dün bir şekilde istanbul gazi mahallesi'ne gitmek zorunda kaldım.
40 yıldır istanbul'da yaşıyorum ilk kez gittim ve böyle bir semt daha önce hiç görmedim.
gündüz vakti köşe başında bekleyen torbacılar, değişik kıyafetli suriler vs vs.
ben böyle bir yeri yemin ederim hiçbir bölgede görmedim.
sırada esenyurt var bakalım orası nasıl.
devamını gör...
insana fazlasıyla artısı olan bir olaydır. insanları 100 metrede öteden tanırsınız, torbacı, uyuşturucu kullanan tipleri, kullanınca neler olduğunu canlı canlı görürsünüz, nereden ne çıkar, nereden it çıkar vs. vs.
o semtten okul, iş yüzünden ayrılarak yeni girdiniz ortamda, özenti tiplerin kullandığı uyuşturucuya, ettikleri büyük laflara, kavgalara gülerek bakarsınız.
siz onun ağababasını gördünüz ve biliyorsunuz. o yüzden hiç bir zaman kandırılmazsınız, başınıza bela gelmez çünkü nereden ne çıkacağını bilirsiniz. iyi bir insan tahlili yapmaya yarar.

ama önemli olan pisliğin içinden pislenmeden çıkabilmektir.
çünkü demirin tuncuna insanın piçine kaldık. demiş yazar.
devamını gör...
kanlıca dan bu tarafı hep kenar kanki kimse lüks bir yerde oturuyorum sanmasın asıl istanbul oralar
devamını gör...
sanki dünyanın da kenar mahallesinde oturuyor gibi hissediyorum bu aralar, hatta galaksilerin...
devamını gör...
çocukluğumdan çok memnun olmamın en önemli sebebi bu olsa gerek. hiç öyle garibanlık güzellemesi değil. çok özgür ve renkli bir çocukluğu mümkün kıldı benim için.

bir kere mahallenin sırtında devasa bir orman vardı ve orada baya zaman geçirme imkanımız oldu.

bundan en çok yararlanan ise ayhan diye bir arkadaşımızdı, evleri zaten ormanın hemen girişindeydi. aslında arkadaşımız mıydı, hala çok emin değilim. çünkü ayhan ortamlarda girişkenliği, espri kabiliyeti, lider özellikleri veya futbol yetenekleriyle bilinen biri değildi. sosyal hayatının üçte birini bizim yanımızda hiç konuşmadan, muhabbetlere katılmadan, kavga etmeden, olaylara olumlu-olumsuz hiçbir tepki vermeden geçirirdi. üçte ikilik kısmını ise ormanda geçirirdi. hatta bazen evdekilere kızıp evden kaçar, 2-3 gün ormanda kalırdı. kısacası baya garip bir çocuktu. şimdi düşündüğümde, ayhan’ın bizi orman canlılarından çok da farklı görmemiş olabileceğinden şüpheleniyorum.

ara sıra o ekiple ormana sapanla kuş avlamaya yahut çukur kazıp mağara ev yapmaya falan giderdik. (aktiviteye bakar mısın!) kuş avlama konusunda ekipçe pek başarılı değildik ancak ayhan bu konuda baya başarılıydı. dahası, doğal imkanlarla barınak yapma, çukur kazma, ateş yakma, ağaca tırmanma, yön bulma, iz takip etme vs doğaya dair her konuda başarılıydı. hayatta kalma skilli bu denli yüksek birini hiç tanımadım.

bir ara yaz dönemi ekip dağıldı, herkes bir yerlere gitti. ben de can sıkıntısından ayhan’la takılmaya başladım, dolayısıyla ormanda takılmaya başlamış oldum. bir gün sapanları hazırlayıp avlanmaya çıktık.

ormanda çok eski virane bir yapı içinde teneke kutularla biraz talimlendikten sonra aramızda bir 10 metre olacak şekilde çift koldan ormanın içine daldık. aşırı derecede sessiz ilerlemeye çalışıyoruz çünkü keklik avlamak için öyle yapmak gerekiyor(muş). ayhan’a bakıyorum yarı eğilmiş vaziyette neredeyse parmak ucunda yürüyor, ben de ona uymaya çalışıyorum. ne kadar gittik bilmiyorum; bir yerde aniden durdu, ben de tam dururken bir ağaç dalına basınca çatırdı geldi ve abartısız onlarca kuş kalktı çevredeki ağaçlardan. ayhan bana öyle bir nefretle baktı ki, bütün rızkımızı kumarda yemişim gibi hissettim.

bana kızınca “sen az geriden gel” deyip daldı ormana. ben de sinirlendim bu sefer, sen karışma lan bana, dedim. ya zaten kuş avlasak sadece ayhan yiyecek, benim yemeye niyetim yok. biraz gevşettim ben dikkati, öyle tıngır mıngır gidiyordum ki…

onunla göz göze geldik: en az 2,5 metrelik kara desenli bir yılan! engerek gibi korkunç bir tipi var.

göz göze gelince benim zaten dalağım götümde attı, nasıl depar attığımı hatırlamıyorum, ağaca nasıl tırmandığımı da hatırlamıyorum. ama beni takip eden o hışırtıyı çok iyi hatırlıyorum. ağacın altına çöreklenip “sen oradan inmeyecek misin koçum” der gibi tıslamaları da iyi hatırlıyorum.

ben “ayhan” diye bağırırken “bağır koçum bağır, kim duyacak” der gibi bakışları da hala aklımda.

ama işte kibir dostlar, insanda olduğu gibi hayvanda da başa bela…

ben bir yılana, bir çevreye bakınırken elinde sopayla ayhan göründü uzaktan. hafif domalık bir vaziyette yampir yampir yılana doğru geliyor. ben “ayhan yılan var” derken sus işareti yaptı bana. bu da demek oluyordu ki; ayhan yılanın farkındaydı ama bu konunun çok fazla gündem olmasını istemiyordu!

tabi ben buna ilk etapta pek anlam veremedim çünkü normal bir insan evladının böyle bir durumda uzaktan taş atarak yılanın kaçmasına vesile olması beklenir, sinsice yaklaşarak yılana pusu atması değil!

ben de öylece izlemeye başladım. aklımdan bin türlü senaryo geçiyor; şimdi yılan ayhan’ı sokarsa ne olacak? hadi soktu öldürdü, diyelim, beni azad eder mi, yoksa beklemeye devam eder mi? yılan ağaca tırmansa dalla sopayla falan kafasına vurabilir miyim? bu yükseklikten atlasam ne olur? geceye kalırsak yılan ağaca tırmansa da göremem…

ben bütün bunları düşünürken ayhan iyice yaklaştı. e tabi yılan da yılların avcısı, kendine doğru yaklaşan gövdeyi tespit edebiliyor, ısı sensörleri boşuna değil. kafayı çevirip ayhan’a doğru kıvrıla kıvrıla yardırması çok sürmedi. ayhan’ın sopayı yılanın koşu yoluna indirmesi de çok sürmedi ki, zannederim yılan için hayatının şoku olmuştur. kıvrıla kıvrıla bacaktan sokacakken kafayı ezilmekten kıl payı kurtarmak çok beklediği bir senaryo olmasa gerek.

üstüne ikinci denemesinde ayhan sopayı beline oturtunca işin rengi iyice değişti tabi. yılanın ses telleri olsa çığlıkları ormandaki diğer canlılara, ormanın en tehlikeli hayvanının (ayhan) yakınlarda olduğu mesajını çok net iletebilirdi.

o andan itibaren neşınıl ceokrafik belgeseli izler gibi kapıldım olaya. yılan kendi üzerinde dikeliyor, hamle yapacakken ayhan geri çekiliyor, yılan yere eğilecek oldu mu, ayhan sopayla yanaşmaya başlıyor.

bu ritüel bir süre devam ettikten sonra yılancağız “neyse lan, ben yoluma gideyim” diye çalıların arasına yönelse de, ayhan yılanı etraflayıp zopasını savurunca yılanın girişimi boşa çıktı. zannederim yılan bu karşılaşmada avcı değil de av olduğunu o an idrak etti. o ormanda besin piramidinin en tepesindeki üçgende ayhan’ın adı yazılıydı ve yılanın okuma yazma bilmemesi ayhan için geçerli bir mazeret değidi.

yılanın her çalılara sıvışma girişimi ayhan tarafından önleniyor, bu süreçte yılan zaman zaman sopanın tadına bakıyordu. ben de heyecandan ne yapacağıma karar veremiyordum, bi ara “ayhan yeter reca ederim, yılan kardeş sen de hadi yoluna git” diyesim geldi.

nihayetinde ayhan, yorduğu yılanın gövdesini sopayla bastırıp kaydıra kaydıra ensesine kadar getirdi ve yılanı ensesinden yakalamayı başardı.

ben de ağaçtan inmek için şartların yeterince olgunlaştığına kanaat getirdim. ayhan yılanın ayrılan ağzını incelerken hasbel kader sokulursa ağaçta olmak istemiyordum.

ayhan’ın yanına yaklaşıp ben de az uzaktan yılanın ağzını inceledim. yılan bana “abi gözünü seveyim, söyle bıraksın, ben ettim siz etmeyin” der gibi baktı. acıdım hayvanın çaresizliğine ama “kardeş kusura bakma da ben bu adama bunu söylesem seni kırbaç olarak kullanıp beni kırbaçlar” der gibi baktım.

gerçi mahalle hiyerarşisinde teke tekte ayhan bana karşı saygılıydı ama bu ancak mahalle şartlarında mümkün olabilirdi, orman şartlarında ayhan’a karşı kendine güvenen son canlının hali ise ortaydı. ve az önce beni öldürmeye niyetlenmiş biri için hayatımı kurtarmış kişiyle münakaşaya girmeye hiç niyetim yoktu.

ayhan’a “napıcaz bunu” diye sordum. “dişlerini sökücem” dedi! yılan bana “abi :(“ der gibi baktı. ayhan yılanın dişlerini kavanoza basıp zehrini çıkartmak, sonra da dişlerini sökmek istiyordu. napacaksa artık!

açıkçası ben de bunu görmek istiyordum. yılanın ensesi ayhan’ın elinde, onların eve kadar gittik. “şunu bi tut da kavanoz getireyim” dedi bana. “s..seler tutmam” diyen bir bakış attım, konuşmamıza gerek kalmadı. neticede kavanozu ben getirdim, ayhan yılanın ağzını kavanoza bastı. sonra penseyle dişlerini söktü, diş etleri kanadı hayvanın. sonra asfalta atıp, sürünüşünü izledi. daha yeni anestezisiz operasyon geçirmiş ve en az iki saat sürünmemesi gereken yılan çalılara ulaşamadan yakalandı, yine ensesinden, yine sopa marifetiyle. ayhan bu ritüeli birkaç defa tekrarladı, yılan da yalandan çalıları denedi.

sonra ayhan yılanı ormana bırakmaya karar verdi. ben eşlik etmeyi kabul etmedim. ayhan bana çok bozuldu. çok da umurumdaydı ayhan!

bir daha ayhan’la ormana gitmedim.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"kenar mahallede yaşamak" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim