261.
sen kar topuna tutulan bir yıldızsın ebru
duvarlara karşı çalınan ıslıksın
beyaz bir bulutsun çamaşır makinesine atılan
metal yığınlarının dağıttığı bir duygu bahçesiyken yüreğin
ipliğe tutunmaya çalışan kırık düğmesin
çok güzel bir kadınsın da, bunu niye saklamalı
niye saklamalı
tutkulu aşkların masallarda kaldığına inandığını
ve
aradığını yine de
avuçlarını yangına verecek elleri
rüzgârda açılan saçın güzelliğisin sen ebru
gülüşünü çalmak için hırsızların pusu kurduğu bir yüz
batan bir geminin ambarındaki kuyruklu piyanosun
istanbul'un boğazında sallanan bir diş gibi dururken deprem
coğrafya kitabısın en kaygan fay çatlağının
esrik bir kadınsın da, bunu niye saklamalı
niye saklamalı
gözlerinde mavi, uysal kediler yürürken
birden gözbebeklerinden kaplanlar fırladığını
ve
yıktığını
geceleri âşıklarının üstüne
boşlukta salınan bir tüyü andırsan da sevgili ebru
aramızdan kuşlar geçer, kanatları kırılmaz
hem niye saklamalı
uçuldukça uzayan bir göç yoludur aşk
devamını gör...
262.
bütün kara parçalarında, afrika dahil.
devamını gör...
263.
asmin
kimdi cesaretimi kıran, üstelik
yeni serüvenlere hazırlarken kendimi
sesimi cılız, rüzgarımı yelkensiz
bulan kimdi, ki şimdi geniş zaman
kipiyle düşürüyor gölgesini anılarıma
ama kimdi adını bir kadına ödünç verip
doruklara çekilen, büyülü doruklara
biz asmin dedik ona, sevgilim, kadınım,
anamdı belki, ama o çoktandır
üç bin metrenin altına inmiyor artık
içimde bir fil sezgisi, kopup gitmeliyim
dağlara yazmalıyım aşkı ve ayrılıkları
asminli düşler kurmalıyım ya da birisi
karşılık bulmalı canımı yakan sorulara
kim demiyorum, kim olursa olsun
boynu kırılan bir oyuncaksam, hırçın
bir çocuğun elinde, ki celladım
gözlerimi de oymuştu fırlatıp atarken
yine de özlüyorum onu, niyetçi
tavşanlara dönerken beklediklerim
aynı soruyu sormaktan, minör
ağrılardan yoruldum, gitmeliyim buralardan
içimde buharlaşan cıvayı soluyorum artık
yoruldum, yoruldum, yoruldum
gereklilik kipinde yaşamaktan.
ahmet telli
kimdi cesaretimi kıran, üstelik
yeni serüvenlere hazırlarken kendimi
sesimi cılız, rüzgarımı yelkensiz
bulan kimdi, ki şimdi geniş zaman
kipiyle düşürüyor gölgesini anılarıma
ama kimdi adını bir kadına ödünç verip
doruklara çekilen, büyülü doruklara
biz asmin dedik ona, sevgilim, kadınım,
anamdı belki, ama o çoktandır
üç bin metrenin altına inmiyor artık
içimde bir fil sezgisi, kopup gitmeliyim
dağlara yazmalıyım aşkı ve ayrılıkları
asminli düşler kurmalıyım ya da birisi
karşılık bulmalı canımı yakan sorulara
kim demiyorum, kim olursa olsun
boynu kırılan bir oyuncaksam, hırçın
bir çocuğun elinde, ki celladım
gözlerimi de oymuştu fırlatıp atarken
yine de özlüyorum onu, niyetçi
tavşanlara dönerken beklediklerim
aynı soruyu sormaktan, minör
ağrılardan yoruldum, gitmeliyim buralardan
içimde buharlaşan cıvayı soluyorum artık
yoruldum, yoruldum, yoruldum
gereklilik kipinde yaşamaktan.
ahmet telli
devamını gör...
264.
yenilmişsem
elim kolum bağlı
boynumda yağlı ip
gelip dayanmışsam
darağacına
dudaklarımda yarın
gözlerim yarınlarda
unutmak mı gerek seni?
kapılar kapalı
tutulmuşsa gece
kapkara yollar
sıcacık bir sevgi
sunmayacak mıyım
insanlara?
bakmayacak mıyım yarınlara
seslenmeyecek miyim
insanlara?
elim kolum bağlı
boynumda yağlı ip
gelip dayanmışsam
darağacına
dudaklarımda yarın
gözlerim yarınlarda
unutmak mı gerek seni?
kapılar kapalı
tutulmuşsa gece
kapkara yollar
sıcacık bir sevgi
sunmayacak mıyım
insanlara?
bakmayacak mıyım yarınlara
seslenmeyecek miyim
insanlara?
devamını gör...
265.
gece buluşması
sen istinye'de bekle, ben buradayım
içimde köpek gibi havlayan yalnızlığım
belki gelmem, gelemem 5 dakika bekle git
çünkü ben buradayım karanlıktayım
çünkü elimi kestim beni kan tutuyor
şarabım bütün ekşi suyum soğuk
yanımda olmadınmı seni seviyorum
belki gelmem, gelemem 5 dakika bekle git
yüzünü ıslatmadan ağlıyabilir misin?
yarı geceden sonra telefon ettin mi hiç?
karanlık adamlar hüviyetini sordu mu
ben senin olmadığını arıyorum
belki gelmem, gelemem 5 dakika bekle sonra git
yabancı gibisin miyop gözlerin kısık
bana ait ne varsa hepsi seni korkutuyor
sana ait ne varsa hiçbiri benim değil
belki ölmek hakkımı kullanıyorum
belki gelmem, gelemem 5 dakika bekle git
attila ilhan
devamını gör...
266.
bugün oturdum ölümü düşündüm, sevgilim böylesine alımlıyken
güz kuşlarının güneye doğru akıp gideceği yol iyice belirmişken gökyüzünde,
bugün oturdum ölümü düşündüm,
yirmi yaşında ve hayat bu kadar güzelken.
(bkz: ahmet erhan)
devamını gör...
267.
yavaş yavaş ölürler
seyahat etmeyenler,
yavaş yavaş ölürler okumayanlar,
müzik dinlemeyenler,
vicdanlarında hoş görmeyi barındırmayanlar.
yavaş yavaş ölürler,
izzetinefislerini yıkanlar
hiçbir zaman yardım istemeyenler.
yavaş yavaş ölürler
alışkanlıklara esir olanlar,
her gün aynı yolları yürüyenler,
ufuklarını genişletmeyen ve
değiştirmeyenler,
elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyen,
veya bir yabancı ile konuşmayanlar.
yavaş yavaş ölürler
ihtiraslardan ve verdikleri heyecanlardan kaçınanlar,
tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar
yavaş yavaş ölürler.
yavaş yavaş ölürler
aşkta veya işte bedbaht olup istikamet değiştirmeyenler,
rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin
dışına çıkmamış olanlar.
yavaş yavaş ölürler.
-pablo neruda.
seyahat etmeyenler,
yavaş yavaş ölürler okumayanlar,
müzik dinlemeyenler,
vicdanlarında hoş görmeyi barındırmayanlar.
yavaş yavaş ölürler,
izzetinefislerini yıkanlar
hiçbir zaman yardım istemeyenler.
yavaş yavaş ölürler
alışkanlıklara esir olanlar,
her gün aynı yolları yürüyenler,
ufuklarını genişletmeyen ve
değiştirmeyenler,
elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyen,
veya bir yabancı ile konuşmayanlar.
yavaş yavaş ölürler
ihtiraslardan ve verdikleri heyecanlardan kaçınanlar,
tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar
yavaş yavaş ölürler.
yavaş yavaş ölürler
aşkta veya işte bedbaht olup istikamet değiştirmeyenler,
rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin
dışına çıkmamış olanlar.
yavaş yavaş ölürler.
-pablo neruda.
devamını gör...
268.
ne oldu bana neye dönüştüm böyle
duvarlar göz tavanlar kulak oldu sanki
eşyalar yüzlere dönüştü dost bildiler kendilerini
yalnızlık beni bu kadar yıpratmış olamaz değil mi melek?
hem yalnız değilim ki
kimseler duymasada sen
hep yanımda sen varsın...
duvarlar göz tavanlar kulak oldu sanki
eşyalar yüzlere dönüştü dost bildiler kendilerini
yalnızlık beni bu kadar yıpratmış olamaz değil mi melek?
hem yalnız değilim ki
kimseler duymasada sen
hep yanımda sen varsın...
devamını gör...
269.
aşkın kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusunda
içimde yağmur duasına çıkmış birkaç köy
birkaç köy sular altında.
kalbimin doğusu,
her resme güneş çizen bir çocuktu.
gam yükünün kervanları yürürdü dudaklarımda
kavruk ve çatlaktı dudaklarımın toprakları.
ölümün ötesinde bir köy vardı
orda, uzakta, kalbimin en doğusunda
şimdi bana yalnızca
dertli türkülere duyduğum karşılıksız aşk kaldı.
güzel beyaz bir tay doğururdu her sene hafızam
yorgundu oysa
durmadan, durmadan hatırlamaya koşmaktan.
kalbimin doğusunda bir yalan dünya vardı.
okyanusları mavi olmayan.
benim için hayat,
kalbi kalpazanlıktan kırk sene yatmış çıkmış bir adamdı.
geçmişim acıyor şimdi, yalnız benim değil
benim ülkemin geçmişi de acıyor mesela.
bilirdim oysa ilk badem ağaçları çiçek açar baharda.
bilirdim çiçek satan çingene kızlarını
onlar bütün şimdileri, bütün zamanlara
bir gül parasına satardı.
oğlan kıza bir gül alsa
bilirdim odur en kırmızı zaman.
adına aşk diyorlardı
kalbimin en doğusunda bir yalan dünya vardı.
kim bir şairi kırsa
şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela
bilirim kim dokunsa şiire
eline bir kıymık saplanacak.
bilirim kırılmış dizeleri tamir etmez zaman
yorgunum oysa
durmadan kendime bir tunç uyak aramaktan.
aşkın kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusunda
boş salıncaklar gibi gıcırdayarak konuştum karanlıkla
kediler gibi mırıldanarak.
alkolden bir denize bıraktım kalbimi
kırmızı bir sandal gibi,
arka sokaklarda sarhoş konuştum karanlıkla.
avuçlarımla konuştum,
allah büyüktür diyen insanlar gibi.
kedi dili bisküvilerinin bir pastayla konuşması gibi
yumuşak ve kremalı konuştum onunla.
baharda leylaklar açardı boynumda
mor ve pembe konuştum karanlıkla
gece açılıp gündüz kapanan bir parantezdim,
sözler vardı içimde işe yaramayan
sözlerle konuştum karanlıkla...
önce söz yoktu kalbimin en doğusunda
sözler...
bir yağlı urgandı acıyı boğmaya yarayan.
didem madak
içimde yağmur duasına çıkmış birkaç köy
birkaç köy sular altında.
kalbimin doğusu,
her resme güneş çizen bir çocuktu.
gam yükünün kervanları yürürdü dudaklarımda
kavruk ve çatlaktı dudaklarımın toprakları.
ölümün ötesinde bir köy vardı
orda, uzakta, kalbimin en doğusunda
şimdi bana yalnızca
dertli türkülere duyduğum karşılıksız aşk kaldı.
güzel beyaz bir tay doğururdu her sene hafızam
yorgundu oysa
durmadan, durmadan hatırlamaya koşmaktan.
kalbimin doğusunda bir yalan dünya vardı.
okyanusları mavi olmayan.
benim için hayat,
kalbi kalpazanlıktan kırk sene yatmış çıkmış bir adamdı.
geçmişim acıyor şimdi, yalnız benim değil
benim ülkemin geçmişi de acıyor mesela.
bilirdim oysa ilk badem ağaçları çiçek açar baharda.
bilirdim çiçek satan çingene kızlarını
onlar bütün şimdileri, bütün zamanlara
bir gül parasına satardı.
oğlan kıza bir gül alsa
bilirdim odur en kırmızı zaman.
adına aşk diyorlardı
kalbimin en doğusunda bir yalan dünya vardı.
kim bir şairi kırsa
şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela
bilirim kim dokunsa şiire
eline bir kıymık saplanacak.
bilirim kırılmış dizeleri tamir etmez zaman
yorgunum oysa
durmadan kendime bir tunç uyak aramaktan.
aşkın kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusunda
boş salıncaklar gibi gıcırdayarak konuştum karanlıkla
kediler gibi mırıldanarak.
alkolden bir denize bıraktım kalbimi
kırmızı bir sandal gibi,
arka sokaklarda sarhoş konuştum karanlıkla.
avuçlarımla konuştum,
allah büyüktür diyen insanlar gibi.
kedi dili bisküvilerinin bir pastayla konuşması gibi
yumuşak ve kremalı konuştum onunla.
baharda leylaklar açardı boynumda
mor ve pembe konuştum karanlıkla
gece açılıp gündüz kapanan bir parantezdim,
sözler vardı içimde işe yaramayan
sözlerle konuştum karanlıkla...
önce söz yoktu kalbimin en doğusunda
sözler...
bir yağlı urgandı acıyı boğmaya yarayan.
didem madak
devamını gör...
270.
yedi kat göğün yetimiydin göğsümde,
yol kokusu başın
şimdi kimin sesinde uyuyor?
kimin ırmağındasın şimdi…
yol kokusu başın
şimdi kimin sesinde uyuyor?
kimin ırmağındasın şimdi…
devamını gör...
271.
şurama batan, diyor şair.
şurama batan
özlem demeselerdi,
bıçak derdim..
cemal süreya
şurama batan
özlem demeselerdi,
bıçak derdim..
cemal süreya
devamını gör...
272.
rakı masasında 'aşk'
vuruldum kalbimden ani
aşktan oldum derbeder
tek dostumdur artık
masada duran şu rakı
yokluğunda oluyorum seferi
geçmiyor kalbime ferman
bu ateş hiç sönmeyecek
ilelebet sende kalacak bu kalp
vur kadehi masaya içelim
serseriye döndüm bu sevdadan
saçların oldu esaretime parmaklık
gözlerin oldu gardiyan aşkıma
vuruldum kalbimden ani
aşktan oldum derbeder
tek dostumdur artık
masada duran şu rakı
yokluğunda oluyorum seferi
geçmiyor kalbime ferman
bu ateş hiç sönmeyecek
ilelebet sende kalacak bu kalp
vur kadehi masaya içelim
serseriye döndüm bu sevdadan
saçların oldu esaretime parmaklık
gözlerin oldu gardiyan aşkıma
devamını gör...
273.
mona roza - sezai karakoç
mona rosa. siyah güller, ak güller.
geyve’nin gülleri ve beyaz yatak.
kanadı kırık kuş merhamet ister.
ah senin yüzünden kana batacak.
mona rosa. siyah güller, ak güller.
ulur aya karşı kirli çakallar,
ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa.
mona rosa bugün bende bir hal var.
yağmur iri iri düşer toprağa,
ulur aya karşı kirli çakallar.
açma pencereni perdeleri çek,
mona rosa seni görmemeliyim.
bir bakışın ölmem için yetecek.
anla mona rosa ben bir deliyim.
açma pencereni perdeleri çek.
zeytin ağaçları, söğüt gölgesi,
bende çıkar güneş aydınlığına.
bir nişan yüzüğü bir kapı sesi.
seni hatırlatır her zaman bana.
zeytin ağaçları, söğüt gölgesi.
zambaklar en ıssız yerlerde açar
ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
bir mumun ardında bekleyen rüzgar,
ışıksız ruhumu sallar da durur.
zambaklar en ıssız yerlerde açar.
ellerin, ellerin ve parmakların
bir nar çiçeğini eziyor gibi.
ellerinden belli olur bir kadın,
denizin dibinde geziyor gibi.
ellerin, ellerin ve parmakların.
zaman ne de çabuk geçiyor mona.
saat onikidir söndü lambalar
uyu da turnalar girsin rüyana,
bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar.
zaman ne de çabuk geçiyor mona.
akşamları gelir incir kuşları,
konarlar bahçemin incirlerine.
kiminin rengi ak kiminin sarı.
ah beni vursalar bir kuş yerine.
akşamları gelir incir kuşları.
ki ben mona rosa bulurum seni
incir kuşlarının bakışlarında.
hayatla doldurur bu boş yelkeni.
o masum bakışların su kenarında.
ki ben mona rosa bulurum seni.
kırgın kırgın bakma yüzüme rosa.
henüz dinlemedin benden türküler.
benim aşkım uymaz öyle her saza.
en güzel şarkıyı bir kurşun söyler.
kırgın kırgın bakma yüzüme rosa.
artık inan bana muhacir kızı,
dinle ve kabul et itirafımı.
bir soğuk, bir mavi, bir garip sızı
alev alev sardı her tarafımı.
artık inan bana muhacir kızı.
yağmurdan sonra büyürmüş başak,
meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
bir gün gözlerimin ta içine bak
anlarsın ölüler niçin yaşarmış.
yağmurdan sonra büyürmüş başak.
altın bilezikler o kokulu ten
cevap versin bu kuş tüyüne.
bir tüy ki can verir gülümsesen,
bir tüy ki kapalı geceye güne.
altın bilezikler o kokulu ten.
mona rosa. siyah güller, ak güller.
geyve’nin gülleri ve beyaz yatak.
kanadı kırık kuş merhamet ister,
ah senin yüzünden kana batacak.
mona rosa. siyah güller, ak güller.
mona rosa. siyah güller, ak güller.
geyve’nin gülleri ve beyaz yatak.
kanadı kırık kuş merhamet ister.
ah senin yüzünden kana batacak.
mona rosa. siyah güller, ak güller.
ulur aya karşı kirli çakallar,
ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa.
mona rosa bugün bende bir hal var.
yağmur iri iri düşer toprağa,
ulur aya karşı kirli çakallar.
açma pencereni perdeleri çek,
mona rosa seni görmemeliyim.
bir bakışın ölmem için yetecek.
anla mona rosa ben bir deliyim.
açma pencereni perdeleri çek.
zeytin ağaçları, söğüt gölgesi,
bende çıkar güneş aydınlığına.
bir nişan yüzüğü bir kapı sesi.
seni hatırlatır her zaman bana.
zeytin ağaçları, söğüt gölgesi.
zambaklar en ıssız yerlerde açar
ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
bir mumun ardında bekleyen rüzgar,
ışıksız ruhumu sallar da durur.
zambaklar en ıssız yerlerde açar.
ellerin, ellerin ve parmakların
bir nar çiçeğini eziyor gibi.
ellerinden belli olur bir kadın,
denizin dibinde geziyor gibi.
ellerin, ellerin ve parmakların.
zaman ne de çabuk geçiyor mona.
saat onikidir söndü lambalar
uyu da turnalar girsin rüyana,
bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar.
zaman ne de çabuk geçiyor mona.
akşamları gelir incir kuşları,
konarlar bahçemin incirlerine.
kiminin rengi ak kiminin sarı.
ah beni vursalar bir kuş yerine.
akşamları gelir incir kuşları.
ki ben mona rosa bulurum seni
incir kuşlarının bakışlarında.
hayatla doldurur bu boş yelkeni.
o masum bakışların su kenarında.
ki ben mona rosa bulurum seni.
kırgın kırgın bakma yüzüme rosa.
henüz dinlemedin benden türküler.
benim aşkım uymaz öyle her saza.
en güzel şarkıyı bir kurşun söyler.
kırgın kırgın bakma yüzüme rosa.
artık inan bana muhacir kızı,
dinle ve kabul et itirafımı.
bir soğuk, bir mavi, bir garip sızı
alev alev sardı her tarafımı.
artık inan bana muhacir kızı.
yağmurdan sonra büyürmüş başak,
meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
bir gün gözlerimin ta içine bak
anlarsın ölüler niçin yaşarmış.
yağmurdan sonra büyürmüş başak.
altın bilezikler o kokulu ten
cevap versin bu kuş tüyüne.
bir tüy ki can verir gülümsesen,
bir tüy ki kapalı geceye güne.
altın bilezikler o kokulu ten.
mona rosa. siyah güller, ak güller.
geyve’nin gülleri ve beyaz yatak.
kanadı kırık kuş merhamet ister,
ah senin yüzünden kana batacak.
mona rosa. siyah güller, ak güller.
devamını gör...
274.
o adsız ülkeyi arayarak
adımı yitirmeyeliyim diyorum bense
ya da yeni bir ad bulmalıyım
çiçeklere, kuşlara, kentlere...
ahmet erhan
adımı yitirmeyeliyim diyorum bense
ya da yeni bir ad bulmalıyım
çiçeklere, kuşlara, kentlere...
ahmet erhan
devamını gör...
275.
senelerce, senelerce evveldi;
bir deniz ülkesinde…
ve belki de birbirine aktardığım defterlerin hepsinde bu şiir vardı:
senelerce , senelerce evveldi;
biz seninle orada, o deniz ülkesinde tanıştık uzak denizler, uzak yakınlıklar içinde
bir kadırgada
iki korsan
tarih, yarın, ütopya dolu sandıklar arasında birbirimizi yaralarından tanıdık
dışı korsan, içi iç denizlerde yaşayan çocuklardık
konuşamadıklarımız bir bulut kalınlığında duruyordu aramızda
oysa konuşsak
ya da dokunsak birbirimize
çekip gidecekti içimizdeki o korkunç noksanlık
batık gemilerin deniz diplerini saran umutsuzluğu vurmuştu yüzümüze birbirimizden ve aşkın keşfedilmemiş gizlerinden ürküyorduk
bir definenin ikiye paylaştırılmış haritasında bilmeden birbirimize doğru ilerliyorduk
kara görünüyordu yokluğumuzda
kara çok uzakta
sahiller millerce uzaktaydı
birbirimizin yokluğunda neyimiz vardı öfkeli bir gençlikten
mağrur inceliklerimizden ve geceler boyu kısık yıldızlar altında anlatılan ihanetlerin kara bilgisinden başka
biliyorduk geldiğimiz yer atlantis
o yitik ütopya
gittiğimiz yer de ora
senelerce, senelerce evveldi;
sen yoktun
bu aşk başladığında
senelerce, senelerce evveldi;
sen yoktun
ben de yoktum
bu aşk başladığında
(bkz: murathan mungan-kadırga)
devamını gör...
276.
bir karga bir kediyi öldüresiye bir oyuna davet ediyordu. hep böyle mi bu?
bir şeyden kaçıyorum bir şeyden, kendimi bulamıyorum dönüp gelip kendime yerleşemiyorum,
kendimi bir yer edinemiyorum, kendime bir yer.'.. kafatasımın içini, bir küçük huzur adına
aynalarla kaplattım, ölü ben'im kendini izlesin her yandan, o tuhaf sır içinden! paniğini kukla yapmış
hasta bir çocuğum ben. oyuncağı panik olan sayın yalnızlık kendi kendine nasıl da eğlenir.niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına
niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına niye kimselerizin vermez yollarıma kuş konmasına?
"öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna" bir çocuk demiş.
kuş koysunlar yoluna | nilgün marmara
bir şeyden kaçıyorum bir şeyden, kendimi bulamıyorum dönüp gelip kendime yerleşemiyorum,
kendimi bir yer edinemiyorum, kendime bir yer.'.. kafatasımın içini, bir küçük huzur adına
aynalarla kaplattım, ölü ben'im kendini izlesin her yandan, o tuhaf sır içinden! paniğini kukla yapmış
hasta bir çocuğum ben. oyuncağı panik olan sayın yalnızlık kendi kendine nasıl da eğlenir.niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına
niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına niye kimselerizin vermez yollarıma kuş konmasına?
"öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna" bir çocuk demiş.
kuş koysunlar yoluna | nilgün marmara
devamını gör...
277.
-alıntı-
lavinia
sana gitme demeyeceğim.
üşüyorsun ceketimi al.
günün en güzel saatleri bunlar.
yanımda kal.
sana gitme demeyeceğim.
gene de sen bilirsin.
yalanlar isteyorsan yalanlar söyleyeyim,
incinirsin.
sana gitme demeyeceğim ,
ama gitme, lavinia
adını gizleyeceğim
sende bilme,
lavinia.
özdemir asaf
lavinia
sana gitme demeyeceğim.
üşüyorsun ceketimi al.
günün en güzel saatleri bunlar.
yanımda kal.
sana gitme demeyeceğim.
gene de sen bilirsin.
yalanlar isteyorsan yalanlar söyleyeyim,
incinirsin.
sana gitme demeyeceğim ,
ama gitme, lavinia
adını gizleyeceğim
sende bilme,
lavinia.
özdemir asaf
devamını gör...
278.
sonra onlar çılgınlık bitip
sürü dağılınca, yapayalnız gecelerde
durgun ve dilsiz, yastıklara çivili
bir mızıka sesiyle uyanmazlar mı
asaf'ın ateşlere karşı çaldığı?..
bir otel odasında gencecik çocuklar
çırpındıkça bir yudum soluk için
üzerine benzin döküp oynayanlar
onlar birgün öpmeye eğilince çocuklarını
dudaklarında duman ve yanık et kokusu
boğum boğum tıkamaz mı soluklarını?..
sevgisiz bir tanrının kinle büyüttüğü
ölüme tapınan o siyah adamlar
onlar birgün yağmurlardan sonra
güneş salkım salkım dallarda yanarken
rüzgârdan utanıp sudan korkmazlar mı?..
ayrılık herkesin kapısını çalar birgün
dağlar kararırken ya da günün eşiğinde
onlar, saz kırıp şiir yakanlar
içlerinde gezinen kederi bir türküyle
bastırmak isterlerse derinden ve sessiz
çalmazlar mı duvarlara kirli bedenlerini?..
kimse temizim demesin, kimse
bütün bir ülke odun taşıdı behçet'in yangınına...
onlar, secdesi küf kıblesi korku olanlar
onlar birgün ölüm menevişlenince içlerinde
tütmez mi kirpiklerinde "dumanı lekesiz biri"?..
sürü dağılınca, yapayalnız gecelerde
durgun ve dilsiz, yastıklara çivili
bir mızıka sesiyle uyanmazlar mı
asaf'ın ateşlere karşı çaldığı?..
bir otel odasında gencecik çocuklar
çırpındıkça bir yudum soluk için
üzerine benzin döküp oynayanlar
onlar birgün öpmeye eğilince çocuklarını
dudaklarında duman ve yanık et kokusu
boğum boğum tıkamaz mı soluklarını?..
sevgisiz bir tanrının kinle büyüttüğü
ölüme tapınan o siyah adamlar
onlar birgün yağmurlardan sonra
güneş salkım salkım dallarda yanarken
rüzgârdan utanıp sudan korkmazlar mı?..
ayrılık herkesin kapısını çalar birgün
dağlar kararırken ya da günün eşiğinde
onlar, saz kırıp şiir yakanlar
içlerinde gezinen kederi bir türküyle
bastırmak isterlerse derinden ve sessiz
çalmazlar mı duvarlara kirli bedenlerini?..
kimse temizim demesin, kimse
bütün bir ülke odun taşıdı behçet'in yangınına...
onlar, secdesi küf kıblesi korku olanlar
onlar birgün ölüm menevişlenince içlerinde
tütmez mi kirpiklerinde "dumanı lekesiz biri"?..
devamını gör...
279.
(bkz: ilhami çiçek)
yediğim sofralarında ey yeryüzü
abarttın ekmeği
eti abarttın daha çocuktum
içinde masal kızının saçlarını taradığı
saydam bir yuvarlakken yaşamak
uğultular düşmemişken o narin kuytulara
eciş bücüş ellerinle bilincimi elledin
kanıma dokunan kana dokunmanla başladı
eti abarttın daha neydim
daha neydim söylesene
yediğim sofralarında ey yeryüzü
abarttın ekmeği
eti abarttın daha çocuktum
içinde masal kızının saçlarını taradığı
saydam bir yuvarlakken yaşamak
uğultular düşmemişken o narin kuytulara
eciş bücüş ellerinle bilincimi elledin
kanıma dokunan kana dokunmanla başladı
eti abarttın daha neydim
daha neydim söylesene
devamını gör...
280.
otobüs de gecikir
belki hiç gelmez
yollarda durulur da
halkımız iteler..
bozulması ile ilgili değilde buharlaşması ile ilgili olacaktı şiir ama nasip. sabah bir saat, şimdi de neredeyse bir buçuk saattir otobüs bekliyorum. sayın sevgili eko bey, ne yapmaya ve anlatmaya çalışıyor olabilir?
belki hiç gelmez
yollarda durulur da
halkımız iteler..
bozulması ile ilgili değilde buharlaşması ile ilgili olacaktı şiir ama nasip. sabah bir saat, şimdi de neredeyse bir buçuk saattir otobüs bekliyorum. sayın sevgili eko bey, ne yapmaya ve anlatmaya çalışıyor olabilir?
devamını gör...