haminne
tdk'na göre yaşlı ve saygı duyulan kadın.
haminne gibi bir köşede oturuyor, fırtınalar sonrasında sökülmediğine şaştığım varlığıma gecikmiş bir sevecenlikle bakıyordum.
haminne gibi bir köşede oturuyor, fırtınalar sonrasında sökülmediğine şaştığım varlığıma gecikmiş bir sevecenlikle bakıyordum.
devamını gör...
kadın filozof olmaması
50 yıl önceye kadar ataerkilliğin zirvesinde yaşanan dünyada cevap kendiliğinden gelir. düşünen sorgulayan kadınlar tabiki her çağda vardır ancak bunu küçümseyip dikkate almamaları sonucu olmadığını düşünüyorum.
devamını gör...
a0 ingilizceyle utanmadan yurt dışı hayali kurmak
bir dahakine yazardan izin alması gereken kişidir.
devamını gör...
nature boy
nat king cole şarkısı. 1948 senenisnde kaydedilmiştir. o günden bu güne çok kez coverlanmış ve başka başka sanatçılar tarafından icra edilmiştir. david bowie'sinden tutun, frank sinatra'sına kadar, müthiş sanatçıların elinden geçen parçanın benim için en değerli kaydı ise aurora'nın yaptığı cover'dır. içime içime işleyen tek versiyonudur hatta.
orijnal sözleri şöyledir;
there was a boy
a very strange enchanted boy
they say he wandered very far, very far
over land and sea
a little shy and sad of eye
but very wise was he
and then one day
a magic day he passed my way
and while we spoke of many things
fools and kings
this he said to me
the greatest thing you'll ever learn
is just to love and be loved in return
the greatest thing you'll ever learn
is just to love and be loved in return
bunun yanı sıra, aurora'nın söylediği versiyonda ise sözler biraz değişmiştir;
there was a boy
a very strange enchanted boy
they say he wandered very far, very far
over land and sea
a little shy and sad of eye
but very wise was he
and then one day
a lucky day he passed my way
then we spoke of many things
fools and kings
then he said to me:
"the greatest thing you'll ever learn
is to love and be loved in return"
değişen sadece sözler de değil pek tabii. şarkıya bir de çello eklenmiş ki, tadından yenmiyor efendim. zaten çello sesine hayran olduğumdan, şarkıyı ayrı bir sever oldum. bu versiyon ise 2016 senesinde piyasaya çıkmıştır. ve yine aynı sene vizyona giren alien: covenant filminin trailer'ında da kullanılmıştır.
bir riddley scott filminde bu şarkıyı duymanın zevki ise bambaşkadır.
neyse efendim, ben bu şarkıyı ilk frank sinatra'dan dinlemiştim. ve hoşuma gitmişti. sonra araştırınca orijinalini buldum. o daha güzeldi:p
daha sonra mevzubahis filmin fragmanında da duyunca şok oldum. art arda kaç kez dinlediğimi hatırlamıyorum bile. dinlemek şurda kalsın, bir de sesli sesli söylüyordum karga sesimle. iş bu girdi ile de o dönemde kimlere rahatsızlık verdiysem özür dilerim. ama seviyorum napayım. nedensizce bir hüzne gark ettiği de doğrudur naçizane beni.
haa unutmadan, iki versiyonunu da şöyle bırakayım. belki dinlemek isteyen olur.
orj;
aurora;
orijnal sözleri şöyledir;
there was a boy
a very strange enchanted boy
they say he wandered very far, very far
over land and sea
a little shy and sad of eye
but very wise was he
and then one day
a magic day he passed my way
and while we spoke of many things
fools and kings
this he said to me
the greatest thing you'll ever learn
is just to love and be loved in return
the greatest thing you'll ever learn
is just to love and be loved in return
bunun yanı sıra, aurora'nın söylediği versiyonda ise sözler biraz değişmiştir;
there was a boy
a very strange enchanted boy
they say he wandered very far, very far
over land and sea
a little shy and sad of eye
but very wise was he
and then one day
a lucky day he passed my way
then we spoke of many things
fools and kings
then he said to me:
"the greatest thing you'll ever learn
is to love and be loved in return"
değişen sadece sözler de değil pek tabii. şarkıya bir de çello eklenmiş ki, tadından yenmiyor efendim. zaten çello sesine hayran olduğumdan, şarkıyı ayrı bir sever oldum. bu versiyon ise 2016 senesinde piyasaya çıkmıştır. ve yine aynı sene vizyona giren alien: covenant filminin trailer'ında da kullanılmıştır.
bir riddley scott filminde bu şarkıyı duymanın zevki ise bambaşkadır.
neyse efendim, ben bu şarkıyı ilk frank sinatra'dan dinlemiştim. ve hoşuma gitmişti. sonra araştırınca orijinalini buldum. o daha güzeldi:p
daha sonra mevzubahis filmin fragmanında da duyunca şok oldum. art arda kaç kez dinlediğimi hatırlamıyorum bile. dinlemek şurda kalsın, bir de sesli sesli söylüyordum karga sesimle. iş bu girdi ile de o dönemde kimlere rahatsızlık verdiysem özür dilerim. ama seviyorum napayım. nedensizce bir hüzne gark ettiği de doğrudur naçizane beni.
haa unutmadan, iki versiyonunu da şöyle bırakayım. belki dinlemek isteyen olur.
orj;
aurora;
devamını gör...
normal sözlük akşamcıları
buradayım bir akşamcı olarak. her ne kadar son zamlardan sonra alkol içerikli içeceklere veda eden bir gariban olsam da içmeden de kafamız bir hoş zaten diyor ve olmayan kadehimi tüm sevdiklerim için kaldırıyorum.
devamını gör...
haikyu
haikyu!!, haruichi furudate tarafından yazılıp ve çizilen şubat 2012’den temmuz 2020’ye kadar yayımlanan konu olarak liseli bir öğrenci olan shoyo hinata’nın voleybol takımındaki sürecini anlatmaktadır. manganın aynı zamanda anime uyarlaması da bulunmakta olup 2015-2016 yıllarında televizyonlardaki yerini almış ve almaya devam etmektedir. haikyu!! okuyacak olanlar eminim kuroko no basket’i de bir çıt hatırlayacaklardır, eğer daha önce okuyup izlemişlerse.
biraz manganın içeriğinden bahsedecek olursak, hinata ulusal şampiyonada başarıdan başarıya koşan bir takımın küçük dev lakaplı oyuncusundan etkilenerek voleybola başlıyor. aşırı iyi bir zıplama yeteneği var, yeni katıldığı karasuno lisesinde bu yeteneği yine aşırı yetenekli bir pasör olan tobio kageyama ile birleşince kendileri yenilmesi zor bir ikili haline geliyor. tabi manga boyunca onlardan daha yetenekli olan birçok oyuncu karşımıza çıkıyor. arkadaşlık, dostluk, mücadele, rekabet ortamında klasik gelişim süreci yaşanarak bizim elemanlarda daha iyiye doğru yöneliyorlar. özellikle bu manga boyunca ben kageyama’nın paslarına hayran olmuştum, hatta o dönem bizim voleybol takımları da coştuğu için turnuvalarda pasörlerimize çok dikkat ederdim. gerçi şimdi de takımlarımız uçuyor, inşallah uçmaya da devam ederler.
özetle, üst üste çok fazla spor üzerine manga okumadığınız ya da anime izlemediğiniz sürece haikyu!! böyle tek solukta başlanıp bağımlı gibi bitirilebilecek mangalardan birisi. kendinizi bir anda yaz kamplarında, ulusal turnuvalarda filan bulup, o ortamı yaşayabilirsiniz. okuyun, okutturun efendim.
biraz manganın içeriğinden bahsedecek olursak, hinata ulusal şampiyonada başarıdan başarıya koşan bir takımın küçük dev lakaplı oyuncusundan etkilenerek voleybola başlıyor. aşırı iyi bir zıplama yeteneği var, yeni katıldığı karasuno lisesinde bu yeteneği yine aşırı yetenekli bir pasör olan tobio kageyama ile birleşince kendileri yenilmesi zor bir ikili haline geliyor. tabi manga boyunca onlardan daha yetenekli olan birçok oyuncu karşımıza çıkıyor. arkadaşlık, dostluk, mücadele, rekabet ortamında klasik gelişim süreci yaşanarak bizim elemanlarda daha iyiye doğru yöneliyorlar. özellikle bu manga boyunca ben kageyama’nın paslarına hayran olmuştum, hatta o dönem bizim voleybol takımları da coştuğu için turnuvalarda pasörlerimize çok dikkat ederdim. gerçi şimdi de takımlarımız uçuyor, inşallah uçmaya da devam ederler.
özetle, üst üste çok fazla spor üzerine manga okumadığınız ya da anime izlemediğiniz sürece haikyu!! böyle tek solukta başlanıp bağımlı gibi bitirilebilecek mangalardan birisi. kendinizi bir anda yaz kamplarında, ulusal turnuvalarda filan bulup, o ortamı yaşayabilirsiniz. okuyun, okutturun efendim.
devamını gör...
wrath
''öfke, hiddet, gazap'' anlamına gelen ingilizce kelime. hristiyanlıkta yedi ölümcül günahtan biri.
kelimenin kendisiyle ilgili azıcık yorum yapmak isterim. kelime gözüme pek korkunç geliyor, w harfinin kelimeye verdiği güçten dolayı muhtemelen. hiddet de aynı şekilde mesela, iki tane d harfi kullanıldığı için olsa gerek. türkçesi de ingilizcesi de anlamının ağırlığını taşıyan güçlü kelimeler.
konuyu tabii ki sanata bağlayacağım*. kelimeyi tam anlamıyla anlatan çok görkemli iki tablo getirdim. birincisi heybetli ve korkunç manzaraların ustası john martin'den geliyor.
the great day of his wrath (1851-53)
sanatçının ''the last judgement'' isimli üçlemesinden* bir parça olan tablo, incil'e göre* kıyamet gününü anlatıyor. dünya yerle bir oluyor: volkanlar patlıyor, depremler yaşanıyor, dağlar yerlerinden oynuyor, insanlar doğanın gazabı karşısında kaçışıyor ve saklanmaya çalışıyorlar. dünyanın sonu gelmiş.
tablonun her detayı ayrı muhteşem: kocaman dağların, dünyanın minicik insan figürlerinin üzerine yıkıldığı, karanlık tonların hakim olduğu, şimşeklerin volkanların detayları, kıyametin yaşandığı böyle başarılı bir eseri zaten en güzel john martin çizebilirdi. korkunç ve muhteşem bir eser.
bir tablo da ivan ayvazovski'den gelsin.
the wrath of the seas (1886)
ayvazovski denizleri resmetmede usta bir ressam. kara bulutlar altında, fırtınalı denizde denizin gazabına uğramış çırpınan bir gemi ve denizcileri görüyoruz. sonları pek iyi gözükmüyor.
john martin'in tablosunda olduğu gibi insanların kocaman bulutlar, şimşekler ve dalgalar karşısında çaresiz kalışını görüyoruz. hiddetin ve öfkenin kocaman resmedilmiş olması ve insan figürlerinin minicik kalışındaki tezat pek hoşuma gitti. iki tablo da insanın aslında zannettiği kadar güçlü* olmadığını, doğanın üstünlüğünü anlatıyor bence.
kelimenin kendisiyle ilgili azıcık yorum yapmak isterim. kelime gözüme pek korkunç geliyor, w harfinin kelimeye verdiği güçten dolayı muhtemelen. hiddet de aynı şekilde mesela, iki tane d harfi kullanıldığı için olsa gerek. türkçesi de ingilizcesi de anlamının ağırlığını taşıyan güçlü kelimeler.
konuyu tabii ki sanata bağlayacağım*. kelimeyi tam anlamıyla anlatan çok görkemli iki tablo getirdim. birincisi heybetli ve korkunç manzaraların ustası john martin'den geliyor.
the great day of his wrath (1851-53)sanatçının ''the last judgement'' isimli üçlemesinden* bir parça olan tablo, incil'e göre* kıyamet gününü anlatıyor. dünya yerle bir oluyor: volkanlar patlıyor, depremler yaşanıyor, dağlar yerlerinden oynuyor, insanlar doğanın gazabı karşısında kaçışıyor ve saklanmaya çalışıyorlar. dünyanın sonu gelmiş.
tablonun her detayı ayrı muhteşem: kocaman dağların, dünyanın minicik insan figürlerinin üzerine yıkıldığı, karanlık tonların hakim olduğu, şimşeklerin volkanların detayları, kıyametin yaşandığı böyle başarılı bir eseri zaten en güzel john martin çizebilirdi. korkunç ve muhteşem bir eser.
bir tablo da ivan ayvazovski'den gelsin.
the wrath of the seas (1886)ayvazovski denizleri resmetmede usta bir ressam. kara bulutlar altında, fırtınalı denizde denizin gazabına uğramış çırpınan bir gemi ve denizcileri görüyoruz. sonları pek iyi gözükmüyor.
john martin'in tablosunda olduğu gibi insanların kocaman bulutlar, şimşekler ve dalgalar karşısında çaresiz kalışını görüyoruz. hiddetin ve öfkenin kocaman resmedilmiş olması ve insan figürlerinin minicik kalışındaki tezat pek hoşuma gitti. iki tablo da insanın aslında zannettiği kadar güçlü* olmadığını, doğanın üstünlüğünü anlatıyor bence.
devamını gör...
cahil insanlarla baş etme yolları
hakılısın demek. ne olursa olsun haklısın deyin. işe yaradığını göreceksiniz.
devamını gör...
bir sözlüğü kalitesiz yapan detaylar
gündeminde futbol başlıklarının ilk sıralarda olmasıdır.
devamını gör...
iz bırakan kitap cümleleri
beni bu yaratıkla yalnız bıraktılar sonunda, ama hayır, yalnız bırakmakla kalmadılar, bir hücreye de tıktılar, her şeyden çok korktuğum bu yaratıkla, kendi kendimle. biliyor musun nasıldır insanın kendi eline bırakılması,kendiyle başbaşa kendi insafına terk edilmesi. ille de korkunçtur diyemem ama bu dünyada yaşadığımız en akıl almaz serüvenlerden biridir: insanın kendisiyle yüz yüze gelmesi.
wolfgang borchert-ama fareler uyur geceleyin
wolfgang borchert-ama fareler uyur geceleyin
devamını gör...
bir kadına sen bana bir hediyesin demek
"hediye babandır, kadın kadındır." cevabıyla karşılaşabilirsiniz, uyarayım.
devamını gör...
bayat kek
aklıma kolpaçino da geçen; "hamurun bayatı da, delikanlı adamın aklını alır aklını" repliğini getiren başlık.
ama orda kek bayat değildi, sadece içinde mantar vardı*
ama orda kek bayat değildi, sadece içinde mantar vardı*
devamını gör...
sevgilisi olmadığı halde mutlu olabilen insan
benimdir. her insan bu insan olmalı ancak ne yazık ki hepimiz bunu başaramıyoruz.
devamını gör...
10 yıl önceki kendimize söylemek istediklerimiz
babanın ısrarla söylediği "haklı olmaya değil, mutlu olmaya bak" sözünü ciddiye al. bir şeyler biliyor olabilir, koca adam sonuçta.
devamını gör...
kimsenin gözünde canlanmayan yazar
bir şey kaybettiğini düşünmediğim kişi.
sevdiklerim dahil hiçbir yazar pek gözümde canlanmıyor. bu onları benim için değersiz yapmadığı gibi kendilerini de kendileri için değersiz yapamaz. şu halde bence bunda bir sorun yok.
sevdiklerim dahil hiçbir yazar pek gözümde canlanmıyor. bu onları benim için değersiz yapmadığı gibi kendilerini de kendileri için değersiz yapamaz. şu halde bence bunda bir sorun yok.
devamını gör...
5 dakikada duş alınır mı sorunsalı
o zaman saçınızı kesin efendim.
suyun önemini kavramanızı ve aklınızı başınıza devşirmenizi öneririm zira su, sizin etkileyeceğiniz berkecandan daha önemlidir.
suyun önemini kavramanızı ve aklınızı başınıza devşirmenizi öneririm zira su, sizin etkileyeceğiniz berkecandan daha önemlidir.
devamını gör...
14 mart tıp bayramı
fedakar, cefakar tum tipcilarin bayrami kutlu olsun. zor gunler gecirdik geciriyoruz. bir ara cama çıkıp her akşam alkışladık. sonra gittiler dövdüler falan garip ülkeyiz vesselam.
neyse sözlük ahalisinin sağlık çalışanlarının gunu kutlu olsun.
bu arada arkadaşım (bkz: hipokratın steteskopu) gününü de ayrıca kutlarım.
neyse sözlük ahalisinin sağlık çalışanlarının gunu kutlu olsun.
bu arada arkadaşım (bkz: hipokratın steteskopu) gününü de ayrıca kutlarım.
devamını gör...
devlet lisesi ingilizcesi
bir kardeşimiz yakın zamanda amerikaya gider. ingilizce seviyesi devlet lisesi ıngilizcesi seviyesidir. kısa sürede bulunduğu yerde birkaç kisiyle tanışır ve günün birinde bunlardan biriyle karşılaşır ve muhabbet şöyle gelişir;
amerikalı-good morning.
bizimki -good morning
amerikalı- what's up?
bizimki -of course, ıt's blue.
bizim eleman 'what's up?' sorusunu ilk defa duymuştur ve olduğu gibi çeviri yapmıştır. sonraki günlerde o bölgede bu cevap efsane olur.
amerikalı-good morning.
bizimki -good morning
amerikalı- what's up?
bizimki -of course, ıt's blue.
bizim eleman 'what's up?' sorusunu ilk defa duymuştur ve olduğu gibi çeviri yapmıştır. sonraki günlerde o bölgede bu cevap efsane olur.
devamını gör...

