windows 10 kısayolları
ben de faydalı olabilecek birkaç tane yazayım.
windows + . : emojiler
windows + v : panoya kopyalanan şeyleri gösteriyor istediğiniz seçip yapıştırabilirsiniz.
windows + g : xbox’a bağlı bir özellik aslında ama benim çok işimi görüyor. seçili pencerenin ekran videosunu alabilme imkanı veriyor. durdurunca çektiğiniz videoyu otomatik videolar klasörüne atıyor. masaüstünde çalışmıyor ve halihazırda çektiğiniz pencereden çıkınca kapanıyor ama iş gören bir özellik.
yukardaki arkadaş ekran alıntısından bahsetmiş. arama bölümünde ekran alıntısı aracı diye arattığınızda mod kısmını ”dikdörtgen biçimli” olarak seçtiğinizde prt sc tuşuna bastığınızda artık size seçenek sunuyor ister full ister serbest ister dikdörtgen biçimli alıntı yapabilirsiniz.
windows + . : emojiler
windows + v : panoya kopyalanan şeyleri gösteriyor istediğiniz seçip yapıştırabilirsiniz.
windows + g : xbox’a bağlı bir özellik aslında ama benim çok işimi görüyor. seçili pencerenin ekran videosunu alabilme imkanı veriyor. durdurunca çektiğiniz videoyu otomatik videolar klasörüne atıyor. masaüstünde çalışmıyor ve halihazırda çektiğiniz pencereden çıkınca kapanıyor ama iş gören bir özellik.
yukardaki arkadaş ekran alıntısından bahsetmiş. arama bölümünde ekran alıntısı aracı diye arattığınızda mod kısmını ”dikdörtgen biçimli” olarak seçtiğinizde prt sc tuşuna bastığınızda artık size seçenek sunuyor ister full ister serbest ister dikdörtgen biçimli alıntı yapabilirsiniz.
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
ben sana mecburum sen yoksun.
devamını gör...
sosyal medya kullanmayan insan
instagram'da bedenini, yediğini, içtiğini, gezdiğini, mahrem hayatını, en özel anlarını teşhir etmeyi zorunlu bir ihtiyaç olarak görmez.
siyasi tercihini ve ülke meselelerini, tanımadığı insanların gelip masasında oturduğu devasa bir kahvehaneye dönmüş olan twitter'da yapmayı abes karşılar.
eş, dost, ahbap, hısmın yaş gününü, kandillerini, bayramını facebook'ta beğenerek değil, eski adet kutlamayı tercih eder.
evet, biraz antika ve tuhaf bir insandır.
bulmakta güçlük çekiyoruz böyle bir insanı.
siyasi tercihini ve ülke meselelerini, tanımadığı insanların gelip masasında oturduğu devasa bir kahvehaneye dönmüş olan twitter'da yapmayı abes karşılar.
eş, dost, ahbap, hısmın yaş gününü, kandillerini, bayramını facebook'ta beğenerek değil, eski adet kutlamayı tercih eder.
evet, biraz antika ve tuhaf bir insandır.
bulmakta güçlük çekiyoruz böyle bir insanı.
devamını gör...
boş konuşanların çok konuşması
sunshil ukdesi
herkesin çevresinde numunelik bir tane vardır mutlaka.olmayanlar sadaka falan versin,kurban kessin ne bileyim.*
bizde de var böyle bir gelin.aman yarabbi!kimse mi hoşnut olmaz.sülalecek isyanlardayız.*
herkesin çevresinde numunelik bir tane vardır mutlaka.olmayanlar sadaka falan versin,kurban kessin ne bileyim.*
bizde de var böyle bir gelin.aman yarabbi!kimse mi hoşnut olmaz.sülalecek isyanlardayız.*
devamını gör...
bir işveren çakallığı yaz
hayır işleri yapıp vergiden düşmeleridir.
devamını gör...
pisipisi (yazar)
pisipisi ile tanışmamız 2009 oktoberfest'e dayanıyor.
dönemin munich belediye başkanı christian ude'nin davet etmesiyle 25 ekim 2009 fenerbahçe - galatasaray derbisi için loca koltuğumu boş bırakmış, evcil rakunum remzi ile yollara düşmüştüm.
bilen bilir, en sevdiğim hobi mavi ekran verdirmek.
hostes: chicken or beef?
60: yes please.
eööö...
3.5 saat kadar süreç saçma sapan bir yolculuğun ardından havalimanına vardık, pasaport kuyruğu sırasına girdik ve pisipisi ile orada karşılaştım.
p:what is the purpose of your trip?
60:was?
p:was ist der zweck ihrer reise? warum bist du hier?
60: ich spreche kein deutsch...
gibi dünyanın neresinde olursak olalım sadece iki türk'ün içinde bulunabileceği kadar saçma bir dialog sayesinde ismini pisi olduğunu öğrendiğim bu yazar arkadaşımızla tanıştım.
14 günlük munich pisi ve tabii ki christian ude sayesinde 10 numara geçti. hele remzi, ertesi gün canım çıktı uyandırana kadar. tabii bu süre zarfında yıllık iznini apar topar kullandığı için pisipisi amirleri tarafından biraz rahatsız edildi ama, olsun.
umarım bir oktoberfestte daha görüşürüz, remzi'nin çok ama çok selamı var.
dönemin munich belediye başkanı christian ude'nin davet etmesiyle 25 ekim 2009 fenerbahçe - galatasaray derbisi için loca koltuğumu boş bırakmış, evcil rakunum remzi ile yollara düşmüştüm.
bilen bilir, en sevdiğim hobi mavi ekran verdirmek.
hostes: chicken or beef?
60: yes please.
eööö...
3.5 saat kadar süreç saçma sapan bir yolculuğun ardından havalimanına vardık, pasaport kuyruğu sırasına girdik ve pisipisi ile orada karşılaştım.
p:what is the purpose of your trip?
60:was?
p:was ist der zweck ihrer reise? warum bist du hier?
60: ich spreche kein deutsch...
gibi dünyanın neresinde olursak olalım sadece iki türk'ün içinde bulunabileceği kadar saçma bir dialog sayesinde ismini pisi olduğunu öğrendiğim bu yazar arkadaşımızla tanıştım.
14 günlük munich pisi ve tabii ki christian ude sayesinde 10 numara geçti. hele remzi, ertesi gün canım çıktı uyandırana kadar. tabii bu süre zarfında yıllık iznini apar topar kullandığı için pisipisi amirleri tarafından biraz rahatsız edildi ama, olsun.
umarım bir oktoberfestte daha görüşürüz, remzi'nin çok ama çok selamı var.
devamını gör...
normal sözlük yazarlık andı
her yazarın ezberlemesi gereken and.
kafa sözlük yazarlık andı
kafa sözlük formatı ve kurallarına ve yoldaş benjamin franklin'in ilke ve inkılaplarına sadakatla bağlı kalacağıma, tanımlarımın sonuna nokta koyacağıma, entry değil tanım gireceğime, kafa sözlük'e karşı görev ve sorumluluklarımı bilerek bunları davranış halinde göstereceğime namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.
kafa sözlük yazarlık andı
kafa sözlük formatı ve kurallarına ve yoldaş benjamin franklin'in ilke ve inkılaplarına sadakatla bağlı kalacağıma, tanımlarımın sonuna nokta koyacağıma, entry değil tanım gireceğime, kafa sözlük'e karşı görev ve sorumluluklarımı bilerek bunları davranış halinde göstereceğime namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.
devamını gör...
an itibarıyla yazarların nerede olup ne yaptığı sorusu
uzun zamandır istediğim şeye kavuşuyorum.
müzik,uzun yol,deniz,sevdiğim insanlar,tatil…
yaklaşık bir saat önce çıkmış olsak da benim gibi bi insanın hiç uykusunun olmaması nası mutlu olduğumu gösteriyor sanırım*.
müzik,uzun yol,deniz,sevdiğim insanlar,tatil…
yaklaşık bir saat önce çıkmış olsak da benim gibi bi insanın hiç uykusunun olmaması nası mutlu olduğumu gösteriyor sanırım*.
devamını gör...
gitme
2005 yapımı marc foster filmi. izleyen herkesin 'yoksa? david lynch?' doğal uyaranıyla irkildiğini biliyorum.
hayatımın belli dönemlerinde izlemem gerektiği dürtüsüne kapıldığım filmi az evvel izleyip bir leveli daha tamamlamış bulundum. başrollerde doyurucu oyunculuklarıyla ryan gosling, ewan mcgregor, newyork'tan manzaralar, massive attack'in angel'ı, animatrix'in who am i'ı bol yağmur, çok karanlık, gri bir balon, çarpık görüntüler, ikizler, sanat, sanat ve sanat bulunmakta.
kurgu tam anlamıyla şaşı bak şaşır. bir an karakterin biriyle kitapçıda iken aniden kendinizi trende buluyorsunuz ve geçişler normal değil. hiç değil. boğuk, kaygan, flu, son derece kararlı. filmin başlangıcından itibaren 'bir şey olacak, şimdi çok ilginç bir şey olacak' dürtüsü bırakmıyor yakanızı. hastalıklı ve haklı. film ilerledikçe beklenen şey gerçekleşiyor ancak hiçbir ipucu vermediği için aydınlanmak yerine adım adım geri çekilmek zorunda kalıyorsunuz. karakter zihinlerinin iç içe geçtiği, olağan dışı, mistik, sürreal ögeler sahnelere nesneler yardımıyla öyle başarılı yerleştirilmiş ki hayranlık duymamak elde değil. film ilerledikçe fonda her an karşınıza çıkan ağlayan bebek sesi. film ilerledikçe fonda her an karşınıza çıkan ağlayan bebek sesi. film ilerledikçe fonda her an karşınıza çıkan ağlayan bebek sesi. kendisini en baştan tekrarlayıp duran sahneler. tekrarlanan cümleler. zekice yerleştirilmiş metaforlar. fonda akan mekanik-trip müzikler. henry'nin sigarası, saplantıları, yaşamayan ama ısıran köpek, perşembe günü de orada duran piyano, tek taş yüzük. ve gözleri gören kör adam.
henry'nin kolundaki sigara yanıklarını gören sam onları neden yaptığını sorar ve henry ona cehennem için alıştırma yaptığını söyler.
lila yemek masasında sam'e döner ve ''yanına yedek bir jilet alacak kadar hayatından nefret ettiğini hayal edebiliyor musun?'' diye sorar.
ve yine film ilerledikçe fonda her an karşınıza çıkan ağlayan bebek sesi...
hepsinin; film boyunca görülen tüm objelerin, mantıksız gibi gelen ani cümlelerin, vurguların, figüran sanılan oyuncuların, sokakların, köprülerin... hepsinin orada olmalarının bir sebebi var ve bu sebep filmin en sonunda ortaya çıkıyor. bu yüzden her anını pür dikkat izlemek gerekiyor.
''zarif bir intihar sanatın en üst noktasıdır...''
- tristan reveur
eğer bir film olsaydım, 'stay' olurdum.
''galiba budistler haklıymış sam! bu dünya bir hayal!''
hayatımın belli dönemlerinde izlemem gerektiği dürtüsüne kapıldığım filmi az evvel izleyip bir leveli daha tamamlamış bulundum. başrollerde doyurucu oyunculuklarıyla ryan gosling, ewan mcgregor, newyork'tan manzaralar, massive attack'in angel'ı, animatrix'in who am i'ı bol yağmur, çok karanlık, gri bir balon, çarpık görüntüler, ikizler, sanat, sanat ve sanat bulunmakta.
kurgu tam anlamıyla şaşı bak şaşır. bir an karakterin biriyle kitapçıda iken aniden kendinizi trende buluyorsunuz ve geçişler normal değil. hiç değil. boğuk, kaygan, flu, son derece kararlı. filmin başlangıcından itibaren 'bir şey olacak, şimdi çok ilginç bir şey olacak' dürtüsü bırakmıyor yakanızı. hastalıklı ve haklı. film ilerledikçe beklenen şey gerçekleşiyor ancak hiçbir ipucu vermediği için aydınlanmak yerine adım adım geri çekilmek zorunda kalıyorsunuz. karakter zihinlerinin iç içe geçtiği, olağan dışı, mistik, sürreal ögeler sahnelere nesneler yardımıyla öyle başarılı yerleştirilmiş ki hayranlık duymamak elde değil. film ilerledikçe fonda her an karşınıza çıkan ağlayan bebek sesi. film ilerledikçe fonda her an karşınıza çıkan ağlayan bebek sesi. film ilerledikçe fonda her an karşınıza çıkan ağlayan bebek sesi. kendisini en baştan tekrarlayıp duran sahneler. tekrarlanan cümleler. zekice yerleştirilmiş metaforlar. fonda akan mekanik-trip müzikler. henry'nin sigarası, saplantıları, yaşamayan ama ısıran köpek, perşembe günü de orada duran piyano, tek taş yüzük. ve gözleri gören kör adam.
henry'nin kolundaki sigara yanıklarını gören sam onları neden yaptığını sorar ve henry ona cehennem için alıştırma yaptığını söyler.
lila yemek masasında sam'e döner ve ''yanına yedek bir jilet alacak kadar hayatından nefret ettiğini hayal edebiliyor musun?'' diye sorar.
ve yine film ilerledikçe fonda her an karşınıza çıkan ağlayan bebek sesi...
hepsinin; film boyunca görülen tüm objelerin, mantıksız gibi gelen ani cümlelerin, vurguların, figüran sanılan oyuncuların, sokakların, köprülerin... hepsinin orada olmalarının bir sebebi var ve bu sebep filmin en sonunda ortaya çıkıyor. bu yüzden her anını pür dikkat izlemek gerekiyor.
''zarif bir intihar sanatın en üst noktasıdır...''
- tristan reveur
eğer bir film olsaydım, 'stay' olurdum.
''galiba budistler haklıymış sam! bu dünya bir hayal!''
devamını gör...
aseksüel
(bkz: nikola tesla)
devamını gör...
yoldaş benjamin franklin
gemisini asla terk etmeyen kaptan.
yolun yolumuz*.
yolun yolumuz*.
devamını gör...
felsefe'nin yedi bilgesi
yunanistan'ın yedi bilgesi olarak da adlandırılan kişiler, 620–550 arasında yaşayan ilk düşünürlerdir. antik yunan uygarlığının altın çağı olan mö 7. ve 6. yüzyıllara damgasını vurmuş bu önemli filozoflar şunlardır: miletli thales, lindoslu cleobulos, atinalı solon, spartalı chilon, prieneli bias, korinthli periander, midillili pittacus. bu düşünürler hakkında ilk yazılı belge platon’un protagoras adlı diyaloğundaki sokrates’in sözleridir. şöyle der sokrates:“hepsi sparta eğitimine hayrandı ve hepsi bu eğitimle yetişti. kısa ve öz deyişler hafızlara kazındı. her birinin ağzından özellikle şu deyiş hiç düşmedi: kendini bil;
hiçbir şeyde aşırıya kaçma. işte bu tür deyişlerle felsefi düşünme tarzı eskiler arasında çok yaygındı.”
sokrates’in de belirttiği üzere, antik dünyada felsefi düşünme söz konusu yedi bilge’nin insanlara ahlaki
tavsiyeler niteliğindeki kısa ve öz deyişleriyle başladı. yedi bilge'den en sevdiğim kısmı da alıntılamak istiyorum:
dilini tut, özellikle de resmi bir ziyafette.
kimseyi tehdit etme.
kendini bil.
iyi gününden ziyade kötü gününde dostunun yanında ol.
düğününde abartıya kaçma.
yaşlılığa hürmet et.
kendi güvenliğin için akıl danış.
haksız bir kazançtansa, kaybı göze al.
başkasının felaketine sevinme.
güçlüyken merhametli ol.
altının saflığı mihenkle sınanır; insanın iyisi, kötüsü de altınla.
dilin düşünceni aşmasın.
öfkene hâkim ol.
imkânsızı hedefleme.
kanunlara uy.
ölmüşleri bahtlı kişiler olarak öv.
konuşurken el kol hareketi yapma ki seni deli sanmasınlar.
sükûnetini koru.
ölmüşlerinizi iyilikle yad edin.
kaynak
hiçbir şeyde aşırıya kaçma. işte bu tür deyişlerle felsefi düşünme tarzı eskiler arasında çok yaygındı.”
sokrates’in de belirttiği üzere, antik dünyada felsefi düşünme söz konusu yedi bilge’nin insanlara ahlaki
tavsiyeler niteliğindeki kısa ve öz deyişleriyle başladı. yedi bilge'den en sevdiğim kısmı da alıntılamak istiyorum:
dilini tut, özellikle de resmi bir ziyafette.
kimseyi tehdit etme.
kendini bil.
iyi gününden ziyade kötü gününde dostunun yanında ol.
düğününde abartıya kaçma.
yaşlılığa hürmet et.
kendi güvenliğin için akıl danış.
haksız bir kazançtansa, kaybı göze al.
başkasının felaketine sevinme.
güçlüyken merhametli ol.
altının saflığı mihenkle sınanır; insanın iyisi, kötüsü de altınla.
dilin düşünceni aşmasın.
öfkene hâkim ol.
imkânsızı hedefleme.
kanunlara uy.
ölmüşleri bahtlı kişiler olarak öv.
konuşurken el kol hareketi yapma ki seni deli sanmasınlar.
sükûnetini koru.
ölmüşlerinizi iyilikle yad edin.
kaynak
devamını gör...
yalnız yaşamak
aile evinde yaşarken en büyük hayalimdi. yaklaşık 3 ay önce hayalim gerçek oldu. kendi evimde, kendi eşyalarım ve düzenimle yaşıyorum. istediğim saatte yatıp uyanıyorum, istediğim gibi yeyip içiyorum. ama öyle bir yerdeyim ki... gerçekten salt yalnızlık yaşıyorum. kimseyi evime davet edemiyorum veya kimsenin evine istediğim zaman gidemiyorum. arkadaş ortamım yok, hiçbir eğlencem yok. köyde yalnız başıma yaşıyorum. yemek yapmak, çamaşır yıkamak, bulaşık yıkamam soba yakmak... her şey o kadar zor olabiliyor ki bazen.
edit: ama n'olursa olsun aile evine çıkmayı yine istemiyorum.
edit: ama n'olursa olsun aile evine çıkmayı yine istemiyorum.
devamını gör...
the bookshop
katalan yönetmen ısabel coixet‘in penelope fitzgerald‘ın kitabından uyarlanan 2017 yapımı bir film. tiyatral bir havada geçen filmde emily mortimer‘ın performansı ile diğer oyunculardan bir adım öne çıkıyor.
filmin konusuna gelecek olursak:
cesur olmak, sevmek, iyimserlik ve mücadele ile ilişkilendirebiliriz. hardborough kasabasında yalnız bir kadının kitapçısında kasabaya ve onların fikirlerine verdiği mücadeleyi kitap dükkanında geçen bir hayal dünyası şeklinde aktarıyor . kadının oldukça gizemli bir adam ile gerçekleştirdiği mektuplaşmalar ve görüşmeler filmin ana temasını oluşturmaktadır. filmde özellikle kullanılan pastel renkler filme başka bir boyut kazandırmıştır. ve kullanılan bazı eşyalar fazla imgesellik katmak açısından saçma bir şekilde izleyenin gözüne sokulmaya çalışılmıştır. kapının önünde duran çiçekli kabin ya da mektup sahnelerinde sürekli arkada duran vazo gibi. oyunculuklardan ise bazıları gerçekten çok amatörce ve ruhsuz durmaktadır. müzikler ise belki emily mortimer'den sonra en güzel şey filmin içersinde olan ispanyol gazeteleri tarafından çok poh pohlanmasına rağmen çok sıradan durağan yayvan bir film olmanın ötesine geçememiştir.
şahsi fikrimce film biraz yavaş tempoda ilerliyor ve bu izleyeni çok yoruyor.
filmin konusuna gelecek olursak:
cesur olmak, sevmek, iyimserlik ve mücadele ile ilişkilendirebiliriz. hardborough kasabasında yalnız bir kadının kitapçısında kasabaya ve onların fikirlerine verdiği mücadeleyi kitap dükkanında geçen bir hayal dünyası şeklinde aktarıyor . kadının oldukça gizemli bir adam ile gerçekleştirdiği mektuplaşmalar ve görüşmeler filmin ana temasını oluşturmaktadır. filmde özellikle kullanılan pastel renkler filme başka bir boyut kazandırmıştır. ve kullanılan bazı eşyalar fazla imgesellik katmak açısından saçma bir şekilde izleyenin gözüne sokulmaya çalışılmıştır. kapının önünde duran çiçekli kabin ya da mektup sahnelerinde sürekli arkada duran vazo gibi. oyunculuklardan ise bazıları gerçekten çok amatörce ve ruhsuz durmaktadır. müzikler ise belki emily mortimer'den sonra en güzel şey filmin içersinde olan ispanyol gazeteleri tarafından çok poh pohlanmasına rağmen çok sıradan durağan yayvan bir film olmanın ötesine geçememiştir.
şahsi fikrimce film biraz yavaş tempoda ilerliyor ve bu izleyeni çok yoruyor.
devamını gör...
yabancı el sendromu
ellerden birisinin kişinin kontrolü dışında hareket etmesi şeklinde kendini gösteren nörolojik sendrom.
devamını gör...
balıkçı kedisi
balıkçı pazarını mesken tutmuş ensesi kalın kedilerdir. kedilerin değnekçisi de bunlardır.
devamını gör...
kızılay metro istasyonu
çıkılmak istenen çıkışın, ilk seferde bulunabilmesi için, çok dinç bir kafa isteyen istasyon.
yoran bir ankara gerçeği.
yoran bir ankara gerçeği.
devamını gör...
aşk sektörünün bitmesi
aşkın sektör olduğunu öğrendiğim başlık. birisi şuraya millet aç aç karikatürünü yapıştırsın bir zahmet.(bkz: swh) sosyal medya ve tüketim budalalığı insanları sabırsız ve de doyumsuz yaptı. ilişkiler de metalaştı, oyuncak gibi kır hemen başkasını al tarzına çevirdi yeni nesil bu olayları iyice.
devamını gör...
hidano
geldi sonunda sözlük yoldaşım beniiiim. hep beraber bir daha gitmemesi için baskı yapalım lütfen.
hoşgeldin hidocuk.*
hoşgeldin hidocuk.*
devamını gör...
