241.
ben sana mecburum bilemezsin
adını mıh gibi aklımda tutuyorum
büyüdükçe büyüyor gözlerin
ben sana mecburum bilemezsin
içimi seninle ısıtıyorum.
ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
bu şehir o eski istanbul mudur
karanlıkta bulutlar parçalanıyor
sokak lambaları birden yanıyor
kaldırımlarda yağmur kokusu
ben sana mecburum sen yoksun.
sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
insan bir akşam üstü ansızın yorulur
tutsak ustura ağzında yaşamaktan
kimi zaman ellerini kırar tutkusu
bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
hangi kapıyı çalsa kimi zaman
arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
eski zamanlardan bir cuma çalıyor
durup köşe başında deliksiz dinlesem
sana kullanılmamış bir gök getirsem
haftalar ellerimde ufalanıyor
ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
ben sana mecburum sen yoksun.
belki haziran da mavi benekli çocuksun
ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
belki yeşilköy'de uçağa biniyorsun
bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
kötü rüzgar saçlarını götürüyor
ne vakit bir yaşamak düşünsem
bu kurtlar sofrasında belki zor
ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
ne vakit bir yaşamak düşünsem
sus deyip adınla başlıyorum
içim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
hayır başka türlü olmayacak
ben sana mecburum bilemezsin.
devamını gör...
242.
ben az konuşan çok yorulan biriyim
şarabı helvayla içmeyi severim
hiç namaz kılmadım şimdiye kadar
annemi ve allahı da çok severim
annem de allahı çok sever
biz bütün aile zaten biraz
allahı da kedileri de çok severiz
hayat trajik bir homoseksüeldir
bence bütün homoseksüeller adonistir biraz
çünkü bütün sarhoşluklar biraz
freüdün alkolsüz sayıklamalarıdır
siz inanmayın bir gün değişir elbet
güneşe ve penise tapan rüzgârın yönü
çünkü ben okumuştum muydu neydi
biryerlerde tanrılara kadın satıldığını
ah canım aristophones
barışı ve eşek arılarını hiç unutmuyorum
ölümü de bir giz gibi tutuyorum içimde
ölümü tanrıya saklıyorum
ve bir gün hiç anlamayacaksınız
güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum
düşüverecek ellerinizden ellerinizden ve
bir gün elbette
zeki müreni seveceksiniz
zeki müreni seviniz.
merhaba canım/ arkadaş zekai özger.
şarabı helvayla içmeyi severim
hiç namaz kılmadım şimdiye kadar
annemi ve allahı da çok severim
annem de allahı çok sever
biz bütün aile zaten biraz
allahı da kedileri de çok severiz
hayat trajik bir homoseksüeldir
bence bütün homoseksüeller adonistir biraz
çünkü bütün sarhoşluklar biraz
freüdün alkolsüz sayıklamalarıdır
siz inanmayın bir gün değişir elbet
güneşe ve penise tapan rüzgârın yönü
çünkü ben okumuştum muydu neydi
biryerlerde tanrılara kadın satıldığını
ah canım aristophones
barışı ve eşek arılarını hiç unutmuyorum
ölümü de bir giz gibi tutuyorum içimde
ölümü tanrıya saklıyorum
ve bir gün hiç anlamayacaksınız
güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum
düşüverecek ellerinizden ellerinizden ve
bir gün elbette
zeki müreni seveceksiniz
zeki müreni seviniz.
merhaba canım/ arkadaş zekai özger.
devamını gör...
243.
muhtelif zihin sistemi
yosun kokusu mu
kanalizasyon kanalı
muhalefet istemi mi
artık mamutlar hüküm sürüyor
yalnız karadelik radikallerinde...
yosun kokusu mu
kanalizasyon kanalı
muhalefet istemi mi
artık mamutlar hüküm sürüyor
yalnız karadelik radikallerinde...
devamını gör...
244.
bilmiyorum, yaşamakta mısın, öldün mü?
dünyada bir yerlerde bulabilir miyim seni
yoksa, akşamın yaslı karanlığında
bir ölüyü mü düşünmeli..
her şey senin için: gün boyunca dualarım,
uyuşturan ateşi uykusuz gecelerin;
şiirlerimin beyaz sürüsü,
ve mavi yangını gözlerimin..
hiç kimse daha yakın olmadı bana,
hiç kimse böylesine üzmedi beni,
acıya salıp gidenler bile,
okşayıp bırakanlar bile hatta.
devamını gör...
245.
senden hâlâ bir haber yok
bir nesnenin neresinde akşam olur
sivri bacaklı delikanlılar gülüşerek bara inerler yazın bittiği rivayet edilir kasabada yani artık tamamen bitmiştir yaz tüketilmiş ya da yok sayılmıştır çığlık çığlığa koşarak bir iki at yürür denize rakının yayları kopar bir iki adam ağlar bir iki kadın güzel kokular içinde geçer uzaydan senden hâlâ bir haber yoktur bir nesnenin neresinde akşam olur sessizlik ne berbat bir yolculuktur yağmur, kopan bir inci kolye gibi yağar sivri bacaklı delikanlılar dövüşerek bardan çıkarlar kışın başladığı rivayet edilir kasabada yani artık tamamen her şeyi kaplamıştır kış önemsenmiş ya da kabul görmüştür çığlık çığlığa koşarak bir iki hatıra yürür akıllara rakının kadehi kırılır bir iki kadın ağlar bir iki adamın tenha cenazesi geçer uzaktan
senden hâlâ bir haber yoktur
sessizlik çok berbat bir yolculuktur.
insan üzülmeye görsün hayat hep tutuktur kar, ölünün üstünü bembeyaz bir örtüyle kapar sivri bacaklı delikanlılar birbirlerine dargın ayrılmışlardır buralardan mevsimlerin aşka göre değiştiği rivayet edilir kasabada yani artık tamamen sevdayı ele geçirmiştir mevsimler özlemek, unutulmak ile hatırlanılmak arasında bir ara istasyondur çığlık çığlığa koşarak bir iki teselli yürür ömürlere rakının tadı küflenir çürür bir iki ışık ağlar bir iki yalnızın ismi okunur topraktan senden hâlâ bir haber yoktur insan üzülmeye görsün ona hayat hep suçluluktur.
küçük iskender- sarı şey-
bir nesnenin neresinde akşam olur
sivri bacaklı delikanlılar gülüşerek bara inerler yazın bittiği rivayet edilir kasabada yani artık tamamen bitmiştir yaz tüketilmiş ya da yok sayılmıştır çığlık çığlığa koşarak bir iki at yürür denize rakının yayları kopar bir iki adam ağlar bir iki kadın güzel kokular içinde geçer uzaydan senden hâlâ bir haber yoktur bir nesnenin neresinde akşam olur sessizlik ne berbat bir yolculuktur yağmur, kopan bir inci kolye gibi yağar sivri bacaklı delikanlılar dövüşerek bardan çıkarlar kışın başladığı rivayet edilir kasabada yani artık tamamen her şeyi kaplamıştır kış önemsenmiş ya da kabul görmüştür çığlık çığlığa koşarak bir iki hatıra yürür akıllara rakının kadehi kırılır bir iki kadın ağlar bir iki adamın tenha cenazesi geçer uzaktan
senden hâlâ bir haber yoktur
sessizlik çok berbat bir yolculuktur.
insan üzülmeye görsün hayat hep tutuktur kar, ölünün üstünü bembeyaz bir örtüyle kapar sivri bacaklı delikanlılar birbirlerine dargın ayrılmışlardır buralardan mevsimlerin aşka göre değiştiği rivayet edilir kasabada yani artık tamamen sevdayı ele geçirmiştir mevsimler özlemek, unutulmak ile hatırlanılmak arasında bir ara istasyondur çığlık çığlığa koşarak bir iki teselli yürür ömürlere rakının tadı küflenir çürür bir iki ışık ağlar bir iki yalnızın ismi okunur topraktan senden hâlâ bir haber yoktur insan üzülmeye görsün ona hayat hep suçluluktur.
küçük iskender- sarı şey-
devamını gör...
246.
yalnızım. ve şiir geliyor, dostum,
tedirgin dişi güvercinin çağrısına
kanat çırparak gelen kaygılı bir eş gibi.
nasıl fırtınada yüksek dağlardan
akarsa aşağılara doğru kar
kayalara, benltlere, vadilere -
kaygılarla dolu yüreğime şimdi
bir aşk balsamı yayılıyor
ve kutsal bir güzellik susuzluğu.
tıpkı sonsuz gökyüzünde yıldızların
güzel bir kokuyla kuşatırcasına
kanlı ve karanlık yeryüzüne
yumuşak aydınlığı akıtması gibi
ve çiçekler derin sessizlikte
böyle doldururlar tembel bir kokuyla tarlayı.
verin bana ne kadar yetkin ve yüce olan şey varsa
bir desen michelangelo'dan ve kabzasını
cellini'nin işlediği hançeri
fildişinden daha güzel olan.
verin bana o kutlu kafatasını
içinde hamlet'in düşüncelerini barındıran.
ve isyancı magripli'nin öfkesini -
o hintli dilberi verin bana
eski chitchen'in duvarlarını ıslatan ırmağın
saydam sularının kıyısındaki
gümrah bir muz ağacının gölgesi
ve kendi saçlarının altında
ince, kaygan ve yaldızlı vücudunu kurulayan.
ah, verin bana mavi göğümü benim;
saf, dile sığmaz, dingin
ve sonsuz ruhunu
çağlar boyunca louvre müzesi'nde
köpükten bir çiçek gibi
milo venüsü'nü koruyan o mermerin.
-jose marti.
tedirgin dişi güvercinin çağrısına
kanat çırparak gelen kaygılı bir eş gibi.
nasıl fırtınada yüksek dağlardan
akarsa aşağılara doğru kar
kayalara, benltlere, vadilere -
kaygılarla dolu yüreğime şimdi
bir aşk balsamı yayılıyor
ve kutsal bir güzellik susuzluğu.
tıpkı sonsuz gökyüzünde yıldızların
güzel bir kokuyla kuşatırcasına
kanlı ve karanlık yeryüzüne
yumuşak aydınlığı akıtması gibi
ve çiçekler derin sessizlikte
böyle doldururlar tembel bir kokuyla tarlayı.
verin bana ne kadar yetkin ve yüce olan şey varsa
bir desen michelangelo'dan ve kabzasını
cellini'nin işlediği hançeri
fildişinden daha güzel olan.
verin bana o kutlu kafatasını
içinde hamlet'in düşüncelerini barındıran.
ve isyancı magripli'nin öfkesini -
o hintli dilberi verin bana
eski chitchen'in duvarlarını ıslatan ırmağın
saydam sularının kıyısındaki
gümrah bir muz ağacının gölgesi
ve kendi saçlarının altında
ince, kaygan ve yaldızlı vücudunu kurulayan.
ah, verin bana mavi göğümü benim;
saf, dile sığmaz, dingin
ve sonsuz ruhunu
çağlar boyunca louvre müzesi'nde
köpükten bir çiçek gibi
milo venüsü'nü koruyan o mermerin.
-jose marti.
devamını gör...
247.
kan yasası bu insanın:
üzümden şarap yapacaksın
çakmak taşından ateş
ve öpücüklerden insan!
can yasası bu insanın:
savaşlara yoksulluklara
ve binbir belaya karşın
ille de yaşayacaksın!
us yasası bu insanın:
suyu şavka döndürüp
düşü gerçeğe çevirip
düşmanı dost kılacaksın!
anayasası bu insanın
emekleyen çocuktan
uzayda koşana dek
yürürlükte her zaman
can yücel
üzümden şarap yapacaksın
çakmak taşından ateş
ve öpücüklerden insan!
can yasası bu insanın:
savaşlara yoksulluklara
ve binbir belaya karşın
ille de yaşayacaksın!
us yasası bu insanın:
suyu şavka döndürüp
düşü gerçeğe çevirip
düşmanı dost kılacaksın!
anayasası bu insanın
emekleyen çocuktan
uzayda koşana dek
yürürlükte her zaman
can yücel
devamını gör...
248.
'gelme diyorsun
bu gel demektir
birazdan güneş doğacak
dolu dizgin atlılar geçecek yüreğimden
seni düşüneceğim
gümüş mahmuzların parlaklığında
yağmur nal izlerini örtmeden
sana geleceğim
bekle beni'
bu gel demektir
birazdan güneş doğacak
dolu dizgin atlılar geçecek yüreğimden
seni düşüneceğim
gümüş mahmuzların parlaklığında
yağmur nal izlerini örtmeden
sana geleceğim
bekle beni'
devamını gör...
249.
"beni bulamazsan üzülme,
eşyalarımı bulacaksın;
kestiğim taşları, açtığım yolları,
işlediğim heykelleri bulacaksın
ve göreceksin ki binlerce yıl öteden
parmak izlerimiz değecek birbirine… "
eşyalarımı bulacaksın;
kestiğim taşları, açtığım yolları,
işlediğim heykelleri bulacaksın
ve göreceksin ki binlerce yıl öteden
parmak izlerimiz değecek birbirine… "
devamını gör...
250.
"yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından. "
nazım hikmet / yaşamaya dair
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından. "
nazım hikmet / yaşamaya dair
devamını gör...
251.
252.
253.
254.
255.
bilsen nasıl üşüyorum
al şu ellerimi ısıt biraz
ya da al götür bu soğukları
bu yağmurları
görmüyor musun beni öldürecekler artık
beni öldürecekler diyorum sana
geçmiş gelecek bütün yıllarım
bütün umutlarım senin olsun al
beni bu karanlık denizlerde bırakma
ümit yaşar oğuzcan-karanlık deniz
al şu ellerimi ısıt biraz
ya da al götür bu soğukları
bu yağmurları
görmüyor musun beni öldürecekler artık
beni öldürecekler diyorum sana
geçmiş gelecek bütün yıllarım
bütün umutlarım senin olsun al
beni bu karanlık denizlerde bırakma
ümit yaşar oğuzcan-karanlık deniz
devamını gör...
256.
257.
''kimsenin konuşmadığı bir dil gibiyim...
kimsenin inanmadığı bir deli...
yazarının bile okumadığı bir kitap...
hiç çalmayan bir şarkı...
hiç vatandaşı olmayan bir ülke...
hiç sorulmayan bir soru gibiyim...
kalabalıklar içinde varım ama yok gibiyim..."
murathan mungan
kimsenin inanmadığı bir deli...
yazarının bile okumadığı bir kitap...
hiç çalmayan bir şarkı...
hiç vatandaşı olmayan bir ülke...
hiç sorulmayan bir soru gibiyim...
kalabalıklar içinde varım ama yok gibiyim..."
murathan mungan
devamını gör...
258.
günün şiiri diye diye kitabımı buradan okuyacaksınız üç kağıtçılar. gidin alın okuyun.
devamını gör...
259.
sende; ben, kutba giden bir geminin sergüzeştini,
sende; ben, kumarbaz macerasını keşiflerin,
sende uzaklığı,
sende; ben, imkansızlığı seviyorum.
güneşli bir ormana dalar gibi dalmak gözlerine
ve kan ter içinde, aç ve öfkeli,
ve bir avcı iştahıyla etini dişlemek senin.
sende, ben, imkansızlığı seviyorum,
fakat asla ümitsizliği değil…
sende; ben, kumarbaz macerasını keşiflerin,
sende uzaklığı,
sende; ben, imkansızlığı seviyorum.
güneşli bir ormana dalar gibi dalmak gözlerine
ve kan ter içinde, aç ve öfkeli,
ve bir avcı iştahıyla etini dişlemek senin.
sende, ben, imkansızlığı seviyorum,
fakat asla ümitsizliği değil…
devamını gör...
260.
acının tutanakçısıyım
anlatıp dururum aşkları
ayrılıkları ve o destan
yalnızlığını ömrümüzün
göçebe, gezgin ve aylak
bir miydim aklıma gelmedi
bir çingeneyle bir bilici
hep aynı şeydi bildiğim
ve serseriliğimdi aşklar
bir masalcıydım belki de
yaşadım o büyük serüvenleri
yolculuklar tarihimdi benim
acılar yaşanıyordu yurdumda
peşpeşe yakılıyordu kentler
bense hep oralardaydım
daha yangın başlamadan önce
ahmet telli
anlatıp dururum aşkları
ayrılıkları ve o destan
yalnızlığını ömrümüzün
göçebe, gezgin ve aylak
bir miydim aklıma gelmedi
bir çingeneyle bir bilici
hep aynı şeydi bildiğim
ve serseriliğimdi aşklar
bir masalcıydım belki de
yaşadım o büyük serüvenleri
yolculuklar tarihimdi benim
acılar yaşanıyordu yurdumda
peşpeşe yakılıyordu kentler
bense hep oralardaydım
daha yangın başlamadan önce
ahmet telli
devamını gör...




