101.
nenem muhabbet kuşumu tavukla takas ettiydi. zalim nenem.* kusun adı "cüvit" idi. bizimkiler ecevit diye çağırıyordu. kimse ecevit sevgimizi sınamasın. *
devamını gör...
102.
aile içi şiddet. tüm hayatımı s....ti.
devamını gör...
103.
su ve bilhassa deniz korkusu... 4 yaslarinda bir seyim, plaj gibi bir yere gittigimizi hatirliyorum. guya akilli babam bana yuzmeyi ogretecek bu arada. elinden tuttum denize girdim, ne kolluk var ne simit. neredeyse boyumu asacak derinlige getirdi birde. akilli babam kucagina aldigi gibi denize firlatti. ben denizden cirabilmek icin cirpindim, cirpindikca adam omuzlarimdan itip tekrar denizin dibine gönderdi beni. bu nasil bir yuzme dersiydi bu yasimda bile anlayamadim. senin ogretecegin yuzmeye de sana da baba... neyse ıste o gun bugundur denizle aram hic iyi degildir.
devamını gör...
104.
barbie bebekleri hiç sevmezdim. doğum günümde falan hediye gelirdi hepsinin kafasını koparıp atardım bi köşeye. çünkü hep sarışın olurlardı. benim 2 ablam var ikiside sarışın benimle de hep kumralım diye 'çöpten bulduk biz seni baksana bize hiç benzemiyorsun' falan derlerdi. sarışın herkese kinliydim o zamanlar.
devamını gör...
105.
köpek.
2 köpeğin kovalamasına maruz kaldım, hala daha yolda köpek görünce saygımdan yolumu değiştiririm.*
2 köpeğin kovalamasına maruz kaldım, hala daha yolda köpek görünce saygımdan yolumu değiştiririm.*
devamını gör...
106.
her yaz köye giderdik. yine gittiğimiz bir yaz orada beni kovalayan hayvanları listeliyorum
kaz
ördek
inek
horoz
tavuk
cücük
köpek
keçi
bir daha gitmedim
kaz
ördek
inek
horoz
tavuk
cücük
köpek
keçi
bir daha gitmedim
devamını gör...
107.
tam tersi.
travmalar arasında geçen bir çocukluk.*
travmalar arasında geçen bir çocukluk.*
devamını gör...
108.
çocukluğumuzda yediğimiz sopanın haddi, hesabı yoktu.
analar baş tacı dersiniz.
anamdan yediğim sopaları kimseden yemedim.
kaçarken, havada isabet eden terliklerde cabası.
komşu sopası, hala dayağı, yenge dayağı, öğretmen dayağı, camii de imam, müezzin dayağı.....
şimdiki çocuklar gibi saloz değildik.
vallahi cin ve şeytan gibiydik.
her duruma saniyede çözüm bulurduk.
veeee...
çocukluk travması falan geçirmedik : )
güzel günlerdi : )
analar baş tacı dersiniz.
anamdan yediğim sopaları kimseden yemedim.
kaçarken, havada isabet eden terliklerde cabası.
komşu sopası, hala dayağı, yenge dayağı, öğretmen dayağı, camii de imam, müezzin dayağı.....
şimdiki çocuklar gibi saloz değildik.
vallahi cin ve şeytan gibiydik.
her duruma saniyede çözüm bulurduk.
veeee...
çocukluk travması falan geçirmedik : )
güzel günlerdi : )
devamını gör...
109.
hangi birini anlatayım karar veremedim açıkçası.
devamını gör...
110.
önceleri utanırdım babamın anneme uyguladığı şiddeti anlatmaya. ben küçükken annem babamla kavga ettikleri zaman annem her dayak yediğinde, bir gün evlenirsem çocuklarımın yanında asla kavga etmeyeceğim derdim kendi kendime. annem çok konuşuyor diye dayak yiyor zannederdim. annem konuşmasa babam da dövmeyecek sanırdım. halbuki konuşsa da konuşmada da babam atacaktı o dayağı,. oysa annem gücü yetmediği babama ancak konuşarak tepki gösteriyordu.
şimdi gelelim tramvaya o dönem köyde yaşadığımız için babam odun hızarıyla köy köy gezip odun keserdi sonbaharda. bir gün annem yine sebepsiz yere dayak yemişti. ağzı burnu kan içinde kalmıştı. babamın elinden zor almıştık annemi. köyümüzün alt tarafında derede bir bahçemiz vardı. ben her yaz kayısı meyvesi dalından inene kadar o bahçede bekçilik yapardım. annemi babamın elinden aldıktan sonra bahçeye gittim. hala annemin o halini düşünüp içimi çeke çeke ağlıyorum. bi anda odun hızarının sesi geldi. kalbim yerinden söküldü sandım, öyle bir acı saplandı yüreğime. babamın o hızlarla annemi doğradığını döşündüm bi anda. bir çocuğun yürümesiyle yarım saat süren yolu ben on dakikada bitirip eve varmıştım. babamın harmanda odun doğradığını görünce derin bir oh çekerek gerisin geri bahçeye inmiştim. yaşım daha sekizdi o zamanlar.
artık gizlemiyorum bu şiddeti. önce kendime itiraf ettim tabi.
şimdi gelelim tramvaya o dönem köyde yaşadığımız için babam odun hızarıyla köy köy gezip odun keserdi sonbaharda. bir gün annem yine sebepsiz yere dayak yemişti. ağzı burnu kan içinde kalmıştı. babamın elinden zor almıştık annemi. köyümüzün alt tarafında derede bir bahçemiz vardı. ben her yaz kayısı meyvesi dalından inene kadar o bahçede bekçilik yapardım. annemi babamın elinden aldıktan sonra bahçeye gittim. hala annemin o halini düşünüp içimi çeke çeke ağlıyorum. bi anda odun hızarının sesi geldi. kalbim yerinden söküldü sandım, öyle bir acı saplandı yüreğime. babamın o hızlarla annemi doğradığını döşündüm bi anda. bir çocuğun yürümesiyle yarım saat süren yolu ben on dakikada bitirip eve varmıştım. babamın harmanda odun doğradığını görünce derin bir oh çekerek gerisin geri bahçeye inmiştim. yaşım daha sekizdi o zamanlar.
artık gizlemiyorum bu şiddeti. önce kendime itiraf ettim tabi.
devamını gör...
111.
psikopat ve işkenceci bir babayla büyümek
devamını gör...
112.
ılkokul 2. sınıfta sınıf öğretmeni değişikliği.
ilkokul öğretmenim başka bir okula transfer olmuştu.sanırım ilk gözağrım olduğu için bu durumu kaldıramadım ve ağlayarak, okula gitmek istemeyerek kendimce tepkimi gösterdim. bu durumun beni olumsuz etkilediğini fark eden ailem, öğretmenimin yeni okuluna beni kayıt ettirmek istediler ama maalesef sınıf tutmamıştı. yani bu mümkün değildi. sonra nasılsa kendi savunmamı geliştirdim. " eğer o beni gerçekten seviyor olsaydı beni bırakıp gitmezdi. ben de onu artık sevmiyorum ". *ve eski sınıfımda devam ettim. yeni öğretmenimi de bir süre sonra severek kabullendim.
bu arada bu cümle belki de benim için bir dönüm noktası oldu.bundan sonra kimseye çok fazla bağlanmadım ve bırakıp giden taraf hep ben oldum.
ilkokul öğretmenim başka bir okula transfer olmuştu.sanırım ilk gözağrım olduğu için bu durumu kaldıramadım ve ağlayarak, okula gitmek istemeyerek kendimce tepkimi gösterdim. bu durumun beni olumsuz etkilediğini fark eden ailem, öğretmenimin yeni okuluna beni kayıt ettirmek istediler ama maalesef sınıf tutmamıştı. yani bu mümkün değildi. sonra nasılsa kendi savunmamı geliştirdim. " eğer o beni gerçekten seviyor olsaydı beni bırakıp gitmezdi. ben de onu artık sevmiyorum ". *ve eski sınıfımda devam ettim. yeni öğretmenimi de bir süre sonra severek kabullendim.
bu arada bu cümle belki de benim için bir dönüm noktası oldu.bundan sonra kimseye çok fazla bağlanmadım ve bırakıp giden taraf hep ben oldum.
devamını gör...
113.
8 yaşında inek kovalaması.
100 metre kadar da peşimi bırakmamıştı. bildiğin dünyanın en chill hayvanı bir de. neyime gıcık olduysa artık. hala aslan görsem korkmam, ama inekle merhaba merhaba, o kadar.
bir keresinde de çingene arabasının yanından geçerken suratıma at hapşırmıştı. resmen dönüp pşiee diye koymuştu yüzüme. at balgamıyla facial yemek hiç hoş olmadı.
100 metre kadar da peşimi bırakmamıştı. bildiğin dünyanın en chill hayvanı bir de. neyime gıcık olduysa artık. hala aslan görsem korkmam, ama inekle merhaba merhaba, o kadar.
bir keresinde de çingene arabasının yanından geçerken suratıma at hapşırmıştı. resmen dönüp pşiee diye koymuştu yüzüme. at balgamıyla facial yemek hiç hoş olmadı.
devamını gör...
114.
çocukluğumdan çok travmam vardır ama hadi bir tane de ben yazayım. bugün canım sıkkın biraz. iç dökmek gibi de olsun.
benimki telefonlarla ilgili. bugün bile telefonla konuşmaktan nefret etmemim sebebi belki bununla alakalıdır ya da değildir bilemem. her neyse. yurt dışında -evet almanya'da- yaşayan aptal kuzenlerim, bir taraflarından uydurdukları bir sebeple, bizimle küsüp, kavga çıkarmışlardı. o dönem sürekli, telefon sapıkları gibi evi arayıp, alo der demez hakaret, küfür falan ediyorlardı. 5 yaşında bile değildim. çok korktuğumu, hatta evde her telefon çalışında evdekilerle birbirimizin suratına nasıl gergin gergin baktığımızı, açsak mı diye bizimkilerin aralarında konuştuğunu bugün bile hatırlarım.
aradan bir kaç yıl geçmişti. artık yakamızı bırakmışlardı ama ben telefonla her konuşmam gerektiğinde halen geriliyor ve ağlayacak boyuta geliyordum çoğu zaman. neyse, ilk okuldaydım. bir şey sormak için zar zor da olsa arkadaşımı aramıştım. telefonu annesi açtı. arkadaşımı istedim. ''höff! bu kız da sürekli arayıp duruyor.'' gibi bir şey söylendi, telefonu arkadaşıma vermeden. sürekli de aramıyordum halbuki. zaten zorlanıyor olmamın üstüne, bir de bu lafla iyice kötü olmuştum. arkadaşım telefonu eline aldığında, ağzımı açmamla sesimin titremesi ve ağlamam bir oldu. ertesi gün de sınıfta, arkadaşım diğerlerinin içinde ''luine dün telefonda ağladı'' diye dalga geçmişti.
benimki telefonlarla ilgili. bugün bile telefonla konuşmaktan nefret etmemim sebebi belki bununla alakalıdır ya da değildir bilemem. her neyse. yurt dışında -evet almanya'da- yaşayan aptal kuzenlerim, bir taraflarından uydurdukları bir sebeple, bizimle küsüp, kavga çıkarmışlardı. o dönem sürekli, telefon sapıkları gibi evi arayıp, alo der demez hakaret, küfür falan ediyorlardı. 5 yaşında bile değildim. çok korktuğumu, hatta evde her telefon çalışında evdekilerle birbirimizin suratına nasıl gergin gergin baktığımızı, açsak mı diye bizimkilerin aralarında konuştuğunu bugün bile hatırlarım.
aradan bir kaç yıl geçmişti. artık yakamızı bırakmışlardı ama ben telefonla her konuşmam gerektiğinde halen geriliyor ve ağlayacak boyuta geliyordum çoğu zaman. neyse, ilk okuldaydım. bir şey sormak için zar zor da olsa arkadaşımı aramıştım. telefonu annesi açtı. arkadaşımı istedim. ''höff! bu kız da sürekli arayıp duruyor.'' gibi bir şey söylendi, telefonu arkadaşıma vermeden. sürekli de aramıyordum halbuki. zaten zorlanıyor olmamın üstüne, bir de bu lafla iyice kötü olmuştum. arkadaşım telefonu eline aldığında, ağzımı açmamla sesimin titremesi ve ağlamam bir oldu. ertesi gün de sınıfta, arkadaşım diğerlerinin içinde ''luine dün telefonda ağladı'' diye dalga geçmişti.
devamını gör...
115.
çok var da birini paylaşayım.
genelde pazartesi günleri sınıftaki çocuklar, dayılarıyla nasıl gezdiklerini, ne hediyeler aldıklarını, ne yiyip içtiklerini vesaire anlatırdı.
ben de onları dinler ağlardım. benim 4 dayım da ölmüştü. ben hiç dayı görmedim.
ara ara anneme " anne neden benim dayım yok ? " diye sorar, sonrasında odama gider ağlardım.
şimdi de büyük kiminle tanışsam, dayı diye hitap ediyorum. çocukluğumun büyük travmasıydı.
genelde pazartesi günleri sınıftaki çocuklar, dayılarıyla nasıl gezdiklerini, ne hediyeler aldıklarını, ne yiyip içtiklerini vesaire anlatırdı.
ben de onları dinler ağlardım. benim 4 dayım da ölmüştü. ben hiç dayı görmedim.
ara ara anneme " anne neden benim dayım yok ? " diye sorar, sonrasında odama gider ağlardım.
şimdi de büyük kiminle tanışsam, dayı diye hitap ediyorum. çocukluğumun büyük travmasıydı.
devamını gör...
116.
net ilkokul yıllarım. terapistimle hepsini aşıcaz ama, olcak olcak. benden bi' şey olcak, zamanla..
devamını gör...
117.
denizden çok korkarım. denizden çıkan hiçbir şeyi yemeyi bırakın yanından bile geçemem..
devamını gör...
118.
ilkokula gidiyorum babam arabayla geldi balkona çıkıp ona el sallayacağım ayağım kapının lastiğine takıldı balkonun merdivenine maradona misali kafayı gömdüm uzun bi süre kafamda koca bi yarıkla gezdim baya kötü gözüküyordu koca karı ilaçlarıyla merhemlerle geçti tabi şimdi küçücük izi var ama o zamanlar geçmeyecek diye çok üzülüyordum
devamını gör...
119.
5 yasamindayken dedeme emanet etmişler bende altıma yaptım hayal meyal hatırlıyorum sonra dedem onu görünce kovaladı beni tekme atmaya çalışarak işte sonra altıma yapmaya bıraktım ama 12 yasima kadar altıma çiş kaçırmaya devam ettim
nitekim eğitimsizlik en büyük tramva nedeni oluyor genelde.
nitekim eğitimsizlik en büyük tramva nedeni oluyor genelde.
devamını gör...
120.
bir değil birçok olabilir.
devamını gör...