dünyada acı varsa cehennem neden var
cevabı zor olan bir sorudur. bir imama sorsak bu soruyu evladım hikmetinden sual olunmaz gibi bir cevap alabiliriz. sanırım dünyada acıyla yüzleşen kişi öteki tarafta premium üye oluyor ve cehennemle muhatap olmuyor. yani karma puanını yükseltip öteki tarafa gitmek gerekiyor. karma puanın düşükse hem dünyada acı hem öteki tarafta cehennemle karşılaşıyorsun.
devamını gör...
gülün adı
hakkında bu kadar az tanım girilmesine şaşırdığım bir umberto eco şaheseridir.ben bu kitabı bitirdiğimde açıkçası büyük bir boşluğa düşmüştüm. manastırda geçen, yedi bölümden oluşan bir cinayet romanıdır esasen fakat gerek ortaçağ mimarisi gerek hristiyanlık dinindeki bazı karşıt görüşler ve görüşlerin takipçileri arasındaki çatışmalar çok detaylıca anlatılmıştır. bu sebeple kitabın başlangıcı biraz sıkıcıdır. fakat eco bizzat kendisi temponun biraz ağır olacağını zira ortaçağda bir manastırda gelişen bir hikayeyi okuyan kişilerin bu hayatın monotonluğuna dair bir kefaret ödemeleri gerektiğini belirtmektedir. orta çağ üzerine bunca kafa yormuş bir insanın buna hakkı var diye düşünüyorum ben naçizane. bazen uzun tasvirler sebebiyle sıksa da kesinlikle mükemmel bir kurguya sahiptir ve belirli bir yerden sonra akıp gitmektedir. kitap hakkında bazı bilgiler de verelim:
eco kitabın girişinde olayın geçtiği manastırı anlayalım diye manastırın bir haritasını da çizmiştir. dönüp dönüp bakmanıza gerek yok bi zaman sonra anlıyorsunuz zaten.
kitap bir kütüphane etrafında dönmektedir ve kütüphaneyi kör bir kütüphaneci idare etmektedir. bu kör kütüphaneci borges'ten başkası değildir. borges de arjantin ulusal kütüphanesinin müdürü iken gözleri görmüyordu. borges'in o meşhur sözünü de bu vesileyle hatırlayalım: ''bana aynı anda hem 800bin kitabı hem de karanlığı veren tanrının muhteşem ironisi...''
kitabın adı başta farklıdır, farklı birkaç isim bulmuştur eco. bunu kitabın sonunda izah eder ve bu ismi vermesinin sebebi olarak isme takılmamamız gerektiği açıklamasını yapar. zira bu ismi romeo ve juliet'ten alıntıdır ve bu alıntının meali de bu açıklamadan farklı bir şey değildir aslında:
''adın ne önemi var?
gülün adı gül değil de başka bir şey olsaydı
yine aynı güzellikte kokmaz mıydı?''
ayrıca kitabın filmi de çekilmiştir. henüz izlemek nasip olmadı.
yarım bırakanı çoktur bu kitabın, bitirenler pişman değildir. okuması biraz emek ister, özel vakit ayıramayacakların uzak durmasını tavsiye ederim.
eco kitabın girişinde olayın geçtiği manastırı anlayalım diye manastırın bir haritasını da çizmiştir. dönüp dönüp bakmanıza gerek yok bi zaman sonra anlıyorsunuz zaten.
kitap bir kütüphane etrafında dönmektedir ve kütüphaneyi kör bir kütüphaneci idare etmektedir. bu kör kütüphaneci borges'ten başkası değildir. borges de arjantin ulusal kütüphanesinin müdürü iken gözleri görmüyordu. borges'in o meşhur sözünü de bu vesileyle hatırlayalım: ''bana aynı anda hem 800bin kitabı hem de karanlığı veren tanrının muhteşem ironisi...''
kitabın adı başta farklıdır, farklı birkaç isim bulmuştur eco. bunu kitabın sonunda izah eder ve bu ismi vermesinin sebebi olarak isme takılmamamız gerektiği açıklamasını yapar. zira bu ismi romeo ve juliet'ten alıntıdır ve bu alıntının meali de bu açıklamadan farklı bir şey değildir aslında:
''adın ne önemi var?
gülün adı gül değil de başka bir şey olsaydı
yine aynı güzellikte kokmaz mıydı?''
ayrıca kitabın filmi de çekilmiştir. henüz izlemek nasip olmadı.
yarım bırakanı çoktur bu kitabın, bitirenler pişman değildir. okuması biraz emek ister, özel vakit ayıramayacakların uzak durmasını tavsiye ederim.
devamını gör...
ispanyolca
ispanyolcada b-v ayrımı yoktur. v sesi yok demek daha doğru olur belki de. alfabede harf olarak var fakat ses olarak mevcut değil. o yüzden vale yerine bale, vamos yerine bamos, voz yerine boz duyarsınız hatta böyle yazanları bile görebilirsiniz. ama siz v ile okuyabilirsiniz, bu iki ses akrabadır zaten.
yanlış yazıma bir örnek
yanlış yazıma bir örnek
devamını gör...
ponçik savar kulübü
sevişme birliği olarak daima arkanızda olduğumuzu bildirir, saygı ve sevgilerimizi sunarız.
devamını gör...
güne bir söz bırak
dost kara günde belli olur.*
devamını gör...
daily mail'e göre mükemmel kadın tabirinin karşılığı
ilginç karşılık.
ingiltere'nin en popüler gazetelerinden bir tanesi olan daily mail, estetik operasyonlarla ilgilenen bir işletme olan transform hospital group ile bir iş birliği yaptı. bu iş birliği kapsamında estetik operasyon geçirmek isteyen insanların en çok talep ettikleri şeyleri derleyen transform hospital group, bu derlemeyi daily mail'e iletti. daily mail de bu talepleri taşıyan dünyaca ünlü kadınları inceleyerek, karma bir kadın oluşturdu. oluşturulan görüntü, "mükemmel kadın" tabirini gözler önüne seriyor.

teknolojinin gelişmesiyle birlikte insanların güzellik anlayışları da değişti. öyle ki artık, mühendislik hesaplamalarıyla güzellik algısı oluşturuluyor, insanlar buna göre değişmek istiyorlar. işte transform hospital group ile daily mail arasındaki iş birliği de bu hesaplamaların ve tüketici taleplerinin bir araya gelmesinden oluşuyor.
saçlar: lily james
kaşlar: holly willoughby
kulaklar: anne hathaway
gözler: beyonce
elmacık kemikleri: cara delevigne
burun: jennifer lawrance
dudak: angelina jolie
çene: cameron diaz
boyun: margot robbie
göğüsler: rosie huntington-whiteley
bel: jennifer aniston
kalça: jennifer lopez
eller: gwyneth paltrow
bacaklar: victoria beckham
ayak bilekleri: emma watson
ayaklar: scarlett johansson

kaynak:
www.webtekno.com/estetik-ce...
ingiltere'nin en popüler gazetelerinden bir tanesi olan daily mail, estetik operasyonlarla ilgilenen bir işletme olan transform hospital group ile bir iş birliği yaptı. bu iş birliği kapsamında estetik operasyon geçirmek isteyen insanların en çok talep ettikleri şeyleri derleyen transform hospital group, bu derlemeyi daily mail'e iletti. daily mail de bu talepleri taşıyan dünyaca ünlü kadınları inceleyerek, karma bir kadın oluşturdu. oluşturulan görüntü, "mükemmel kadın" tabirini gözler önüne seriyor.

teknolojinin gelişmesiyle birlikte insanların güzellik anlayışları da değişti. öyle ki artık, mühendislik hesaplamalarıyla güzellik algısı oluşturuluyor, insanlar buna göre değişmek istiyorlar. işte transform hospital group ile daily mail arasındaki iş birliği de bu hesaplamaların ve tüketici taleplerinin bir araya gelmesinden oluşuyor.
saçlar: lily james
kaşlar: holly willoughby
kulaklar: anne hathaway
gözler: beyonce
elmacık kemikleri: cara delevigne
burun: jennifer lawrance
dudak: angelina jolie
çene: cameron diaz
boyun: margot robbie
göğüsler: rosie huntington-whiteley
bel: jennifer aniston
kalça: jennifer lopez
eller: gwyneth paltrow
bacaklar: victoria beckham
ayak bilekleri: emma watson
ayaklar: scarlett johansson

kaynak:
www.webtekno.com/estetik-ce...
devamını gör...
ilginç etimolojik bağlantılar
"baz" eki, farsça işin ehli, o işin piri anlamı katar kelimeye. kumarbaz, canbaz, hilebaz, madrabaz gibi.
ama bir istisna vardır, "düzenbaz"... bu kelime tahmin edildiği gibi hileci, düzenci, aldatıcı gibi anlamlara gelmez aslında.
"dü" 2 demektir farsça da, "zen" kadın demektir. yani asıl anlamı, 2 kadını aynı anda idare eden, edebilen kişi demektir. (bende şaşırmıştım)
dip: düzmek ayrı bir mevzu, iyi düzen anlamlarına çekmeye de çalıştım ama olmuyor.
ama bir istisna vardır, "düzenbaz"... bu kelime tahmin edildiği gibi hileci, düzenci, aldatıcı gibi anlamlara gelmez aslında.
"dü" 2 demektir farsça da, "zen" kadın demektir. yani asıl anlamı, 2 kadını aynı anda idare eden, edebilen kişi demektir. (bende şaşırmıştım)
dip: düzmek ayrı bir mevzu, iyi düzen anlamlarına çekmeye de çalıştım ama olmuyor.
devamını gör...
normal sözlük kadınları
gördüğünüz gibi tanımıyla "senin için elimizden bir şey gelir mi? , sanmıyorum." dedirten yazarın açtığı başlık.
edit: affedersiniz bir de sonradan silinen tanım.
edit: affedersiniz bir de sonradan silinen tanım.
devamını gör...
eş cinselliğe karşı çıkanları aşağılamaya kalkmak
e o zaman biraz yazı inceleyelim. tabii bu inceleme olayını, karşı tarafın troll olmadığını varsayarak yapacağız. çünkü şakaysa komik değil.
nasıl senin (sana göre) homofobiyi seçme sansin varsa (seçmek ne demek oluyorsa artık?) benim ve benim gibi düşünen insanların da karşı çıkmaya hakkı vardır.
homofobiyi seçmek? homoseksüel olmayı seçmek mi demek istendi acaba? üzücü. sonrasında da gelip buna karşı çıkma hakkım var demiş. teknik olarak düşünürsek, az sonra yazacağı her şeye karşı çıkma hakkı olduğunu söylüyor ama derdini anlatamamış, olsun, seni hala seviyoruz. devam edelim.
yok nefret sucuymus da cart curt. ne nefet suçu kardeşim bizim fikrimiz bu, fikir fikir...
insanların hayat tazlarina karisabilecek cesareti nerden buluyormuşuz falan filan.
yani senin fikrin olunca, nefret suçu olmuyor? e şöyle düşünelim, ben de bütün homofobiklerin aptal insanlar olduğunu düşünsem ve bunu sana dayatmaya çalışsam, nefret suçu olmayacak yani?
sen uysan da uymadan da istesen de istemesen de kendini yirtsan da doğa kanunları vardır. nedir bu doğa kanunları? fiziktir, biyolojidir, fizyolojidir, kimyadir.
ve bu kanunlara bakınca, doğada eşcinselliği görüyoruz. ne demiş mevlana, sen bakmıyorsun diye yıldızlar yok olmuyor ya.*
mesela dogada asla bir mıknatısın tahtayı çektiğini göremezsin. bir pilin çalışabilmesi (+) ve (-) kutuplara ihtiyaci vardır. iki (+) kutup veya iki (-) kutup pili çalıştırmaz. yahut yalnız başına (-) veya yalnız başına (+) kutup da pili çalıştırmaz. pilin çalışabilmesi için bir (+) kutba ve bir (-) kutba ihtiyaç vardır..
dünyanın donmesinden tutun da atom altı parçacıklarin yapisina kadar her şey zittiyla var olur.
fizikle biyolojiyi kıyaslamak mı? harika bir yaklaşım. bu arada madem her şey zıddıyla var olmakta, neden antimadde ve madde sayısı eşit değil de, bir şeyler var? neden madde var? hani zıddı olan antimadde? e hani bilim falan?*
simdiyse bir pilin iki (+) veya 2(-) kutupla çalışabileceğini idda eden cahiller var.
buna diyecek hiçbir şey yok. analoji baştan o kadar yanlış ki, çıkarımın kabul edilebilir olması imkansız.
bunu da kendilerinde hak goruyorlar.
eee, ne derler bilirsin, erkek adamın erkek sevgilisi olur.*
bir pilin iki aynı kutupla çalışmayacagini söyleyenleri ise nefret suçuyla susturmaya kalkıyorlar
her ne kadar analoji yanlış da olsa, evet, belirli bir kesime karşı yapılan bu söylemler nefret suçudur.
ey cahil oğlu cahil olmaz olmaz, çalışmaz.
e şimdi bu hakaret değil mi? sen kendinde bu hakkı nerede görüyorsun? bana cahil deme hakkını? sen şimdi beni aşağılamadın mı? sana bu hakkı kim verdi? yazının başı ayrı hatalı, yazının sonu ayrı hatalı.
olsun, biz seni yine de seviyoruz.*
nasıl senin (sana göre) homofobiyi seçme sansin varsa (seçmek ne demek oluyorsa artık?) benim ve benim gibi düşünen insanların da karşı çıkmaya hakkı vardır.
homofobiyi seçmek? homoseksüel olmayı seçmek mi demek istendi acaba? üzücü. sonrasında da gelip buna karşı çıkma hakkım var demiş. teknik olarak düşünürsek, az sonra yazacağı her şeye karşı çıkma hakkı olduğunu söylüyor ama derdini anlatamamış, olsun, seni hala seviyoruz. devam edelim.
yok nefret sucuymus da cart curt. ne nefet suçu kardeşim bizim fikrimiz bu, fikir fikir...
insanların hayat tazlarina karisabilecek cesareti nerden buluyormuşuz falan filan.
yani senin fikrin olunca, nefret suçu olmuyor? e şöyle düşünelim, ben de bütün homofobiklerin aptal insanlar olduğunu düşünsem ve bunu sana dayatmaya çalışsam, nefret suçu olmayacak yani?
sen uysan da uymadan da istesen de istemesen de kendini yirtsan da doğa kanunları vardır. nedir bu doğa kanunları? fiziktir, biyolojidir, fizyolojidir, kimyadir.
ve bu kanunlara bakınca, doğada eşcinselliği görüyoruz. ne demiş mevlana, sen bakmıyorsun diye yıldızlar yok olmuyor ya.*
mesela dogada asla bir mıknatısın tahtayı çektiğini göremezsin. bir pilin çalışabilmesi (+) ve (-) kutuplara ihtiyaci vardır. iki (+) kutup veya iki (-) kutup pili çalıştırmaz. yahut yalnız başına (-) veya yalnız başına (+) kutup da pili çalıştırmaz. pilin çalışabilmesi için bir (+) kutba ve bir (-) kutba ihtiyaç vardır..
dünyanın donmesinden tutun da atom altı parçacıklarin yapisina kadar her şey zittiyla var olur.
fizikle biyolojiyi kıyaslamak mı? harika bir yaklaşım. bu arada madem her şey zıddıyla var olmakta, neden antimadde ve madde sayısı eşit değil de, bir şeyler var? neden madde var? hani zıddı olan antimadde? e hani bilim falan?*
simdiyse bir pilin iki (+) veya 2(-) kutupla çalışabileceğini idda eden cahiller var.
buna diyecek hiçbir şey yok. analoji baştan o kadar yanlış ki, çıkarımın kabul edilebilir olması imkansız.
bunu da kendilerinde hak goruyorlar.
eee, ne derler bilirsin, erkek adamın erkek sevgilisi olur.*
bir pilin iki aynı kutupla çalışmayacagini söyleyenleri ise nefret suçuyla susturmaya kalkıyorlar
her ne kadar analoji yanlış da olsa, evet, belirli bir kesime karşı yapılan bu söylemler nefret suçudur.
ey cahil oğlu cahil olmaz olmaz, çalışmaz.
e şimdi bu hakaret değil mi? sen kendinde bu hakkı nerede görüyorsun? bana cahil deme hakkını? sen şimdi beni aşağılamadın mı? sana bu hakkı kim verdi? yazının başı ayrı hatalı, yazının sonu ayrı hatalı.
olsun, biz seni yine de seviyoruz.*
devamını gör...
karşı cinsi çekici kılan detaylar
doğal olması. doğal dediysek eliyle pilav yemesi ya da peyniri reçele bandırıp yemesi değil.
devamını gör...
yazılımcımızdan ne istiyoruz
devamını gör...
cadı hikayeleri

hayatımda karşılaştığım ilk cadı bir kelt cadısıydı. o zamanlar ankarada öğrenciydim, avukatlık bir işim vardı sakarya caddesinde, baya eski, büyük bir bina vardı adını hatırlayamıyorum iş hanı gibi bir şeydi, ama öyle betonarme ve ruhsuz cansız kasvetli bir yapı inşaa etmişlerki daha içeri girer girmez insanı boğuyor. dışarısı baya canlı ve kalabalıkken binaya girince simülasyondan gerçek hayata geçmişsiniz gibi tuaf bir his uyandırıyordu. işin garip tarafı bende, ustalıkla, ciddiyetle yapılmış mimari yapıların ve el yapımı objelerin eskidikçe ve diğer insanların yaşantılarına şahit oldukça onların enerjisini biriktirip kendine yeni bir kişilik oluşturduklarına dair garip bir inançta var. öyle yapılarla ve objelerle karşılaşınca enerjilerini hissedebiliyorum. bu bina da uğursuz ve kötü bir enerji yayıyordu.
asansör ilk 3 kata çıkmıyordu sonraki katlara çalışıyordu sadece, tek başıma bindim ve 5. kata çıktım, ucuz yollu iş çözen bir avukat için şaşılacak bir yazıhane olmamalı diye düşündüm. asansörden çıkınca koridordaki temizlikçi veya çaycıdan birisine 49 nolu yazıhaneyi sormak istedim fakat ikiside aynı yöne doğru hızlıca gittikleri için yetişemedim. arkama baktığımda yönlendirici bir tablo gördüm koridorun solundan tekrar sola dönmem gerekiyordu. odayı buldum ve kapının dışındaki zile kısa aralıklarla iki defa bastım. yüzlerce yazıhane olmasına rağmen pek az insan vardı binada, boğuk sesler ve duvarlarda oynayan gölgeler dışında birine denk gelmek güçtü. herkes terkedilmiş metruk bir binada saklambaç oynuyor gibiydi.
kapıyı orta yaşlı bir teyze açtı, avukat beyle görüşeceğimi söyledim, içeri aldı beni, bekleme odasına geçtim, avukatın görüştüğü bir müvekkili varmış. binadaki atmosfere uygun bir şekilde, bekleme odasındaki her şey en az 20 yıllık belki daha eski şeylerdi. binanın iç kısmındaki havalandırma alanına bakan küçük bir pencere vardı odada, diğer yazıhanelerin pencerelerini görebiliyordum oturduğum yerden ama çoğuna perde çekilmiş yada hareketsizlerdi. sekreterin, beklerken bir şey içmek ister misiniz? sorusuyla irkildim,
-orta şekerli kahve mümkünse.
masadaki gazete ve dergilerden avukatın politik duruşu rahatça anlaşılabilirdi. içeriden zaman zaman kahkaha sesleri geliyordu. avukat müvekkiliyle iyi vakit geçiriyor gibiydi. umarım işi erken hallederimde çıkışta yağmura yakalanmam diye düşünüyordum. hava kapalıydı yanımda şemsiye yoktu kıyafetlerim mahvolurdu. birden zilin çaldığını duydum, uzunca ve tek sefer basıldı zile. sekreterin giydiği topukludan çıkan tak tak sesler kapıyı açmasıyla son buldu. ağlamaklı bir kadın sesi işittim avukat beyi soruyordu sekreter onuda içeri, bekleme odasına aldı. en az 1.80 boyunda beyaz tenli, siyah saçlarını topuz yapmış vatkalı uzun lacivert bir elbise giymiş ay tanrıçası gibi bir kadın. kahretsin ki bende venüstrafobi var güzel bir kadın görünce anlamsız bir şekilde tedirgin oluyorum. kadını görür görmez oturduğum yerde daha bi toparlanma ihtiyacı hissettim. bana bakıp nazikçe merhabalar dedikten sonra, kolundaki çantasını kucağına koyup karşımdaki koltuğa yerleşti. görgülü bir hanımefendi gibi bacaklarını birleştirip ikisini de yana doğru yatırarak oturup, ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi.
güzel kadınlar beni çok rahatsız eder, aynı ortamda durmak bile işkence gibi gelir. kan basıncım yükselir, elimi ayağımı nereye koyacağımı bilemem...sekreter, beklerken ikram olarak ne arzu ettiğini sordu. kadın, eğer varsa bir fincan karadut çayı, yoksa bir bardak su kafi, dedi. kapıdan girdiği sıra hariç, kadına tekrar bakmaya çekindim, göz göze gelmemek için dergilerden birini alıp karıştırmaya ve rahatlamaya çalıştım. aşırı güzel kadınlardan korktuğum kadar o ürkütücü güzelliğin cazibenin beni çekmesinede dayanamam, içimi kemiren bir merakla daha iyi görmek bakmak isterim. gizlice gayet doğal refleksleri taklit ederek, çok kısa bir anlığına tekrar kadını süzdüm. kocaman göğüsler ve gayet cüretkar bir degaje ortasında, ucunda haç olan bir kolyesi vardı. bu farklı bir haçtı katolik haçı yada malta haçı değil, bu ortasında küçük bir daire olan kelt haçıydı.
***********
ankara, keltlerin yani galatyalıların kurduğu bir şehir, belkide buranın en soylu ailelerindendir, gibi saçma bir düşünce geçti kafamdan, binlerce yıl sonra hala burda kalan keltler olabilir mi? kelt haçı paganların haçı olarakta bilinir, hristiyanlıktan çok iskandinav paganlarıyla ilişkili hatta mısırlıların ankh haçıyla çok benzer bir sembol. sıradan bir hristiyan neden kelt haçı taksın ki? bu dini bir sembolden çok paganik bir haç, hiç bir hristiyan mezhep bu haçı kullanmaz. belki de kullanır bilemiyordum. sekreter elinde tepsiyle içeri girdi ve herkesin dikkatinin dağıldığı bu anda kadına tekrar bir anlığına bakma şansım oldu.
-orta şekerli kahveniz.
-teşekkür ederim.
çayını alırken bir kaç defa daha baktım, dolgun bir yüzü, düzgün ve biçimli hatları var, neredeyse kusursuz diye içimden geçirdim. elimde oyalanıp durduğum dergiyi kahvemi içmek için kenara bıraktım. bu kadar güzel bir kadınla aynı odada kalmak beni çok geriyordu. ruhum sıkışıyor, bedenim eziliyordu sanki. rujunu kırmızının öyle bir tonundan seçmişki teniyle dudakları arasında, düşünmeden ölüme atlamak isteyeceğiniz derin bir uçurum varmış gibiydi.
-siz, ne kadar oldu bekleyeli?
kısa bir anlığına, hiç üzerime alınmadım benimle konuştuğu aklımın ucundan bile geçmedi. kiminle konuştuğuna şaşırdım hatta. biraz afalladıktan sonra,
-yoo, sizden bir kaç dakika önce geldim bende.
birden kafasını dış kapıya doğru çevirip, yüksek ve tehditkar bir ses tonuyla,
-pardon, burda sigara içebiliyor muyuz? diye seslenmesiyle sekreterin kapıya gelmesi çok sürmedi,
-tabi, size küllük getireyim.
sekreterin onayını aldıktan sonra bana dönüp,
-rahatsız olmazsınız değil mi?
-aslında bende kullanıyorum. dedim, şimdi beklediğim şey sigarasından bana da ikram etmesiydi sonuçta ortamın kontrolünü hak talep ederek ele geçirmişti. şimdi adalet dağıtması gereken kısım başlıyordu. yalandan hesabı ödemeye çalışan ama pekte hevesli olmayan tipler gibi ceplerimi yoklamaya başladım.
-buyrun, burdan için.
normalde başkasının uzattığı sigarayı reddederim ama bu kadar güzel bir kadının ikram ettiği sigarayı içmemeye kesinlikle karşı koyamazdım. ademin kendisine uzatılan yasak elmayı neden reddedemediğini o an büyük bir aydınlanma yaşıyormuşçasına idrak ettim. yinede tuaf bir şey vardı, sigaralar elle sarılmış ve bir tabakanın içindeydi. bir defa almak için uzanmış bulundum ne olursa olsun içecektim, üstelik içinde kenevir falan varsa pekte yabancı olduğum bir şey değildi.
-teşekkürler, sarma sigara mı bu? yinede sorguladım ama tamamen normal davranmak için kendimi zorladığım için sordum.
-evet, özel bir harman tütünü bazı bitkilerle aromalandırdım.
ne? tütünü neyle aromalandırabilir ki yaban mersini suyuna batırıp marine mi etti? inanılmaz zevkleri olan gizemli bir kadın.
-ne tür bitkiler? bu soruyu ancak sigaramı yakıyorken sorabilirdim, yakmadan sormak güvensizlik yaratırdı.
-atropa belladona ve pelin otuyla karıştırdım. pelin otu güzel bir tat bırakıyor, diğeride biraz gevşemeni sağlıyor.
-ilginç, daha önce hiç böyle bir karışım duymadım, dedim. sigaradan çektiğim ilk nefes biraz sertti farklı bir tadı vardı, sigaranın içinde başka bir şeyler olduğu kesindi. artık kadına daha rahat bakabiliyordum, degajesi öyle bir girdap yaratıp beni içine çekiyordu ki gözlerimin kaymasına engel olamıyordum. göğüslerinin arasındaki kelt haçına tutunup kendimi boğulmaktan kurtarıyordum her seferinde. kadınla iletişim kurdukça daha çok rahatsız olsamda kendimi alıkoyamıyordum. şu kelt haçını neden takmıştı acaba.
masada ki gazetenin tarihi gözüme takıldı 31 ekim, kenarda, üzerine korkutucu bir gülen surat kazınmış bal kabağı fotoğrafı duruyordu. 31 ekim, 1 kasım... bu gece samhain bayramı yani cadılar bayramı diye bildiğimiz aslında kelt halkına ait olan kutsal bir gün. kendiliğinden kaşlarım çatılmaya başladı. arkama yaslandım, sigaradan daha derin ve daha hızlı nefesler alıyordum, elimde olmadan zihnim bir şeyleri birleştirmek istiyordu...
**********
buraya ne için gelmiştim? kadın resmen aklımı başımdan aldı. hava kararmak üzere, avukat hala içerdeki müvekkili ile görüşüyor. bende burda venüstrafobi atakları geçiriyorum. çıplak gözle güneşe bakmaya ne kadar dayanabiliyorsam, bu kadına bakmaya da o kadarcık dayanabiliyordum. karbeyaz teninin ne kadar yumuşak ve pürüzsüz olabileceğini hayal ettim. yüzüne nispeten ayaklarına bakmaya cesaret edebiliyordum, bu havalarda çorapsız, bilekten sarmalı topuklu ayakkabı giyilir mi üstelik tertemiz, dış kapıya kadar arabayla gelmiş olmalı. sadece ayak bilekleri bile bir kadının güzelliğini tek başına anlatabilecek kadar bilgi verir insana. bilekten sarmalı topuklu, ayağı kitap gibi gösteren en hoş kadın ayakkabısı, kadın çok zevkli kıyafeti, çantası sigara içerken ki yüz ifadesi, jestler dumanı üfleyişi, o dumanın odanın içinde yayılıp soluduğum havayla ciğerlerime dolması, her şey fevkalade...
-öğrenci misiniz?
duyduğu sesle irkilip, uykudan uyanan bir çocuk gibi ayıldım daldığım yerden.
-evet öğreniyoruz. yani evet öğrenciyim.
öğreniyoruz mu dedim ben? ağzım mı gevşedi acaba, kendimi tuaf hissediyordum.
-hangi bölüm?
-türk ana halk dilimi bölü, nele oluyor konujamıogn. (öksürüp boğazımı temizlemeye çalışıyorum) kahvemden bir yudum aldım, dilim kütük gibi ağır, oynatamıyordum.
-ahhaahaa iyi misiniz?
bu sinsi gülüş, tam bir cadı kahkahası.
-ana veriğin sıgara işinde ne ardı?
öyle küçümseyici bakışlarla, bana bir kuklaymışım gibi bakıp gülümsüyordu.
-biraz atropa belladonna yağı ve pelin otu vardı sadece, hoşuna gitmedi mi?
atropa belladonna bella güzel donna kadın demek italyancada, ne yani güzel avrat otundan mı bahsediyor, bu tam cadı işi işte beni zehirledi mi şimdi?
-seeen irrr jadızınn.
ağzım yüzüm yamulmuş gibi hissediyordum çenemi dilimi dudağımı zorla kımıldatabiliyordum. daha önce güzelliğinden korktuğum kadının şimdide şerrinden korkmaya başladım psikoz geçirmeme ramak kalmıştı. tüm uzuvlarıma ağırlıklar çökmüş vucudumda bir karıncalanma başlamıştı kıpırdayamıyordum ve odadaki her şey büyüyordu. kadın bana sinsice baktı ve,
-beni farkedeceğini biliyordum bu yüzden seni seçtim.
-he sejmesi?
-auranı görebiliyorum, seni içeri girerken gördüm ve takip ettim, bu gece birini baştan çıkarmam lazımdı malum ritüeller, sende bunun için çok uygun görünüyordun. aahhhahhhaa.
-gkonyen, zeen ir helt jadısızın.
-ahhhaaahhhha yok artık bunu nasıl anladın, seni hafife almışım sanırım. söylemek istediğin başka bir şey varsa şimdi tam zamanı çünkü birazdan uçmaya başlayacaksın ve uyanınca benimle karşılaştığın için çok sevineceksin.
-zehnde aynı sıgaradn içjdin ama benib givi olmadın neden??
-ahhhahhhaa çok sevdim seni, bundan sonra yediğine içtiğine dikkat edersin...
bunu söylerken karadut çayı içtiği fincanı elinde sallıyordu cümlesini bitirip fincandaki son yudumuda içerken bana göz kırptı. karadut çayı pan zehir olmalıydı. tanrım dünyanın en güzel kadını karşımda ve ben çarpılmış gibi hissediyordum. cadı veya uzaylı daha önce bu levelde bir güzellik görmemiştim şiddeti giderek artan bir zarafet... onu istiyordum, yürekten istiyordum, her zerrem onu arzuluyormuşçasına dilim damağım kurumaya başladı. kilitlenen vucudum hafiflemeye başladı, kasıklarımda soğuk ve ferahltıcı bir esinti başladı, testislerimin içindeki 4 silindirli turbo motorun pistonları vızırvızır çalışmaya başladı. aletim, paladyum nikel karışımı tank zırhı delen kalibresi 1500 bir mermi gibi ateşlenmeye hazır hale geldi.
sertleştim, kilitlendim, öfkeliydim, şehvet doluydum, eğer bana verdiği zehirli bitki beni öldürmezse çok kötü bir trip yaşayacaktım. önce bakışım bulandı daha sonra renkler hiç olmadıkları kadar parlamaya başladılar. kafam kafatasımdan sızıyordu, istediğim her şeyi görebiliyordum, kadının bacaklarını hayal etmeye başladığımda elbisesi yok oluyordu. hemen göğüslerini görmek istedim kadın çırılçıplaktı, uzanmak istiyordum, bedenim koltuğa yapışık olduğu halde hayaletimin kadına doğru uzanmasını hissettim. bedenimden çıkabiliyordum kadın çıplaktı, göğüslerini tutmak için elimi uzatıp dokunduğumda parmağıma bir diken battığını hissettim, dokunduğum yerden yani göğsünden bir anda çiçekler yeşillenmeye başladı hızlıca büyüyen sarmaşık çiçeği kadının bütün vucudunu sardı ve daha sonra koltuktaki bedenimi de ayaklarından yakalayıp sarmaya başladı o sarmaşık.
yavaşça farklı bir şekilde nefes aldığımı hissettim hayalet gibiydim silüetim vardı ama cismim yoktu duvarlardan geçebilirdim. sarmaşık yavaş yavaş kaybolmaya başladı ve tarifi imkansız bir huzur kaplamaya başladı içimi. her şey mavinin ve beyazın boşluğuna dönüşmeye başladı, her hangi bir zemine basmıyordum yerde yada havada değildim ama istediğim yöne süzülebiliyordum. var olmanın dayanılmaz hafifliği böyle bir şey olmalıydı galiba. zihnim giderek bulanıklaşmaya başladı sanki hep buradaymışım gibi hissetmeye başladım. gözlerimi kapatsamda görmeye devam ediyordum. artık başka bir şey olduğumu düşünmeye çalışırken tam orada film koptu ve gerisini hatırlayamıyorum malesef...
gözümü açtığımda acilde kolumda serumlaydım, hemşireyi yıllardır tanıyormuşum gibi o kadın nerde diye sordum hala bilincim yerinde değildi. daha sonra acil çalışanlarından öğrendiğim kadarıyla avukatın sekreteri beni baygınlık sebebi ile hastahaneye getirmiş tam 4 saattir kendimde değilmişim.
bir daha o cadıyla hiç karşılaşmadım, beni bir kurban olarak seçmişti beni bir oyuncak gibi kullanmıştı, bir daha asla böyle bir şeye izin vermemek için cadılara karşı yöntemler geliştirmeye karar verdim.
devamını gör...
yazarların çocukluk travması
o an yaşadığım duygu hayal kırıklığımı yoksa hayata bakışımı değiştirecek kırılma noktalarından biri mi bilemem.
akraba ziyaretine gitmişiz. büyüklerimizin de gidin dondurma yiyin teşviği ile iki kuzenim ve ben dışarı çıktık. dondurma dolabının içine bakarken tabi ben de para yok. bişey de diyemiyorum. ister istemez söyledim.
bunlar kendi aralarında sen ısmarla, hayır sen ısmarla tartışmasına girdiler. sizi de dondurmanızı da paranızı da diyemedim ki daha küçücük çocuğum.
kısık sesle benim canım istemiyor dedim. ne mi oldu? almadılar. gözlerini öküz gibi suratıma dikip dondurmalarını şaplatarak yaladılar. gözümden süzülen yaşa rağmen.
akraba ziyaretine gitmişiz. büyüklerimizin de gidin dondurma yiyin teşviği ile iki kuzenim ve ben dışarı çıktık. dondurma dolabının içine bakarken tabi ben de para yok. bişey de diyemiyorum. ister istemez söyledim.
bunlar kendi aralarında sen ısmarla, hayır sen ısmarla tartışmasına girdiler. sizi de dondurmanızı da paranızı da diyemedim ki daha küçücük çocuğum.
kısık sesle benim canım istemiyor dedim. ne mi oldu? almadılar. gözlerini öküz gibi suratıma dikip dondurmalarını şaplatarak yaladılar. gözümden süzülen yaşa rağmen.
devamını gör...
neden alkolik değilsin sorusu
alkolik olmak isteyen bir yolunu buluyor arkadaşlar, hiç bahane üretmeyin. bu tanımı eyüp sabri tuncer, japon kiraz çiçeği 80° etkisi altında iken giriyorum kusura bakmayın biraz asabi oluyorum içince.
devamını gör...
israil'in mescid-i aksa'ya saldırması
israil devletinin silahsız filistin halkına yönelik mescid-i aksa sınırları içinde gerçekleştirdiği saldırı. filistin sağlık bakanlığı şu ana kadar saldırıda 9'u çocuk olmak üzere 20 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. ayrıca! “ne kutsaliyeti vardır acaba?” * şeklinde buram buram cehalet kokan bir tanım ifadesi gördükten sonra koşar hızla uzaklaşıyorum başlıktan. bir de 30 like almış. sözlüğün ilk aylarda ne entelektüel kitlesi vardı ya. şimdi ipini koparan... neyse.. ne kutsaliyetten anlarlar, ne uluslararası hukuk bilirler ne de insan haklarından anlarlar. sözlük iyice at gözlüklü, saygıdan yoksun ne yazdığını bilmez antipatik ifadelerle dolmaya başladı. bu kadar dar kalıp zihniyetlere harcayacak ne zamanım ve enerjim var. yazıp yazıp tatmin olun. ilk zamanların nitelikli yazarları neden gitti sözlükten çok iyi anlıyorum. elbet biz de o güne bir gün erişeceğiz. az kaldı.
devamını gör...
hemoglobin
karbon monoksite bağlanma hızı oksijene bağlanma hızından yaklaşık 200 kat daha fazla olan proteindir. bu nedenle çok fazla ve hızlı bir şekilde karbonmonoksit zehirlenmesi görülebilmektedir.
devamını gör...
aşık olmak
yahu bir insan günün her anında akla nasıl gelebilir? geliyor ve her defasında gülümsetiyor.
devamını gör...
yemek yaparken sürekli tadına bakan insan
şeftir. ben de yıllarca mutfakta çıkan her ürünün tadına bakardım. çalıştığınız restoranda ürünlerin aynı standartta çıkma zorunluluğu vardır.
dolayısıyla bu bir huy veya davranış değil, işin gerekliliğidir.
dolayısıyla bu bir huy veya davranış değil, işin gerekliliğidir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
bu fotoğrafı xiaomi redmi 5 plus telefonum ile çekmiştim. o zaman bir fotoğraf paylaşma sosyal medya sitesinde paylaşmıştım kendileri de sevmiş ve twitter hesaplarına paylaşmışlardı. bu nedenle inanmayıp tersine görsel arama yapacak olanlar varsa google da çıkan görsel de bana ait. *
devamını gör...
