türk psikoloji duayeni.
başlığı görünce dedim hehalde o da öldü. allah uzun ömür versin. bir kac sene önce bir eğitim seminerinde dinlemiştim. sahneye konuya olan hakimiyeti, coşkusu ve esprileri beni oldukça sasirtmisti. kendisini 2.5 saate yakın dinlemiştim ama tek bir konuda söylediğine katılmıyorum. "annelik içgüdüsel bir davranış değil, öğrenilen bir beceridir." diyordu. kadın olmamasına verdim. oysa annelik herkeste aynı miktarda olmayan bir içgüdüye sahip olmaktır.
devamını gör...

tüp gaz ile çalışan ve ısıtma amacıyla kullanılan bir soba türü.
devamını gör...

100 lira =1.5 kiloya yakın kıyma.

bir iki akşamlık kıyma lütfettikleri için allah razı olsun.
devamını gör...

olması gereken durumdur..
devamını gör...

yaşamı ve ölümü düşündüm, ölmeyi değil, ölümü. o hissi değil o gerçeği. hayatı, nefesi... nerede açtım gözümü? onu düşündüm. aydın, evet evet aydın. aydın'ı düşündüm. o uzun bulvarını, meydan camii'ni. sokaklarında dolaştım. iki katlı bir ev, küçük, rutubet kokan. o küçük balkonu düşündüm. şişman bir kız çocuğu gördüm. üstü başı kir içinde top oynuyor, selam verdim. saçları dağınık, saçlarından sevdim.güldü, güldüm, güldük.

izmire gittim sonra. bir sokak, duvarında çiçekler. önünde onlarca çeşit insan, bir tane insan olmayan. neden buradayım bilmiyorum, yo yo biliyorum, adım gibi hem de ama boşver. gidiyorum, o gelsin.

muğla'ya gidiyorum. yer akyaka. deniz kenarında ayaklarımı denize sarkıtıyorum. dalgalara kıyıya vurdukça ayağıma değiyor denizin serin suları, hafif irkiliyorum ama bir yandan da deliler gibi hoşuma gidiyor.

istanbul'dayım. tam olarak neresi bilmiyorum ama evler biraz eski. sokaklar dar. dilimde bir şarkı, elimde sigara. gece saat 3. yaylana yaylana hafif üşüyerek ilerliyorum. yanımda serseri bir köpek. arada bakıp selam veriyorum. selam vermek ister gibi bakıyor bana, anlıyorum.eyvallah diyorum. peşimden geliyor. içimde bir güven.

odamdayım. yatağım boş, her zamanki gibi yerde oturuyorum. yerde oturmayı severim ben, rahat. halının desenini inceliyorum, ezberlemişim oysa.
-ne ara?
boşver işte ezberlemişim ne yapacaksın?
dışarısı soğuk hissediyorum, kapının altından hafif serinlik geliyor. hoşuma gidiyor.
-neden?
soğuk yaşadığımı hissettiriyor.
-he tamam.
ya sabır...

karadeniz'deyim. şehri boşver.
-neden?
ay boşver işte ne yapacaksın? hayırdır benden habersiz karadeniz'e mi gittin?
-merak
...
neyse devam ediyorum
ormanın kenarında küçük klübe gibi bir ev. tahtadan, içinde soba. ateşin çıtırtılarını duyuyorum. yağmur yağıyor. yatmışım divana uzanıyorum. uykum gelmiş.
- anne acıktım.
kızım ben sana yeni mama vermedim mi? iki kelam ettirmedin ya. bütün gün sürtersin dışarda, acıkınca bacaklarıma sürtünmeyi bilirsin ama.
-....
ah başımın belası ah, gel verelim mamanı. kaç kilo oldun kızım sen? taşıyamıyorum seni
-....
iyi sus, deme bir şey. anca mama ye. manyak kedi!
devamını gör...

daha önceden sadece 8-10 kelime muhabbetim olduğu bir yazar arkadaş "günaydın" diye mesaj attı, şimdi beraber karşılıklı göbek atıyoruz, muhabbet 5 daklkada buraya nasıl geldi bir fikrimiz yok, o "ben senin için oynarım, erkeğe yakışmıyor kıvırmak" dedi, huyuna gidiyorum, hafif deli olabilir.

buraya "cevriye" yazarsam anlayın ki durumum kötü, polis çağırın, bişi yaptın.*

edit : kadına "bacanak" dedim konuşurken, durum gittikçe tuhaf bir hal alıyor.. o da "kdkkdkdkd" diye gülüyor..
155 di mi polis imdat?
devamını gör...

montaigne'in dil bilinci hakkındaki şu kanaati altın değerindedir:

"sözün akışını bozup güzel cümleler aramaktansa güzel cümleleri bozup sözümün akışına uydurmayı daha doğru bulurum. biz sözün ardından koşmamalıyız, söz bizim ardımızdan koşmalı, işimize yaramalı. söylediğimiz şeyler sözlerimizi almalı ve dinleyenin kafasını öyle doldurmalı ki artık kelimeleri unutamasın. ister kâğıt üstünde olsun ister ağızdan; benim sevdiğim konuşma düpedüz, içten gelen, lezzetli, şiirli, sıkı ve kısa kesen bir konuşmadır. güç olsun, zararı yok; ama sıkıcı olmasın; süsten, özentiden kaçsın, düzensiz, gelişigüzel ve korkmadan yürüsün. dinleyen, her yediği lokmayı tadına vararak yesin. konuşma, sueton’un, julius, caesar’ın konuşması için dediği gibi, askerce olsun; ama ukalaca, avukatça, vaizce olmasın.
söylev sanatı, insanı söyleyeceğinden uzaklaştırıp kendi yoluna çeker. gösterişin herkesten başka türlü giyinmek, gülünç kılıklara girmek nasıl pısırıklık, korkaklıksa; konuşmada bilinmedik kelimeler, duyulmadık cümleler aramak da bir okullu çocuk çabasıdır. ah, keşke paris’te sebze çarşısında kullanılan kelimelerle konuşabilsem!"

dil sürekli gelişen bir yapıdır ve temel özelliklerini koruyarak gelişir. bir takım dil uzmanları dili korumak için kurallar koymak ve yasaklar getirmek gerektiğine inanırlar. onlar okullarda edindikleri tartışma götürür bilgilerin ve nedense hiç eskimeyen yazım kılavuzlarının verdiği güvenceyle dili düzeltmeye kalkarlar. koymak istedikleri ya da savundukları kurallar genelde dilin mantığına aykırıdır. bütün bu çabalar dile iyilik de kötülük de getirmez: dil bildiğini okur.

dil toplumun duygusal ve düşünsel özelliklerine göre oluşur, sürekli dönüşen yaşam koşullarına göre kendini her an yeniden kurar. bir başka deyişle dili sürekli olarak halkın kendisi yaratır. dili yaratanlar (tıpkı yukarıda montaigne'nin pazarcı esnafından bahsettiği gibi) simitçiler, börekçiler, ayakkabıcılar, eskiciler, nineler, dedeler, çocuklardır. bunlar genelde dilin ne olup ne olmadığını düşünme gereği duymayan kimselerdir. toplumsal ve iktisadi dönüşümlere uygun olarak dilde ortaya çıkan yeniliklerde büyük payları olduğunu düşünmezler. onların yaratıcılıkları gündelik yaşamın gereklerinden kaynaklanır. anadilin güzellikleri, özellikle o güzelliklerin pırıl pırıl yansıdığı deyimler, söyleyişler, eğretilemeler ve daha birçok şey, halkın eşsiz zekâsının ürünüdür. anadilde bir ulusun kültürü yansır: anadil kültürün yuvasıdır. bu yuvada kendini yeterince yetiştirmeyen kişi, toplumun ve daha ötede insanlığın değerlerine ulaşamaz. anadilinin anlamını yeterince kavramamış kimselerin kültür planında, bilimde, felsefede, sanatta etkin ve verimli çabalar ortaya koymaları, kalıcı ürünler vermeleri olası değildir.

halkın yarattığı dil bir yanıyla bir hammaddedir. bu hammaddeyi üst düzey kültür adamları işlerler inceltilirler ve geliştirirler. tabanda dilin ve kültürün temelini kuran insanlar varsa tavanda da bu dili ve kültürü yetkinleştirecek bilgeler olacaktır. tabanda kendiliğinden ve tavanda özenle yaratılmakta olan dili toplumun dil konusunda duyarlı görünen ama dil bilinci taşımayan belli bir kesimi kötü kullanır. dili kötü kullananların başında kendilerini dil uzmanı sananlar vardır. birilerinin kötü kullanması dile zarar vermez, ona belli koşullarda yeni anlatım olanakları bile katabilir. kısacası dili bozmaya kimsenin gücü yetmez.

batı’da ulusların ortaya çıkması ve ulusal dillerin gelişmesi genelde xvıı. yüzyılı önceleyen birkaç yüzyılda oldu. xvıı. yüzyılda artık uluslar ve ulusal diller vardı. bizde bu dönüşüm üç yüzyıl sonra yani xx. yüzyılda gerçekleşti. ulusal diller gelişirken çok karmaşık görünümler ortaya koydular. dili zapturapt altına almak gerekmez miydi? dilin denetlenmesinden yana olanlar dilden sorumlu yarı resmi kurumlar tasarladılar ve bazen de kurdular. örneğin fransa’da ulusal dil çeşitli lehçelerin bir araya gelmesiyle oluşuyor ve içinden çıkılmaz görünen bir yapı gösteriyordu. dilin oturması için üst düzeyde çaba gösterenlerin başında saray şairi malherbe vardır. fransız dilinin ona ve benzerlerine çok şey borçlu olduğu bilinir. ancak devlet bu işe el atmakta gecikmemiştir: dilin doğal yoldan kendini arındırmasını beklemektense tepeden inme kararlarla dili düzenlemek daha doğru olacağı kanaatine varmıştır. kardinal richelieu’nün buyruğuyla 1635’te kurulan fransız akademisi dili arındırıyorum derken dondurmuştur. devlet gölge etmeseydi belki fransız dili daha erken ve daha sağlıklı gelişecekti.

sorun alaylı dilcilerin sandığı gibi hangi harfleri büyük yazalım ya da nereye virgül koyalım ya da iki nokta ayıp oluyor onun yerine noktalı virgül kullanalım sorunu değildir. bu, dili eğilip bükülür ve üstünde gönül rahatlığıyla oynanabilir bir madde gibi görme rahatlığını ele alalım demek değildir. ancak öncelikle dili sevmek ve dilin tadına varmak gerekir. dil bilincine ulaşmadan dilci oyunu oynamak insanı gülünç eder. dil, her koşulda halk tarafından yeniden yaratılmaktadır. bir başka deyişle yaşam geliştikçe dil de gelişir. bunu anlayalım ve kabul edelim.
devamını gör...

tarihte geniş topraklara hükmeden bir çok imparatorluk var olsa da ingilterenin durumu daha farklı. birbirinden bu kadar kopuk büyük toprak parçalarını anlık haberleşme sağlayan iletişim araçlarının olmadığı zamanlarda uzunca süre idare edebilmek kaba kuvvetin yanında kültürel olarak da nüfuz etmek müthiş bir kurumsallık, devlet örgütlenmesi ve bağlılık gerektirir.

daha eskilerde ceneviz veya venedik gibi kopuk topraklarda kolonileşen ülkeler ya da ispanya ve fransa da benzer yapıya sahip. yine de ingiltere kadar başarılı değiller.

düşünsenize kanada, avustralya, mısır, güney afrika, guyana gibi her biri ayrı ayrı uçlarda olan ülkeler. birinden birine gitmek aylar sürüyor.
devamını gör...

dinlemesini bilen, kitabı okurken içinizde birikenleri dökülmek istediğiniz harika karakter. michael ende müthiş iş çıkarmış ve sadece çocukların değil yetişkinlerin de okurken büyük keyif alacağı bir eser ortaya koymuş.
devamını gör...

yeşil: doğa
mavi: özgürlük
kırmızı: intikam
siyah: kararlılık
sarı: nostalji
devamını gör...

bugün işe gitmeyeceğim, yeter artık.
devamını gör...

yapmayana yapılmaması gerekir.
devamını gör...

evet kulüpler birliğinin gelmesiyle kurduğum kulüptür. canın mı sıkılıyor, tatilin mi bitti banane alümimyum! şaka şaka at kendini kulübümüze zaman olsun sana akan su! kulübümüzde seviyesiz muhabbetler yasak olup, insanlıktan nasibini almak zaruridir.

kanal linki için link başvurusu turuncumda! gıybeti neden sevdiğinize dair bir cümleyle başvurabilirsiniz! (bkz: swh)
devamını gör...

malûm kış mevsimindeyiz. haberlerde '' kar geliyor '' diye duyduğunuzda bilin ki sibirya'dan soğuk yola çıktı geliyor demek.
şimdi biraz ayrıntılarıyla sibirya termik yüksek basıncının karakteristik özelliklerini yazacağım.

ülkemize soğuk hava dalgaları sibirya kökenli ataklarla gelir.
bakanlardan gelen soğuk ve yağışlı hava dediğimiz sistemler, sibirya'dan balkanlara sarkan soğuk havanın dünyanın dönüş hareketiyle doğuya hareket ederek ülkemizi etkiler.
kışın nasıl geçeceğini bu termik kökenli basıncı izleyerek tahmin edebiliriz.
kısacası; sibirya güçlü -> kış karlı ve soğuk.
sibirya zayıf -> kış ılık ve kurak.
tabiki genellememek lazım ama yüksek ihtimal diyebiliriz.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

* ülkemizde doğu ve kuzeydoğudan sokulan termik kökenli yüksek basınç alanıdır.
* türkiye’yi sadece kış aylarında doğu anadolu ve balkanlar üzerinden sarkarak etkiler.
* az fakat etkin kar yağışı ile soğuk ve ayazın fazla olduğu hava tipini simgeler.
* balkanlardan sarktığında azor yüksek basıncı ile birleşerek izlanda alçak basıncı’nın türkiye’yi etkilemesine izin vermez. bu nedenle uzun süreli, sakin ve soğuk kış koşulları yaşanır.

bu görselde bugünün 850 hpa sıcaklık sinoptiği
göründüğü üzere soğuğun kaynağı sibirya.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

haksızlığa uğradıktan sonra haklılığınızı ispatlamak.
devamını gör...

zaten istanbul sözleşmesinin içerisinde yer almamız formalitedendi. yoksa hangi madde uygulanırken gördünüz ülkede.
ilerde başımız ağrımasın, siz sözleşmeye ters davranıyorsunuz demesinler diye ayrıldık, kafamız rahat bundan sonra.

zaten kadın kesmek serbestti ülkede, bundan sonra amaan pff diyerek kafalarını çevirecekler olaylara.
devamını gör...

1. prestige
2. au revoir là-haut
3. detachment
4. one flew over the cuckoo's nest
5. piano piano bacaksız
devamını gör...

kıro, keko, hırbo, zonta, maganda.
devamını gör...

urla'ya ilk defa geldim. şuan burdayım ve sanırım ağlayarak döneceğim yer. insanlarının, esnafının güzelliği çok başka. yolda yürürken insanlar sebepsizce selam veriyor filan. istanbul'lu olarak alışık olmadığımız şeyler. gezecek keşfedecek çok yeri var. özbek köyüne aşık oldum. yaşamak istediğim yer burası dedim. iki gün daha burdayım. sonrası dönüş (aşırı ağlama imojisi)
devamını gör...

yürümek yazanlara ithafen;
(bkz: eşiyle tartışıp 450 km yürüyen adam) *
dikkatinizi vermeniz gereken ancak çok da yoğun zihinsel aktivite gerektirmeyen her türlü rutin iştir kanımca. çünkü yürümek, duş almak, müzik dinlemek gibi şeyler aslında zihninizi tam anlamıyla susturmaz, konuyu düşünmeye devam edebilirsiniz. bende öyle oluyor en azından, gergin olunca müzik dinlemeye başlasam hüngür hüngür ağlıyorum keza yürüyüşe çıkınca da.* rahatlıyorum tabi ama sorun zihnimde dönmeye devam ediyor. bkz ile verdiğim örnekte bunu karşılıyor, adamın zihni gerginliğiyle hala o kadar meşgul ki ülke sınırına dayanacak neredeyse.*

daha hızlı zihni susturup dikkat dağıtmak için yemek yapmak önerimdir. bu sakinleştiricilerin en etkili halidir. bildiğiniz bir şey ancak yine de asgari dikkatinizi vermeniz gerekir, bir müddet sonra pamuk bir halde ceylan gibi seke seke çıkıyorum mutfaktan. eğer konu panik halindeyken ihtiyaç duyulan bir sakinleşme ise bunun için de en garanti çözüm halıya uzanıp tavanı seyretmek. nedenini asla çözemiyorum ama sanki beyin yerçekimine meydan okuyup havada kalıyor siz yalnızca bedenen yerde oluyorsunuz. böyle bir boş zihin haline hiç denk gelmedim, bomboş pırıl pırıl kalıyor. kaç proje teslimimi kurtardı şu eylem bir bilseniz... tabii şimdi koca koca adamlara halıya uzan tavanı seyret önerisi de çok yerinde olmadı jdjd minyon insanlara önerimdir gerisi de kendi önerisini kendisi bulsundur.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim