21.
ben seni seviyorum ve sanırım toplum buna hazır
umurumda bile olmaz nükleer denemeler
bıraktım nietzsche'yi kant'ı kafam hiç karışık değil
ruhum en güzel yaşında ve sen yeterince büyüksün
kitaplarda tanıdığım tüm kadınlardan güzelsin.
ben seni severim ve ikimiz de bundan yararlanırız
şiirler demlerim sana otlar yetiştiririm
beşiktaş'ın maçı olur mesela
diğer kanalda da senin sevdiğin dizi
maç için öbür odaya geçmem
seninle dizi izlerim.
ben seni severim ve rabbim buna razı olur
diyalektik dediğin zaten kanıtlanmamış bir varsayım
kanıtlansa da fark etmez şu dakikadan sonra
olsa olsa aşkımıza teorik gerekçe olur
ben seni severim gülüm hadi bana iş çıkar
işim gücüm sen ol benim ben seninle çok güzelim.
laedri
umurumda bile olmaz nükleer denemeler
bıraktım nietzsche'yi kant'ı kafam hiç karışık değil
ruhum en güzel yaşında ve sen yeterince büyüksün
kitaplarda tanıdığım tüm kadınlardan güzelsin.
ben seni severim ve ikimiz de bundan yararlanırız
şiirler demlerim sana otlar yetiştiririm
beşiktaş'ın maçı olur mesela
diğer kanalda da senin sevdiğin dizi
maç için öbür odaya geçmem
seninle dizi izlerim.
ben seni severim ve rabbim buna razı olur
diyalektik dediğin zaten kanıtlanmamış bir varsayım
kanıtlansa da fark etmez şu dakikadan sonra
olsa olsa aşkımıza teorik gerekçe olur
ben seni severim gülüm hadi bana iş çıkar
işim gücüm sen ol benim ben seninle çok güzelim.
laedri
devamını gör...
22.
maviye / maviye çalar gözlerin,
yangın mavisine / rüzgarda asi,
körsem / senden gayrısına yoksam
bozuksam / can benim, düş benim,
ellere nesi?
hadi gel,
ay karanlık…
itten aç / yılandan çıplak,
vurgun ve belâ
gelip durmuşsam kapına
var mı ki doymazlığım?
ille de ille / sevmelerim,
sevmelerim gibisi
oturmuş yazıcılar
fermanım yazar
n’olur gel,
ay karanlık…
dört yanım puşt zulası,
dost yüzlü,
dost gülücüklü
cıgaramdan yanar.
alnım öperler,
suskun, hayın, çıyansı.
dört yanım puşt zulası,
dönerim dönerim çıkmaz.
en leylim gecede ölesim tutmuş
etme gel,
ay karanlık…
-ahmed arif
yangın mavisine / rüzgarda asi,
körsem / senden gayrısına yoksam
bozuksam / can benim, düş benim,
ellere nesi?
hadi gel,
ay karanlık…
itten aç / yılandan çıplak,
vurgun ve belâ
gelip durmuşsam kapına
var mı ki doymazlığım?
ille de ille / sevmelerim,
sevmelerim gibisi
oturmuş yazıcılar
fermanım yazar
n’olur gel,
ay karanlık…
dört yanım puşt zulası,
dost yüzlü,
dost gülücüklü
cıgaramdan yanar.
alnım öperler,
suskun, hayın, çıyansı.
dört yanım puşt zulası,
dönerim dönerim çıkmaz.
en leylim gecede ölesim tutmuş
etme gel,
ay karanlık…
-ahmed arif
devamını gör...
23.
aglamak için gözden yas mi akmali?
dudaklar gülerken, insan aglayamaz mi?
sevmek için güzele mi bakmali?
çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi baglayamaz mi?
hasret; özlenenden uzak mi kalmaktir?
özlenen yakindayken hicran duyulamaz mi?
hirsizlik; para, malmi çalmaktir?
saadet çalmak, hirsizlik olamaz mi?
solmasi için gülü dalindan mi koparmali?
pembe bir gonca iken gül dalinda solmaz mi?
öldürmek için silah, hançer mi olmali?
saçlar bag, gözler silah, gülüs, kursun olamaz mi?
dudaklar gülerken, insan aglayamaz mi?
sevmek için güzele mi bakmali?
çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi baglayamaz mi?
hasret; özlenenden uzak mi kalmaktir?
özlenen yakindayken hicran duyulamaz mi?
hirsizlik; para, malmi çalmaktir?
saadet çalmak, hirsizlik olamaz mi?
solmasi için gülü dalindan mi koparmali?
pembe bir gonca iken gül dalinda solmaz mi?
öldürmek için silah, hançer mi olmali?
saçlar bag, gözler silah, gülüs, kursun olamaz mi?
devamını gör...
24.
hazır bugün de pazarken ve henüz paylaşılmadığını görmüşken hemen yazalım;
bugün pazar.
bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün
bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldamadan durdum.
sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
toprak, güneş ve ben...
bahtiyarım...
-nazım hikmet
bugün pazar.
bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün
bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldamadan durdum.
sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
toprak, güneş ve ben...
bahtiyarım...
-nazım hikmet
devamını gör...
25.
bırak düşsün yapraklar ağaçlardan
solsun bir gonca açmadan daha
bir düş kırığı kalsın geriye sevdalardan
isterse asırlar sürsün karanlık gece
bırak inceldiği yerden kopsun
hüznün büyüyüp gelse de dile
aldırma,
sen yine şarkılar söyle.
-fıstıklıbörek-
solsun bir gonca açmadan daha
bir düş kırığı kalsın geriye sevdalardan
isterse asırlar sürsün karanlık gece
bırak inceldiği yerden kopsun
hüznün büyüyüp gelse de dile
aldırma,
sen yine şarkılar söyle.
-fıstıklıbörek-
devamını gör...
26.
allahaısmarladık
elimi beş yerinden dağladı beş parmağın,
bağrımda da yanmadık bir yer bırakmadan git...
bir yarın göçtüğünü,çöktüğünü bir dağın
görmemek istiyorsan ardına bakmadan git!
yavrusunun yoluna dalan bir dul bakışı
andırıyor ışıksız evinde pencereler.
biraz yeşermek için beklesin artık kışı
çağlayansız yamaçlar,suyu dinmiş dereler.
bir sarı yaprak gibi düştü gönlüm yoluna,
buğulu gözlerimden geçmediğin gün olmaz:
benim kadar titremez hiç bir yiğit oğluna,
hiç bir ana kızına bu kadar düşkün olmaz.
bin fersahtan duyarım kimle gülüştüğünü,
alnından öz kardeşim öpse ben irkilirim.
değil yalnız ardına kimlerin düştüğünü,
kimlerin rüyasına girdiğini bilirim.
gözlerimi gün gibi kamaştıran yüzünü
daha candan görürüm senden uzaklaşınca.
sararırsın dönüşte görünce öksüzünü:
bir gelinlik kız olur aşkım senin yaşınca.
elimi beş yerinden dağladı beş parmağın,
bağrımda da yanmadık bir yer bırakmadan git.
bir yarın göçtüğünü,çöktüğünü bir dağın
görmemek istiyorsan ardına bakmadan git!
faruk nafiz çamlıbel
devamını gör...
27.
teni, tenlere takılı kaldı adam'ın.
ve yüzyıllık yalnızlığa, utanca mahkum edildi.
üstelik doğurgan da değildi.
oysa doğurmak doğasında vardı kadın'ın,
aşk gibi.
sonunda tenini ümit burnu'nu dönünce
neyle karşılaşacağını bilmeyen,
yüreğini yalnızlıklarla büyütüp solduran
ve her zaferden yenilgiyle ç›kan
umutsuz korsanlara teslim etti.
tenini en gizli şifrelerle süsledi,
içindekiler anlatılanlardan daha az gizemli olsun diye...
ama eli, beli ve dili tenini bağışlamadılar.
o da aşka sığındı.
en büyük bağışlayandı aşk. yargıcı ve yargılayanı
yoktu.
korkusuzca aşkını gösterdi, teninde yatan aşkı.
adam tenine dokundu. mavi buz gibi ışıdı elleri.
gözlüklerini taktı kadın.
adam'ın tenini çarşaf gibi altına serdi.
ve yüzyıllık yalnızlığa, utanca mahkum edildi.
üstelik doğurgan da değildi.
oysa doğurmak doğasında vardı kadın'ın,
aşk gibi.
sonunda tenini ümit burnu'nu dönünce
neyle karşılaşacağını bilmeyen,
yüreğini yalnızlıklarla büyütüp solduran
ve her zaferden yenilgiyle ç›kan
umutsuz korsanlara teslim etti.
tenini en gizli şifrelerle süsledi,
içindekiler anlatılanlardan daha az gizemli olsun diye...
ama eli, beli ve dili tenini bağışlamadılar.
o da aşka sığındı.
en büyük bağışlayandı aşk. yargıcı ve yargılayanı
yoktu.
korkusuzca aşkını gösterdi, teninde yatan aşkı.
adam tenine dokundu. mavi buz gibi ışıdı elleri.
gözlüklerini taktı kadın.
adam'ın tenini çarşaf gibi altına serdi.
devamını gör...
28.
bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet
sen say ki
ben hiç ağlamadım
hiç ateşe tutmadım yüreğimi
geceleri, koynuma almadım ihaneti
ve say ki
bütün şiirler gözlerini
bütün şarkılar saçlarını söylemedi
hele nihavent
hele buselik hiç geçmedi fikrimden
ve hiç gitmedi
bir topak kan gibi adın
içimin nehirlerinden
evet yangın
evet salaş yalvarmanın korkusunda talan
evet kaybetmenin o zehirli buğusu
evet nisyan
evet kahrolmuş sayfaların arasında adın
sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı
bu sevda biraz nadan
biraz da hıçkırık tadı
pencere önü menekşelerinde her akşam
dağlar sonra oynadı yerinden
ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca
sen say ki
yerin dibine geçti
geçmeyesi sevdam
ve ben seni sevdiğim zaman
bu şehre yağmurlar yağdı
yani ben seni sevdiğim zaman
ayrılık kurşun kadar ağır
gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın
yine de bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet
beni affet
kaybetmek için erken, sevmek için çok geç
devamını gör...
29.
zamane çocuğuyuz biz..
kâh güler kâh aglariz..
bir kelebek konar elimize..
uçmasın diye kimildamayiz..
zerre kötülük yok içimiz de..
seyr-u'l hayat ..
gark etti bizi yabana..
ne yedik içtik..
zor tutunabildik tozlu sayfalara..
uçtuk.. hayallerimiz de..
gerçeği pesimize taktik..
donmedolap oldu ruhumuz..
biz yine hep çocuk kaldık..
kâh güler kâh aglariz..
bir kelebek konar elimize..
uçmasın diye kimildamayiz..
zerre kötülük yok içimiz de..
seyr-u'l hayat ..
gark etti bizi yabana..
ne yedik içtik..
zor tutunabildik tozlu sayfalara..
uçtuk.. hayallerimiz de..
gerçeği pesimize taktik..
donmedolap oldu ruhumuz..
biz yine hep çocuk kaldık..
devamını gör...
30.
baka kalırım giden geminin ardından;
atamam kendimi denize, dünya güzel;
serde erkeklik var, ağlayamam.
devamını gör...
31.
meme isterim yarin bulgurlu dudaklarından
gel öpeyim kara kaşlarından
dan dan dan ajda pekkan
bu ne saçma oldu gel kız tut şuramdan
gel öpeyim kara kaşlarından
dan dan dan ajda pekkan
bu ne saçma oldu gel kız tut şuramdan
devamını gör...
32.
ne içindeyim zamanın,
ne de büsbütün dışında;
yekpâre, geniş bir ânın
parçalanmaz akışında.
bir garip rüyâ rengiyle
uyuşmuş gibi her şekil,
rüzgârda uçan tüy bile
benim kadar hafif değil.
başım sükûtu öğüten
uçsuz, bucaksız değirmen;
içim muradına ermiş
abasız, postsuz bir derviş;
kökü bende bir sarmaşık
olmuş dünya sezmekteyim,
mavi, masmavi bir ışık
ortasında yüzmekteyim...
devamını gör...
33.
ızdırabın sonu yok sanma, bu alem de geçer
ömr-i fani gibidir, gün de geçer, dem de geçer
ızdırabın sonu yok sanma, bu alem de geçer,
ömr-i fani gibidir, gün de geçer, dem de geçer,
gam karar eyliyemez hande-i hurrem de geçer,
devr-i şadi de geçer, gussa-i matem de geçer,
gece gündüz yok olur, an-ı dem adem de geçer,
bu tecelli-i hayat aşk ile büktü belimi,
çağlıyan göz yaşı mı, yoksa ki hicran seli mi?
inleyen saz-ı kazanın acaba bam teli mi?
çevrilir dest-i kaderle bu şu'unun fili mi,
ney susar, mey dökülür, gulgule-i cem de geçer,
ibret aldın, okudunsa şu yaman dünyadan,
nefsini kurtara gör masyad-ı mafihadan.
niyyet-i hilkatı bul aşk-ı cihan aradan,
önü yoktan, sonu boktan, bu kuru da'vadan
utanır gayret-i gufranla cehennem de geçer.
ne şeriat, ne tarikat, ne hakikat, ne türe,
süremez hükmünü bunlar yaşadıkça bu küre
cahilin korku kokan defterini tanrı düre!
ma'rifet mahkemesinde verilen hükme göre,
cennet iflas eder, efsane-i adem de geçer.
serseri neyzen'in aşkınla kulak ver sözüne,
girmemiştir bu avalim, bu bedyi' gözüne.
cehlinin kudreti baktırmadı kendi özüne.
pir olur sakiy-i gül çehre bakılmaz yüzüne,
hak olur pir-i mugan, sohbet-i hemdem de geçer.
neyzen tevfik
ömr-i fani gibidir, gün de geçer, dem de geçer
ızdırabın sonu yok sanma, bu alem de geçer,
ömr-i fani gibidir, gün de geçer, dem de geçer,
gam karar eyliyemez hande-i hurrem de geçer,
devr-i şadi de geçer, gussa-i matem de geçer,
gece gündüz yok olur, an-ı dem adem de geçer,
bu tecelli-i hayat aşk ile büktü belimi,
çağlıyan göz yaşı mı, yoksa ki hicran seli mi?
inleyen saz-ı kazanın acaba bam teli mi?
çevrilir dest-i kaderle bu şu'unun fili mi,
ney susar, mey dökülür, gulgule-i cem de geçer,
ibret aldın, okudunsa şu yaman dünyadan,
nefsini kurtara gör masyad-ı mafihadan.
niyyet-i hilkatı bul aşk-ı cihan aradan,
önü yoktan, sonu boktan, bu kuru da'vadan
utanır gayret-i gufranla cehennem de geçer.
ne şeriat, ne tarikat, ne hakikat, ne türe,
süremez hükmünü bunlar yaşadıkça bu küre
cahilin korku kokan defterini tanrı düre!
ma'rifet mahkemesinde verilen hükme göre,
cennet iflas eder, efsane-i adem de geçer.
serseri neyzen'in aşkınla kulak ver sözüne,
girmemiştir bu avalim, bu bedyi' gözüne.
cehlinin kudreti baktırmadı kendi özüne.
pir olur sakiy-i gül çehre bakılmaz yüzüne,
hak olur pir-i mugan, sohbet-i hemdem de geçer.
neyzen tevfik
devamını gör...
34.
yüzün
eskimiş bir konsolun
çatlak aynasında durmadan,
bir buluttur mehtabı inatla kovalayan.
bir hüznü yansıtan alnının ortasında,
yüzün müdür acaba yolumu dolaştıran?
acının bu solgun haritasında,
kendime yeni duraklar bulduğum.
ulaştığım ıssız dağ doruklarında
yüzün müdür hep sorular sorduğum,
bakışının titrek aydınlığında?
aslında ne bulunur bir gezginin yanında
kendi yüzünden başka,
hüzünle bileyen direncini.
bir suyun ürpermiş aynasında
apansız gözgöze geldiğim.
ayakları ayaklarıma bitişik
kımıltısız bir gövdeyle rüzgârın sildiği.
bir bulup bir kaybettiğim
yani bir gezginin hep gittiği,
senin yüzün benim yüzüm değil mi?
devamını gör...
35.
asla eleştirdiğimden falan değil ama sözlük bu şiir mevzusuna baya yüksek gördüğüm kadarıyla. benim gülesim geliyor karşımda şiir okuyan biri görünce. bak bi hayal et kendini. öyle duruyosunuz biriyle. sonra birden bire şiir okumaya başlıyor seninki. kenetlenmişsin kalbime!!! ilmekkk ilmekk işlenmiş gibisinnn!!!! jsjsjsjsjsjsjjs.
ay hele bi de iki kelimeyi bir araya getirip kendi hislerini düşüncelerini kendi cümleleriyle belirtmekten aciz olduğundan imalarla dolu şiirlerle açılma gereği duyan bi zihniyet var işte bu zuhal topal'daki abi gibi. en güldüklerim onlar. sevenine lafım yok, sanatın bu türünden hoşlanıyor demek ki diyip hayatında başarılar dilerim. ama benim anlamadığım bi tür olduğu aşikar. onçün sen bana bakma sevgili şiir sever dostum. senle yıldızlarımız uyuşmuyorsa bu kainatın suçu.
ay hele bi de iki kelimeyi bir araya getirip kendi hislerini düşüncelerini kendi cümleleriyle belirtmekten aciz olduğundan imalarla dolu şiirlerle açılma gereği duyan bi zihniyet var işte bu zuhal topal'daki abi gibi. en güldüklerim onlar. sevenine lafım yok, sanatın bu türünden hoşlanıyor demek ki diyip hayatında başarılar dilerim. ama benim anlamadığım bi tür olduğu aşikar. onçün sen bana bakma sevgili şiir sever dostum. senle yıldızlarımız uyuşmuyorsa bu kainatın suçu.
devamını gör...
36.
idealist köy öğretmeni olan şefik öğretmenin son sözleri “bana çiçek getirin, dünyanın bütün çiçeklerini buraya getirin.” deyip öğrencilerini sayıklayarak hayata gözlerini yummasıyla yazılan bir ceyhun atuf kansu şiiridir.
dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
bütün çiçeklerini getirin buraya,
öğrencilerimi getirin, getirin buraya,
kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer
bütün köy çocuklarını getirin buraya,
son bir ders vereceğim onlara,
son şarkımı söyleyeceğim,
getirin, getirin...ve sonra öleceğim.
dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
kir ve dağ çiçeklerini istiyorum,
kaderleri bana benzeyen,
yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları
geniş ovalarda kaybolur kokuları...
yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri
hepinizi, hepinizi istiyorum, gelin görün beni,
toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni.
dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
afyon ovasında açan haşhaş çiçeklerini
bacımın suladığı fesleğenleri,
koy çiçeklerinin hepsini, hepsini,
avluların pembe entarili hatmisini,
çoban yastığını, peygamber çiçeğini de unutmayın,
aman ısparta güllerini de unutmayın
hepsini, hepsini bir anda koklamak istiyorum.
getirin, dünyanın bütün çiçeklerini istiyorum.
dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
ben köy öğretmeniyim, bir bahçıvanım,
ben bir bahçe suluyordum, gönlümden,
kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden,
ne güller fışkırır çilelerimden,
kandır, hayattır, emektir benim güllerim,
korkmadım, korkmuyorum ölümden,
siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin.
dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
baharda polatlı kırlarında açan,
güz geldi mi kop dağına göçen,
yörükler yaylasında toroslarda eğleşen,
muş ovasından, ağrı eteğinden,
gücenmesin bütün yurt bahçelerinden
çiçek getirin, çiçek getirin, örtün beni,
eğin türkülerinin içine gömün beni.
dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
en güzellerini saymadım çiçeklerin,
çocukları, öğrencileri istiyorum.
yalnız ve çileli hayatimin çiçeklerini,
köy okullarında açan, gizli ve sessiz,
o bakımsız, ama kokusu essiz çiçek.
kimse bilmeyecek, seni beni kimse bilmeyecek,
seni beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek.
dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
ben mezarsız yaşamayı diliyorum,
ölmemek istiyorum, yasamak istiyorum,
yetiştirdiğim bahçe yarıda kalmasın,
tarumar olmasın istiyorum, perişan olmasın,
beni bilse bilse çiçekler bilir, dostlarım,
niçin yaşadığımı ben onlara söyledim,
çiçeklerde açar benim gizli arzularım.
dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
okulun duvarı çöktü altında kaldım,
ama ben dünya üstündeyim, toprakta,
yaz kış bir şey söyleyen toprakta,
çile çektim, yalnız kaldım, ama yasadım,
yurdumun çiçeklenmesi için daima yaşadım,
bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.
simdi sustum, örtün beni, yatırın buraya,
dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.
devamını gör...
37.
hatırlama
sen akşamlar kadar büyülü, sıcak,
rüyalarım kadar sade, güzeldin,
başbaşa uzandık günlerce ıslak
çimenlerine yaz bahçelerinin.
ömrün gecesinde sükun, aydınlık
boşanan bir seldi avuçlarından,
bir masal meyvası gibi paylaştık
mehtabı kırılmış dal uçlarından
devamını gör...
38.
özledim seni…
ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.
beynimi uyuşturuyor özlemin…
çok sık birlikte olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır içimi ısıttığını
yeni yeni anlıyorum
yokluğun,
hatırladıkça yüreğime saplanan bir sizi olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
sabahları seni okşayarak başlamaları
aksamları her isi bir kenara koyup
seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü…
nasılda serttin başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin okşayışına bırakırken
gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
”git artık” demek
”beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk
kavuşacaksın mutluluğa”
demek sana nede zor
seni görmemek ve belki yıllar sonra
karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden…
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek….
devamını gör...
39.
all our yesterdays.
bilmek istiyorum geçmişim kimin.
gelip geçenlerden hangisinin?
ışıltılı yılların sildiği altı hecelik dizelerle
latince birşiir yazan cenevrelinin mi?
yoksa şu çocuğun mu, altüst eden
babasının kitaplığını, bulmak için
en doğru kıvrımlarını haritanın ve yabani
biçimleri, aslında kaplanla pars olan.
yoksa ötekinin mi, ardında ölmüş,
sonsuza göçmüş olan adamın yattığı
şu kapıyı iten ve öpen, ağaran günle birlikte,
geçip giden o yüzü ve ölüp giden o yüzü?
artık var olmayanlarım ben. yararsızca
akşamleyin yitip giden bu insanlarım ben.
borges- sonsuz gül- sf- 53
devamını gör...
40.
sözde senden kaçıyorum
dolu dizgin atlarla
bazen sessiz sevdasın
ipekten kanatlarla
-----------------------------------------
ama sen hep bin yıllık bilenmiş inatlarla
karşıma çıkıyorsun
en serin imbatlarda
adını yazıyorum
bulduğun fırsatlarla
yüreğimin başına noktalarla, hatlarla
başbaşa kalıyorum sonunda heyhatlarla
sözde senden kaçıyorum
dolu dizgin atlarla
-----------------------------------------
ne olur bir gün beni
kapından olsun dinle
öldür bendeki beni
sonra dirilt kendinle
çarpsam kara sevdayı
en azından yüzbinle
nasıl bağlandığımı
anlarsın kemendinle
------------------------------------------
kaç defa çıkıp gittim
buralardan yeminle
ama her defasında
geri döndüm seninle
hangi düğüm çözülür
nazla, sitemle, kinle
ne olur bir gün beni
kapından olsun dinle
-------------------------------------------
şaşırdım kaldım işte
bilmem ki nemsin
bazen kız kardeşimsin
bazen öp öz annemsin
sultanımsın susunca
konuşunca kölemsin
eksilmeyen çilemsin
orada ufuk çizgim
burda yanım yöremsin
beni ruh gibi saran
sonsuzluk dairemsin
------------------------------------
çaresizim çaremsin
şaşırdım kaldım işte
bilmem ki nemsin
yavuz bülent bakiler-bilmem ki nemsin
devamını gör...