nerdeyse tüm şarkılarını ezbere bildiğim efsane sanatçılardan birisidir. “ ne ekmek ne de su” şarkısı favorimdir. eskiden üniversitelerde bahar şenlikleri olurdu, genç yazar arkadaşlarım duymuş mudur bilmem. o yıllardan birinde nasıl olduysa gazi üniversitesi’ne gelmişti teoman. bir gün sonra çok önemli bir sınavım olduğu halde konserine katılmış, eve de geç bir saatte dönmüştüm. sınav falan umrumda değildi ama o mutlulukla girdiğim sınavdan geçmiştim ilginç bir şekilde. o dönem için gerçekten sevilen birisiydi ve şarkılarında hep yaşanmışlıklar, kendimizden birer parça bulurduk. sonradan özel hayatı ya da bazı davranışları nedeniyle geri planda kaldı.

bence, ülkemin insanlarının sahip olduğu tüm özelliklerinin ve duygu durumlarının tek bir bedende var olmuş halidir. şu kısa videosunu izledikten sonra halen kendimden bir parça taşıdığını düşünüyorum; kalabalıklar içinde yalnız olmanın resmi yapılır mı bilmem ama videosu çekilir;
twitter.com/cemseymen/statu...
devamını gör...

dershane var.


tanım : sabah uyanma sebeplerimizi paylaştığımız başlıktır.
devamını gör...

etkili iletişimde önemli bir etkiye sahip olan sandviç metodu, karşımızdaki kişiye söylemek istediğimiz olumsuz bir mesajı, iki olumlu mesaj arasına alarak kişiyi rahatsız etmeden mesajı almasını sağlamaktır.
böylece hem iletilmek istenen mesajı aktarabilmiş hem de karşınızdaki kişi için en son akılda kalacak olan pozitif duygu ile konuyu tamamlamış olursunuz. kişinin algılarına set çekmesine de engel oluruz. bu yöntemle, karşımızdaki kişiyi kırmadan onu önemsediğimizi hissettirerek istediğimiz mesajı ona verebiliriz.
devamını gör...

çekirdeğe çiğdem

simide gevrek demeleri

herhangi bir yerde otururken yanınıza sokulan ve korkmayan kediler

oluk oluk medeniyet

aşırı güzel bir şehir olduğu gerçeği.
devamını gör...

yalan söyleyememe özelliği, tam yalan söyleyeceksin malfunction sesler çıkacak ağzından bi-bip bi-bip
devamını gör...

aniden, birdenbire.
acı çekerek ölürsem muhtemelen annem çok üzülür.
devamını gör...

evrenin, tanrıların, insanın ortaya çıkışından, bir tarih olayına, bir kişiye değin türlü olay ve gerçeklikleri konu alan, onlara gerçeküstü bir nitelik vererek anlatan, başlıca özelliği inanış konusu olan kısa öykü. *

altay türklerine ait, yaratılış konulu bir örneği şu şekildedir:

gök yoktu, yer yoktu. yalnızca, sonu olmayan bir deniz vardı. tanrı ülgen (aakay, kurbustan), bu denizin üzerinde uçuyordu. konacak sert bir yer arıyordu, bulamıyordu. böyle uçarken gönlüne doğdu. bir ses “önündeki nesneyi yakala” diye fısıldadı. ülgen, bu fısıltıyı yineledi. ellerini öne doğru uzattı. o sırada su yüzüne bir taş çıkmıştı. ülgen, taşı yakaladı, üzerine kondu. taşın üstünde ne yapacağını düşündü. uçsuz bucaksız suyun içinden ak ene (ak ana), süzülüp ülgen’in karşısına çıktı ve “yarat” dedi; üç kez yineledi. ülgen “nasıl?” diye sordu. ak ene “yaptım oldu de, yaptım olmadı deme” dedi. sonra, ak ene kayboldu. bir daha da görünmedi. ülgen, insanlara şu buyruğu verdi. “var olana yok demeyin; vara yok diyen de yok olur!”.

ülgen, “yer yaratılsın!” dedi; yer yaratıldı. “gökler yaratılsın!” diye buyurdu; gökler yaratıldı. böylece bütün dünyayı yarattı. sonra, üç büyük balık yaratıp, yeri onların üzerine yerleştirdi. balıklardan ikisini yerin kenarına, üçüncüsünü ortasına temel yaptı. ortada bulunan balığın başı kuzey yönündedir. bu balık başını eğerse, kuzeyden yayık (tufan) olur. başını daha aşağı eğerse, yeryüzünde su basmadık bir avuç yer kalmaz. onun için bu balık, büyük bir zincirle bir direğe bağlanmıştır. onu, mangda-şire yönetir.

ülgen, dünyayı yaratırken ay ve gün ışığının dokunduğu altın dağ’da oturdu. bu dağ, gök ile yer arasında idi. dünya’nın yaratılışı altı gün sürdü. yedinci gün ülgen yatıp uyudu; sekizin gün kalktı…

bizim ay ve güneş’imizin dünyasından başka, doksan dokuz dünya daha vardır. bunların hepsinde birer uçmag (cennet), birer tamu (cehennem) vardır. herbirinde insanlar bulunur. en büyük dünya, han kurbustan tengere’dir. bay-ülgen, bu âlemin yönetimini yardımcılarından olan mangızın matmas burkan adlı ruha vermiştir. bu dünyanın yerinin adı altın telegey’dir. cehennemi, mangız toçiri tamu’dur. bu tamuyu, matman kara adlı bir zebani yönetir.

doksan dokuz âlemin ortancası, ezre kurbustan tengere’dir. ezre tengere’yi, belgein keratlu türün musıkay burkan’a verilmiştir. yerinin adı, altın şarka’dır. cehennemi, tüpken kara tamu’dur. bu cehennemi matman karakçı yönetir.

kişioğullarının bulunduğu bizim dünyamız, en küçük dünyadır. adına, kara tengere dünyası denilir. bu dünyayı, may-tere yönetir. cehenneminin adı, kara teş’tir. bu cehennemi, kerey han yönetir. bizim dünyamızın üzerinde otuz üç kat gök vardır.

bay-ülgen, birgün denize bakarken, suyun üstünde bir toprak parçasının yüzdüğünü gördü. toprağın üzeri, insan gövdesine benzeyen bir kil tabakası ile kaplıydı. ülgen, “bu cansız toprak, kişi olsun!” diye buyurdu. toprak, kişi oldu. ülgen, ona erlik adını verdi; olduğu yere bıraktı. erlik, giderek ülgen’i buldu. ülgen de onu yanına aldı; kendisine küçük kardeş yaptı. bir zaman sonra erlik, ülgen’i kıskandı. ondan daha güçlü olmak istedi. ülgen’e imrendi, “ben de onun gibi olmalıyım” diye düşündü. düşüne düşüne ülgen’e düşman oldu. ülgen bunun yerine, mangdaşire’yi yarattı. sonra da, bizim dünyamızda yedi kişi yarattı. bunların kemikleri kamıştan, etleri topraktan oldu. kulaklarına üfledi, can verdi. burunlarına üfledi, akıl verdi. en sonra da, yine bir kişi yarattı ve may-tere adını verdi. ona “bu insanları sen yönet” diye buyurdu.


kaynak
devamını gör...

birisi mısır patlatsında film izleyelim.
mübarek cumartesi boş geçmez.
devamını gör...

bir frederic tuten kitabıdır.

herkesin bir edebi zevki vardır. kimi insan psikolojik çözümlemeler dolu kitaplardan başını kaldıramazken, kimi insan ucuz polisiyelerle huzur bulur. bazıları roman okumayı gereksiz bulurken, bazıları sadede roman okur. benim gibi edebiyat oburu bir insansanız her bulduğunuzu okursunuz. içinizdeki huzursuzluğu atmanın bir yoludur haksız bir rekabete karşı zaaf göstermek.

ama benim de diğerlerinden ayırdığım kitaplar var. en acı olayları bile ince bir mizahla yoğuran kitaplar baş tacımdır. bu da o kitaplardan biri.

frederic tuten 1934-1935 yılları arasında çin’de gerçekleşen uzun yürüyüşü kendine has muhteşem üslubu ile öyle bir anlatmış ki romanın belli sayfalarında kahkaha atmamak elde değil.

uzun yürüyüş, çin komünist partisinin koumintang güçlerinden kaçmak için yaptığı bir çekilmenin adıdır. büyük kayıplar verilen bu yürüyüş en sonunda mao zedung’un partinin başına geçmesi ve bildiğimiz çin halk cumhuriyetinin kurucu başkanı olması ile sonuçlanacaktı.

kitabı herhangi bir araştırma yapmadan okursanız da keyif alacaksınız elbette ama biraz araştırma ve dikkatle tuten’in bıraktığı ipuçlarını takip ederek başka büyük yazarları ve deforme edilmiş bazı paragrafların orijinalini bulup aldığınız keyif kat be kat arttırabilirsiniz.

düşünmeye cüret edin, harekete geçmeye cüret edin.
devamını gör...

var mı ki!?!?
devamını gör...

doly parton tarafından bestelenen, 1974 yılında yine besteleyicisi tarafından seslendirilen efsane parçadır.

bir çok sanatçı tarafından coverlanan parça 1992 yılında çıkan the bodyguard soundtrack albümünde whitney houston yorumu ile efsaneleşmiş ve bir çok ödül almıştır.

parça size doly parton'dan gelsin
devamını gör...

kına gecesinde gelini ağlatmak için kırk takla atmak, ağlamayan gelin için “dünden razıymış” diye sinsi sinsi bakmak.
devamını gör...

müstakbel kayınbabam oluyor sevgili dostlar.

biliyorsunuz esra ile yıllardır süren düzenli bir ilişkimiz var. müstakbel kayınbabam murat bey ve eşi cevahir hanım teyze oldukça pimpirikli bir çift. barış manço'nun işte hendek işte deve şarkısındaki bedbaht damat adayı gibi sürekli farklı koşulları yerine getiremediğimiz için geri dönüyoruz. sürekli hendekler var fakat atlatamıyoruz deveyi. sürekli madlen çikolata götüre götüre boyuna eti'yi ülker'i zengin ettik anasını satim.

neyse işte bugün fabrikada vardiya bitti. yorgun argın eve geldim. akşamleyin esra'mı (yani ay çöreğimi) istemeye gideceğimden içimde hoş bir umut vardı. zaten iyi kötü bir mesleğim var, evim vs. var onlarda sıkıntı yok gül gibi yaşarız. cevahir teyze vegan olduğu için %100 polyesterden yapılmış takım elbisemi giydim. çünkü daha önceden ipek takım elbiseyi gördüğünde kriz geçirmişti. sütlü çikolata getirdiğimiz gün, evine polonyalı yahudi girmiş bir nazi subayı edasıyla sonsuz bir nefret + tiksintiyle karışık bir yüz ifades takınarak bakmıştı. çikolatalar da %100 vegan. tam takım hazırız yani.

babamcağızla, müstakbel kayınpederim arap baharından, türkiye'nin suriye sınırındaki söz hakkından, ali babacan'ın partisinden bahsederken; annemceğiz ile müstakbel kayınvalidem yeni aldıkları koltuklarından bahsedip birbirlerine caka satıyorlardı. oldum olası kadınların böylesine mobilya takıntısı olmasına anlam veremem. mobilya fetişizmi mi desem ne desem... mobilya yenileyip durmak zaten başlı başına saçmalık ötesi değil midir? o esnada chuck palahniuk'un fight club'ından bir aforizma patlattım; ​

"mobilya satın alırsınız. kendinize dersiniz ki, bu hayatım boyunca ihtiyaç duyacağım son kanepe... bir zamanlar sahip olduklarınız artık sizin sahibiniz olur"

bir süre yüzüne özel harekat feneri tutulmuş esenyurt torbacısı gibi mel mel baktılar, sonra:

cevahir teyze: bir şey mi istedin oğlum.
annem: susadın mı guzum?
ben: eheh yok bir şey siz devam edin.

esra'mın yanına gittim sonra. ona arkadan sinsice yaklaştım, az daha kahveyi dökecekti.

ben: aklından bile geçirme seni küçük tatlı şey.
esra: ya furkan ödümü patlattın! neyi geçirmeyeyim, ne diyorsun?
ben: tükürmek ya da tuz katmak gibi köylüce bir âdete teşebbüs etmeyeceksin değil mi söz ver.
esra: tabii ki de hayır furkan! ne alakası var hihi
ben: tamam ben yine de güvenmiyorum. tarkan arkası dönükken, yüzüğündeki zehri kadehe gizlice dolduran viking prensesi gibi iş yapmayasın sonra?
esra: furkan üçe kadar sayıyorum gitmezsen kahveyi suratına atacağım hah hah!
ben: ok... ok... i know i know

murat bey: furkan oğlumuz ne iş yapar?
babam: oğlum?
ben: kafa sözlük'te yazarım efendim.
murat bey: heh daha önce söylemiştin oğlum hatırladım. nasıl durumlar.
ben: çok şükür efendim. daha iyi günlerimiz oldu buna da şükür tabii.
murat bey: olsun olsun maaşallah. hangi rütbeliydin oğlum?

babam söze karıştı:

"aman efendim ne rütbesi... bedelli yaptı geçen sene. bakaya bu"

murat bey: biliyorum efendim onu sormadım. kafa sözlük'te yazıyor oğlumuz maaşallah ne güzel... yazarlık rütbesi neydi diye soruyorum.
ben: rütbe yok bildiğim kadarıyla efendim.
murat bey: var oğlum yeni geldi. hah hah ben senden iyi biliyorum demek ki, işe bak.

"hemen bakıyorum efendim" dedim. elime telefonumu aldım. yanıma sokulmuş telefonumu dikizliyor. arama geçmişi görünüyor orada. çok utandım ve sıkıldım bu duruma... "sagopa ile ceza neden küstü. van gogh neden kulağını kesti, caillou son bölüm, saddam'ın idam edilişi" vs. gibi absürt aramaların hepsini gördü. o an yer yarılsaydı da yerin dibine girseydim dedim. bunu gerçekten istedim dostlarım. allahtan daha ötesini görmedi diye kendimi teselli ediyorum.

bir de baktık ki herkes şövalye, para babası, filozof, ninja vs. diye rütbelenmişken bende bomboş bir ekran çıktı. bir iki saniye odaklanınca o ekranda nah çeken çocuk gifi çıkıyor. o bana baktı ben ona baktım. şaban oğlu şaban filminde kemal sunal ile onun kumandanı şener şen'in birbirlerine mel mel baktığı sahne gibi baktık birbirimize.

murat bey: öhöm.. efendim çocuklar birbirlerini sevmiş lakin onların biraz daha birbirlerini tanıması icap eder diye düşünüyorum. delikanlı henüz çok toy. bizim kız da fakülteyi yeni bitirdi, yeni işe girdi.. biraz bekleyelim isterim.

o anda tamamıyla yıkılmıştım. kafa sözlük yine bize giderayak yaptı yapacağını. sezercik gibi sesim ağlamaklı : "kıyak adammışsın.. helal olsun..." demek istedim o'na o an... yine avucumuzu yalayarak döndük 14. kere ...

bu iş burada bitmeyecek ama. dönüşüm fena olacak ve esra'mı bir romans şövalyesi olup kurtaracağım o derebeyinin evinden!
devamını gör...

allah akıl fikir versin tanrısı , içinde bir tapınak kursa lar , çok iyi olacak; tamam inançlara saygılı olalım , kimse kimsenin inancını kötüleme sin , ama herşeye de tapilmaz , fare nin içtiği sütten içiyor, dünyanın en pis suyunda yıkanıyor ve aynı suyu içiyor eee inanç , bırak kardeşim hiç bir şeye inanma daha iyi.
devamını gör...

ara ara aklıma gelen 'lan acaba mı?' dedirten ama asla gerçekleştiremeyeceğim bir adet yamyam sözü.

sözlük bizi dinliyor. bubbles of death bu başlıkta kanıtı.

demincek az önce kendileriyle babaların denizden çıkma ihtimaliyle ilgili fikir münakaşası yapmıştık. gayet usturuplu bir şekilde yemeyeceğimize karar vermiştik ki. akışta bizi baştan çıkarmaya çalışan bir adet başlık gördüm.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bundan sonra şifreli şaapıyoruz aman tikkat.*
devamını gör...

"sen de iyi niyetlisin!"

bu bir ayrılık cümlesi değildi, rastgele gelişen diyolog sonucunda karşımdakinin vardığı bir sonuçtu sadece. belli ki insanları niyetlerine göre ayırıyordu ve söylemine bakarak benim "iyi" olmama sevinmişti. bu kadar engamenin ve kalabalığın içinde belki güvenmişti bana. sanıyorum düşündükleri bu idi.

bende ise durumlar farklıydı. iltifat karşısında bir tarafım* tepeleme huzur dolarken hissetmek istemesem de bir yanım* "insanlara bu kadar iyi davranmasana saf!" minvalinde uyarılar veriyordu.
devamını gör...

ben hiç tatilde değilim, ucundan bile. şöyle bahçeme çıkıp oturayım da yok. ayyyyy bunaldım bir dışarı çıkayım da gezineyim gezintileri de yapamıyorum. evden dışarı adım bile atamıyorum, ve inanın tatilin t’sini duyacak mecalim yok. yok anacım. istemiyorum tatile gitmek de. gitsem benim için daha büyük stres olacak, çok iyi biliyorum. tek isteğim şu tatil sezonunun kapanması ve tatile çıkacak olma ihtimalimin sıfıra inmesi.
tatilde değilim demiş miydim?
devamını gör...

ben seninle çay içmek istiyorum.
seni duymak,
seni görmek,
seni bilmek,
seni yanımda hissetmek istiyorum.
sana şiir okumak istiyorum,…
yazmaktan bıktım, usandım.
ben artık yazıları sana söylemek istiyorum.
küçük bir evde, büyük hayaller kurmak istiyorum.
sobanın yanında, seninle birlikte,
üşüyen ellerimi çayın sıcaklığına bırakmak istiyorum.
ben aslında sevmek değil, seninle yaşlanmak istiyorum.

ben seninle birlikte, gözlerimi hayata kapatmak istiyorum.
senin konuşmanı, senin gülümsemeni, senin varlığını,
senin düşüncelerini,senin hayallerini bilmek istiyorum.
küçük bir evde, büyük bir mutluluk istiyorum,
huzur istiyorum, "huzur sensin" diyorum, susuyorum.
biliyorum,
ben çok şey istiyorum.
o yüzden susuyorum.
yazarak, şiirler gibi susuyorum
.

özdemir asaf / ben seninle yaşlanmak istiyorum
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

din kurumlarının, bilim kurumlarından daha fazla bütçesi olması. henüz geri kalmamışsa da kalacaktır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim