limonluekşilisalata
ooo bir ana.
oo bir neşe kaynağı.
o onu nasıl anlatayım bilemedim.*
ortak özelliğimiz var kendisiyle her ne kadar besleyici olsakta ekşiyiz biz. ee hep tatlı olacak değiliz. salata'dan bir kaşık da ben almaya geldim. yavaş yavaş yazdıklarını tatmaya geldim.
oo bir neşe kaynağı.
o onu nasıl anlatayım bilemedim.*
ortak özelliğimiz var kendisiyle her ne kadar besleyici olsakta ekşiyiz biz. ee hep tatlı olacak değiliz. salata'dan bir kaşık da ben almaya geldim. yavaş yavaş yazdıklarını tatmaya geldim.
devamını gör...
intihar eden gençlere yapıştırılan damga
intihar edenlere tonlarca şey söylenirken bir insanın neden intiharı son çare olarak görmesinin sebebini ya da buna sebebiyet verenlerin merak edilmemesi halidir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
bir fısıltın atar yüreğimde.
damarlarım şenlik yeri.
yaralarım sevinç kabuğu.
damarlarım şenlik yeri.
yaralarım sevinç kabuğu.
devamını gör...
fakirliğin imtihan olduğunu söyleyip lüks içinde yaşayan din sömürücüleri
öteki tarafta kralsın be oğlum!
devamını gör...
the truman show
sahte hayatlar yaşamaya çok alıştık internet alemine daldık dalalı. daimi bir takip edilme hevesiyle kendi özel hayatımızı gözler önüne sermekten büyük bir keyif duyar olduk. hayatımıza dair ne varsa, paylaşım sitelerinde ayan beyan ortaya döktük ve bu, bizim popülerlik yolundaki en büyük adımımız oldu. halbuki git gide yalana dönen, sahteliğe meyleden bir yaşam döngüsünde yol alıyorduk, bilemedik. bir kafede otururken “sıkıldım” desek hiç kimse dönüp bakmazken bize, bu sözü internette bir siteye yazınca onlarca yorum almaktan dolayı göğsümüz kabardı. 500 – 1000 sanal arkadaşımız olunca kendimizi sosyalleşmiş saydık fakat bir sinema filmini yalnız izlemek zorunda kaldığımızda bile o arkadaşların sahteliğinden şüphelenmek aklımıza gelmedi. işte bu bizim takip edilme, izlenme isteğimizdendir. büyük biradere gönüllü köleliğimizdendir.
bir başka ve daha evvel bir zamana ait olan televizyon ise başka bir yönümüzü ortaya koydu. başka insanların hayatına olan merak. televizyonla birlikte, kendi hayatımızı yaşamaktansa, başka insanların yaşadıklarını izlemeye koyulduk büyük bir iştahla. insanlarıın en özeline kadar soktuk burnumuzu, yetmedi eleştirmeye, akıl vermeye bile başladık. onlar yaşadılar biz izledik. onların hayatındaki her şeyi merak etmeye başladık. bir adam hayal kurdu mesela, biz o hayale ondan fazla inandık. eve gelince ilk iş televizyonu açtık dünyada neler olmuş diye bakmak için. ama aslında dünyada neler olduğunu, eve gelmeden az evvel kendi gözlerimizle görmekteydik. işte bu da bizim takip etme, izleme isteğimizdendir. büyük birader olmaya yeltenişimizdir.
bu iki isteğin bileşimi bizi yavaş yavaş “truman burbank kompleksi”ne doğru sürüklemeye başladı. her an bir film setinde gibi yaşamak adet oldu artık. kulağımızda kulaklıklarla yürürken, çalan müzik “clint mansel”e aitse bir de, kendimizi bir filmin başrolünde hissettik. fonda çalan müzik eşliğinde bize biçilen rolü oynuyorduk, çevremizdeki herkes gibi. bu yanlış değildi aslında, çünkü zaten herkes, bir kamera olsun ya da olmasın, clint mansel çalsın ya da çalmasın kendine yazılmış bir senaryoyu hayata geçirmekteydi. acı çeker gibi yapmak, gülümser gibi, acıkır gibi, sevişir gibi, yaşar gibi yapmak oldu işimiz. ve tabii sonunda ölür gibi yapmak… ta ki bir gün gökyüzünden bir spot ışığı önümüze düşüp bize bir şeyleri ayrımsatana kadar.
truman burbank, bir şirket tarafından evlat edinilen ve doğumundan itibaren her saniyesi dev bir film setinde geçen, farkında olmasa da yaşamı bir dizi olan bir adamın hikayesidir. tanıdığı herkes profesyonel oyunculardır, karısı, annesi, babası, en yakın arkadaşı… istinasız herkes. sahip olduğu hobiler ve dahi fobiler dizinin devamı için ona zorla kabul ettirilmiştir. ve otuz yaşına kadar truman bu olayın farkına varamaz bir türlü. andrew niccol’ün yaratıcılığın da bir sınırı olduğunu kabul edemeyen pırıl pırıl zihninin bir örneğidir bu film. niccol’ün zihninin ne kadar sınır tanımaz olduğunu anlamak için gattaca, simone, the terminal’i de izlemeniz yeterlidir sanırım. tabii bu yaratıcı kalem üstadının gözü kulağı olan yönetmen peter weir’i de unutmayalım. “dead poets society”de harikalar yaratan yönetmenin “the truman show”da yaptığı ise bir başka harikadır. jim carrey, oynadığı her rolün hakkını verebilen bir adam olduğu için de film büyük bir başarı sağlamıştır. izlemeye değer bir film olduğunu söylemeye gerek duymuyorum. izlemeye ve izlenmeye devam edin, sadece spot ışığı ya da bir dekor parçası düşerken kendinize dikkat edin. ölümünüzün “rating”i ne kadar yüksek olursa olsun, öldüğünüzde yayından kaldırılacaksınız…
bir başka ve daha evvel bir zamana ait olan televizyon ise başka bir yönümüzü ortaya koydu. başka insanların hayatına olan merak. televizyonla birlikte, kendi hayatımızı yaşamaktansa, başka insanların yaşadıklarını izlemeye koyulduk büyük bir iştahla. insanlarıın en özeline kadar soktuk burnumuzu, yetmedi eleştirmeye, akıl vermeye bile başladık. onlar yaşadılar biz izledik. onların hayatındaki her şeyi merak etmeye başladık. bir adam hayal kurdu mesela, biz o hayale ondan fazla inandık. eve gelince ilk iş televizyonu açtık dünyada neler olmuş diye bakmak için. ama aslında dünyada neler olduğunu, eve gelmeden az evvel kendi gözlerimizle görmekteydik. işte bu da bizim takip etme, izleme isteğimizdendir. büyük birader olmaya yeltenişimizdir.
bu iki isteğin bileşimi bizi yavaş yavaş “truman burbank kompleksi”ne doğru sürüklemeye başladı. her an bir film setinde gibi yaşamak adet oldu artık. kulağımızda kulaklıklarla yürürken, çalan müzik “clint mansel”e aitse bir de, kendimizi bir filmin başrolünde hissettik. fonda çalan müzik eşliğinde bize biçilen rolü oynuyorduk, çevremizdeki herkes gibi. bu yanlış değildi aslında, çünkü zaten herkes, bir kamera olsun ya da olmasın, clint mansel çalsın ya da çalmasın kendine yazılmış bir senaryoyu hayata geçirmekteydi. acı çeker gibi yapmak, gülümser gibi, acıkır gibi, sevişir gibi, yaşar gibi yapmak oldu işimiz. ve tabii sonunda ölür gibi yapmak… ta ki bir gün gökyüzünden bir spot ışığı önümüze düşüp bize bir şeyleri ayrımsatana kadar.
truman burbank, bir şirket tarafından evlat edinilen ve doğumundan itibaren her saniyesi dev bir film setinde geçen, farkında olmasa da yaşamı bir dizi olan bir adamın hikayesidir. tanıdığı herkes profesyonel oyunculardır, karısı, annesi, babası, en yakın arkadaşı… istinasız herkes. sahip olduğu hobiler ve dahi fobiler dizinin devamı için ona zorla kabul ettirilmiştir. ve otuz yaşına kadar truman bu olayın farkına varamaz bir türlü. andrew niccol’ün yaratıcılığın da bir sınırı olduğunu kabul edemeyen pırıl pırıl zihninin bir örneğidir bu film. niccol’ün zihninin ne kadar sınır tanımaz olduğunu anlamak için gattaca, simone, the terminal’i de izlemeniz yeterlidir sanırım. tabii bu yaratıcı kalem üstadının gözü kulağı olan yönetmen peter weir’i de unutmayalım. “dead poets society”de harikalar yaratan yönetmenin “the truman show”da yaptığı ise bir başka harikadır. jim carrey, oynadığı her rolün hakkını verebilen bir adam olduğu için de film büyük bir başarı sağlamıştır. izlemeye değer bir film olduğunu söylemeye gerek duymuyorum. izlemeye ve izlenmeye devam edin, sadece spot ışığı ya da bir dekor parçası düşerken kendinize dikkat edin. ölümünüzün “rating”i ne kadar yüksek olursa olsun, öldüğünüzde yayından kaldırılacaksınız…
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şu an ihtiyacı olan şey
uyanmak. sanırım 1 yıl gibi bir süredir kâbusun içerisindeyim. bu yaşadıklarımız ancak kâbus olabilir o nedenle birinin beni uyandırmasını ve maskesiz, yasaksız günlerime geri dönmeyi umuyorum. buna çok ihtiyacım var şuan. aksi takdirde yasakların iyice cılkının çıkarılması ile birlikte 'hey ahali bu yaşadıklarımız normal değil!' diye naralar atacağım. imdat artık yeter be.
devamını gör...
kafa film serileri sözlüğün youtube kanalına yüklensin kampanyası
hep destek, tam destek! dediğim kampanya.
devamını gör...
şöyle koyayım böyle koyayım
ters çevireyim düz koyayım da demiştir. hayal gücüm zorlandı. nasıl kelimeler bunlar efendim.
devamını gör...
kafacı mısın testi
gerçekten kafacı olduğumu öğrendiğim testtir.
devamını gör...
gazetelerden kupon kesmiş nesil
(bkz: meydan larousse)
devamını gör...
aktif galaksi
normal bir galaksiden farklı olarak, tayfında ekstra ışınım tespit edilen galaksi.
bu tür galaksilerin tayfları incelendiğinde görülür ki, ekstra ışınımın geldiği bölge, galaksinin boyutuyla kıyaslandığında son derece küçük bir alandır. bu alanın galaksi merkezinde olduğu tespit edilmiştir. bu bölgelere aktif galaksi çekirdeği adı verilir.
mekanizma tam olarak anlaşılamamış olsa da, güneş sistemi'nden biraz daha büyük bir bölgenin, güneş'in ürettiğinden yaklaşık 100.000.000.000 kat fazla güç ürettiği ölçülmüştür. bunun kaynağının süper kütleli kara delikler olduğu tahmin edilmektedir.
bu tür galaksilerin tayfları incelendiğinde görülür ki, ekstra ışınımın geldiği bölge, galaksinin boyutuyla kıyaslandığında son derece küçük bir alandır. bu alanın galaksi merkezinde olduğu tespit edilmiştir. bu bölgelere aktif galaksi çekirdeği adı verilir.
mekanizma tam olarak anlaşılamamış olsa da, güneş sistemi'nden biraz daha büyük bir bölgenin, güneş'in ürettiğinden yaklaşık 100.000.000.000 kat fazla güç ürettiği ölçülmüştür. bunun kaynağının süper kütleli kara delikler olduğu tahmin edilmektedir.
devamını gör...
şener şen replikleri
eğer bu alemde ali osman'a meydan okuyacaksan, onun kaç tabanca taşıdığını bileceksin!
(bkz: kabadayı)
(bkz: kabadayı)
devamını gör...
gül suyu
orijinalini bulursanız kullanabileceğiniz en iyi cilt toniğini bulmuş olursunuz. ayrıca içine ekleyeceğiniz şeker ve filtre kahve ile dudak peelingi yapabilir ve dudaklarınıza dolgunlaştırıcı etkisi verebilirsiniz. sonrasında hindistan cevizi yağı ile nemlendirmeyi unutmamak gerekir. sağlıklı cilt bakımı için entrylerimiz devam edecektir.
tanım: gül bitkisinden elde edilen, birtakım tatlılarda da kullanımı olan güzel kokulu cilt bakım ürünü.
tanım: gül bitkisinden elde edilen, birtakım tatlılarda da kullanımı olan güzel kokulu cilt bakım ürünü.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının oy vermiyor olması
"tatava yapma bas geç" demek istediğim durum.
devamını gör...
birini sevmenizi sağlayan detaylar
kesinlikle ince düşünceli ve nahif bi kalbe sahip olması. yani zarar vermekten, incitmekten çekinmesi...
devamını gör...
kuma gemisi yürümüş elti gemisi yürümemiş
bir erkeğin eşleri, iyi de olsa
kötü de olsa bir şekilde birbiriyle geçinenebilir fakat, erkek kardeşlerin eşlerinin birbiriyle geçinmesi çok zordur hatta, birbirlerini hiç çekemezler anlamına gelen atasözüdür.
videoda, eltisi sahura kalkamamış bir gelinin halinde anlaşılan kültür.
www.instagram.com/p/CNpKxog...
kötü de olsa bir şekilde birbiriyle geçinenebilir fakat, erkek kardeşlerin eşlerinin birbiriyle geçinmesi çok zordur hatta, birbirlerini hiç çekemezler anlamına gelen atasözüdür.
videoda, eltisi sahura kalkamamış bir gelinin halinde anlaşılan kültür.
www.instagram.com/p/CNpKxog...
devamını gör...
müslüm gürses'i anma gecesi radyo yayını
baba elimizde sigara sessiz sakin dinleyeceğiz, şarkılara kendimizi vererek, katılarak, deşarj olacağız.
huzurla yat baba.
huzurla yat baba.
devamını gör...
ciddi ilişki bulmanın çok zor olması
bence asıl sorun bundan ziyade ikili ilişkilerin artık üretimden yoksunlaşması ve birbirini tüketmek üzerine kurulmasıdır.
devamını gör...
rati
hinduların aşk, şehvet, ihtiras ve cinsel zevk tanrıçası olarak adlandırılır. tanrıça rati'nin adı sanskritçe "keyif almak, haz almak" anlamına gelen "ram" kökünden gelmektedir. rati aynı zamanda "dişi tohumu" anlamına da gelir.
rati genellikle cinsel uyarılma, ihtiras ve haz ile ilişkilidir. ancak rati'nin cinsel aktivitenin sadece zevk kısmı ile bağlantısı vardır ve çocuk doğurma ile annelik kısmıyla herhangi bir bağlantısı yoktur.

rati'nin adından birçok sanskritçe sözcük türemiştir. örneğin; kama rati (tutkudan aptala dönmüş adam), rati karman (cinsel birleşme), rati laksha (cinsel birleşme), rati bhoga (cinsel haz), rati shakti (cinsel güç), rati jna (aşk sanatında becerikli), ve rati yuddha (seks savaşı) bu kelimelere örnek olarak verilebilir.
rati, genellikle prajapati dakşa'nın kızı olarak tanımlanır ve aşk tanrısı kama'nın eşidir. rati, kama'nın yalnızca eşi değil aynı zamanda onun yardımcısıdır ve sürekli yanında olduğu için cinsel duyguları azdırır. kama genellikle yanında rati ile resmedilmektedir.
kama ile birlikte rati'ye de ibadet edilir.
kama'ya adanan bayram geleneklerinde de aynı zamanda rati'ye de ibadet edilir.
kitabe ve tapınak heykellerinde genellikle eşi kama ile birlikte tasvir edilir.
hindu metinlerinde rati'nin güzelliğini ve şehvetini vurgulayan metinlere sıklıkla rastlanır. rati, aşk tanrısını büyüleyecek güce sahip bir genç kız olarak betimlenmektedir. rati'nin vahanası da eşi kama gibi papağandır ve rati sıklıkla bir kılıç ile birlikte resmedilmektedir.
rati genellikle cinsel uyarılma, ihtiras ve haz ile ilişkilidir. ancak rati'nin cinsel aktivitenin sadece zevk kısmı ile bağlantısı vardır ve çocuk doğurma ile annelik kısmıyla herhangi bir bağlantısı yoktur.

rati'nin adından birçok sanskritçe sözcük türemiştir. örneğin; kama rati (tutkudan aptala dönmüş adam), rati karman (cinsel birleşme), rati laksha (cinsel birleşme), rati bhoga (cinsel haz), rati shakti (cinsel güç), rati jna (aşk sanatında becerikli), ve rati yuddha (seks savaşı) bu kelimelere örnek olarak verilebilir.
rati, genellikle prajapati dakşa'nın kızı olarak tanımlanır ve aşk tanrısı kama'nın eşidir. rati, kama'nın yalnızca eşi değil aynı zamanda onun yardımcısıdır ve sürekli yanında olduğu için cinsel duyguları azdırır. kama genellikle yanında rati ile resmedilmektedir.
kama ile birlikte rati'ye de ibadet edilir.
kama'ya adanan bayram geleneklerinde de aynı zamanda rati'ye de ibadet edilir.
kitabe ve tapınak heykellerinde genellikle eşi kama ile birlikte tasvir edilir.
hindu metinlerinde rati'nin güzelliğini ve şehvetini vurgulayan metinlere sıklıkla rastlanır. rati, aşk tanrısını büyüleyecek güce sahip bir genç kız olarak betimlenmektedir. rati'nin vahanası da eşi kama gibi papağandır ve rati sıklıkla bir kılıç ile birlikte resmedilmektedir.
devamını gör...
