221.
yürümek;
yürümeyenleri
arkanda boş sokaklar gibi bırakarak,
havaları boydan boya yarıp ikiye
bir mavzer gözü gibi
karanlığın gözüne bakarak
yürümek!..
yürümek;
dost omuzbaşlarını
omuzlarının yanında duyup,
kelleni orta yere
yüreğini yumruklarının içine koyup
yürümek!..
yürümek;
yolunda pusuya yattıklarını,
arkadan çelme attıklarını
bilerek
yürümek...
yürümek;
yürekten
gülerekten
yürümek...
devamını gör...
222.
dokunulmasada görülmesede kalpte yer verilir bazısına nedensiz sen aklım ve kalbim arasında kalmış en güzel çaresizliğimsin gerçi aklıma bile gelmiyorsun artık o kadar kalbimdesin ki
sevmek ne uzun kelime...
sevmek ne uzun kelime...
devamını gör...
223.
sen petekte bir gömeç bal gibisin!
renksin yazdan kıştan, tazeliksin bahardan.
yapraklarda dolaşan serin bir rüzgarsın ki
her gün eser durursun hafızamdan.
ellerin var beyaz güller gibi küçücük,
mutlak kalbin tomurcuklardan pembe!
sanki yeşil yaylalardır gözlerin
alnımda ter ve kuvvetsin işimde.
ben kanadı kırık bir kuş değilim
döner birgün gurbet ellerde kalan
sabret neşem, sabret şarkım, sabret sevdiğim,
sabret kalbi tomurcuklardan pembe olan.
devamını gör...
224.
yağmurda yürü saçlarına karışsın gökyüzü
kurumuş dere yataklarına aksın
yanlış hüzünleri yüzünün
tutuşsun teleklerin telaşlı adımlarında
bir çiğ buğusu kadar
hüzünlü bulut parçası: işte sevgin
avuçiçinde yanmamış kına tazeliği
yağmurda yürü saçların ıslanırken belki beni düşünürsün
danteline işlediğin yanlışlığında yağmurda yürü
bulutlar ve nemin buğusu. toprağın kokusu yaksın yüzünü
kurtulsun ellerin senden.. uçup gitssin rüzgar kuşları
sadece iki kocaman oluk olsun gözlerin
ve şairler yağmurda ağlanmaz deseler de
sen durma akıt kirpiklerini yüzüne
yağmurda yürü saçların ıslanırken belki beni düşünürsün
yaşanmamış bir duygunun burukluğudur bu
mayıs gülüşlü bir çocuğun
ak kağıttan yaptığı yelkenliler
yüzer yüreğinin süzgün göllerinde
ayrılıkların derin anlamıdır yüzündeki çizgiler
yağmurda yürü saçlarına karışsın gökyüzü
bir sigara içimi değil elbet ayrılık
yağmurda yürü açarken dağlarda gelincik
harman yerinde yüreğinin diner özlemi
boğulur bahar çığlıklarında aklını çıldırtan suskunluk
yağmurda yürü saçların ıslanırken beni düşünürsün
devamını gör...
225.
sahi uzaklar nasıl?
ne kadar daha kararlısın gelmemeye?
beklemek bir yana,
canın yanarken gülümsemeyi nasıl öğrendin?
alışmak yoruyor insanı.
alışmak istemiyorum!
iyisi mi,
sen beni uzaklara götür...
özlemek ölümün diğer adı değil mi ?
özlüyorum.
ne kadar daha kararlısın gelmemeye?
beklemek bir yana,
canın yanarken gülümsemeyi nasıl öğrendin?
alışmak yoruyor insanı.
alışmak istemiyorum!
iyisi mi,
sen beni uzaklara götür...
özlemek ölümün diğer adı değil mi ?
özlüyorum.
devamını gör...
226.
bir karga bir kediyi öldüresiye bir oyuna davet ediyordu. hep böyle mi bu?
bir şeyden kaçıyorum bir şeyden, kendimi bulamıyorum dönüp gelip kendime yerleşemiyorum,
kendimi bir yer edinemiyorum, kendime bir yer. kafatasımın içini, bir küçük huzur adına
aynalarla kaplattım, ölü benim kendini izlesin her yandan, o tuhaf sır içinden! paniğini kukla yapmış
hasta bir çocuğum ben. oyuncağı panik olan sayın yalnızlık kendi kendine nasıl da eğlenir.
niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına
niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına?
“öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna” bir çocuk demiş.
bir şeyden kaçıyorum bir şeyden, kendimi bulamıyorum dönüp gelip kendime yerleşemiyorum,
kendimi bir yer edinemiyorum, kendime bir yer. kafatasımın içini, bir küçük huzur adına
aynalarla kaplattım, ölü benim kendini izlesin her yandan, o tuhaf sır içinden! paniğini kukla yapmış
hasta bir çocuğum ben. oyuncağı panik olan sayın yalnızlık kendi kendine nasıl da eğlenir.
niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına
niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına?
“öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna” bir çocuk demiş.
devamını gör...
227.
devamını gör...
228.
anılar defterinde gül yaprağı
anılar defterinde gül yaprağı
gibi unutuldum kurudum
başıma düştü sevda ağı
bir başıma tenhalarda kahroldum
sen kim bilir rüzgârlı eteklerinle
kim bilir hangi iklimdesin, ben
sensiz bu sessizlikle
deliler gibiyim sensiz
bu sessizlikle
ayrılıkla başım belada
gözlerini çevir gözlerime
yoksa sensiz bu sessizlikle
deliler gibiyim
sensiz bu sensizlikle
cahit zarifoğlu
anılar defterinde gül yaprağı
gibi unutuldum kurudum
başıma düştü sevda ağı
bir başıma tenhalarda kahroldum
sen kim bilir rüzgârlı eteklerinle
kim bilir hangi iklimdesin, ben
sensiz bu sessizlikle
deliler gibiyim sensiz
bu sessizlikle
ayrılıkla başım belada
gözlerini çevir gözlerime
yoksa sensiz bu sessizlikle
deliler gibiyim
sensiz bu sensizlikle
cahit zarifoğlu
devamını gör...
229.
güvercinler uçuruyorum
hiç tanımadığım insanlara yüreğimden.
tutacaksın biliyorum
sana uzattığım ellerimden.
bugün yine çok güzelsin hayat,
her şeye rağmen...
nazım hikmet
hiç tanımadığım insanlara yüreğimden.
tutacaksın biliyorum
sana uzattığım ellerimden.
bugün yine çok güzelsin hayat,
her şeye rağmen...
nazım hikmet
devamını gör...
230.
selam oza!, andrey voznesenski
evde, geceleyin
ya da uzakta bir yerde, neresi olursa olsun,
havlarken köpekler,yalarken kendi göz yaşlarını
senin soluğundur duyduğum ses.
selam oza!
nasıl bilebilirdim, sinik ve gülünç
bir kişi gibi, ürkerek giren bir göle,
gerçekte korku olduğunu aşkın, söyle?
selam oza!
ne korkunç, bir başına düşünmek şimdi seni?
daha da korkunç,bir başına değilsen oysa:
şeytan öylesine doyumsuz bir güzellik vermiş ki sana.
selam oza! ey – insanlar, lokomotifler, mikroplar
gerin kanatlarınızı elinizden geldiğince ona.
harcatmam onun, dokundurtmam kılına.
selam oza!
yaşam bir bitki değilse aslında,
neden dilimliyor, parçalıyor insanlar onu
selam oza!
ne acı bu denli geç rastlamak sana
ve böylesine erken ayrı kalmak sonunda.
karşıtlar getiriliyor bir araya
bırak çekeyim kahrını ve acını kendime
çünkü acılı kutbuyum mıknatısın ben,
sense sevinçli.
dilerim sonuna dek kalırsın öyle.
dilerim hiç bilmezsin ne denli hüzünlüyüm.
inan, kendimle üzmeyeceğim seni.
inan, ders olamayacak sana ölümüm.
inan, yük olmayacağım sana yaşamımla.
selam oza, dilerim ışıl ışıl kalırsın hep
bir sokak fenerinden sızan bir ışık gibi.
suçlayamam bırakıp gittiğin için beni.
şükür ki girdin yaşamıma.
selam oza!
evde, geceleyin
ya da uzakta bir yerde, neresi olursa olsun,
havlarken köpekler,yalarken kendi göz yaşlarını
senin soluğundur duyduğum ses.
selam oza!
nasıl bilebilirdim, sinik ve gülünç
bir kişi gibi, ürkerek giren bir göle,
gerçekte korku olduğunu aşkın, söyle?
selam oza!
ne korkunç, bir başına düşünmek şimdi seni?
daha da korkunç,bir başına değilsen oysa:
şeytan öylesine doyumsuz bir güzellik vermiş ki sana.
selam oza! ey – insanlar, lokomotifler, mikroplar
gerin kanatlarınızı elinizden geldiğince ona.
harcatmam onun, dokundurtmam kılına.
selam oza!
yaşam bir bitki değilse aslında,
neden dilimliyor, parçalıyor insanlar onu
selam oza!
ne acı bu denli geç rastlamak sana
ve böylesine erken ayrı kalmak sonunda.
karşıtlar getiriliyor bir araya
bırak çekeyim kahrını ve acını kendime
çünkü acılı kutbuyum mıknatısın ben,
sense sevinçli.
dilerim sonuna dek kalırsın öyle.
dilerim hiç bilmezsin ne denli hüzünlüyüm.
inan, kendimle üzmeyeceğim seni.
inan, ders olamayacak sana ölümüm.
inan, yük olmayacağım sana yaşamımla.
selam oza, dilerim ışıl ışıl kalırsın hep
bir sokak fenerinden sızan bir ışık gibi.
suçlayamam bırakıp gittiğin için beni.
şükür ki girdin yaşamıma.
selam oza!
devamını gör...
231.
hey joe!
adını unuttuğum gece parklarında kaç kez aldattım seni
ben ihanetle öğrendim sadakati
kaç kez ucundan döndüm parlak keskin metalin
artık kimse öldüremez beni.
murathan mungan
adını unuttuğum gece parklarında kaç kez aldattım seni
ben ihanetle öğrendim sadakati
kaç kez ucundan döndüm parlak keskin metalin
artık kimse öldüremez beni.
murathan mungan
devamını gör...
232.
dağ rüzgarı
kaderde senden ayrı düşmek de varmış
doğrusu bunu hiç düşünmemiştim...
seni tanımadan
hele seni böyle deli divane sevmeden
yalnızlık güzeldir diyordum
al başını, kaç bu şehirden
ufukta bir çizgi gibi gördüğün dağlara
rüzgarın iyot kokularını taşıdığı denizlere git
git gidebildiğin yere git diyordum
oysa ki, senden kaçılmazmış
yokluğuna birgün bile dayanılmazmış.
bilmiyordum...
yine de dayanmağa çalışıyorum işte
bir kır çiçeği koparıyorum gözlerine benzeyen
geçen bulutlara sesleniyorum ellerin diye
rüzgar güzel bir koku getirmişse
saçlarını okşayıp gelmiştir diyerek avunuyorum
yaşamak seninle bir başka zamanı
bir başka zamanda seni yaşamak
herşeyden önce sen
elbette sen
mutlaka sen
ister uzaklarda ol
ister yanıbaşımda dur
sen ol yeter ki bu zaman içinde
ben olmasam da olur
seni bir yumağa sarıyorum yıllardır
bitmiyorsun
çaresizliğim gün gibi aşikar
su olup çeşmelerden akan güzelliğin
inceliğin ışık ışık yüzüme vuran
sen güneş kadar sıcak
tabiat kadar gerçek
sen bahçelerde çiçekler açtıran
sudan, havadan, güneşten yüce varlık
sen, o tek sevgi içimde
sen görebildiğim tek aydınlık
bir nefes de benim için al
havasızlıktan öldürme beni
bulutlara, yıldızlara benim için de bak
susadım diyorsam
bir yudum su içmelisin
ben yorulduysam sen uyumalısın
ellerim sevilmek istiyor
saçlarım okşanmak istiyor
dudaklarım öpülmek istiyor
anlamalısın.
ağaçların yeşili kalmadı
gökyüzünün mavisi yok
bu dağlar o dağlar değil
rüzgarında kekik kokusu yok
kim bu çaresiz adam
bu kan çanağı gözler kimin
kaç gecedir uykusu yok
gündüzü yok
gecesi yok
yok
yok
anladım
sensiz yaşanmaz bu dünyada
imkanı yok.
ümit yaşar oğuzcan
kaderde senden ayrı düşmek de varmış
doğrusu bunu hiç düşünmemiştim...
seni tanımadan
hele seni böyle deli divane sevmeden
yalnızlık güzeldir diyordum
al başını, kaç bu şehirden
ufukta bir çizgi gibi gördüğün dağlara
rüzgarın iyot kokularını taşıdığı denizlere git
git gidebildiğin yere git diyordum
oysa ki, senden kaçılmazmış
yokluğuna birgün bile dayanılmazmış.
bilmiyordum...
yine de dayanmağa çalışıyorum işte
bir kır çiçeği koparıyorum gözlerine benzeyen
geçen bulutlara sesleniyorum ellerin diye
rüzgar güzel bir koku getirmişse
saçlarını okşayıp gelmiştir diyerek avunuyorum
yaşamak seninle bir başka zamanı
bir başka zamanda seni yaşamak
herşeyden önce sen
elbette sen
mutlaka sen
ister uzaklarda ol
ister yanıbaşımda dur
sen ol yeter ki bu zaman içinde
ben olmasam da olur
seni bir yumağa sarıyorum yıllardır
bitmiyorsun
çaresizliğim gün gibi aşikar
su olup çeşmelerden akan güzelliğin
inceliğin ışık ışık yüzüme vuran
sen güneş kadar sıcak
tabiat kadar gerçek
sen bahçelerde çiçekler açtıran
sudan, havadan, güneşten yüce varlık
sen, o tek sevgi içimde
sen görebildiğim tek aydınlık
bir nefes de benim için al
havasızlıktan öldürme beni
bulutlara, yıldızlara benim için de bak
susadım diyorsam
bir yudum su içmelisin
ben yorulduysam sen uyumalısın
ellerim sevilmek istiyor
saçlarım okşanmak istiyor
dudaklarım öpülmek istiyor
anlamalısın.
ağaçların yeşili kalmadı
gökyüzünün mavisi yok
bu dağlar o dağlar değil
rüzgarında kekik kokusu yok
kim bu çaresiz adam
bu kan çanağı gözler kimin
kaç gecedir uykusu yok
gündüzü yok
gecesi yok
yok
yok
anladım
sensiz yaşanmaz bu dünyada
imkanı yok.
ümit yaşar oğuzcan
devamını gör...
233.
karamsarlık kokuyor şiirlerim;
hele mutluluk hiç vadetmiyor.
z.s.
hele mutluluk hiç vadetmiyor.
z.s.
devamını gör...
234.
edip cansever - sonrası kalır
on kalır benden geriye dokuzdan önceki on
dokuz değil on kalır
on çiçek, on güneş, on haziran
on eylül, on haziran..
on adam kalır benden, onu da
bal gibi parlayan, kekik gibi bunalan
on adam kalır.
ne kalır ne kalır
tuz gibi susayan, nane gibi yayılan
dokuzu unutulmuş on yüz mü kalır
onu da unutulmuş bir şiir belki kalır
on çizik, on çentik, on dudak izi
bir çay bardağında on dudak izi
aşklardan sevgilerden
suya yeni indirilmiş bir kayık gibi
akıp geçmişsem, gidip gelmişsem
bir de bu kalır.
ne kalır benden geriye, benden sonrası kalır
asıl bu kalır.
on yerde adam geçse geçmese
dağlardan tepelerden inen bir düzlüktüm,
anlaşılır.
akşam olur, bir günden dibe çökerim
su içer,dibe çökerim
iyimser bir duvarcıyım, her gün bir tuğla
düşürürüm elimden
bu yüzden gecikirim
size bu sıkıntı kalır.
ne kalır
kahvelerde kalın kalın kayısı vakti
dişleri kesmeyenin en az kayısı vakti
dişleri hiç kesmeyenden
gün geçer, kendi kalır
kahvelerde kayısı.
gezginim, açık denizlerden yanayım
biraz da akdenizliyim, bu işte böyle kalır
akdenizli herkes konuşur duyarlığını
başka ne kalır
biz ki bir konuşuruz geriye on şey kalır.
ben buyum, dersin, arkadaş
sevgilim, ben buyum
yüreğim vurgun, dişlerim altın
ceketim sol omzumda
vakit vakit incelen vakit.
on kalır benden geriye dokuzdan önceki on
dokuz değil on kalır
on çiçek, on güneş, on haziran
on eylül, on haziran..
on adam kalır benden, onu da
bal gibi parlayan, kekik gibi bunalan
on adam kalır.
ne kalır ne kalır
tuz gibi susayan, nane gibi yayılan
dokuzu unutulmuş on yüz mü kalır
onu da unutulmuş bir şiir belki kalır
on çizik, on çentik, on dudak izi
bir çay bardağında on dudak izi
aşklardan sevgilerden
suya yeni indirilmiş bir kayık gibi
akıp geçmişsem, gidip gelmişsem
bir de bu kalır.
ne kalır benden geriye, benden sonrası kalır
asıl bu kalır.
on yerde adam geçse geçmese
dağlardan tepelerden inen bir düzlüktüm,
anlaşılır.
akşam olur, bir günden dibe çökerim
su içer,dibe çökerim
iyimser bir duvarcıyım, her gün bir tuğla
düşürürüm elimden
bu yüzden gecikirim
size bu sıkıntı kalır.
ne kalır
kahvelerde kalın kalın kayısı vakti
dişleri kesmeyenin en az kayısı vakti
dişleri hiç kesmeyenden
gün geçer, kendi kalır
kahvelerde kayısı.
gezginim, açık denizlerden yanayım
biraz da akdenizliyim, bu işte böyle kalır
akdenizli herkes konuşur duyarlığını
başka ne kalır
biz ki bir konuşuruz geriye on şey kalır.
ben buyum, dersin, arkadaş
sevgilim, ben buyum
yüreğim vurgun, dişlerim altın
ceketim sol omzumda
vakit vakit incelen vakit.
devamını gör...
235.
ard-arda kaç zemheri,
kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
dışarda gürül-gürül akan bir dünya...
bir ben uyumadım,
kaç leylim bahar,
hasretinden prangalar eskittim.
saçlarına kan gülleri takayım,
bir o yana
bir bu yana...
ahmed arif
kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
dışarda gürül-gürül akan bir dünya...
bir ben uyumadım,
kaç leylim bahar,
hasretinden prangalar eskittim.
saçlarına kan gülleri takayım,
bir o yana
bir bu yana...
ahmed arif
devamını gör...
236.
bazı yaralar yararlıdır buna inan,
bazı yaraların ortasından küçücük bir el,
sanki geçmişine çiçek uzatır,
bazı yaralardan sızan kanla
tüm geleceğin yıkanır...
bazı yaraların ortasından küçücük bir el,
sanki geçmişine çiçek uzatır,
bazı yaralardan sızan kanla
tüm geleceğin yıkanır...
devamını gör...
237.
pencere
en iyisi pencere
geçen kuşları görürsün hiç olmazsa
dört duvarı göreceğine
orhan veli kanık-içerde
en iyisi pencere
geçen kuşları görürsün hiç olmazsa
dört duvarı göreceğine
orhan veli kanık-içerde
devamını gör...
238.
ayrılık ne biliyor musun?
ne araya yolların girmesi,
ne kapanan kapılar,
ne yıldız kayması gecede,
ne ceplerde tren tarifesi,
ne de turna katarı gökte.
insanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!
ipi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,
birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.
ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,
duvarlara dalıp dalıp gitmesi.
türküsünü söyleyecek kimsesi kalmamak ayrılık.
ödünç sesle konuşan bir kalabalık içinde
kendi sesiyle silinmek.
birdenbire büyümesi
gülüşü artık yaprak kıpırdatmayan bir çocuğun.
insanın yaşlandıkça kendi kuyusuna düşmesi
bir kadının yatağına uzanan kül bağlamış bir gövde.
saçına rüzgar,
sesine ışık düşürememek kimsenin.
parmaklarını sözüne pınar edememek
uzaklarda bir adamın üşümesi
bir kadın dağlara daldıkça.
ışıklı vitrinlere bakmadan geçmek çarşılardan
çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.
evlerle sokaklar arasında bir ayrım kalmaması
ayrılık yağmurdan vazgeçiş, sudan üşüme
yalnızca gölge vermesi ağaçların
iyiliğin küfre dönmesi ayrılık.
güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya
başını alıp gitmek gibi bir geri dönüş
iki adımından birisi insanın, sevincin kundakçısı,
hüznün arması, süren korkusu inceliğin.
ayrılık, o küçük ölüm!
usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan
şükrü erbaş
buradan
ne araya yolların girmesi,
ne kapanan kapılar,
ne yıldız kayması gecede,
ne ceplerde tren tarifesi,
ne de turna katarı gökte.
insanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!
ipi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,
birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.
ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,
duvarlara dalıp dalıp gitmesi.
türküsünü söyleyecek kimsesi kalmamak ayrılık.
ödünç sesle konuşan bir kalabalık içinde
kendi sesiyle silinmek.
birdenbire büyümesi
gülüşü artık yaprak kıpırdatmayan bir çocuğun.
insanın yaşlandıkça kendi kuyusuna düşmesi
bir kadının yatağına uzanan kül bağlamış bir gövde.
saçına rüzgar,
sesine ışık düşürememek kimsenin.
parmaklarını sözüne pınar edememek
uzaklarda bir adamın üşümesi
bir kadın dağlara daldıkça.
ışıklı vitrinlere bakmadan geçmek çarşılardan
çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.
evlerle sokaklar arasında bir ayrım kalmaması
ayrılık yağmurdan vazgeçiş, sudan üşüme
yalnızca gölge vermesi ağaçların
iyiliğin küfre dönmesi ayrılık.
güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya
başını alıp gitmek gibi bir geri dönüş
iki adımından birisi insanın, sevincin kundakçısı,
hüznün arması, süren korkusu inceliğin.
ayrılık, o küçük ölüm!
usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan
şükrü erbaş
buradan
devamını gör...
239.
senin bir ceylan gibi o mahzun bakışını
ve ne varsa, öylesine yürekten sevdiğim o bakışta
unutmadım, üst üste yığılan hüzünlü yıllarda
fakat görüntün, zihnimde gitgide dumanlandı
gün gelir, yürekte hüzün de söner artık
ne mutluluğun, ne acıların olduğu bir yerde
düşler de, anımsayışlar da silinir gitgide
kalır sadece, her şeyi bağışlatan bir uzaklık...
devamını gör...
240.
behçet aysan- anış
yıkık manastırın orda kalbim ki , o da yıkıktı.
bir keşiş bıçağıyla dağlanmış çiçekbozuğu, çopur-bir hayat acıtıyordu beni sevgilim.
her şeyin hüzne vurduğu yerde bütün saatlerin, kuzguni bir denizi çoğaltarak hayat acıtıyordu beni.
bense geçerdim karamuklarla, karabasanların arasından geçerdim hiçbir im bırakmadan geride bana en sırlı gelen acının o en sırlı noktasından.
bin dokuz yüz yetmiş beş'in ekiminde yıkık manastırın orda kalbim ki, o da .
yıkık manastırın orda kalbim ki , o da yıkıktı.
bir keşiş bıçağıyla dağlanmış çiçekbozuğu, çopur-bir hayat acıtıyordu beni sevgilim.
her şeyin hüzne vurduğu yerde bütün saatlerin, kuzguni bir denizi çoğaltarak hayat acıtıyordu beni.
bense geçerdim karamuklarla, karabasanların arasından geçerdim hiçbir im bırakmadan geride bana en sırlı gelen acının o en sırlı noktasından.
bin dokuz yüz yetmiş beş'in ekiminde yıkık manastırın orda kalbim ki, o da .
devamını gör...