201.
(bkz: bakalım neymiş)
devamını gör...
202.
bir arkadaşımın hırsızlık yaparken yakalanması(uyardığım halde) ve yakalayan lavuğun suçu bana yüklemesi sanki ben yaptırmışım gibi. çaldığı şey de fifa 2001 miydi neydi zaten futbol oyunlarını sevmezdim bir de böyle bir şey yüzünden başım belaya giriyodu dayak yiyecekken kaçtım.
devamını gör...
203.
ilkokul 1. sınıfta şarkı söyletirdi öğretmen bana galiba odaklanmak için tavana bakıyordum. bir gün böyle şaka ile karışık neden tavana bakıyorsun demişti ve bir daha asla şarkı söylemedim. kendi kendime söylediğim hariç tabii.
devamını gör...
204.
mahallede deli serkan diye andıkları tahminimce engelli birisi vardı. akşam ezanından sonra sokakta oynamayı bırakıp eve girelim diye bizi deli serkan geliyor sizi kaçıracak diye korkuturlardı. şahsını hiç görmediğim bu adam yüzünden kanepenin arkasına saklanmışlığım olmuştu birkaç kez. oradan taşınana kadar deli serkan geliyor mu diye tetikte oyun oynadım sokakta akşam vakitleri.
devamını gör...
205.
arabada uyuklarken balon patlamıştı uzun süre balonlardan uzak durdum.
devamını gör...
206.
çocukken kaydıraktan düşmüştüm bir kaç kere bu yaşımda halen kayamıyorum.
devamını gör...
207.
sadece okumaya gelmiştim. okuduyabildiklerim arasında herhangi bir travmaya rastlamadım.
“her insanın en az 1 travması vardır” diye bir durum yok. olamaz, olmasında zaten. kendinizi travmatize edişmiş hikayelerinize ikna etmeyin. travma öyle sevimli, havalı, masumane bir durum da değil. hayatınızı yaşamaya engel davranışlara, kalıplara, alışganlıklara sebep olbılır.
“her insanın en az 1 travması vardır” diye bir durum yok. olamaz, olmasında zaten. kendinizi travmatize edişmiş hikayelerinize ikna etmeyin. travma öyle sevimli, havalı, masumane bir durum da değil. hayatınızı yaşamaya engel davranışlara, kalıplara, alışganlıklara sebep olbılır.
devamını gör...
208.
tuvalette kilitli kalmaktır efendim. korkudan titrediğim ve sonrasında da kabuslarıma giren ilk ve son anımdır. yeri başkadır. siz siz olun açamayacağınız kapıyı kilitlemeyin.
devamını gör...
209.
bir sürü var ama sanırım 2 tanesi açık ara diğer hepsinin önündedir.
1) burnumu kırdığım gün.
aşırı hiperaktif biriyim. bende ki enerji inanılmaz boyuttadır ama bu durum yaradılışımdan gelir. yani özüm bu, hareketli bir insanım, oturmayı sevmem. cocukken bu enerjiyi yönetmek daha zor oluyordu tabi. her yere dalan, her şeyi karıştıran, aşırı yaramaz bir çocuktum ve aynı gün içerisinde 3 kez mervidenlerden düşüp, kafamı betona geçirince, burnumu kırdım. o zamanlar yaş 4-5.. oluk oluk kanayan burnumla devlet hastanesine gittik ve o zamanlar elle yapılan muayenede burnun kırıldığını anlayamamışlar. tabi yıl 1998.. tıp bir çok noktada yetersiz.. ben büyüdükçe burnumdaki şekil bozukluğu ortaya çıkmaya başladı tabi.. nefes alma problemlerim ve bu problemlerin getirdiği düzenli solunum yolu enfeksiyonları ise ayrı..
sonradan bu darbelerle kırılan burun kıkırdağımın, zamanla yanlış kaynadığını öğrendim.. neyse sonra minik bir operasyonla, burnumun kırmadığım görüntüsüne kavuştum.
2) bir banyo dolusu karafatma...
ayvalık'ta yazlığımız vardı. dolayısıyla cocukluğum hep orada geçti. kumsalda, bahçe katında bir yazlığımız vardı ve maalesef ayvalığın o dönem cok gelişmemiş alt yapısından kaynaklı, genel bir foseptik sorunu vardı. buda doğal olarak, aşırı karafatma problemi yaratıyordu. ayvalık nem'in ve sıcaklığın cok yüksek olduğu bir yerdir. karafatmaların sıcağı seviyor olması, bize ( insanlar olarak) ayrı negatif etki yaratıyordu özellikle banyolardaki her türlü giderin üstünü kapatıyorduk ki karafatmalar giderlerden yukarı - eve- cıkmasın. tabii, bahce katı oldugumuz için %80 karafatma nüfusu ile karşılaşan taraflar biz oluyorduk. bu yüzden banyodaki her giderin üstü tıkalıydı. biz cocukken daha doğrusu ben, bunun karafatma problemine karşı alınan bir önlem olduğunu bilmediğim için yanlışlıkla giderin üstünde var olan nesnenin yerini bir tık oynatmış oldum ve giderin ağzı açıldı. çok değil, sadece 25 dakika sonra banyoya girmek istediğimizde, banyoda tam ortada koşuşturan 30-35'e yakın karafatma olduğunu gördük. banyoyu bir ordu basmıştı. o sahneyi hala unutamam.. yıllar geçti hala aklımdadır.. karafatma ise, hala ciddi fobimdir.
1) burnumu kırdığım gün.
aşırı hiperaktif biriyim. bende ki enerji inanılmaz boyuttadır ama bu durum yaradılışımdan gelir. yani özüm bu, hareketli bir insanım, oturmayı sevmem. cocukken bu enerjiyi yönetmek daha zor oluyordu tabi. her yere dalan, her şeyi karıştıran, aşırı yaramaz bir çocuktum ve aynı gün içerisinde 3 kez mervidenlerden düşüp, kafamı betona geçirince, burnumu kırdım. o zamanlar yaş 4-5.. oluk oluk kanayan burnumla devlet hastanesine gittik ve o zamanlar elle yapılan muayenede burnun kırıldığını anlayamamışlar. tabi yıl 1998.. tıp bir çok noktada yetersiz.. ben büyüdükçe burnumdaki şekil bozukluğu ortaya çıkmaya başladı tabi.. nefes alma problemlerim ve bu problemlerin getirdiği düzenli solunum yolu enfeksiyonları ise ayrı..
sonradan bu darbelerle kırılan burun kıkırdağımın, zamanla yanlış kaynadığını öğrendim.. neyse sonra minik bir operasyonla, burnumun kırmadığım görüntüsüne kavuştum.
2) bir banyo dolusu karafatma...
ayvalık'ta yazlığımız vardı. dolayısıyla cocukluğum hep orada geçti. kumsalda, bahçe katında bir yazlığımız vardı ve maalesef ayvalığın o dönem cok gelişmemiş alt yapısından kaynaklı, genel bir foseptik sorunu vardı. buda doğal olarak, aşırı karafatma problemi yaratıyordu. ayvalık nem'in ve sıcaklığın cok yüksek olduğu bir yerdir. karafatmaların sıcağı seviyor olması, bize ( insanlar olarak) ayrı negatif etki yaratıyordu özellikle banyolardaki her türlü giderin üstünü kapatıyorduk ki karafatmalar giderlerden yukarı - eve- cıkmasın. tabii, bahce katı oldugumuz için %80 karafatma nüfusu ile karşılaşan taraflar biz oluyorduk. bu yüzden banyodaki her giderin üstü tıkalıydı. biz cocukken daha doğrusu ben, bunun karafatma problemine karşı alınan bir önlem olduğunu bilmediğim için yanlışlıkla giderin üstünde var olan nesnenin yerini bir tık oynatmış oldum ve giderin ağzı açıldı. çok değil, sadece 25 dakika sonra banyoya girmek istediğimizde, banyoda tam ortada koşuşturan 30-35'e yakın karafatma olduğunu gördük. banyoyu bir ordu basmıştı. o sahneyi hala unutamam.. yıllar geçti hala aklımdadır.. karafatma ise, hala ciddi fobimdir.
devamını gör...
210.
ikinci sınıfta bizim şube ile başka bi şubenin erkekleri arasında ciddi bi kavga olmuş. olmuş diyorum çünkü o sırada ben ve arkadaşım olaydan haberdar bile değildik, teneffüste oturup konuşuyorduk öyle.
sonrasında derste sınıf öğretmeni tüm erkekleri tahtaya çıkarıp tek tek tokat atmaya başladı. ne olduğunu anlayamadan biz de yedik tokadı, sonra ağlamaya başladık çünkü biz tokat yemeyi hak edecek bi şey yapmadığımıza emindik. ne oldu niye oldu diye ağlarken kızlar "öğretmenim altı ve ahmet kavga etmemişti yoktular bile" deyince öğretmen biz hüngür hüngür ağlarken bize bakıp "yapacak bi şey yok, kurunun yanında yaş da yanıyor işte" demişti. o an o kadar ağırıma gitmişti ki o.
bu atasözünün o an o manada kullanılması utanç verici. hukukçu olarak bugün daha da nefret ediyorum o adamdan. biz bu halka hakkı, hukuku öğretememişiz.
sonrasında derste sınıf öğretmeni tüm erkekleri tahtaya çıkarıp tek tek tokat atmaya başladı. ne olduğunu anlayamadan biz de yedik tokadı, sonra ağlamaya başladık çünkü biz tokat yemeyi hak edecek bi şey yapmadığımıza emindik. ne oldu niye oldu diye ağlarken kızlar "öğretmenim altı ve ahmet kavga etmemişti yoktular bile" deyince öğretmen biz hüngür hüngür ağlarken bize bakıp "yapacak bi şey yok, kurunun yanında yaş da yanıyor işte" demişti. o an o kadar ağırıma gitmişti ki o.
bu atasözünün o an o manada kullanılması utanç verici. hukukçu olarak bugün daha da nefret ediyorum o adamdan. biz bu halka hakkı, hukuku öğretememişiz.
devamını gör...
211.
212.
happy tree friends adlı yetişkin çizgi filmi. ablam ve kuzenim izletmişti, sağ olsunlar (!)
devamını gör...
213.
mirrors filmi.
kadının yansıması aynada kalıyordu ve yansıma iki eliyle ağzını tutup ortadan ikiye ayırıyordu
bu yüzden geceleri aynaya bakamam. hala bakamam, evet.
devamını gör...
214.
hangi birini sayayım, çocukken arkama baka baka yürüyordum. birilerinin beni takip ettiğini düşünüyordum. şimdi de buna güncelleme geldi tabii.
az kalsın boğuluyordum hâlâ yüzemiyorum.
az kalsın boğuluyordum hâlâ yüzemiyorum.
devamını gör...
215.
tarkan filmindeki ahtapot hala büyük bir şekilde fobim.
bir de kuran yırtan kız vardı.
aile içi travmaları saymıyorum onlar klasik çünkü.
bir de kuran yırtan kız vardı.
aile içi travmaları saymıyorum onlar klasik çünkü.
devamını gör...
216.
2 yakın kaybını çok küçük yaşlarda art arda yaşamak.
dedem akciğer kanseriydi. hastaneden yeni çıkmış, solunum cihazıyla hayatını idame ettiriyordu. ben ona o da bana çok düşkündü. fenalaşıp vefat ettiği gün (henüz 6 yaşımdayım) evin içindeki o telaş ve huzursuzluktan en çok ben nasibime düşeni almıştım. annemin o esnada beni apar topar evden çıkarmaya çalışması ve benim sertçe yere düşüp merdivenlerden yuvarlanmam ile sonlanmıştı. annemin o panikle yaptığı hatayı farkedip yine hıncını benden çıkarıp bağırmasını asla unutamıyorum.
1 hafta kadar 1 sokak ötedeki komşumuzun evinde yalnız bırakmışlardı beni. dedemin vefat ettiğini anlayıp iyice içime kapanmıştım. ne yemek yiyebildim ne uyku uyuyabildim ne de hareket edip ağlayabiliyordum. 1 hafta boyunca beni görmeye kimse gelmemişti. (ailem de dahil.) evlerinde 1 hafta kadar kaldığım komşularımız, sanki hiçbir şeyi anlamıyormuşum gibi dedemin vefat ettiğini rahat rahat benim yanımda konuşabiliyor, benden birkaç yaş büyük çocukları da dedemin vefat ettiğini ve artık onu göremeyeceğimi söyleyip duruyordu. hem dedem hem ailem terketmişti beni diye düşünüp duruyordum sürekli. kaçmayı bile düşündüm o ortamdan ama evden dışarıya adım atmama izin vermiyorlardı. o günden sonra da içime kapanık, özgüvensiz bi çocuk olup çıkmıştım. çünkü hayatımda en güvendiğim, sevgisinden asla şüphe etmediğim tek insanı kaybetmiştim.
travma üstüne travma yaşamam yetmezmiş gibi bu sefer 1 sene sonra yine aynı evde anneannem vefat etmişti. bu sefer ev haddinden fazla kalabalık, sinir krizi geçirenlerin arasında kalmıştım. vücudum kaskatı kesilip hemen tepki vermiş 40 derece ateşle havale geçirmiştim. kabus gibi günlerdi. hala atlabilmiş değilim.
dedem akciğer kanseriydi. hastaneden yeni çıkmış, solunum cihazıyla hayatını idame ettiriyordu. ben ona o da bana çok düşkündü. fenalaşıp vefat ettiği gün (henüz 6 yaşımdayım) evin içindeki o telaş ve huzursuzluktan en çok ben nasibime düşeni almıştım. annemin o esnada beni apar topar evden çıkarmaya çalışması ve benim sertçe yere düşüp merdivenlerden yuvarlanmam ile sonlanmıştı. annemin o panikle yaptığı hatayı farkedip yine hıncını benden çıkarıp bağırmasını asla unutamıyorum.
1 hafta kadar 1 sokak ötedeki komşumuzun evinde yalnız bırakmışlardı beni. dedemin vefat ettiğini anlayıp iyice içime kapanmıştım. ne yemek yiyebildim ne uyku uyuyabildim ne de hareket edip ağlayabiliyordum. 1 hafta boyunca beni görmeye kimse gelmemişti. (ailem de dahil.) evlerinde 1 hafta kadar kaldığım komşularımız, sanki hiçbir şeyi anlamıyormuşum gibi dedemin vefat ettiğini rahat rahat benim yanımda konuşabiliyor, benden birkaç yaş büyük çocukları da dedemin vefat ettiğini ve artık onu göremeyeceğimi söyleyip duruyordu. hem dedem hem ailem terketmişti beni diye düşünüp duruyordum sürekli. kaçmayı bile düşündüm o ortamdan ama evden dışarıya adım atmama izin vermiyorlardı. o günden sonra da içime kapanık, özgüvensiz bi çocuk olup çıkmıştım. çünkü hayatımda en güvendiğim, sevgisinden asla şüphe etmediğim tek insanı kaybetmiştim.
travma üstüne travma yaşamam yetmezmiş gibi bu sefer 1 sene sonra yine aynı evde anneannem vefat etmişti. bu sefer ev haddinden fazla kalabalık, sinir krizi geçirenlerin arasında kalmıştım. vücudum kaskatı kesilip hemen tepki vermiş 40 derece ateşle havale geçirmiştim. kabus gibi günlerdi. hala atlabilmiş değilim.
devamını gör...
217.
hava kararmıış, yıldızlar berrak gökte ışıl ışıl, sosyete dergilerinden fırlamış güzel bir kadının elbisesini andıran haliyle samanyolu tepemdeydi. okuldan eve dönmek üzere evimizin önünden geçen yolu takip ediyordum. dışarıda kimseler yoktu. tek başıma hiç ses işitmediğim karanlık bir yolda yürümenin ürpertisi bir an içime yerleşti. çevremi gözlemlemeye başladım. kalp atışım ve soluklarım hızlanmıştı. okumayı yazmayı yeni öğrenen, sayıların büyüsüne kapılan bir çocuktum. sanki koca dünyada bir ben kalmıştım, bunca sayı ne işime yarayacaktı şimdi.
tekrar gökyüzüne çevirdim gözlerimi, sığınmak için ilahi bir güç ancak orada olabilirdi. o an gördüm hareket eden karartıları. hızlı manevraları ve kanat yapıları yarasalara benziyordu. ancak daha büyüktüler ve yüzleri insansıydı. ağızlarında kan kırmızısı... neden yalnız olduğumu anlamıştım. tüm dünyayı yemişlerdi, annemi, babamı, küçük kız kardeşimi, tanadığım herkesi...
işte şimdi de beni fark etmişlerdi. üzerime doğru koşan, uçan yüz kere yüz kere yüzlerce ( o zamanlar ancak yüze kadar sayabiliyordum ama çarpmanın ne olduğunu öğrenmiştim.) insansı yarasalar insanlığın sonunu getirmek için (üremeyi öğrenmemiştik daha, bunu tek başıma yapamayacağımı şimdi şimdi anlıyorum) son kalan insan olan bana saldırmak üzereydi.
evimizin karşısında bir müstakil ev görünümünde bir trafo vardı. oraya gelmiştim. kaçabileceğim tek yer oranın çatısıydi muhakkak. tırmandım çatıya, ama kaçamadım. insansı yarasalardan üçü beni farketti ve peşimden geldi. onlardan kurtulmak için yapabilrceğim tek şey, tırmanarak çıktığım çatıdan atlamaktı ve bu durum rüyamın bitmesine yol açtı.
sonra defalarca aynı rüyayı gördüm. doksanlı yılların ilk yarısıydı. yarasa fobimin ortaya çıktığı zamanlara karşılık gelir. vikipedia bu durumun psikolojik sebeplerle ilgili olduğunu uzunca açıklıyor. çok uzun geldi okumadım ama başlıklara baktım. sonrasında pandeminin başlangıcının yarasa yiyen biri yüzünden olduğunu öğrenince, herhalde bana o zamanlar malum oldu diye de düşünmüştüm.
tekrar gökyüzüne çevirdim gözlerimi, sığınmak için ilahi bir güç ancak orada olabilirdi. o an gördüm hareket eden karartıları. hızlı manevraları ve kanat yapıları yarasalara benziyordu. ancak daha büyüktüler ve yüzleri insansıydı. ağızlarında kan kırmızısı... neden yalnız olduğumu anlamıştım. tüm dünyayı yemişlerdi, annemi, babamı, küçük kız kardeşimi, tanadığım herkesi...
işte şimdi de beni fark etmişlerdi. üzerime doğru koşan, uçan yüz kere yüz kere yüzlerce ( o zamanlar ancak yüze kadar sayabiliyordum ama çarpmanın ne olduğunu öğrenmiştim.) insansı yarasalar insanlığın sonunu getirmek için (üremeyi öğrenmemiştik daha, bunu tek başıma yapamayacağımı şimdi şimdi anlıyorum) son kalan insan olan bana saldırmak üzereydi.
evimizin karşısında bir müstakil ev görünümünde bir trafo vardı. oraya gelmiştim. kaçabileceğim tek yer oranın çatısıydi muhakkak. tırmandım çatıya, ama kaçamadım. insansı yarasalardan üçü beni farketti ve peşimden geldi. onlardan kurtulmak için yapabilrceğim tek şey, tırmanarak çıktığım çatıdan atlamaktı ve bu durum rüyamın bitmesine yol açtı.
sonra defalarca aynı rüyayı gördüm. doksanlı yılların ilk yarısıydı. yarasa fobimin ortaya çıktığı zamanlara karşılık gelir. vikipedia bu durumun psikolojik sebeplerle ilgili olduğunu uzunca açıklıyor. çok uzun geldi okumadım ama başlıklara baktım. sonrasında pandeminin başlangıcının yarasa yiyen biri yüzünden olduğunu öğrenince, herhalde bana o zamanlar malum oldu diye de düşünmüştüm.
devamını gör...
218.
ameno.*
devamını gör...
219.
sanırım 8 yaşındaydım, sakin bir günde gündüz vakti ananemin balkonundan gökyüzünü izliyordum. ansızın gök karardı ve bir anda beliren 3 tane devasa uzay gemisi göğü kapladı, biri önde ikisi arkada ilerliyorlardı. kimseye birşey demeden korkuyla evden dışarıya kaçtım. dışarıda bazı insanlar donmuş hareket edemiyordu, bazıları kaçışıyordu, uzaylılar mahalleyi istila etmişlerdi. tanıdık birini bulmak için koştururken bir uzaylıyla karşılaştım ve kendimi tekrar olayların başladığı balkonda buldum. pırıl pırıl bulutsuz bir gökyüzünü izlemeye devam ediyordum. yıllarca beni korkutan bu hatıra bir rüya mıydı, o balkonda kurduğum hayali bir senaryo muydu? yoksa hepsi yaşandı mı asla bilemeyeceğim. güzel senaryo olurmuş bundan.
devamını gör...
220.
çocukluk travmalarım genel olarak abim sayesinde oluşan şeyler.
bir gün beni okuldan almaya geldiğinde annemin vefat ettiği konusunda şaka yapmıştı ve annemin ölüsü zannettiğim yastıkların yanında abimle birlikte ağlamıştık, bana ilk 1 nisan şakasıydı. *
başka bir gün beni okuldan almaktansa o zamanlarda hoşlandığı kızla buluşmuştu ve saatlerce abimin beni gelip almasını beklemiştim, en sonunda ağlayarak sınıf öğretmenimin yanına gitmiştim ve sağ olsun o bırakmıştı eve.
bu hoşlandığı kıza hediye olarak vermek için benim oyuncaklarımı da çalardı bu arada.
yıllardır hayalini kurduğum oyuncağı daha ben kullanamadan ona hediye etmişliği vardır. 10 yaşlarındasın sen daha, neyin sevdası bu...
günlüklerimi okuduğu için uzun süre günlük tutmaktan uzak durdum, günlüklerimi hâlâ abimden uzakta tutmaya çalışırım.
benim üzerimde smackdown hareketleri denerdi ve bunu denemek için gecenin bir saatinde beni uykumdan uyandırırdı.
o yüzden abim her ani hareket yaptığında farklı bir hareket yapacak zannederdim.
o zamanlarda yaşıtlarıma kıyasla daha kilolu olduğum için kilom hakkında zorbalayarak benim yiyeceğim şeyi de yerdi, sırf kendisi daha fazla bir şeyler yiyebilsin diye...
evimizdeki kilere beni kilitlerdi, aşırı karanlık olduğu için en korktuğum yerdi evdeki.
beni kilitledikten sonra uyuyakalmışlığı da vardır.
o yüzden o tarz karanlık kilerlere hâlâ tek başıma giremem.
bunlar sadece abimin yaptıklarıydı.
neyse ki evlendi de kurtuldum.
şaka maka abimi de özlemişim, gittiğimde bir dövüşürüz yine.
bir de okul hayatımdakiler var. onlardan bahsetmeyecektim ama aklıma gelenlerden bahsedeyim.
kilom konusunda zorbalayıp 23 nisan gösterisinde görüntüyü bozacağımı düşündüğü için beni gruptan çıkartıp kendisi başrol olarak gelen bir kız vardı. ismi de soyismi de hâlâ aklımda, bulacağım kızım seni...
sonracıma hoşlandığım bir sıra arkadaşım vardı, tüm beslenmemi ona veriyordum aç kalmasın diye. o da gidip kendi hoşlaştığına veriyordu.
ilkokulda da başlamazsın ulan bunları yaşamaya...
zamanla bunlar bana yeme bozukluğu, özgüvensizlik , değersizlik hissiyatı ve diğer binbir türlü şey olarak geri döndüler.
hâlâ aşamadığım şeyler çoğu, ama hiç değilse alıştığımı söylemeliyim.
bir kere herkesten önce kendimi zorbalamayı öğrendim, en çok ben kendimi zorbaladığım için geri kalan söylemler benim söylemlerimin üzerine çıkamıyorlar.
bir gün beni okuldan almaya geldiğinde annemin vefat ettiği konusunda şaka yapmıştı ve annemin ölüsü zannettiğim yastıkların yanında abimle birlikte ağlamıştık, bana ilk 1 nisan şakasıydı. *
başka bir gün beni okuldan almaktansa o zamanlarda hoşlandığı kızla buluşmuştu ve saatlerce abimin beni gelip almasını beklemiştim, en sonunda ağlayarak sınıf öğretmenimin yanına gitmiştim ve sağ olsun o bırakmıştı eve.
bu hoşlandığı kıza hediye olarak vermek için benim oyuncaklarımı da çalardı bu arada.
yıllardır hayalini kurduğum oyuncağı daha ben kullanamadan ona hediye etmişliği vardır. 10 yaşlarındasın sen daha, neyin sevdası bu...
günlüklerimi okuduğu için uzun süre günlük tutmaktan uzak durdum, günlüklerimi hâlâ abimden uzakta tutmaya çalışırım.
benim üzerimde smackdown hareketleri denerdi ve bunu denemek için gecenin bir saatinde beni uykumdan uyandırırdı.
o yüzden abim her ani hareket yaptığında farklı bir hareket yapacak zannederdim.
o zamanlarda yaşıtlarıma kıyasla daha kilolu olduğum için kilom hakkında zorbalayarak benim yiyeceğim şeyi de yerdi, sırf kendisi daha fazla bir şeyler yiyebilsin diye...
evimizdeki kilere beni kilitlerdi, aşırı karanlık olduğu için en korktuğum yerdi evdeki.
beni kilitledikten sonra uyuyakalmışlığı da vardır.
o yüzden o tarz karanlık kilerlere hâlâ tek başıma giremem.
bunlar sadece abimin yaptıklarıydı.
neyse ki evlendi de kurtuldum.
şaka maka abimi de özlemişim, gittiğimde bir dövüşürüz yine.
bir de okul hayatımdakiler var. onlardan bahsetmeyecektim ama aklıma gelenlerden bahsedeyim.
kilom konusunda zorbalayıp 23 nisan gösterisinde görüntüyü bozacağımı düşündüğü için beni gruptan çıkartıp kendisi başrol olarak gelen bir kız vardı. ismi de soyismi de hâlâ aklımda, bulacağım kızım seni...
sonracıma hoşlandığım bir sıra arkadaşım vardı, tüm beslenmemi ona veriyordum aç kalmasın diye. o da gidip kendi hoşlaştığına veriyordu.
ilkokulda da başlamazsın ulan bunları yaşamaya...
zamanla bunlar bana yeme bozukluğu, özgüvensizlik , değersizlik hissiyatı ve diğer binbir türlü şey olarak geri döndüler.
hâlâ aşamadığım şeyler çoğu, ama hiç değilse alıştığımı söylemeliyim.
bir kere herkesten önce kendimi zorbalamayı öğrendim, en çok ben kendimi zorbaladığım için geri kalan söylemler benim söylemlerimin üzerine çıkamıyorlar.
devamını gör...