hızlı ve öfkeli hobbs ve shaw
spoiler var (!) adamlar klasik sokak yarışı kültüründen vazgeçip dünyayı kurtarmaya gittiler, ya hadi rio soygunu,sonra hızlı ve öfkeli 6-7 de tamam ama 8-9 ne ya. paul walker zaten vefat etti,7 de final yap bitir, gerçi hızlı ve öfkeli 9 un son sahnesinde mavi skyline gördük acaba paul walker’in kardeşlerinden biri (bkz: cody walker)sonraki filmde cgı teknolojisi ile görmek mümkün mü ? paul walker serinin 7. filmi çekilirken, vefat ettiği için,çekimler yarıda kalmasın diye kardeşi oynamıştı. bu filmde herşeyi görmek mümkün,izleyici de bunu bekliyor zaten. zaten han da dirildi . (bkz: sung kang)baktılar hızlı ve öfkeli tuttu,uçan arabalar,kızlar,silahlar,ne versek izliyor diyeceğimiz bir kitle var birde uzaya çıkalım dediler(bkz: vay anam vay neler dönmüş serhat ya) bildiğin uzaya çıktılar, dom’un jakop toretto isminde bir kardeşi ortaya çıktı (bkz: john cena) saçmalıklar silsilesi yani. sonra birde başka yerden ekmek yiyelim diyip bu saçma sapan filmi yaptılar. (bkz: hobbs and shaw)dwayne johnson, vin diesel (bkz: dominic toretto)ile sette tartıştığı için bu oynadığım son hızlı ve öfkeli filmi ama spinoff yani hobbs ve and shaw da oynayabilirim demiş. yani 2. film çıkabilir bu da 8-9 en kötü 5 film çekilir.
cody walker’in oynadığı sahneler
unutmadan geçmeyelim,huzur içinde uyu paul walker.

cody walker’in oynadığı sahneler
unutmadan geçmeyelim,huzur içinde uyu paul walker.

devamını gör...
eylül akşamı
tam da şarkıyı dinlerken denk gelmenin güzelliği*.şu sözlere bi bakar mısınız yaa*:
aşık olacak gibisin, gözlerinde atıyor kalbin. ve bir eylül akşamında yaprak çıtırtılarıyla yürüyorsun.
aşık olacak gibisin, gözlerinde atıyor kalbin. ve bir eylül akşamında yaprak çıtırtılarıyla yürüyorsun.
devamını gör...
sefirin kızı
son zamanlarda gördüğüm en iğrenç dizi. arkadaş bir de bunu kadınlar bayıla bayıla izliyorlar tecavüze uğramış bir kadının gerdek gecesi bakire çıkmaması peh peh konuya bak. senarist de iki kadınmış. ben artık gerçekten türk hemcinslerimi anlamıyorum. herhalde yüzlerce yıldır esir oldukları için stockholm sendromu falan yaşıyorlar.
bu furya asmalı konakla başladı eski türk filmlerinde ağalar kötü halk iyidi. artık ağalar efeler her kadının istediği muhteşem erkek. tesadüfe bak tam siyasi iktidarın da istediği toplum tipi. eşcinselliğe kızan rtük bu diziyi pek sevdi herhalde çünkü tam onların "namus" una uygun.
gerçekten bu dizileri izleyenler ve çekenler olarak midemi bulandırıyorsunuz zar beyinliler.
evet bir dizi gerçek olayları anlatmak ve kamu spotu yapmak zorunda değil ama kadınların ezildiği hor görüldüğü eğitim seviyesinin bu kadar düşük olduğu ve namus ahlak bekaret üçlüsünden çıkamamış kafaların olduğu bir ülkede bu dizi insanları manüpile etmekten başka bir şey değil.
bu furya asmalı konakla başladı eski türk filmlerinde ağalar kötü halk iyidi. artık ağalar efeler her kadının istediği muhteşem erkek. tesadüfe bak tam siyasi iktidarın da istediği toplum tipi. eşcinselliğe kızan rtük bu diziyi pek sevdi herhalde çünkü tam onların "namus" una uygun.
gerçekten bu dizileri izleyenler ve çekenler olarak midemi bulandırıyorsunuz zar beyinliler.
evet bir dizi gerçek olayları anlatmak ve kamu spotu yapmak zorunda değil ama kadınların ezildiği hor görüldüğü eğitim seviyesinin bu kadar düşük olduğu ve namus ahlak bekaret üçlüsünden çıkamamış kafaların olduğu bir ülkede bu dizi insanları manüpile etmekten başka bir şey değil.
devamını gör...
başlık düzeltme opsiyonunun getirilmesi gerekliliği
başlık açarken yanlış yazımlar yapılabilir, eksik veya fazla harfler ve/ya kelimeler kullanılabilir. bunlar için direkt moderasyona bildirmek yerine yazar kendisi de belli bir süre içinde bu işlemi yapabilmelidir. azami sürenin 10-15 dakika olması bile yeterlidir.
edit: taşı butonun ile düzeltme arasında farkı bilmeyenleri de gördük, şükür. ayrıca taşı butonu bug'lı, yeni başlığa taşısa da eskisi akışta güncellenmiyor. her şeye "biliyorum" mantığıyla muhalefet olmasanız keşke. biz bilmiyoruz, bir siz biliyorsunuz zaten.
özel edit: bu fikre karşı çıkan yazarın başka sözlükte yazarlık yapmadığı o kadar belli ki, sanırım ilk kez burada yazarlık yapıyor. şükür en azından yazarlık yapabiliyor. bu opsiyona abest diyor. peki abest olsun (dalga geçiyorum tabi ki) ama keşke başka sözlüklerinde yazarlara sunduğu özellikleri bilseydiniz böyle absürt bir durum olmazdı. adını vermeyeceğim sözlükte bu süre 30 dakika ile sınırlandırılmış, yazar başlıkta hata yaptığından 30 dakika içinde başlığa müdahale ederek düzenleyebiliyor ve bundan art niyet arayanların art niyetli olduğu gerçeği olduğu da gözden kaçmamalı. bold yazı uzmanlığı ile laf atmaya çalışmış sanırım, bold yazı vurgu yapmak için kullanılır, bunu da öğretmiş olalım, bilmemek ayıp değil, öğrenmiş oldu. moderatörlere şirin görünmek için büyük çaba sarf etmiş ama gülünç bir durum, ayrıca üzücü. bu kadar komik olup moderatöre şirin görünmek için kırk takla atmaya gerek yok. sadece mantıklı düşünmek yeterli, tabi mantığa dair kırıntı varsa.
edit: taşı butonun ile düzeltme arasında farkı bilmeyenleri de gördük, şükür. ayrıca taşı butonu bug'lı, yeni başlığa taşısa da eskisi akışta güncellenmiyor. her şeye "biliyorum" mantığıyla muhalefet olmasanız keşke. biz bilmiyoruz, bir siz biliyorsunuz zaten.
özel edit: bu fikre karşı çıkan yazarın başka sözlükte yazarlık yapmadığı o kadar belli ki, sanırım ilk kez burada yazarlık yapıyor. şükür en azından yazarlık yapabiliyor. bu opsiyona abest diyor. peki abest olsun (dalga geçiyorum tabi ki) ama keşke başka sözlüklerinde yazarlara sunduğu özellikleri bilseydiniz böyle absürt bir durum olmazdı. adını vermeyeceğim sözlükte bu süre 30 dakika ile sınırlandırılmış, yazar başlıkta hata yaptığından 30 dakika içinde başlığa müdahale ederek düzenleyebiliyor ve bundan art niyet arayanların art niyetli olduğu gerçeği olduğu da gözden kaçmamalı. bold yazı uzmanlığı ile laf atmaya çalışmış sanırım, bold yazı vurgu yapmak için kullanılır, bunu da öğretmiş olalım, bilmemek ayıp değil, öğrenmiş oldu. moderatörlere şirin görünmek için büyük çaba sarf etmiş ama gülünç bir durum, ayrıca üzücü. bu kadar komik olup moderatöre şirin görünmek için kırk takla atmaya gerek yok. sadece mantıklı düşünmek yeterli, tabi mantığa dair kırıntı varsa.
devamını gör...
çare
dert sonlandırıcıdır.
bir olayı, durumu, sorunu çözmek için izlenmesi gereken yol demektir..
küsmek darılmak için bahaneler aramak yerine, sevmek ve sevilmek için çareler arayın.
- mevlana -
bir olayı, durumu, sorunu çözmek için izlenmesi gereken yol demektir..
küsmek darılmak için bahaneler aramak yerine, sevmek ve sevilmek için çareler arayın.
- mevlana -
devamını gör...
5 aralık dünya kadın hakları günü
5 aralık 1934 yılında mustafa kemal atatürk öncülüğünde türk kadınlarına seçme ve seçilme hakkı verildi. 5 aralık 1934 tarihinde “kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı” veren yasanın kabulü ile her yıl “kadın hakları günü” olarak kutlanmaktadır.
devamını gör...
yazarların bu ara en çok dinledikleri şarkı
devamını gör...
güzel kadın vs zeki kadın
neden sürekli yarış atı gibi yarıştırıldığımızı anlamadığım kıyaslama. o kadın mı bu mu, şöyle mi böyle mi... bir insan ille de bunlardan birini tercih etmek zorunda mı yahut ikisini hatta daha fazlasını birden tercih edemez mi?
neyse, gece gece sinirimi bozmayacağım.
neyse, gece gece sinirimi bozmayacağım.
devamını gör...
rehberde konuşacak insan aramak
pişman eder yapma! eylemidir. soğuk samimiyetsiz bir iki temenni ve kapanış ile sonuçlanacaktır.
devamını gör...
dişil sözlük
kafa sözlük'ün olması gereken adı.
yazarlarının çoğu hayallerde yaşayan, orasını burasını teşhirleyen, profil fotosu koyup takipçi bekleyen ilgi delisi kızlardan oluşan ve kadınlara yönelik gerçekleri, küfürsüz tespitleri ve eleştirileri keyfi olarak anında silen kadın moderatörleri olan bir sözlüğün böyle bir ismi olması daha doğru olacaktır.
yazarlarının çoğu hayallerde yaşayan, orasını burasını teşhirleyen, profil fotosu koyup takipçi bekleyen ilgi delisi kızlardan oluşan ve kadınlara yönelik gerçekleri, küfürsüz tespitleri ve eleştirileri keyfi olarak anında silen kadın moderatörleri olan bir sözlüğün böyle bir ismi olması daha doğru olacaktır.
devamını gör...
hayvanlardan tanrılara sapiens
yuval noah harari tarafında kalame alınmış olan "hayvanlardan tanrılara sapiens", kitabın kapağından da anlaşılacağı üzere "insan türünün kısa bir tarihi"ni ele almaktadır. insanların yüz bin yıl önceki tarihinden bugüne kadar bilinen en az altı farklı insan türünün olduğuna işaret eder ve bu güne kadar insan türünün nasıl bir evrimleşme sürecinden geçtiğinden bahseder. ayrıca insan türünün muhteşem değişimine ve tarihine ışık tutan bu kitapta yüz bin yıl öncesinden günümüze kadar sadece bu altı insan türünden homo sapiens'in var olduğunu ve bu varlığını kimi zaman yıkım ve kendinden başka her türlü canlı için büyük bir tehdit oluşturarak sürdürdüğünü kimi zaman da varlığını muhteşem değişimlerle kendinden sonraki nesillere aktardığını anlatır.
sadece insan türünün biyolojik gelişimini anlatmaz bu kitapta harari. bu biyolojik gelişmenin (evrimleşme) beraberinde getirmiş olduğu, insanların ekonomik, sosyal, siyasi, kültürel, tarihi, dini vb. roller açısından sapiens'in küresel ekosisteme etkileri üzerine de durmaktadır. kitap öncelikle insanın biyolojik devrimi ile başlayıp bilimsel devrimle beraber insanların kendilerini nasıl tanrılaştırdığına değinerek sona ermektedir. sadece bu iki başlık arasında insanların zaman içerisinde kendilerini keşfedip para ekonomisinin de gücünü kullanarak nasıl bir değişim ağının parçası olduğuna kitabın sonuna gelmeden her bir satırda hayret ediyorsunuz. öyle ki çoğu satırda sadece canlı türleri içerisinde ayakta kalmak için başka bir türün yok oluşunu umursamayan insanın vahşiliği karşısında dehşete düşüyor, başka bir satırda ise gelişmişliğin doruklarına kadar eriştiği için yaratılmış en benzersiz canlı olduğunu düşünüyorsunuz.
son olarak kitap içerisinden şu an içerisinde bulunduğumuz pandemi sürecine atıfta bulunacak olursak kitabın ilk bölümlerinden birinde -uzun zaman önce okuduğum için hatırladığım kadarıyla- şöyle der; " binlerce yıl önce de küresel çapta büyük salgınlar vardı ancak insanlar avcı göçebe toplumlar şeklinde yaşadığı için sürekli hareket halinde olduklarından dolayı bu tür durumları çok kolay atlatırlardı."
bir gün okumaya karar verirseniz diye şimdiden keyifli okumalar dilerim.
sadece insan türünün biyolojik gelişimini anlatmaz bu kitapta harari. bu biyolojik gelişmenin (evrimleşme) beraberinde getirmiş olduğu, insanların ekonomik, sosyal, siyasi, kültürel, tarihi, dini vb. roller açısından sapiens'in küresel ekosisteme etkileri üzerine de durmaktadır. kitap öncelikle insanın biyolojik devrimi ile başlayıp bilimsel devrimle beraber insanların kendilerini nasıl tanrılaştırdığına değinerek sona ermektedir. sadece bu iki başlık arasında insanların zaman içerisinde kendilerini keşfedip para ekonomisinin de gücünü kullanarak nasıl bir değişim ağının parçası olduğuna kitabın sonuna gelmeden her bir satırda hayret ediyorsunuz. öyle ki çoğu satırda sadece canlı türleri içerisinde ayakta kalmak için başka bir türün yok oluşunu umursamayan insanın vahşiliği karşısında dehşete düşüyor, başka bir satırda ise gelişmişliğin doruklarına kadar eriştiği için yaratılmış en benzersiz canlı olduğunu düşünüyorsunuz.
son olarak kitap içerisinden şu an içerisinde bulunduğumuz pandemi sürecine atıfta bulunacak olursak kitabın ilk bölümlerinden birinde -uzun zaman önce okuduğum için hatırladığım kadarıyla- şöyle der; " binlerce yıl önce de küresel çapta büyük salgınlar vardı ancak insanlar avcı göçebe toplumlar şeklinde yaşadığı için sürekli hareket halinde olduklarından dolayı bu tür durumları çok kolay atlatırlardı."
bir gün okumaya karar verirseniz diye şimdiden keyifli okumalar dilerim.
devamını gör...
9 mayıs 2021 kafa sözlük radyocusunun müslümanlığı övmesi
her kesime hitap eden yayınların yapılması hoş.
bana hitap etmediği için dinlemiyorum siz de böyle yayınları istememek yerine dinlememeyi tercih edebilirsiniz.
bana hitap etmediği için dinlemiyorum siz de böyle yayınları istememek yerine dinlememeyi tercih edebilirsiniz.
devamını gör...
unutmak
benim açımdan çok mümkün olmayan olay. herşeyi hatırlarım, öyle de yetenekliyimdir yani*
devamını gör...
6 bira içip sevgilinin ailesiyle tanışmaya gitmek
peder bi püsküt müsküt yok mu?
devamını gör...
orta yaş sendromu
gün geçmiyor ki sendromsuz bir yaş geçirmeyelim.
bunun başlangıcı bebeklerde 2 yaş sendromu dur. oradan başlarız yaş alıp ağlamaya..
30'lu yaşlara gelindi mi bir panikleme yaşanıyor. bakınız bu sendromları sözlükte ögrendim ben.
32 yaş sendromu bunu kesin sözlük uydurdu. tam girecekken yapılır mı?
30'u geçtik rahatız yok. asıl şenlik bundan sonra başlıyor diyorlar.
35 yaş sendromu buradan itibaren ağır sendrom moduna geçebiliyoruz.
çünkü orta yaş bunalımının yaşanabileceği yaş'a gelmiş çatmış bulunuyoruz.
orta yaş sendromu kadınlarda 35 yaşından sonra erkeklerde 40 yaşından sonra yaşanan sendromdur. stres, vitamin eksikliğide daha erken girmeye zorluyor. özellikle boşanmaların yaygınlaştığı yaş olarakta biliniyor. farklı bir arayışa girme durumundan kaynaklanıyor çoğu buna orta yaşın bunalımı diyorlar işte. estetik ameliyatların çoğalması, fiziksel görüntüyü değiştirme çabaları. ani kararlar verilmesi mesela istifalar, mülk satma gibi olaylar olaylar.. tüm sendromların köküne kibrit suyu.. çoğu ilgisizlikten, sevgisizlikten oluyor bence bu da benim yorumum.
sendromsuz yeni güzel yaşlara..
bunun başlangıcı bebeklerde 2 yaş sendromu dur. oradan başlarız yaş alıp ağlamaya..
30'lu yaşlara gelindi mi bir panikleme yaşanıyor. bakınız bu sendromları sözlükte ögrendim ben.
32 yaş sendromu bunu kesin sözlük uydurdu. tam girecekken yapılır mı?
30'u geçtik rahatız yok. asıl şenlik bundan sonra başlıyor diyorlar.
35 yaş sendromu buradan itibaren ağır sendrom moduna geçebiliyoruz.
çünkü orta yaş bunalımının yaşanabileceği yaş'a gelmiş çatmış bulunuyoruz.
orta yaş sendromu kadınlarda 35 yaşından sonra erkeklerde 40 yaşından sonra yaşanan sendromdur. stres, vitamin eksikliğide daha erken girmeye zorluyor. özellikle boşanmaların yaygınlaştığı yaş olarakta biliniyor. farklı bir arayışa girme durumundan kaynaklanıyor çoğu buna orta yaşın bunalımı diyorlar işte. estetik ameliyatların çoğalması, fiziksel görüntüyü değiştirme çabaları. ani kararlar verilmesi mesela istifalar, mülk satma gibi olaylar olaylar.. tüm sendromların köküne kibrit suyu.. çoğu ilgisizlikten, sevgisizlikten oluyor bence bu da benim yorumum.
sendromsuz yeni güzel yaşlara..
devamını gör...
kürk mantolu madonna
--! spoiler !--
raif bey, çocukluğundan beri ürkek mizaçlı ve utangaç bir insandır. okumakta pek hevesi olmadığından babası tarafından almanyaya gönderilir. çok iyi resim yapmasına rağmen sırf kendinden bir parça barındırır korkusu ile yaptığı resimleri kimseye göstermemiştir. kendi içine kapanıktır ve çoğunlukla hayal dünyasında yaşar. bir gün bir resim sergisinde "kürk mantolu madonna"ya rastlar. bu tablo, raif beyin çocukluğundan beri okuduğu kitaplarda ve düşlerinde tasvir ettiği kadınların bir karışımıdır. onda masum, asil ve biraz vahşi bir ifade bulan raif bey bu tabloya bütün benliği ile aşık olur. bir müddet sonra tabloda gördüğü kadın ile karşılaşır. fakat içini bir korku salar. çünkü tablodaki kadın kusursuzdur. ona duyduğu aşk son derece manalı, her şeyin üzerinde, saf, temiz ve ebedidir. tablodaki kusursuz kadının gerçekte, göründüğü kadar kusursuz olmayışı ihtimali onu fevkalade korkutur.
maria puder .. arkadaş olurlar. fakat maria gerçekten de tablodaki gibi ilginç, zarif, güçlü, güzel ve narin bir kadındır. ve aralarındaki arkadaşlık gittikçe ilerler. ancak raif bey ona bir derece kadar az da olsa sahip olmuşken, elinden kayıp gitmesinden, ona tüm benliği ile sahip olmak isterken elde edebildiği kararından da olmaktan korkmakta ve bu düşünce raif beye cehennem gibi azap vermektedir. maria puder ise gerçekten derin düşünceli bir kadındır. erkeklerin bayağılığı karşısında aşk duygusundan nefret etmiştir. o, tüm mantıklarin dışında, tarifi imkansiz ve mahiyeti bilinmeyen bir aşk istemektedir. gittikçe yakınlaşan raif bey ve maria puder, ikisinin de korumaya çalıştığı mesafeyi aşmış ve bütün bir dostluğu, hissiyatı bir hiç uğruna heba etmişlerdir. raif bey'in korktuğu başına gelmiş ve maria puder ona "kendinde noksan olan kocaman bir boşluğun raif bey ile dolabilegini ve raif beyi de sevmezse kimseyi sevemeyecegini düşündüğünü fakat tüm bunlara rağmen raif beyi de sevemedigini" söylemiştir. çünkü o boşluk geçmemiş, her şeye rağmen hayat aynı sıkıntılı hali ile devam etmiş ve raif bey, her şeye rağmen, bütün yakınlığına rağmen yine maria ya uzak bir yabancı gibi görünmüştür. ayrılmaları gerekir. bir müddet ayrı kalırlar. raif bey o süre zarfında maria puderin evinin etrafında dolaşmış, kendinden geçmiş ve hiçbir şey düşünemez olmuştur. ve bu ayrılık sonunda maria puder hastalanır. bu vesile ile tekrar birleştiler. raif bey maria'ya bakıyor, onu iyi etmek için her şeyi yapıyordur. ve bir gün maria puder, "noksan olanı buldum, noksanlık bende imiş. noksanlık inanmak hissiyatı imiş. beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanmadım o yüzden sana aşık olmadığımı sandım, demek insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar, fakat artık inaniyorum" demistir. bu mesut günlerin ardından raif bey'in babası vefat eder ve memleketine dönmek durumunda kalır. bu süre zarfında maria puder de annesinin yanına prag'a gider. raif bey işleri yoluna koyar koymaz maria'yi yanına alacaktır. mektuplasirlar fakat bir müddet sonra maria'nin mektupları kesilir ve raif beyin gönderdiği mektuplar kendisine iade edilir.
raif beyin dünyası başına yıkılır ve bütün insanlardan kaçar . maria puder bile böyle yaptıktan sonra diğerleri neler yapardı kim bilir? maria kendisine verdiği sözü tutmayacagi için mektuplarını kesmiş ve kayıplara karışmıştır. muhtemel ki başka bir erkekle gönlünü eglendirmektedir.
raif bey'in günleri böyle beyhude ve azap içinde geçer, evlenir, çocukları olur.. fakat bu insanlar kendine kati suretle uzaktır, yabancıdır. yıllar geçer fakat raif bey insanlardan uzak, inançsız, mutsuz ve mariayi hala nasıl bu kadar sevdiğine şaşkın ve kızmış halde hayatına devam eder. bir gün maria puderin akrabası bir kadınla yolları rastlaşır. yanında 8 9 yaşlarında bir kız çocuğu ile dolaşan kadın ile sohbete başlar ve maria puder'in prag'a gittikten hemen sonra gebe olduğunu öğrendiği, çocuğun babası hakkında annesine tek kelime etmediği, yakında gideceği bir seyahatten bahsedip durduğu ve malesef çocuğu doğururken öldüğü haberini alır. o zaman raif bey tam on sene bir ölüye kızdığını, maria puder e çok haksızlık ettiğini anlar. onun hatırasına işlediği cinayet, raif beyi fazlası ile sıkıyor ve ölüm gibi geri dönülmez bir nedenden ötürü ne af dileyebiliyor ne de kefaretini odeyebiliyordur. ve 35 senelik ömründe sadece 4 5 ay yaşamış olduğunu, maria ile ayrıldıktan sonra ve onu tanımadan önce bir hayat yaşamadığını hissediyordur. ve bütün bunlardan sonra raif bey de kimseyle bir kelime konusamadan, herkese yabancı, pişmanlık içinde bu dünyadan göçüp gitmiştir.
--! spoiler !--
raif bey, çocukluğundan beri ürkek mizaçlı ve utangaç bir insandır. okumakta pek hevesi olmadığından babası tarafından almanyaya gönderilir. çok iyi resim yapmasına rağmen sırf kendinden bir parça barındırır korkusu ile yaptığı resimleri kimseye göstermemiştir. kendi içine kapanıktır ve çoğunlukla hayal dünyasında yaşar. bir gün bir resim sergisinde "kürk mantolu madonna"ya rastlar. bu tablo, raif beyin çocukluğundan beri okuduğu kitaplarda ve düşlerinde tasvir ettiği kadınların bir karışımıdır. onda masum, asil ve biraz vahşi bir ifade bulan raif bey bu tabloya bütün benliği ile aşık olur. bir müddet sonra tabloda gördüğü kadın ile karşılaşır. fakat içini bir korku salar. çünkü tablodaki kadın kusursuzdur. ona duyduğu aşk son derece manalı, her şeyin üzerinde, saf, temiz ve ebedidir. tablodaki kusursuz kadının gerçekte, göründüğü kadar kusursuz olmayışı ihtimali onu fevkalade korkutur.
maria puder .. arkadaş olurlar. fakat maria gerçekten de tablodaki gibi ilginç, zarif, güçlü, güzel ve narin bir kadındır. ve aralarındaki arkadaşlık gittikçe ilerler. ancak raif bey ona bir derece kadar az da olsa sahip olmuşken, elinden kayıp gitmesinden, ona tüm benliği ile sahip olmak isterken elde edebildiği kararından da olmaktan korkmakta ve bu düşünce raif beye cehennem gibi azap vermektedir. maria puder ise gerçekten derin düşünceli bir kadındır. erkeklerin bayağılığı karşısında aşk duygusundan nefret etmiştir. o, tüm mantıklarin dışında, tarifi imkansiz ve mahiyeti bilinmeyen bir aşk istemektedir. gittikçe yakınlaşan raif bey ve maria puder, ikisinin de korumaya çalıştığı mesafeyi aşmış ve bütün bir dostluğu, hissiyatı bir hiç uğruna heba etmişlerdir. raif bey'in korktuğu başına gelmiş ve maria puder ona "kendinde noksan olan kocaman bir boşluğun raif bey ile dolabilegini ve raif beyi de sevmezse kimseyi sevemeyecegini düşündüğünü fakat tüm bunlara rağmen raif beyi de sevemedigini" söylemiştir. çünkü o boşluk geçmemiş, her şeye rağmen hayat aynı sıkıntılı hali ile devam etmiş ve raif bey, her şeye rağmen, bütün yakınlığına rağmen yine maria ya uzak bir yabancı gibi görünmüştür. ayrılmaları gerekir. bir müddet ayrı kalırlar. raif bey o süre zarfında maria puderin evinin etrafında dolaşmış, kendinden geçmiş ve hiçbir şey düşünemez olmuştur. ve bu ayrılık sonunda maria puder hastalanır. bu vesile ile tekrar birleştiler. raif bey maria'ya bakıyor, onu iyi etmek için her şeyi yapıyordur. ve bir gün maria puder, "noksan olanı buldum, noksanlık bende imiş. noksanlık inanmak hissiyatı imiş. beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanmadım o yüzden sana aşık olmadığımı sandım, demek insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar, fakat artık inaniyorum" demistir. bu mesut günlerin ardından raif bey'in babası vefat eder ve memleketine dönmek durumunda kalır. bu süre zarfında maria puder de annesinin yanına prag'a gider. raif bey işleri yoluna koyar koymaz maria'yi yanına alacaktır. mektuplasirlar fakat bir müddet sonra maria'nin mektupları kesilir ve raif beyin gönderdiği mektuplar kendisine iade edilir.
raif beyin dünyası başına yıkılır ve bütün insanlardan kaçar . maria puder bile böyle yaptıktan sonra diğerleri neler yapardı kim bilir? maria kendisine verdiği sözü tutmayacagi için mektuplarını kesmiş ve kayıplara karışmıştır. muhtemel ki başka bir erkekle gönlünü eglendirmektedir.
raif bey'in günleri böyle beyhude ve azap içinde geçer, evlenir, çocukları olur.. fakat bu insanlar kendine kati suretle uzaktır, yabancıdır. yıllar geçer fakat raif bey insanlardan uzak, inançsız, mutsuz ve mariayi hala nasıl bu kadar sevdiğine şaşkın ve kızmış halde hayatına devam eder. bir gün maria puderin akrabası bir kadınla yolları rastlaşır. yanında 8 9 yaşlarında bir kız çocuğu ile dolaşan kadın ile sohbete başlar ve maria puder'in prag'a gittikten hemen sonra gebe olduğunu öğrendiği, çocuğun babası hakkında annesine tek kelime etmediği, yakında gideceği bir seyahatten bahsedip durduğu ve malesef çocuğu doğururken öldüğü haberini alır. o zaman raif bey tam on sene bir ölüye kızdığını, maria puder e çok haksızlık ettiğini anlar. onun hatırasına işlediği cinayet, raif beyi fazlası ile sıkıyor ve ölüm gibi geri dönülmez bir nedenden ötürü ne af dileyebiliyor ne de kefaretini odeyebiliyordur. ve 35 senelik ömründe sadece 4 5 ay yaşamış olduğunu, maria ile ayrıldıktan sonra ve onu tanımadan önce bir hayat yaşamadığını hissediyordur. ve bütün bunlardan sonra raif bey de kimseyle bir kelime konusamadan, herkese yabancı, pişmanlık içinde bu dünyadan göçüp gitmiştir.
--! spoiler !--
devamını gör...
en uzun roman
9.609.000 karakterle marcel proust'un kayıp zamanın izinde romanıdır.
devamını gör...
life of brian
1979 yılı ingiliz yapımı absürt komedi filmidir. monty python isimli güldürü ekibinin öncülüğünde, isa mesih'in yan komşusu brian'ın hayatı üzerinden hristiyanlığın tiye alındığı bir sinema yapıtıdır. filmin adı "monty python's life of brian" olarak da geçmektedir.
filme ilişkin bir görüş de, sadece hristiyanlıkla değil, aslında hristiyanlık üzerinden tüm semavi dinlerin ortaya çıkışıyla ve tüm semavi dinlerle dalga geçtiği üzerinde birleşir.
vizyona girdiği dönemde büyük polemiklere sebep olan ve bazı ülkelerde gösterimi yasaklanan film, aynı zamanda kült sinema yapıtlarından biri olarak görülür.
devamını gör...
