aşırı boş bir dizi olmasından mütevellit insanın kafasını pırıl pırıl yapan çerezlik dizi. ickiliydibilmemne adlı yazarın bölüm boyunca 50 kere duyduğumuz repliği de not düştüğü pocket pussy bölümü evlere şenliktir.* thad karakteri başlı başına bir vaka zaten, herifin abuklukları o kadar üst seviye ki bir noktadan sonra gülmekten burnumdan kola geldiğini bilirim. craig zaten yazık garibim ilk bölümlerdeki hali türk gençliğinin güzel bir özeti gibi. american pie devam serisinden hallice bir şey bu dizi öyle çok zekice espriler, muhteşem bir kurgu bekleyip başına oturmamak gerek. günün yorgunluğunu alıyor, bu kadar sığ şeylere nasıl gülüyorsunuz kafasında kasıntı bir tip değilseniz de gayet eğlendiriyor. savaş meydanı gibi kafa ile açtığın diziyi kapattığında kafan yeni yıkanmış halı gibiyse olmuştur o dizi artık, az beklenti hayat kurtarır.

edit: better call saul dizisindeki bol kelime oyunlu esprilerden bekleyen varsa başka kapıya arkadaşlar, o dizinin sadece ama sadece godfather esprisi bile tek başına bu diziyi çerez gibi yer.
devamını gör...

tabiki de tjueen*.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
izlanda dır o.
(bkz: huzur izlanda) #590160 burada anlatmıştık nedenini detaylara girmeden.
tüm verilere rağmen reddedenler olacaktır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
onları temiz hava almaya davet ediyorum.
bol bol su içmeyi de unutmayalım.
devamını gör...

fotoğraf çekmek, yazmak, ve arada bir kaç tuvali okşamak, bir kadının tenine dokunmak gibi...

sanat olmasaydı ne olurdu şu insanın hâli?
devamını gör...

bu da mı hata, bu da mı suç lan.
devamını gör...

bir netflix belgeleseli.

--- alıntı ---

bir yönetmen, güney afrika'da yosun ormanında yaşayan bir ahtapot ile sıra dışı bir dostluk kurar ve kendi dünyasının gizemlerini paylaşan bu hayvandan çok şey öğrenir.

--- alıntı ---

çok güzel bir belgesel. bir insan ile bir ahtapotun dostluğunu konu alıyor. bir ahtapottan bu kadar çok şey öğreneceğim aklıma gelmezdi. aslında bildiğimiz şeyler hatta doğuştan bizde olan şeyler fakat çevre, toplum bunları görmemizi engelliyor. bana yeniden hatırlattığı birçok şey oldu bu güzel ahtapotun. ahtapotlara özel bir ilgim var. herkese tavsiye ederim.

edit : en iyi belgesel dalında oscar almış iki gözümün çiçeği.
devamını gör...

gençliğe hitabe dışında da sorun var. "koli koli diye ağlayanlar" ifadesini kullanıyor. sosyal yardıma fazla muhtaç olmak ekonominin kötü olduğunu gösterir bunun sorumlusu bilin bakalım kim ? ekonomiden sorumlu iktidar. fakirleştirdikleri halkla dalga geçmeye başladılar.
psikolojik sorunları varmış diye personeli çıkarmışlar. aynen intihar eden işsizlerin de vardı yeni moda bahane de bu oldu artık. niye çalıştırıyorsun ki zaten bunca işsizlik varken madem sorunları var liyakatsizlik olmuyor mu diye sorarlar.
devamını gör...

deprem anındaki uğultu.
devamını gör...

kuzey amerika'nın büyük ovalar bölgesinde yaşayan siouan dili konuşan bir kızılderili kabilesidir.
eskiden ohio vadisinde yaşarken, iroquoi saldırılarından kaçan büyük sioux grubunun bir koludur. büyük ovalara gelip, nebraska'da niobrara ırmağı civarına yerleştiler. bizon avı yapsalarda, tarım ile de meşguldüler. amerikalıların bölgeye gelmesinden sonra hastalık kaptılar, güçleri zayıfladı ve istenilen antlaşmaları imzalayarak topraklarını yavaş yavaş kaybettiler.
en son imzaladıkları antlaşmada beyazlar oklahoma'ya gidilecek şartını imzalattılar ama kızılderililer tercümanların böyle bir şey demediğini söyleyerek itiraz ettiler. reis dinelen ayı kendisine uyanlar ile birlikte eski topraklarına geri döndü. a.b.d tarihinde ilk defa kızılderililer bir a.b.d generalini mahkemeye verdi ve mahkeme kızılderilileri insan ve birey kabul etti.
mahkeme sonucu kızılderililerin eski topraklarına dönmesi doğru bulundu.
reis ve yanındakilere nebraska'da, antlaşmaya uyup gidenlere ise oklahoma'da bir rezervasyon verildi. bugün hâla bu iki rezervasyonda yaşamaktadırlar.
devamını gör...

eti karam gurme; bitter sevmeyen ben, onun müptelasıyım.

(bkz: yazacak başlık bulamamak, başlık açmaya da üşenmek)
devamını gör...

üzücü olan ama bir o kadar da gerçek olan durum. ha şimdi bazı ülkelerde krallıktan da beteri var ama ne yapalım. krallık rejimlerinin bu kadar yakın tarihli olmasının asıl nedeni ise insanların yöneticilerin gelip geçici olduğunu unutup onlara derinden bir bağla bağlanmaları, onları haşa allah'ın yeryüzündeki yansıması olarak tanımlamalarıdır. oysaki yöneticiler gelip geçicidir. sultan süleyman'a kalmadı dünya, kimseye de kalmayacaktır zaten.
devamını gör...

hırvat sanatçı goran karan'ın 2000 yılında eurovizyon şarkı yarışmasında seslendirdiği kad zaspu andzeli adlı şarkısının ingilizce sürümü, romantik ikibinlerin bir klasiği.

devamını gör...

etrafimdakilere mutlu gibi gozukuyorum ama degilim..
devamını gör...

zordur. çünkü yurtdışına gittiğinde bazı insanlar kıbrıs harekatı yüzünden, ermeni soykırımı muhabbeti yüzünden** türkleri suçlayabiliyorlar. ulan ayı, ben mi gittim savaştım, neden benden bunların hesabını soruyorsun? neden, eğer yaptılarsa, atalarımın yaptıkları yüzünden beni suçluyorsun?
devamını gör...

ben de çok severek ve üzülerek izlerim bu filmleri. hatta 'piyanist' filmi benim 1 numaranın tek sahibidir. 1 numara emekli olmuştur.

schindler'in listesi

piyanist

çiçero

gibi filmler hoşunuza gidebilir.
devamını gör...

meşgulüm/meşguldüm
içeriğinde meşguliyet belirten cümleler kurmasıdır.

çünkü meşguliyet şu anlama gelir: vaktimi sana değil başkasına, başka bir şeye ayırmayı tercih ediyorum. kimse, olağanüstü koşullar dışında, dünyayı kurtarmıyor.

eğer rutininiz olan görüşme tarzınızın dışına bu şekilde çıkıyorsa ve makul bir açıklama yerine bahaneler sunuyorsa; “güle güle sana elveda, herkes kendi yoluna.”

en nihayetinde birine verebileceğiniz en değerli şey zamanınızdır.
devamını gör...

genelde libido düzeyi düşük mahallelerde yaşarlar. gerekli gereksiz namus dışında dahi her konuya maydanoz olurlar. 60 yaş üstü olmaları ve dükkanı çoktan kapatmış olmaları da genelde ihtimaller dahilindedir.
devamını gör...

güzel içerikler giren ancak hak ettiği değeri görememiş bir kafa sözlük yazarı.
devamını gör...

un, yağ, nişasta, pudra şekerinin yoğun olarak hissedildiği, ağızda dağılan kurabiye türüdür.
tatlıya bayılan biri olarak neden bilmiyorum ama çok sevemediğim, tercih etmediğim bir tür benim için.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yeraltı edebiyatının amiyane tabirle en 'temiz' kitaplarındandır ve iyi bir başlangıçtır. bataille'in şiddetli ruh halleri, bukowski'nin 'pislik'leri, burroughs'un madde kullanım yelpazesi olmadan görece 'normal'lenmiş bir norveç alt kültürü yaşantısıdır gözler önüne serilen. yaratıcı (yazar, şair, ressam, müzisyen) gençlerin hayatından olağan kareler gibi görünür olan biten. bir de güzel bir sarıcı, kapsayıcı atmosferi vardır. ne ara aldınız ne ara bitirdiniz fark etmeden kaptırıp gidebilirsiniz rahatça. yolculuktayken, kamptayken, dağda bayırdayken, ya da hayatınız çok hızlı akıyorken okunması çok keyif verebilir.
alışılageldik orta sınıf veya küçük burjuva hayatına, sadece yaşayarak tokat gibi yanıt veren bir avuç insan. yaptıkları, gittikleri yerlerdeki normcu insanlara yer yer şaşırtıcı, yer yer iğrendirici genelde 'görmezden gelinmesi gereken' bir yığın saçmalık ya da ahlaksızlık gibi görünür. işin eğlenceli kısmı da buradadır. okurken yer yer sesli kahkahalar attırabilir kişisine göre.
bu arada karakterlerin bu eğilimleri çoğu kimsenin zannettiğinin aksine zorlama bir marjinallik çabası, 'hadi şöyle olalım' diye üzerine düşünülüp kurulmuş bir planlı hareketten çok, beyaz zencilerin her şeysi gibi doğaçlamadır, içtendir öylece o an filizlenir ve uygulanır. üzerine ne ertesi gün ne de önceki gün konuşulmaz sadece 'yaşanır'

genelde öyküyü, olay akışı modunda aktarmayı sevse de yer yer aşağıdaki gibi paragraflara da yer vermiş ambjörnsen :

''o gece boyunca ılık bir bahar yağmuru yağdı. kaldırımlardaki it boklarının, hani şu sadık iyi dostlarımıza ait güzel atıkların arasından zikzaklar çizerek yürürken, ilkbaharın soyunma zamanı olduğunu düşünüyordum. durup sokaktaki ışığın güzelliğine, karanlığın yumuşak aurasına hayran oluyordum. kentin doğusuna doğru ilerlerken tüm duygularım şiirselleşmişti. her şeyi, evlerin cephelerini, arabaları, telefon kulübelerini, sosis satan büfeleri, tramvay raylarını gerilerdeki bir başka şeyin ifadesi, bir ruhun belki de tanrının mistik bir manifestosu olarak düşünüyordum. insan yaratıcılığının eseri, evet tamam. ama nereden geliyordu düşünceler, itkiler? ve niçin aramızdan yalnızca bazılarına doğuştan armağandı düş gücü? arayıp bulma tutkusu? çünkü böyleydik biz; çok uzaklarda çılgınlığın savanlarında çıktığımız yaşam boyu sürecek olan safaride, varlığına derinden inandığımız altın gergedanın peşinden koşan bir çete.''

birr alıntı da arka kapaktan:
---beyaz zenciler uyku tulumları, sırt çantaları veya bira kasalarıyla çingene hayatı yaşayan dumancılar, beyazcılar, asitçilerdir... beyaz zenciler şairdir, çılgındır, düş kurmayı ve küfretmeyi severler; onları en iyi polisler tanır! beyaz zenciler mahkum edildiğimiz rezil, yoz televizyon dizilerine benzeyen hayatlardan; eğitim, kariyer, başarı ve benzeri cüce düşüncelerden nefret ederler. beyaz zenciler sevgi edebiyatı yapmazlar, severler. bütün enerjilerini kendilerini garantiye almak için harcayanların hiçbir zaman anlayamayacağı kadar çok severler. beyaz zenciler gerçekten 'düzen karşıtı'dırlar, tüm ideallere ve ideolojilere karşı ihanet içindedirler. onlar toplum dışına atılmamışlardır, orada 'imkansızın kıyısında öfkeli ve eğri bir hayat' yaşamayı seçmişlerdir. ---
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim