçen günlere üzüldük tamam yola düşelim
düşünelim: başka günlerin duvarı daha sağlam
düşünelim: başka günlerin sokağı daha neşeli
başka evlerin kadınları erkekleri tam bir kahraman
tül perdeler uçuşurken başka evlerin pencerelerinde
bizi bir kitabın sayfaları arasında kurutuyor zaman
ama baktım sen rüzgârsın sevgilim
kitapları bir başından bir sonundan okuyorsun
başucunda bir bardak su
beni başucumda bir bardak su gibi avutuyorsun
baktım rüzgarsın sen
baktım çamaşır ipini zorluyorsun
hepimizin derdi güzel yaşlanmak sevgilim
baktım bir kitabın sayfalarını çeviriyorsun
ayağına terlik giy
bildiğimiz şeylerin taşında yalınayak geziyorsun
biz satranç oyuncusuyuz sevgilim
üzerimizde kara bir leke biz satranç oyuncusuyuz
inanıyoruz ceketlere düğmelere
inanmıyoruz takvimleri savurarak gelen geleceğe
işte yitirdik bütün taşlarımızı darmadağınık oyun tahtası
bir tek şahımız duruyor sevgilim, o da evli, iki çocuk babası
kelimeler önümüze çıkıyor sevgilim
uykumuzu bölüyor buradan çocukluğumuza kadar
buradan çocukluğumuza kadar bir telaş
içi boş kuşları kovalıyoruz ve bir sebep arıyoruz
herkese küsmek için
hemen o cumartesi buluyoruz, hemen o pazar
yaşamak çukur yerlere doluyor diyorlar
bu yüzden yıkıntıya dönüşse de yaşıyormuş insan
ama hep yıkıldığımız yeter sevgilim, biraz da kekik toplayalım
kıymetini bilmediğimiz şeyler var
yaşamak bir at gibi huysuzlanıyor kapımızda sevgilim
geçen günlere üzüldük tamam yola düşelim
düşünelim: başka günlerin duvarı daha sağlam
düşünelim: başka günlerin sokağı daha neşeli
başka evlerin kadınları erkekleri tam bir kahraman
tül perdeler uçuşurken başka evlerin pencerelerinde
bizi bir kitabın sayfaları arasında kurutuyor zaman
ama baktım sen rüzgârsın sevgilim
kitapları bir başından bir sonundan okuyorsun
başucunda bir bardak su
beni başucumda bir bardak su gibi avutuyorsun
devamını gör...
104.
devamını gör...
105.
sevmeyi unutmuşsunuz kardeşler
yalan her şey gibi
aşklarınız da.
yaşamı ölüm
diye anlatıyorlar size
yalanı gerçek diye.
ne leylakların
tomurundan
haberiniz var
ne önünüzden
kara bir tabut
gibi geçen geceden.
sevmeyi unutmuşsunuz kardeşler
yalan aşklarınız da.
(bkz: behçet aysan)
yalan her şey gibi
aşklarınız da.
yaşamı ölüm
diye anlatıyorlar size
yalanı gerçek diye.
ne leylakların
tomurundan
haberiniz var
ne önünüzden
kara bir tabut
gibi geçen geceden.
sevmeyi unutmuşsunuz kardeşler
yalan aşklarınız da.
(bkz: behçet aysan)
devamını gör...
106.
ağlasam sesimi duyar mısınız mısralarımda dokunabilir misiniz gözyaşlarıma ellerinizle bilmezdim şarkıların bu kadar güzel kelimelerinse kiyafetsiz olduğunu bu derde düşmeden önce...
devamını gör...
107.
bütün iyi kitapların sonunda
bütün gündüzlerin, bütün gecelerin sonunda
meltemi senden esen
soluğu sende olan
yeni bir başlangıç vardır
parmağını sürsen elmaya, rengini anlarsın
gözünle görsen elmayı, sesini duyarsın
onu işitsen, yuvarlağı sende kalır
her başlangıçta yeni bir anlam vardır.
nedensiz bir çocuk ağlaması bile
çok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır.
(bkz: edip cansever)
bütün gündüzlerin, bütün gecelerin sonunda
meltemi senden esen
soluğu sende olan
yeni bir başlangıç vardır
parmağını sürsen elmaya, rengini anlarsın
gözünle görsen elmayı, sesini duyarsın
onu işitsen, yuvarlağı sende kalır
her başlangıçta yeni bir anlam vardır.
nedensiz bir çocuk ağlaması bile
çok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır.
(bkz: edip cansever)
devamını gör...
108.
caddeden sokaklara doğru sesler elendi,
pencereler kapandı, kapılar sürmelendi.
bir kömür dumanıyla tütsülendi akşamlar,
gurbete düşmüşlerin başına çöktü damlar...
son yolcunun gömüldü yolda son adımları,
bekçi sert bir vuruşla kırdı kaldırımları.
mezarda ölü gibi yalnız kaldım odamda:
yanan alnım duvarda, sönen gözlerim camda,
yuvamı çiçekledim, sen bir meleksin diye,
yollarını bekledim görüneceksin diye.
senin için kandiller tutuştu kendisinden,
resmine sürme çektim kandillerin isinden.
saksıda incilendi yapraklar senin için,
söylendi gelmez diye uzaklar senin için...
saatler saatleri vurdu çelik sesiyle,
saatler son gecenin geçti cenazesiyle,
nihayet ben ağlarken toprağın yüzü güldü,
sokaklardan caddeye doğru sesler döküldü...
devamını gör...
109.
biz her şeye,
esirgeyen ve bağışlayan,
çokça esirgeyen ve çokça bağışlayan,
hep esirgeyen ve hep bağışlayan
rabbin adıyla başlayan adamlarız anna.
büyücülerin, haramilerin, borsacıların, reklamcıların, korsanların, işgalcilerin, bankacıların elinden kurtulmamız da bundan.
sanayi devriminde bile,
karanlık, rutubetli, çok bağırışlı,
çok nefessiz, çok sabahsız, çok aşksız, çok çiçeksiz, çok neşesiz, çok kitapsız
bir fabrikada hayatta kaldık sırf bu yüzden.
piyasaların hınçla dolu iniş çıkışlarına kalbimiz dayanıyor bir şekilde.
kalbimiz derken,
ilk gençliğimiz, sakalımız,
bir kasetin iki yüzüne de ard arda kaydedip dinlediğimiz şarkımız diyorum
aslında.
işte böyle yaşıyoruz ve yaşamak da sana dair uzayıp giden bir özleme dönüşüyor.
insaf et anna!
gidelim buradan.
senin masumiyetini,
bilgelik zamanlarından kalma sırları,
dünyanın bütün sabahlarını yanımıza alıp da gidelim.
hesap etmeden, haritaya bakmadan gidelim.
ölelim diyecektim az kalsın.
ölmeyelim.
hiç ölmeyelim anna.
sarılalım diyecektim az kalsın.
içimden böyle şeyler de geçiyor işte.
sarılalım, dudakların…
tamam sustum.
gitmek istemezsen bir şiir miktarı kadar otursak diyorum.
şiir kalsın istersen, sadece otursak.
oturmasan da olur benimle,sadece ellerimi tut.
ellerimi tutma dilersen sadece yüzüme bak.
yüzüme bak ama anna, yüzüme bak.
gözlerime bak, gözlerimin içine bak.
gözlerim biraz karanlık.
içinde cenkler, ayinler, kesik damarlar,
kapıları yumruklayışlar, cipralexler, turgutlar, edipler,sezailer,
siyahlar, beyazlar, uykusuzluklar, bitmeyen başağrıları, bildirilerin öfkesi,
duvarlara uzun dalmışlıklar var.
gözlerim biraz yorgun.
içinde bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler,
bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler…
bekleyişler anna.
köylü çocukların parasız yatılı sonuçları mesela.
nişanlısı askerde kızlar,
kızı ölüm orucundaki baba,
babası tersanede oğul,
oğlu şizofren anne.
hepsini sayamam gerçi, utançlarım da var.
ama geçecek hepsi, geçecek.
şifalı gözlerin her şeyi iyi edecek.
gözlerimin içine bakmaktan korkma anna.
sen adımını attığın andan itibaren
hira dinginliğine dönüşecek ortalık.
(bkz: tarık tufan)
esirgeyen ve bağışlayan,
çokça esirgeyen ve çokça bağışlayan,
hep esirgeyen ve hep bağışlayan
rabbin adıyla başlayan adamlarız anna.
büyücülerin, haramilerin, borsacıların, reklamcıların, korsanların, işgalcilerin, bankacıların elinden kurtulmamız da bundan.
sanayi devriminde bile,
karanlık, rutubetli, çok bağırışlı,
çok nefessiz, çok sabahsız, çok aşksız, çok çiçeksiz, çok neşesiz, çok kitapsız
bir fabrikada hayatta kaldık sırf bu yüzden.
piyasaların hınçla dolu iniş çıkışlarına kalbimiz dayanıyor bir şekilde.
kalbimiz derken,
ilk gençliğimiz, sakalımız,
bir kasetin iki yüzüne de ard arda kaydedip dinlediğimiz şarkımız diyorum
aslında.
işte böyle yaşıyoruz ve yaşamak da sana dair uzayıp giden bir özleme dönüşüyor.
insaf et anna!
gidelim buradan.
senin masumiyetini,
bilgelik zamanlarından kalma sırları,
dünyanın bütün sabahlarını yanımıza alıp da gidelim.
hesap etmeden, haritaya bakmadan gidelim.
ölelim diyecektim az kalsın.
ölmeyelim.
hiç ölmeyelim anna.
sarılalım diyecektim az kalsın.
içimden böyle şeyler de geçiyor işte.
sarılalım, dudakların…
tamam sustum.
gitmek istemezsen bir şiir miktarı kadar otursak diyorum.
şiir kalsın istersen, sadece otursak.
oturmasan da olur benimle,sadece ellerimi tut.
ellerimi tutma dilersen sadece yüzüme bak.
yüzüme bak ama anna, yüzüme bak.
gözlerime bak, gözlerimin içine bak.
gözlerim biraz karanlık.
içinde cenkler, ayinler, kesik damarlar,
kapıları yumruklayışlar, cipralexler, turgutlar, edipler,sezailer,
siyahlar, beyazlar, uykusuzluklar, bitmeyen başağrıları, bildirilerin öfkesi,
duvarlara uzun dalmışlıklar var.
gözlerim biraz yorgun.
içinde bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler,
bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler…
bekleyişler anna.
köylü çocukların parasız yatılı sonuçları mesela.
nişanlısı askerde kızlar,
kızı ölüm orucundaki baba,
babası tersanede oğul,
oğlu şizofren anne.
hepsini sayamam gerçi, utançlarım da var.
ama geçecek hepsi, geçecek.
şifalı gözlerin her şeyi iyi edecek.
gözlerimin içine bakmaktan korkma anna.
sen adımını attığın andan itibaren
hira dinginliğine dönüşecek ortalık.
(bkz: tarık tufan)
devamını gör...
110.
karanlık sözler yazıyorum hayatim hakkında.
aşklarım, inançlarım işgal altındadır
tabutumun üstünde zar atıyorlar
cebimdeki adreslerden umut kalmamıştır
toprağa sokulduğum zaman çapa vuran adamlar
denize yaklaşınca kumlar ve çakıl taşları
geçmiş günlerimi aşağılamaktadır.
karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında.
ve rüzgar buruşturuyor polis raporlarını
kadınlar fazlasıyla günaha giriyorlar
bazı solgun gömleklerin çözük düğmelerinden
çelik tırpan gibi silkiniyor çocuklar
denizin satırları arasında.
gece arsızca kükrüyor paslı beyninde şehrin
küfre yaklaştıkça inancım artıyor.
karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında
öyle yoruldum ki yoruldum dünyayı tanımaktan
saçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda
acılar çekebilecek yasa geldiğim zaman
acıyla uğraşacak yerlerimi yok ettim.
ve simdi birçok sayfasını atlayarak bitirdiğim kitabin
başından başlayabilirim.
(bkz: ismet özel)
aşklarım, inançlarım işgal altındadır
tabutumun üstünde zar atıyorlar
cebimdeki adreslerden umut kalmamıştır
toprağa sokulduğum zaman çapa vuran adamlar
denize yaklaşınca kumlar ve çakıl taşları
geçmiş günlerimi aşağılamaktadır.
karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında.
ve rüzgar buruşturuyor polis raporlarını
kadınlar fazlasıyla günaha giriyorlar
bazı solgun gömleklerin çözük düğmelerinden
çelik tırpan gibi silkiniyor çocuklar
denizin satırları arasında.
gece arsızca kükrüyor paslı beyninde şehrin
küfre yaklaştıkça inancım artıyor.
karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında
öyle yoruldum ki yoruldum dünyayı tanımaktan
saçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda
acılar çekebilecek yasa geldiğim zaman
acıyla uğraşacak yerlerimi yok ettim.
ve simdi birçok sayfasını atlayarak bitirdiğim kitabin
başından başlayabilirim.
(bkz: ismet özel)
devamını gör...
111.
dünyanın en tuhaf mahluku
akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
- demeğe de dilim varmıyor ama -
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
(bkz: nazım hikmet ran)
akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
- demeğe de dilim varmıyor ama -
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
(bkz: nazım hikmet ran)
devamını gör...
112.
fazla cümlelere gerek yok iki kelimede tüm meseleyi anlatıyor cahit zarifoğlu:
yalnızlık benim şiirim.
yalnızlık benim şiirim.
devamını gör...
113.
ne içindeyim zamanın,
ne de büsbütün dışında;
yekpare, geniş bir ânın
parçalanmaz akışında.
bir garip rüya rengiyle
uyuşmuş gibi her şekil
rüzgârda uçan tüy bile
benim gibi hafif değil.
başım sükûtu öğüten
uçsuz, bucaksız değirmen;
içim muradına ermiş
abasız, postsuz bir derviş;
kökü bende bir sarmaşık
olmuş dünya sezmekteyim.
mavi, masmavi bir ışık
ortasında yüzmekteyim.
ne de büsbütün dışında;
yekpare, geniş bir ânın
parçalanmaz akışında.
bir garip rüya rengiyle
uyuşmuş gibi her şekil
rüzgârda uçan tüy bile
benim gibi hafif değil.
başım sükûtu öğüten
uçsuz, bucaksız değirmen;
içim muradına ermiş
abasız, postsuz bir derviş;
kökü bende bir sarmaşık
olmuş dünya sezmekteyim.
mavi, masmavi bir ışık
ortasında yüzmekteyim.
devamını gör...
114.
ben ona sıkıntılı güz günlerinde
yedi renkli yaz yağmurları dilemiştim
kırmak istememiştim duygu filizlerini
büyük bir ustalıkla susturup içimdeki uğultuyu
rüzgarımı olanca yumuşaklığıyla salmıştım üzerine
incinmesin diye tek
acıyı bile ters yüz eden
incelikli bir gülümsemeyle yüzümde
ben ona gittikçe soğuyan zamanlarda
sıcacık bir sığınak olayım istemiştim
insanlar içinde üşüdükçe
güvenle gelebileceği
kuşların kanatları neden vardır?
bir insan neden ağlar yarı yaşına gelince?
bulutlar gökyüzünün yükü müdür, süsü müdür?
tutsağı mıdır rüzgarın, sevgilisi midir?
konuşayım istemiştim bir yüreğin dilince
yanıtı olmayan sorularda boğmak istememiştim
ben ona sabah olamasam da
dingin bir ikindi olayım istemişimdir
herşeyin usul usul durulduğu saatlerde gelsin
yüzünde uçuk bir gülümsemeyle
yaslasın yorgunluğunu gövdemin yaşlı çınarına
serip üzerine yapraklarımın ağırlıksız yorganını
dinlendireyim istemiştim
üşütmek istememiştim.
ben ona ne istemişsem bu yalnızlık aylarında
gecikmiş... ince... güzel ve uzak...
biraz da kendime istemiştim
sevgi adına.
(bkz: şükrü erbaş)
yedi renkli yaz yağmurları dilemiştim
kırmak istememiştim duygu filizlerini
büyük bir ustalıkla susturup içimdeki uğultuyu
rüzgarımı olanca yumuşaklığıyla salmıştım üzerine
incinmesin diye tek
acıyı bile ters yüz eden
incelikli bir gülümsemeyle yüzümde
ben ona gittikçe soğuyan zamanlarda
sıcacık bir sığınak olayım istemiştim
insanlar içinde üşüdükçe
güvenle gelebileceği
kuşların kanatları neden vardır?
bir insan neden ağlar yarı yaşına gelince?
bulutlar gökyüzünün yükü müdür, süsü müdür?
tutsağı mıdır rüzgarın, sevgilisi midir?
konuşayım istemiştim bir yüreğin dilince
yanıtı olmayan sorularda boğmak istememiştim
ben ona sabah olamasam da
dingin bir ikindi olayım istemişimdir
herşeyin usul usul durulduğu saatlerde gelsin
yüzünde uçuk bir gülümsemeyle
yaslasın yorgunluğunu gövdemin yaşlı çınarına
serip üzerine yapraklarımın ağırlıksız yorganını
dinlendireyim istemiştim
üşütmek istememiştim.
ben ona ne istemişsem bu yalnızlık aylarında
gecikmiş... ince... güzel ve uzak...
biraz da kendime istemiştim
sevgi adına.
(bkz: şükrü erbaş)
devamını gör...
115.
nasıl bir his biliyor musun?
oda çok geniş ama sığamıyorsun,
bak kapı orada ama çıkamıyorsun,
pencere açık ama nefes alamıyorsun.
cemal süreya
oda çok geniş ama sığamıyorsun,
bak kapı orada ama çıkamıyorsun,
pencere açık ama nefes alamıyorsun.
cemal süreya
devamını gör...
116.
"yumulu göz kapaklarımın içindesin sevdiceğim. yumulu göz kapaklarımın içinde şarkılar.. şimdi orda herşey seninle başlıyor. şimdi orda hiçbir şey yok senden önceme ait ve sana ait olmayan" nazım hikmet
devamını gör...
117.
ruknettin'in kalbi için kehanetler (lütfen okuyun uzunluğuna bakmadan müthiş bir şiirdir.)
ruknettin'in aynalarda ağladığı kadar var.
bir mevsimin kıyısından tutarsan ruknettin
kurak ovalara yağmurlar yağar,
ayak bileklerinden kavrarsan bir harfi,
kalbin şiir olup vadilerini sular.
senin de vadilerin vardır ruknettin!
kehanetler kurarsın,yağmalarsın kendini
kurtarıp o yangında ilk önce kalbini
niyedir,aynalarda azalır sesin.
doktorum
ben bu kalbimi sarınır örtünürüm
kış gecelerinde o nu yakar ısınırım
üşürsem helak olacağımdan korkarım.
doktorum
gayya kuyusuna inmek istemem
bana bir ip uzat,yağmurlar istemem
aynaları kırarım,suretimi istemem
mevsimler dönedursun,bu dünyayı istemem
ben allah'ı isterim.
ben hep aynalardan geçerim doktor
aynalar benden geçer.
araf'tan bir sepet sarkıtırım aşağı,
doluşur içine narin böcekler
yaşamayı yeni öğrenmiş kelebekler
üşüşür ben kalbimi sarkıtınca aşağı
ben hep aynalardan geçerim doktor!
günahları için ağlayan kim varsa
kanatlarıyla okşar onu melekler
hep böyle midir
kalbin hep böyle yavaş mıdır ruknettin?
aynalar sana bir savaş mıdır ruknettin?
yarin dudaklarından trenler geçer de
kalbiyin istasyonunda durmaz mı
sen hiç satrançta yenilmez misin
atına binip hep gider misin
bilmez misin,atından ayrı düşen bir vezir
zehir gibi çoğaltır kanında yalnızlığı
ve nihayet şahlar da aynalardan geçer
bir sen mi kalırsın bu rüyada ruknettin
herhalde hep böyledir
bu dünya sevenlere bir tuzaktır ruknettin!
buraya kalbinizi kuşatmaya geldiydik
konuşmayı unuttuyduk,hal diliyle söylediydik.
dua okuduyduk,yağmur dilediydik
kalbinizi kuşatmaya geldiydik.
hoşgeldiniz.buyrun.işte kalbim.
adımı unuttuğum zamanlarda ruknettin'im
gövdesi ihlal edilmiş bir yetimim.
şu kapıdan buyurun, az ilerisi kalbim.
benim kalbim bir ıslahevidir doktor.
yetim bir çocuk durmadan azarlanır içinde
benim kalbim gövdesi ıslahevlerine çakılı bir kuştur
uçmayı bilmeden ölür kenar otellerde
kalbim ıslah olmaz bir kuştur doktor
tıkanır,ölür metropollerde.
bir çiçeği uyandırmak için mi
söner bu ateşgahlar
kaldırmak için mi yeraltını
o derin uykusundan
kurur bu göl
ne var ve ne oluyor
neden türkü söylüyor fesleğenler
uzakta biri mi göründü
biri incil okurken düşüp bayıldı mı
bir rüya mı gördü yalnız keşişler
ne oldu?
adım ruknettin,tanışıyor olmalıyız
bir çay ocağında ya da bir merdiven başında
sunmuş olmalıyım kalbimi size
bakın!demiş olmalıyım henüz avladım o'nu
igvanın zehrini boşalttığı kuyularda.
yalnız günah parlar zifiri karanlıkta
ve kuyudan kuyuya bir yol yoktur
bir avcı tüfeğini doğrulttuğunda
ay gibi ışıdığında bir aşk
bir mevsim yönünü şaşırdığında.
hayret etmiş olmalısınız,kalbim
hezarfen misali havalanınca.
korkarım sevgili doktor,bu mektuba kendimi üzerek başlayacağım
çabuk büyüyen bir çocuk gibi,
ceplerimin nerede olduğunu unutacağım önce
ve mazi gizlenecek bir yer bulamayacak kendine.
sonra bir menekşeyi teheccüde kaldırmayı unutacağım.
unutacağım,hangi şehirde durursam yar beni karşılar.
nerede ölürsem bahtıma idamlar çıkar
gülümseyen bir arap olacak yüzümün size bakan tarafı,
terkedip gitmelerin ağırlaştığı bir güz olacak öte yarısı.
alnımın dokunduğu yerden savaşlar artacak
ve bahar giysilerine bürünmüş gelirken kıyamet
''gönüllü mağlupları olacak hayatın'' doktor.
yarından korkan adam,ruknettin böyle söyler.
siz doktor,yazabilir misiniz bir gülü yeniden
alıştırabilir misiniz baharı çürüyen toprağa
kabaran yağmuru yeraltına
ve bir aşkı ayrılığa
yakıştırabilir misiniz doktor
kanatlarında hüzün ve manolya taşıyan
kuşlarla konuşabilir
ve trampetimi geri verebilir misiniz bana?
ah kalbin moğolları ! size verecek ne kaldı
bir kitap olup yandı da o
külünden zehir kaldı
bir hayal olup uçtu da
gökte melekler bağırdı
''eve dön,eve dön!''
döndüm ki;şehrin ağrıları üstüme kaldı
bulvara uzanmış diskotek kızları/o melul orospular/
süpermarketler,bankalar
/yani toplu insan mezarları/
üstüme kaldı.
size ne denir ey kalbin istilacıları
barbar denir,'bir hayal yıkan'denir.
alın o'nu da götürün,bir kalbim kaldı.
bir ilkokul atlasında gemilerim yandıydı
cenevizden geliyordum,elimde mektuplarım vardı.
elimde ölü bir kızın sağır saçları vardı
bir mevsimin ortasında kalakaldıydım
bakkaldan manavdan değil,
cenevizden geliyordum doktor
o kızın saçlarından geliyordum
yitirilmiş bir mahkemeden
galiba kalbimden geliyordum.
bir güle boyun eğdiren nedir
o aşk değilse
nedir kalbe çıkartılan
tutuklama emri,
aşk değilse.
ah,o sığınaklardan
yitikleri toplayan
ve düşlere vuran gemi
nedir aşk değilse
size kendimden bahsediyorum doktor
biraz yağmur kimseyi incitmez.
iyi ruhların arasında dolaşan
bir gölgeden sözediyorum.
acıdan çatlamış kalbi
soğuğa dayanıklı kılan bir bilgiden
terkedilmiş şizofrenleri
kendine çeken vadiden
keşişlerin hüznünden
ve bir aşk yüzünden
ayları karıştıran kişinin
tababet-i ruhiyyesinden
size kendimden bahsediyorum doktor
ben kar yağarken ıslanmam.
benim öbür adım rüzgar
uğradığım orman
değdiğim kalp uğuldar.
deki bulunur elbet
iyi bir hal üzre kaybolan kişi
kemal sayar.
ruknettin'in aynalarda ağladığı kadar var.
bir mevsimin kıyısından tutarsan ruknettin
kurak ovalara yağmurlar yağar,
ayak bileklerinden kavrarsan bir harfi,
kalbin şiir olup vadilerini sular.
senin de vadilerin vardır ruknettin!
kehanetler kurarsın,yağmalarsın kendini
kurtarıp o yangında ilk önce kalbini
niyedir,aynalarda azalır sesin.
doktorum
ben bu kalbimi sarınır örtünürüm
kış gecelerinde o nu yakar ısınırım
üşürsem helak olacağımdan korkarım.
doktorum
gayya kuyusuna inmek istemem
bana bir ip uzat,yağmurlar istemem
aynaları kırarım,suretimi istemem
mevsimler dönedursun,bu dünyayı istemem
ben allah'ı isterim.
ben hep aynalardan geçerim doktor
aynalar benden geçer.
araf'tan bir sepet sarkıtırım aşağı,
doluşur içine narin böcekler
yaşamayı yeni öğrenmiş kelebekler
üşüşür ben kalbimi sarkıtınca aşağı
ben hep aynalardan geçerim doktor!
günahları için ağlayan kim varsa
kanatlarıyla okşar onu melekler
hep böyle midir
kalbin hep böyle yavaş mıdır ruknettin?
aynalar sana bir savaş mıdır ruknettin?
yarin dudaklarından trenler geçer de
kalbiyin istasyonunda durmaz mı
sen hiç satrançta yenilmez misin
atına binip hep gider misin
bilmez misin,atından ayrı düşen bir vezir
zehir gibi çoğaltır kanında yalnızlığı
ve nihayet şahlar da aynalardan geçer
bir sen mi kalırsın bu rüyada ruknettin
herhalde hep böyledir
bu dünya sevenlere bir tuzaktır ruknettin!
buraya kalbinizi kuşatmaya geldiydik
konuşmayı unuttuyduk,hal diliyle söylediydik.
dua okuduyduk,yağmur dilediydik
kalbinizi kuşatmaya geldiydik.
hoşgeldiniz.buyrun.işte kalbim.
adımı unuttuğum zamanlarda ruknettin'im
gövdesi ihlal edilmiş bir yetimim.
şu kapıdan buyurun, az ilerisi kalbim.
benim kalbim bir ıslahevidir doktor.
yetim bir çocuk durmadan azarlanır içinde
benim kalbim gövdesi ıslahevlerine çakılı bir kuştur
uçmayı bilmeden ölür kenar otellerde
kalbim ıslah olmaz bir kuştur doktor
tıkanır,ölür metropollerde.
bir çiçeği uyandırmak için mi
söner bu ateşgahlar
kaldırmak için mi yeraltını
o derin uykusundan
kurur bu göl
ne var ve ne oluyor
neden türkü söylüyor fesleğenler
uzakta biri mi göründü
biri incil okurken düşüp bayıldı mı
bir rüya mı gördü yalnız keşişler
ne oldu?
adım ruknettin,tanışıyor olmalıyız
bir çay ocağında ya da bir merdiven başında
sunmuş olmalıyım kalbimi size
bakın!demiş olmalıyım henüz avladım o'nu
igvanın zehrini boşalttığı kuyularda.
yalnız günah parlar zifiri karanlıkta
ve kuyudan kuyuya bir yol yoktur
bir avcı tüfeğini doğrulttuğunda
ay gibi ışıdığında bir aşk
bir mevsim yönünü şaşırdığında.
hayret etmiş olmalısınız,kalbim
hezarfen misali havalanınca.
korkarım sevgili doktor,bu mektuba kendimi üzerek başlayacağım
çabuk büyüyen bir çocuk gibi,
ceplerimin nerede olduğunu unutacağım önce
ve mazi gizlenecek bir yer bulamayacak kendine.
sonra bir menekşeyi teheccüde kaldırmayı unutacağım.
unutacağım,hangi şehirde durursam yar beni karşılar.
nerede ölürsem bahtıma idamlar çıkar
gülümseyen bir arap olacak yüzümün size bakan tarafı,
terkedip gitmelerin ağırlaştığı bir güz olacak öte yarısı.
alnımın dokunduğu yerden savaşlar artacak
ve bahar giysilerine bürünmüş gelirken kıyamet
''gönüllü mağlupları olacak hayatın'' doktor.
yarından korkan adam,ruknettin böyle söyler.
siz doktor,yazabilir misiniz bir gülü yeniden
alıştırabilir misiniz baharı çürüyen toprağa
kabaran yağmuru yeraltına
ve bir aşkı ayrılığa
yakıştırabilir misiniz doktor
kanatlarında hüzün ve manolya taşıyan
kuşlarla konuşabilir
ve trampetimi geri verebilir misiniz bana?
ah kalbin moğolları ! size verecek ne kaldı
bir kitap olup yandı da o
külünden zehir kaldı
bir hayal olup uçtu da
gökte melekler bağırdı
''eve dön,eve dön!''
döndüm ki;şehrin ağrıları üstüme kaldı
bulvara uzanmış diskotek kızları/o melul orospular/
süpermarketler,bankalar
/yani toplu insan mezarları/
üstüme kaldı.
size ne denir ey kalbin istilacıları
barbar denir,'bir hayal yıkan'denir.
alın o'nu da götürün,bir kalbim kaldı.
bir ilkokul atlasında gemilerim yandıydı
cenevizden geliyordum,elimde mektuplarım vardı.
elimde ölü bir kızın sağır saçları vardı
bir mevsimin ortasında kalakaldıydım
bakkaldan manavdan değil,
cenevizden geliyordum doktor
o kızın saçlarından geliyordum
yitirilmiş bir mahkemeden
galiba kalbimden geliyordum.
bir güle boyun eğdiren nedir
o aşk değilse
nedir kalbe çıkartılan
tutuklama emri,
aşk değilse.
ah,o sığınaklardan
yitikleri toplayan
ve düşlere vuran gemi
nedir aşk değilse
size kendimden bahsediyorum doktor
biraz yağmur kimseyi incitmez.
iyi ruhların arasında dolaşan
bir gölgeden sözediyorum.
acıdan çatlamış kalbi
soğuğa dayanıklı kılan bir bilgiden
terkedilmiş şizofrenleri
kendine çeken vadiden
keşişlerin hüznünden
ve bir aşk yüzünden
ayları karıştıran kişinin
tababet-i ruhiyyesinden
size kendimden bahsediyorum doktor
ben kar yağarken ıslanmam.
benim öbür adım rüzgar
uğradığım orman
değdiğim kalp uğuldar.
deki bulunur elbet
iyi bir hal üzre kaybolan kişi
kemal sayar.
devamını gör...
118.
"dostum dostum güzel dostum,
bu ne beter çizgidir bu
bu ne çıldırtan denge
yaprak döker bir yanımız
bir yanımız bahar bahçe"
hasan hüseyin korkmazgil
bu ne beter çizgidir bu
bu ne çıldırtan denge
yaprak döker bir yanımız
bir yanımız bahar bahçe"
hasan hüseyin korkmazgil
devamını gör...
119.
120.
sizin için, insan kardeşlerim,
her şey sizin için ;
gece de sizin için ,gündüz de ;
gündüz gün ışığı, gece ay ışığı;
ay ışığında yapraklar ;
yapraklarda merak ;
yapraklarada akıl;
gün ışığında binbir yeşil;
sarılar da sizin için, pembeler de;
tenin avuca değişi,
sıcaklığı,
yumuşaklığı;
merhabalar sizin için;
sizin için limanda sallanan direkler;
günlerin isimleri,
ayların isimleri,
kayıkların boyaları sizin için;
sizin için postacının ayağı,
testicinin eli;
alınlardan akan ter,
cephelerde harcanan kurşun;
sizin için mezarlar, mezar taşları,
hapishaneler, kelepçeler, idam cezaları;
sizin için;
hepsi sizin için.
sizin için- orhan veli
devamını gör...
