kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
yönetim caddesi - erzurum
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
atatürk üniversitesi - erzurum
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
erzurum kalesi
devamını gör...

küfürü de söylemeden anlatmaya çalışınca, daha kötü olduğunu deneyimlediğimiz yoldaş vecizesi.
devamını gör...

*kolayca sinirlenmek
*panik atak
*uyuyamamak veya derin uyku süresi azlığı
*sabırsız - tahammülsüz bir insana dönüşmek
*boşlukta hissetmek
vb belirtilerin olduğu muhtemel yorgunluktur.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ben öyle sürprizlerden, hediyelerden hoşlanmam. bazen çok ince bir bakış yakalarım mesela, gözlerinin içi güler sanki dünyanın en güzel şeyine bakarmış gibi, ben o bakışın gerekirse kurdelesini takar zihnimin en derinine saklarım ya da ne bileyim yemek hazırlarken mırıldandığı bir şarkıyı alınırım üzerime kış ortasında kalmış gibi sarınır ısınırım.
bir şey olmuş ama belli ki. bir şeyler değişmiş bende. dün hayatımda ilk defa çiçek aldım. insan hiç ummasa da otuz yıl hiç çiçek alınmamış olmanın eksikliğini barındırabilirmiş içinde, ne tuhaf.
gözlerim doldu, ara ara taştığı da oldu.
ama ne çiçek! bir kucak dolusu kırmızı gül. üzerindeki notu aldım, gülleri bir kenara bıraktım. gözüm çok daha az renkli, sade ve minik olan saksıya takıldı.
öyle çok boğmuşlar ki kağıt yığınları arasına, sanki ihtiyacı varmış gibi süslenmeye, yetmiyormuş gibi saf güzelliği, yazık etmişler yasemine.
evet yasemindi.
hemen sarıldım, kurtardım onu.
ismini verdim, tanıştım, şarkısını söyledim.
'ama' dedim 'sen böyle zarif kalamazsın, madem yarenlik edeceksin bana, ara ara sen de saçmalayacaksın.'
anlaştık ve bu konuda uzlaştık.
çıkan notlara gelecek olursak
"sana bakarken içimi titreten ama sesli söyleyemediğim tüm hislerimin tercümanı olsunlar diye.. seni seviyorum." yazılıydı.
gerek yoktu. bana kalırsa yasemin çok daha güzel ve dokunaklı konuştu.
ve evet tabi ki ismini yasemin koydum. aklımın çetrefilli yerine mühür vurmuştum daha düz düşünüyorum epeydir.
o çok anlamlı benim için. bundan sonra birlikte açar, birlikte içeriz, güneşlenir, soğuk yeriz, solacaksak birlikte solarız, öleceksek üçten geriye sayarız, belki sonra yeniden başlarız.
devamını gör...

sözlük kuralları gereği formata uygun dayak yemesini sağlarım. üstelik küfür ettirmem.
devamını gör...

insanın içten içe yiyip bitiren bir parazit gibidir. sahibini kör eder. insan yaptığı hataları haklı görmeye başlar, diğer insanlara karşı vicdansızlık etmeye başlar. günden güne yalnızlık ve çöküşün içerisinde bulur kendini kibirli insan. nefsini öldürmeyen, vicdanını pusulası yapmayan insanı kendi sonuna götüren şeydir kibir.
devamını gör...

ankara pavyonlarını bilmem ama evde en büyü hayali pavyon açmak olan 9 yaşında bir veletle yaşıyoruz.
devamını gör...

maalesef son zamanlarda eski tadı kalmamıştır.*

edit: yoldaş'a ya da pavlov'a mı sarsam?*
devamını gör...

kaybetmeye mahkum eleman. yav oğlum siz nasıl bir yokluktasınız demeyi geçtim sizin hiç insana saygınız da mı yok kadına saygınız da mı yok? twitter ve facebook dayıları dolmuş buraya.
devamını gör...

prime üyelikle birlikte izlemeye başladığım, henüz 2. sezonun ortasında olduğum dizi. bence konusu çok ilginç, büyük beklentiler yarattı bende ama gidişattan hoşnut değilim. bu konu çok daha güzel işlenebilirmiş gibi geliyor bana

--! spoiler !--

iki sebebi var hoşnutsuzluğumun:

1) bizim izlediklerimiz gibi kendini yanlışlıkla bütün atraksiyonun ortasında bulan ama hiç de bir şey bilmeyen sıradan insanları ana karakter yapacaklarına
- atraksiyonsuz matraksiyonsuz gerçek sıradan insanları ana karakter yapıp distopik yaşamı çok daha güzel anlatabilirlermiş; veya
- berlin'deki reich yönetimi, hitler'in sağ kolları veya yerel yöneticiler vs. gibi gerçekten önemli pozisyonlardaki karakterleri konu alıp, aslında "sıradan" olan insanların bu korkunç otokrat yönetim altında şeytanileşmesi ve güç manyağı olmasını, aldıkları zor kararları vs. anlatabilirlermiş (bkz: the banality of evil)
belki de ana karakterlere çok bağlanamadığımdan böyle düşünüyor olabilirim, bilemedim.

2) bakın doğru mu bilmiyorum ama burası çok spoiler - konumuz gittikçe paralel evrenler arasında geçiş vs. gibi olağanüstü konulara doğru ilerliyor. şimdi senin dizinin zaten hiçbir olağanüstü olaya bile girmesen çok ilgi çekici bir konusu var, e paralel evren konusunu zaten çok güzel işlemiş diziler filmler de var - örneğin fringe (dizi) - sen şimdi niye illa ki bu iki güzel konuyu birbirine karıştırıp çorba ediyorsun ki? bildiğin ananaslı pizza olmuş bu, çok seven 3-5 insan çıkar ama ne gerek var bu riski almaya?

--! spoiler !--

neyse, inşallah yanılır, burada döşediklerimi bir bir yutarım. he bu arada diziyi hiç beğenmemiş olsam bu kadar yazmaya uğraşmazdım, güzel dizi yani.
devamını gör...

christopher nolan'ın en çok beğendiğim ve üzerinde en çok kafa patlattığım filmi. harika detaylara sahip olan bu filmin mühendisi nolan abimiz bu mükemmel senaryoyu harika oyuncular seçerek ve onları gayet iyi yöneterek kült olmaya aday bir film çıkarmış.

ana karakterlerin isimleri olan alfred borden ve robert angier'in baş harfleri alındığında sihirbazlar tarafından kullanılan ortak bir kelime olan "abrakadabra"da olduğu gibi, "abra" kelimesi ortaya çıkar.

--! spoiler !--

dikkatli bakıyor musunuz?

her sihirbazlık numarası üç bölüm ya da perdeden oluşur.

-birincisi "vaat" bölümüdür. sihirbaz size sıradan bir şey gösterir. iskambil destesi, bir kuş ya da bir insan. bu nesneyi size gösterir. son derece gerçek, üzerinde oynanmamış, normal bir şey olduğunu görmeniz için nesneyi incelemenizi ister. fakat gerçek, farklı olabilir.

-ikinci perdeye "dönüşüm" denir. sihirbaz olağan bir nesneyi alır ve onu olağanüstü bir şeye dönüştürür. hilenin sırrını arıyorsunuz, ama bulamazsınız. çünkü dikkatli bakmıyorsunuz. siz sırrı bilmek değil, kandırılmak istiyorsunuz. henüz alkışlamazsınız, çünkü bir şeyi yok etmek yeterli değildir. onu geri getirmeniz gerekir.

-işte bu yüzden her sihirbazlık numarasında üçüncü bir perde bulunur. içlerinde en zorlusu. bizlerin deyişiyle "prestij".

--! spoiler !--
devamını gör...

karşı cins anlamında düşünecek olursam benim için ilk tercih bir kafe olmazdı. yürünebilecek, gezilebilecek, sürekli göz teması kurmak zorunda bırakmayacak, geçilen yerlerden de konuya dahil edilebilecek unsurların olduğu, yerine göre oturmaya imkan tanıyacak, bir yer olurdu. bu şekilde tarafların kendini daha iyi ifade edebileceğini düşünüyorum.
t: buluşulacak kişiye göre değişebilir sorunsal.
devamını gör...

robot süpürgedir. kendi hariç herkese faydası var.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

henüz 28 saattir sözlükte bulunan yazarın ilk başlığı ve tanımı. 2 günün 28 saat olduğunu öğrendim sayesinde.
devamını gör...

#1648249

no'lu tanımına "madalya itin olsun" diye cevap vereceğim, akışın canlanması için elinden geleni ardına koymayan yazar. bunu yaparken bel altı konulara değinmeden, saçma sapan trollükler peşinde koşmadan yazıyor oluşuyla benim takdirimi kazanıyor. "senin takdirin de çok önemliydi sanki!" diyenler olabilir tabii, onlara da saygımız sonsuz.
devamını gör...

halay başı btc, sırası ile ethereum, ada, atom, xrpl uzun vade iyimser görülebilir, yatırım tavsiyesi değildir.
devamını gör...

tapınak şövalyelerinde bile böyle fantezi yok ulan.
devamını gör...

senaryosunu jerome bixby’nin yazdığı yönetmenliğini richard schenkman’ın yaptığı bir başyapıttır. izlediğim tüm filmler arasında en iyi ilk beş film arasındadır ve sanırım çok uzun bir süre daha da öyle kalacaktır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bir veda toplantısı esnasında geçen konuşmalardır filmin konusu. emekli olan tarih öğretmenine veda etmek için toplanan meslektaşlarına vermesi gereken bir sır vardır o profesörün.

profesör john oldman’in mesleğe vedası öyle sıradan olmayacaktır.

film oyunculuk ya da yönetmenlik başarısından çok bir senaryo başarısıdır. senaryo nasıl yazılır isimli bir derstir. gerçeküstü bir hikaye nasıl bir tutarlılıkla bu kadar gerçek kılınabilirin muhteşem bir örneğidir.

bir tek mekanda geçen filmler oldum olası etkilemiştir beni. ama bu filmde john oldman’ın anlattığı hikayeler bambaşka bir etki bıraktı üzerinde. hele o final sahnesine götüren baba oğul hikayesi.

yazarken bile tüylerim diken diken oldu. ben john oldman’in anlattığı her şeye inandım. kabul ettim. hak verdim. hem de hiç şüpheye düşmeden. ben de dünyalı adam olduğuma inanıyorum ama o kadar yetenekli bir yazar olmadığım için bunu kanıtlayamıyorum.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim