241.

uzat saçlarını gecenin balkonundan
isteğimin çok tüylü suyuna.
bir orman gecesinde
bir kar gündüzünde,
gördüm nasıl süzüldüğünü
yırtıcı ölüm kuşlarının.
hadi uçsun memelerindeki güvercinler
hadi cennet ülkeni sun.
kardeşliğin şarabını istemiyorlar
söyle kaç sofra kaldı kurulu?

baktıkça içleniyorum fotoğraflarına
yüzlerini öpmüş anneleri ayrılığa benzer
çilekeş kadınlar rüzgârlarına vurgun,
onlar silâhları ve şarkılarıyla
hani şuracığından geçerlerdi
korkularınla kaldığın zaman.

ölümü en güzel kullandı onlar
bir karanfil dişleri arasından
aşk içinde ulaştırdıkları sana,
cepheden, sürgünden, mapustan.

sıra bizim, hadi günler bitiyor.
hadi uzat mavi saçlarını
yenik gövdemin üstünden.
devamını gör...
242.
hey joe!

adını unuttuğum gece parklarında kaç kez aldattım seni
ben ihanetle öğrendim sadakati
kaç kez ucundan döndüm parlak keskin metalin
artık kimse öldüremez beni.


murathan mungan
devamını gör...
243.
dağ rüzgarı

kaderde senden ayrı düşmek de varmış
doğrusu bunu hiç düşünmemiştim...
seni tanımadan
hele seni böyle deli divane sevmeden
yalnızlık güzeldir diyordum
al başını, kaç bu şehirden
ufukta bir çizgi gibi gördüğün dağlara
rüzgarın iyot kokularını taşıdığı denizlere git
git gidebildiğin yere git diyordum
oysa ki, senden kaçılmazmış
yokluğuna birgün bile dayanılmazmış.
bilmiyordum...

yine de dayanmağa çalışıyorum işte
bir kır çiçeği koparıyorum gözlerine benzeyen
geçen bulutlara sesleniyorum ellerin diye
rüzgar güzel bir koku getirmişse
saçlarını okşayıp gelmiştir diyerek avunuyorum
yaşamak seninle bir başka zamanı
bir başka zamanda seni yaşamak
herşeyden önce sen
elbette sen
mutlaka sen
ister uzaklarda ol
ister yanıbaşımda dur
sen ol yeter ki bu zaman içinde
ben olmasam da olur
seni bir yumağa sarıyorum yıllardır
bitmiyorsun
çaresizliğim gün gibi aşikar
su olup çeşmelerden akan güzelliğin
inceliğin ışık ışık yüzüme vuran
sen güneş kadar sıcak
tabiat kadar gerçek
sen bahçelerde çiçekler açtıran
sudan, havadan, güneşten yüce varlık
sen, o tek sevgi içimde
sen görebildiğim tek aydınlık

bir nefes de benim için al
havasızlıktan öldürme beni
bulutlara, yıldızlara benim için de bak
susadım diyorsam
bir yudum su içmelisin
ben yorulduysam sen uyumalısın
ellerim sevilmek istiyor
saçlarım okşanmak istiyor
dudaklarım öpülmek istiyor
anlamalısın.

ağaçların yeşili kalmadı
gökyüzünün mavisi yok
bu dağlar o dağlar değil
rüzgarında kekik kokusu yok
kim bu çaresiz adam
bu kan çanağı gözler kimin
kaç gecedir uykusu yok
gündüzü yok
gecesi yok
yok
yok
anladım
sensiz yaşanmaz bu dünyada
imkanı yok.
ümit yaşar oğuzcan
devamını gör...
244.
karamsarlık kokuyor şiirlerim;
hele mutluluk hiç vadetmiyor.
z.s.
devamını gör...
245.
edip cansever - sonrası kalır

on kalır benden geriye dokuzdan önceki on
dokuz değil on kalır
on çiçek, on güneş, on haziran
on eylül, on haziran..
on adam kalır benden, onu da
bal gibi parlayan, kekik gibi bunalan
on adam kalır.

ne kalır ne kalır
tuz gibi susayan, nane gibi yayılan
dokuzu unutulmuş on yüz mü kalır
onu da unutulmuş bir şiir belki kalır
on çizik, on çentik, on dudak izi
bir çay bardağında on dudak izi
aşklardan sevgilerden
suya yeni indirilmiş bir kayık gibi
akıp geçmişsem, gidip gelmişsem
bir de bu kalır.

ne kalır benden geriye, benden sonrası kalır
asıl bu kalır.

on yerde adam geçse geçmese
dağlardan tepelerden inen bir düzlüktüm,
anlaşılır.

akşam olur, bir günden dibe çökerim
su içer,dibe çökerim
iyimser bir duvarcıyım, her gün bir tuğla
düşürürüm elimden
bu yüzden gecikirim
size bu sıkıntı kalır.

ne kalır

kahvelerde kalın kalın kayısı vakti
dişleri kesmeyenin en az kayısı vakti
dişleri hiç kesmeyenden
gün geçer, kendi kalır
kahvelerde kayısı.

gezginim, açık denizlerden yanayım
biraz da akdenizliyim, bu işte böyle kalır
akdenizli herkes konuşur duyarlığını
başka ne kalır
biz ki bir konuşuruz geriye on şey kalır.

ben buyum, dersin, arkadaş
sevgilim, ben buyum
yüreğim vurgun, dişlerim altın
ceketim sol omzumda
vakit vakit incelen vakit.
devamını gör...
246.
ard-arda kaç zemheri,
kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
dışarda gürül-gürül akan bir dünya...
bir ben uyumadım,
kaç leylim bahar,
hasretinden prangalar eskittim.
saçlarına kan gülleri takayım,
bir o yana
bir bu yana...

ahmed arif
devamını gör...
247.
bazı yaralar yararlıdır buna inan,
bazı yaraların ortasından küçücük bir el,
sanki geçmişine çiçek uzatır,
bazı yaralardan sızan kanla
tüm geleceğin yıkanır...
devamını gör...
248.
pencere
en iyisi pencere
geçen kuşları görürsün hiç olmazsa
dört duvarı göreceğine

orhan veli kanık-içerde
devamını gör...
249.
ayrılık ne biliyor musun?

ne araya yolların girmesi,

ne kapanan kapılar,

ne yıldız kayması gecede,

ne ceplerde tren tarifesi,

ne de turna katarı gökte.

insanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!

ipi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,

birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.

ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,

duvarlara dalıp dalıp gitmesi.

türküsünü söyleyecek kimsesi kalmamak ayrılık.

ödünç sesle konuşan bir kalabalık içinde

kendi sesiyle silinmek.

birdenbire büyümesi

gülüşü artık yaprak kıpırdatmayan bir çocuğun.

insanın yaşlandıkça kendi kuyusuna düşmesi

bir kadının yatağına uzanan kül bağlamış bir gövde.

saçına rüzgar,

sesine ışık düşürememek kimsenin.

parmaklarını sözüne pınar edememek

uzaklarda bir adamın üşümesi

bir kadın dağlara daldıkça.

ışıklı vitrinlere bakmadan geçmek çarşılardan

çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.

evlerle sokaklar arasında bir ayrım kalmaması

ayrılık yağmurdan vazgeçiş, sudan üşüme

yalnızca gölge vermesi ağaçların

iyiliğin küfre dönmesi ayrılık.

güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya

başını alıp gitmek gibi bir geri dönüş

iki adımından birisi insanın, sevincin kundakçısı,

hüznün arması, süren korkusu inceliğin.

ayrılık, o küçük ölüm!

usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan
şükrü erbaş
buradan
devamını gör...
250.

senin bir ceylan gibi o mahzun bakışını
ve ne varsa, öylesine yürekten sevdiğim o bakışta
unutmadım, üst üste yığılan hüzünlü yıllarda
fakat görüntün, zihnimde gitgide dumanlandı

gün gelir, yürekte hüzün de söner artık
ne mutluluğun, ne acıların olduğu bir yerde
düşler de, anımsayışlar da silinir gitgide
kalır sadece, her şeyi bağışlatan bir uzaklık...
devamını gör...
251.
behçet aysan- anış

yıkık manastırın orda kalbim ki , o da yıkıktı.
bir keşiş bıçağıyla dağlanmış çiçekbozuğu, çopur-bir hayat acıtıyordu beni sevgilim.
her şeyin hüzne vurduğu yerde bütün saatlerin, kuzguni bir denizi çoğaltarak hayat acıtıyordu beni.

bense geçerdim karamuklarla, karabasanların arasından geçerdim hiçbir im bırakmadan geride bana en sırlı gelen acının o en sırlı noktasından.
bin dokuz yüz yetmiş beş'in ekiminde yıkık manastırın orda kalbim ki, o da .
devamını gör...
252.

ben sana mecburum bilemezsin
adını mıh gibi aklımda tutuyorum
büyüdükçe büyüyor gözlerin
ben sana mecburum bilemezsin
içimi seninle ısıtıyorum.

ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
bu şehir o eski istanbul mudur
karanlıkta bulutlar parçalanıyor
sokak lambaları birden yanıyor
kaldırımlarda yağmur kokusu
ben sana mecburum sen yoksun.

sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
insan bir akşam üstü ansızın yorulur
tutsak ustura ağzında yaşamaktan
kimi zaman ellerini kırar tutkusu
bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
hangi kapıyı çalsa kimi zaman
arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
eski zamanlardan bir cuma çalıyor
durup köşe başında deliksiz dinlesem
sana kullanılmamış bir gök getirsem
haftalar ellerimde ufalanıyor
ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
ben sana mecburum sen yoksun.

belki haziran da mavi benekli çocuksun
ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
belki yeşilköy'de uçağa biniyorsun
bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
kötü rüzgar saçlarını götürüyor

ne vakit bir yaşamak düşünsem
bu kurtlar sofrasında belki zor
ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
ne vakit bir yaşamak düşünsem
sus deyip adınla başlıyorum
içim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
hayır başka türlü olmayacak
ben sana mecburum bilemezsin.
devamını gör...
253.
ben az konuşan çok yorulan biriyim
şarabı helvayla içmeyi severim
hiç namaz kılmadım şimdiye kadar
annemi ve allahı da çok severim
annem de allahı çok sever
biz bütün aile zaten biraz
allahı da kedileri de çok severiz

hayat trajik bir homoseksüeldir
bence bütün homoseksüeller adonistir biraz
çünkü bütün sarhoşluklar biraz
freüdün alkolsüz sayıklamalarıdır

siz inanmayın bir gün değişir elbet
güneşe ve penise tapan rüzgârın yönü
çünkü ben okumuştum muydu neydi
biryerlerde tanrılara kadın satıldığını

ah canım aristophones
barışı ve eşek arılarını hiç unutmuyorum
ölümü de bir giz gibi tutuyorum içimde
ölümü tanrıya saklıyorum

ve bir gün hiç anlamayacaksınız
güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum
düşüverecek ellerinizden ellerinizden ve
bir gün elbette
zeki müreni seveceksiniz
zeki müreni seviniz.

merhaba canım/ arkadaş zekai özger.
devamını gör...
254.
muhtelif zihin sistemi
yosun kokusu mu

kanalizasyon kanalı
muhalefet istemi mi

artık mamutlar hüküm sürüyor
yalnız karadelik radikallerinde...
devamını gör...
255.

bilmiyorum, yaşamakta mısın, öldün mü?
dünyada bir yerlerde bulabilir miyim seni
yoksa, akşamın yaslı karanlığında
bir ölüyü mü düşünmeli..

her şey senin için: gün boyunca dualarım,
uyuşturan ateşi uykusuz gecelerin;
şiirlerimin beyaz sürüsü,
ve mavi yangını gözlerimin..

hiç kimse daha yakın olmadı bana,
hiç kimse böylesine üzmedi beni,
acıya salıp gidenler bile,
okşayıp bırakanlar bile hatta.
devamını gör...
256.
senden hâlâ bir haber yok

bir nesnenin neresinde akşam olur
sivri bacaklı delikanlılar gülüşerek bara inerler yazın bittiği rivayet edilir kasabada yani artık tamamen bitmiştir yaz tüketilmiş ya da yok sayılmıştır çığlık çığlığa koşarak bir iki at yürür denize rakının yayları kopar bir iki adam ağlar bir iki kadın güzel kokular içinde geçer uzaydan senden hâlâ bir haber yoktur bir nesnenin neresinde akşam olur sessizlik ne berbat bir yolculuktur yağmur, kopan bir inci kolye gibi yağar sivri bacaklı delikanlılar dövüşerek bardan çıkarlar kışın başladığı rivayet edilir kasabada yani artık tamamen her şeyi kaplamıştır kış önemsenmiş ya da kabul görmüştür çığlık çığlığa koşarak bir iki hatıra yürür akıllara rakının kadehi kırılır bir iki kadın ağlar bir iki adamın tenha cenazesi geçer uzaktan
senden hâlâ bir haber yoktur
sessizlik çok berbat bir yolculuktur.


insan üzülmeye görsün hayat hep tutuktur kar, ölünün üstünü bembeyaz bir örtüyle kapar sivri bacaklı delikanlılar birbirlerine dargın ayrılmışlardır buralardan mevsimlerin aşka göre değiştiği rivayet edilir kasabada yani artık tamamen sevdayı ele geçirmiştir mevsimler özlemek, unutulmak ile hatırlanılmak arasında bir ara istasyondur çığlık çığlığa koşarak bir iki teselli yürür ömürlere rakının tadı küflenir çürür bir iki ışık ağlar bir iki yalnızın ismi okunur topraktan senden hâlâ bir haber yoktur insan üzülmeye görsün ona hayat hep suçluluktur.


küçük iskender- sarı şey-
devamını gör...
257.
yalnızım. ve şiir geliyor, dostum,
tedirgin dişi güvercinin çağrısına
kanat çırparak gelen kaygılı bir eş gibi.
nasıl fırtınada yüksek dağlardan
akarsa aşağılara doğru kar
kayalara, benltlere, vadilere -
kaygılarla dolu yüreğime şimdi
bir aşk balsamı yayılıyor
ve kutsal bir güzellik susuzluğu.
tıpkı sonsuz gökyüzünde yıldızların
güzel bir kokuyla kuşatırcasına
kanlı ve karanlık yeryüzüne
yumuşak aydınlığı akıtması gibi
ve çiçekler derin sessizlikte
böyle doldururlar tembel bir kokuyla tarlayı.

verin bana ne kadar yetkin ve yüce olan şey varsa
bir desen michelangelo'dan ve kabzasını
cellini'nin işlediği hançeri
fildişinden daha güzel olan.
verin bana o kutlu kafatasını
içinde hamlet'in düşüncelerini barındıran.
ve isyancı magripli'nin öfkesini -
o hintli dilberi verin bana
eski chitchen'in duvarlarını ıslatan ırmağın
saydam sularının kıyısındaki
gümrah bir muz ağacının gölgesi
ve kendi saçlarının altında
ince, kaygan ve yaldızlı vücudunu kurulayan.

ah, verin bana mavi göğümü benim;
saf, dile sığmaz, dingin
ve sonsuz ruhunu
çağlar boyunca louvre müzesi'nde
köpükten bir çiçek gibi
milo venüsü'nü koruyan o mermerin.

-jose marti.
devamını gör...
258.
kan yasası bu insanın:
üzümden şarap yapacaksın
çakmak taşından ateş
ve öpücüklerden insan!
can yasası bu insanın:
savaşlara yoksulluklara
ve binbir belaya karşın
ille de yaşayacaksın!
us yasası bu insanın:
suyu şavka döndürüp
düşü gerçeğe çevirip
düşmanı dost kılacaksın!
anayasası bu insanın
emekleyen çocuktan
uzayda koşana dek
yürürlükte her zaman

can yücel
devamını gör...
259.
'gelme diyorsun
bu gel demektir
birazdan güneş doğacak
dolu dizgin atlılar geçecek yüreğimden
seni düşüneceğim
gümüş mahmuzların parlaklığında
yağmur nal izlerini örtmeden
sana geleceğim
bekle beni'
devamını gör...
260.
"beni bulamazsan üzülme,
eşyalarımı bulacaksın;
kestiğim taşları, açtığım yolları,
işlediğim heykelleri bulacaksın
ve göreceksin ki binlerce yıl öteden
parmak izlerimiz değecek birbirine… "
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"günün şiiri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim