corona olmasaydı ispanya olacaktı.
neyse artık, seneye...
devamını gör...

hamiledirler. hep hamiledirler. sürekli hamiledirler.
devamını gör...

iko adamım, helal olsun yine şaşırttın. işlem güzeldi, fakent yazarken zorlandım. yine de güzel sürprizdi.
devamını gör...

hayırdan anlamayan ısrarcı, yüz bulamayınca çirkinleşen yazarımızdır. e sonra ivanka dm’den küfür etme potansiyeli olan abla oluyor. ayriyeten tanımlarına ve fikirlerine genel olarak katılmadığım da bir yazardır.

iyi niyetli biri olduğu konusunda rivayetler var.
iyiyse cami yaptırsın diyor hayatta başarılar diliyorum kendisine.
devamını gör...

okul, iş. her fırsatta soruyorlar sen şimdi n'apıyorsun diye. bir şey yapmıyorum. yapamıyorum.
devamını gör...

dünyada fransa, sri lanka, ingiltere ve iskoçya başta olmak üzere pek çok ülkede regl ürünlerinin daha ulaşılabilir olması adına ekonomik açıdan çeşitli kolaylıklar sağlanmaya başlandı. bu ürünlerin ihtiyaç olarak kabullenildiği politikalar gittikçe daha fazla ülke tarafından benimseniyor. ne yazık ki ülkemiz henüz bu durumun oldukça gerisinde. regl ürünleri lüks tüketim kategorisinde değerlendiriliyor ve bu ürünlere %18 kdv uygulanıyor. 

türkiye’de birçok kadın ekonomik yetersizlikler yüzünden regl dönemi ürünlerine ulaşmakta güçlük çekiyor veya regl dönemlerini sağlıklı bir şekilde geçirebilmek adına bazı fedakarlıklarda bulunuyor. böylesi önemli ve zorunlu bir sağlık ihtiyacının ‘lüks’ başlığı altında değerlendirilmesi milyonlarca kadının hayatını etkiliyor. 

regl ürünleri lüks değil ihtiyaçtır!

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

açlık glikoz düzeyleri ve ogtt(oral glikoz tolerans testi) normalin üzerinde olup da diyabet tanısı konmamış kişilerdir. bu bireylerin diyabet olma riski oldukça yüksektir. sağlıklı beslenmeye dikkat etmeli ve şeker takiplerini düzenli yapmaları önerilir.
devamını gör...

süper kahramanların melek olarak doğmadıklarını gösteren, gücün yozlaşmaya ne kadar müsait olduğunu çok güzel bir şekilde işleyen, severek izlediğim dizi.
devamını gör...

dünya nufüsü üzerinden düşünürsek 7.5 milyar/2= yaklaşık 3.75 milyar kadın var demek oluyor. ×25 ile çarparsak ya uzaylılarda işin içine giriyor ya da her erkeğin yaklaşık 7 tane flörtü var gibi bir şey. sayısalcıyım ama bunu hesaplayamadım :(
devamını gör...

mizah dergisi koleksiyonu.
l- manyak, lombak, kemik, fermuar, uykusuz , penguen, hortlak, naber dergilerinden oluşan sağlam bir koleksiyonum var. bunların dışında emrah ablak'ın tübitak serisi ciltleri, umut sarıkaya'nın işimdeyim gücümdeyim ciltleri ve benim de söyleyeceklerim var serisi, memo tembelçizer'in l- manyak şehitleri ve lombak sehitleri ciltleri, bülent üstün'ün kötü kedi şerafettin ciltleri, bir de ferhan şensoy'un tüm kitapları.
devamını gör...

sanırım ben insanlarla iletişim kurmayı bilmiyorum ya da beceremiyorum. ya insanları çok bunaltıyorum ya da insanlara çok soğuk bir insanmışım gibi geliyorum. sanırım insanlarla iletişim kurmayı kesmeliyim. bir şeyleri olduramayinca bırakmak en iyisi. olmayınca olmuyor çünkü.
devamını gör...

hakkatan biz bir aileyiz. kelebek dövmesini böyle güzel şekilde birlikte kardeşce paylaşmaya çalışan bu iki değerli insanı hangi sözlükte görebilirsiniz?

buralara ilk geldiğim zamanlar beni korkutan tek kişi kendisiydi. o da emin değildi çünkü benden nefret ediyor olup olmayacağından. ya nefret ederse düşüncesi nedenli hep uzaktan uzaktan takip ediyordum. bir gün tanışma şansına sahip oldum ve o günden beri bana söylediği tek olumsuz cümle şu oldu.

"kova burcuyum."

nickaltıma gelip "beynindeki tüm evde kalmışlığı, koca aramaya susamışlığı, kimsenin onu istemiyor ve evlenmeye layık bile bulmuyor olmasının yarattığı o psikolojiyi girdiği bok gibi girilere yansıtan, mide bulandırıcı beynine bizi maruz bırakan, 56 yaşında olduğu halde sanki 19 yaşında ilikmiş gibi civcivli cadılı nik almaya gram utanmamış sümüksü şeytan" yazsa hakkımda şu kadar zoruma gitmezdi. kova burcuyum dediği o anı hiç unutmuyorum. unutabileceğimi sanmıyorum.

çok seviyorum onu. dünya tatlısı bir insan aslında. çok ilginç şekilde müthiş tatlı bir üslubu var. sevdiğim için ara ara sayfasına girip biraz okuyup oylayayım arkadaşımı diyorum, en az 33 dakika düşünüyorum. burada kimseye laf sokulmuş mu? evde üzüldüğü için ağlayan biri olabilir mi? bana dese 4. kattan atlamama neden olacak bir cümle var mı? evde sakince çayını içen bir yazar şu an ne oluyor ya ben ne yaptım diyor olabilir mi? o nedenle 45 entry içinden 3 oylama yapıp sakince içime kapanıp hemen aynı şeyi düşünmeye devam ediyorum.

kova burcuymuş..

kova burcu olduğun için hemen buradan gidiyorum. kova burcu olmadığın günler diliyorum. hoşşa ğal.
devamını gör...

rüyasında gürültülü bir tren yolculuğundaydı.rüyadan uyanıp gözlerini açtığında ise aslında deprem olduğunu anladı.*
devamını gör...

esprilerini artık biryerlerde kullanırken dikkatli olmamız gerektiğini düşündüğüm komedyen. o da telif falan ister belli olmaz, güldürürken bi bakmışsın öldürmüş. zira yaş geçtikçe sıkıntıdan herkes dengesizleşiyor günümüzde...
devamını gör...

yukarıdaki bir yazarın hâyâl ürünü dediğinde aslında gözlerini bu tür olaylara ne kadar kapattığını gördüğüm ve maalesef ki çevremdeki insanların bizzat yaşadığı durumdur. bu, güya dinî açıdan çocuğuna iyilik yaptığını düşünen güruh, aslında o çocuğun birey oluşunu hiçe saymaktadır. bunun maalesef ki en kötü örneğine bizzat tanıklık ettim. henüz ilköğretim öğrencisi iken en yakın arkadaşlarımdan birinin ailesi bu zorlamanın yolunu yapmaktaydı. ardından liseye geçtiğimizde arkadaşıma onuncu sınıftayken "eğer kapanmazsan bir daha okula gidemezsin" şeklinde tehditler savurup, üstüne üstlük şiddet uyguladı. arkadaşım ne kadar dirense de başarılı olamadı. polise gitmeye karar verdik şiddetten ötürü ama maalesef aile ile arasının yapılıp eve yollandığı durumlar o kadar çoktu ki arkadaşım daha fazla şiddet görmekten korktu. öğretmenleri araya girmeye çalıştı ama aile iyice diretti ve bir de bu süre zarfında ben aleviyim diye benimle görüştürmedi. zorla görüşüyor, kardeşlerimiz aracılığı ile not yazıyorduk birbirimize. arkadaşımın telefonuna el koymuşlardı çünkü. sonra ne mi oldu? bu kadın maalesef kapandı. ailenin yüzü güldü ve kendince gururla çocuğunu okula yolladılar. arkadaşım kapalı kaldı o evden ayrılana kadar, evlendikten sonra ise ilk hazır olduğu anda tesettürden çıktı. ve şu mutlu da olsa ailesinin ona yaşattığı psikolojik travmaların etkisini hâlâ sürdüren bir birey olarak hayatına devam etmeye çalışıyor. yarın bir gün kendi isteğiyle kapanır mı bilmem ama bu kadınların sağlıklı bir birey olmasını nasıl bekleriz bir toplum olarak ki?
işte tam bu noktada piaget'nin ve erikson'ın kuramlarını tekrar tekrar okumakta fayda var. ayrıca sorunlu ailelerin ve özellikle beynini din bürümüş, gözü kör olmuş ailelerin ve tüm bunları yaparken bir yandan da kendi karısını başka kadınlarla aldatan adamların ciddi bir tedaviye ihtiyacı var. siz tedavi olmadığınız sürece hastalıklı bireyler yetiştirme yolunda emin adımlarla ilerliyorsunuz çünkü.
ekleme yapayım: şu an bu bahsettiğim ve kızları ile beni aleviyim diye görüştürmeyen aile, beni yolda gördüğünde benimle konuşma girişimlerinde bulunuyor. konuşuyorum ben de, onlar gibi değilim, hem belki utanırlar diye düşünüyorum. umarım utanıyorlardır bir nebze.
devamını gör...

itiraf edin sesime aşık oldunuz.*
devamını gör...

olması gerekeni bilmem de kişiye özeldir.
olmaması gereken kesinlikle topluluk içinde olandır.
devamını gör...

"dünyayla yaralı"

önce bir minik biyografi ile başlayayım. 13 şubat 1958 yılında, moda'da, bulgaristan göçmeni bir ailenin kızı olarak dünyaya geldi. kadıköy maarif kolejinden mezun olduktan sonra önce istanbul üniversitesi türk dili ve edebiyatı bölümünde okudu. daha sonra okuldan ayrıldı ve tekrar sınava girip boğaziçi üniversitesi ingiliz dili ve edebiyatı bölümüne geçip buradan mezun oldu. bitirme tezini de herkes bilir: "sylvia plath'in şairliğinin intiharı bağlamında analizi"

arada aklıma gelmiyor değil, sylvia plath'i düşünürken acaba "sonum onun gibi mi olacak?" diye düşünüyor muydu? ya da korkuyor muydu o sondan. kendini öldürürken hiç çığlık atmamış. belki de emindi sonundan. bilmiyorum.

boğaziçi, umutsuzlar merdiveni ve nilgün hakkında bir şeyler ekleyeyim biraz. zaten biliyorsunuz ki nilgün marmara'yı umutsuzlar merdiveninden bağımsız düşünmek çok zor. buyurun ece ayhan ne demiş;


"boğaziçi ünivesitesi'nde (ve daha önce robert college'de, 'yukarıda') okuyanlar iyi bilirler; orada, spor salonu ile kantinin bulunduğu yapıda bahçeye bakan ünlü bir 'umutsuzlar merdiveni' vardır; demirdendir. kimbilir belki de bırakılmış bir yangın merdiveni! okul arkadaşları anlatırlar: nilgün marmara, boğaziçi üniversitesi ingiliz filoloji'sinde öğrenciyken derslere pek girmez ve garip bir 'kuş' olarak basamaklara tünermiş. acaba büyük kanatları yüzünden uçamayan 'o' (ya da 'bir') albatros mu? denizler kuşu. gözleri denizin derin yerleriyle sığ yerleri arasındaki maviliktedir işte. benim öyle 'umran' görmüşlerin boş vakitlerinde can sıkıntılarından uğraştığı ruh çağırmaları ya da parapsikolojiyle filan herhangi bir ilişim yok, olsaydı belki eskiden nilgün marmara'nın oturduğu basamakta şimdi geceleri bir hayaletin (yine çığlık atmadan) görüldüğünü söyleyebilirdim."


mezun olduktan sonra ilk önce marmaris'te bir tatil köyünde sonra çeşitli yerlerde çalıştı. zaten ne iş hayatı ne hayatı çok uzun sürdü canım şairin.

1982 yılı, yabancıların en yakını olarak gördüğü eşi kağan önal ile evleniyor. ben bunu sorgulayacak veya yorumlayacak doğru kişi değilim ama hakkında bir şey yazmam gerekirse, ona çok doğru gelen, ama belki 29 yıllık yaşamı boyunca yaptığı en yanlış tercihlerden biri. hiçbir şey değil ama kağan önal'ın bir dediği çok canımı sıkmıştı bir ara, belki bu ara.

"nilgün'ün şiir yazdığını bile bilmezdim, bir kenarda pıtır pıtır bir şeyler yazardı."


13 ekim 1987, daha 29 yaşında ve evinin balkonundan atlayarak hayatına son veriyor. daha sonra nilgün'ün intihar etmediği, eşi kağan önal tarafından öldürüldüğü söyleniyor. kağan önal şu açıklamaları yapıyor:


"oysa nilgün’ün tedavi olması gerekiyordu ama o doktordan kaçıyordu. doktor, geldiğinde evde olması gerekirken evde değildi. doktor beklemişti. gelince de konuştular... doktor bana “işiniz çok zor, tedavi olması lazım ama çok zeki ve kültürlü. yani en zor vakalardan” demişti. çünkü iyileşmesi için entelektüel faaliyetlerde bulunmaması gerekiyordu. ilacı dayayacaklar ve uyuşacaktı. orta kültür ve zekalı durumlarda bu hastalık genelde 20’li yaşlarda ortaya çıkarmış, lityum tedavisi ile başarılı olunurmuş. ancak nilgün bu tipte değildi. tedavi olması, buna ikna olması, tedaviden memnun kalması hepsi ayrı bir dertti. dolayısıyla tedavi olmadı. öldüğü gün bana tedaviye tekrar başlayacağına dair söz vermişti."


ölümünden sonra ece ayhan pek çok şey demiş, meçhul öğrenci anıtı demiş. cenazede nilgün'ün annesine sormuş okul numarasını. oradan geliyor 128.

cemal süreya,

"nilgün ölmüş. beşinci kattaki evinin penceresinden kendini aşağı atarak canına kıymış, ece ayhan söyledi. çok değişik bir insandı zelda. akşamları belli saatten sonra kişilik hatta beden değiştiriyor gibi gelirdi bana. yüzü alarır bakışlarına çok güzel ama ürkütücü bir parıltı eklenirdi. çok da gençti. sanırım otuzuna değmemişti daha.. bu dünyayı başka bir hayatın bekleme salonu ya da vakit geçirme yeri olarak görüyordu. dönüp baktığımda bir acı da buluyorum nilgün’ün yüzünde. o zamanlar görememişim. bugün ortaya çıkıyor."
demiş.

bir de gülseli inal'ın dedikleri var, pek ölümüyle alakalı değil. ece ayhan'ı suçlar gibi. belki biraz haklı, bence haksız:


"1986'nın sonbaharı, nilgün ve ben boğaziçi üniversitesi dış taşlığının umutsuzlar merdivenlerinde oturuyoruz. nilgün'e “haydi" diyorum "yaprak'a -kız kardeşim- çaya gidelim evi buraya çok yakın.” konuşa konuşa üniversiteyi geride bırakıyoruz. yaprak, bizi harika bir coşkuyla karşılıyor. çaylar, sohbetler, duygu paylaşımları. sonra evlere dönmek için bir taksiye atlıyoruz. tam benim semtime geldiğimizde nilgün bana dönüp; "biliyor musun” diyor, “ben şiir yazıyorum ve yazılmış çok şiirim var.”
şaşkınlıktan donup kalıyorum.
"bundan hiç söz etmedin."
"hiç kimseye söz etmedim, yalnız sana öylüyorum."
"ece ya da ilhan berk de mi bilmiyor?"
"hiçbiri. ama şiirlerimi sana göstereceğim."
"peki neden göstermedin şiirlerini?"
"hiç sormadılar ki. işte öyle. önümüzdeki hafta buluşalım. okumanı istiyorum. belki iki yüz elli sayfalık şiirim var."


nilgün'le tanışalı neredeyse bir buçuk yıl olmuş, ece ise onu tanıyalı dört yıl... bir gariplik var. iki yüz elli rakamı kafamı kurcalıyor. hiçbir zaman, evet hiçbir zaman, onun evinde, orada burada, pera'daki buluşmalarda şiir üzerine konuşmalar, özellikle boğaz'daki kaptan'da yemekli buluşmalarımızda, tüm gün konuştuğumuz şiir dolu saatlerde nilgün'ün şiir yazdığına dair en ufak bir işaret yoktu ve hiç olmamıştı. kaptan'daki yemekte, ece'nin bana sorduğu soruya nilgün'ün çok gülmesi; "o şiirinde gözlerini balıkların yediği delikanlıyla gerçekten tanıştın mı?" yine aynı gün şiirin yoğun konuşulduğu, nilgün'ün şiir konusunda hiçbir konuşmaya katılmayıp sadece herkesi dinlediğini anımsıyorum. birkaç gün sonra nilgün'le yine kızıltoprak'taki evinde buluşuyoruz; salonun ortasındaki cam masanın üzerinde sayısız şiir tomarı içinden, birini bana uzatıyor okumam için.
"ece bunları görmedi mi?"
"o ilgilenmez."
ece ayhan; yakın çevresinde olup biteni pek sezmeden karşısında marjinal, sıradışı kadının şair olabileceği ihtimali üzerinde durmadan sadece kendinden söz ediyor. karşımızda bu kez; karşı taraftan beklediğini kendisi uygulamayan, "zihinle bakarak" görmeyen, görmek istemeyen, elinin tersiyle iten biri var; bir usta şair yine marjda, yine atak. ne olursa olsun kendi isyan iktidarını yaşayan ve sivil iktidarlar kuran biri. 13 ekim 1987'de, nilgün'ün cenazesinde, doğru nilgün'ün annesinin yanına gidip o yaslı kadına nilgün'ün okul numarasını sorma ve ardından yanıt olarak verilen sayının aslında nilgün'ün mezar numarasıyla aynı oluşu. 128 nilgün. insanın insana fütursuzca sadistçe 'acıtmak, canını yakmak' eylemine karşı çıkan kara şair, bu kez sırılsıklam aşık olduğu nilgün'ün canını yakıyor. garip kısırdöngü, içinden çıkılamayan çark, insanın kendini algılayamaması. 'zihinle bakmak'ın uğramadığı yer. bir etikçiye dönüşen şairin garip paradoksu. bir karşılaştırma yapıyorum ister istemez, ezra pound düşüyor aklıma; anglo-sakson edebiyatına inanılmaz katkılarda bulunan marjinallerin marjinali bir şair. karşımızda kara mı kara anarşist bir edebiyatçı var, ece'nin çağdaşı amerikalı asi adam ezra pound. pound, sadece dehamsı şiirleriyle, başkaldırılarıyla değil, 20, yüzyılın çok önemli ingiliz, irlandalı şairlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. 1913'te james joyce'u ilk keşfeden pound oldu. joyce'un ilk gençlik şiirleriyle, dev eseri ulyysess'in ilk yayımlanışı pound'un çabaları sayesinde gerçekleşti. pound; d.h. lawrence, wyndham lewis ve t. s. eliot içinde aynı şeyleri yaptı. henry miller'ın dönenceler'ini, kimsenin ilgilenmediği bir dönemde sonuna kadar savunmuştu. eliot'ın çorak ülke'si pound'un sayesinde tanındı ve onun çabalarıyla edebiyat tarihine böyle dahiyane bir şiir armağan edildi... robert frost, hemingway, dönemin anglo-sakson yazarlarının hepsi, pound'tan coşkulu destekler aldılar.
nilgün'ün ani ölümünden sonra, ece ayhan, günah çıkartır gibi nilgün üzerine sayısız yazı kaleme aldı. bir gönül borcu olabilir mi! ya da yaşarken takındığı aldırmazlığın üstünü örtmek olabilir mi?! "aldırma nilgün marmara" adlı ilk yazısında ise, şaşırtmacalı bir dille gümüşlük'te nilgün'ün şiirlerini bildiğini yazar ki, bu baştan aşağıya koskoca bir aldatmacadır. 128 nilgün, artık toprak altındadır ve kimse onu yanıtlayamaz öyle değil mi? nilgün'ün ölümünün birinci yıl anma toplantısında ece ayhan, herkesin içinde nilgün için sadece bir anekdot anlatıp ortadan kayboluyor; nilgün'ün bir gece cemal süreya ve cihat burak'ın başlarından aşağıya toz şeker dökmesinin çok ilginç olduğunu söyleyerek... öncesi ve sonrasında ise dile gelen hepsi bu kadardır. .nilgün'ün intiharından sonra, bir günahın tilmizi gibi sayısız yazı yazar, ama nafile, olan olmuştur... belki derin bir pişmanlık, belki ona çarpıp geçen bir kuyrukluyıldızın şaşkınlığı. "nilgün marmara'nın başına da 1987'de bir scorpio olayı getirildi ama nilgün marmara bunu yazmaya 13 ekim 1987'deki ölümü yüzünden vakit bulamadı.” (sivil denemeler kara) diyecek denli her şeyi bilen! acaba scorpio kendisi olmasın, ya da ölüm meleği."


bilemiyorum, ece ayhan'ı bu derece suçlamak çok yanlış. suçlanamaz gibime geliyor. belki de açık olması lazımdı. açık olmak elinde miydi peki? sanmıyorum.

nilgün, beni çok korkutuyor, feci korkutuyor. hakkında öğrendiğim her yeni şeyi kendimde bulmam çok korkutuyor. değişik bir insan. ece de öyle. bu dünyaya ait olmadığı için farklı dünyalar aramaya yola çıktı. umarım bulmuştur.

bilmiyorum bu uzun, belki de yazdığım en uzun yazıyı buraya kadar okuyan var mıdır?
devamını gör...

düşmüyor denedim..

hatta işi ayıya kadar büyüttüm, tık yok..
hayvan sevgisi ölmüş..

#1115000
devamını gör...

dünyanın her yanındaki olimpiyat karşıtlarının kullandığı slogandır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
olimpiyatların fakir halkın daha da fakir düşmesine, çaresiz kalmasına ve git gide yok olup ölmesine neden olduğunu haklı olarak düşünen olimpiyat karşıtları her dört yılda bir olimpiyatları fiziksel olarak protesto ederken diğer yıllarda da bu konuda teorik çalışmalar yapmaktadırlar.

lise yıllarında atletizmle uğraşmış bir olarak elbette ki atletik sporların dört yılda bir olsa da dünya çapında böyle bir izlenirlik kazanması harika bir şey ancak olimpiyat oyunlarının koşulacağı ülkelerde bu oyunlar için yapılan harcamaların astronomik olması da eleştirilmeli bence.

hükümetlerin olimpiyat oyunları için milyonlarca milyarlarca dolar harcaması vergilerini ödeyen vatanadaşların ihtiyaçları için ayrılması gereken parayı boşa götürürken olimpiyatlar için yapılan birçok tesis de olimpiyatlardan sonra çürümeye terk edildiği ile kalıyor.

hele ki pandemi gibi bir dertle uğraşmakta olan bir dünyada olimpiyatlar için harcanan paranın sağlık sistemleri için harcanması daha makul olabilir.

bunun dışında olimpiyatlar için güvenlik sağlamak amacıyla oluşturulan kolluk güçleri ve istasyonların olimpiyatlardan sonra da işlemeye ve çalışmaya devam etmesi ülkelerin polis devletlerine dönmesi korkusunu yaratmaktadır insanlarda.

başka başlıklar da yazılabilir elbette ama yazılacak her madde fakir halkın ölümünü de neden olacaktır.

o meşale bizim elimize geçmez mi!
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim