141.
şiir yazılacak her yere en çok yakışan şiirlerden biri..

sıyrılıp gelen

soluk bir ay dolanıyor
kentin üstünde her gece
her gece bilge bir gezgin
tavrıyla adımlıyor yolunu

güz yanığı bir durgun
sessizlikle örtülü her şey
ve yırtılmış bir tül gibi
savrulup duruyor zaman

suların sesini dinle şimdi
ormanın fısıldayışlarını
usulca yarılıyor dağların göğsü
bir aşkı dinlendirmek için

ve gözleri uzak yamaçlarda
aranıp dururken bir şeyleri
sessiz ve sakin beklemekte
bekledikçe bileylenen yürek

belli ki dağların, denizlerin
ve göllerin üzerinden
sıyrılıp gelmektedir seher
belli ki yakındır
doğayı ve hayatı sarsacak saat


ahmet telli
devamını gör...
142.

göllerimi bırakıp denizlerine gelirim
sevişmek için seninle
flora, çağlayanın karnında çırpınan kayık
isteğin masalı
tenime dağılan mıknatıs
yüzükoyun yatmasan göremezdim
sırtında bir bahçıvanın makas izleri
sevdalılar parkı'nda ağır yaralı
dudakların boynumun altında patlayan
yavru papatya
sokaklar bile göç ediyor flora
saatler ıslanıyor
tamburi cemil bey çalıyor seni anımsatan şarkıları
kente kanadı kırık melekler yağıyor
sevdamız yüksekten uçurdu bizi
sevdamız, siste dolaşan tavuskuşları

biz sevişirken ölmeliyiz flora
köprülerin üzerinde, çatlayıp bizi ikiye bölen
erimiş bilgisayarlar bulmalılar çöp kutumuzda
oyuncak mağazaları için soygun planları
tahtlar, somun altından
biz sevişirken ölmeliyiz flora
birileri haber vermeli bunu muhabbet kuşlarına
devamını gör...
143.
allah‘a ısmarladık
elimi beş yerinden dağladı beş parmağın,
bağrımda da yanmadık bir yer bırakmadan git...
bir yarın göçtüğünü,çöktüğünü bir dağın
görmemek istiyorsan ardına bakmadan git! yavrusunun yoluna dalan bir dul bakışı
andırıyor ışıksız evinde pencereler.
biraz yeşermek için beklesin artık kışı
çağlayansız yamaçlar,suyu dinmiş dereler.bir sarı yaprak gibi düştü gönlüm yoluna,
buğulu gözlerimden geçmediğin gün olmaz:
benim kadar titremez hiç bir yiğit oğluna,
hiç bir ana kızına bu kadar düşkün olmaz.bin fersahtan duyarım kimle gülüştüğünü,
alnından öz kardeşim öpse ben irkilirim.
değil yalnız ardına kimlerin düştüğünü,
kimlerin rüyasına girdiğini bilirim.gözlerimi gün gibi kamaştıran yüzünü
daha candan görürüm senden uzaklaşınca.
sararırsın dönüşte görünce öksüzünü:
bir gelinlik kız olur aşkım senin yaşınca.elimi beş yerinden dağladı beş parmağın,
bağrımda da yanmadık bir yer bırakmadan git.
bir yarın göçtüğünü,çöktüğünü bir dağın
görmemek istiyorsan ardına bakmadan git!
faruk nafiz çamlıbel.
devamını gör...
144.
beni bu güzel havalar mahvetti,
böyle havada istifa ettim
evkaftaki memuriyetimden.
tütüne böyle havada alıştım,
böyle havada aşık oldum.
eve ekmekle tuz götürmeyi;
böyle havalarda unuttum.
şiir yazma hastalığım;
hep böyle havalarda nüksetti.
beni bu güzel havalar mahvetti.

- orhan veli
devamını gör...
145.
ayrılık ne biliyor musun?
ne araya yolların girmesi
ne kapanan kapılar
ne yıldız kayması gecede, ne güz
ne ceplerde tren tarifesi
ne de turna katarı gökte

insanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!

ipi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini
birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine
ardında dünyalar ışıyan camlar dururken
duvarlara dalıp dalıp gitmesi
türküsünü söyleyecek kimsesi kalmamak ayrılık
ödünç sesle konuşan bir kalabalık içinde kendi sesiyle silinmek
birdenbire büyümesi gülüşü artık yaprak kıpırdatmayan bir çocuğun
insanın yaşlandıkça kendi kuyusuna düşmesi
bir kadının yatağına uzanan kül bağlamış bir gövde
saçına rüzgâr, sesine ışık düşürememek kimsenin
parmaklarını sözüne pınar edememek
uzaklarda bir adamın üşümesi; bir kadın dağlara daldıkça
ışıklı vitrinlere bakmadan geçmek çarşılardan
çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun
evlerle sokaklar arasında bir ayrım kalmaması
ayrılık; yağmurdan vazgeçiş, sudan üşüme
yalnızca gölge vermesi ağaçların
iyiliğin küfre dönmesi ayrılık
güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya
başını alıp gitmek gibi bir geri dönüş
iki adımından birisi insanın, sevincin kundakçısı
hüznün arması, süren korkusu inceliğin
ayrılık, o küçük ölüm; usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan
şimdi anlıyor musun gidişinin neden ayrılık olmadığını?
bir yaprak düşmesi kadar ancak acısı ve ağırlığı olduğunu
bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını
boşluğa bir boşluk katmadığını
kar yağdırmadığını yaz ortasında
ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından kalkıp ağzını yıkadığında başlamıştı
ben bulutları gösterirken "bulmacanın beş harfli bir yemek sorusuna"
yanıt aramanla halkalanmış
aşkın şarabının ağzını açtım, yâr yüzünden içti murt bende kaldı
türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş
dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını kenara itip
"bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı?" dediğinde varacağı yere varmıştı çoktan
ne mi yapacağım bundan sonra?
ayak izlerimi silmek için sana gelen yolları tersinden yürüyeceğim önce
şiir okumayacağım bir süre
hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim
senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim
yeni bir yanlışlık yapmamak için telefonlara çıkmayacağım
ardı kuş resimli aynalar arayacağım mahalle pazarlarında
gençliğimi anımsamak için
emekli kahvehanelerinde yaşlılarla konuşarak, sonumu görmeye çalışacağım
fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce solsun diye
içinde ay ışığı, iğde kokusu ve begonvil bulunan tüm resimleri duvarlardan indireceğim
mican türküsünü asacağım yerlerine
falcı kadınlara inanmayacağım artık
trafik polislerine adres sormayacağım
geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye
fesleğenden başka bir çiçek koymayacağım penceremin önüne
büyük kentlerin varoşlarında çırpınan üç milyon yurtsuza evimi açacağım
nerde bir kayıp, bir faili meçhul varsa bıraktığı acının yanına resmini asacağım
şaşırma! yetimi korumak için yeni aşklar bulacağım kendime.
ne yapacağımı sanıyorsun ki?
tenin tenime bu kadar sinmişken
ömrüm azala azala akarken önümde
gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken
senin korkularını
benim inceliğimi doldurup yüreğime
bıraktığın boşluğu yonta yonta
binlerce heykelini yapacağım

şükrü erbaş
devamını gör...
146.
yaşım yirmi altı.
sana kırk senedir aşığım.
hayat kadar berrak,
ölüm kadar karmaşığım.
yüreğim kirli bir gökyüzü,
sense dolunay…
ruhunu esir alan sarmaşığım!
titreşirken kalplerimiz ankara soğuğunda
nice umut yeşerir gecenin soluğunda.

bleda yaman
devamını gör...
147.

günler gitgide kısalıyor,
yağmurlar başlamak üzre.
kapım ardına kadar açık bekledi seni.
niye böyle geç kaldın?

soframda yeşil biber, tuz, ekmek.
testimde sana sakladığım şarabı
içtim yarıya kadar bir başıma
seni bekleyerek.
niye böyle geç kaldın?

fakat işte ballı meyveler
dallarında olgun, diri duruyor.
koparılmadan düşeceklerdi toprağa
biraz daha gecikseydin eğer...
devamını gör...
148.

mutsuzlukdan söz etmek istiyorum
dikey ve yatay mutsuzluktan
mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun
sevgim acıyor

biz giz dolu bir şey yaşadık
onlarda orada yaşadılar
bir dağın çarpıklığını
bir sevinç sanarak

en başta mutsuzluk elbet
kasaba meyhanesi gibi
kahkahası gün ışığına vurup da
öteden beri yansımayan
yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi
öbürünün bir kadından aldığı verem
bütün işhanlarının tarihçesi
sevgim acıyor

yazık sevgime diyor birisi
güzel gözlü bir çocuğun bile
o kadar korunmuş bir yazı yoktu
ne denmelidir bilemiyorum
sevgim acıyor
gemiler gene gelip gidiyor
dağlar kararıp aydınlanacaklar
ve o kadar

tavrım bir çok şeyi bulup coşmaktır
sonbahar geldi hüzün
ilkbahar geldi kara hüzün
ey en akıllı kişisi dünyanın
bazen yaz ortasında gündüzün
sevgim acıyor
kimi sevsem
kim beni sevse

eylül toparlandı gitti işte
ekim filanda gider bu gidişle
tarihe gömülen koca koca atlar
tarihe gömülür o kadar
devamını gör...
149.

yüzünün yarısı göz kadife yansımalı
bulutlu siyah ah bulutları eflatun
o boy aynasından çıktı fransızın malı
vişne asidi vardı tadında rujunun
ah sinema yıldızı filan olmalı
ağızlığı kristal son derece uzun

bir kibrit çakıldı mı ah yağmurluklu kız
alevinden anlamlı dumanlar üfürüyor
ah çocuk yüzünde gül goncası ağız
saçlarından incecik su tozu dökülüyor
sığınak gibi derin ağaçlar gibi yalnız
karartma başlamış ışıklar örtülüyor

ellerinde ruh gibi ah portakal kokusu
kırkmaları morsalkım göz kapakları saydam
çok vapurun battığı bir liman orospusu
bir hırsla öptüm ki ah ölürüm unutamam
ay ışığında deniz akordeon solosu
pırıl pırıl yaşadım üç dakika tastamam

görkemli çadırında italyan lunaparkın
sanki zeytin düşürür yerlere gözlerini
ah tahtına kurulmuş bol sakallı bir kadın
sutyenler tutmuyor çılgın göğüslerini
kaşları ip incesi kumral kirpikleri kalın
kim görse şaşırır sakalının süslerini

tavana asılmış sosyalist saçlarından
ah sabah sabah omuzları kan içinde
işkence sonrası genç bir kadın militan
yığınlar uğulduyor hummalı gençliğinde
adı bile çıkmamış dudaklarından
doğru yaşadığının sımsıkı bilincinde ...
devamını gör...
150.

beni geçmişin dehşetiyle besle
beni geleceğin özsuyuyla

küpeler tak kulaklarıma kirazlardan
mendilimi fesleğenlerle yıka

bana çılgın bir gürleyiş bellet
yankısıyla kapan üstüme geceleri

benimle rüzgarları tanıştır
gözlerimi boralara düğümle

beni kankardeşi bilsin gözyaşların
beni umudunla büyüle

bana ıssız gecelerden yıldız kaymaları sun
beni ucu kıl birbirine sürtünen çakmak taşlarının

koynuma başakları yıkayan yağmurunla yağ
kasıklarımı zeytin yapraklarıyla yenile

ben seni esir alayım şiirlerle
sen beni kul bil kendine
devamını gör...
151.
bir garda sustu adımların
gitmeye yeminliydin
yeminini bozmaya kıyamadım...
devamını gör...
152.
günler boyu sana giydireceğim renkleri aradım fırçalarımla
beyaz bir denizdin
göklerinde süs kirazları uçuşan
bir erguvanın dudak izleri kulaklarında
kuşkuluyum yaşadığımdan

göztaşları gözlerinden fışkırırdı asmalara
parlak balta vücudun bölünce suları
saplandığın mavi ben olayım istedim
yalımlı sırtından doğan ışık gözümü aldı
damlacıklar yedi renkli dereler olurdu saçlarında

mavi sular , akvaryumumuz , kara zehir denizi
gel yüzelim sevdiğim bir çift yunus gibi
saçımdan öpme! zivt bulaşır dudağına
denize girip saçını kesti keseli
artık dudaklarımız büyük bir makinanın iki dişlisi
sırası gelince birbirine geçen
kuşkuluyum öptüğümden

bugün sosyal bir insanım sevgilim , nörofren aldım
yine de dünya topuğu düşmüş bir pabuç gibi aksıyor ayağımda

beyaz bir lekeyim seni seyretmek için yerleşmiş tuvaline
orman geniş olsa da korku saçılır av yollarından
yaşasam da bugün kuşkuluyum yaşadığımdan
devamını gör...
153.

hangi mahallede imam yok,
ben orada öleceğim.
kimse görmesin ne kadar güzel,
ayaklarım, saçlarım ve her şeyim.

ölüler namına, azade ve temiz,
meçhul denizlerde balık;
müslüman değil miyim, haşa,
fakat istemiyorum, kalabalık.
beyaz kefenler giydirmesinler,
sızlamasın karanlığım havada.
omuzlardan omuzlara geçerken sallanmayayım,
ki bütün azalarım hülyada.

hiçbir dua yerine getiremez,
benim kainatlardan uzaklığımı.
yıkamasınlar vücudumu, yıkamasınlar,
çılgınca seviyorum sıcaklığımı...
devamını gör...
154.

bir yalnızlık büyütürdüm saksıda
kalandı çok eski günlerden
bir bana yetsin, hıncımı arttırsın
aşkımı pekiştirsin diye sevince.
günüydü, gelip durdu hüznümün önünde
gidilmemiş bir saklı deniz sandım.

kıpırdamazdı yapraklar geceyle
tüketirdi çiçeği, kuşu sevdiremeyen konyak
bana neydi gülmeler, şarkılar
otobüs durakları, alandaki kalabalık
geldi durdu, alana merhaba dedim.

bir göz bozgundur yerine göre
vururdu pencereme rüzgâr,
ben hep öyle bir gözdüm
çığlığını kendine saklayan.
düş kurmazdım, beklemezdim şurda burda,
çiçek demetleri, bisikletler geçmezdi
apansız geliverdi sokağıma.

hıncım bana kalsın gayrı
sen yalnızlığımı götür.
bana çay demlemeyi öğret
elimi yüzümü yıkamayı,
ağzıma rakı koydurma.
hıncım bana kalsın diyorum
çünki ben bu kenti kendimde büyüttüm
bir barbarın vahşi ateşiyle,
çünki yapılarının taşında onulmazlığım
çünki şarkılar kanımın bedeli.

en sevdiğim kelimeler gibisin
örneğin öfke gibi
hani bir zamanlar
dağda ve sokakta açan.
örneğin umut gibi
günde, gecede yitip durduğumuz
zeytin dalını dal eden.
örneğin aşk gibi
denizlerin üzerinde yürüten.
örneğin kavga gibi
yüreğimi sıkı, saçlarımı kara tutan
kayaları yumuşatan kavga gibi.

denizler benim kadar kıpırdayamaz
bak şimdi parklardayım
bir çocuğun menevişli gözlerinde.
hüzünleri bırakmanın günü
günü çığlığı olmak dünyanın,
hüznümü iki kat ediyor ama
gecede alnıma dayalı alnın.
devamını gör...
155.

gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
ağaçlar bükmesinler n'olursun boyunlarını
neden akşam oluyorum tren kalkınca
kırlangıçlar birdenbire çekip gidince
mendiller sallanınca neden tıkanıyorum
öyle çok acımasız ki öyle birdenbire ki
az önceki çiçekler nasıl da diken diken
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç o sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik bitti
o elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti
artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz
günler devlet alacağı, yıllar bir kadehcik buzlu rakı
oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı
kavaklara oklu yürek çizip duran o çakı
nerde şimdi nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğu
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
devamını gör...
156.
kalbim

göğsümde 15 yara var!.
saplandı göğsüme 15 kara saplı bıçak!..
kalbim yine çarpıyor,
kalbim yine çarpacak!!!

•

göğsümde 15 yara var!
sarıldı 15 yarama
kara kaygan yılanlar gibi karanlık sular!
karadeniz boğmak istiyor beni,
boğmak istiyor beni,
kanlı karanlık sular!!!

saplandı göğsüme 15 kara saplı bıçak.
kalbim yine çarpıyor,
kalbim yine çarpacak!...

•

göğsümde 15 yara var!.
deldiler göğsümü 15 yerinden,
sandılar ki vurmaz artık kalbim kederinden!
kalbim yine çarpıyor,
kalbim yine çarpacak!!!

yandı 15 yaramdam 15 alev,
kırıldı göğsümde 15 kara saplı bıçak..
kalbim
kanlı bir bayrak gibi çarpıyor,
çar-pa-cak!!
devamını gör...
157.
sadece bir parçası, tamamını bana ezbere okuyacağı zamana kadar.

"bir doğuş şarkısı söyletiyorum bazen hayatıma:
“aramızda uçurumlar söz konusuyken”
uçurumlarda tenzilat varken hazır
uçalım, hadi uçalım
ben nasıl olsa
bu müsveddelerin ortasında yalnızım
"

* *
devamını gör...
158.
soluğu rüzgarlardan derlendi
yollar o çingeneden bulaştı bana
tek gerçek düşlerimdi belki de
bir masaldan aldım rengimitutku yaşından büyük gösteriyorsa
sağır ve dilsiz geceler sorumludur
gözlerin
ve şer iklimi

zeyl | a. hicri izgören
devamını gör...
159.
av bitti, titreyen borular
akşamı kovalıyor köpeklerle
ikimiz içinse yarına kadar
topal hephaistos’la nar ateşte
dövülecek üzünç namluları var.

kemikten yapışık kardeşler gibi
vurgun yemiş tinimle kutsal tenim
ah biri kanatsız ateşböceği
siz boğumlu deyin, ben eklemli diyeyim
toprak yutan arısıdır öteki.

iki dilli yazı bulundu taşımızda
tapısını bire indiren amenofis
gizli gizli ağlar güneş tanrıya
hangimiz mutsuz kral hattusilis
hangimiz ermiş mutluluğa.

masallar dinlerdi sevdalı cemşit,
sindbad, balık gözlü şirin, şehrazat
ey sevi, afrodit benzeri dikit,
kaç çeşit demir deldi ferhat,
hematitta, limonit, pirit,

ufuk ışıkları yedi bitirdi.
horus’un kasrında ne aradığın?
bak, avutmaya geldik kendimizi
ah tanrıları ölmüş amoritler kırgın
tahta idoller karşıladı bizi.

kargışlı şahinin başıdır deniz
düştü mü kanlarla her akşam
ormanlar içinde ikimiz,
çıldırtan bir dumandır yaşam
şeytanın kandilleri ve biz.

kimi gün karıştırırım birbirimizi
dirhemler gibi kurnaz tüccarın elinde,
olur acıdan yoksarım kendimi,
eski bir şatoda demir şövalye,
ölmüş çoktan, boş kalmış içi.

hem iskender’in talihli atıyım
yengiler yaşadım küçük asya’da,
hem de kıbrıs’ta satıldığım
kıvırcık saçlı, mağrur romalı’ya
gün yüzü görmeden kömür çıkardım.

olmuştu bahtımın sultanı,
zambaklar kraliçesi nice bir straliçe,
kalbim ki menhirlerdir, suskun aşkı
ansıtmak için dikilmiş yazıdan önce,
unutansa ben gene, zavallı.

hem mesih’tim, hem barabbas’tım,
kim çarmıha gerildi o gün
bağışlanan kimdi, karıştırmışım,
bugünse bağışlayan göğsün
kollarını açınca ben çarmıhım.

birdim iki oldum, iki iken bir
ne yalnızken birim, ne de seninle iki,
sevi de yalnızlık gibidir
var yok eder durur kişiyi
akşamları boru sesiyle gelir.
(bkz: melih cevdet anday)
devamını gör...
160.

akşam erken iner mahpushaneye.
ejderha olsan kar etmez.
ne kavgada ustalığın,
ne de çatal yürek civan oluşun.
kar etmez, inceden içine dolan,
alıp götüren hasrete.

akşam erken iner mahpushaneye.
iner, yedi kol demiri,
yedi kapıya.
birden, ağlamaklı olur bahçe.
karşıda, duvar dibinde,
üç dal gece sefası,
üç kök hercai menekşe...

aynı korkunç sevdadadır
gökte bulut, dalda kaysı.
başlar koymağa hapislik.
karanlık can sıkıntısı...
"kürdün gelini"ni söyler maltada biri,
bense volta'dayım ranza dibinde
ve hep olmayacak şeyler kurarım,
gülünç, acemi, çocuksu...

vurulsam kaybolsam derim,
çırılçıplak, bir kavgada,
erkekçe olsun isterim,
dostluk da, düşmanlık da.
hiçbiri olmaz halbuki,
geçer süngüler namluya.
başlar gece devriyesi jandarmaların...

hırsla çakarım kibriti,
ilk nefeste yarılanır cıgaram,
bir duman alırım, dolu,
bir duman, kendimi öldüresiye,
biliyorum, "sen de mi?" diyeceksin,
ama akşam erken iniyor mahpushaneye.
ve dışarda delikanlı bir bahar,
seviyorum seni,
çıldırasıya...
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"günün şiiri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim