başarısız yemek yapma anısı
ilk kek yaptığım zaman şeker yerine tuz katmıştım. ve yanmıştı kek biraz. ama benim ısrarıma dayanamayan ailem onu yemişti.*
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
başka bir başlığa yazmıştım ama yok, hiçbir başlık altına gelmiyor düşüncelerim. en iyi karalama defterine gider. çok üzgünüm bu gece. sizinle dertleşesim var. yine uzun olacak. şu hayatımda hiçbir şeyi kısa kesemedim ki zaten.
sevdayı anlatan çok şarkı dinledim ben. jale'nin sevdam acıyor'undan gülden karaböceğin sevsen ne olurdu'suna, bergen'inden emre aydın'ına kadar. hepsinin yeri bende farklıdır, inci gibidirler benim için. lakin bir şarkıyı dinledikçe sizin üzerinizdeki etkisini kaybeder. başlarda şarkıdan alacağınız haz, daha onu dinlemeden başlardı. sonra yavaş yavaş terk eder sizi; hislerinizi yeterince kabartmıştır ve görevini yapmıştır. daha önemsiz olur, listede aşağılara gider. arada açıp anarsınız ama hiç o ilk dinlediğiniz gibi tüylerinizi ürpertmez, yüreğinizi titretmez.
benim bir şarkım vardı. çok özeldi benim için. ben bu olayı bildiğim için de bu şarkıyı çok nadir dinlerdim. çünkü zamanında gerçekten sevmiş olanlar bilirler ki; bir zaman sonra o insanı hatırlarken yüreğinizde hissettiğiniz sızıyı bile özler duruma gelirsiniz. hissizleşmek, insanda peydah olan dünyanın en kötü halidir. ben bu hali hiç sevemedim. sevgisizliği, sevmesizliği hiç sevemedim. daha erken zamanlarda, tüm biralarımı devirecek şarkılar bulmakta mahir olduğum zamanlarda birçoğunu tüketmeyi başarmıştım. pek az şarkı beni heyecanlandırıyordu artık, saçma, anlamsız şarkılar dinlemekten de hiç haz etmediğimden müzik tarzımı değiştirmiştim. doğrusu "sen yorulmuş bi kızsın, madem seni çok istiyolardı öylece ortaya koymasalardı" gibi sözleriyle "sıcak su bardağı çatlatır" gibi boktan grupları sevmiyordum. bunları sevenin de kendisine saygısı yoktur zaten. "gül bahara güz düşmüş gibi, mor dağlara kış vurmuş gibi yüreciğim taş olmuş gibi" diyen sanatçılardan "seni aldım bikere vermicem" noktasına asla gelemezdim, böyle saygısızlıkları tolere edebilmek için yeterince genç hissetmiyordum kendimi.
neyse, yıllar sonra cüneyt ergün'ün "bilinmeyen saat uygulaması" diye bir şarkı çalındı kulağıma. bir yerde duydum, hemen kulaklarımdan kalbime bir yol açıldığını hissettim. adeta cengiz holding şantiyeyi kurmuştu vücuduma; "bu adamın a.na koyacağız" diyordu. ben de hemen şarkıyı bulup kaydettim. iki kere dinledikten sonra şarkıyı sakladım. özel günlerde, ortam kurduğumda, masaya bir yetmişlik açıldığında hala kalbimin olduğunu hissetmek için, birileri sevgilerini masaya yatırdıklarında yalnız hissetmemek için dinliyordum. bir kezdi. dört dakika kırk sekiz saniye bana yetiyordu. azla yetinmeyi bilenler için yeter de artar bile. son zamanlarda dinleyecek hiç şarkı bulamaz oldum. iş yoğunluğu, radyo gibi alışkanlıklarımın olmaması falan derken de iyice hiçliğe doğru yol almaya başlamıştım yeniden. dedim bir açayım şu şarkıyı. çıktım balkona, yaktım sigaramı ve dinlemeye başladım: "seni bir saat ileri almışlar, beni bir saat geri"
tabularımız vardır; bastırdıkça bizi zehirleyen tutkularımız vardır. bunları tutan bir eşik vardır. o eşiği bir kez aşarsanız, bir daha asla o çizgiden geri adım atmazsınız. sizi tanıyan insanlar bu eşiği aştığınızı görür ve "sen çok değiştin" derler. bu olağan bir şeydir halbuki, değişime mukavemet gösteremezsiniz, sizi ittirir arkanızdan. siz direndikçe uçuruma doğru sürükler sizi. zaman gelir, sizi zehirleyen tutkularınız ruhunuzu öldürmeye başlar. daha fazla direnenlerin hali nice olmuştur, görürüz, duyarız bunları. sözler söylenmiştir hakkında, kitaplar yazılmış, ağıtları yakılmıştır. o eşiklerden birini aşmıştım o gece. içimde hapsettiğim, zaman zaman dışarı çıkmasına izin verdiğim tutkumu serbest bırakmıştım. sınırı geçmiştim, büyüyü bozmuştum. geri dönemiyordum, ilkeler yıkılmıştı.
sonra dinlemeye devam ettim. saatlerce dinledim. sigara paketim dibini görene kadar yaktım anılarıma. en dipte kalan anıları canlandırmaya çalıştım. yavaş yavaş kendilerine geliyorlardı. seneler öncesinden bir bakıştı aradığım "son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda" demişlerdi ya, o bakış kalmış aklımızda. mutluydum, yine özlemekten memnundum. yine o tatlı sızıyı hissetmekten, yollar sonra yeniden "her şey çok farklı olabilirdi" diyebildiğim için, "ölüm değilse bizi ayıran, yazık olmuş" diyebildiğim için mutluydum. hissizlikten hislere yolculuk yaptığım için, kalbimdeki o ince titreşimi yeniden duyabildiğim için memnundum. sonraki günler de ara ara dinledim. şimdilerde etkisini kaybetmeye, listede gerilere gitmeye başladığını hissediyorum.
az önce açıp dinledim. beni terk ediyor. şarkıya veda ediyorum resmen. ihanet içinde hissediyorum. dinledikçe kalbimi daha az işlemeye başladı ve o titreşimi duyabilmek için daha fazla dinlemeye başladım. bu işler böyledir, yıkım başladığında durdurmak zordur. yavaş yavaş veda ediyoruz birbirimize. çok üzgünüm gerçekten. derdine koyayımlık bir durum değil. inanın bana çok baba dertlerim var benim. şöyle veya böyle diyerek küçümseyemeyeceğiniz, sessizce dinleyebileceğiniz dertlerim var. lakin sapla samanı karıştıramayız. bunun yeri farklıydı.
onu bir saat ileri, beni bir saat geri almışlardı. zaman bizim düşmanımızdı gerçekten. ben, tüm sevilmeyişimle, kapısından giremediğim bir yüreğin sitemini taşırım. kimselere anlatamadığım gurursuzluğumdur bu benim. cüneyt abi "şimdi kimler sensiz kalır, bilemem" derken sevginin karşısındaki gurursuzluğu yeniden hissederdim. saçlarına bir başkasının dokunamayacağına dair edilmiş tüm yeminlerin yere battığı, artık onun kim bilir kim olduğunun merak edildiği bir dönemin tezahürüydü benim için. yıllar sonra bile bir zamanların sitemiydi. yanlış zamana, yanlış mekana, nasipsizliğe bir ağıttı. çok özeldi benim için. çok üzgünüm.
sevdayı anlatan çok şarkı dinledim ben. jale'nin sevdam acıyor'undan gülden karaböceğin sevsen ne olurdu'suna, bergen'inden emre aydın'ına kadar. hepsinin yeri bende farklıdır, inci gibidirler benim için. lakin bir şarkıyı dinledikçe sizin üzerinizdeki etkisini kaybeder. başlarda şarkıdan alacağınız haz, daha onu dinlemeden başlardı. sonra yavaş yavaş terk eder sizi; hislerinizi yeterince kabartmıştır ve görevini yapmıştır. daha önemsiz olur, listede aşağılara gider. arada açıp anarsınız ama hiç o ilk dinlediğiniz gibi tüylerinizi ürpertmez, yüreğinizi titretmez.
benim bir şarkım vardı. çok özeldi benim için. ben bu olayı bildiğim için de bu şarkıyı çok nadir dinlerdim. çünkü zamanında gerçekten sevmiş olanlar bilirler ki; bir zaman sonra o insanı hatırlarken yüreğinizde hissettiğiniz sızıyı bile özler duruma gelirsiniz. hissizleşmek, insanda peydah olan dünyanın en kötü halidir. ben bu hali hiç sevemedim. sevgisizliği, sevmesizliği hiç sevemedim. daha erken zamanlarda, tüm biralarımı devirecek şarkılar bulmakta mahir olduğum zamanlarda birçoğunu tüketmeyi başarmıştım. pek az şarkı beni heyecanlandırıyordu artık, saçma, anlamsız şarkılar dinlemekten de hiç haz etmediğimden müzik tarzımı değiştirmiştim. doğrusu "sen yorulmuş bi kızsın, madem seni çok istiyolardı öylece ortaya koymasalardı" gibi sözleriyle "sıcak su bardağı çatlatır" gibi boktan grupları sevmiyordum. bunları sevenin de kendisine saygısı yoktur zaten. "gül bahara güz düşmüş gibi, mor dağlara kış vurmuş gibi yüreciğim taş olmuş gibi" diyen sanatçılardan "seni aldım bikere vermicem" noktasına asla gelemezdim, böyle saygısızlıkları tolere edebilmek için yeterince genç hissetmiyordum kendimi.
neyse, yıllar sonra cüneyt ergün'ün "bilinmeyen saat uygulaması" diye bir şarkı çalındı kulağıma. bir yerde duydum, hemen kulaklarımdan kalbime bir yol açıldığını hissettim. adeta cengiz holding şantiyeyi kurmuştu vücuduma; "bu adamın a.na koyacağız" diyordu. ben de hemen şarkıyı bulup kaydettim. iki kere dinledikten sonra şarkıyı sakladım. özel günlerde, ortam kurduğumda, masaya bir yetmişlik açıldığında hala kalbimin olduğunu hissetmek için, birileri sevgilerini masaya yatırdıklarında yalnız hissetmemek için dinliyordum. bir kezdi. dört dakika kırk sekiz saniye bana yetiyordu. azla yetinmeyi bilenler için yeter de artar bile. son zamanlarda dinleyecek hiç şarkı bulamaz oldum. iş yoğunluğu, radyo gibi alışkanlıklarımın olmaması falan derken de iyice hiçliğe doğru yol almaya başlamıştım yeniden. dedim bir açayım şu şarkıyı. çıktım balkona, yaktım sigaramı ve dinlemeye başladım: "seni bir saat ileri almışlar, beni bir saat geri"
tabularımız vardır; bastırdıkça bizi zehirleyen tutkularımız vardır. bunları tutan bir eşik vardır. o eşiği bir kez aşarsanız, bir daha asla o çizgiden geri adım atmazsınız. sizi tanıyan insanlar bu eşiği aştığınızı görür ve "sen çok değiştin" derler. bu olağan bir şeydir halbuki, değişime mukavemet gösteremezsiniz, sizi ittirir arkanızdan. siz direndikçe uçuruma doğru sürükler sizi. zaman gelir, sizi zehirleyen tutkularınız ruhunuzu öldürmeye başlar. daha fazla direnenlerin hali nice olmuştur, görürüz, duyarız bunları. sözler söylenmiştir hakkında, kitaplar yazılmış, ağıtları yakılmıştır. o eşiklerden birini aşmıştım o gece. içimde hapsettiğim, zaman zaman dışarı çıkmasına izin verdiğim tutkumu serbest bırakmıştım. sınırı geçmiştim, büyüyü bozmuştum. geri dönemiyordum, ilkeler yıkılmıştı.
sonra dinlemeye devam ettim. saatlerce dinledim. sigara paketim dibini görene kadar yaktım anılarıma. en dipte kalan anıları canlandırmaya çalıştım. yavaş yavaş kendilerine geliyorlardı. seneler öncesinden bir bakıştı aradığım "son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda" demişlerdi ya, o bakış kalmış aklımızda. mutluydum, yine özlemekten memnundum. yine o tatlı sızıyı hissetmekten, yollar sonra yeniden "her şey çok farklı olabilirdi" diyebildiğim için, "ölüm değilse bizi ayıran, yazık olmuş" diyebildiğim için mutluydum. hissizlikten hislere yolculuk yaptığım için, kalbimdeki o ince titreşimi yeniden duyabildiğim için memnundum. sonraki günler de ara ara dinledim. şimdilerde etkisini kaybetmeye, listede gerilere gitmeye başladığını hissediyorum.
az önce açıp dinledim. beni terk ediyor. şarkıya veda ediyorum resmen. ihanet içinde hissediyorum. dinledikçe kalbimi daha az işlemeye başladı ve o titreşimi duyabilmek için daha fazla dinlemeye başladım. bu işler böyledir, yıkım başladığında durdurmak zordur. yavaş yavaş veda ediyoruz birbirimize. çok üzgünüm gerçekten. derdine koyayımlık bir durum değil. inanın bana çok baba dertlerim var benim. şöyle veya böyle diyerek küçümseyemeyeceğiniz, sessizce dinleyebileceğiniz dertlerim var. lakin sapla samanı karıştıramayız. bunun yeri farklıydı.
onu bir saat ileri, beni bir saat geri almışlardı. zaman bizim düşmanımızdı gerçekten. ben, tüm sevilmeyişimle, kapısından giremediğim bir yüreğin sitemini taşırım. kimselere anlatamadığım gurursuzluğumdur bu benim. cüneyt abi "şimdi kimler sensiz kalır, bilemem" derken sevginin karşısındaki gurursuzluğu yeniden hissederdim. saçlarına bir başkasının dokunamayacağına dair edilmiş tüm yeminlerin yere battığı, artık onun kim bilir kim olduğunun merak edildiği bir dönemin tezahürüydü benim için. yıllar sonra bile bir zamanların sitemiydi. yanlış zamana, yanlış mekana, nasipsizliğe bir ağıttı. çok özeldi benim için. çok üzgünüm.
devamını gör...
felsefeye başlayacaklara kitap önerileri
durumumuz yoktu kardeş okuyamadık tanımı: felsefe alanında yazılmış temel giriş kitaplarını barındıran önerilerdir.
(bkz: felsefeye giriş)(bkz: felsefe tarihi)(bkz: felsefenin kısa tarihi)
felsefe disiplini hakkında yazılmış kitapları okumak ve anlamak için öncelikle bağlamın ne olduğuna dair ön ya da ek okuma olarak felsefeye giriş veya felsefe tarihi kitaplarının tercih edilmesi gerektiği kanaatindeyim.
anlamın bağlamdan bağımsız olamayacağını göz önüne alacak olursak felsefe denilen etkinliğin her dönem için farklı anlamları ve eserleri oluşmuştur denilebilir. kişi yazılmış herhangi bir felsefe kitabını okumak istediğinde eğer ki arka planı, yazılma amacını ya da yazıldığı dönemi bilmiyorsa bu okuma bir yerde beyhude olacaktır. o yüzden felsefeye ilgi duyan herkesin başlangıç için bir giriş ya da tarih kitabını edinmesi bence elzem. örnek vermek gerekirse şayet;
en basitinden (bkz: platon)un (bkz: devlet) eserini okuyan kişi o dönem şartlarını, platon'un kim olduğunu vs bilmiyorsa kitabı bitirdiğinde ''bu kitapta neden kadın yok?'' ''devleti yönetmesi için filozof mu seçelim?'' ''sanat olmadan hayat mı olur?'' gibi soruları kendince haklı olarak sorabilir. bu ve benzeri durumlar olmaması yukarda bahsettiğim şekilde bir okuma yapılabilir. önerilere gelecek olursak eğer;
(bkz: macit gökberk)(bkz: felsefe tarihi)
(bkz: ahmet arslan)(bkz: felsefeye giriş)
(bkz: bertrand russel)(bkz: batı felsefesi tarihi)
(bkz: felsefeye giriş)(bkz: felsefe tarihi)(bkz: felsefenin kısa tarihi)
felsefe disiplini hakkında yazılmış kitapları okumak ve anlamak için öncelikle bağlamın ne olduğuna dair ön ya da ek okuma olarak felsefeye giriş veya felsefe tarihi kitaplarının tercih edilmesi gerektiği kanaatindeyim.
anlamın bağlamdan bağımsız olamayacağını göz önüne alacak olursak felsefe denilen etkinliğin her dönem için farklı anlamları ve eserleri oluşmuştur denilebilir. kişi yazılmış herhangi bir felsefe kitabını okumak istediğinde eğer ki arka planı, yazılma amacını ya da yazıldığı dönemi bilmiyorsa bu okuma bir yerde beyhude olacaktır. o yüzden felsefeye ilgi duyan herkesin başlangıç için bir giriş ya da tarih kitabını edinmesi bence elzem. örnek vermek gerekirse şayet;
en basitinden (bkz: platon)un (bkz: devlet) eserini okuyan kişi o dönem şartlarını, platon'un kim olduğunu vs bilmiyorsa kitabı bitirdiğinde ''bu kitapta neden kadın yok?'' ''devleti yönetmesi için filozof mu seçelim?'' ''sanat olmadan hayat mı olur?'' gibi soruları kendince haklı olarak sorabilir. bu ve benzeri durumlar olmaması yukarda bahsettiğim şekilde bir okuma yapılabilir. önerilere gelecek olursak eğer;
(bkz: macit gökberk)(bkz: felsefe tarihi)
(bkz: ahmet arslan)(bkz: felsefeye giriş)
(bkz: bertrand russel)(bkz: batı felsefesi tarihi)
devamını gör...
unutulmayan magazin olayları
hande ataizi’nin magazinlerden kaçmaya çalışırken tuvalet penceresine sıkışması.
çağla şikel’in o dönemki sevgilisine tostumu yedim, seni bekliyorum diye mesaj atması.
çağla şikel’in o dönemki sevgilisine tostumu yedim, seni bekliyorum diye mesaj atması.
devamını gör...
küçük kardeş
ailenin en şanslı bireyidir. büyüklerden edinilen tecrübeyle hem daha rahat hem de daha bilinçli yetiştirilir. herkes genelde ona düşkün olur. tam vip konum yani*.
devamını gör...
kaynamış sütün üzerindeki ince kaymak tabakası (yazar)
benim bu saatte yüzümü gülümseten güzel yazar. gerçekten çok mutlu oldum.
günüm kasvetli geçmişti ve ikisi bir arada nescafe gibi mutlu ettin beni.
yazdıklarında gerçekçi, samimi bulduğum yazar. iyi ki varsınn.
günüm kasvetli geçmişti ve ikisi bir arada nescafe gibi mutlu ettin beni.
yazdıklarında gerçekçi, samimi bulduğum yazar. iyi ki varsınn.
devamını gör...
lucifer (yazar)
sözlüğe ilk geldiğim gün akışta girdiğim ilk başlığın sahibiydi kendisi. dedim bu adamı 1 haftaya şutlarlar.
çünkü o zaman trollere daha bi gıcıktı millet. o dönemki yazarların hepsi uçuruldu bi lucifer kaldı*. hepimizi gömer de kendisi yaşar şahsen ikna oldum ben. seni küçük şeytan.
çünkü o zaman trollere daha bi gıcıktı millet. o dönemki yazarların hepsi uçuruldu bi lucifer kaldı*. hepimizi gömer de kendisi yaşar şahsen ikna oldum ben. seni küçük şeytan.
devamını gör...
yazarlardan iç burkan erteleme hikayeleri
'15 dakika sonra konuşalım dediğim adamın 9 yıldır mezarına gidiyorum, ertelemeyin hayatı.' diye bir yazı okumuştum. boğazım düğüm düğüm oluyor her aklıma gelişinde. özür dilemeyi ertelediğiniz insanları bir daha görme şansınız olmayabilir. bunu hiç aklınızdan çıkarmayın nolur. hayat çok kısa, çok.
devamını gör...
şu an dinlenen şarkıdan bir cümle
aynı anda aynı sessiz geceye doğru içim sıkılıyor demişizdir.
devamını gör...
güne bir yeşilçam şarkısı bırak
"... bu gönül uğruna neye katlanmaz
öl desen, ölürüm, seven ne yapmaz?"
öl desen, ölürüm, seven ne yapmaz?"
devamını gör...
emre aydın
hoşçakal parçası güzel yere dokunur.
devamını gör...
aldatmanın normalleştirilmesi
sözlüklerde neredeyse sıradanlaşan bir şey bu. o kadar rahat konuşuyorlar ki, sanırsınız türkiye bir swinger cenneti. yok efendim gayet normal bir şeymiş, toplumsal normların baskısı, kaç bin yıllık kültürel baskılar falan fiş mekan. oğlum manyak mısınız siz? ben eşimi paylaşmıyorum diye, aldatmıyorum diye bilmem kaç bin yıllık kültürün esiri mi oluyorum? e seviyorum ulan. sevdiğim için aldatmıyor ve paylaşmıyor olabilir miyim?
hepiniz mi marjinalsiniz arkadaş. hepiniz mi anarşist ruhlusunuz anlamıyorum ki. hiç mi "normaliniz" yok hayatınızda? kucak kucağa mısınız mınaki hep.
edit: evli değilim te allam ya.
hepiniz mi marjinalsiniz arkadaş. hepiniz mi anarşist ruhlusunuz anlamıyorum ki. hiç mi "normaliniz" yok hayatınızda? kucak kucağa mısınız mınaki hep.
edit: evli değilim te allam ya.
devamını gör...
sokak köpeği
aslında sokak köpeği yoktur, sokağa mahkum edilmiş köpek vardır. insanların sorumsuzlukları, bir canlının hayatını vicdani sorumluluk hissetmeksizin değiştirebilmeleri, köpeklerin kontrolsüz üremelerine müdahale edilmemesi gibi nedenlerle sayıları her geçen gün artmaktadır.
sokakta yaşayan bir köpeğe aniden yaklaşmayın, amacınız sevmek bile olsa sizi tehdit olarak algılayabilir. uyurken birden dokunmayın, daha önce uykusundan kaç tekmeyle uyandırıldığını ve sevilmeye alışıp alışmadığını bilemezsiniz. yaptığınız her hareket köpeğin sizi görebileceği bir açıda ve yavaş olsun ki sizin bir tehdit olup olmadığınıza karar versin.
sokakta yaşayan bir köpeğe aniden yaklaşmayın, amacınız sevmek bile olsa sizi tehdit olarak algılayabilir. uyurken birden dokunmayın, daha önce uykusundan kaç tekmeyle uyandırıldığını ve sevilmeye alışıp alışmadığını bilemezsiniz. yaptığınız her hareket köpeğin sizi görebileceği bir açıda ve yavaş olsun ki sizin bir tehdit olup olmadığınıza karar versin.
devamını gör...
bir erkeğin tehlikeli olduğunu gösteren detaylar
eski kız arkadaşı- sevgilisi- eşi hakkında kötü söz sarfetmesi, aşağılaması veya onlara fiziksel veya duygusal şiddet uygulaması bir erkeğin kötü olduğunu gösteren yegâne davranışıdır. başkasına kötü olan size de kötü olabilir. kişinin geçmişi aynasıdır. iyi bakın...
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ilk aşkları için yaptıkları
beni öldürmesine izin verdim.
devamını gör...
mihriban
mihriban kelime kökeni itibariyle şefkatli, iyi huylu demektir.
şair ve yazar abdürrahim karakoç'un, aşık olduğu kız ile mektuplaşırken yazdığı mihriban şiiri:
sarı saçlarına deli gönlümü
bağlamışım çözülmüyor mihriban
ayrılıktan zor belleme ölümü
görmeyince sezilmiyor mihriban
yar deyince kalem elden düşüyor
gözlerim görmüyor aklım şaşıyor
lambada titreyen alev üşüyor
aşk kâğıda yazılmıyor mihriban
tabiplerde ilaç yoktur yarama
aşk deyince ötesini arama
her nesnenin bir bitimi var ama
aşka hudut çizilmiyor mihriban.
bu şiir sonra türkü haline gelmiştir. mihriban
türkünün hiç bir zaman gündemden düşmemesine karşın, hikayesinin de yanlış anlatıldığını söyleyen oğuz karakoç, ''üzülerek söylüyorum ki, abdürrahim karakoç'un tertemiz ve ölümsüz aşkını anlatan bu şiir, ne yazık ki internette ve dizilerde reyting uğruna çok farklı şekilde yorumlanıyor. biz buna karakoç ailesi olarak üzülüyoruz. amcam abdürrahim karakoç "o bana mektup yazardı, ben onun bulunduğu bölgedeki gazetelere şiirimi gönderirdim. o beni şiirlerimle takip ederdi' diyor. yani mihriban amcama, 'unutmak kolay mı?' demiştir. amcamda şiirinde, 'unutmak kolay mı? deme unutursun mihriban' diye karşılık vermiştir. mektuplaşmış, şiirleşmişler ancak takdiri ilahi yazmamış. bu şekilde sonuçlanmıştır.'' demiştir.
şair ve yazar abdürrahim karakoç'un, aşık olduğu kız ile mektuplaşırken yazdığı mihriban şiiri:
sarı saçlarına deli gönlümü
bağlamışım çözülmüyor mihriban
ayrılıktan zor belleme ölümü
görmeyince sezilmiyor mihriban
yar deyince kalem elden düşüyor
gözlerim görmüyor aklım şaşıyor
lambada titreyen alev üşüyor
aşk kâğıda yazılmıyor mihriban
tabiplerde ilaç yoktur yarama
aşk deyince ötesini arama
her nesnenin bir bitimi var ama
aşka hudut çizilmiyor mihriban.
bu şiir sonra türkü haline gelmiştir. mihriban
türkünün hiç bir zaman gündemden düşmemesine karşın, hikayesinin de yanlış anlatıldığını söyleyen oğuz karakoç, ''üzülerek söylüyorum ki, abdürrahim karakoç'un tertemiz ve ölümsüz aşkını anlatan bu şiir, ne yazık ki internette ve dizilerde reyting uğruna çok farklı şekilde yorumlanıyor. biz buna karakoç ailesi olarak üzülüyoruz. amcam abdürrahim karakoç "o bana mektup yazardı, ben onun bulunduğu bölgedeki gazetelere şiirimi gönderirdim. o beni şiirlerimle takip ederdi' diyor. yani mihriban amcama, 'unutmak kolay mı?' demiştir. amcamda şiirinde, 'unutmak kolay mı? deme unutursun mihriban' diye karşılık vermiştir. mektuplaşmış, şiirleşmişler ancak takdiri ilahi yazmamış. bu şekilde sonuçlanmıştır.'' demiştir.
devamını gör...
1984
haala okumakta olduğum kitap bitmek üzere ama bitsin istemiyorum. öyle bir kitap düşünün ki çağımızı anlatan geçmişten gelen bir yazar ileri görüşlülüğü o kadar açık ki zaman makinesi var mı yok mu diye sorgulatıyor bu yazar bize. kitaptan bahsetmek gerekirse spolier vermek istemiyorum ama vermeden anlatmaya çalışacağım..
politikayı iliklerinizde hissediyorsunuz , her hareketinizde suçlu sayılabileceğiniz bir ülkede yaşıyorsunuz ve tek bir dikdatör var *big brother !!*
rahat düşünme özgürlüğünüz yok her şekilde kısıtlanıyorsunuz . düşünce polisi var mesela düşündüğünüzü, her hangi bir şey hakkında bile düşündüğünüzü görse sizi buharlaştıran bir düşünce polisi..
insanoğlu düşünceyi kontrol edemez ama ediyormuş gibi korku salabilir insan ilişkilerini kontrol altına alıp kimsenin big brotheri övemek ve saygı göstermek dışında başka bir düşüncesi olamaz yoksa pufff buharlaştırılır ..
politik hiç bir şey konuşamaz düşünemez ve yazamazsınız .. yazmak günlük dahi olsa yasaktır . ve yazarımız böyle diktatör bir devletin içinde içindekileri dökmek amaçlı gizlice bir defter alır ve her günü korkuyla yazmaya başlar ..
politikayı iliklerinizde hissediyorsunuz , her hareketinizde suçlu sayılabileceğiniz bir ülkede yaşıyorsunuz ve tek bir dikdatör var *big brother !!*
rahat düşünme özgürlüğünüz yok her şekilde kısıtlanıyorsunuz . düşünce polisi var mesela düşündüğünüzü, her hangi bir şey hakkında bile düşündüğünüzü görse sizi buharlaştıran bir düşünce polisi..
insanoğlu düşünceyi kontrol edemez ama ediyormuş gibi korku salabilir insan ilişkilerini kontrol altına alıp kimsenin big brotheri övemek ve saygı göstermek dışında başka bir düşüncesi olamaz yoksa pufff buharlaştırılır ..
politik hiç bir şey konuşamaz düşünemez ve yazamazsınız .. yazmak günlük dahi olsa yasaktır . ve yazarımız böyle diktatör bir devletin içinde içindekileri dökmek amaçlı gizlice bir defter alır ve her günü korkuyla yazmaya başlar ..
devamını gör...
yedi numara dizisi replikleri
hikayede durmadan inandırıcılık arayarak bencil meraklarını tatmin etmeye çalışacağına bari beratın yardım ihtiyacına cevap vermeye çabalayan ve malesef senin gibi kendi egosunun gölgesinde yaşadığı halde etrafını bencillikle suçlayıp durmayan insanların yolunu tıkamasan ayrıca üstelik bi de sencil havalarda ortalıkta dolaşmasan daha iyi olmaz mı rüya?
devamını gör...
devlet halk için mi halk devlet için mi var sorunsalı
tek hücreli organizmalar bir araya gelerek yaşama şanslarını arttırdılar. çok hücreli organizma kendi varlığını devam ettirmeyi amaçlar, tek tek onu oluşturan hücreleri sallamaz. yine de bu birlik tek hücrelinin işine gelir.
bizim de insan olarak bilincimiz var ve tek tek hücrelerimizi düşünmüyoruz. kese yapınca ölü hücrelerle birlikte canlılar da gidiyor.
burun ameliyatı olup dokumuzun bir kısmını atabiliyoruz. veya kangren olmamak için bir uzvu kesebiliyoruz. hasta olunca antibiyotik alıp simbiyotik ilişki kurduğumuz bakterileri de yok edebiliyoruz. yani bizim için nihai amaç kendi varlığımızı devam ettirmek. halbuki her bir hücrenin kendi yaşam döngüsü, metabolizması var ve biz pek önemsemiyoruz, veya sadece bütünü etkilemesi açısından önemsiyoruz. beynimiz daha iyi çalışsın diye balık yağı içiyoruz örneğin.
insanlar da bir araya gelip topluluklar oluşturarak yaşama şanslarını arttırıyorlar. ancak bu defa oluşturulan toplum, kültür, yani bir üst ölçekteki sistem kendi varlığını korumaya çalışıyor. devlet de tek tek bireyleri önemsemez, feda edebilir, ancak kendi bütünlüğünü, geleceğini etkilediği ölçüde bireyleri önemser, toplumsal patlamanın olmaması için ihtiyaçlarını karşılar.
farklı kültürleri, yönetim modellerini doğadaki farklı canlılara benzetiyorum. kimisi daha esnek, koşullara uyum sağlıyor, kimisi soyunu devam ettiremiyor, yenileri oluşuyor.
devletlerin de üstünde bir sistem var olabilir. dünya üzerindeki tüm canlılığın cansız çevreyle bir bütün oluşturduğu ve canlılığın devam edebilmesi için çevre şartlarını etkilediğiyle ilgili james lovelock tarafından ortaya atılan bir hipotez, gaia hipotezi.
özetle bence devletle halk arasında karşılıklı çıkar ilişkisi var. devlete göre halk devlet için var ancak var kalabilmek için halkın ihtiyaçlarını da düşünmek zorunda.
bizim de insan olarak bilincimiz var ve tek tek hücrelerimizi düşünmüyoruz. kese yapınca ölü hücrelerle birlikte canlılar da gidiyor.
burun ameliyatı olup dokumuzun bir kısmını atabiliyoruz. veya kangren olmamak için bir uzvu kesebiliyoruz. hasta olunca antibiyotik alıp simbiyotik ilişki kurduğumuz bakterileri de yok edebiliyoruz. yani bizim için nihai amaç kendi varlığımızı devam ettirmek. halbuki her bir hücrenin kendi yaşam döngüsü, metabolizması var ve biz pek önemsemiyoruz, veya sadece bütünü etkilemesi açısından önemsiyoruz. beynimiz daha iyi çalışsın diye balık yağı içiyoruz örneğin.
insanlar da bir araya gelip topluluklar oluşturarak yaşama şanslarını arttırıyorlar. ancak bu defa oluşturulan toplum, kültür, yani bir üst ölçekteki sistem kendi varlığını korumaya çalışıyor. devlet de tek tek bireyleri önemsemez, feda edebilir, ancak kendi bütünlüğünü, geleceğini etkilediği ölçüde bireyleri önemser, toplumsal patlamanın olmaması için ihtiyaçlarını karşılar.
farklı kültürleri, yönetim modellerini doğadaki farklı canlılara benzetiyorum. kimisi daha esnek, koşullara uyum sağlıyor, kimisi soyunu devam ettiremiyor, yenileri oluşuyor.
devletlerin de üstünde bir sistem var olabilir. dünya üzerindeki tüm canlılığın cansız çevreyle bir bütün oluşturduğu ve canlılığın devam edebilmesi için çevre şartlarını etkilediğiyle ilgili james lovelock tarafından ortaya atılan bir hipotez, gaia hipotezi.
özetle bence devletle halk arasında karşılıklı çıkar ilişkisi var. devlete göre halk devlet için var ancak var kalabilmek için halkın ihtiyaçlarını da düşünmek zorunda.
devamını gör...
