101.

ben de günahkar kullarındanım allahım...
bir "kulhuvallahi" bilirim dualardan,
bir de "yarabbi şükür" demeyi doyunca,
bir kere oruç tutmam ramazan boyunca,
ama çekmediğim kalmadı sevdalardan.
ben de günahkar kullarındanım allahım!...

benim gibi kulun çok dünyada, allahım!...
eğer bilmiyorsan işte, haberin olsun.
ekmek derdi, aşk derdi unutturdu seni.
insan hatırlamıyor dün ne yediğini.
zaten yediğimiz ne ki hatırda dursun.
benim gibi kulun çok dünyada, allahım!...

yazdıklarıma sakın darılma allahım!...
meleklerin sana bunları söylemezler.
artık, pek yarattığın gibi değil dünya
insanlar hem sabuna karıştı, hem suya:
ne olursun hoşuna gitmediyse eğer,
yazdıklarıma sakın darılma allahım!...

sana bir şey soracağım, affet, allahım!...
beş vakit kızlar doluyor camilerine,
beyaz yaşmaklı, beyaz tenli masum kızlar...
benim bir defa görüşte yüreğim sızlar;
sen tutulmadın mı, içlerinden birine?
sana bir şey soracağım, affet, allahım!...

işte insanlar bu minval üzre, allahım!...
kıt kanaat sere serpe yollar boyunca
sen, bizim için hala o ezeli sırsın.
sen de, bizi bilmiş olsan, başkalaşırsın...
herkesin kederi, gailesi boyunca.
işte insanlar bu minval üzre, allahım!...
devamını gör...
102.
seni öpsem, gülse bir halk
seni öpsem, yoksulluk
utansa verdiği acılardan
kırılsa her türlü korkunun kanadı.

seni öpsem, silinse
alın çizgilerinden gam
yürek kuytularından akşam.
bir sonsuz yağmur yağsa
aşkın kardeş bulutlarından.
aynı mutlulukla ıslansa dünya
ayrılığa kapanmasa kapılar
odalar üzgün durmasa...
*
devamını gör...
103.
özdemir asaf’ın bu günlerimizi özetleyen bir şiirini bırakalım:

eskiden

ne güzel insanlar vardı eskiden.
çocukluğumuzu kaplamışlardı.
bize masal anlatırlardı
cinlerden, perilerden.
büyük anneler, büyük babalar vardı.
o zaman hepsi uzaktı ölümden.
hem sevdirir hem korkuturlardı.
acı hikâyeleri bile tatlı başlardı.
demek bunun için gittiler hikâyelerden.
ne güzel insanlar vardı eskiden.

ne güzel şarkılar vardı eskiden.
gençliğimizi donatırlardı.
hep iyi şeyler hatırlatırlardı
geçip gitmiş devirlerden.
sevgi ve ümid yaratırlardı.
o zaman her şey uzaktı ölümden.
yanık şarkılar bile neşeli başlardı.
ister istemez saadet taşardı
gamsız günlerimizden.
ne güzel zamanlar vardı eskiden.

ne güzel şarkılar vardı eskiden.
hayâl içinde yaşatırlardı.
güldürür ağlatırlardı
duymadan biz, düşünmeden.
her an bir asır kadardı.
o zaman herkes uzaktı ölümden.
candan sevdiklerimiz vardı.
hepsi başka güzeldi, bizi tanımazlardı.
bütün yollarımız geçerdi gül bahçelerinden.
ne güzel zamanlar vardı eskiden.
devamını gör...
104.
böcekler

düşünme,
arzu et sade!
bak, böcekler de öyle yapıyor.
orhan veli kanık
devamını gör...
105.
mutsuzluktan söz etmek istiyorum
dikey ve yatay mutsuzluktan
mükemmel mutsuzluğundan insan soyunun
sevgim acıyor
buradan
*
devamını gör...
106.
sere serpe
uzanıp yatıvermiş, sere serpe;
entarisi sıyrılmış, hafiften;
kolunu kaldırmış, koltuğu görünüyor;
bir eliyle de göğsünü tutmuş.
içinde kötülüğü yok, biliyorum;
yok, benim de yok ama...
olmaz ki!
böyle de yatılmaz ki!

(bkz: orhan veli kanık)
devamını gör...
107.
gölgeler var her yerde
isimsiz, hain gölgeler
biri içimde beni yaralayan
biri dışımda benim olan
gece gündüz hesaplaştığım
isimsiz, hain gölgeler...

-fıstıklıbörek-
devamını gör...
108.
yürüyorum, hava zifiri karanlık
güneşi boğuyorlar, kara ufkun ardında
çığlığını duyuyorum.
yürüyorum, yolumda kansız dikenler
yüzmüşler derisini kuytularda çiçeklerin
can kokusu alıyorum.
biliyorum.. mavi denize çok az kaldı.
ay bakışlı bir çocuğun, "her şey güzel olacak !"
deyişinden anlıyorum.

-fıstıklıbörek-
devamını gör...
109.
eskisi kadar özlemiyorum seni,
ve ağlamıyorum olduk olmadık zamanlarda..
adının geçtiği cümlelerde, gözlerim dolmuyor..
yokluğunun takvimini tutmuyorum artık.
biraz yorgunum..
biraz kırgın..
biraz da kirletti sensizlik beni !
devamını gör...
110.
bir kitabın sayfaları (bkz: barış bıçakçı)
baktım rüzgarsın sen
baktım çamaşır ipini zorluyorsun
hepimizin derdi güzel yaşlanmak sevgilim
baktım bir kitabın sayfalarını çeviriyorsun
ayağına terlik giy
bildiğimiz şeylerin taşında yalınayak geziyorsun

biz satranç oyuncusuyuz sevgilim
üzerimizde kara bir leke biz satranç oyuncusuyuz
inanıyoruz ceketlere düğmelere
inanmıyoruz takvimleri savurarak gelen geleceğe
işte yitirdik bütün taşlarımızı darmadağınık oyun tahtası
bir tek şahımız duruyor sevgilim, o da evli, iki çocuk babası

kelimeler önümüze çıkıyor sevgilim
uykumuzu bölüyor buradan çocukluğumuza kadar
buradan çocukluğumuza kadar bir telaş
içi boş kuşları kovalıyoruz ve bir sebep arıyoruz
herkese küsmek için
hemen o cumartesi buluyoruz, hemen o pazar

yaşamak çukur yerlere doluyor diyorlar
bu yüzden yıkıntıya dönüşse de yaşıyormuş insan
ama hep yıkıldığımız yeter sevgilim, biraz da kekik toplayalım
kıymetini bilmediğimiz şeyler var

yaşamak bir at gibi huysuzlanıyor kapımızda sevgilim
geçen günlere üzüldük tamam yola düşelim
düşünelim: başka günlerin duvarı daha sağlam
düşünelim: başka günlerin sokağı daha neşeli
başka evlerin kadınları erkekleri tam bir kahraman
tül perdeler uçuşurken başka evlerin pencerelerinde
bizi bir kitabın sayfaları arasında kurutuyor zaman

ama baktım sen rüzgârsın sevgilim
kitapları bir başından bir sonundan okuyorsun
başucunda bir bardak su
beni başucumda bir bardak su gibi avutuyorsun
devamını gör...
111.
anneme...


(bkz: mohammad ebrahim jafari)
devamını gör...
112.
sevmeyi unutmuşsunuz kardeşler
yalan her şey gibi
aşklarınız da.

yaşamı ölüm
diye anlatıyorlar size
yalanı gerçek diye.

ne leylakların
tomurundan
haberiniz var

ne önünüzden
kara bir tabut
gibi geçen geceden.

sevmeyi unutmuşsunuz kardeşler
yalan aşklarınız da.

(bkz: behçet aysan)
devamını gör...
113.
ağlasam sesimi duyar mısınız mısralarımda dokunabilir misiniz gözyaşlarıma ellerinizle bilmezdim şarkıların bu kadar güzel kelimelerinse kiyafetsiz olduğunu bu derde düşmeden önce...
devamını gör...
114.
bütün iyi kitapların sonunda
bütün gündüzlerin, bütün gecelerin sonunda
meltemi senden esen
soluğu sende olan
yeni bir başlangıç vardır

parmağını sürsen elmaya, rengini anlarsın
gözünle görsen elmayı, sesini duyarsın
onu işitsen, yuvarlağı sende kalır
her başlangıçta yeni bir anlam vardır.

nedensiz bir çocuk ağlaması bile
çok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır.

(bkz: edip cansever)
devamını gör...
115.

caddeden sokaklara doğru sesler elendi,
pencereler kapandı, kapılar sürmelendi.
bir kömür dumanıyla tütsülendi akşamlar,
gurbete düşmüşlerin başına çöktü damlar...
son yolcunun gömüldü yolda son adımları,
bekçi sert bir vuruşla kırdı kaldırımları.
mezarda ölü gibi yalnız kaldım odamda:
yanan alnım duvarda, sönen gözlerim camda,
yuvamı çiçekledim, sen bir meleksin diye,
yollarını bekledim görüneceksin diye.
senin için kandiller tutuştu kendisinden,
resmine sürme çektim kandillerin isinden.
saksıda incilendi yapraklar senin için,
söylendi gelmez diye uzaklar senin için...
saatler saatleri vurdu çelik sesiyle,
saatler son gecenin geçti cenazesiyle,
nihayet ben ağlarken toprağın yüzü güldü,
sokaklardan caddeye doğru sesler döküldü...
devamını gör...
116.
biz her şeye,
esirgeyen ve bağışlayan,
çokça esirgeyen ve çokça bağışlayan,
hep esirgeyen ve hep bağışlayan
rabbin adıyla başlayan adamlarız anna.

büyücülerin, haramilerin, borsacıların, reklamcıların, korsanların, işgalcilerin, bankacıların elinden kurtulmamız da bundan.
sanayi devriminde bile,
karanlık, rutubetli, çok bağırışlı,
çok nefessiz, çok sabahsız, çok aşksız, çok çiçeksiz, çok neşesiz, çok kitapsız
bir fabrikada hayatta kaldık sırf bu yüzden.

piyasaların hınçla dolu iniş çıkışlarına kalbimiz dayanıyor bir şekilde.
kalbimiz derken,
ilk gençliğimiz, sakalımız,
bir kasetin iki yüzüne de ard arda kaydedip dinlediğimiz şarkımız diyorum
aslında.
işte böyle yaşıyoruz ve yaşamak da sana dair uzayıp giden bir özleme dönüşüyor.
insaf et anna!

gidelim buradan.
senin masumiyetini,
bilgelik zamanlarından kalma sırları,
dünyanın bütün sabahlarını yanımıza alıp da gidelim.
hesap etmeden, haritaya bakmadan gidelim.
ölelim diyecektim az kalsın.
ölmeyelim.
hiç ölmeyelim anna.
sarılalım diyecektim az kalsın.
içimden böyle şeyler de geçiyor işte.
sarılalım, dudakların…
tamam sustum.

gitmek istemezsen bir şiir miktarı kadar otursak diyorum.
şiir kalsın istersen, sadece otursak.
oturmasan da olur benimle,sadece ellerimi tut.
ellerimi tutma dilersen sadece yüzüme bak.
yüzüme bak ama anna, yüzüme bak.
gözlerime bak, gözlerimin içine bak.
gözlerim biraz karanlık.
içinde cenkler, ayinler, kesik damarlar,
kapıları yumruklayışlar, cipralexler, turgutlar, edipler,sezailer,
siyahlar, beyazlar, uykusuzluklar, bitmeyen başağrıları, bildirilerin öfkesi,
duvarlara uzun dalmışlıklar var.

gözlerim biraz yorgun.
içinde bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler,
bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler…
bekleyişler anna.

köylü çocukların parasız yatılı sonuçları mesela.
nişanlısı askerde kızlar,
kızı ölüm orucundaki baba,
babası tersanede oğul,
oğlu şizofren anne.

hepsini sayamam gerçi, utançlarım da var.
ama geçecek hepsi, geçecek.
şifalı gözlerin her şeyi iyi edecek.
gözlerimin içine bakmaktan korkma anna.
sen adımını attığın andan itibaren
hira dinginliğine dönüşecek ortalık.
(bkz: tarık tufan)
devamını gör...
117.
karanlık sözler yazıyorum hayatim hakkında.
aşklarım, inançlarım işgal altındadır
tabutumun üstünde zar atıyorlar
cebimdeki adreslerden umut kalmamıştır
toprağa sokulduğum zaman çapa vuran adamlar
denize yaklaşınca kumlar ve çakıl taşları
geçmiş günlerimi aşağılamaktadır.

karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında.
ve rüzgar buruşturuyor polis raporlarını
kadınlar fazlasıyla günaha giriyorlar
bazı solgun gömleklerin çözük düğmelerinden
çelik tırpan gibi silkiniyor çocuklar
denizin satırları arasında.
gece arsızca kükrüyor paslı beyninde şehrin
küfre yaklaştıkça inancım artıyor.

karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında
öyle yoruldum ki yoruldum dünyayı tanımaktan
saçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda
acılar çekebilecek yasa geldiğim zaman
acıyla uğraşacak yerlerimi yok ettim.
ve simdi birçok sayfasını atlayarak bitirdiğim kitabin
başından başlayabilirim.
(bkz: ismet özel)
devamını gör...
118.
dünyanın en tuhaf mahluku
akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
- demeğe de dilim varmıyor ama -
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!


(bkz: nazım hikmet ran)
devamını gör...
119.
fazla cümlelere gerek yok iki kelimede tüm meseleyi anlatıyor cahit zarifoğlu:
yalnızlık benim şiirim.
devamını gör...
120.
ne içindeyim zamanın,
ne de büsbütün dışında;
yekpare, geniş bir ânın
parçalanmaz akışında.

bir garip rüya rengiyle
uyuşmuş gibi her şekil
rüzgârda uçan tüy bile
benim gibi hafif değil.

başım sükûtu öğüten
uçsuz, bucaksız değirmen;
içim muradına ermiş
abasız, postsuz bir derviş;

kökü bende bir sarmaşık
olmuş dünya sezmekteyim.
mavi, masmavi bir ışık
ortasında yüzmekteyim.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"günün şiiri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim