roman / edebiyat
10 / 10
puan ver

öne çıkanlar | diğer yorumlar

bazı eserler hakkında pek bir şey söylenmez onlar daha çok kendini anlatırlar hatta zaman zaman bizi. tehlikeli oyunlar böyledir bir noktada, anlatmak için okunan kitaplardan değildir. anlarsın anlamazsın önemli değil, yarıda bırakırsın veya devam edersin o da önemli değil, kitabı kapatsan bile sen artık o kitabın bir karakterisindir hatta hep öyleydin. tıpkı günlük'ü okuyanların oğuz atay'ın da aslında hepimiz gibi bu romanın her yerinde olduğunu bilmesi gibi. ateş viskisi gibi diye bir benzetme yapmıştı bu kitap hakkında zamanında kıymetli bir dostum, insanın boğazını yaksa hatta bazen tüm bildiklerini kustursa bile yine de içmeye devam etmek istiyor insan. bir kitap okuyup değişmez hayatlar veya hayatın anlamını bulmak için okunmazlar da ama bu demek değil ki bazı kitaplar insanın iç dünyasının bir aynası olmayacak. aynaya uzun bir bakış atmak için okunması gereken, türk edebiyatının en güzel eserlerinden. hatta belki de benim bu kitap hakkında söyleyebileceğim en güzel şeyi tutunamayanlar kitabında yazmış zaten oğuz atay: gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek: seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda.

bir noktada böyle, daha çok şey söylemeyi dilerdim ama bundan fazlasını söylemek bir noktada ziyan olmaz mı?


"beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum, ben van gogh'un resmi değilim, öldükten sonra beni müzeye koyamazsınız, beni tanımalısınız."

“derler ki tarla kuşu bütün gece öttüğü zaman, tarla faresi bütün ihtiyatı elden bırakır ve yuvasından çıkarmış. ve beni deliğimden sen çıkarmıştın. ve sonra bütün hayallerimi yıktın. yönetimi eline aldın. ve sonra birlikte sokakta yürürken, istediğin yerden karşı kaldırıma geçmeğe cesaret ettin.”

"insan elbette konuşmak istiyor; dert yanmak, haklı çıkmak istiyor. fakat kelimeler insana ihanet ediyor, insan kendine ihanet ediyor."

"kendime engel olamıyorum: yanımda sıcak bir varlık bulunca bencil oluyorum. insan, sevdiğini üzmek pahasına ondan yararlanmaya çalışıyor. bu arada benim gibi, aşağılık durumlara düşüyor. çünkü neden? çünkü yalnızlık ve karanlık onu vahşileştiriyor."

"iyi romanların okuyucusu olmaktansa, kötü romanların kahramanı olmak istiyordu."

"artık sanki yaşamıyorum, yaşayan birini seyrediyorum; daha önce bildiğim romanı okur gibiyim. bir roman, kendini okumaya başlasaydı herhalde bu kadar sıkıcı bulurdu kendin."

"kafam cam kırıklarıyla dolu. bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor, anlıyor musun?"

"insanlara kaptırma kendini, durmadan koşuşma, onlara uyma, insan bir makinedir, bir yerde bozulur, yavaş yavaş kullan aklını, şimdi biraz dinlen, şimdi hep birlikte saçmalayalım, aklımızı dinlendirelim, mantığımızı dinlendirelim, rüyada yaşayalım."

"pusuda bekleyen kötü hayaller, eziyet eden görüntüler birden saldırıyordu üstüme. yarım kalmış işkenceler, artık sıralarının geldiğini düşünerek ortaya çıkıyordu."

"bilirsiniz bu doktorları. insanlarla birlikte bulunma dediler. yalnız kalma dediler. sevinme dediler."

"kendimi iyi hissetmiyorum bilge. beni bir daha görmek isteyeceğini sanmıyorum. kendimi suçlu hissediyorum. doğduğum günden başlayan bir suç dizisi içindeyim. seni görmek istemiyorum, seni görmek istemiyorum. aynı olayları bir daha yaşayacak gücüm kalmadı. beni unut -belki de unuttun- beni unut. başıma gelecekleri düşünme. ne yaptığımı, nasıl yaşadığımı merak etme. sana anlatması zor. sevmesini bilmeyenler kaderlerine razı olmalıdırlar. oluyorum. eyvallah. iyi değilim fakat üzüntülü de değilim; bak gülüyorum: ha-ha."










devamını gör...
atay’a özgü bol ironik ve kara mizah içeren bir başyapıt. ana karakter hikmet benol’un iç çatışmaları ve çoğul kişilikleri etrafında şekil alan roman, aynı zamanda hikmet’in “oyun” yazma çabalarıyla devam eder; ve atay gerçekle düşü burada birbirine geçirir. atay’ın daha çok kullandığı teknikse, bilinç akışı olup, zamanın kaygısından çok ötede bir dille yazılmıştır.
kitapta zaman, mekan ve olay örgüsünün bir ciddiyeti yoktur; ve oyun içinde oyun yazmak en öncelikli kurgudur.

(bkz: hayatım ciddiye alınmasını istediğim bir oyundu)


not: siyasetin tam ortası olan 70’li yıllarda bireyin iç dünyasını ele alarak türk edebiyatı adına bir çığır açmış yazardır; ve bu da zamanının çok ötesinde bir akla sahip olduğunun en net gerçeği. bugün bu adamı alaya alanlar, popülerliğinin yanılsamasına düşenler oldu. internette atay adına dolaşan onlarca boş ve saçma söz var: dikkate almayın, okuyun millet.

saygıyla oğuz ağabey...
devamını gör...
hikmet benol (adının üzerinde bile düşünmek gerekir) adlı karakterin oynadığı ufak ama tehlikeli oyunları anlatır. hepimiz hayatta böyle küçük oyunlar oynarız. bu kadar tehlikeli olmasın oynadığımız oyunlar. bitirenlerin de sonunda yüreğinin dağlandığı bir kitap. sonu özgür irade mi yoksa bize bir mesaj mı bilinmez bu arada. tıpkı yazarın beyaz mantolu adam öyküsünde olduğu gibi. siz siz olun hayatı çok ciddiye alıp bu kadar tehlikeli oyunlar oynamayın.
devamını gör...
oğuz atay, tutunamayanlar'da daha çok kendi iç dünyasını anlatmaya çalışırken, tehlikeli oyunlar'da etrafındaki insanlarla ilişkilerini daha doğrusu kendi tanımıyla "oyunları" anlatmıştır.
hem etrafındaki insanların oyunlarını sevmemektir hem de kendi oyunlarını oynamak istemektedir.
*
tutunamayanlar efsanedir. tehlikeli oyunlar tutunamayanlar da söyleyemedikleridir.
devamını gör...
öncelikle depresyondaysanız uzak durmanız gereken bir kitap. bi yerden sonra hikmet gibi düşünmeye başlayabilirsiniz çünkü. bunları bi kenara alırsak cidden muhteşem bi kitap. oğuz abimin yaptığı bazı göndermeler günümüz içinde geçerli. ayrıca anlaşılmadığını hikmetle beraber tekrar göz önüne getirmiş. tabi ben bunu ikinci okuyuşumda anladım. o kadar manidar yani.
aşkın ve sevginin ne olduğunu bu kitapta anladım. yalnız kalınca kafamda susmayan seslerin ne olduğunuda. bazı yerlerinde kendimle yüzleştim. bilenler için bu bazen korkunç olabiliyor. ama yinede bu kitabı tekrar tekrar okumak istiyorum. son olarak sonundaki paragraf en sevdiğim kısım

" hava kararıyordu. köşeden bir genç kızla bir genç adam göründü kolkola. delikanlı birşeyler anlatıyordu, genç kız da başını sallıyordu. 'bana kalırsa film biraz karışıktı.' dedi genç adam. 'bazı yerini anlamadım'. 'canım' dedi kız, 'sonunda çocuk ölüyor işte.' 'aptal' dedi delikanlı, 'o kadarını biz de anladık.' "

oğuz atay olmak böyle işte.
devamını gör...

“bütün hayatımı, en ince ayrıntılarına kadar düşünerek hesapladığım iyiliklerin hayaliyle geçirdim albayım. artık ne olacaksa olsun istiyorum.”


bilgisiz bilge ile sevgisiz sevgi arasında kalmış bir hikmet benol. kadınlarla ilişkisini bir türlü rayına oturtamamış bir burjuva aydını. yalnız mesele bu kadarla sınırlı değil. başka başka meseleler de var.

hikmet; bir albay ve bir dul kadınla birlikte paylaştığı ahşap üç katlı bir evde (kendisinin tabiriyle bir gecekonduda) yaşamaya çekilmiş, orta sınıf bir burjuva aydını. zamanında sevgi ile heves denilebilecek düşüncelerle evlenmiş ancak sonradan işler yoldan çıkmış ve ayrılmış. o günden beri kendi kabuğunda, gecekondusunda, albayı ile birlikte oyunlar yazmakta. tabi devreye bilge de girince işler sarpa sarmaya başlıyor.

kitapta değinilen konu kadın-erkek ilişkisi gibi basit bir konuya indirgenecek bir şey değil. mevcut olan bir kadın-erkek ilişkisine dışarıdan bakan gözler, hikmet’in kadınlarla kuramadığı ancak kurmayı çok istediği yakınlık ve ait olduğu sınıfın insanları hakkında kendisini çok hırpalamaya yatkın düşünceleri, döneminin aydınlarına yöneltilen eleştiriler, yabancılara öykünmenin başarısızlığı gibi bir çok konuyu içinde barındıran bir kitap. okundukça, bazı yerlerinde, yazarın kendisiyle diyalog kuruyormuş gibi hissettiriyor. yazar, kendisini karakterlerle ifade ediyor. bana hissettirdiği duygu buydu.

çok güzel bir kitaptı. tutunamayanlar’ı da aynı duygularla bitirmiştim. kapağını kapattığımda bitmesine üzüldüğüm bir roman oldu benim için.
devamını gör...
oğuz atay'ın benim gözümdeki ustalık eseri.

öncelikle kitabın şu an yayın haklarını elinde bulunduran iletişim yayınları'na birkaç laf etmek istiyorum. kitabın orjinal kapağını değiştirdiniz. yetmezmiş gibi, önsözleri sevmeyen oğuz atay kitaplarına önsöz eklediniz. o da yetmemiş gibi cevat çapan'a yazdırdığınız önsözde kitabın sonu yazıyor. bu durum birçok okuyucu tarafından eleştiriliyor; ama yeni baskılarda da hala aynı önsözü tutmaya devam ediyorsunuz. kitabı simsiyah bir kapakla basıp, üstüne oğuz atay - tehlikeli oyunlar yazsanız bu hatıraya daha az zarar vermiş olurdunuz.

oğuz atay'ın bütün kitaplarını adadığı sevin seydi tarafından hazırlanan orjinal kitap kapağı:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kitaba dönersek, başkahraman hikmet'in kendi iç dünyasında yaşadığı çatışmanın resmedildiği çok başarılı bir roman. modern insan dertleri anlatılırken, kara mizahtan dibine kadar yararlanılıyor. bazen kitabı okurken gözleriniz doluyor, bazen de istemsizce kahkaha atıyorsunuz.

hikmet çevresi ile ilişkisi pek de iyi olmayan, geçmişte hatalar yapmış ve insanlar kaybetmiş biri. oğuz atay'ın tutunamayan ((gbkz: disconnectus erectus)) tanımına oldukça uyan bir insan tipi. hayatı bir şekilde oyun sahnesine benzetiyor. gerçek ile oyun arasında gidip geliyor. tabi bu aynı zamanda bir anlamda gerçek dünyayı reddediş diyebiliriz. kendi kurmaca hayatını yaşamaya başlıyor.

gerçek hayatını terkedip aynı binada * yaşadığı albay hüsamettin tambay ile birlikte oyunlar yazmaya başlayan hikmet'in hikayesini okurken; siz de anlatılanların gerçek mi hayal mi yoksa oyun mu olduğuna karar vermekte zorlanıyorsunuz. tabi bu bilinçli yapılmış bir şey. aynı çelişkiyi hüseyin nihal atsız'ın ruh adam romanında da görmüştüm. orada da selim pusat'ın yaşadıklarının hayal mi gerçek mi olduğu kitap bittiğinde bile muamma olarak kalıyordu.

daha çok uzatırsam cevat çapan'lık yapıp kitap hakkında gereksiz bilgi vermiş olacağım. okuyun, okutturun. pişman olmayacaksınız.
devamını gör...
oğuz atay'a ait olan, 1973 yılında yayımlanan eseridir.

oğuz atay bu eserinde de bireyin toplum ve kendisi ile olan sorunlarını ele alıyor. ele aldığı bu sorun temelinde tipik bir anlaşılamama durumu ve kaygısıdır. romanın baş kişisi hikmet benol, toplumdaki yoğun keşmekeşin temelinde yatan realiteyi tartışırken, gerçeklerle içtenlikle ilgilenmenin toplumu yönetenlerce tehlikeli görüldüğünü seziyor ve oyun oynuyormuş gibi ilgilenmenin ve yaşamanın yollarını araştırıyor. burada tehlikeli oyunla dolu bir yolda gidebileceği son durağı hedefliyor. benim iletişim yayınları'ndan okuduğum bu eser toplam 479 sayfa.postmodernist roman akımının türkiye’deki artçı gücü olarakta bilinmektedir. bu eserin bendeki yeri de çook başkadır. kıymetli dostum! kendimi en kötü hissettiğim zamanda* vakitlerinde bu eseri okumuştum... ve şu aşağıdaki kısımlar beni çok etkilemişti.


bakın! ben bile ağlıyorum albayım.
imkânsızlık duvarının önünde ağlıyorum.
bu duvar beni çıldırtıyor albayım.
başımı, bu duvara vurup parçalamak istiyorum.
başım ağrıyor albayım; biraz yürümek, biraz kendime gelmek istiyorum.
şimdi ne olacak albayım?
bilge beni istemiyor diye onu göremeyecek miyim artık?
böyle şey olur mu? biraz önce birlikteydim onunla.
nereye gitmiş olabilir hemen? onu sokaklarda bulamayacak mıyım?
aslında kötü bir oyun oynamıştım, kötü bir niyetim yoktu.
sizinle de oyunları düzeltmiyor muyduk birlikte?
bilge de anlamıştır canım. birazdan gelir herhalde, değil mi?
yoksa eve dönüp beklesem mi onu? ben de kötü davrandım ama albayım.
böyle oyun da olur muydu?

utanıyorum kendimden albayım. üstelik utanmadan bu kalabalık caddenin köşesinde duruyorum. belki de artık herkes öğrenmiştir. herkes birbirine anlatıyor. beni görünce de belli etmeden gülümseyecekler.
ben dünyayı kirletiyorum albayım.
hiç olmazsa kimseye belli etmeden bekleyebilsem burada.
kendimi gizleyebilsem. yakamı kaldırayım da beni tanımasınlar.
acaba ölürsem çok üzülür mü albayım? o zaman koşup bana gelir mi dersiniz?
siz çok ağlarsınız biliyorum, albayım.
fakat sizi hiç ağlarken görmedim, biliyor musunuz?
ben öldükten sonra sizi ağlarken görmeyi doğrusu çok isterdim.
sadece bir kere, mütercim arifi okurken gözlerinizin dolduğunu görmüştüm.
biraz ölseydim, biraz da sizin bana ağlamanızı seyretseydim.
tabii bilge pişman olacak, ama iş işten geçecek. beni çok arayacak.
size çok önemli bir şey söyleyeyim mi albayım: bu bilge akıllı değil albayım.
burası çok önemli. ben ondan akıllıyım, birçok insandan akıllıyım.
mesela bilge, benim gibi sözler bulup söyleyemez duruma göre.
beni sevseydi, onun çok yararına olurdu. onu adam edebilirdim albayım.
tabii akıllı olduğum için bana dayanamadı.
belki de akıllı insanlar yalnız kalırsa daha iyi olur. kim bilir?
bilge de bunu çok söylerdi. yalnız kalırsam daha iyi olurmuş.
üşüyorum albayım, aceleden ceketimi giymeyi unutmuşum.
sokağa nasıl çıkılacağını bilmem mesela.
bende hayat bilgisi zayıf albayım.
bilge bunları bilir, bu bakımdan

akıllıdır; birlikte olabilseydik, insanlık çok yararlanacaktı bundan.
yazık oldu. şimdi yanımda olsaydı, böyle üşümezdim albayım; beni bir arabaya bindirirdi hemen. ben bunlara çabuk karar veremem albayım:
kararsızlığımla yanımdakilerin canını sıkarım.
hava da çok soğudu albayım, eve dönmek istiyorum.
biliyor musunuz, bilge beni evde bekliyormuş gibi geliyor bana.
yoksa eve dönmek istemiyorum. beni bekleyen yalnızlığı ve karanlığı istemiyorum. bilge’den akıllı olduğum halde neden bu duruma düştüm acaba?
neden herkes benden kaçıyor albayım?
yaşamasını bilmiyorum da ondan mı?
bir dakika albayım, karşıdan birileri geçiyor:
kadını bilge’ye benzettim; peki erkek kim? değilmiş.
bu köşede de fazla bekledim galiba: gelip geçenlerin dikkatini çekiyorum.
başka bir köşeye gitmeli. biliyor musunuz albayım, bugün bilge’ye ne diyordum?
diyordum ki köşe başlarında bekliyorum kadınlara bakmak için.
beni kıskandı albayım. demek ki seviyordu.
ha-ha. ona öyle şeyler bulup söylüyordum ki, bana hayran oluyordu.
onun için diyorum ki, odama dönmüş beni bekliyordur şimdi.
eve dönmek istemiyorum albayım. ya gelmemişse.
ne dediniz? yazacak oyunlarımız mı var? onlarla mı uğraşırız?
nedense bugün içimden gelmiyor.



ben artık biraz çöktüm albayım.
aklıma yeni bir şey gelmiyor.
oyunlar beni de yordu galiba.
tabii bilge’ye belli etmedim, ama ben herhalde bu oyunlara artık devam edemeyeceğim. hava soğudu, biraz yürümeliyim albayım, ısınırım.
evet, zor oluyor gecekonduda artık, diyordum.
bilge’ye belli etmedim ama;
ben galiba artık sizinle ve dul kadınla birlikte yürütemeyeceğim bu hayatı.
ben bilge’yi istiyorum albayım,
belki kızacaksınız ama, onunla her şey başka türlü oluyordu. siz şimdi ağladığıma bakmayın, aslında böyle hissediyorum.
oğuz atay
bilge’ye de bunu söyledim mi yoksa?
galiba, biraz başka türlü anlattım ona. dedim ki:
bilge, aklını başına topla, beni yalnız bırakma.
bilge, bilge, neden beni yalnız bıraktın?
devamını gör...
hristiyanlık inancındaki baba-oğul-kutsal ruh tasviri alt metinlerde işlenir. albay baba, oğul hikmet, kutsal ruh ise nurhayat hanımdır ( kendisi duldur). oğul (yani hikmet) dilediği anda baba (albay) ile konuşup ondan çözüm diliyor. isa ise nasıl ki hristiyanların günahlarından dolayı bedel ödeyip acılar çekiyorsa hikmet de aynı şekilde kendi gecekondusunda kendisini anlamayan toplumun acılarını çekiyor.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"tehlikeli oyunlar" ile benzer başlıklar

Normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
portakal radyo & dergi renk modu sözlük kütüphanesi online yazarlar kulüpler yazarak kitap kazan puan tablosu sıkça sorulan sorular yönetim kadrosu istatistikler iletişim