baba tarafını ücretsiz veririm üstüne para da veririm.
devamını gör...

şahsım için funda eryiğit tir. kendisini izliyorum.
yoksa güzel bir kurgu olmasına rağmen tartışılan karakterler hala 70 li yıllardaki komik uç tipler. muhafazakar tipleme köyde yaşıyor her şeyi imamdan medet umuyor cart curt, bir tane de fuckbuddy var. adamın misyonu düzüşmek bu kadar.
komik yani. he bu ülkedeki bir çok salağı güzel yansıtmış o salakların sadece lafta olup çenesine vuran ergen zarganaları da her gün burada görüyoruz.
onun dışında psikiyatr milyarlık evde yaşayan ailesi sosyetenin en tepesinde kendisi de bu hayatı seviyor çalıştığı yer g**ü boklu bir devlet hastanesi. bu da tuhaf geldi. çok mu idealist onu mu anlamalıyim.
devamını gör...

savaş kötüdür ama iç savaş çok daha kötüdür. birinde sizi bir başkası öldürür, diğerinde kader ortağınız öldürür.

tanım: picasso’ nun bir resmi.
devamını gör...

farklı çeşitleri olan kalıtsal hastalık. ben de döteranamoli'yim yani yeşile karşı duyarlılığım düşük. kırmızı-yeşil, turuncu-yeşil, sarı-yeşil, kahverengi-yeşil karıştırdığım renkler. ve de yeşilden ayrı olarak mor-mavi, gri-pembe de karıştırdığım renkler arasında.

günlük hayatta aslında çok da sorun olmazken en kötü yanı insanların kıpkırmızı bir şey gösterip bu ne renk diye sorması ve açıklamakla uğraşmam.

burdan seslenmek istiyorum kıpkırmızı bir elmayı veya yemyeşil ağacın rengini zaten anlayabiliyoruz arkadaşlar. belki sizin kadar doygun göremiyorumdur bunu anlamak imkansız çünkü zaten doğuştan geliyor ve karşılaştıralamaz ama sonuç olarak ana renklerde sıkıntı olmuyor. ama çoğu nesnenin renk paleti direkt yüzde yüz yeşil olmuyor. çoğu şey aslında ana renklerin değişik oranlarda karışımından oluşuyor ve siz bunu yeşilin tonu, morun şu tonu vs. olarak algılarken biz tam olarak hangi renk olduğuna karar veremiyoruz bazen. örneğin renk körlüğü testlerinde birbiriyle aynı koyulukta benzer tonlarda küçük dairelerden oluşan sayılar oluyor. örneğin yüzde 65 kırmızı yüzde 35 yeşil olan daireye siz kırmızı diyorsunuz. yüzde 65 yeşil yüzde 35 kırmızı olan daireye yeşil diyorsunuz. ve bunlarla bi sayı yazıldığında ayırt edebiliyorsunuz. bize göreyse bu ikisi de birbiriyle nerdeyse aynı görünüyor.

umarım açıklayabilmişimdir. bir daha bana bunu ne görüyon diye soran olursa bunu okutacağım çünkü. hala sorusu olan varsa da sorabilir.
devamını gör...

yalnizligin en aci halidir bu his. birileri hayatinda var ama yok, yalnizim diyemiyorsun, birileri var diyemiyorsun degisik bir sey..."gonul bagi" denen bir sey vardir ya, ha iste o yok. samimiyet yok, ruhsal bag yok, his yok, sevgi yok...
devamını gör...

sözlük yazarları neden oy kullanırken cimri davranıyor ?
devamını gör...

alaka kurmaya çalışırken bayılmışım, acilden yazıyorum.
devamını gör...

dizi hakkında yeterince bilgi verilmiş sanırım. ben kahramanın kendisinden, spartacus'ten söz edeyim biraz.

kısaca özetlersek m.ö 73-71 yılları arasında o dönemin süper gücü roma'ya karşı köle ayaklanmasına önderlik etmiş kişidir.

m.ö 109 - 72 yılları arasında yaşadığı söylenir. kendisi trakyalıdır. roma ordusunda süvari olarak görev yaparken emirlere karşı gelip* köle statüsüne düşürüldüğü ve capua kentindeki bir gladyatör okuluna satıldığı söylenir. burada başarılı olmus, gladyatör olarak belli bir üne de kavuşmuştur. bir noktadan sonra ünlü de olsa kölelikten kurtulmak istemiş, diğer gladyatörlerle birlikte isyan ederek önce okulu daha sonra da kenti ele geçirerek köleleri azat etmiştir. isyanın büyümesiyle birlikte başka köleler de kaçarak kendisine katılmış, bu sayede kölelerden oluşan büyük bir ordu kurmuş, hatta üzerine gönderilen iki büyük roma lejyonunu da yenmeyi başarmıştır.* güney italya bir dönem bu köle ordusunun kontrolünde kalmıştır.

spartacus roma'yı ele geçirip köleliği kaldırmayı değil, kurtardıklarıyla birlikte alp dağlarında saklanmayı düşünüyordu. ancak beraberindekiler bu fikri kabul etmediler ve roma'yı ele geçirme hevesine düştüler. sonuç olarak spartacus, marcus crassus yönetimindeki orduya yenilerek güneye çekilir. oradan sicilya'ya kaçmayı denediyse de başaramamıştır. cesedi bulunamamış olsa da romalılarca öldürüldüğü düşünülmektedir. crassus yakaladığı 6000 köleyi çarmıha gererek appia yolunu bu kölelerin cesetleriyle doldurmuştur. *

spartacus'un isyanı, özgürlükçü ve eşitlikçi karakteri sebebiyle özellikle sol kesim tarafından sahip çıkılan bir isyan olmuştur. karl marx onu "benim kahramanlarından biri" diye tanımlamış, 1919’da ayaklanan alman işçi sınıfının örgütünün adı spartaküs birliği olmuştur.

1960 yılında amerikalı yazar howard fast'in romanından uyarlanan filmi çekilmiş. bu film, spartacus adının çağımızda da büyük kitlelerce duyulmasını sağlamıştır. oldukça güzel bir filmdir. yönetmenliğini stanley kubrick yapmış, başrollerde ise kirk douglas, laurence olivier gibi usta isimler rol almıştır. film 4 dalda oscar almıştır. *

tanımı spartacus'e atfedilen bir sözle bitirelim.

"dün, sahiplerimiz için yaşıyorduk. yarın ise kendimiz için öleceğiz. işte özgürlük budur.”
devamını gör...

böyle bir ankete denk gelmiştim. türkiye de sanırım 25-35 yaş arası insanların %40 a yakın bir bölümü hala aileleriyle yaşıyorlar. neden bu kadar garipsendiğini de anlamıyorum.
devamını gör...

bir keriz silkeleme yöntemidir.

celalettin ipekbayrak diye bir adam bu işten sağlam paralar kazanmıştır.
devamını gör...

nat king cole şarkısı. 1948 senenisnde kaydedilmiştir. o günden bu güne çok kez coverlanmış ve başka başka sanatçılar tarafından icra edilmiştir. david bowie'sinden tutun, frank sinatra'sına kadar, müthiş sanatçıların elinden geçen parçanın benim için en değerli kaydı ise aurora'nın yaptığı cover'dır. içime içime işleyen tek versiyonudur hatta.

orijnal sözleri şöyledir;

there was a boy
a very strange enchanted boy
they say he wandered very far, very far
over land and sea
a little shy and sad of eye
but very wise was he
and then one day
a magic day he passed my way
and while we spoke of many things
fools and kings
this he said to me
the greatest thing you'll ever learn
is just to love and be loved in return
the greatest thing you'll ever learn
is just to love and be loved in return



bunun yanı sıra, aurora'nın söylediği versiyonda ise sözler biraz değişmiştir;


there was a boy
a very strange enchanted boy
they say he wandered very far, very far
over land and sea
a little shy and sad of eye
but very wise was he

and then one day
a lucky day he passed my way
then we spoke of many things
fools and kings
then he said to me:
"the greatest thing you'll ever learn
is to love and be loved in return"


değişen sadece sözler de değil pek tabii. şarkıya bir de çello eklenmiş ki, tadından yenmiyor efendim. zaten çello sesine hayran olduğumdan, şarkıyı ayrı bir sever oldum. bu versiyon ise 2016 senesinde piyasaya çıkmıştır. ve yine aynı sene vizyona giren alien: covenant filminin trailer'ında da kullanılmıştır.
bir riddley scott filminde bu şarkıyı duymanın zevki ise bambaşkadır.
neyse efendim, ben bu şarkıyı ilk frank sinatra'dan dinlemiştim. ve hoşuma gitmişti. sonra araştırınca orijinalini buldum. o daha güzeldi:p
daha sonra mevzubahis filmin fragmanında da duyunca şok oldum. art arda kaç kez dinlediğimi hatırlamıyorum bile. dinlemek şurda kalsın, bir de sesli sesli söylüyordum karga sesimle. iş bu girdi ile de o dönemde kimlere rahatsızlık verdiysem özür dilerim. ama seviyorum napayım. nedensizce bir hüzne gark ettiği de doğrudur naçizane beni.
haa unutmadan, iki versiyonunu da şöyle bırakayım. belki dinlemek isteyen olur.

orj;


aurora;
devamını gör...

david burns (bkz: iyi hissetmek) mükemmeliyetçiliği:
”ulaşılabilir olanın ötesinde yüksek standartlara sahip olma, imkansız hedeflere ulaşabilme uğruna takıntılı ve sürekli bir şekilde çabalama, yalnızca üretkenlik ve kazanılan başarılar doğrultusunda kendine değer biçme” olarak tanımlıyor.

kendinden çok dışa yönelik mükemmeliyetçi tavır geliştiren kişi, esasen barındırdığı -inandığı- kusurları(!) ve özgüvensizliği örtme çabası, mükemmelin nasıl olacağına dair şüpheli ve çelişkili kavram kargaşaları içinde debelenecek tavrı ve bu tavrın altında da çeşitli travmaları barındırıyor olabilir.
devamını gör...

kuantum mekaniğinin ortaya çıkışıyla birlikte, dönemin ünlü fizikçileri arasında kopenhag yorumu ve epr paradoksu gibi gruplaşmaların görülmesi sonucunda john bell tarafından ileri sürülen ve kuantum kuramına alternatif bir açıklama getirip getirmeyeceği ilerleyen zamanlarda görülen eşitsizlik.

uzun bir entry olacak. meraklılarının sıkılmadan okuyacağını umuyorum.

kısaca ön bilgi vereyim önce.

kopenhag yorumu özetle, bir kuantum parçacığının şu ya da bu durumda değil, aynı anda tüm durumlarda olduğunu söyler. gözlem yaptığımızda tüm durumlardan sadece birini seçmeye zorlanır ve biz de sadece o durumu gözleyebiliriz.

epr paradoksu, kuantum dolanıklık konusuna bir çeşit başkaldırıdır. parçacıkların birbirinden ayrı oldukları halde birinde yapılan bir ölçümün, diğerindeki durumu anında etkilemesi olayı, einstein'a göre ışıktan hızlı haberleşmek anlamına geliyordu ki bu mümkün değildi. tabii burada dolanık bir parçacık üzerinde bir ölçüm gerçekleştirip sonuçları gözlemleme konusu, kopenhag yorumunun
bahsettiği konuyla da ilgiliydi. bu nedenle epr paradoksu, özünde kopenhag yorumu'na da karşıydı.

epr paradoksuna göre, parçacıkların birbirleriyle ışıktan hızlı "haberleşmesi" söz konusu olamayacağına göre, aslında parçacıkların durumları en başından belli olmalıydı. yani şöyle; dolanık parçacıklardan birinin mesela spinini +1/2 olarak ölçtüğümüzde, diğer parçacık buna bağlı olarak -1/2 olmuyordu. bu parçacıklardan biri sistemin daha en başında +1/2 spine, diğeri de yine aynı şekilde -1/2 spine ayarlanmıştı. yani durumları başından belirlenmişti. biz bu bilgiyi başında bilmediğimize göre sistemde bilinmeyen gizli değişkenler olmalıydı. eğer sistemin durumunu en başta ölçebilseydik, bu değişkenleri de bilir ve sistemin ilerdeki durumuna ilişkin bilgiyi de en başından edinmiş olurduk.

tam bu noktada john bell ortaya çıktı ve bunun doğru olup olmadığını tüm fizik camiasına gösteren bazı formülleri açıkladı.

***

gelelim esas meseleye...

2 arkadaş olsun ve bunlar birkuantum sisteminin durumu hakkında ölçümler yapsınlar.

sistemde 2 parçacığımız var. bunlar çizgisel ve açısal momentumları korunumlu olan, durumları, epr paradoksu ve gizli değişken teorisinin öngördüğü şekilde en baştan belirli olan parçacıklar olsun. parçacıkların ikisi de farklı yönlere doğru saçılmış olsun. birinci arkadaşımız, parçacık 1'in, ikinci arkadaşımız da parçacık 2'nin kuantum durumlarını ölçsün. parçacık 1'in spini +z ekseni yönünde, parçacık 2'nin spini de -z ekseni yönünde ölçülebilir. aynı şekilde ilki +x diğeri -x yönünde ölçülebilir.

bell eşitsizliği "3. bir ölçüm daha yapalım" der. o da mesela z ve x eksenleri arasında bir yerde, bir q doğrultusunda olsun. yine +q ile -q olacak şekilde...

şimdi; parçacığımızın durumu sistemin en başında belirleniyor diye bir ön koşulumuz vardı. yani gizli değişkenlerin varlığını doğru kabul etmiştik. o zaman bu 3 ölçüm için parçacıkların ikisi de hangi doğrultuda hangi spine sahip olacaklarını biliyorlar demektir. bu durumda karşımıza bir parçacık için toplam 8 ihtimal çıkabilir. şöyle:

1. ihtimal: +x, +z, +q
2. ihtimal: +x, +z, -q
3. ihtimal: +x, -z, -q
...

tüm bu olasılıkları tek tek yazmaya gerek yok, anladınız siz.

istatistikte bir a olayının olasılığını p(a) şeklinde gösteririz. *

buradaki olay için 3 ihtimal düşünelim:
1. parçacığın +z, ikinci parçacığın +x olarak ölçülmesi ilk kombinasyonumuz olsun.
1. parçacığın +z, ikinci parçacığın +q olarak ölçülmesi ikinci kombinasyonumuz olsun.
1. parçacığın +q, ikinci parçacığın +x olarak ölçülmesi üçüncü kombinasyonumuz olsun.

bu olasılıkları p(+z, +x), p(+z, +q) ve p(+q, +x) olarak gösterelim.

bell der ki;
eğer tüm ihtimalleri * alıp ilk kombinasyonumuzla çarparsak, matematiksel olarak bu sayı, yine tüm ihtimallerin diğer 2 kombinasyonun toplam sayısıyla çarpımına eşit ya da ondan küçük olması gerekir.

panik yok. şöyle:
8 * p(+z, +x) <= 8 * [ p(+z, +q) + p(+q, +x) ]

burada 8'ler birbirini götürür ve geriye

p(+z, +x) <= p(+z, +q) + p(+q, +x)

formülü kalır ki işte bell eşitsizliği budur. bu eşitlik, gizli değişkenlerin olduğu teoriler için doğru olmak zorundadır. fakat...

kuantum mekaniği bu ilkeyi ihlal eder. eğer gizli değişken teorisi doğru olsaydı, ilk parçacığın +z yönlü spine sahip olarak ölçülmesi halinde, ikincinin +q olarak ölçülme ihtimali ile -q olarak ölçülme ihtimali yarı yarıya olurdu ama kuantum mekaniğinde böyle olmaz. olasılık, q ekseninin x ekseni ile yaptığı açının sinüs dalgasına göre farklılık gösterir. bu değerler bell eşitsizliğinde yerine koyulursa
matematiksel olarak yanlış bir sonuç ortaya çıkar (beş ikiden küçüktür gibi). bu durum deneylerle de defalarca kanıtlanmıştır.
devamını gör...

gerçekten yakışanı var, zarif bir bilekte zarif bir hal hal güzel durur.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

seni hiç unutmayacağız. unutturmayacağız. izindeyiz.
devamını gör...

bir kaç iş görüşmesi ve çok değerli bir insanla vakit geçirmek için bu sabah 10.30 itibariyle gelmiş olduğum şehirdir.
kenti gelir gelmez sevdim. zira otogar tuvaletleri ücretsiz. ve bir çok ücretli tuvaletten daha temiz.
devamını gör...

ilk kez 1795'te filolog frederic august wolf tarafından prolegomena ad homerum isimli kitabıyla ortaya atılan sorun.
wolf'a göre ilyada ve odysseia bir bütün olarak tek bir ozan tarafından yaratılmadı, bu destanlar birbirine eklenmiş şarkılardı ve homeros diye birisi hiç yaşamadı.

bu sorun hala çözülebilmiş değil. sebepleri is çok açık; m.ö 7. yy'dan beri filozof, ozan ve tarihçiler homeros hakkında doğduğu yerden başlayarak kör olup olmamasına kadar hep çelişkili şeyler söylediler. homeros hakkındaki ilk yazılı kaynaklar da bu çelişkili ifadeler olduğu için tarihte gerçekten böyle bir ozanın yaşayıp yaşamadığı hep muamma olarak kalacak.

aslında bu sorunun ortaya çıkmasının temelinde heirich schliemann'ın çanakkale'ye gelerek ilyada'da geçen troya'yı aramaya başlamasıdır. nitekim bulur da troya'yı. bu haber elbette çok ilgi görür ve herkes gözünü homeros ve eserlerine diker. herkes bu ozan ve eserleri ile isimlerinin beraber anılması için bir şeyler yapmaya çalışır.

o dönemin ozanları festival ve bayramlarda mitolojik hikayeleri şarkılar şeklinde söylerdi. nitekim büyük ihtimalle homeros da böyle bir ozandı. zaten ona atfedilen iki destan da kendisinden çok sonraları kaleme alındı. bu iki destan ilk kez peisistratos'un emriyle düzenlenip kaleme alındı. şu an okuduğumuz bu iki kitap onun düzenlediği şekildedir.

bir kişinin çıkıp ta sözlü gelenekten toparladığı toplamda 28.000 dizelik iki destanın sözlü geleneğe mensup tek bir ozan tarafından ezbere bilindiğini ve okuduğunu iddia etmek yeterince abartılı bir iddiadır. muhtemelen her ozan destanın belirli konularına hakimdi ve ve bayramlarda okurdu. bu ozanlar da itibar kazanabilmek için okudukları şarkılar için o dönemin en ünlü ozanı olan homeros'u referans gösterdiler. söylentiler birleşince de ihale homeros'a kaldı.
devamını gör...

bari müzelere dokunmayın dediğim başlık. insanlara tarihlerini, kültürlerini sunan müzeleri gezmeye teşvik edecekleri yerde... çok ilginç.
1 yıl kullanılabilen müzekart+ türk vatandaşları için 60, öğrenciler için ise 30 lira. bu bilgi burada dursun. kartın geçerli olmadığı yerlerde bu zamlara maruz kalmak zorundayız ama yine de işe yarıyor. tek tek bilet almaya hiç gerek yok. arkeoloji müzesi'ne 60 lira vereceğime müzekart'la istediğim zaman girebiliyorum.
devamını gör...

her şeye plandemi diyenler, o aşının içinde biontech veya sinovac olmadığına inanacak mı?
bidonlarla gelip, ampullerere doldurulmadığı ne malum.
benim, devlete güvenim tam da bir tür ikna taktiği olabilir mi diye bir an aklıma gelmedi değil.
bana ilaç olsun, aşı olsun yeter, yerli yabancı takıntım yok.
ucunda, pandemi finali varsa, çipi olsa razıyım. bana bir şey olmaz evelallah.
devamını gör...

(bkz: la bu iko size ne etti)?
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim