değişim
kaçınılmaz olandır. deri bile kendini yeniler, yıllar önceki sen görünüş olarak bile olamazsın.
devamını gör...
ali erbaş'ın fahrettin koca'ya posta koyması
devletin bir dili olur. devlette posta koymak hem usülen hem de esasen mümkün değildir. bu durum devlet adabına da uygun değildir.
t_1: posta koyma içermediği için yanlış kelimelerle açılan başlıktır.
t_2: devlet içinde iletişimsizlik olduğunun karinesini barındıran açıklamalardır.
t_1: posta koyma içermediği için yanlış kelimelerle açılan başlıktır.
t_2: devlet içinde iletişimsizlik olduğunun karinesini barındıran açıklamalardır.
devamını gör...
sonrası kalır
edip cansever'in yok saydığı ikindi üstü kitabında yer alan şiirleri dahil olmak üzere tüm şiirlerinin yer aldığı yky tarafından ilk baskısı 2005 yılında yayımlanan iki ciltlik şiir koleksiyonu. koleksiyon ismini edip cansever'in ben buyum, dersin, arkadaş. sevgilim, ben buyum yüreğim vurgun, dişlerim altın ceketim sol omzumda dizeleri ile biten sonrası kalır şiirinden alır ki o şiirin rüştü asyalı tarafından seslendirilişi kana karışan zehir gibi güzeldir. dergilerde yayımlanıp gölgelerde kalmış, cansever'in reddetmesi ile hiç yazılmamış gibi kenara atılmış ve bilinmemek ile lanetlenmiş pek çok güzel şiiri yer alıyor sonrası kalır koleksiyonunda. gönül isterdi ki ikinci cilt cansever'in ama belli ki sonundayız her şeyin, en sonunda dizeleri ile biten acaba şiiri ile noktalansın ama böyle de güzeldir. cansever'in tragedya v'nin iv. bölümünde stepan insan yalnızlaştıkça konuştuğu dil de değişir demişti o yüzden bu koleksiyon türkçe sanılmasın çünkü unutulmuş bir dil ile yazılmıştır cansever'in tüm şiirleri.
vaktinden önce anlamanın şaşkınlığı mı
vaktinde anlamanın sevinci mi
ya da biraz geç kalmanın
o gereksiz tedirginliği mi
hangisi?
ama belli ki sonundayız her şeyin
en sonunda.
vaktinden önce anlamanın şaşkınlığı mı
vaktinde anlamanın sevinci mi
ya da biraz geç kalmanın
o gereksiz tedirginliği mi
hangisi?
ama belli ki sonundayız her şeyin
en sonunda.
devamını gör...
dövme yaptırmak
pişman olanlar için artık dönüşü mümkün olan eylem.
lise ve üniversite yıllarımda çok hevesliydim. dövmemi tasarlamıştım. buna pek uygun bir yaşam tarzım vardı. maddi ve dini olmayan bir nedenden ötürü yaptıramamıştım. sonra hevesimi kaybettim.
yaptırmak isteyenler hiç düşünmeden, referansla gittikleri düzgün bir yerde yaptırsın. bu hayata bir defa geliyorsunuz, tereddütle zaman kaybetmeyin. bir şeyi yapmış olduğunuz için pişman olmak, yapmadığınız için pişman olmaktan iyidir. ayrıca yıllar fikirlerinizi değiştirdiyse dönüşü mevcut. mümkün olduğunca anlamlı olmasına ve korumaya özen gösterin. yakışana yakışıyor.
lise ve üniversite yıllarımda çok hevesliydim. dövmemi tasarlamıştım. buna pek uygun bir yaşam tarzım vardı. maddi ve dini olmayan bir nedenden ötürü yaptıramamıştım. sonra hevesimi kaybettim.
yaptırmak isteyenler hiç düşünmeden, referansla gittikleri düzgün bir yerde yaptırsın. bu hayata bir defa geliyorsunuz, tereddütle zaman kaybetmeyin. bir şeyi yapmış olduğunuz için pişman olmak, yapmadığınız için pişman olmaktan iyidir. ayrıca yıllar fikirlerinizi değiştirdiyse dönüşü mevcut. mümkün olduğunca anlamlı olmasına ve korumaya özen gösterin. yakışana yakışıyor.
devamını gör...
joseph campbell
"girmekten korktuğunuz mağara, aradığınız hazineyi barındırır" diyen amerikalı mitolojisttir. mitoloji ve karşılaştırmalı din konusunda yaptığı çalışmalarla tanınır. the hero with a thousand faces adlı eseri kahramanın sonsuz yolculuğu adıyla çevrilmiştir. kitapta kahramanın yolculuk aşamaları "monomit teorisi" olarak adlandırılan teoriye uygun şekilde anlatılır. tanrının maskeleri adlı dört ciltlik kitabı sırasıyla ilkel mitoloji, doğu mitolijisi, batı mitolojisi, yaratıcı mitoloji adlarını taşımaktadır. keşke ingilizcem bu kitapların orijinalini okumaya yetseydi diyerek yazımı sonlandırıyorum efenim. okudukça güncelleyeceğim *
devamını gör...
türkiye'den seri katil çıkmaması
türkiye'de seri katil olarak hafızaya kazınan isimler hem seri katil tanımına uymaz hem de akıl hastasıdır. seri katil tanımına en uygun isim palu ailesinin damadı vardı ama adını hatırlayamıyorum, o'dur. kurbana tutsaklık hissi vermesi, sürekli şırınga ile kurbanları zehirlemeye çalışması, manipülasyon yeteneği ve kendi başlığında incelenesi birçok özelliği ile seri katil denilmesi mümkündür.
ülkemizden seri katil çıkmama sebebi cinayetlerin namus adı altında işlenmesi. türkiye'de bizlere kodlanan bilgilerden biri namus için cinayet işleyebileceğimizle ilgili. namus denilen şeyin sınırı yok. aldatılmak, ailenden bir kadına küfür edilmesi, yan bakma ya da artık her neyse, her şey namus türk psikopatlar için. namus adı altında işlenen cinayetlerin yine toplum tarafından kabul ediliyor ve destekleniyor olması sebebiyle bizim psikopatlar canı istediği an cinayet işleyebiliyor ve hapis cezası sonrası toplumdan bir süre için ayıklanıyor. çıkıyor, bir cinayet daha, yine hapis. adamın bu şekilde 6 kurbanı oluyor ve elbette seri katil demek mümkün olmuyor.
bir diğer neden türkiye'de akrabalık ilişkileri coşmuş durumda. bir cinayet işlemek için araba, ev ve kurbanı öldürmek, işkence etmek ya da artık ne yapacaksan bunlar için bir alan lazım. adamlar yaşlı anası babası ile yaşıyor. fakiriz. cinayet işlediği an duyuluyor. yine hop hapis.
yani bizimkiler cinayetlerini güya namus adı altında işlediği için seri katil olamıyor. başka bir ülke vatandaşı cinayet bahanesi olarak namusu kullanabilir mi? hayır. bu sebeple tahrik indirimi alır mı? daha neler. öldürmeye karar veren çıkıyor dışarı, anneme küfür etti diyor, bıçaklıyor. bu namus denilen şey tamamen unutulduğu zaman her yıl en az 12 seri katil garanti çıkarırız, şu an mümkün değil.
ülkemizden seri katil çıkmama sebebi cinayetlerin namus adı altında işlenmesi. türkiye'de bizlere kodlanan bilgilerden biri namus için cinayet işleyebileceğimizle ilgili. namus denilen şeyin sınırı yok. aldatılmak, ailenden bir kadına küfür edilmesi, yan bakma ya da artık her neyse, her şey namus türk psikopatlar için. namus adı altında işlenen cinayetlerin yine toplum tarafından kabul ediliyor ve destekleniyor olması sebebiyle bizim psikopatlar canı istediği an cinayet işleyebiliyor ve hapis cezası sonrası toplumdan bir süre için ayıklanıyor. çıkıyor, bir cinayet daha, yine hapis. adamın bu şekilde 6 kurbanı oluyor ve elbette seri katil demek mümkün olmuyor.
bir diğer neden türkiye'de akrabalık ilişkileri coşmuş durumda. bir cinayet işlemek için araba, ev ve kurbanı öldürmek, işkence etmek ya da artık ne yapacaksan bunlar için bir alan lazım. adamlar yaşlı anası babası ile yaşıyor. fakiriz. cinayet işlediği an duyuluyor. yine hop hapis.
yani bizimkiler cinayetlerini güya namus adı altında işlediği için seri katil olamıyor. başka bir ülke vatandaşı cinayet bahanesi olarak namusu kullanabilir mi? hayır. bu sebeple tahrik indirimi alır mı? daha neler. öldürmeye karar veren çıkıyor dışarı, anneme küfür etti diyor, bıçaklıyor. bu namus denilen şey tamamen unutulduğu zaman her yıl en az 12 seri katil garanti çıkarırız, şu an mümkün değil.
devamını gör...
kocasının en yakın arkadaşıyla yatan kadın
gelmeye başladı seks * makineleri geç kaldınız.
devamını gör...
piraye için yazılmış saat 21-22 şiirleri
nazım usta'nın piraye hanımefendi'ye yine içine bolca solculuk ve dava sosları ekleyerek, hapishanede yazdığı şiirleri. 5 ekim benim favorim, herkesin bir popisi var. ha unutmadan, başlık bir bengaripsengüzeldünyaumutlu uktesi.*
ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...
ne güzel şey hatırlamak seni :
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi istanbul toprağının...
içimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti...
parmakların ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti :
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak
koyu bir karanlık...
ne güzel şey hatırlamak seni,
yazmak sana dair,
hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek :
filânca gün, falanca yerde söylediğin söz,
kendisi değil
edasındaki dünya...
ne güzel şey hatırlamak seni.
sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine :
bir çekmece
bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.
ve hemen
fırlayarak yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin sütbeyaz maviliğine
sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...
ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...
20 eylül 1945
bu geç vakit
bu sonbahar gecesinde
kelimelerinle doluyum;
zaman gibi, madde gibi ebedî,
göz gibi çıplak,
el gibi ağır
ve yıldızlar gibi pırıl pırıl
kelimeler.
kelimelerin geldiler bana,
yüreğinden, kafandan, etindendiler.
kelimelerin getirdiler seni,
onlar : ana,
onlar : kadın
ve yoldaş olan...
mahzundular, acıydılar, sevinçli, umutlu, kahramandılar,
kelimelerin insandılar...
21 eylül 1945
oğlumuz hasta,
babası hapiste,
senin yorgun ellerinde ağır başın,
dünyanın hali gibi halimiz...
insanlar, daha güzel günlere insanları taşır,
oğlumuz iyileşir,
babası çıkar hapisten,
güler senin altın gözlerinin içi,
dünyanın hali gibi halimiz...
22 eylül 1945
kitap okurum :
içinde sen varsın,
şarkı dinlerim :
içinde sen.
oturdum ekmeğimi yerim :
karşımda sen oturursun,
çalışırım :
karşımda sen.
sen ki, her yerde «hâzırı nâzır»ımsın,
konuşamayız seninle,
duyamayız sesini birbirimizin :
sen benim sekiz yıldır dul karımsın...
23 eylül 1945
o şimdi ne yapıyor
şu anda şimdi, şimdi?
evde mi, sokakta mı,
çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
kolunu kaldırmış olabilir,
— hey gülüm,
beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi!...—
o şimdi ne yapıyor,
şu anda, şimdi, şimdi?
belki dizinde bir kedi yavrusu var,
okşuyor.
belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir,
— her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren
sevgili, canımın içi ayaklar!...—
ve ne düşünüyor
beni mi?
yoksa
ne bileyim
fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi?
yahut, insanların çoğunun
neden böyle bedbaht olduğunu mu?
o şimdi ne düşünüyor,
şu anda, şimdi, şimdi?...
24 eylül 1945
en güzel deniz :
henüz gidilmemiş olanıdır.
en güzel çocuk :
henüz büyümedi.
en güzel günlerimiz :
henüz yaşamadıklarımız.
ve sana söylemek istediğim en güzel söz :
henüz söylememiş olduğum sözdür...
25 eylül 1945
saat 21.
meydan yerinde kampana vurdu,
nerdeyse koğuşların kapıları kapanır.
bu sefer hapislik uzun sürdü biraz :
8 yıl...
yaşamak : ümitli bir iştir, sevgilim,
yaşamak :
seni sevmek gibi ciddî bir iştir...
26 eylül 1945
bizi esir ettiler,
bizi hapse attılar :
beni duvarların içinde,
seni duvarların dışında.
ufak iş bizimkisi.
asıl en kötüsü :
bilerek, bilmeyerek
hapisaneyi insanın kendi içinde taşıması...
insanların birçoğu bu hale düşürülmüş,
namuslu, çalışkan, iyi insanlar
ve seni sevdiğim kadar sevilmeye lâyık...
30 eylül 1945
seni düşünmek güzel şey
ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey.
fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil
şarkı söylemek istiyorum...
1 ekim 1945
dağın üstünde :
akşam güneşiyle yüklü olan bir bulut var dağın üstünde.
bugün de :
sensiz, yani yarı yarıya dünyasız geçti bugün de.
birazdan açar
kırmızı kırmızı :
gecesefaları birazdan açar kırmızı kırmızı.
taşır havamızda sessiz, cesur kanatlar
vatandan ayrılığa benzeyen ayrılığımızı...
2 ekim 1945
rüzgâr akar gider,
aynı kiraz dalı bir kere bile sallanmaz aynı rüzgârla.
ağaçta kuşlar cıvıldaşır :
kanatlar uçmak ister.
kapı kapalı :
zorlayıp açmak ister.
ben seni isterim :
senin gibi güzel,
dost
ve sevgili olsun hayat...
biliyorum henüz bitmedi
sefaletin ziyafeti...
bitecek fakat...
5 ekim 1945
ikimiz de biliyoruz, sevgilim,
öğrettiler :
aç kalmayı, üşümeyi,
yorgunluğu ölesiye
ve birbirimizden ayrı düşmeyi.
henüz öldürmek zorunda bırakılmadık
ve öldürülmek işi geçmedi başımızdan.
ikimiz de biliyoruz, sevgilim,
öğretebiliriz :
dövüşmeyi insanlarımız için
ve her gün biraz daha candan
biraz daha iyi
sevmeyi...
6 ekim 1945
bulutlar geçiyor : haberlerle yüklü, ağır.
buruşuyor hâlâ gelmeyen mektup avucumda.
yürek kirpiklerin ucunda
uzayıp giden toprak uğurlanır.
benim bağırasım gelir : — «p î r â y e ,
p î r â y e !...» — diye...
7 ekim 1945
insan çığlıkları geçti geceleyin açık denizleri
rüzgâr-
-larla.
dolaşmak tehlikeli hâlâ
geceleyin açık denizleri...
altı yıldır sürülmedi bu tarla,
duruyor olduğu gibi tank paletlerinin izleri.
tank paletlerinin izleri
kapanır bu kış karla.
ah, gözümün nuru, gözümün nuru,
yine yalan söylüyor antenler :
alın teri tacirleri kapatabilsin diye defteri yüzde yüz kârla.
fakat ezrailin sofrasından dönenler
döndüler verilmiş kararlarla...
8 ekim 1945
çekilmez bir adam oldum yine :
uykusuz, aksi, nâlet.
bir bakıyorsun ki
ana avrat söver gibi, azgın bir hayvanı döver gibi bugün çalışıyorum,
sonra bir de bakıyorsun ki
ağzımda sönük bir cıgara gibi tembel bir türkü
sabahtan akşama kadar sırtüstü yatıyorum ertesi gün.
ve beni çileden çıkartıyor büsbütün
kendime karşı duyduğum nefret
ve merhamet...
çekilmez bir adam oldum yine :
uykusuz, aksi, nâlet.
yine her seferki gibi haksızım.
sebep yok,
olması da imkânsız.
bu yaptığım iş ayıp
rezalet.
fakat elimde değil
seni kıskanıyorum
beni affet...
9 ekim 1945
dün gece rüyama girdin :
dizimin dibinde oturuyormuşun.
başını kaldırdın, kocaman, sarı gözlerini bana çevirdin.
bir şeyler soruyormuşun.
ıslak dudakların kapanıp açılıyor,
sesini duymuyorum ama.
gecenin içinde bir yerlerde aydınlık bir haber gibi saat çalıyor.
havada fısıltısı başsızlığın ve sonsuzluğun.
kırmızı kafesinde, kanaryamın : «memo»mun türküsü,
sürülmüş bir tarlada toprağı itip yükselen tohumların çıtırdısı
ve bir kalabalığın haklı ve muzaffer uğultusu geliyor kulağıma.
senin ıslak dudakların hep öyle açılıp kapanıyor
sesini duymuyorum ama...
kahrederek uyandım.
kitabın üstünde uyuyakalmışım meğer.
düşünüyorum :
yoksa senin miydi bütün o sesler?
10 ekim 1945
gözlerine bakarken
güneşli bir toprak kokusu vuruyor başıma,
bir buğday tarlasında, ekinlerin içinde kayboluyorum...
yeşil pırıltılarla uçsuz bucaksız bir uçurum,
durup dinlenmeden değişen ebedî madde gibi gözlerin :
sırrını her gün bir parça veren
fakat hiçbir zaman
büsbütün teslim olmayacak olan...
18 ekim 1945
kale kapısından çıkarken ölümle buluşmak üzre,
son defa dönüp baktığımızda şehre,
sevgilim, şu sözleri söyleyebileceğiz :
«— pek de öyle güldürmedinse de yüzümüzü,
çalıştık gücümüzün yettiği kadar
seni bahtiyar
kılalım diye.
devam ediyor bahtiyarlığa doğru gidişin,
devam ediyor hayat.
içimiz rahat,
gönlümüzde hak edilmiş ekmeğine doymuşluk,
gözümüzde ışığından ayrılmanın kederi,
işte geldik gidiyoruz
şen olasın halep şehri...»
27 ekim 1945
bir elmanın yarısı biz
yarısı bu koskoca dünya.
bir elmanın yarısı biz
yarısı insanlarımız.
bir elmanın yarısı sen
yarısı ben
ikimiz...
28 ekim 1945
ıtır saksısında artan koku,
denizlerde uğultular
ve işte dolgun bulutları ve akıllı toprağıyla sonbahar...
sevgilim,
yaş kemâlini buldu.
bana öyle gelir ki
belki bin yıllık bir ömrün macerası geçti başımızdan.
ama biz hâlâ
güneşin altında el ele yalnayak koşan
hayran gözlü çocuklarız...
5 kasım 1945
çiçekli badem ağaçlarını unut.
değmez,
bu bahiste
geri gelmesi mümkün olmayan hatırlanmamalı.
ıslak saçlarını güneşte kurut :
olgun meyvelerin baygınlığıyla pırıldasın
nemli, ağır kızıltılar...
sevgilim, sevgilim,
mevsim
sonbahar...
8 kasım 1945
uzaktaki şehrimin damları üzerinden
ve marmara denizinin dibinden geçip
sonbahar topraklarını aşarak
olgun ve ıslak
geldi sesin.
bu, üç dakikalık bir zamandı.
sonra, telefon simsiyah kapandı...
12 kasım 1945
damardan boşanan kan gibi ılık ve uğultulu
son lodoslar esmeye başladı.
havayı dinliyorum :
nabız yavaşladı.
uludağda, zirvede kar
ve kirezli-yaylada şahane ve şipşirin yatmış uykudadır
kırmızı kestane yapraklarının üstünde ayılar.
ovada kavaklar soyunuyor.
ipekböceği tohumları kışlaklarına gitti gidecek,
sonbahar bitti bitecek,
nerdeyse girecek gebe-uykularına toprak.
ve biz yine bir kış daha geçireceğiz :
büyük öfkemizin içinde
ve mukaddes ümidimizin ateşinde ısınarak...
13 kasım 1945
tarif kabul etmez, — diyorlar, — istanbulun sefaleti,
milleti, — diyorlar, — kırıp geçirdi açlık,
verem illeti, — diyorlar, — diz boyu.
şu kadarcık kız çocuklarını, — diyorlar, —
yangın yerlerinde, sinema localarında...
. . . . .
. . . . . . . . .
kara haberler geliyor uzaktaki şehrimden :
namuslu, çalışkan, fakir insanların şehri —
sahici istanbulum,
sevgilim, senin mekânın olan
ve nereye sürülsem, hangi hapiste yatsam
sırtımda, torbamın içinde götürdüğüm
ve evlât acısı gibi yüreğimde,
senin hayalin gibi gözlerimde taşıdığım şehir...
20 kasım 1945
saksılarda hâlâ tek tük karanfil bulunursa da
ovada güz nadasları yapıldı çoktan,
tohum saçılıyor.
ve zeytin devşirilmekte.
bir yandan kışa girilmekte,
bir yandan bahar fidelerine yer açılıyor.
bense hasretinle dolu
ve büyük yolculukların sabırsızlığıyla yüklü
yatıyorum demirli bir şilep gibi bursada...
1945 yılı aralık ayının dördü
ilk göz göze geldiğimiz günkü elbiseni çıkar sandıktan,
giyin, kuşan,
benze bahar ağaçlarına...
hapisten
mektubun içinde yolladığım karanfili tak saçlarına,
kaldır, öpülesi çizgilerle kırışık beyaz, geniş alnını,
böyle bir günde yılgın ve kederli değil,
ne münasebet,
böyle bir günde bir isyan bayrağı gibi güzel olmalı nâzım hikmetin
kadını...
5 aralık 1945
delindi sintine,
esirler parçalamakta pırangaları.
yıldız-poyrazdır esen,
tekneyi kayaların üstüne atacak.
bu dünya, bu korsan gemisi batacaktır,
taş çatlasa batacak.
ve senin alnın gibi hür, ferah ve ümitli bir âlem
kuracağız pirâyem...
6 aralık 1945
onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,
akar suyun,
meyve çağında ağacın,
serpilip gelişen hayatın düşmanı.
çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına :
— çürüyen diş, dökülen et —,
bir daha geri dönmemek üzre yıkılıp gidecekler.
ve elbette ki, sevgilim, elbet,
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle : işçi tulumuyla
bu güzelim memlekette hürriyet...
7 aralık 1945
bursada havlucu recebe,
karabük fabrikasında tesviyeci hasana düşman,
fakir-köylü hatçe kadına,
ırgat süleymana düşman,
sana düşman, bana düşman,
düşünen insana düşman,
vatan ki bu insanların evidir,
sevgilim, onlar vatana düşman...
12 aralık 1945
ağaçlar ovada son bir gayretle pırıldamakta :
pul pul altın
bakır
tunç ve tahta...
öküzlerin ayakları yaş toprağa gömülüyor yumuşacık.
ve dağlar dumana batık
kurşunî, sırılsıklam...
tamam,
sonbahar belki bugün bitti artık.
yaban kazları hızla gelip geçti demin
herhal iznik gölüne gidiyorlar.
havada serin
havada is kokusu gibi bir şey :
havada kar kokusu var...
şimdi dışarda olmak,
dörtnala sürmek dağlara doğru atı.
«— ata binmesini de bilmezsin,» —- diyeceksin ama
şakayı bırak ve kıskanma,
yeni bir huy edindim hapiste :
seni sevdiğim kadar değilse de
hemen hemen ona yakın seviyorum tabiatı...
ve ikiniz de uzaktasınız...
13 aralık 1945
gece kar birdenbire bastırmış.
bembeyaz dallardan dağılan kargalarla başladı sabah.
göz alabildiğine bursa ovasında kış :
başsızlık ve sonsuzluk geliyor akla.
sevgilim,
değişti mevsim
çekişen gelişmelerden sonra bir sıçramakla.
ve karın altında mağrur
hamarat
sürüp gidiyor hayat...
14 aralık 1945
hay aksi lânet, fena bastırdı kış...
sen ve namuslu istanbulum ne haldesiniz kim bilir?
kömürün var mı?
odun alabildin mi?
camların kıyısına gazete kâadı yapıştır.
gece erkenden yatağa gir.
evde de satılacak bir şey kalmamıştır.
yarı aç, yarı tok üşümek :
dünyada, memleketimizde ve şehrimizde
bu işte de çoğunluk bizde...
ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...
ne güzel şey hatırlamak seni :
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi istanbul toprağının...
içimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti...
parmakların ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti :
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak
koyu bir karanlık...
ne güzel şey hatırlamak seni,
yazmak sana dair,
hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek :
filânca gün, falanca yerde söylediğin söz,
kendisi değil
edasındaki dünya...
ne güzel şey hatırlamak seni.
sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine :
bir çekmece
bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.
ve hemen
fırlayarak yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin sütbeyaz maviliğine
sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...
ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...
20 eylül 1945
bu geç vakit
bu sonbahar gecesinde
kelimelerinle doluyum;
zaman gibi, madde gibi ebedî,
göz gibi çıplak,
el gibi ağır
ve yıldızlar gibi pırıl pırıl
kelimeler.
kelimelerin geldiler bana,
yüreğinden, kafandan, etindendiler.
kelimelerin getirdiler seni,
onlar : ana,
onlar : kadın
ve yoldaş olan...
mahzundular, acıydılar, sevinçli, umutlu, kahramandılar,
kelimelerin insandılar...
21 eylül 1945
oğlumuz hasta,
babası hapiste,
senin yorgun ellerinde ağır başın,
dünyanın hali gibi halimiz...
insanlar, daha güzel günlere insanları taşır,
oğlumuz iyileşir,
babası çıkar hapisten,
güler senin altın gözlerinin içi,
dünyanın hali gibi halimiz...
22 eylül 1945
kitap okurum :
içinde sen varsın,
şarkı dinlerim :
içinde sen.
oturdum ekmeğimi yerim :
karşımda sen oturursun,
çalışırım :
karşımda sen.
sen ki, her yerde «hâzırı nâzır»ımsın,
konuşamayız seninle,
duyamayız sesini birbirimizin :
sen benim sekiz yıldır dul karımsın...
23 eylül 1945
o şimdi ne yapıyor
şu anda şimdi, şimdi?
evde mi, sokakta mı,
çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
kolunu kaldırmış olabilir,
— hey gülüm,
beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi!...—
o şimdi ne yapıyor,
şu anda, şimdi, şimdi?
belki dizinde bir kedi yavrusu var,
okşuyor.
belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir,
— her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren
sevgili, canımın içi ayaklar!...—
ve ne düşünüyor
beni mi?
yoksa
ne bileyim
fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi?
yahut, insanların çoğunun
neden böyle bedbaht olduğunu mu?
o şimdi ne düşünüyor,
şu anda, şimdi, şimdi?...
24 eylül 1945
en güzel deniz :
henüz gidilmemiş olanıdır.
en güzel çocuk :
henüz büyümedi.
en güzel günlerimiz :
henüz yaşamadıklarımız.
ve sana söylemek istediğim en güzel söz :
henüz söylememiş olduğum sözdür...
25 eylül 1945
saat 21.
meydan yerinde kampana vurdu,
nerdeyse koğuşların kapıları kapanır.
bu sefer hapislik uzun sürdü biraz :
8 yıl...
yaşamak : ümitli bir iştir, sevgilim,
yaşamak :
seni sevmek gibi ciddî bir iştir...
26 eylül 1945
bizi esir ettiler,
bizi hapse attılar :
beni duvarların içinde,
seni duvarların dışında.
ufak iş bizimkisi.
asıl en kötüsü :
bilerek, bilmeyerek
hapisaneyi insanın kendi içinde taşıması...
insanların birçoğu bu hale düşürülmüş,
namuslu, çalışkan, iyi insanlar
ve seni sevdiğim kadar sevilmeye lâyık...
30 eylül 1945
seni düşünmek güzel şey
ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey.
fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil
şarkı söylemek istiyorum...
1 ekim 1945
dağın üstünde :
akşam güneşiyle yüklü olan bir bulut var dağın üstünde.
bugün de :
sensiz, yani yarı yarıya dünyasız geçti bugün de.
birazdan açar
kırmızı kırmızı :
gecesefaları birazdan açar kırmızı kırmızı.
taşır havamızda sessiz, cesur kanatlar
vatandan ayrılığa benzeyen ayrılığımızı...
2 ekim 1945
rüzgâr akar gider,
aynı kiraz dalı bir kere bile sallanmaz aynı rüzgârla.
ağaçta kuşlar cıvıldaşır :
kanatlar uçmak ister.
kapı kapalı :
zorlayıp açmak ister.
ben seni isterim :
senin gibi güzel,
dost
ve sevgili olsun hayat...
biliyorum henüz bitmedi
sefaletin ziyafeti...
bitecek fakat...
5 ekim 1945
ikimiz de biliyoruz, sevgilim,
öğrettiler :
aç kalmayı, üşümeyi,
yorgunluğu ölesiye
ve birbirimizden ayrı düşmeyi.
henüz öldürmek zorunda bırakılmadık
ve öldürülmek işi geçmedi başımızdan.
ikimiz de biliyoruz, sevgilim,
öğretebiliriz :
dövüşmeyi insanlarımız için
ve her gün biraz daha candan
biraz daha iyi
sevmeyi...
6 ekim 1945
bulutlar geçiyor : haberlerle yüklü, ağır.
buruşuyor hâlâ gelmeyen mektup avucumda.
yürek kirpiklerin ucunda
uzayıp giden toprak uğurlanır.
benim bağırasım gelir : — «p î r â y e ,
p î r â y e !...» — diye...
7 ekim 1945
insan çığlıkları geçti geceleyin açık denizleri
rüzgâr-
-larla.
dolaşmak tehlikeli hâlâ
geceleyin açık denizleri...
altı yıldır sürülmedi bu tarla,
duruyor olduğu gibi tank paletlerinin izleri.
tank paletlerinin izleri
kapanır bu kış karla.
ah, gözümün nuru, gözümün nuru,
yine yalan söylüyor antenler :
alın teri tacirleri kapatabilsin diye defteri yüzde yüz kârla.
fakat ezrailin sofrasından dönenler
döndüler verilmiş kararlarla...
8 ekim 1945
çekilmez bir adam oldum yine :
uykusuz, aksi, nâlet.
bir bakıyorsun ki
ana avrat söver gibi, azgın bir hayvanı döver gibi bugün çalışıyorum,
sonra bir de bakıyorsun ki
ağzımda sönük bir cıgara gibi tembel bir türkü
sabahtan akşama kadar sırtüstü yatıyorum ertesi gün.
ve beni çileden çıkartıyor büsbütün
kendime karşı duyduğum nefret
ve merhamet...
çekilmez bir adam oldum yine :
uykusuz, aksi, nâlet.
yine her seferki gibi haksızım.
sebep yok,
olması da imkânsız.
bu yaptığım iş ayıp
rezalet.
fakat elimde değil
seni kıskanıyorum
beni affet...
9 ekim 1945
dün gece rüyama girdin :
dizimin dibinde oturuyormuşun.
başını kaldırdın, kocaman, sarı gözlerini bana çevirdin.
bir şeyler soruyormuşun.
ıslak dudakların kapanıp açılıyor,
sesini duymuyorum ama.
gecenin içinde bir yerlerde aydınlık bir haber gibi saat çalıyor.
havada fısıltısı başsızlığın ve sonsuzluğun.
kırmızı kafesinde, kanaryamın : «memo»mun türküsü,
sürülmüş bir tarlada toprağı itip yükselen tohumların çıtırdısı
ve bir kalabalığın haklı ve muzaffer uğultusu geliyor kulağıma.
senin ıslak dudakların hep öyle açılıp kapanıyor
sesini duymuyorum ama...
kahrederek uyandım.
kitabın üstünde uyuyakalmışım meğer.
düşünüyorum :
yoksa senin miydi bütün o sesler?
10 ekim 1945
gözlerine bakarken
güneşli bir toprak kokusu vuruyor başıma,
bir buğday tarlasında, ekinlerin içinde kayboluyorum...
yeşil pırıltılarla uçsuz bucaksız bir uçurum,
durup dinlenmeden değişen ebedî madde gibi gözlerin :
sırrını her gün bir parça veren
fakat hiçbir zaman
büsbütün teslim olmayacak olan...
18 ekim 1945
kale kapısından çıkarken ölümle buluşmak üzre,
son defa dönüp baktığımızda şehre,
sevgilim, şu sözleri söyleyebileceğiz :
«— pek de öyle güldürmedinse de yüzümüzü,
çalıştık gücümüzün yettiği kadar
seni bahtiyar
kılalım diye.
devam ediyor bahtiyarlığa doğru gidişin,
devam ediyor hayat.
içimiz rahat,
gönlümüzde hak edilmiş ekmeğine doymuşluk,
gözümüzde ışığından ayrılmanın kederi,
işte geldik gidiyoruz
şen olasın halep şehri...»
27 ekim 1945
bir elmanın yarısı biz
yarısı bu koskoca dünya.
bir elmanın yarısı biz
yarısı insanlarımız.
bir elmanın yarısı sen
yarısı ben
ikimiz...
28 ekim 1945
ıtır saksısında artan koku,
denizlerde uğultular
ve işte dolgun bulutları ve akıllı toprağıyla sonbahar...
sevgilim,
yaş kemâlini buldu.
bana öyle gelir ki
belki bin yıllık bir ömrün macerası geçti başımızdan.
ama biz hâlâ
güneşin altında el ele yalnayak koşan
hayran gözlü çocuklarız...
5 kasım 1945
çiçekli badem ağaçlarını unut.
değmez,
bu bahiste
geri gelmesi mümkün olmayan hatırlanmamalı.
ıslak saçlarını güneşte kurut :
olgun meyvelerin baygınlığıyla pırıldasın
nemli, ağır kızıltılar...
sevgilim, sevgilim,
mevsim
sonbahar...
8 kasım 1945
uzaktaki şehrimin damları üzerinden
ve marmara denizinin dibinden geçip
sonbahar topraklarını aşarak
olgun ve ıslak
geldi sesin.
bu, üç dakikalık bir zamandı.
sonra, telefon simsiyah kapandı...
12 kasım 1945
damardan boşanan kan gibi ılık ve uğultulu
son lodoslar esmeye başladı.
havayı dinliyorum :
nabız yavaşladı.
uludağda, zirvede kar
ve kirezli-yaylada şahane ve şipşirin yatmış uykudadır
kırmızı kestane yapraklarının üstünde ayılar.
ovada kavaklar soyunuyor.
ipekböceği tohumları kışlaklarına gitti gidecek,
sonbahar bitti bitecek,
nerdeyse girecek gebe-uykularına toprak.
ve biz yine bir kış daha geçireceğiz :
büyük öfkemizin içinde
ve mukaddes ümidimizin ateşinde ısınarak...
13 kasım 1945
tarif kabul etmez, — diyorlar, — istanbulun sefaleti,
milleti, — diyorlar, — kırıp geçirdi açlık,
verem illeti, — diyorlar, — diz boyu.
şu kadarcık kız çocuklarını, — diyorlar, —
yangın yerlerinde, sinema localarında...
. . . . .
. . . . . . . . .
kara haberler geliyor uzaktaki şehrimden :
namuslu, çalışkan, fakir insanların şehri —
sahici istanbulum,
sevgilim, senin mekânın olan
ve nereye sürülsem, hangi hapiste yatsam
sırtımda, torbamın içinde götürdüğüm
ve evlât acısı gibi yüreğimde,
senin hayalin gibi gözlerimde taşıdığım şehir...
20 kasım 1945
saksılarda hâlâ tek tük karanfil bulunursa da
ovada güz nadasları yapıldı çoktan,
tohum saçılıyor.
ve zeytin devşirilmekte.
bir yandan kışa girilmekte,
bir yandan bahar fidelerine yer açılıyor.
bense hasretinle dolu
ve büyük yolculukların sabırsızlığıyla yüklü
yatıyorum demirli bir şilep gibi bursada...
1945 yılı aralık ayının dördü
ilk göz göze geldiğimiz günkü elbiseni çıkar sandıktan,
giyin, kuşan,
benze bahar ağaçlarına...
hapisten
mektubun içinde yolladığım karanfili tak saçlarına,
kaldır, öpülesi çizgilerle kırışık beyaz, geniş alnını,
böyle bir günde yılgın ve kederli değil,
ne münasebet,
böyle bir günde bir isyan bayrağı gibi güzel olmalı nâzım hikmetin
kadını...
5 aralık 1945
delindi sintine,
esirler parçalamakta pırangaları.
yıldız-poyrazdır esen,
tekneyi kayaların üstüne atacak.
bu dünya, bu korsan gemisi batacaktır,
taş çatlasa batacak.
ve senin alnın gibi hür, ferah ve ümitli bir âlem
kuracağız pirâyem...
6 aralık 1945
onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,
akar suyun,
meyve çağında ağacın,
serpilip gelişen hayatın düşmanı.
çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına :
— çürüyen diş, dökülen et —,
bir daha geri dönmemek üzre yıkılıp gidecekler.
ve elbette ki, sevgilim, elbet,
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle : işçi tulumuyla
bu güzelim memlekette hürriyet...
7 aralık 1945
bursada havlucu recebe,
karabük fabrikasında tesviyeci hasana düşman,
fakir-köylü hatçe kadına,
ırgat süleymana düşman,
sana düşman, bana düşman,
düşünen insana düşman,
vatan ki bu insanların evidir,
sevgilim, onlar vatana düşman...
12 aralık 1945
ağaçlar ovada son bir gayretle pırıldamakta :
pul pul altın
bakır
tunç ve tahta...
öküzlerin ayakları yaş toprağa gömülüyor yumuşacık.
ve dağlar dumana batık
kurşunî, sırılsıklam...
tamam,
sonbahar belki bugün bitti artık.
yaban kazları hızla gelip geçti demin
herhal iznik gölüne gidiyorlar.
havada serin
havada is kokusu gibi bir şey :
havada kar kokusu var...
şimdi dışarda olmak,
dörtnala sürmek dağlara doğru atı.
«— ata binmesini de bilmezsin,» —- diyeceksin ama
şakayı bırak ve kıskanma,
yeni bir huy edindim hapiste :
seni sevdiğim kadar değilse de
hemen hemen ona yakın seviyorum tabiatı...
ve ikiniz de uzaktasınız...
13 aralık 1945
gece kar birdenbire bastırmış.
bembeyaz dallardan dağılan kargalarla başladı sabah.
göz alabildiğine bursa ovasında kış :
başsızlık ve sonsuzluk geliyor akla.
sevgilim,
değişti mevsim
çekişen gelişmelerden sonra bir sıçramakla.
ve karın altında mağrur
hamarat
sürüp gidiyor hayat...
14 aralık 1945
hay aksi lânet, fena bastırdı kış...
sen ve namuslu istanbulum ne haldesiniz kim bilir?
kömürün var mı?
odun alabildin mi?
camların kıyısına gazete kâadı yapıştır.
gece erkenden yatağa gir.
evde de satılacak bir şey kalmamıştır.
yarı aç, yarı tok üşümek :
dünyada, memleketimizde ve şehrimizde
bu işte de çoğunluk bizde...
devamını gör...
evcil hayvanı olan yazarlar
uc kedisi, iki kopegi bir de atı olan bendeniz de var.
devamını gör...
kadir mısıroğlu
zavallı kelimesini dahi ona çok göreceğimiz, din kisvesi altında halkı yobazlığa, kutuplaştırmaya, atatürk'ümüze düşmanlığa sürüklemeye çalışan; sapık zihniyetli ruh hastasının tekiydi*. velhasıl ateşi bol olsun..
devamını gör...
sözlük radyosu
acilen yayına girmesi gerekenler
aşağıdakilerin herhangi birine destek verebilrim..
1- kafa metal (az laf çok müzik)
2- kafa deep house (hiç laf bol set ver seti girsin saat 00.00 da gerisi bizde)
3- kafa spor (haftalık analizler yorumlalamar)
4- kafa ile gel de coşma (90 lar pop)
5- kafa tribute (ülkede belli grupların tribute kayıtları çalınsın)
6- kafa diyalog (2 kişinin genel konular üzerine ***şak muhabbet ç.evirdiği bizimde eğlendiğimiz içerik)
7- kafası fesat ( yastık altı sohbetleri)
8- kafa kadın (sadece 2 kadının erkeklere ilgi uyandıran ama kadın konuları üzerine genel sohbeti)
9- kafarazi (1 kadın ve 1 erkek tarafından, karşılıklı ilişkiler ve diğer konular üzerine sohbetleri)
10- kafasız kafa ( yazarların yaptığı mallıklar üzerine dönen sohbet ağır ***şak içeriri)
11- kafası karışık (sözlükğün ilişki koçu) (aklım kaşınmak gereksizinden daha iyi olacağı kesin)
12- kafa sesi (düşün ki o burayı dinliyor - düşün ki o bunu okuyorun sesli hali)
edit = kendime iş yaratıyorum ne var yani.
aşağıdakilerin herhangi birine destek verebilrim..
1- kafa metal (az laf çok müzik)
2- kafa deep house (hiç laf bol set ver seti girsin saat 00.00 da gerisi bizde)
3- kafa spor (haftalık analizler yorumlalamar)
4- kafa ile gel de coşma (90 lar pop)
5- kafa tribute (ülkede belli grupların tribute kayıtları çalınsın)
6- kafa diyalog (2 kişinin genel konular üzerine ***şak muhabbet ç.evirdiği bizimde eğlendiğimiz içerik)
7- kafası fesat ( yastık altı sohbetleri)
8- kafa kadın (sadece 2 kadının erkeklere ilgi uyandıran ama kadın konuları üzerine genel sohbeti)
9- kafarazi (1 kadın ve 1 erkek tarafından, karşılıklı ilişkiler ve diğer konular üzerine sohbetleri)
10- kafasız kafa ( yazarların yaptığı mallıklar üzerine dönen sohbet ağır ***şak içeriri)
11- kafası karışık (sözlükğün ilişki koçu) (aklım kaşınmak gereksizinden daha iyi olacağı kesin)
12- kafa sesi (düşün ki o burayı dinliyor - düşün ki o bunu okuyorun sesli hali)
edit = kendime iş yaratıyorum ne var yani.
devamını gör...
yazarların koleksiyonunu yaptığı şeyler
dert. hiç bitmiyor mübarek. biri biterken yenisi başlıyor.
devamını gör...
piedra ırmağı'nın kıyısında oturdum ağladım
anlamsız bir şekilde ilk okuduğumda ağladığım kitaptır.
ayrıca ismi beni çok etkileyen bir kitap, paulo coelho’yu bu kitapla tanımıştım.
edit: kitabı okuduktan sonra yıllarca elime almamıştım. tanımı yaptıktan sonra bir bakayım beğendiğim alıntıları neydi dedim. kitap arasında 3 dolar çıktı.* zengin oldum ey sözlük.
inanmayanlar için : buradan
ayrıca ismi beni çok etkileyen bir kitap, paulo coelho’yu bu kitapla tanımıştım.
edit: kitabı okuduktan sonra yıllarca elime almamıştım. tanımı yaptıktan sonra bir bakayım beğendiğim alıntıları neydi dedim. kitap arasında 3 dolar çıktı.* zengin oldum ey sözlük.
inanmayanlar için : buradan
devamını gör...
hachiko
saf bir sevgi , saf bir vefanın hikayesi.
richard gere ve joan allen'in başrol olarak yer aldığı 2009 çıkışlı filmdir. kurgu olsa da japonya'da yaşanmış bir hikayeyi izleyicilere aktarmıştır.
izlemeden önce hikayeyi hiç bilmeden izlemiştim. filmin sonunda yaşanmış bir hikaye olduğunun anlatılıp hachikonun gerçek fotoğraflarının da gösterilmesi beni çok etkilemişti.
bu köpeğe insanların çoğundan daha fazla saygı gösteririm ben. japonlar da öyle yapmış.
hachiko'nun son yolculuğu
richard gere ve joan allen'in başrol olarak yer aldığı 2009 çıkışlı filmdir. kurgu olsa da japonya'da yaşanmış bir hikayeyi izleyicilere aktarmıştır.
izlemeden önce hikayeyi hiç bilmeden izlemiştim. filmin sonunda yaşanmış bir hikaye olduğunun anlatılıp hachikonun gerçek fotoğraflarının da gösterilmesi beni çok etkilemişti.
bu köpeğe insanların çoğundan daha fazla saygı gösteririm ben. japonlar da öyle yapmış.
hachiko'nun son yolculuğu
devamını gör...
hypnogaja
hypnogaja, amerikalı alternatif rock grubu. los angeles'ta kurulmuştur.
kadrosu şöyledir;
jason arnold (shyboy) - lead vocals
mark nubar donikian - keyboards/piano
jeeve- guitar/bass
tim groeschel - guitar/bass
adrian barnardo - drums/percussion
kadrosu şöyledir;
jason arnold (shyboy) - lead vocals
mark nubar donikian - keyboards/piano
jeeve- guitar/bass
tim groeschel - guitar/bass
adrian barnardo - drums/percussion
devamını gör...
sözlük kulüpleri
kafa sözlük swinger kulübünü lucifer ile merakla bekliyoruz dediğim başlıktır.
devamını gör...
jelibon kemirerek tanım girmek
jelibon yemenin stres azaltıcı etkisini bilen yazar davranışı. arada krakere de dadandığımız oluyor elbet.
devamını gör...
evrende sırrı çözülmemiş gizemler
kainatta bulunan gizemli ve farklı yapıların hepsini bilmemiz elbette günümüz teknolojisine göre mümkün değildir. ancak bilim camiasının araştırmalarına dayanarak bir kaçını sayabiliriz.
tabby yıldızı... bu yıldızın gizemi, parlaklığını yitirmesi ve tekrar eski haline dönmesi. tabby yıldızı enteresan bir şekilde kararıp parlamalarıyla son yıllarda hem gök bilim insanlarını hem de teleskoplarla gözlem yapabilen kişileri büyülemiş durumda görünüyor. hipotezlere göre, bu enteresan parlaklık kayıplarını açıkamak için kuyruklu yıldız dediğimiz yapılardan tutun da kara deliklere ve hatta uzaydaki mega büyüklükteki yapılara kadar incelenmesi söz konusu oldu. son dönem çalışmaları artık net bir şekilde gösteriyor ki; tabby isimli yıldız 1890 yılından 1989 yılına kadar izlendiği süreçte parlaklığını %14-15 civarında yitirmiş durumda.
dünyamıza hesaplamalara göre yaklaşık 1450 ışık yılı uzaklıkta bulunan bu yıldız esasında herhangi bir anormallik barındırmıyor. ancak yanıp sönmesi bunu oldukça gizemli bir konuma getiriyor. hakkındaki en yaygın teori; bu yıldızın bir dyson küresi ile kaplanmış olmasıdır. bu küre kullanıldığı esnada, ışığı ve gücü farklı bir yere aktardığından yıldız bize yanıp sönmüş gibi görünüyor. ancak uzay araştırmaları ve teleskop görüntülerinin gösterebildiği kadarıyla, tabby yıldızının çevresi oldukça sakin. oralarda herhangi bir yaşam belirtisi bulunmadığı aşikar. gizemi çözülmeyi sabırsızlıkla bekliyor.

kırmızı dikdörtgen bulutsusu... tek boynuz takım yıldızı yönünde bulunan ve yaklaşık 2300 ışık yılı uzaklığındaki bu bulutsunun gizemi ise kırmızı rengi ve eşsiz dikdörtgen görüntüsüdür. görünüş şekli nedeniyle zaten kırmızı dikdörtgen bulutsusu adını almıştır. 1973'te keşfedilen kırmızı dikdörtgen bulutsusu, bilim camiasında hd44179 isimiyle de bilinmektedir. ilk keşfinin ise 1915 yılında robert grant aitken tarafından yapıldığı biliniyor. bulutsunun merkezinde ikili sistem görüntüsü bulunmaktadır.

gezegen 9 (dokuzuncu gezegen)... ingilizce "planet nine" olarak adlandırılan gizemli gezegendir. güneş sistemimizin dışında bulunmaktadır. aslında bulunduğunu söylemek de pek mümkün değil çünkü bu gezegen aslında olmayan ancak var olduğu farz edilen, kurgusal yönden var olan bir gezegendir. bu kuramsal gezegenin boyutunun dünyamızın yaklaşık 10 katı kadar olduğu düşünülmektedir. bu gezegenin; kuiper kuşağı dediğimiz kuşakta, neptün ötesinde bulunun ve uzayda savrulan gök cisimlerinin olağanın dışında hareket sergilemesinden ve belli bir yörünge rotasyonu göstermesinden dolayı var olduğu tahmin edilmektedir. gezegenin özellikleri de varlığı kadar gizemini korumaktadır. bu varsayımsal gezegenin plüton'un da yörüngesini güçlü bir şekilde etkilediği düşünülmektedir. tıpkı vulkan gezegeni gibi onun da orada olup olmadığı bilinmemektedir. varsa neden göremiyoruz, yoksa plüton'u yörüngesinden saptıran nedir ?

oumuamua... yale üniversitesi'nden bilim insanlarının yayınlamış olduğu makalelere göre oumuamua isimli gök cismi hidrojenden oluşmaktadır. yine aynı makaleye göre, oumuamua bir zamanlar tamamıyla hidrojen gazından ibaretti. uzay-zaman düzleminde uzun yıllar geçtikçe sertleşerek günümüzdeki halini aldı. bu durum ise oumuamua'yı uzay literatüründe yeni bir türe sokuyor. ne gezegen, ne yıldız... ne göktaşı, ne bulutsu. oumuamua, halen bunlardan hiç biri değil. bu gizemli nesnenin ne olduğu konusunda bir çok teori olsa da halen hiç biri kesin değil esasen. 2017'de dünyanın yakınlarından geçerken bir anda fark edilmiş, teleskoplar oumuamua'yı görüntüleyemeden çoktan kaybolmuştu bile. hızını değiştirebilen bu nesnenin doğal bir oluşum mu yoksa bir uzay aracı mı olduğu da halen tartışmalar arasında.

x galaksisi... bu galaksi isminden de anlayacağınız üzere oldukça gizemli bir galaksi. görüntüsünün x'i andırması nedeniyle "x galaksisi" adını almıştır. dünyamızdan yaklaşık olarak 800 milyon ışık yılı uzakta bulunan bu galaksi teleskopların tespit ettiği şekliyle adeta bir boomerang gibi görünmekte. galaksiden yayılan jetlerin büyüklüğü ise yaklaşık olarak 2.5 milyon ışık yılı kadar görünüyor. halen ne olduğu tam çözülemese de çarpışmakta olan ve birbirinin çekim kuvveti içerisine giren 2 galaksinin, bu şekile sebep olduğu tahmin edilmektedir.

görüntüler google görseller'den alınmıştır.
kaynakça:
1- wikipedia
2- evrimagaci.org
3- webtekno
4- instagram/uzaybilimcisi
tabby yıldızı... bu yıldızın gizemi, parlaklığını yitirmesi ve tekrar eski haline dönmesi. tabby yıldızı enteresan bir şekilde kararıp parlamalarıyla son yıllarda hem gök bilim insanlarını hem de teleskoplarla gözlem yapabilen kişileri büyülemiş durumda görünüyor. hipotezlere göre, bu enteresan parlaklık kayıplarını açıkamak için kuyruklu yıldız dediğimiz yapılardan tutun da kara deliklere ve hatta uzaydaki mega büyüklükteki yapılara kadar incelenmesi söz konusu oldu. son dönem çalışmaları artık net bir şekilde gösteriyor ki; tabby isimli yıldız 1890 yılından 1989 yılına kadar izlendiği süreçte parlaklığını %14-15 civarında yitirmiş durumda.
dünyamıza hesaplamalara göre yaklaşık 1450 ışık yılı uzaklıkta bulunan bu yıldız esasında herhangi bir anormallik barındırmıyor. ancak yanıp sönmesi bunu oldukça gizemli bir konuma getiriyor. hakkındaki en yaygın teori; bu yıldızın bir dyson küresi ile kaplanmış olmasıdır. bu küre kullanıldığı esnada, ışığı ve gücü farklı bir yere aktardığından yıldız bize yanıp sönmüş gibi görünüyor. ancak uzay araştırmaları ve teleskop görüntülerinin gösterebildiği kadarıyla, tabby yıldızının çevresi oldukça sakin. oralarda herhangi bir yaşam belirtisi bulunmadığı aşikar. gizemi çözülmeyi sabırsızlıkla bekliyor.

kırmızı dikdörtgen bulutsusu... tek boynuz takım yıldızı yönünde bulunan ve yaklaşık 2300 ışık yılı uzaklığındaki bu bulutsunun gizemi ise kırmızı rengi ve eşsiz dikdörtgen görüntüsüdür. görünüş şekli nedeniyle zaten kırmızı dikdörtgen bulutsusu adını almıştır. 1973'te keşfedilen kırmızı dikdörtgen bulutsusu, bilim camiasında hd44179 isimiyle de bilinmektedir. ilk keşfinin ise 1915 yılında robert grant aitken tarafından yapıldığı biliniyor. bulutsunun merkezinde ikili sistem görüntüsü bulunmaktadır.

gezegen 9 (dokuzuncu gezegen)... ingilizce "planet nine" olarak adlandırılan gizemli gezegendir. güneş sistemimizin dışında bulunmaktadır. aslında bulunduğunu söylemek de pek mümkün değil çünkü bu gezegen aslında olmayan ancak var olduğu farz edilen, kurgusal yönden var olan bir gezegendir. bu kuramsal gezegenin boyutunun dünyamızın yaklaşık 10 katı kadar olduğu düşünülmektedir. bu gezegenin; kuiper kuşağı dediğimiz kuşakta, neptün ötesinde bulunun ve uzayda savrulan gök cisimlerinin olağanın dışında hareket sergilemesinden ve belli bir yörünge rotasyonu göstermesinden dolayı var olduğu tahmin edilmektedir. gezegenin özellikleri de varlığı kadar gizemini korumaktadır. bu varsayımsal gezegenin plüton'un da yörüngesini güçlü bir şekilde etkilediği düşünülmektedir. tıpkı vulkan gezegeni gibi onun da orada olup olmadığı bilinmemektedir. varsa neden göremiyoruz, yoksa plüton'u yörüngesinden saptıran nedir ?

oumuamua... yale üniversitesi'nden bilim insanlarının yayınlamış olduğu makalelere göre oumuamua isimli gök cismi hidrojenden oluşmaktadır. yine aynı makaleye göre, oumuamua bir zamanlar tamamıyla hidrojen gazından ibaretti. uzay-zaman düzleminde uzun yıllar geçtikçe sertleşerek günümüzdeki halini aldı. bu durum ise oumuamua'yı uzay literatüründe yeni bir türe sokuyor. ne gezegen, ne yıldız... ne göktaşı, ne bulutsu. oumuamua, halen bunlardan hiç biri değil. bu gizemli nesnenin ne olduğu konusunda bir çok teori olsa da halen hiç biri kesin değil esasen. 2017'de dünyanın yakınlarından geçerken bir anda fark edilmiş, teleskoplar oumuamua'yı görüntüleyemeden çoktan kaybolmuştu bile. hızını değiştirebilen bu nesnenin doğal bir oluşum mu yoksa bir uzay aracı mı olduğu da halen tartışmalar arasında.

x galaksisi... bu galaksi isminden de anlayacağınız üzere oldukça gizemli bir galaksi. görüntüsünün x'i andırması nedeniyle "x galaksisi" adını almıştır. dünyamızdan yaklaşık olarak 800 milyon ışık yılı uzakta bulunan bu galaksi teleskopların tespit ettiği şekliyle adeta bir boomerang gibi görünmekte. galaksiden yayılan jetlerin büyüklüğü ise yaklaşık olarak 2.5 milyon ışık yılı kadar görünüyor. halen ne olduğu tam çözülemese de çarpışmakta olan ve birbirinin çekim kuvveti içerisine giren 2 galaksinin, bu şekile sebep olduğu tahmin edilmektedir.

görüntüler google görseller'den alınmıştır.
kaynakça:
1- wikipedia
2- evrimagaci.org
3- webtekno
4- instagram/uzaybilimcisi
devamını gör...

