gezmesi zevkli olan mağaza çeşitleri
teknoloji mağazası ile kitap mağazası.
devamını gör...
erkeğin ağlaması
erkeklerin de duyguları var bu yüzden de erkekler ağlayabilir bu çok normaldir. genelde hep küçük çocukları ağlarken susturmak için söylenen 'erkek adam ağlar mı' tarzı sözler erkekleri olumsuz yönde etkiliyor bence. yani size küçüklükten bunu aşılıyorlar. sanki sizin duygularınız yok ağlayamazmışsınız gibi. hâlbuki çok yanlış ama işte sırf bu algıdan dolayı erkeklerin bir kısmı için ağlamak o kadar da kolay değil. belki de kendilerini güçlü görmeyi sevdiklerinden ve ağlamayı da bir güçsüzlük olarak gördüklerindendir. oysaki tam tersi ağlayabilmek, duygularını gösterebilmek cesaret ister. üzücü bir yandan ama işte sırf bu yüzden eğer sevdiğiniz erkek sizin yanınızda ağlıyorsa size güven duyuyordur diye bir cümle vardır hatta. ne olursa olsun duyguların kadını, erkeği olmaz bu yüzden de ağlayan birisine yapılacak en güzel şey onun yanında olmak onun ağladığı omuz olmaktır.
devamını gör...
quo fata ferunt
kendisinin duygu, düşünceleri ve bizimle paylaştığı tanımları da mahlası gibi “gorgeous” türkçesiyle “muhteşem” olan bir yazarımız. yazdıklarını her fırsatta okumaya çalışıyorum. bazı tanımları o kadar güzel ki insanı alıp götürüyor açıkcası. hatta bir tanımında da dediği gibi o “ölümsüzleştiriyor” bizler okuyoruz ve bize keyif veriyor. hani bir söz vardır ya “dünyada adını hatırlayan son kişi öldüğünde hiç yaşamamış sayılacaksın”. bu dünyada hatılanmak istiyorsan iz bırakacaksın, eser bırakacaksın, ölümsüzleştireceksin. siz ölümsüzleştirmeye devam edin bizler de keyifle okuyalım kıymetli yazarımız.
devamını gör...
geceye bir alıntı bırak
ne sen unuttun beni, ne ben vazgeçtim senden. ama öyle bir haldeyiz ki ne sen arıyorsun beni, ne de ben yaşıyorum seni. *
devamını gör...
sözlük yazarlarının favori türk yazarları
cemal süreya
orhan veli kanık
birbirlerine çok zıt karakterler biliyorum ama cemal süreya ile karamsarlıklara sürüklenirken orhan veli ile yaşama umutla tutunmak öyle güzelki...
orhan veli kanık
birbirlerine çok zıt karakterler biliyorum ama cemal süreya ile karamsarlıklara sürüklenirken orhan veli ile yaşama umutla tutunmak öyle güzelki...
devamını gör...
doğaçlama tiyatro
bir tenturdiyot ukdesi.
klasik tiyatrodan farklı olarak oyunculuk yeteneğine ek olarak hızlı düşünme ve yaratıcılık da gerektiren konuyu ve/veya oyunun gidişatını seyircinin belirlediği, seyirciden gelen aksiyonlarla şekillenen tiyatro dalıdır. (sevdiğim bir doğaçlama tiyatro grubu tiyatro sporu da demekteydi)
ülkemizde mahşer-i cümbüşle ünlendiğini ve geliştiğini düşünmekteyim.
klasik tiyatrodan farklı olarak oyunculuk yeteneğine ek olarak hızlı düşünme ve yaratıcılık da gerektiren konuyu ve/veya oyunun gidişatını seyircinin belirlediği, seyirciden gelen aksiyonlarla şekillenen tiyatro dalıdır. (sevdiğim bir doğaçlama tiyatro grubu tiyatro sporu da demekteydi)
ülkemizde mahşer-i cümbüşle ünlendiğini ve geliştiğini düşünmekteyim.
devamını gör...
çocukken hayal edilen tanrı şekli
çok küçükken havada oturan dev bir adamdı sonra selenayı izleyince yüce honos oldu.
devamını gör...
ağlamak
son 1 haftadir icine dustugum bataklik. onceleri tetikleyici birsey gerekiyordu. 1 hafta oncesine kadar en son mayis ayinda elle tutulur bir sebepten aglamistim. gel gor ki, izledigim bir dizinin etkisi, hayatimin aldigi hal ve ruh sagligim birlesince 1 haftadir neredeyse her gun birkac posta olmak kaydiyla aglamaya basladim. hatta sonralari sustum, bir anda durduk yere yine bosalmaya basladi yaslar. normal mi bilmem. aliskanliga cevirdim olayi galiba. suan aglarim diye bircok seyden kaciyorum mesela. bu kadar basit olmamaliydi.
devamını gör...
huzursuz bacak sendromu
yattıktan kısa bir süre sonra alt ekstremitelerde uyuşma,yanma,batma, iğneleme tarzında şikayetlerin görüldüğü hastalıktır.
bu hastalıkta hasta kalkıp yürüyünce şikayetleri geçici olarak düzelir.
nedenleri arasında demir eksikliği ve düşük ferritin düzeyi,folik asit eksikliği vardır.
tedavide levodopa, benzodiazepin türevi ilaçlar kullanılmaktadır.
bu hastalıkta hasta kalkıp yürüyünce şikayetleri geçici olarak düzelir.
nedenleri arasında demir eksikliği ve düşük ferritin düzeyi,folik asit eksikliği vardır.
tedavide levodopa, benzodiazepin türevi ilaçlar kullanılmaktadır.
devamını gör...
legolas
kalkanla merdivenlerden kaydığı sahnesiyle kendine hayran bırakan yüzüklerin efendisi karakteri.
ne ara ok attığını görebilmek için sanırım elf gözlerine sahip olmamız gerek.
ne ara ok attığını görebilmek için sanırım elf gözlerine sahip olmamız gerek.
devamını gör...
hrant dink
"güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce."
devamını gör...
koronafobi
yeni mi çıktı alırım bi dal.
devamını gör...
sevdiğin insanın ağzından su içer misin sorunsalı
içmem. kırmızı çizgim. içeceksin diyip beni kabataş meydanında üstü çıplak deri eldivenli 20-30 erkek dövsün yine kabul edemiyorum bu durumu. hatta 4 çocuğumun bardağını, kaşığını ve dahi çatalını bile kullanmam. mümkünse aynı havluyu yine kullanmak istemem. her şeylerim bana özeldir. işyerinde bardağımı kullanırlar diye mutfağa bile bırakmayan, onu yanında gezdiren bir ruh hastasıyım ben. bardak hep masanın üzerindedir. kendim su içsem mutlaka yıkayıp tekrar kullanıyorum bu arada.
öbüşüyoruz diye aynı sakızı ya da diş fırçasını kullanmıyoruz. o halde neden aynı bardağı kullanalım? çocukken böyle şeylerden tiksinmezdim, bir gün aynı şişeden su içmek istediğim bir arkadaşım tüm iç organlarını şişenin içine bıraktığını gördüğüm günden beri kişisel eşyalar konusuna aşırı dikkat ediyorum. havluyla ağzının içini silen insan gördüm. çatalı ve kaşığı boğazına sokup sokup çıkaran nice ruh hastası gördüm. insanların çoğu aşırı pis kusura bakmasınlar.
mesela yemek yiyorsun, 4 gün boyunca hacı sabancı çakması. kibar. hayatı boyunca hiç acıkmamış sanki, öyle bir isteksiz yemek yeme şekli. arayı iyi tutuyorsun, aradan zaman geçiyor, açıyor lahmacunu içine 4 kilo yeşillik, 1 kilo domates tıkıyor, var gücüyle kapatıyor onu, ağzına bir koyuyor yarısını yiyebilliyor hayvan. ağzındakini 3 kez çiğniyor ve ayrandan bir yudum alıyor.
şu insana güvenip hiçbir eşyamı ortak kullanmam.
ha başlık sevdiğinin ağzından demiş. edep, ar ve haya gibi aynı anlama gelen ne varsa tek bir bünye içinde şiddetli şekilde toplamış bir insan olarak işin ne kadar fanteziye kaçabileceğini görebiliyor olsam bile yine ben işin içine bardak falan kattım. tam bir kabataş geliniyim. edepli, dizleri üzerinde ve olabildiğine eşine bağlı. maşallah.
öbüşüyoruz diye aynı sakızı ya da diş fırçasını kullanmıyoruz. o halde neden aynı bardağı kullanalım? çocukken böyle şeylerden tiksinmezdim, bir gün aynı şişeden su içmek istediğim bir arkadaşım tüm iç organlarını şişenin içine bıraktığını gördüğüm günden beri kişisel eşyalar konusuna aşırı dikkat ediyorum. havluyla ağzının içini silen insan gördüm. çatalı ve kaşığı boğazına sokup sokup çıkaran nice ruh hastası gördüm. insanların çoğu aşırı pis kusura bakmasınlar.
mesela yemek yiyorsun, 4 gün boyunca hacı sabancı çakması. kibar. hayatı boyunca hiç acıkmamış sanki, öyle bir isteksiz yemek yeme şekli. arayı iyi tutuyorsun, aradan zaman geçiyor, açıyor lahmacunu içine 4 kilo yeşillik, 1 kilo domates tıkıyor, var gücüyle kapatıyor onu, ağzına bir koyuyor yarısını yiyebilliyor hayvan. ağzındakini 3 kez çiğniyor ve ayrandan bir yudum alıyor.
şu insana güvenip hiçbir eşyamı ortak kullanmam.
ha başlık sevdiğinin ağzından demiş. edep, ar ve haya gibi aynı anlama gelen ne varsa tek bir bünye içinde şiddetli şekilde toplamış bir insan olarak işin ne kadar fanteziye kaçabileceğini görebiliyor olsam bile yine ben işin içine bardak falan kattım. tam bir kabataş geliniyim. edepli, dizleri üzerinde ve olabildiğine eşine bağlı. maşallah.
devamını gör...
normal sözlük'te tüm yazarların evli olması
genelleme yapmaktaki amacının ne olduğu açıkça anlaşılan yazar beyanı.reklam kokan hareketler bunlar.
devamını gör...
sözlükte artan cinsellik ve troll başlıkları
olumlu bir hareket değildir. halıhazırda bu şekilde başlıklar açılan mecralar mevcut. ve çoğu kişinin şikayeti bu başlıklar ile kalitenin düşmesi. insanlar bu yüzden yeni bir oluşum arayışında. yeni oluşumlar da diğerlerinin çizgisinde ilerleyecekse o zaman pek de bir anlamı kalmayacaktır.
devamını gör...
erkeklerin kendine muhtaç kadınları istemesi
şimdiye kadar gözlemlediğim kadarıyla kendi ayakları üstünde duran kadınlara karşı daha çekingen olan erkekler, bir kavanoz kapağını bile yardımı olmadan açamayacak kadınlara karşı zaaf sahibi olmuş durumdalar.
devamını gör...
minibüsçü esnafının navigasyonla imtihanı
yıllar önce çok acı bir tecrübe olarak şahit olduğum ve kimsenin yaşamasını istemediğim imtihandır.
yıllar önce çalıştığım okuldaki bazı öğrencileri ulusal çapta düzenlenen bir yarışmaya götürmek üzere bir minibüs tutarak yola çıktık. dokuz öğrenci, iki öğretmen, bir müdür yardımcısı ve iki de şoförden oluşan ekibimiz kendi çapında bir yüzük kardeşliği idi.
istanbul’a girdiğimizde doktor nowzaradan’ın kliniğine gitmek için zorlu bir yolculuk yapan lupita gibiydik. ama yol boyu islami sosyalist tarih öğretmeni arkadaşın anlattığı fıkralar ve şu anda muhtemelen ya sürekli yemeyi alışkanlık haline getirdiği bir yemek ya bıyığının ikonik biçimi ya da birçok insanın hakkına girmiş olmasından ötürü hapiste olan müdür yardımcısının dini kıssaları ile yol çok eğlenceli geçmişti. amacım tanımı uzatmak değil ama minibüsçülere gelmeden önce her şeyi açık ve net anlatmak istiyorum. niyeyse.
o yüzden önce tarih öğretmeninden bir fıkra sonra da müdür yardımcısından bir kıssa paylaşacağım:
fıkra;
bir gün yaşlı bir baba ile oğlu başka bir şehre giderler ama nedenini unuttum. bir otele yerleşirler. kaldıkları oda tek yataklıdır ve birlikte yatarlar. bir süre sonra baba oğluna “oğlum, kalk bana kadın bul der” ve diyalog şöyle devam eder:
-yat baba, ne kadını?
-oğlum, bana kadın bul.
-baba, gece gece iş çıkarma başımıza.
-oğlum, bana hemen kadın bul.
- yat uyu baba, tuttuğun benimkidir.
kıssa:
bir gün iki derviş yolda yürürken bir dereyi geçemeyen bir kadın görürler. kadın dervişlerden yardım isteyince bu dervişlerden biri kadını sırtına alır ve derenin karşısına geçirir. sonra iki derviş yoluna devam eder. ancak diğer dervişin yüzü asıktır. kadını taşımış olan derviş ne olduğunu sorunca şöyle bir konuşma olur aralarında:
-sen kadını sırtına alıp taşıdın. bu günahtır.
-ben sadece derenin karşısına taşıdım. sen bunca yoldur taşıyorsun. bu daha büyük günahtır.
biz bu arada galatasaray stadının yanında geçmekte olduğumuz için minibüsün içersinde üç öğrencimle ayağa kalkıp metin oktay selamı verirken istanbul takımlarına gıcık olan şoför ani bir frenle bizi yerden yere vurdu. sinirlenen ve şoföre kızmaya kalkan öğrencilerimi sakinleştirmek için hemen muazzam bir konuşma yaptım:
- bu zamana kadar hep ayakta kaldınız. ve bunun adı final. ayakta kaldınız, ayakta kalacaksınız ama netice ne olursa olsun siz benim için hep ayaktasınız ve öyle kalacaksınız. allah yardımcınız olsun!
bu konuşma üzerine öğrenciler sakinleşirken müdür yardımcısı da badem altından beni ağlamalı ayinlerde görmek ister gibi gülümsüyordu.
gelelim navigasyona. ulaşmak istediğimiz eve sadece birkaç kilometre kala karadenizli iki şoförümüzün yolu kaybettiği anlaşıldı. ben de navigasyon önerdim. önce navigasyona burun kıvıran şoförler sonunda ikna oldu ve şöyle bir ses duyduk:
- yüz metre sonra sağa dönün.
- tamam anladım kapat!
kapattık. ama yüz metre sonra yine kaybolduk. aslında ulaşmak istediğimiz yeri görüyorduk ama gidemiyorduk. bir yer vardı epeyce yaklaşmıştık ama şoföre bir türlü anlatamıyorduk.
sonra haritadan gösterdik. bir benzin istasyonundan dönmemiz gerektiğini ve şoför hemen yanıt verdi:
-tamam anladım kapat!
kapattık ve yine kaybolduk. şoför başkasınınkini tutmak istemediği için ısrarla kendi zihnine güvenmek istiyordu. haritada bir kez daha gösterdim. camii’ye ulaşmamız gerekiyordu. şoförden yine cevap geldi:
- tamam anladım kapat!
böyle böyle iki saat sonra eve ulaştığımızda dereden karşıya geçirdiğimiz kadın hala aklımızdaydı ve büyük bir günah gecesi yaşamış gibi hissediyorduk.
yıllar önce çalıştığım okuldaki bazı öğrencileri ulusal çapta düzenlenen bir yarışmaya götürmek üzere bir minibüs tutarak yola çıktık. dokuz öğrenci, iki öğretmen, bir müdür yardımcısı ve iki de şoförden oluşan ekibimiz kendi çapında bir yüzük kardeşliği idi.
istanbul’a girdiğimizde doktor nowzaradan’ın kliniğine gitmek için zorlu bir yolculuk yapan lupita gibiydik. ama yol boyu islami sosyalist tarih öğretmeni arkadaşın anlattığı fıkralar ve şu anda muhtemelen ya sürekli yemeyi alışkanlık haline getirdiği bir yemek ya bıyığının ikonik biçimi ya da birçok insanın hakkına girmiş olmasından ötürü hapiste olan müdür yardımcısının dini kıssaları ile yol çok eğlenceli geçmişti. amacım tanımı uzatmak değil ama minibüsçülere gelmeden önce her şeyi açık ve net anlatmak istiyorum. niyeyse.
o yüzden önce tarih öğretmeninden bir fıkra sonra da müdür yardımcısından bir kıssa paylaşacağım:
fıkra;
bir gün yaşlı bir baba ile oğlu başka bir şehre giderler ama nedenini unuttum. bir otele yerleşirler. kaldıkları oda tek yataklıdır ve birlikte yatarlar. bir süre sonra baba oğluna “oğlum, kalk bana kadın bul der” ve diyalog şöyle devam eder:
-yat baba, ne kadını?
-oğlum, bana kadın bul.
-baba, gece gece iş çıkarma başımıza.
-oğlum, bana hemen kadın bul.
- yat uyu baba, tuttuğun benimkidir.
kıssa:
bir gün iki derviş yolda yürürken bir dereyi geçemeyen bir kadın görürler. kadın dervişlerden yardım isteyince bu dervişlerden biri kadını sırtına alır ve derenin karşısına geçirir. sonra iki derviş yoluna devam eder. ancak diğer dervişin yüzü asıktır. kadını taşımış olan derviş ne olduğunu sorunca şöyle bir konuşma olur aralarında:
-sen kadını sırtına alıp taşıdın. bu günahtır.
-ben sadece derenin karşısına taşıdım. sen bunca yoldur taşıyorsun. bu daha büyük günahtır.
biz bu arada galatasaray stadının yanında geçmekte olduğumuz için minibüsün içersinde üç öğrencimle ayağa kalkıp metin oktay selamı verirken istanbul takımlarına gıcık olan şoför ani bir frenle bizi yerden yere vurdu. sinirlenen ve şoföre kızmaya kalkan öğrencilerimi sakinleştirmek için hemen muazzam bir konuşma yaptım:
- bu zamana kadar hep ayakta kaldınız. ve bunun adı final. ayakta kaldınız, ayakta kalacaksınız ama netice ne olursa olsun siz benim için hep ayaktasınız ve öyle kalacaksınız. allah yardımcınız olsun!
bu konuşma üzerine öğrenciler sakinleşirken müdür yardımcısı da badem altından beni ağlamalı ayinlerde görmek ister gibi gülümsüyordu.
gelelim navigasyona. ulaşmak istediğimiz eve sadece birkaç kilometre kala karadenizli iki şoförümüzün yolu kaybettiği anlaşıldı. ben de navigasyon önerdim. önce navigasyona burun kıvıran şoförler sonunda ikna oldu ve şöyle bir ses duyduk:
- yüz metre sonra sağa dönün.
- tamam anladım kapat!
kapattık. ama yüz metre sonra yine kaybolduk. aslında ulaşmak istediğimiz yeri görüyorduk ama gidemiyorduk. bir yer vardı epeyce yaklaşmıştık ama şoföre bir türlü anlatamıyorduk.
sonra haritadan gösterdik. bir benzin istasyonundan dönmemiz gerektiğini ve şoför hemen yanıt verdi:
-tamam anladım kapat!
kapattık ve yine kaybolduk. şoför başkasınınkini tutmak istemediği için ısrarla kendi zihnine güvenmek istiyordu. haritada bir kez daha gösterdim. camii’ye ulaşmamız gerekiyordu. şoförden yine cevap geldi:
- tamam anladım kapat!
böyle böyle iki saat sonra eve ulaştığımızda dereden karşıya geçirdiğimiz kadın hala aklımızdaydı ve büyük bir günah gecesi yaşamış gibi hissediyorduk.
devamını gör...
sinemada izlenen ilk film
1999 yılında zeki ökten'in yönettiği ve başrollerde metin akpınar, zeki alasya, yıldız kenter gibi usta oyuncuların rol aldığı "güle güle" isimli film. 8 yaşında ilk sinema deneyimimdi ve filmi sevmiştim.
devamını gör...

