şiddet gördüğü sevgilisiyle tekrar barışan insan
her gün bu kadınlar ölüyor diye feryat figan ediliyor ve sosyal medya sayesinde de cidden kadınların çok fazla şiddet gördüğüne tanık oluyoruz (tamam bazıları olayı fav ve takipci icin duyar haline getiriyor ama o konu bambaşka)
sevgilisinden ya da etrafındaki insanlardan fiziksel veya psikolojik şiddet gören insanların yine inatla aynı kişiyle tekrar deneyip düzelmesini beklemesi bana biraz cidden şiddet uygulayan insan kadar şiddet gören kişinin de psikolojik sorunları olduğunu düşündürtüyor.
kendisinin bu kadar ezilip örselenmesine rağmen insanlar neden kendi ayaklarıyla oraya gider bilmiyorum ama bu tür birlikteliklerin asla sağlıklı olmadığını düşünüyorum.
sevgilisinden ya da etrafındaki insanlardan fiziksel veya psikolojik şiddet gören insanların yine inatla aynı kişiyle tekrar deneyip düzelmesini beklemesi bana biraz cidden şiddet uygulayan insan kadar şiddet gören kişinin de psikolojik sorunları olduğunu düşündürtüyor.
kendisinin bu kadar ezilip örselenmesine rağmen insanlar neden kendi ayaklarıyla oraya gider bilmiyorum ama bu tür birlikteliklerin asla sağlıklı olmadığını düşünüyorum.
devamını gör...
yök'ün etik dışı ödev ve tez yazanlara kamu davası açması
yök mü hahahahah, etik dışı mı hshsh, dava mı agagagag tamamdır. bugün bana bu görevi verseler hayvan gibi inceleme yapıp, bütün ''sözde etik dışı'' olan çalışmaları bulurum, ünvanları geri alırım lakin ki yök böyle bir şey yapmayacaktır. içiniz rahat olsun. yapıyoruz diyelim de inansınlar.
devamını gör...
kam
orta asya türk geleneğinde hastalık sağaltımı yapan şamanlara kam adı verilir. kırgızlarda ve farklı bazı türk boylarında ise baksı ya da bahşı adıyla anılır. tengricilik öğretisine göre, kam'ın ata ruhlarıyla iletişime geçtiğine inanılıyordu. aynı zamanda ülgen ve erlik' le de iletişim halinde oldukları inancı hakimdi. tabi öyle pat diye kam olamıyorsunuz. evvela bir süre hastalanmanız lazım. onların kendilerine göre özel nöbetleri var. bu nöbetler kamların alameti farikasıdır. yuriy vasiliev'e göre kamlar bu nöbetler esnasında gırtlaktan garip sesler çıkarırlar. bu seslerin kam ile bütünleşen öte alem ruhları olduğuna inanılır. bu arada mevzu biraz ailesel miras olarak görüldüğü için kamın ailesinde, daha önceden yaşamış kamların ruhları da kendisi ile bütünleşmeye gelir. yani bu süreç bir nevi aile saadeti gibi bir şey. tabi şöyle bir noktada var; kam öldü diyelim ama onun mirasını taşıyacak kimse yok. eyvah ki eyvah! bu durum da o kamın işi pek zor. uhrevi alemde uygun kam adayını bulana kadar dolaşıyor. yani kimsesiz ve öksüz bütünleşeceği kam adayı için tabiri caizse 36500 takla atıyor. yine vasiliev'in aktardığına göre eski türkler'de kam'a yardımcı olarak gelecek ata ruhları anne tarafından gelen ruhlar oluyor. anaerkil bir yardımlaşma hakim. bu bahsettiğimiz süreç 5-6 yıllık bir süreci kapsıyor ve ortalama olarak 7-8 yaşlarında mevzu başlıyor.
tabi bu tedavi ve esrime işleri de enteresan. kam dansı (baksı dansı) diye bilinen dans türü sağaltmanın olmazsa olmazı ve bu dans bazen kapalı alanlarda yapılıyor. şahsen benim birkaç kere bu tarz bir ritüeli canlı izleme fırsatım oldu. ben o kıyafetlerin içerisinde -ki altay türkleri ve tuva türkleri kam cüppesine ''manyak'' adını veriyorlar.- cidden manyak olurum. burada 15 ile 20 kilo arası bir ağırlıktan bahsediyoruz. birde elinizde düngür var. aman ki aman! ben kesin otağda bulunan herkesi ezip geçerdim. şifa vereceğiz diye milleti hastanelik ederdim. o yüzden tuvalı arkadaşa büyük saygı duydum. o kostümle kimsenin kılına zarar gelmeden ritüeli tamamladı. birde ara ara esrime esnasında çok fena bağırıyorlar, tamam kötü ruhları kovmak için yapıyorlar ama size doğru adım atıp, ayağı yere vurup, düngürü de beraberinde gümbürdetince, kalp atışlarınız düzensizleşebiliyor. türkmenlerde ise adet çok daha farklıymış öğrendiğim kadarı ile. kam ayrı ayrı dört yöne doğru koşmaya başlayıp, bayılana kadar koşmaya devam edermiş. bayıldığı anda da etrafındakiler başına toplanır söylediklerini dinler ve ona göre hareket ederlermiş.
birde bu totem hayvanı olayı türklerde biraz daha farklıdır. kuzey amerika ya da güney amerika yerlilerinin inancı ile pek örtüşmez. kamların totem hayvanına iye kııl adı verilir. vasiliev onu da şöyle betimliyor;bu hayvan mızrak gagalı, keskin pençeli, üç kulaç kuyruklu, büyük bir kuştur. yani kam'a özel ayrı bir yaratıktır. kamlar bu kuşu iki defa görürlermiş, biri kam oldukları anda ikincisi de ölmeden önce. yani bu yaratık; ''haydi abbas, vakit tamam; akşam diyordun işte oldu akşam!'' demek için geliyormuş ikinci seferde. ama ilk seferde öğretmenlik vazifesini yerine getirdiği için kendisine gönül koymamak lazım. zaten her şeyi öğretmiş, seni adam etmiş, son nefesinde yanında olması iyi bir şey kanımca.
şimdi tabi kaplumbağa ve kam mevzusuna girmezsek olmaz * özellikle uygur kamlarının mezar taşlarında kaplumbağa motifi bulunuyor. bu figürün kâinatı temsil ettiğine inanılıyor. orada cheyenne kabilesiyle bizimkilerin arasında bir benzerlik var aslında. #398987 ölümdü mezar taşıydı demişken, şöyle ilginç bir alıntı paylaşayım;
ölüm günümde fırtınalar eserse geri dönmeyeceğim
matrena adlı kadın şaman (udağan) şöyle vasiyet etmişti:
benim ölüm günümde güçlü rüzgârlar eserse, fırtınalar koparsa, ben geri dönmeyeceğim. akrabalarım rahat edecekler.
ve dediği gibi olmuş. öldüğü gün güçlü rüzgârlar esmiş, fırtınalar kopmuş, ağaçlar devrilmiş, evlerin camları kırılmış, aynı gece bir inek ölmüş, cenaze gömülürken bir de at ölmüş, mezarın yerini de vasiyet etmiş, akrabaları da o yeri kazmışlar, fakat yer sahipleri gömülmesine izin vermemişler bunun üzerine mezar çukuruna bir köpek gömmüşler, kendisini de başka bir yere gömmüşler.
matrena' nın ölümünden sonra, ikametgâhı olan köyügüye adlı yerdeki gölün buzunda üç ayının yattığını görmüşler. bu ayıların o şaman’ın ruhları olduğuna inanıyorlar. adamlar o şaman kadının ruhunun tunguz milletinden geldiğini söylüyorlar.
ulu şamanlar'ın ruhlarının üç defa dirildiği söylenir, küçük şamanlar’ın ise ancak bir defa dirildiği söylenir.
tarkaayı adlı yerde (nyurba rayonunda) alaca-oyuun adlı şaman oturmuştur. o bir zamanlar şöyle anlatmıştır:
''ben önce tunguz milletinin şamanı idim. bir gün kayıp olan geyiklerimi ararken tuzağa takılıp öldüm'' (tuzak mızrak idi).
sonra sakalar’ın ortasında ikinci defa doğdum. bu sırtımdaki delik ilk ölümüme sebep olan mızrağın deliğidir. gelecekte de böyle olacak ve ben köpeği çok olan bir milletin ortasında doğacağım.”
yuriy vasiliev, saha halk edebiyatı örnekleri s.146
kamlar öldükten sonra düngür geride bırakılmaz. ormana götürülür ve orada parçalanır. sonrasında bir ağaca asılır. genelde ilk tercih ardıç ve kayındır zira kamın gerek düngürü gerekse kopuzu bu ağaçlardan yapılır. sonrasında kamın bedeni doğa ile bütünleşmesi için bu ağacın dibine defnedilir. ekstra bir merasim yapılmaz. birde üç kere tekrarlanan bir aranas mevzusu var ama o daha istisna bir durum ve kısa bir ritüel barındırıyor.
mevzu uzun mevzu meşakkatli benden bu kadar. *
tabi bu tedavi ve esrime işleri de enteresan. kam dansı (baksı dansı) diye bilinen dans türü sağaltmanın olmazsa olmazı ve bu dans bazen kapalı alanlarda yapılıyor. şahsen benim birkaç kere bu tarz bir ritüeli canlı izleme fırsatım oldu. ben o kıyafetlerin içerisinde -ki altay türkleri ve tuva türkleri kam cüppesine ''manyak'' adını veriyorlar.- cidden manyak olurum. burada 15 ile 20 kilo arası bir ağırlıktan bahsediyoruz. birde elinizde düngür var. aman ki aman! ben kesin otağda bulunan herkesi ezip geçerdim. şifa vereceğiz diye milleti hastanelik ederdim. o yüzden tuvalı arkadaşa büyük saygı duydum. o kostümle kimsenin kılına zarar gelmeden ritüeli tamamladı. birde ara ara esrime esnasında çok fena bağırıyorlar, tamam kötü ruhları kovmak için yapıyorlar ama size doğru adım atıp, ayağı yere vurup, düngürü de beraberinde gümbürdetince, kalp atışlarınız düzensizleşebiliyor. türkmenlerde ise adet çok daha farklıymış öğrendiğim kadarı ile. kam ayrı ayrı dört yöne doğru koşmaya başlayıp, bayılana kadar koşmaya devam edermiş. bayıldığı anda da etrafındakiler başına toplanır söylediklerini dinler ve ona göre hareket ederlermiş.
birde bu totem hayvanı olayı türklerde biraz daha farklıdır. kuzey amerika ya da güney amerika yerlilerinin inancı ile pek örtüşmez. kamların totem hayvanına iye kııl adı verilir. vasiliev onu da şöyle betimliyor;bu hayvan mızrak gagalı, keskin pençeli, üç kulaç kuyruklu, büyük bir kuştur. yani kam'a özel ayrı bir yaratıktır. kamlar bu kuşu iki defa görürlermiş, biri kam oldukları anda ikincisi de ölmeden önce. yani bu yaratık; ''haydi abbas, vakit tamam; akşam diyordun işte oldu akşam!'' demek için geliyormuş ikinci seferde. ama ilk seferde öğretmenlik vazifesini yerine getirdiği için kendisine gönül koymamak lazım. zaten her şeyi öğretmiş, seni adam etmiş, son nefesinde yanında olması iyi bir şey kanımca.
şimdi tabi kaplumbağa ve kam mevzusuna girmezsek olmaz * özellikle uygur kamlarının mezar taşlarında kaplumbağa motifi bulunuyor. bu figürün kâinatı temsil ettiğine inanılıyor. orada cheyenne kabilesiyle bizimkilerin arasında bir benzerlik var aslında. #398987 ölümdü mezar taşıydı demişken, şöyle ilginç bir alıntı paylaşayım;
ölüm günümde fırtınalar eserse geri dönmeyeceğim
matrena adlı kadın şaman (udağan) şöyle vasiyet etmişti:
benim ölüm günümde güçlü rüzgârlar eserse, fırtınalar koparsa, ben geri dönmeyeceğim. akrabalarım rahat edecekler.
ve dediği gibi olmuş. öldüğü gün güçlü rüzgârlar esmiş, fırtınalar kopmuş, ağaçlar devrilmiş, evlerin camları kırılmış, aynı gece bir inek ölmüş, cenaze gömülürken bir de at ölmüş, mezarın yerini de vasiyet etmiş, akrabaları da o yeri kazmışlar, fakat yer sahipleri gömülmesine izin vermemişler bunun üzerine mezar çukuruna bir köpek gömmüşler, kendisini de başka bir yere gömmüşler.
matrena' nın ölümünden sonra, ikametgâhı olan köyügüye adlı yerdeki gölün buzunda üç ayının yattığını görmüşler. bu ayıların o şaman’ın ruhları olduğuna inanıyorlar. adamlar o şaman kadının ruhunun tunguz milletinden geldiğini söylüyorlar.
ulu şamanlar'ın ruhlarının üç defa dirildiği söylenir, küçük şamanlar’ın ise ancak bir defa dirildiği söylenir.
tarkaayı adlı yerde (nyurba rayonunda) alaca-oyuun adlı şaman oturmuştur. o bir zamanlar şöyle anlatmıştır:
''ben önce tunguz milletinin şamanı idim. bir gün kayıp olan geyiklerimi ararken tuzağa takılıp öldüm'' (tuzak mızrak idi).
sonra sakalar’ın ortasında ikinci defa doğdum. bu sırtımdaki delik ilk ölümüme sebep olan mızrağın deliğidir. gelecekte de böyle olacak ve ben köpeği çok olan bir milletin ortasında doğacağım.”
yuriy vasiliev, saha halk edebiyatı örnekleri s.146
kamlar öldükten sonra düngür geride bırakılmaz. ormana götürülür ve orada parçalanır. sonrasında bir ağaca asılır. genelde ilk tercih ardıç ve kayındır zira kamın gerek düngürü gerekse kopuzu bu ağaçlardan yapılır. sonrasında kamın bedeni doğa ile bütünleşmesi için bu ağacın dibine defnedilir. ekstra bir merasim yapılmaz. birde üç kere tekrarlanan bir aranas mevzusu var ama o daha istisna bir durum ve kısa bir ritüel barındırıyor.
mevzu uzun mevzu meşakkatli benden bu kadar. *
devamını gör...
sümerce
en eski dil bilimsel kaydın ait olduğu dildir. arkeolojik kayıtlara göre ilk olarak mö 3100 yılı civarında ortaya çıkmış ve sonraki bin yıl boyunca mezopotamya'da hakim olmuştur. m.ö.2000 civarında yerini büyük ölçüde akadca'ya bırakmış ancak çivi yazısı ile yazılan bir dil olarak yazılı dil şeklinde 2.000 yıl daha varlığını sürdürmüştür.
yazı, sümerlerin en önemli kültürel başarılarından biri olmaya devam etmektedir ve bizlere yöneticilerden çiftçilere ve çiftlik sahiplerine kadar insanların yaşadıklarının kayıtlarını tutma iznini vermektedir. en eski yazılı yasalar, ebla' şehrinde yazılmış ur-nammu kanununları, mö 2400'e kadar uzanmaktadır.
bu yasaların bir kısmı ilmiye çığ ve hatice kızılyay tarafından transkripte edilmiştir:
[[alıntı]]
"m.ö 2050 yılında üç erkek; bir berber, bir bahçıvan ve mesleği bulunmayan diğer bir kişi lu innana adındaki bir tapınak görevlisini öldürdüler. katiller, kurbanın karısı olan nin dada'ya kocasının öldürüldüğünü söylediler (neden söyledikleri bilinmiyor).karısı sırrı tuttu ve yetkililere cinayeti bildirmedi.ancak kanunun kolu uzundu ve o zamanın yüksek düzeyde medenileşmiş sümer devletinde de bu bir istisna değildi.
suç kral ur ninurta'nın dikkatine getirildi, başkent isin'de kendisi nippur'daki vatandaşlar mahkemesine davayı götürdü, ki söz konusu yer, adalet mahkemesi olarak işlev görüyordu.
bu mecliste dokuz kişi suçlular hakkında kovuşturma açılmasını istedi. savlarına göre sadece üç katil değil, bunun yanında adamın karısının da idam edilmesi gerektiğini, çünkü suçu öğrendikten sonra sessiz kaldığını ve bu yüzden de öldürmeye yardımcı olduğunu öne sürmüşlerdi. mesliste bulunan iki adam daha sonra kadını savunmak için söz aldılar. kadının kocasının öldürülmesinde bir payı olmadığını ve bu yüzden de serbest bırakılması gerektiğini savundular."
[[/alıntı]]
söz konusu davanın tercümesinden sonra, pennsylvania üniversitesi hukuk fakültesinin dekanı olan j.roberts'e görüşü soruldu ve; "bizim kanunlarımıza göre, olayda karısı herhangi bir suç işlememiştir" cevabı verdi.
kaynak
yazı, sümerlerin en önemli kültürel başarılarından biri olmaya devam etmektedir ve bizlere yöneticilerden çiftçilere ve çiftlik sahiplerine kadar insanların yaşadıklarının kayıtlarını tutma iznini vermektedir. en eski yazılı yasalar, ebla' şehrinde yazılmış ur-nammu kanununları, mö 2400'e kadar uzanmaktadır.
bu yasaların bir kısmı ilmiye çığ ve hatice kızılyay tarafından transkripte edilmiştir:
[[alıntı]]
"m.ö 2050 yılında üç erkek; bir berber, bir bahçıvan ve mesleği bulunmayan diğer bir kişi lu innana adındaki bir tapınak görevlisini öldürdüler. katiller, kurbanın karısı olan nin dada'ya kocasının öldürüldüğünü söylediler (neden söyledikleri bilinmiyor).karısı sırrı tuttu ve yetkililere cinayeti bildirmedi.ancak kanunun kolu uzundu ve o zamanın yüksek düzeyde medenileşmiş sümer devletinde de bu bir istisna değildi.
suç kral ur ninurta'nın dikkatine getirildi, başkent isin'de kendisi nippur'daki vatandaşlar mahkemesine davayı götürdü, ki söz konusu yer, adalet mahkemesi olarak işlev görüyordu.
bu mecliste dokuz kişi suçlular hakkında kovuşturma açılmasını istedi. savlarına göre sadece üç katil değil, bunun yanında adamın karısının da idam edilmesi gerektiğini, çünkü suçu öğrendikten sonra sessiz kaldığını ve bu yüzden de öldürmeye yardımcı olduğunu öne sürmüşlerdi. mesliste bulunan iki adam daha sonra kadını savunmak için söz aldılar. kadının kocasının öldürülmesinde bir payı olmadığını ve bu yüzden de serbest bırakılması gerektiğini savundular."
[[/alıntı]]
söz konusu davanın tercümesinden sonra, pennsylvania üniversitesi hukuk fakültesinin dekanı olan j.roberts'e görüşü soruldu ve; "bizim kanunlarımıza göre, olayda karısı herhangi bir suç işlememiştir" cevabı verdi.
kaynak
devamını gör...
cinsellik içerikli başlıklardan nefret etme nedenleri
hayatın bir gerçeği tamam da fazla da abartmamak lazım.
devamını gör...
kimsenin bilmediği kitap
birilerinin bilmediğini düşündüğümüz kitapları paylaşma başlığı.
söylemeyin arkadaşım o 'kimse' bilmemeye devam etsin.
az kitapçı gezsin, az araştırsın, az yeni eski kitapların gölgeliğinin tadını çıkarsın.
siz söylerseniz ayağı kolaylığa alışacak cık cık...
hah komik miyim? yoo hahah.
söylemeyin arkadaşım o 'kimse' bilmemeye devam etsin.
az kitapçı gezsin, az araştırsın, az yeni eski kitapların gölgeliğinin tadını çıkarsın.
siz söylerseniz ayağı kolaylığa alışacak cık cık...
hah komik miyim? yoo hahah.
devamını gör...
eurovision'a tekrar katılma durumunda türkiye'yi temsil edecek sanatçı
kesinlikle mabel matiz. doğu batı sentezi ile çok büyük miktarda oy alacaktır.
devamını gör...
sobalı evde büyümek
yatmadan önce atılan odun ve onun sesi duvarda yansıması.
devamını gör...
lucius vorenus
ön not: aslında bu entry'yi turist rehberliği başlığına yazmam gerekir ama başlığı açılmamış, çaylaklık bitince başlığı açar, entry'yi de taşırım belki.
açık havada kedi çobanlığı yapmaya benzer bir meslek. turist rehberliği eğitimini almakta olan adaylar ya da rehberliğe dışarıdan bakıp rehber olmak isteyen kişiler için dışarıdan çok karizmatik bir iş gibi görünür. arkeoloji okursun, mitoloji okursun, sosyal psikoloji okursun, sanat tarihi, dinler tarihi, ikonografi, coğrafya, kültürel miras vs vs... sonra da dünyanın diğer ucundan gelmiş insanları alırsın bu konuları anlatacağın yerlere götürürsün, geçersin karşılarına bütün bu ilginç şeyler hakkında konuşursun da konuşursun, sorular gelir, cevaplarsın. ne güzel değil mi?
değil.
çünkü turist rehberliği çoğu zaman böyle bir şey değildir. insan yönetme işidir. yaptırım gücün olmadığı için insanlara çoğu zaman yapacakları şeyi dikte ettirmek yerine, onları manipüle ederek neyi isteyeceklerini biçimlendirme sanatıdır. şoförü, restorancısı, otel personeli, müşteriler vb. birçok kişiyi uyum içinde tutmanız ve sorun çözmekten ziyade, olası sorunları önceden öngörüp ortaya çıkmalarını engellemek bu işin en çok vakit ve enerji alan kısmıdır. zira türkiye'de adına turist rehberliği denen şeyle yurtdışındaki farklıdır. türkiye'de yapılan iş tur yöneticiliğidir. birincil sorumluluk kağıt üzerinde yazılı paket tur programını müşteriye vaat edildiği şekliyle sunmak, müşterinin bundan memnun olmasını sağlamak, hizmet aldığınız paydaşları idare etmektir. bu yüzden, rehberlik dediğimiz şey büyük ölçüde zaman yönetimi, insan yönetimi, kriz yönetimi, stres yönetimi gibi işlerden ibarettir. bunlardan arta kalan zamanda ise bir önceki paragrafta bahsi geçen rehberlik zannettiğiniz şeyi icra edersiniz.
insanların çoğunluğu rehberlik mesleğini 90'lardan kalma bir nostalji ile çok para kazanılan, forsu ve itibarı çok yüksek bir iş zanneder. fakat geride kalan 20 küsur senede her şeyde olduğu gibi rehberlik mesleğinde de çok köklü değişiklikler yaşandı. günümüzde türk rehberlerin yaşadığı sorunların en başında işsizlik, güvencesizlik&sigortasızlık, mevsimsel istihdam ve ücret baskısı gelmektedir. her yıl tureb'in* açıkladığı bir minimum hizmet bedeli listesi vardır. ancak piyasada bu ücretleri ödemeye razı gelen acente sayısı bir elin parmaklarını geçmez. 2016 yılından beri çok derin bir şekilde yaşanan ve sahil şeridindeki otellerin doğu avrupalı turistlere yok pahasına peşkeş çekilmesi yoluyla üzeri örtülmeye çalışılan turizm krizinin yarattığı işsizlik, pazarlık masasında rehberlerin önünde sadece iki seçenek bırakıyor: evde oturmak ya da çok düşük ücretlere çalışmak. 2012 yılında büyük umutlarla çıkarılan meslek yasası rehberlerin bu dertlerine çare olamadığı üzerilerine zorunlu meslek odası üyeliği ve her yıl çalışabilmek için zorunlu olan çalışma kartı ücretleri, oda aidatları ve diğer harçlar gibi ilave yükler getirdi.
rehber emeğinin üzerindeki en kötü baskının düşük ücret olduğunu düşünenler malesef yanılıyorlar. her yıl derinleşen ve kalıcı hale gelen turizm krizini fırsata çeviren pek çok firma turist rehberlerini ücretsiz çalıştırmayı, hatta çalışmak isteyen rehberlerden çıkacakları tur başına acenteye para ödemelerini teklif ediyorlar. çalıştığınız yerin patronuna para ödemek? aynen öyle. tura çıkabilemek uğruna acentelere para ödeyen rehberler ödedikleri parayı çıkarabilmek ve geçimlerini sağlamak için acenteler tarafından gruplarına mağazalarda yüksek hacimli alışveriş yaptırmaları yönünde baskı görüyor. bu tür turlar çoğunlukla orta ve doğu avrupa ülkelerinden, zararına satılan turlara gelen gruplara yapılmakta. yani rehber rehberliğini yapmak yerine hanutçuluğa zorlanmakta.
bazı rehberler bu çarkın dışına çıkabilmek için farklı diller öğrenmek üzerine kendilerine yoğun bir şekilde yatırım yapsalar bile nadir konuşulan diller piyasasında genellikle tekelleşmiş ya da kartelleşmiş birkaç şirket faaliyet gösteriyor ve üç farklı dilde çok kompleks konuları konuşup anlatabilecek yetenekteki insanlar çoğu zaman günlük 100 tl gibi komik ücretlerle zaten kısa olan sezondan bir yıllık geçimini çıkarmaya çalışıyor.
bununla beraber umut yok da değil. gelişen teknoloji, rehberlere acentelere bağımlı kalmadan, yasalar çerçevesinde bağımsız faaliyet gösterme ve yabancı turistlere doğrudan hizmet verebilme imkanı sağlıyor. bu alanlara emek harcayan rehberlerin kendi isimlerini çeşitli platformlarda markalaştırdıklarını ve normal piyasa koşullarının üzerinde ücretlerle para kazanabildikleri son yıllarda gözlemlenen bir şey. bunlar başka bir entry'nin konusu olabilecek kadar geniş konular. o yüzden, turist rehberliğinde teknoloji kullanımı ve yeni çalışma şekilleri gibi konulara belki başka bir zaman daha derinlemesine bakarız.
şimdilik, rehber olmaya heves edenlerin üniversitelerin turist rehberliği eğitimi veren önlisans, lisans ve yükseklisans programlarına kayıt olmalarını (iş ve aile gibi sebeplerle örgün eğitime katılamayanların uzaktan öğretim programlarına kayıt olabilirler), eğitimi başarıyla tamamlayanların tureb tarafından açılan eğitim uygulama gezilerine katılıp, yds veya tureb yabancı dil sınavlarını geçerek turist rehberliği ruhsatnamesi alarak bu işi yapmalarını tavsiye edelim. aksi halde belgesiz rehberliğin 6326 sayılı kanuna göre suç olduğunu ve cezai yaptırıma tâbi olduğunu hatırlamakta yarar var.
açık havada kedi çobanlığı yapmaya benzer bir meslek. turist rehberliği eğitimini almakta olan adaylar ya da rehberliğe dışarıdan bakıp rehber olmak isteyen kişiler için dışarıdan çok karizmatik bir iş gibi görünür. arkeoloji okursun, mitoloji okursun, sosyal psikoloji okursun, sanat tarihi, dinler tarihi, ikonografi, coğrafya, kültürel miras vs vs... sonra da dünyanın diğer ucundan gelmiş insanları alırsın bu konuları anlatacağın yerlere götürürsün, geçersin karşılarına bütün bu ilginç şeyler hakkında konuşursun da konuşursun, sorular gelir, cevaplarsın. ne güzel değil mi?
değil.
çünkü turist rehberliği çoğu zaman böyle bir şey değildir. insan yönetme işidir. yaptırım gücün olmadığı için insanlara çoğu zaman yapacakları şeyi dikte ettirmek yerine, onları manipüle ederek neyi isteyeceklerini biçimlendirme sanatıdır. şoförü, restorancısı, otel personeli, müşteriler vb. birçok kişiyi uyum içinde tutmanız ve sorun çözmekten ziyade, olası sorunları önceden öngörüp ortaya çıkmalarını engellemek bu işin en çok vakit ve enerji alan kısmıdır. zira türkiye'de adına turist rehberliği denen şeyle yurtdışındaki farklıdır. türkiye'de yapılan iş tur yöneticiliğidir. birincil sorumluluk kağıt üzerinde yazılı paket tur programını müşteriye vaat edildiği şekliyle sunmak, müşterinin bundan memnun olmasını sağlamak, hizmet aldığınız paydaşları idare etmektir. bu yüzden, rehberlik dediğimiz şey büyük ölçüde zaman yönetimi, insan yönetimi, kriz yönetimi, stres yönetimi gibi işlerden ibarettir. bunlardan arta kalan zamanda ise bir önceki paragrafta bahsi geçen rehberlik zannettiğiniz şeyi icra edersiniz.
insanların çoğunluğu rehberlik mesleğini 90'lardan kalma bir nostalji ile çok para kazanılan, forsu ve itibarı çok yüksek bir iş zanneder. fakat geride kalan 20 küsur senede her şeyde olduğu gibi rehberlik mesleğinde de çok köklü değişiklikler yaşandı. günümüzde türk rehberlerin yaşadığı sorunların en başında işsizlik, güvencesizlik&sigortasızlık, mevsimsel istihdam ve ücret baskısı gelmektedir. her yıl tureb'in* açıkladığı bir minimum hizmet bedeli listesi vardır. ancak piyasada bu ücretleri ödemeye razı gelen acente sayısı bir elin parmaklarını geçmez. 2016 yılından beri çok derin bir şekilde yaşanan ve sahil şeridindeki otellerin doğu avrupalı turistlere yok pahasına peşkeş çekilmesi yoluyla üzeri örtülmeye çalışılan turizm krizinin yarattığı işsizlik, pazarlık masasında rehberlerin önünde sadece iki seçenek bırakıyor: evde oturmak ya da çok düşük ücretlere çalışmak. 2012 yılında büyük umutlarla çıkarılan meslek yasası rehberlerin bu dertlerine çare olamadığı üzerilerine zorunlu meslek odası üyeliği ve her yıl çalışabilmek için zorunlu olan çalışma kartı ücretleri, oda aidatları ve diğer harçlar gibi ilave yükler getirdi.
rehber emeğinin üzerindeki en kötü baskının düşük ücret olduğunu düşünenler malesef yanılıyorlar. her yıl derinleşen ve kalıcı hale gelen turizm krizini fırsata çeviren pek çok firma turist rehberlerini ücretsiz çalıştırmayı, hatta çalışmak isteyen rehberlerden çıkacakları tur başına acenteye para ödemelerini teklif ediyorlar. çalıştığınız yerin patronuna para ödemek? aynen öyle. tura çıkabilemek uğruna acentelere para ödeyen rehberler ödedikleri parayı çıkarabilmek ve geçimlerini sağlamak için acenteler tarafından gruplarına mağazalarda yüksek hacimli alışveriş yaptırmaları yönünde baskı görüyor. bu tür turlar çoğunlukla orta ve doğu avrupa ülkelerinden, zararına satılan turlara gelen gruplara yapılmakta. yani rehber rehberliğini yapmak yerine hanutçuluğa zorlanmakta.
bazı rehberler bu çarkın dışına çıkabilmek için farklı diller öğrenmek üzerine kendilerine yoğun bir şekilde yatırım yapsalar bile nadir konuşulan diller piyasasında genellikle tekelleşmiş ya da kartelleşmiş birkaç şirket faaliyet gösteriyor ve üç farklı dilde çok kompleks konuları konuşup anlatabilecek yetenekteki insanlar çoğu zaman günlük 100 tl gibi komik ücretlerle zaten kısa olan sezondan bir yıllık geçimini çıkarmaya çalışıyor.
bununla beraber umut yok da değil. gelişen teknoloji, rehberlere acentelere bağımlı kalmadan, yasalar çerçevesinde bağımsız faaliyet gösterme ve yabancı turistlere doğrudan hizmet verebilme imkanı sağlıyor. bu alanlara emek harcayan rehberlerin kendi isimlerini çeşitli platformlarda markalaştırdıklarını ve normal piyasa koşullarının üzerinde ücretlerle para kazanabildikleri son yıllarda gözlemlenen bir şey. bunlar başka bir entry'nin konusu olabilecek kadar geniş konular. o yüzden, turist rehberliğinde teknoloji kullanımı ve yeni çalışma şekilleri gibi konulara belki başka bir zaman daha derinlemesine bakarız.
şimdilik, rehber olmaya heves edenlerin üniversitelerin turist rehberliği eğitimi veren önlisans, lisans ve yükseklisans programlarına kayıt olmalarını (iş ve aile gibi sebeplerle örgün eğitime katılamayanların uzaktan öğretim programlarına kayıt olabilirler), eğitimi başarıyla tamamlayanların tureb tarafından açılan eğitim uygulama gezilerine katılıp, yds veya tureb yabancı dil sınavlarını geçerek turist rehberliği ruhsatnamesi alarak bu işi yapmalarını tavsiye edelim. aksi halde belgesiz rehberliğin 6326 sayılı kanuna göre suç olduğunu ve cezai yaptırıma tâbi olduğunu hatırlamakta yarar var.
devamını gör...
25 yaşından sonra kimseye aşık olamayacağım hissi
şu an 27 yaşında olmama rağmen iki sene önce anladığım durumdur, hissedebildiğin insan karşına çıkmamıştır da söylenebilir.
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
bence şimdi sen de herkes gibisin .
devamını gör...
ahlak felsefesi
ahlak felsefesi, ''iyi'' ve ''doğru'' gibi kavramlar üzerinden evrensel ahlak kriterlerini belirleyen bir disiplindir. bu felsefe iyi,kötü,vicdan,irade,erdem, etik,ahlak yasası gibi kavramlar üzerinde durur. epiküros'a göre ahlakın amacı mutluluk , kant 'a göre ödev dir. nietzsche'ye göre ahlak, sadece bir baskı mekanizmasıdır. insan, her türlü kuralı ve yasayı çiğneyerek özgürleşebilir.
devamını gör...
artık kimseye aşık olmayacağını düşünmek
benim çok sevdiğim (bodo dilinde) bir kelime olan onsra bunu anlatıyor. son kez sevdiğini, bir daha aşık olamayacağını bilmenin verdiği kalp kırıcı hismiş anlamı. tez zamanda türkçeye girse keşke dediğim sözcüklerden.
devamını gör...
mustafa kemal'in ne işi var burada diyen şey
kişinin yazdıklarındaki hakaretlerden ötürü 5816 sayılı kanunun 1. maddesi gereği bir yıl ila 3 yıl arası hapis cezası ile yargılanmasını gerektiren harekettir
devamını gör...
okuduğun kitaptan bir alıntı bırak
raskolnikov yeniden yürümeye başladı. "acaba nerede okumuştum?" diye düşünüyordu bir yandan da, "idam mahkumunun biri ölümünden bir saat önce, yüksek bir dağın tepesinde, ancak iki ayağının sığabileceği kadar daracık bir yerde yaşaması gerekse; çevresindeyse uçurumlar, okyanuslar, sonsuz karanlıklar, fırtınalar ve sonsuz bir yalnızlık olsa, yine de o bir avuç yerde ömrü boyunca, binlerce yıl, sonsuza dek yaşamayı, o anda ölmeye yeğleyeceğini söylemiş. tek ki yaşasın! yalnızca yaşasın! aman tanrım, bu nasıl gerçek böyle! bu nasıl gerçek! insan ne alçak yaratıkmış!" -suç ve ceza
devamını gör...
üşeniyorum öyleyse yarın
(bkz: başarısız insanların ortak yanları)ndan biri olan hatta hayat felsefeleri olan sözdür.
devamını gör...
nuri bilge ceylan vs zeki demirkubuz
farklı kulvarların yönetmenleridir.
nuri bilge ceylan, sinemasında kendine has üslubunu yakalamıştır. evrenselliğiyle göz kırpar. sinematografi olarak ulaşılması çok güç bir yerdedir. mizansen ve diyalogdan yararlanmadan derdini bir kareyle anlatabilecek kadar yeteneklidir. obsesif bir yönetmendir, fazla detaycı ve mükemmelliyetçi.
nbc ortalama bir senaryoyla üst düzey bir film yaratabilir. ama aynısı zeki demirkubuz için geçerli değildir.
zeki demirkubuz sinemasında; senaryo, bir roman kadar akışkan bir örgüyle bürünmelidir ki yönetmen meziyetlerini ortaya çıkarsın.
masumiyet, yazgı, kader, yeraltı gibi kaliteli filmlere imza atan zeki demirkubuz, diğer filmlerinde bu seviyeye yaklaşamamıştır.
sinematografiden ziyade, daha çok hikayeden beslenir. oyuncu yönetiminde çok başarılıdır. nabzı yüksek gerilimli sahnelerin ve tiratların üstesinden rahatlıkla gelir. nuri bilge'ye kıyasla dağınıktır.
nuri bilge ceylan başka bir seviyede olduğu için hakkaniyetli bir versus olduğunu düşünmüyorum.
nuri bilge ceylan; ayran içtiği bardağı yıkamadan su içmez.
zeki demirkubuz; ayran içtiği bardağı yıkamadan su içer.
nuri bilge ceylan, sinemasında kendine has üslubunu yakalamıştır. evrenselliğiyle göz kırpar. sinematografi olarak ulaşılması çok güç bir yerdedir. mizansen ve diyalogdan yararlanmadan derdini bir kareyle anlatabilecek kadar yeteneklidir. obsesif bir yönetmendir, fazla detaycı ve mükemmelliyetçi.
nbc ortalama bir senaryoyla üst düzey bir film yaratabilir. ama aynısı zeki demirkubuz için geçerli değildir.
zeki demirkubuz sinemasında; senaryo, bir roman kadar akışkan bir örgüyle bürünmelidir ki yönetmen meziyetlerini ortaya çıkarsın.
masumiyet, yazgı, kader, yeraltı gibi kaliteli filmlere imza atan zeki demirkubuz, diğer filmlerinde bu seviyeye yaklaşamamıştır.
sinematografiden ziyade, daha çok hikayeden beslenir. oyuncu yönetiminde çok başarılıdır. nabzı yüksek gerilimli sahnelerin ve tiratların üstesinden rahatlıkla gelir. nuri bilge'ye kıyasla dağınıktır.
nuri bilge ceylan başka bir seviyede olduğu için hakkaniyetli bir versus olduğunu düşünmüyorum.
nuri bilge ceylan; ayran içtiği bardağı yıkamadan su içmez.
zeki demirkubuz; ayran içtiği bardağı yıkamadan su içer.
devamını gör...
geceye güzel bir erkek görseli bırak
kuzguncuktaki vişnecim; ateşlediğin fitil sönmesin karşim, ateşimiz bol olsun, bir ateş parçası da ben bırakayım diyerek katıldığım başlık.
ooo şşşşş
ooo şşşşş
devamını gör...

