sokağa çıkma kısıtlamasına uyulmaması
ekmek al sen de gez dediğim tanım, daha önce de demiştim. böyle yasağa böyle tarak.
devamını gör...
yanlış bellek ve yanlış bilgilendirme etkisi
hatırladıklarınızın doğru olduğunu ve değişmediğini düşünüyor musunuz? eger öyleyse, muhtemelen yanılıyorsunuz. birisi" kendi gözlerimle gördüm" dediğinde insanlar buna inanmaya meyillidir. bununla birlikte, bir olaya tanıklık etmeniz ile bir başkasına anlatmanız arasında, özellikle de konuyla ilgili bir kişi size yönlendirici sorular yöneltiyorsa, hatırladıklarınızda büyük değişkenlikler olabilir.
profesör elizabeth loftus bir olayı sahneleyip farklı kişilere olay hakkında sorular sorduğunda genellikle hepsinin farklı anlatımlarda bulunduğunu fark etti.
görgü tanığı hataları mahkemeler için ciddi sorunlar oluşturabiliyor. 1973'te bir davada 17 tanık, polis memurunu vuran kişi olarak bir adamı teşhis etti. daha sona ortaya çıktı ki adam, suç mahallinin yakınında bile değildi.
loftus şöyle açıklıyor:" bir olayı tecrübe ettiğimizde yaptığımız şey, belleğimizde onu depolayıp ileride başka bir vesileyle depoladıģımız şeye dönerek onu olduğu gibi okumaktan ibaret değildir. aksine, hatırlama ya da tanıma sırasındı, olayı birçok kaynaktan gelen bilgileri kullanarak yeniden oluştururuz. bunlar hem olayın orijinal algısını hem de olaydan sonra çıkarılan sonuçları içerir. zamanla bu kaynaklardan gelen bilgiler bütünleşir, böylece tanık, belirli bir detayı nasıl bildiğini söyleyemez. artık sadece birleşmiş bir belleği vardır." başka bir ifade ile, beyin, olaya dair gerçek deneyimini alır ve olanı açıklayacak makul bir hikaye oluşturur. daha sonra başka bilgiler veya öneriler gelirse beyin, belleği yeni girdilere uyacak şekilde yeniden yapılandırabilir. loftus, tanıkları sorulan soruların onların hatırladığı şeyi değiştiriyor gibi göründüğünü fark etti ve bunun ne derece kolay olabileceğini bulmak için bir deney yaptı.
100 öğrenciye zincirleme bir araba kazası içeren kısa bir film izletti. filmi gördükten sonra öğrenciler, altı kritik soru içeren bir anket doldurdular: sorulardan üçü filmde görülen, üçü de görülmeyen şeylerle alakalıydı.
deneklerin yarısı için sorulan kritik soru " kırık bir far gördünüz mü?" biçiminde sunuldu. diğer yarısı için ise "kırık farı gördün mü? "şeklinde soruldu. ikinci soru, filmde gerçekten görülmüş olsun olmasın, kırılmış bir cam olduğu anlamına gelir.
"kırık far" grubunun %15'i ; " kırık bir far" grubunun ise %7'si var olmayan bu ögeyi gördüklerini söyledi. başka bir deyişle "kırık bir far"dan, "kırık far"a geçmek, aslında öğrencilerin %8'inin anılarını değiştirmiş gibi görünüyordu.
lotus, sorudaki diğer küçük değişikliklerin nicel kararları etkileyip etkilemeyecegini bulmak için, başka bir öğrenci grubuna da benzer bir film gösterdi ve arabaların birbirlerine " çarptıklarında" ya da "tosladıklarında"ne kadar hızlı oldukları sordu. bir hafta sonra, filmde öyle bir şey olmamasına rağmen, kırık camı görüp görmedikleri soruldu. arabaların" tosladığı" yüklemiyle soru sorulan öğrencilerin içinde kırık camı gördüğünü söyleyenlerin sayısı, arabaların "çarptığı " yüklemiyle soru sorulan öğrencilerin içinde kırık camı gördüğünü söyleyenlerin sayısının iki katını geçiyordu.
bu deneyden de" filmle ilgili hatıraları küçük cümle değişiklikleri içeren sorular tarafından açıkça değiştirilebiliyor" çıkarmını yaptı.
lotus son olarak şu sonuca vardı:
görgü tanıkları sadece hız değil, aynı zamanda zaman ve mesafe konusunda da isabetli tahminlerde bulunulamıyor. buna rağmen mahkemelerde her zaman nicel kararlar vermek zorunluğu ile karşı karşıyalar. kaza araştırmacıları, polis memurları, avukatlar, muhabirler ve görgü tanıklarının sorgulanması gereken diğerleri, kelimelerin alttan alta taşıdıkları ince telkinleri göz önünde bulundurmaya çalışmalıdır. bir görgü tanığını sorguladığınızda elde ettiğiniz, gördükleri olmayabilir.
profesör elizabeth loftus bir olayı sahneleyip farklı kişilere olay hakkında sorular sorduğunda genellikle hepsinin farklı anlatımlarda bulunduğunu fark etti.
görgü tanığı hataları mahkemeler için ciddi sorunlar oluşturabiliyor. 1973'te bir davada 17 tanık, polis memurunu vuran kişi olarak bir adamı teşhis etti. daha sona ortaya çıktı ki adam, suç mahallinin yakınında bile değildi.
loftus şöyle açıklıyor:" bir olayı tecrübe ettiğimizde yaptığımız şey, belleğimizde onu depolayıp ileride başka bir vesileyle depoladıģımız şeye dönerek onu olduğu gibi okumaktan ibaret değildir. aksine, hatırlama ya da tanıma sırasındı, olayı birçok kaynaktan gelen bilgileri kullanarak yeniden oluştururuz. bunlar hem olayın orijinal algısını hem de olaydan sonra çıkarılan sonuçları içerir. zamanla bu kaynaklardan gelen bilgiler bütünleşir, böylece tanık, belirli bir detayı nasıl bildiğini söyleyemez. artık sadece birleşmiş bir belleği vardır." başka bir ifade ile, beyin, olaya dair gerçek deneyimini alır ve olanı açıklayacak makul bir hikaye oluşturur. daha sonra başka bilgiler veya öneriler gelirse beyin, belleği yeni girdilere uyacak şekilde yeniden yapılandırabilir. loftus, tanıkları sorulan soruların onların hatırladığı şeyi değiştiriyor gibi göründüğünü fark etti ve bunun ne derece kolay olabileceğini bulmak için bir deney yaptı.
100 öğrenciye zincirleme bir araba kazası içeren kısa bir film izletti. filmi gördükten sonra öğrenciler, altı kritik soru içeren bir anket doldurdular: sorulardan üçü filmde görülen, üçü de görülmeyen şeylerle alakalıydı.
deneklerin yarısı için sorulan kritik soru " kırık bir far gördünüz mü?" biçiminde sunuldu. diğer yarısı için ise "kırık farı gördün mü? "şeklinde soruldu. ikinci soru, filmde gerçekten görülmüş olsun olmasın, kırılmış bir cam olduğu anlamına gelir.
"kırık far" grubunun %15'i ; " kırık bir far" grubunun ise %7'si var olmayan bu ögeyi gördüklerini söyledi. başka bir deyişle "kırık bir far"dan, "kırık far"a geçmek, aslında öğrencilerin %8'inin anılarını değiştirmiş gibi görünüyordu.
lotus, sorudaki diğer küçük değişikliklerin nicel kararları etkileyip etkilemeyecegini bulmak için, başka bir öğrenci grubuna da benzer bir film gösterdi ve arabaların birbirlerine " çarptıklarında" ya da "tosladıklarında"ne kadar hızlı oldukları sordu. bir hafta sonra, filmde öyle bir şey olmamasına rağmen, kırık camı görüp görmedikleri soruldu. arabaların" tosladığı" yüklemiyle soru sorulan öğrencilerin içinde kırık camı gördüğünü söyleyenlerin sayısı, arabaların "çarptığı " yüklemiyle soru sorulan öğrencilerin içinde kırık camı gördüğünü söyleyenlerin sayısının iki katını geçiyordu.
bu deneyden de" filmle ilgili hatıraları küçük cümle değişiklikleri içeren sorular tarafından açıkça değiştirilebiliyor" çıkarmını yaptı.
lotus son olarak şu sonuca vardı:
görgü tanıkları sadece hız değil, aynı zamanda zaman ve mesafe konusunda da isabetli tahminlerde bulunulamıyor. buna rağmen mahkemelerde her zaman nicel kararlar vermek zorunluğu ile karşı karşıyalar. kaza araştırmacıları, polis memurları, avukatlar, muhabirler ve görgü tanıklarının sorgulanması gereken diğerleri, kelimelerin alttan alta taşıdıkları ince telkinleri göz önünde bulundurmaya çalışmalıdır. bir görgü tanığını sorguladığınızda elde ettiğiniz, gördükleri olmayabilir.
devamını gör...
andrew wyeth
1917-2009 yıllarında yaşamış, amerikalı realist ressam. eseri bir fotoğraf kadar nesnel ve gerçekçi çizebilmek amacıyla ortaya çıkmış fotorealizm akımının da öncüsüdür.
eserleri doğal olarak çok gerçekçi, renkleri donuk ve gerilim dolu bana göre. sanki bir rüzgar esecek ve resimde bir şeyler kıpırdayacakmış gibi hissediyorsunuz.
eserlerini iliştiriyorum:
christina's world (1948)
wind from the sea (1947)
winter (1946)
dodges ridge (1947)
the witching hour (1977)
eserleri doğal olarak çok gerçekçi, renkleri donuk ve gerilim dolu bana göre. sanki bir rüzgar esecek ve resimde bir şeyler kıpırdayacakmış gibi hissediyorsunuz.
eserlerini iliştiriyorum:
christina's world (1948)
wind from the sea (1947)
winter (1946)
dodges ridge (1947)
the witching hour (1977)
devamını gör...
normal sözlük'te yazacak zaman bulmak
an itibariyle yapamadığımı düşündüğüm eylemdir. gerçekten nasıl başarıyorsunuz 800, 1000+ entry girmeyi aklım almıyor... başlık açmak da cabası... yoruluyorum. okumam gereken kitapları, doktrinleri gördükçe içim bayıyor, arada anca öyle girip yazabilecek enerji görebiliyorum kendimde. diğer enerjimi kitaplara yığıyorum mecburen.
sahici bir şekilde entry yazanlarıysa cidden tebrik etmek gerekir.
edit: aktif tanım sayım ile kalite içeriğime bakınca bana yeterli geldi ama yine de ortalamanın altında bi sayı...
sahici bir şekilde entry yazanlarıysa cidden tebrik etmek gerekir.
edit: aktif tanım sayım ile kalite içeriğime bakınca bana yeterli geldi ama yine de ortalamanın altında bi sayı...
devamını gör...
düğün kültürünün kaybolması
uzaylılar ülkeye baskın yapsa milletimiz düğünlerden vazgeçmez. pandemi döneminde yapılan gizli düğünler bunu gösteriyor.
devamını gör...
uzun boylu olmanın zararları
- evlenirken huyu huyuna uygunu bulabilirler ama boyu boyuna uygunu pek bulamazlar (eyvah eşim duymasın, ben huyuma uygunu bulmuşum çok şükür, varsın boy farkı 30 cm olsun).
- bel fıtığı riski çok fazladır, bel ve sırt ileride problem çıkartabilir.
- okul çağlarında hep arkaaaa sıradakilerrrrrrrrr takımının santraforudurlar. gariplerin yeri hep en arka sıradır.
- grup fotoğraf çekimlerinde hemen kimse bir şey demeden arka sıradaki yerlerine geçerler.
- evde her zaman perde söküp takmak bu bahtsızlara aittir.
- yukarı raflardan bir şey alıp, talep sahibi olan anne ve eşlerine onu vermek kaçınılmaz sonlarıdır.
- dolmuş ve minibüste ayakta iken hep iki büklüm olurlar.
- yukarıda havalar nasıl esprisine hayat boyu maruz kalırlar.
- uçakta, otobüste, sinemada koltuğa sığamazlar, koltuğu yatıramazlar, koridor tarafını tercih ederler.
- sinema ve tiyatroda arkalarındakileri düşünüp hep periskop aşağı yaparak iki büklüm otururlar.
- ayakları genelde büyük olduğu için ayakkabı bulmakta zorlanırlar.
- bazı aynalarda kendilerini göremezler, eğilerek bakarlar.
- çoğunlukla bir yerden eğilmeden geçmeye çalıştıkları için kafaları, bilhassa alınları hayat boyu her türlü darbeye maruz kalmıştır.
- abi sen basketçimisin lafına ömür boyu maruz kalırlar.
- kafkas kökenlimisin diye ikide bir sorulur.
- lanet olası yataklar genelde size uygun değildir, ayaklar hep dışarıdadır, ya da kendinize özel boyda yatak yaptırtmak zorunda kalırsınız.
not: 196 cm boyunda, kendi jenerasyonuna göre epey uzun boyda olan ve yukarıda yazdıklarını birebir yaşayan biri tarafından yazılmıştır.
- bel fıtığı riski çok fazladır, bel ve sırt ileride problem çıkartabilir.
- okul çağlarında hep arkaaaa sıradakilerrrrrrrrr takımının santraforudurlar. gariplerin yeri hep en arka sıradır.
- grup fotoğraf çekimlerinde hemen kimse bir şey demeden arka sıradaki yerlerine geçerler.
- evde her zaman perde söküp takmak bu bahtsızlara aittir.
- yukarı raflardan bir şey alıp, talep sahibi olan anne ve eşlerine onu vermek kaçınılmaz sonlarıdır.
- dolmuş ve minibüste ayakta iken hep iki büklüm olurlar.
- yukarıda havalar nasıl esprisine hayat boyu maruz kalırlar.
- uçakta, otobüste, sinemada koltuğa sığamazlar, koltuğu yatıramazlar, koridor tarafını tercih ederler.
- sinema ve tiyatroda arkalarındakileri düşünüp hep periskop aşağı yaparak iki büklüm otururlar.
- ayakları genelde büyük olduğu için ayakkabı bulmakta zorlanırlar.
- bazı aynalarda kendilerini göremezler, eğilerek bakarlar.
- çoğunlukla bir yerden eğilmeden geçmeye çalıştıkları için kafaları, bilhassa alınları hayat boyu her türlü darbeye maruz kalmıştır.
- abi sen basketçimisin lafına ömür boyu maruz kalırlar.
- kafkas kökenlimisin diye ikide bir sorulur.
- lanet olası yataklar genelde size uygun değildir, ayaklar hep dışarıdadır, ya da kendinize özel boyda yatak yaptırtmak zorunda kalırsınız.
not: 196 cm boyunda, kendi jenerasyonuna göre epey uzun boyda olan ve yukarıda yazdıklarını birebir yaşayan biri tarafından yazılmıştır.
devamını gör...
bir ateistin iyilik yapmasının nedeni
iyiliğin tanrısal, dinsel değil ahlaksal olduğunu daha dogrusu insancıl olduğunu düşündüğü için.
devamını gör...
evladını kuran kursuna göndermeyen insan
benimdir o insan. açsın türkçesini okusun benim gibi. anlamını bilmediği bir şeyi okumanın bir manası yok. '' oku'' şeklinde başlayan kutsal kitabı, bilmediği ve aşina olmadığı bir dilde okumanın bir değer katacağını düşünmüyorum. okumaktan kasıt, oku ve anla demek bana göre. anlamadıktan sonra 183837373 kere hatim etmenin ne anlamı var?
konu başlığıyla ilgili bir anımı anlatmak isterim. 8 ya da 9 yaşındayım. yaz tatilini büyükdede ve büyükbabaanne memleketinde geçirmeye gitmişimdir. köy falan değil, büyük şehirlerimizden birinin, büyük bir ilçesi burası. konu komşu çocukları her gün kur'an kursuna gidiyor. heveslendim, nineme söyledim. hemen camiye götürdü beni. cami hocasını da yakınen tanıyor. 2 veya 3 hafta gittim. bir akşam kapı çaldı. ninem kapıyı açtı. cami hocası bana göz dikmiş. oğluna alacakmış (!). oğlu da olsun 10 11 yaşında. sözleşcekmişiz, az buçuk büyüyünce evlenecekmişiz(!). ninem 1.40 boyuyla, 1.80+lik cami hocasının yakasından tutup, kapıdan nasıl kovaladı dün gibi hatırlıyorum.
bu gibi olaylara şahit olmamak, yaşamamak adına göndermeyeceğim. çok öğrenme sevdalısı olursa, anneannesinin de ömrü olursa ondan öğrenir deyip konuyu kapatıyorum.
konu başlığıyla ilgili bir anımı anlatmak isterim. 8 ya da 9 yaşındayım. yaz tatilini büyükdede ve büyükbabaanne memleketinde geçirmeye gitmişimdir. köy falan değil, büyük şehirlerimizden birinin, büyük bir ilçesi burası. konu komşu çocukları her gün kur'an kursuna gidiyor. heveslendim, nineme söyledim. hemen camiye götürdü beni. cami hocasını da yakınen tanıyor. 2 veya 3 hafta gittim. bir akşam kapı çaldı. ninem kapıyı açtı. cami hocası bana göz dikmiş. oğluna alacakmış (!). oğlu da olsun 10 11 yaşında. sözleşcekmişiz, az buçuk büyüyünce evlenecekmişiz(!). ninem 1.40 boyuyla, 1.80+lik cami hocasının yakasından tutup, kapıdan nasıl kovaladı dün gibi hatırlıyorum.
bu gibi olaylara şahit olmamak, yaşamamak adına göndermeyeceğim. çok öğrenme sevdalısı olursa, anneannesinin de ömrü olursa ondan öğrenir deyip konuyu kapatıyorum.
devamını gör...
normal sözlük için öneriler
profile girdi sabitleme butonu gelmesi beni memnun edecektir. yazarların özellikle uzman oldukları alanlar ile ilgili yazdıkları uzun tanımları okumaktan benim gibi zevk alan yazarlar için bir yazarın profiline girdiğinde gördüğü anket girdileri okumak zulüm olabiliyor. o sebep ile profillere eklenen bir butona ekleyeceğimiz linkler ile yazarları; ''bakın böyle bir konu hakkında bilgi verdim bence açın okuyun'' demek sureti ile ilgili girdilere yönlendirmek hoş olabilir. hatta bu özellik geliştirilerek katagorilere göre link ekleyebilirsek çok daha hoş olur. örneğin; kültür-sanat katagorisinde yazdıklarımızı ayrı, tarihi olaylar ile ilgili yazdıklarımızı ayrı bölümlere eklemek gibi.
devamını gör...
mahlassızım
sözlüğün kalitesini arttıran, her tanımıyla bilgi veren favori sözlük yazarım, iyi ki var.
ayrıca beğeniler konusunda da gönlü bol olduğundan arada bildirimleri şenlendirip minik minik gülümsetir.
ayrıca beğeniler konusunda da gönlü bol olduğundan arada bildirimleri şenlendirip minik minik gülümsetir.
devamını gör...
türkiye’de azınlık olmak
yukarıda "adorno" nickli yazar çerkeslerin milliyetçilik yaptığını söylemiş.
çerkesler bu ülkeden kendileri için toprakmı istiyor, ayrı bir devletmi istiyor yoksa birilerinin yaptığı gibi "vatandaş çerkes'ce konuş" diyip başka dil konuşulmasına engelmi oluyor. yoksa senin kafana göre birisi ben "çerkes" kökenliyim diyince milliyetçimi oluyor.
çerkesler bu ülkeden kendileri için toprakmı istiyor, ayrı bir devletmi istiyor yoksa birilerinin yaptığı gibi "vatandaş çerkes'ce konuş" diyip başka dil konuşulmasına engelmi oluyor. yoksa senin kafana göre birisi ben "çerkes" kökenliyim diyince milliyetçimi oluyor.
devamını gör...
engin günaydın'ı hangi yapımda izlersem izleyeyim burhan altıntop olarak göreceğim gerçeği
vavien, yeraltı, yazgı ve hatta komedi olmasına rağmen aile arasında filminde dahi kolay kolay burhan altıntop görebileceğimizi sanmıyorum. ama başlık "engin günaydın dendiğinde akla ilk burhan altıntop karakterinin gelmesi" olsa ona belki ben de katılabilirdim. serkan keskin dendiğinde de ismail abi geliyor aklıma ne yapayım. ama masum'da da, sonbahar'da ve daha pek çok film veya dizisinde de serkan keskin'i izlerken ismail abiyi görmüyorum. sanırım bu da çok başarılı olmalarından ve o rollerin içinde onları fazla görmemizden kaynaklanıyor.
devamını gör...
abdullah avcı
sistemsel olarak iyi bir teknik direktör. şahsen ben onun yerinde olsam şansımı yurtdışında bir kez olsun denerdim.
devamını gör...
tam türkiye düzeldiğinde dünyanın sonunun gelmesi
türkiye'nin düzelmiş hali buysa vay halimize dedirten başlık. bu iş kuşakla olacak iş değil, kuşak değişmesi bir şey değiştirmez. önemli olan düşünebilmeyi, sorgulamayı bilen ve inandığı şeylerin karşıtını da dinleyebilecek açık görüşlülükte bireyler yetiştirmek fakat bunun şu an yapılabildiğini düşünmüyorum.
ülkede herkes her şeyi biliyor ama hiç kimse bir şey yapmıyor. insanlar kendi işlerini bile yarım yamalak yapıp günü bitirmeye odaklı. tembellik ve tüketim bizim yaşam şeklimiz oldu artık ve bunlar değişmedikçe de türkiye düzelmez. dünyanın sonunun gelip gelmediğini de bilemeyiz zira hiçbirimiz müneccim değiliz. yani bence tamamen yanlış bir önerme.
ülkede herkes her şeyi biliyor ama hiç kimse bir şey yapmıyor. insanlar kendi işlerini bile yarım yamalak yapıp günü bitirmeye odaklı. tembellik ve tüketim bizim yaşam şeklimiz oldu artık ve bunlar değişmedikçe de türkiye düzelmez. dünyanın sonunun gelip gelmediğini de bilemeyiz zira hiçbirimiz müneccim değiliz. yani bence tamamen yanlış bir önerme.
devamını gör...
yurt ortamının olmazsa olmazları
gecenin bir yarısına kadar çekirdekli kolalı koyu sohbetler
devamını gör...
mecburiyet
*hak! hukuk! dünyanın neresinde hak var ki? insanlar yok etti.
*içinde bir şeyler hayır diyorsa, sen de hayır demelisin.
*insan kendini kaçak hissettikten sonra hiç bir yerde özgür değildir. içerde ya da dışarda.
kitap ince ama mesajlar çok derin.
*içinde bir şeyler hayır diyorsa, sen de hayır demelisin.
*insan kendini kaçak hissettikten sonra hiç bir yerde özgür değildir. içerde ya da dışarda.
kitap ince ama mesajlar çok derin.
devamını gör...
normal sözlük için öneriler
nickaltları düzenlenmeli. şunun gibi:
cinci hoca (yazar)
çünkü bazı yazarların nickaltına yazar hakkında olmayan şeyler girilebiliyor.
bir örnek daha vereyim,
(bkz: dondurma) ben gelip harika bir yazar filan yazıyorum, altımdaki yazar geliyor çileklisine bayılırım diyor.*
cinci hoca (yazar)
çünkü bazı yazarların nickaltına yazar hakkında olmayan şeyler girilebiliyor.
bir örnek daha vereyim,
(bkz: dondurma) ben gelip harika bir yazar filan yazıyorum, altımdaki yazar geliyor çileklisine bayılırım diyor.*
devamını gör...
sahibinin sesiyle okunan cümleler
"dolarla mı maaş alıyorsunuz? "
damat bey=eski hazine ve maliye bakanı =berat albayrak
damat bey=eski hazine ve maliye bakanı =berat albayrak
devamını gör...
