en sevdiğim fotoğraflarımdan bırakıyorum şuraya. beğenirseniz hesabıma da göz atabilirsiniz
buradan
buradan
devamını gör...

pilli bebek adlı müzik grubunun enfes şarkılarındandır. özellikle, "olsuuunnnn, demek de zor artııııkk, çocuk düşlerimizzz yok artııkkk." kısmı insanı bu dünyadan alır götürür.
devamını gör...

kış ışığı, ingmar bergman'ın oda üçlemesinin ikinci filmi. hayat, tanrı, din gibi konular üzerinde yuvalanan filmde, sınıf öğretmeni martha'nın uzun bir mektup okuma sahnesi var ki karanlıklaşan gözleri söylediklerinden daha çok şey anlatır durumda.


film süresince tanrı'nın sessizliği gösteriyor kendini. bazı sorunların içinden çıkamayan rahip, balıkçıyı ikna etmek durumunda olmasına rağmen bu güçten yoksun. neden intihar etmemesi gerektiğine bir açıklama getirmek isterken rahip kimliğinden sıyrılıp kendi fikirlerini açık ediyor. rahip, martha'yı ölen eşine benzemeye çalışmakla suçlarken martha'nın o kadını tanımadığını bile öğrenince okların yönü değişiveriyor.

ilk kayıtsızlığı, eylem ve fikir uyuşmazlığını nerede gördüm tereddütlüyüm. piyanoyu çalan görevlide mi, inanmadığı bir dinin törenine ısrarla katılan martha'da mı? martha bütün inançsızlığına rağmen duanın ardından kutsamaya koşan ilk kişi. bir sebepten rahibin yanında olması gerektiğine inanıyor ve rahibin yaşayacağı acıları önceden sezdiği fikrini oluşturuyor.

martha'yı hayatından çıkarma girişiminde rahibin sayıp döktüğü nedenlerin hemen ardından bunları bir hamlede süpürüp yerine gerçekleri koyuyor. ona böyle öğrettikleri için söyleyemedikleri ondan beklentileri nedeniyle olduğu rahip kimliği gibi.

son sahnede kilise görevlisi ile konuşmasında terlemiş şakaklarıyla görülen rahibin kendini isa yerine koyup koymadığını bilmek güç. yine de bilinen bir şey varsa, o da tanrı'nın suskunluğu.


devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

1927 solvay konferansında katılan fakat meşhur hatıra fotosunda yer almayan en ünlü isim enrico fermidir
devamını gör...

lütfen söylemeyiniz. duyulur falan artık cennet olmaz.
devamını gör...

nasıl 20 yıl geçmiş olabilir bu şarkının üzerinden ya ve ben neler hissettim, neler yaşadım o arada diye kendimi sorguya çektiğim, işin içinden bir şekilde çıktığım* ama duygusundan çıkamadığım 10 şarkılık şebnem ferah albümü ve aynı ismi taşıyan şarkısı.
kadın albümüne daha sonra değineceğim.
şimdi dinleyelim.



sözleri de es geçmeyelim.

bir yanımda dopdolu yaşanmış sayfalar
bir yanımda üst üste okunmamış kitaplar
dünüm yarınım hep burda küçüçük adamda
susadım yoruldum ama aklım hayatta

bir yanda yorgun düşmüş yaşlanmış insanlar
bir yanımda ümitle aşkla uyananlar
dünyanın her hali burda dağınık odamda
çok düştüm yaralandım ama sarıldım hayata

ardımda büyük büyük kocaman ağır yükler
her yerimden çektiler beni beklettiler
dinlendim su içtim aktı dudaklarımdan
her gün güneş doğar yeter ki açık olsun perdeler

bir yanımda durmadan çalışan saatler
bir yanda ağır ağır dipten gelen sesler
düşündüm buldum sandığım yüzyıllık gerçekler
hepsiyle giyindim durdum bazen büyük geldiler

bir yanda hiç susmadan konuşan dudaklar
bir yanda küsüp susmuş sessiz akıllar
dibe vurduysak ne olmuş elbet çıkarız
bir gün var bir gün yokuz kiralıkmış hayatlar

ardımda büyük büyük kocaman ağır yükler
her yerimden çektiler beni beklettiler
dinlendim su içtim aktı dudaklarımdan
her gün güneş doğar yeter ki açık olsun perdeler

ardımda büyük büyük kocaman ağır yükler
her yerimden çektiler beni beklettiler
dinlendim su içtim aktı dudaklarımdan

her gün güneş doğar yeter ki açık olsun perdeler
devamını gör...

hayatımda bir sürü farklı duyar gördüm de bundan iyisini görmemiştim.
bu arkadaşa ödül verilmeli.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

türk, yerli ve milli noel baba. türk mitolojisinde yeryüzüne ilk kar tanesi düştüğünde yardıma muhtaçlara hediyeler getirdiğine inanılan bir karakter. azerbaycan'da şahta baba, tataristan ve başkurdistan'da kış babay (kış babası) olarak anılır.

--! spoiler !--

ayaz ata öyküsü bizlere eski folklorumuzdan gelmektedir. ayaz ata hakkında nice hikayeler ve masallar anlatılmıştır. onu ilk önce soğuktan çıkmış bir ruh olarak tanımlamışlardır. bu anlatımlarla 19 asrın sonlarında iyi niyetli, yardımsever, ayaz ata kimliği ortaya çıkar. ilk önce ona “kutsal baba”, “çam baba”, daha sonra “ayaz ata” demişlerdir.

hikayelere göre ona iyiliklerinde yardım ve eşlik eden kızı, bazı hikayelere göre de torunu olmuştur. ona da “ayaz kız” yada “kar kızı” ismini vermişlerdir.

ayaz ata tüm ihtiyacı olan insanlara gizli yardım ederek onları mutlu etmiştir. yaptıkları iyilikler hep gizemli kalmıştır. ayaz ata özbekçe: “ayoz bobo” veya “ayaz ota”, kırgızca: “ayaz ata””, kazakça: “ayaz ata” denilip türk, altay ve orta asya mitolojilerinde, özellikle kazaklarda ve kırgızlarda soğuk tanrısı olarak tanınır. ayaz ata, “ayas han” olarak da bilinir ve ay ışığından yaratılmıştır da denilmektedir. burada adı “ak ayas” olarak da geçer. bu hikâyeye göre ülker burcunun altı yıldızı göğün altı deliğidir ve oradan soğuk hava üfler. böylece kış gelir. ayaz, tüm türk halklarında yakıcı soğuk anlamına gelir. ay’ın gökte rahatlıkla görüldüğü açık havalarda meydana geldiği için ay tanrısı’nın (veya ona bağlı ayas han’ın) gönderdiği düşünülür.

ayaz ata bazı kültürlerde kışın soğukta ortaya çıkan ve kimsesizlere, açlara yardım eden bir evliyadır. kimi görüşlere göre “ayas han” ile aynı kişidir. kazaklarda kışın karşılanması ile ilgili olarak “soğumbası” isimli bir eğlence bulunmaktadır. ilk karın yağması ve ilk soğuğun vurması ile kutlanan bayramdır. bu bayramla bir ilgisi olması muhtemeldir.

bazı kazak araştırmacılara göre de ayaz ata noel baba’dan esinlendiği düşünülür.

özbekçede “şahta” sözcüğünün “ocak” anlamına gelmesi ise kelimenin anlamı açısından dikkat çekicidir. azerbaycan türkleri’nde de “şahta baba” olarak geçer. başkurt dilinde, ayaz ata, “kış babay” (“kış babası”) olarak yer alır. torunu ise “karhılıu” (“kar güzeli”) adıyla anılır. tatar kültüründe “kış babay”, (“kış babası”), torunu ise “kar kızı” (“кar kızı”) olarak bilinir.

ayaz ata, nardugan bayramı, noel baba, türklerde yeni yıl

turksam.org/turk-boylarinda...


--! spoiler !--
devamını gör...

kabile dansı.
devamını gör...

başkasının hayatı sorun değil de insan kendi hayatında yan karakter gibi hissediyorsa işte o zaman sıkıntıdır.
devamını gör...

sadece ama sadece anne sevgisi. hiç tatmadım bu duyguyu, yanlış anlaşılmasın annem hâlâ yaşıyor. fakat bir kere bile sarılmadı bana, koklamadı ve öpmedi. ilk çocuğuyum, fazlasıyla güzel ve akıllı bir çocuktum. beni hiç sevmemesine bir türlü anlam veremiyorum. yani insan çocuğunu neden sevmez ki? 28 yıllık hayatımda bir kere bile ona sarılmak nasıl bir duygudur tadamadım. kimse anne yerini tutmuyor. kime sarılırsanız sarılın, bence o sevgiyi kimsede bulamayacaksınız. ömrüm boyunca da hep buna hasret kalacağım. bu yüzden ben kendi çocuğuma öyle bir sarılır öperim ki sevgisizliği benim yüzümden deneyimlemesin. sizden de ricam var lütfen çocuklarınıza çok çok sarılın, kırmayın, üzmeyin, çok iyi davranın onlara. bir çocuğun gözyaşlarının arkasında neler neler geçiyor inanın tahmin edemezsiniz. gözyaşlarının sebepleri, ömrü boyunca hayalet gibi peşinden koşacak.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

mesela bir toplu sohbet özelliği gelse mükemmmel olmaz mı? örneğin üç dört yazar kendine bir grup mesajı oluşturabilse. ayrıca 20 bin kulübünde orkide dağıtılması talebim bakidir.
devamını gör...

“bildiğin gibi şibumi, sıradan, olağan görünümlerin altında yatan gizli üstünlükleri anlatır. şöyle düşün: o kadar doğru bir söz ki, cesaretle söylenmesine gerek yok. o kadar dokunaklı bir olay ki, güzel olmasına gerek yok. o kadar gerçek ki, sahici olmasına gerek yok. şibumi demek, bilgiden çok anlayış demek. ifade dolu bir sessizlik demek. kendini kanıtlama gereği duymayan bir alçakgönüllülük demek. sanatta şibumi zarif bir basitliği ifade eder. buna sabi denir. felsefedeyse kendini wabi olarak gösterir. büyük bir ruhsal rahatlıktır ama pasiflik değildir. bir insanın kişiliğindeyse...nasıl söylemeli... hakimiyet peşinde olmayan otorite mi? onun gibi bir şey.” (s.84)

“amerikalılar hayat standardını, yaşamın kalitesiyle karıştırıyorlardı. fırsat eşitliğini örgütlenmiş beceriksizler ordusuyla, ataklığı cesaretle, sertliği erkeklikle, özgürlüğü serbestlikle, çok laf etmeyi canlılıkla, eğlenceyi zevkle karıştırdıkları gibi. bütün bu karışıklıkların sonucu olarak da tabii adaletin yanlızca eşit olanlar arasında eşitlik sağlayacağı gerçeğini göremiyor, herkes arasında eşitlik sağlayabileceği hayaline kapılıyorlardı.”


japon kültürünü, japon strateji oyunu go'yu, shibumi felsefesini, sakuralar eşliğinde çıplak elle adam öldürme sanatını, nikolai hel'i tanıyoruz bu kitapta . gerilim, aksiyon, felsefe ve hepsinden biraz var.
yıllar önce okumuştum. çok çok sevmiştim. yeniden okuma zamanı gelmiş.
devamını gör...

eylül'de okul mailinizle girdiğinizde tüm kurslar bedava olduğu için 8 tane kurs aldığım müthiş platform. deadline'ları degiştirebiliyorsunuz, haftayı tamamlamadığınızda kurstan falan da atmıyor. ıntroduction to psychology kursunda ilerliyorum şimdilik.
devamını gör...

biyometrik vesikalıkta iyi çıkarak döveceğim insandır.

gülmüşüm bir de. kimse de dememiş bu niye gülmüş. at hırsızı gibi çıkmaktan belki de o gülüş kurtardı. kim bilir.
devamını gör...

"meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?"
devamını gör...

daha önceleri nerelerdeydin diyeceğim yazar.
etma böyle şeyler.
bana da yazık, özlüyorum.
sevdiğim tek fenerbahçeli'sin.
öyle böyle değilsin yani.
devamını gör...

cadı maki olarak doğdum. ailemle polonezköy'de yaşıyorduk, hatırlıyorum o günleri, çok mutluyduk. o ağaçtan bu ağaca zıplar, gülümseyen yüzlerle ağaçların tepesinden piknikçileri izlerdik. yine piknikçi bir aileyi izlediğim gün ağaçtan düştüm ve ailenin piknik sepetinin içinde buldum kendimi. kaçmaya fırsat bulamadan kapak kapandı . ne kadar zaman geçti bilmiyorum, kapak açıldı ve bir kadın çığlık atmaya başladı. çok korkup ondan daha şiddetli çığlık attım ve vücuduma isabet etmek üzere olan tencereden zıplayıp kaçmayı başardım. şansıma, arkamda pencere varmış, hâlâ çığlık atarken koşmaya başladım.

bahçeden tam çıkmak üzereyken evin büyük kızı tarafından yakalandım. ay sen ne kadar çirkin bir şeysin diyip beni odasına götürdü, sarı duvar boyası ile güzelce boyadı, renklendirdi, zincir şeklinde kolyesi ile beni civcivlerin olduğu kümese bağladı. orada yaklaşık 7 sene boyunca kaldım, civcivler ile birlikte yaşadım, onlarla yedim içtim. o 7 yıl hayatımı civciv olarak sürdürdüm. daha sonra beni bir aileye sattılar, orada da iyice evcilleştim.

bu ne kadar saçma sapan bir mahlas ya hiçbir anlamı yok diyorlar, oysa var. acıklı bir hayat hikayesinin özetidir. tabii ancak hassas kalpler anlayabilir bunu. ah ah.
devamını gör...

meiji restorasyonu ile çağdaşlaşma yolunda büyük adımlar atmış imparatorluktur.
"zengin ülke, güçlü ordu" felsefesiyle askeri ve ekonomik alanda çok önemli gelişmeler kaydetmiştir. ayrıca bu dönemde statü farkına ve sınıf ayrımına neden olan daimyoluklara* son verilmiş, merkezi otorite güçlendirilmiştir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim