161.
günler boyu sana giydireceğim renkleri aradım fırçalarımla
beyaz bir denizdin
göklerinde süs kirazları uçuşan
bir erguvanın dudak izleri kulaklarında
kuşkuluyum yaşadığımdan
göztaşları gözlerinden fışkırırdı asmalara
parlak balta vücudun bölünce suları
saplandığın mavi ben olayım istedim
yalımlı sırtından doğan ışık gözümü aldı
damlacıklar yedi renkli dereler olurdu saçlarında
mavi sular , akvaryumumuz , kara zehir denizi
gel yüzelim sevdiğim bir çift yunus gibi
saçımdan öpme! zivt bulaşır dudağına
denize girip saçını kesti keseli
artık dudaklarımız büyük bir makinanın iki dişlisi
sırası gelince birbirine geçen
kuşkuluyum öptüğümden
bugün sosyal bir insanım sevgilim , nörofren aldım
yine de dünya topuğu düşmüş bir pabuç gibi aksıyor ayağımda
beyaz bir lekeyim seni seyretmek için yerleşmiş tuvaline
orman geniş olsa da korku saçılır av yollarından
yaşasam da bugün kuşkuluyum yaşadığımdan
beyaz bir denizdin
göklerinde süs kirazları uçuşan
bir erguvanın dudak izleri kulaklarında
kuşkuluyum yaşadığımdan
göztaşları gözlerinden fışkırırdı asmalara
parlak balta vücudun bölünce suları
saplandığın mavi ben olayım istedim
yalımlı sırtından doğan ışık gözümü aldı
damlacıklar yedi renkli dereler olurdu saçlarında
mavi sular , akvaryumumuz , kara zehir denizi
gel yüzelim sevdiğim bir çift yunus gibi
saçımdan öpme! zivt bulaşır dudağına
denize girip saçını kesti keseli
artık dudaklarımız büyük bir makinanın iki dişlisi
sırası gelince birbirine geçen
kuşkuluyum öptüğümden
bugün sosyal bir insanım sevgilim , nörofren aldım
yine de dünya topuğu düşmüş bir pabuç gibi aksıyor ayağımda
beyaz bir lekeyim seni seyretmek için yerleşmiş tuvaline
orman geniş olsa da korku saçılır av yollarından
yaşasam da bugün kuşkuluyum yaşadığımdan
devamını gör...
162.
hangi mahallede imam yok,
ben orada öleceğim.
kimse görmesin ne kadar güzel,
ayaklarım, saçlarım ve her şeyim.
ölüler namına, azade ve temiz,
meçhul denizlerde balık;
müslüman değil miyim, haşa,
fakat istemiyorum, kalabalık.
beyaz kefenler giydirmesinler,
sızlamasın karanlığım havada.
omuzlardan omuzlara geçerken sallanmayayım,
ki bütün azalarım hülyada.
hiçbir dua yerine getiremez,
benim kainatlardan uzaklığımı.
yıkamasınlar vücudumu, yıkamasınlar,
çılgınca seviyorum sıcaklığımı...
devamını gör...
163.
bir yalnızlık büyütürdüm saksıda
kalandı çok eski günlerden
bir bana yetsin, hıncımı arttırsın
aşkımı pekiştirsin diye sevince.
günüydü, gelip durdu hüznümün önünde
gidilmemiş bir saklı deniz sandım.
kıpırdamazdı yapraklar geceyle
tüketirdi çiçeği, kuşu sevdiremeyen konyak
bana neydi gülmeler, şarkılar
otobüs durakları, alandaki kalabalık
geldi durdu, alana merhaba dedim.
bir göz bozgundur yerine göre
vururdu pencereme rüzgâr,
ben hep öyle bir gözdüm
çığlığını kendine saklayan.
düş kurmazdım, beklemezdim şurda burda,
çiçek demetleri, bisikletler geçmezdi
apansız geliverdi sokağıma.
hıncım bana kalsın gayrı
sen yalnızlığımı götür.
bana çay demlemeyi öğret
elimi yüzümü yıkamayı,
ağzıma rakı koydurma.
hıncım bana kalsın diyorum
çünki ben bu kenti kendimde büyüttüm
bir barbarın vahşi ateşiyle,
çünki yapılarının taşında onulmazlığım
çünki şarkılar kanımın bedeli.
en sevdiğim kelimeler gibisin
örneğin öfke gibi
hani bir zamanlar
dağda ve sokakta açan.
örneğin umut gibi
günde, gecede yitip durduğumuz
zeytin dalını dal eden.
örneğin aşk gibi
denizlerin üzerinde yürüten.
örneğin kavga gibi
yüreğimi sıkı, saçlarımı kara tutan
kayaları yumuşatan kavga gibi.
denizler benim kadar kıpırdayamaz
bak şimdi parklardayım
bir çocuğun menevişli gözlerinde.
hüzünleri bırakmanın günü
günü çığlığı olmak dünyanın,
hüznümü iki kat ediyor ama
gecede alnıma dayalı alnın.
devamını gör...
164.
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
ağaçlar bükmesinler n'olursun boyunlarını
neden akşam oluyorum tren kalkınca
kırlangıçlar birdenbire çekip gidince
mendiller sallanınca neden tıkanıyorum
öyle çok acımasız ki öyle birdenbire ki
az önceki çiçekler nasıl da diken diken
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç o sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik bitti
o elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti
artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz
günler devlet alacağı, yıllar bir kadehcik buzlu rakı
oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı
kavaklara oklu yürek çizip duran o çakı
nerde şimdi nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğu
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
devamını gör...
165.
kalbim
göğsümde 15 yara var!.
saplandı göğsüme 15 kara saplı bıçak!..
kalbim yine çarpıyor,
kalbim yine çarpacak!!!
•
göğsümde 15 yara var!
sarıldı 15 yarama
kara kaygan yılanlar gibi karanlık sular!
karadeniz boğmak istiyor beni,
boğmak istiyor beni,
kanlı karanlık sular!!!
saplandı göğsüme 15 kara saplı bıçak.
kalbim yine çarpıyor,
kalbim yine çarpacak!...
•
göğsümde 15 yara var!.
deldiler göğsümü 15 yerinden,
sandılar ki vurmaz artık kalbim kederinden!
kalbim yine çarpıyor,
kalbim yine çarpacak!!!
yandı 15 yaramdam 15 alev,
kırıldı göğsümde 15 kara saplı bıçak..
kalbim
kanlı bir bayrak gibi çarpıyor,
çar-pa-cak!!
göğsümde 15 yara var!.
saplandı göğsüme 15 kara saplı bıçak!..
kalbim yine çarpıyor,
kalbim yine çarpacak!!!
•
göğsümde 15 yara var!
sarıldı 15 yarama
kara kaygan yılanlar gibi karanlık sular!
karadeniz boğmak istiyor beni,
boğmak istiyor beni,
kanlı karanlık sular!!!
saplandı göğsüme 15 kara saplı bıçak.
kalbim yine çarpıyor,
kalbim yine çarpacak!...
•
göğsümde 15 yara var!.
deldiler göğsümü 15 yerinden,
sandılar ki vurmaz artık kalbim kederinden!
kalbim yine çarpıyor,
kalbim yine çarpacak!!!
yandı 15 yaramdam 15 alev,
kırıldı göğsümde 15 kara saplı bıçak..
kalbim
kanlı bir bayrak gibi çarpıyor,
çar-pa-cak!!
devamını gör...
166.
sadece bir parçası, tamamını bana ezbere okuyacağı zamana kadar.
"bir doğuş şarkısı söyletiyorum bazen hayatıma:
“aramızda uçurumlar söz konusuyken”
uçurumlarda tenzilat varken hazır
uçalım, hadi uçalım
ben nasıl olsa
bu müsveddelerin ortasında yalnızım"
* *
"bir doğuş şarkısı söyletiyorum bazen hayatıma:
“aramızda uçurumlar söz konusuyken”
uçurumlarda tenzilat varken hazır
uçalım, hadi uçalım
ben nasıl olsa
bu müsveddelerin ortasında yalnızım"
* *
devamını gör...
167.
soluğu rüzgarlardan derlendi
yollar o çingeneden bulaştı bana
tek gerçek düşlerimdi belki de
bir masaldan aldım rengimitutku yaşından büyük gösteriyorsa
sağır ve dilsiz geceler sorumludur
gözlerin
ve şer iklimi
zeyl | a. hicri izgören
yollar o çingeneden bulaştı bana
tek gerçek düşlerimdi belki de
bir masaldan aldım rengimitutku yaşından büyük gösteriyorsa
sağır ve dilsiz geceler sorumludur
gözlerin
ve şer iklimi
zeyl | a. hicri izgören
devamını gör...
168.
av bitti, titreyen borular
akşamı kovalıyor köpeklerle
ikimiz içinse yarına kadar
topal hephaistos’la nar ateşte
dövülecek üzünç namluları var.
kemikten yapışık kardeşler gibi
vurgun yemiş tinimle kutsal tenim
ah biri kanatsız ateşböceği
siz boğumlu deyin, ben eklemli diyeyim
toprak yutan arısıdır öteki.
iki dilli yazı bulundu taşımızda
tapısını bire indiren amenofis
gizli gizli ağlar güneş tanrıya
hangimiz mutsuz kral hattusilis
hangimiz ermiş mutluluğa.
masallar dinlerdi sevdalı cemşit,
sindbad, balık gözlü şirin, şehrazat
ey sevi, afrodit benzeri dikit,
kaç çeşit demir deldi ferhat,
hematitta, limonit, pirit,
ufuk ışıkları yedi bitirdi.
horus’un kasrında ne aradığın?
bak, avutmaya geldik kendimizi
ah tanrıları ölmüş amoritler kırgın
tahta idoller karşıladı bizi.
kargışlı şahinin başıdır deniz
düştü mü kanlarla her akşam
ormanlar içinde ikimiz,
çıldırtan bir dumandır yaşam
şeytanın kandilleri ve biz.
kimi gün karıştırırım birbirimizi
dirhemler gibi kurnaz tüccarın elinde,
olur acıdan yoksarım kendimi,
eski bir şatoda demir şövalye,
ölmüş çoktan, boş kalmış içi.
hem iskender’in talihli atıyım
yengiler yaşadım küçük asya’da,
hem de kıbrıs’ta satıldığım
kıvırcık saçlı, mağrur romalı’ya
gün yüzü görmeden kömür çıkardım.
olmuştu bahtımın sultanı,
zambaklar kraliçesi nice bir straliçe,
kalbim ki menhirlerdir, suskun aşkı
ansıtmak için dikilmiş yazıdan önce,
unutansa ben gene, zavallı.
hem mesih’tim, hem barabbas’tım,
kim çarmıha gerildi o gün
bağışlanan kimdi, karıştırmışım,
bugünse bağışlayan göğsün
kollarını açınca ben çarmıhım.
birdim iki oldum, iki iken bir
ne yalnızken birim, ne de seninle iki,
sevi de yalnızlık gibidir
var yok eder durur kişiyi
akşamları boru sesiyle gelir.
(bkz: melih cevdet anday)
akşamı kovalıyor köpeklerle
ikimiz içinse yarına kadar
topal hephaistos’la nar ateşte
dövülecek üzünç namluları var.
kemikten yapışık kardeşler gibi
vurgun yemiş tinimle kutsal tenim
ah biri kanatsız ateşböceği
siz boğumlu deyin, ben eklemli diyeyim
toprak yutan arısıdır öteki.
iki dilli yazı bulundu taşımızda
tapısını bire indiren amenofis
gizli gizli ağlar güneş tanrıya
hangimiz mutsuz kral hattusilis
hangimiz ermiş mutluluğa.
masallar dinlerdi sevdalı cemşit,
sindbad, balık gözlü şirin, şehrazat
ey sevi, afrodit benzeri dikit,
kaç çeşit demir deldi ferhat,
hematitta, limonit, pirit,
ufuk ışıkları yedi bitirdi.
horus’un kasrında ne aradığın?
bak, avutmaya geldik kendimizi
ah tanrıları ölmüş amoritler kırgın
tahta idoller karşıladı bizi.
kargışlı şahinin başıdır deniz
düştü mü kanlarla her akşam
ormanlar içinde ikimiz,
çıldırtan bir dumandır yaşam
şeytanın kandilleri ve biz.
kimi gün karıştırırım birbirimizi
dirhemler gibi kurnaz tüccarın elinde,
olur acıdan yoksarım kendimi,
eski bir şatoda demir şövalye,
ölmüş çoktan, boş kalmış içi.
hem iskender’in talihli atıyım
yengiler yaşadım küçük asya’da,
hem de kıbrıs’ta satıldığım
kıvırcık saçlı, mağrur romalı’ya
gün yüzü görmeden kömür çıkardım.
olmuştu bahtımın sultanı,
zambaklar kraliçesi nice bir straliçe,
kalbim ki menhirlerdir, suskun aşkı
ansıtmak için dikilmiş yazıdan önce,
unutansa ben gene, zavallı.
hem mesih’tim, hem barabbas’tım,
kim çarmıha gerildi o gün
bağışlanan kimdi, karıştırmışım,
bugünse bağışlayan göğsün
kollarını açınca ben çarmıhım.
birdim iki oldum, iki iken bir
ne yalnızken birim, ne de seninle iki,
sevi de yalnızlık gibidir
var yok eder durur kişiyi
akşamları boru sesiyle gelir.
(bkz: melih cevdet anday)
devamını gör...
169.
mesut sanmak için kendimi
ne kâğıt isterim, ne kalem;
parmaklarımda cıgaram,
dalar giderim mavisinden içeri
karşımda duran resmin.
giderim, deniz çeker;
deniz çeker, dünya tutar.
içkiye benzer bir şey mi var,
bir şey mi var ki havada
deli eder insanı, sarhoş eder?
bilirim, yalan, hepsi yalan;
taka olduğum, tekne olduğum yalan;
suların kaburgalarımdaki serinliği,
iskotada uğuldayan rüzgâr,
haftalarca dinmeyen motor sesi,
yalan.
ama gene de,
gene de güzel günler geçirebilirim;
geçirebilirim bu mâvilikte,
suda yüzen karpuz kabuğundan farksız,
ağacın gökyüzüne vuran aksinden,
her sabah erikleri saran buğudan,
buğudan, sisten, ışıktan, kokudan..
ne kâğıt yeter ne kalem
mesut sanmam için kendimi.
bunların hepsi.. hepsi fasafiso.
ne takayım, ne tekneyim.
öyle bir yerde olmalıyım,
öyle bir yerde olmalıyım ki,
ne karpuz kabuğu gibi,
ne ışık, ne sis, ne buğu gibi,
insan gibi.
devamını gör...
170.
akşam erken iner mahpushaneye.
ejderha olsan kar etmez.
ne kavgada ustalığın,
ne de çatal yürek civan oluşun.
kar etmez, inceden içine dolan,
alıp götüren hasrete.
akşam erken iner mahpushaneye.
iner, yedi kol demiri,
yedi kapıya.
birden, ağlamaklı olur bahçe.
karşıda, duvar dibinde,
üç dal gece sefası,
üç kök hercai menekşe...
aynı korkunç sevdadadır
gökte bulut, dalda kaysı.
başlar koymağa hapislik.
karanlık can sıkıntısı...
"kürdün gelini"ni söyler maltada biri,
bense volta'dayım ranza dibinde
ve hep olmayacak şeyler kurarım,
gülünç, acemi, çocuksu...
vurulsam kaybolsam derim,
çırılçıplak, bir kavgada,
erkekçe olsun isterim,
dostluk da, düşmanlık da.
hiçbiri olmaz halbuki,
geçer süngüler namluya.
başlar gece devriyesi jandarmaların...
hırsla çakarım kibriti,
ilk nefeste yarılanır cıgaram,
bir duman alırım, dolu,
bir duman, kendimi öldüresiye,
biliyorum, "sen de mi?" diyeceksin,
ama akşam erken iniyor mahpushaneye.
ve dışarda delikanlı bir bahar,
seviyorum seni,
çıldırasıya...
devamını gör...
171.
"mutsuzum
mutsuzum
verandaya çıkıyorum ve hissediyorum parmaklarımla
gergin cildini gecenin
kimse takdim etmeyecek beni
güneşe
kimse götürmeyecek beni kırlangıçların şölenine
uçmayı hayal eden kuş
ölmek üzere." füruğ ferruhzad
mutsuzum
verandaya çıkıyorum ve hissediyorum parmaklarımla
gergin cildini gecenin
kimse takdim etmeyecek beni
güneşe
kimse götürmeyecek beni kırlangıçların şölenine
uçmayı hayal eden kuş
ölmek üzere." füruğ ferruhzad
devamını gör...
172.
mapus damı bana çok şey öğretti
ama en çok sabretmeyi
yalnızken kalabalık olmayı
kalabalıktayken de kendimle kalmayı
ve sürekli kavga edip
durmadan kendimle barışmayı
hiç gocunup yüksünmeden
ihanetlere katlanmayı
beş metrede beşbin metreyi yürümeyi
ve duvarların darlığında
dünyaları dolaşmayı
ve hepsinden de çok
bütün yuvarlakları yüreğimde bileyip sivriltmeyi
insan olmayı insan olmayı
devamını gör...
173.
ağlasam
sesimi duyar mısınız mısralarımda?
dokunabilir misiniz
gözyaşlarıma ellerinizle?
bilmezdim şarkıların bu kadar güzel
kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
bu derde düşmeden önce.
bir yer var biliyorum
her şeyi söylemek mümkün.
epeyce yaklaşmışım.
duyuyorum
anlatamıyorum.
orhan veli kanık
sesimi duyar mısınız mısralarımda?
dokunabilir misiniz
gözyaşlarıma ellerinizle?
bilmezdim şarkıların bu kadar güzel
kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
bu derde düşmeden önce.
bir yer var biliyorum
her şeyi söylemek mümkün.
epeyce yaklaşmışım.
duyuyorum
anlatamıyorum.
orhan veli kanık
devamını gör...
174.
..
iç ses, diye söylendim
çocukken şöyle dua ederdim tanrı’ya:
tanrım bana hiç erimeyen,
kırmızı bir bonbon şekeri yolla.
eski tül perdelerden gelinlik biçerdik
kardeşimle kendimize durmadan,
olmayan çayları,
olmayan fincanlardan içerdik.
olmayan kapıları açardık,
olmayan ziller çaldığında.
siyah papyonlu olurdu mutlaka
resim defterimizdeki damat.
yedi günde yarattığımız dünya
mutlu olurduk pastel koksa.
ve şimdi şöyle dua ediyorum tanrı’ya:
olanlar oldu tanrım
bütün bu olanların ağırlığından beni kolla!
..
iç ses, diye söylendim
çocukken şöyle dua ederdim tanrı’ya:
tanrım bana hiç erimeyen,
kırmızı bir bonbon şekeri yolla.
eski tül perdelerden gelinlik biçerdik
kardeşimle kendimize durmadan,
olmayan çayları,
olmayan fincanlardan içerdik.
olmayan kapıları açardık,
olmayan ziller çaldığında.
siyah papyonlu olurdu mutlaka
resim defterimizdeki damat.
yedi günde yarattığımız dünya
mutlu olurduk pastel koksa.
ve şimdi şöyle dua ediyorum tanrı’ya:
olanlar oldu tanrım
bütün bu olanların ağırlığından beni kolla!
..
devamını gör...
175.
tut ki gecedir
karanlık sıvaşır ellerine camlardan
birden kırmızıya döner trafik ışıkları
kükürtlü dumanlar yükselir
korkuya batmış
cam kırığı adamlardan
tehlikeye büyür sakalları
tut ki gecedir
ihbarlar birer sansar
bir telefondan bir telefona atlar
yeraltı örgütleri tetik üstünde
adres değiştirmiş silah kaçakçıları
fahişeler birbirinden kuşkulanıyor
tut ki gecedir
katiller huzursuz
hırsızlar sinirli
hainler ürkekçedir
elleri telefona kendiliğinden uzanıyor
ihanete gece müthiş bir gerekçedir.
ihbarlar birer sansar
bir telefından bir telefona atlar
ihanet bir bilmecedir.
atilla ilhan - tut ki gecedir
karanlık sıvaşır ellerine camlardan
birden kırmızıya döner trafik ışıkları
kükürtlü dumanlar yükselir
korkuya batmış
cam kırığı adamlardan
tehlikeye büyür sakalları
tut ki gecedir
ihbarlar birer sansar
bir telefondan bir telefona atlar
yeraltı örgütleri tetik üstünde
adres değiştirmiş silah kaçakçıları
fahişeler birbirinden kuşkulanıyor
tut ki gecedir
katiller huzursuz
hırsızlar sinirli
hainler ürkekçedir
elleri telefona kendiliğinden uzanıyor
ihanete gece müthiş bir gerekçedir.
ihbarlar birer sansar
bir telefından bir telefona atlar
ihanet bir bilmecedir.
atilla ilhan - tut ki gecedir
devamını gör...
176.
usandım taş basması günler yaşamaktan
yalnızlığımı büyütüyorum korkunç
yani bağırmak sana sulardan.
her gün yeniden ölmek
elinden karanlık adamların
yalanla, ekmekle, silahla.
üstümüze bakarken çağlar
her çocuk başı okşadığımız
suçlu bizmişiz gibi
büyüyor avcumuzda.
gözlerinde bile
deniz dibi gözlerinde ölüler
askerler ve gemiciler halinde.
ihtiyar yüreği toprağın
buğdayı, elma'sı
korkuda.
suskunluğum, utancım büyük
sıkıntım kara.
gel dağıt mavini
kör kuyular uykuma.
devamını gör...
177.
uzaktan seviyorum seni
uzaktan seviyorum seni
kokunu alamadan,
boynuna sarılamadan
yüzüne dokunamadan
sadece seviyorum
ööyle uzaktan seviyorum seni
elini tutmadan
yüreğine dokunmadan
gözlerinde dalıp dalıp gitmeden
şu üç günlük sevdalara inat
serserice değil adam gibi seviyorum
öyle uzaktan seviyorum seni
yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden
en çılgın kahkahalarına ortak olmadan
en sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan
öyle uzaktan seviyorum seni
kırmadan
dökmeden
parçalamadan
üzmeden
ağlatmadan uzaktan seviyorum
öyle uzaktan seviyorum seni;
sana söylemek istediğim her kelimeyi
dilimde parçalayarak seviyorum
damla damla dökülürken kelimelerim
masum beyaz bir kağıtta seviyorum”
cemal süreyahttps://media.normalsozluk.com/up/2021/10/03/ae71ibp1qac1nuvb.jpg
uzaktan seviyorum seni
kokunu alamadan,
boynuna sarılamadan
yüzüne dokunamadan
sadece seviyorum
ööyle uzaktan seviyorum seni
elini tutmadan
yüreğine dokunmadan
gözlerinde dalıp dalıp gitmeden
şu üç günlük sevdalara inat
serserice değil adam gibi seviyorum
öyle uzaktan seviyorum seni
yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden
en çılgın kahkahalarına ortak olmadan
en sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan
öyle uzaktan seviyorum seni
kırmadan
dökmeden
parçalamadan
üzmeden
ağlatmadan uzaktan seviyorum
öyle uzaktan seviyorum seni;
sana söylemek istediğim her kelimeyi
dilimde parçalayarak seviyorum
damla damla dökülürken kelimelerim
masum beyaz bir kağıtta seviyorum”
cemal süreyahttps://media.normalsozluk.com/up/2021/10/03/ae71ibp1qac1nuvb.jpg
devamını gör...
178.
gümüşün sessizliği düşünce ayın şavkına
tökezliyor dilimin ucunda kanattığım söz
ıslığımı unuttum yıllardır, şehrin metalinden
çığlıklar fırlıyor, imdat sesleri, fren patlaması
oğlumun aşk diye yaşadığı vahim görüntü
termik bir ışınım diye biliniyor şehirde
ve bir tereddüte yer bırakmıyor olmakta olan
benimse aklım tökezliyor şehrin sokaklarında
zihnimde uzak bir çağrışım: şiir ve aşk
yani zamanın ağır ve sâkin akıp gittiği
kelimelerin haysiyeti, dostluğun sıcaklığı
aşklarınsa gözyaşı istediği masûmiyet
kitaplardaki mürekkep kokusu gibi hepsi
kaybolup gitmiş şehrin yakın tarihinde
ve kendine yetmiyor olmakta olan
benimse aklım tökezliyor şehrin ortasında
şimdi komik hatıralar diye bakılıyor
siyah beyaz fotoğraflardaki ciddiyete
ve bunların birinde haykıran militanın
cesaretine ki, haykırıyor o en kalabalık
caddesinde şehrin: ”kardeşler! ölüm
nereden ve nasıl gelirse gelsin…”
ve bir unutuşa nasıl sığıyor her şey
benimse kalbim tökezliyor
devamını gör...
179.
maviye
maviye çalar gözlerin,
yangın mavisine
rüzgarda asi,
körsem,
senden gayrısına yoksam,
bozuksam,
can benim, düş benim,
ellere nesi?
hadi gel,
ay karanlık...
itten aç,
yılandan çıplak,
vurgun ve bela
gelip durmuşsam kapına
var mı ki doymazlığım?
ille de ille
sevmelerim,
sevmelerim gibisi?
oturmuş yazıcılar
fermanım yazar
n'olur gel,
ay karanlık...
dört yanım puşt zulası,
dost yüzlü,
dost gülücüklü
cıgaramdan yanar.
alnım öperler,
suskun, hayın, çıyansı.
dört yanım puşt zulası,
dönerim dönerim çıkmaz.
en leylim gecede ölesim tutmuş,
etme gel,
ay karanlık...
devamını gör...
180.
“güneşi özledim, sonra seni
keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım.”
grapon kağıtları, didem madak
keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım.”
grapon kağıtları, didem madak
devamını gör...