181.
yüzün diyorum bir bir bir bir,
yüzün diyorum iyi bir gün başlıyor.
çoktan durmuş gibi bir şeyler orda.
saatler durmuş, sesler durmuş, savaşlar durmuş.
ne geç kalma telaşı işçi duraklarında kadınların,
ne bir köpek havlaması sokaklarda,
ne de ölü bir çocuk sokulmuş fotoğraflara.
uyanmayı beklemiş sanki bir dağ yüzyıl boyunca,
boynunla saçların arasında.

yüzün bu âlemmiş de sanki
davud sana gelmiş, musa sana, isa sana.
salmışsın kendini bir hamağa yatar gibi maviyede.
gökyüzü sanki senden esinlenmiş,
zebur senden, tevrat senden, incil senden.
binlerce renge doğru koşmuş yüzün,
bilinmez renklere, çizilmez renklere.

yüzün adsız bir mevsimi kiralamış,
ne zemheriler gibi soğuk,
ne kavurgan yazlar gibi sıcak.
bir bulut kaçmış da göğünden,
sanki yüzüne konmuş.
yüzün, koca bir dünyayı
ıslatacak, ıslatacak, ıslatacak.

insan ölmek için yaratıldı korkuya inanma,
ateşe inanma, suya, havaya inanma,
aşk bile ölüyor aşka inanma.
bir ceket al üstüne,
bir geyiği düşle, bir ağacı hatırla,
insan düşmek için yaratıldı, kuşlara da inanma.
sen sıkı sarıl kalbime dünya sandığın yer değil,
sandığın yer değil en güzel yerin,
en güzel yerinde değiliz biz bu şiirin.

yüzün diyorum bir bir bir bir,
yüzün diyorum huysuz bir yağmur başlıyor.
olsun, ben böyle yağmurları da severim,
böyle yağmurlarda büyür insan,
fırıncılar en güzel ekmekleri çıkarır.
acısız bir selam verir,
silinmiş sloganlar içinden duvarlar,
duyulur en güzel vapurun sesi,
en güzel trene binilir,
ve gidilir bir cehennemden bir cehenneme.
ve adına yolculuk denilir.
zaten insan bir yolculuk değil midir?

durdur içinde büyüyen hüsran ordusunu,
kışla bekçilerini, silah çatanları,
silahşörleri durdur ve bekle.
işgal edilmeli yüzün bir deniz kokusuyla,
çocuklar uçurtma uçurmalı,
taze çaylar demlenmeli kahvelerde,
yüzüne taptaze bir sabah gibi bakmalıyım.

yüzün diyorum kayboluyorum.
bir kuş bir fili boğuyor sanki, kayboluyorum.
yükünü boşaltıyor kızıl atlar, kayboluyorum.
kim bulmuş ki zaten kendini kaybolduğu yerde.
kim anlamış insanı.
yüzün diyorum yüzünde memleket telaşı.

binlerce yoldaşım öldürülmüş,
binlerce çiçek büyüyor ama hâlâ
pınar ağaçları, çınar gölgeleri büyüyor,
büyüyor kar bakışlı bir kadın.
susamış bir nehir yatağıyla gidiyorum ona,
ve yüzün diyorum bir bir bir bir
bir yüzün diyorum,
yüzüne bir geçiş bulmalıyım.

-ırmak eriş.
devamını gör...
182.

mapus damı bana çok şey öğretti
ama en çok sabretmeyi
yalnızken kalabalık olmayı
kalabalıktayken de kendimle kalmayı
ve sürekli kavga edip
durmadan kendimle barışmayı
hiç gocunup yüksünmeden
ihanetlere katlanmayı
beş metrede beşbin metreyi yürümeyi
ve duvarların darlığında
dünyaları dolaşmayı
ve hepsinden de çok
bütün yuvarlakları yüreğimde bileyip sivriltmeyi
insan olmayı insan olmayı
devamını gör...
183.
184.
ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
sevmek için güzele mi bakmalı?
çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı? hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?

hırsızlık; para, mal mı çalmaktır?
saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
solması için gülü dalından mı koparmalı?
pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
öldürmek için silah, hançer mi olmalı?
saçlar bağ, gözler silah, gülüş kurşun olamaz mı?

victor hugo (1802-1885)
devamını gör...
185.
"kimseler duymasın,
duymasın, ölürüm ha.
aymışam yarı gece,
seni bulmuşam sonra.
seni, kaburgamın altın parçası.
seni, dişlerinde elma kokusu
bir daha hangi ana doğurur bizi?
ruhum… mısra çekiyorum haberin olsun.
çarşıların en küçük meyhanesi bu,
saçları yüzümde kardeş, çocuksu.
derimizin altında o ölüm namussuzu…
ve ahmed’in işi ilk rasgidiyor.
ilktir dost elinin hançersizliği…
ağlıyor yeşil.

rüya, bütün çektiğimiz.
rüya kahrım, rüya zindan.
nasıl da yılları buldu,
bir mısra boyu maceram…
bilmezler nasıl aradık birbirimizi,
bilmezler nasıl sevdik,
iki yitik hasret,
iki parça can.
çatladı yüreği çakmaktaşının,
ağıyor gökkuşaklarının serinliğinde
çağlardır boğulmuş bir su…
ağıyor yeşil.. "
suskun / ahmed arif.
devamını gör...
186.
ne zaman hülyâya dalsam aklıma gelir yüzün
yokluğun kâbusa döner hayâlin çâre olmaz
ve hep günün her ânında içimde korkunç hüzün
gözyaşlarım bile heyhât aşk’a şifayâb olmaz.

gecem uzar burulurum mâteme durur içim
ruhumun girdâbında sen başka dil başka biçim
esîrindir gönlüm mâlum kaçmama yoktur seçim
gözyaşlarım bile heyhât aşk’a şifayâb olmaz.

anlamaz hâlimi kimse ciğerse pare pare
yıldızlardan medet umdum kalbe düşerken hâre
geçmez nâçar sözüm yâre dertliyim hem bîçâre
gözyaşlarım bile heyhât aşk’a şifayâb olmaz.

güler turan
not: şifayâb olmaz: (şifa bulmaz)
devamını gör...
187.
tahtadan yapılmış bir uzun kutu;
baş tarafı geniş, ayak ucu dar.
çakanlar bilir ki, bu boş tabutu,
yarın kendileri dolduracaklar.
...
ölenler yeniden doğarmış; gerçek!
tabut değildir bu, bir tahta kundak.
bu ağır hediye kime gidecek,
çakılır çakılmaz üstüne kapak?

n.f.k.
devamını gör...
188.

uzat saçlarını gecenin balkonundan
isteğimin çok tüylü suyuna.
bir orman gecesinde
bir kar gündüzünde,
gördüm nasıl süzüldüğünü
yırtıcı ölüm kuşlarının.
hadi uçsun memelerindeki güvercinler
hadi cennet ülkeni sun.
kardeşliğin şarabını istemiyorlar
söyle kaç sofra kaldı kurulu?

baktıkça içleniyorum fotoğraflarına
yüzlerini öpmüş anneleri ayrılığa benzer
çilekeş kadınlar rüzgârlarına vurgun,
onlar silâhları ve şarkılarıyla
hani şuracığından geçerlerdi
korkularınla kaldığın zaman.

ölümü en güzel kullandı onlar
bir karanfil dişleri arasından
aşk içinde ulaştırdıkları sana,
cepheden, sürgünden, mapustan.

sıra bizim, hadi günler bitiyor.
hadi uzat mavi saçlarını
yenik gövdemin üstünden.
devamını gör...
189.
gönül ile aklı koydum kafese;
biri ‘ümit’ diyor,
biri ‘kes’ diyor
çırpındıkça kalbim nefes nefese,
biri ‘dayan’ diyor,
biri ‘pes’ diyor.
yüreğim yandıkça döndüm ak kora.
sabrım demir aldı, yelkenler fora.!
gitmek istiyorum çok uzaklara..
biri ‘aman’ diyor,
biri ‘es’ diyor..
devamını gör...
190.
yalnızlık, kişinin sahip olduğu kitap sayısıyla ölçülebilen, tercih edilmiş bir 'uzak durma' faaliyetidir..
ali lidar.
devamını gör...
191.
yanlış yolun karanlığından
kandırıp ateşli sözlerimle
alçalmış ruhunu kurtardığımda
derinden acı çekerek
seni saran utancı,
lanetledin pişmanlık içinde.
unutkan yüreğini
cezalandırmak için anılarla
benden önce olup biteni
anlatırken bana bir bir
aniden yüzünü kapadın ellerinle
ruhunda başlayan isyanla
utançla ve dehşet içinde sarsılarak
gözyaşlarına boğuldun.

*
devamını gör...
192.
içimizdeki uzaydır aşk,

aşağı! daha çok aşağı baktığımızda

sallan yuvarlan bedenim,

pijamalarını giy, aya çükünü göster!

-derman iskender över
devamını gör...
193.
yaşasın cumhuriyet
çünkü sünnet değil farzdır cumhuriyet..
(bkz: can yücel)
devamını gör...
194.
diyelim ki,
biz öldük, siz kaldınız.
diyelim ki,
kurudu ormanlar, nehirler, yuvalarında kuşlar.
diyelim ki,
ateş olup küller üfürdünüz memlekete.
baktınız,
kalmamış yakacak tek bir ağaç,
sönmeyen ocak,
akacak tek damla gözyaşı.
sonra..?
geçip ortasına ölümün düğün mü kuracaksınız..?
diyelim ki kurdunuz,
külden ağaçlar,
uçmayan kuşlar,
ağıtlar,
bu ziftli yaslar sarmışken toprağı
mutlu mu olacaksınız..?
bize nasip bunca kalp ağrısından
size tatlı huzurlar kalır mı dersiniz..?

yazık..!!!

davaya ibadet diye diye, toprağına ihanet edensiniz.
lakin unutmaz toprak..!!!
bakın göreceksiniz..
yakan,
yıkan,
bozan,
ölüm saçan ellerinizden ayırmayın gözünüzü.
onlar boğacak sizi.
yavaş ve acı içinde kesilecek nefesiniz,
henüz gelmeden eceliniz.....
yaktığınız can kadar yanacaksınız…
devamını gör...
195.
"neler yapmadık şu vatan için!
kimimiz öldük,
kimimiz nutuk söyledik."

-orhan veli
devamını gör...
196.

şemsiye yapımcıları
ıslanmaktan
tek kişiyi koruyacak genişlikte
kesince kumaşları
yağmur değil
yalnızlıktır yağan

daha da hüzünlendirir her gece
kentin sokaklarını
bekçinin nefesiyle
düdüğün içinde dönen
nohut taneciğinin
yalnızlığı

ne çok sevinirim bilseniz
bir yılan
mezarıma girerde
göğüs kafesimin kemikleri içinde
kış uykusuna
yatarsa
devamını gör...
197.
bilsen nasıl üşüyorum
al şu ellerimi ısıt biraz
ya da al götür bu soğukları
bu yağmurları...

görmüyor musun, beni öldürecekler artık
beni öldürecekler diyorum sana
geçmiş gelecek bütün yıllarım
bütün umutlarım senin olsun al
beni bu karanlık denizlerde bırakma

ümit yaşar oğuzcan
devamını gör...
198.
“sevgilim ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim
elimde uçuk mavi bir kalem cebimde iki paket sigara
hayatımız geçiyor gözlerimin önünden
çıkıp gitmelerimiz, su içmelerimiz, öpüştüklerimiz
ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz.
çiçekler, çiçekler, su verdim bu sabah çiçeklere
o gülün yüzü gülmüyor sensiz
o köklensin diye pencerede suya koyduğun devetabanı
hepten hüzünlü bu günlerde”
cemal süreya...
devamını gör...
199.
vıcık vıcık vıcık,
vıcık vıcık;
cık.
vıcık vıcık...
devamını gör...
200.
adam yaşama sevinci içinde masaya anahtarlarını koydu
bakır kaseye çiçekleri koydu
sütünü, yumurtasını koydu
pencereden gelen ışığı koydu

bisiklet sesini, çıkrık sesini
ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu adam masaya
aklında olup bitenleri koydu
ne yapmak istiyordu hayatta işte onu koydu

kimi seviyordu, kimi sevmiyordu
adam masaya onları da koydu
üç kere üç dokuz ederdi
adam koydu masaya dokuzu

pencere yanındaydı, gökyüzü yanında
uzandı masaya sonsuzu koydu
bir bira içmek istiyordu kaç gündür
masaya biranın dökülüşünü koydu

uykusunu koydu, uyanıklığını koydu
tokluğunu, açlığını koydu
masa da masaymış ha
bana mısın demedi bu kadar yüke

bir iki sallandı durdu
adam ha babam koyuyordu

(bkz: edip cansever)
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"günün şiiri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim