101.
geçen sene kaybettiğim hem çocukluk arkadaşım hem çocukluk aşkım. çocukluğum onunla beraber gömüldü. mekanı cennet olsun. hala çok özlüyorum.
devamını gör...
102.
15 sene oldu neredeyse nasıl başladıysa aynı devam. değişen tek şey eskiden cips kola yapardık şimdi bira fıstık.
devamını gör...
103.
isimlerini bile unuttum çoğunun
devamını gör...
104.
halen daha görüştüğümüz ve zaman zaman ekipçe takıldığımız 4 kişi varız.
en azından da selamlaşıp hal hatırda takıldığım bir 8-10 kişi de var. sanırım yeterli bir sayı. ama ekip içi 4 kişiyle uzun uzun yıllar ne dostluğumuza ne de başka bir şeye halel getirmedik, hayatın olağan akışında bazı şeyler değişmiş olsa da gerçekten dostuz.
en azından da selamlaşıp hal hatırda takıldığım bir 8-10 kişi de var. sanırım yeterli bir sayı. ama ekip içi 4 kişiyle uzun uzun yıllar ne dostluğumuza ne de başka bir şeye halel getirmedik, hayatın olağan akışında bazı şeyler değişmiş olsa da gerçekten dostuz.
devamını gör...
105.
hiç olmadı desem. gerçi şimdi de yok .
devamını gör...
106.
bir tane bile yok. kendime ait çocukluk anıları capacanlı duruyor. o anılardaki adlar da öyle. ama arkadaş olarak bir tane bile yok.
devamını gör...
107.
bitti kalmadı yok artık.
devamını gör...
108.
hala hayatımda olan arkadaşlardır. en güzel yanı kendini sürekli olarak anlatmak zorunda kalmaman, amann biri gider biri gelir demeyip aileden biri olarak görmen ve en önemlisi yaşın kaç olursa olsun onu o saf sevgiyle sevmeye devam edebilmen.
devamını gör...
109.
çok erken aramızdan ayrılmıştır, aşırı özlenmektedir.
devamını gör...
110.
şu aralar zor durumda kendisi. benim için kardeş gibi onca yıldan sonra ama bi sırtımı dönsem ilk oku o atar. yılların emeğini yok sayamiyorum yaptıklarına rağmen, bazen ömer gibi bile bile inanırız, yarın arayayim bari.
devamını gör...
111.
genelde 2 best kanka olanlardan birisi daha kültürlü diğeri kendi halinde biri olarak çıkıp dostluk sona eriyor.*
devamını gör...
112.
biri hırslı, egoistin önde gideni. keşke çocuk olarak kalsaydın.
devamını gör...
113.
sadece 1 adet bulunan arkadaştır. o da 100 taneye bedel zaten.
devamını gör...
114.
bugün ilkokuldan beri görüştüğüm iki arkadaşımla yine görüştüm. gerçekten senede bir görsem de eski samimiyetin devam etmesi oldukça garibime gidiyor. mutlu ediyor. çok değiştik, fikirlerimiz çok farklı, yaşamlarımız da öyle... ama saygılı insanlar olduğunuzda yine de bir arada kalabiliyorsunuz.
devamını gör...
115.
aynı apartmanda 6 ay ara ile doğmuşuz müge'yle. müge'nin annesi ile benim annem de arkadaş. ikisi de küçük, annem 17, onun annesi 19 yaşında. onlar da çocukluk arkadaşı sayılır. bize doğar doğmaz arkadaş, dost, kardeş olmaktan başka çare kalmamış özetle. müge'nin abisi böbrek hastası, benden de bir süre sonra kardeşim doğuyor. annelerimizin dikkati pek de üzerimizde olamadı bu süreçte. birbirimize yeri geldiğinde fazladan sevgi, şefkat, ilgi gösterdik. küçükken ilmek ilmek emek verdik. kardeşim biraz büyüyünce müge bizim evimizin kızı oluverdi. çünkü annesi abisine böbreğini verdi. uzun süre toparlanamadı, abisine de böbrek uymadı. evlerinde hep bir hüzün, hep bir huzursuzluk vardı. biz onun kaçış kapısıydık. annem de benden ayırmadı onu. ikimizi birden sevdi, ikimizi birden azarladı, ikimizi birden yıkadı, saçlarımızı taradı. genelde birlikte uyuduk. aynı şeyleri sevdik, aynı şeyleri öğendik. onun derslere pek ilgisi yoktu ama çok becerikliydi. annem bana hep onu örnek gösterirdi, çok becerikli, çok düzenli, sorumluluk sahibi diye. onun annesi de beni ona örnek gösterirdi, okul birincisi, şöyle başarılı, böyle iyi diye. akrabalarımız tarafından da evin kızı olarak görünürdü. dedem ikimizi parka götürür, bana bir şey aldığında, mutlaka aynısından ona da alırdı. komşuluğun, insanlığın, paylaşımın had safada olduğu yıllardı. onların maddi durumu oldukça iyiydi. babası bizi denize götürür, o zamanlarda bize lüks gibi gelen çoğu fırsatı ikimize birden sunardı. dolu dolu ve mutlu geçen çocukluğumun başrolüydü. onsuz geçen tek anımı hatırlamıyorum.
sonrasında taşınma kararı aldı annemler. evimizi sattılar. müge şok oldu. biz taşınana kadar bize hiç gelmedi, hasta oldu ve küstü bize. konuşmadı haftalarca. yüzünü bile göstermedi. 2 saat kadar uzakta başka bir ilçeye yerleştiğimizde, tabi ilk olarak müge'leri çağırdık. müge gelmedi. annesi ve babası geldi. bize boşanma kararı aldıklarını söylediler. müge kadar canım acıdı. güvendiği bütün dağların altında kalmıştı sanki. müge'nin annesi evlerinden ayrıldı. isterlerse annelerinin, isterlerse babalarının yanlarında kalabileceklerdi. babasının yanında kalmak istedi. düzeninin bozulmasını istemedi. annesi sıklıkla beni tembih ediyordu, ikna et yanıma gelsin diye. bende çocuk aklımla bunun daha uygun olduğunu düşünüyordum çünkü müge okulunu ihmal ediyordu. babası sabah çıkıyordu, akşam geliyordu. bu evde yemek, temizlik filan yapıp küçük bir ev kadını moduna girmişti.bize de gelmiyordu, başka arkadaşlar edinmişti. çoğunu tanıyordum ama samimiyetim de yoktu. arkadaşlarımdan da, müge'nin annesinden de sıklıkla endişe verici şeyler duyuyordum. eve gitmemeye başlamış, çok para harcamaya başlamış, uyku düzeni değişmiş, hırçınmış vs.. o dönemde bana annesinin bir sevgilisi olduğunu ve buna dayanamadığını söyledi. bu yüzden annesini görmek kesinlikle istemiyordu. üniversiteye hazırlandığım dönemlerde, gizli saklı sigara içerdim. yapma şunu, sana hiç yakışmıyor diye saklardı sigaraları. babası da yurt dışına gitmişti iş için. yalnız yaşıyordu. okulu bırakmıştı. bir erkek arkadaşı vardı, o gelip gidiyordu. gezip tozuyordu, maddi sıkıntısı yoktu. problemleri algılayamamıştım, sorun yok gibiydi.
annem o zamanlarda ağzımı aramaya başladı. müge bir şey kullanıyor olabilir mi diye. güldüm geçtim. sigara bile içmeme müsade etmeyen kız, kendine bunu yapar mıydı? sadece eğlenmeyi seviyordu, ne vardı bunda. kısa süre sonra erkek arkadaşının ailesi, annesine ulaştı. kızınızı oğlumuzdan uzak tutun, bağımlı bir arkadaşı olmasını istemiyoruz diye. annem, annesi ve ben ablukaya almıştık onu. gülüyordu sadece. kullanıyorum ama bağımlı değilim, oğulları bağımlı diyordu. hiç yalnız bırakmadık. yanlış bir şey yapmasına izin vermedik. hırçınlaşmaya başladı. annesi telefonunu aldı elinden, kimseye ulaşamasın diye. evden kaçmaya başladı. gerçekten bir batağın içindeydi. o zaman fark ettik bunu. erkek arkadaşı da bırakmıyordu peşini. ailemi ikna edeceğim. evleneceğiz filan demeye başladı. annesi küçük oldukları için istemedi ama dağ olsa önlerinde duramadı. nişanlandılar ve birlikte yaşamaya başladılar. ikisi de çalışıyordu. müge çok güzel bir kızdı. bütün kapıları açabilecek kadar güzel. bir süre sonra hamile olduğunu söyledi. sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. ama sevinmiş gibi yaptım. nişanlısının ailesi kesinlikle çocuk doğmayacak dedi. evlilik te olmayacak dedi. türlü türlü baskılarla çocuğu aldırdılar. müge yıkıldı. sonrasında tamamen koptu sanki hayattan. hepimizle iletişimi kesti. nerede, ne yapıyor hiç bilmiyorduk. uzun süre sonra çıkıp geldi ve tedavi olmak istediğini söyledi. tedavisini tamamladıktan sonra, bizim oturduğumuz ilçeye, hatta benimle aynı sokağa taşındı. bu arada ben evlenmiştim. ama bir aradaydık yine. 1-2 ay kadar sonra müge bana gelmemeye başladı. bir şey mi yaptım, küstürdüm mü neden böyle oldu diye sorduğumda, gören olur bu eve girdiğimi, seni zor durumda bırakmak istemiyorum dedi. o ne demekti yani şimdi...
anlattı uzun uzun. kurtulmak o kadar da kolay değilmiş. aklına girdiği zaman, aklını kullanamadığını, amaç uğruna her şeyi yapabileceğini... para bulmanın da bir şekilde yolunu bulmuş ve yeniden aynı batağa, üstelik bu kez daha da fena saplanmıştı. çok ağladım. bunu kendisine nasıl yapardı... hemen annesine haber verdim. parası olmadığını, alamayacağını söyledi. parayı nasıl kazandığını da söyledim. yıkıldı kadın. yeniden ikna ettik ve hastahaneye yatırıldı. bu kez çok uzun kaldı. çıktığında başkasıydı. kimseye karşı hiçbir duygusu kalmamış,donuk bir kadındı artık. sanki 20 yaş almıştı. babası yurtdışından geldi. aldı yanına, annesiyle de sık görüştü ama sadece fiziksel olarak. ruhen sanki gömülmüştü müge. ben dahil kimseyle görüşmüyordu. kirli hissediyorum, seni görmek bana iyi gelmiyor diyordu. sonra bir kızım oldu benim. kızım olduğunda geldi. çok ağladı, çok çok ağladı. sen benim yaşayabileceğim ama yaşayamadığım hayatım gibisin, seni görmek bana iyi gelmiyor dedi. vedalaştık o gün. birbirimizi çok sevdiğimizi söyleyerek. hep içimde bir yerlerdeydi, çok nadiren telefonda görüşüyorduk. ara sıra yeniden kullandığını, ara sıra yeniden bıraktığını anlatıyordu. hayatına girenler, çıkanlar, bambaşka yollara savrulmuştuk.
dün gece, instagramda bir fotoğrafımın altına canımın içisin, seni çok seviyorum yazmış. ben de mal gibi cevaben öpücük emojisi gönderdim ve devirdim kıçımı yattım.
gecenin köründe annem aradı. içimde bir şey öldü...birkaç yıl önce, çok yakın bir arkadaşımı trafik kazasında kaybettim ama bu öyle bir şey değildi. ben sanki onu ölüme götüren yolda, yanlış bir şeyler yapmıştım. sorumluydum sanki.
gece bana sevdiğini söylediğinde belki tutunabileceği bir dal aramıştı ama ben uyumuştum.ben uyuyunca o da uyudu sanki.
anılar, söylenecekler kafamı patlatıyor sanki. söylesem, bağırsam neye fayda ki... birazdan yeniden annesinin yanına, evine gideceğim. gidip ne yapacağım ki...
bir insan neden kendini öldürür ki sorusunu ilk kez sormuyorum. bu kez cevabını biliyorum. bu hayattan güzel bir kadın geçti. güzel olmayan şeyler yaşadı. mutlu çocukluk yılları, 36 yıllık ömrüne yayılmadı. olan biteni film gibi izliyorum sanki. yalnızdı, yalnız hissettirdik.. terkedilmişti, öyle hissettirmiştik. elimizden geleni yaptık, ne yapabilirdik ki diye avutamıyorum kendimi.
sonrasında taşınma kararı aldı annemler. evimizi sattılar. müge şok oldu. biz taşınana kadar bize hiç gelmedi, hasta oldu ve küstü bize. konuşmadı haftalarca. yüzünü bile göstermedi. 2 saat kadar uzakta başka bir ilçeye yerleştiğimizde, tabi ilk olarak müge'leri çağırdık. müge gelmedi. annesi ve babası geldi. bize boşanma kararı aldıklarını söylediler. müge kadar canım acıdı. güvendiği bütün dağların altında kalmıştı sanki. müge'nin annesi evlerinden ayrıldı. isterlerse annelerinin, isterlerse babalarının yanlarında kalabileceklerdi. babasının yanında kalmak istedi. düzeninin bozulmasını istemedi. annesi sıklıkla beni tembih ediyordu, ikna et yanıma gelsin diye. bende çocuk aklımla bunun daha uygun olduğunu düşünüyordum çünkü müge okulunu ihmal ediyordu. babası sabah çıkıyordu, akşam geliyordu. bu evde yemek, temizlik filan yapıp küçük bir ev kadını moduna girmişti.bize de gelmiyordu, başka arkadaşlar edinmişti. çoğunu tanıyordum ama samimiyetim de yoktu. arkadaşlarımdan da, müge'nin annesinden de sıklıkla endişe verici şeyler duyuyordum. eve gitmemeye başlamış, çok para harcamaya başlamış, uyku düzeni değişmiş, hırçınmış vs.. o dönemde bana annesinin bir sevgilisi olduğunu ve buna dayanamadığını söyledi. bu yüzden annesini görmek kesinlikle istemiyordu. üniversiteye hazırlandığım dönemlerde, gizli saklı sigara içerdim. yapma şunu, sana hiç yakışmıyor diye saklardı sigaraları. babası da yurt dışına gitmişti iş için. yalnız yaşıyordu. okulu bırakmıştı. bir erkek arkadaşı vardı, o gelip gidiyordu. gezip tozuyordu, maddi sıkıntısı yoktu. problemleri algılayamamıştım, sorun yok gibiydi.
annem o zamanlarda ağzımı aramaya başladı. müge bir şey kullanıyor olabilir mi diye. güldüm geçtim. sigara bile içmeme müsade etmeyen kız, kendine bunu yapar mıydı? sadece eğlenmeyi seviyordu, ne vardı bunda. kısa süre sonra erkek arkadaşının ailesi, annesine ulaştı. kızınızı oğlumuzdan uzak tutun, bağımlı bir arkadaşı olmasını istemiyoruz diye. annem, annesi ve ben ablukaya almıştık onu. gülüyordu sadece. kullanıyorum ama bağımlı değilim, oğulları bağımlı diyordu. hiç yalnız bırakmadık. yanlış bir şey yapmasına izin vermedik. hırçınlaşmaya başladı. annesi telefonunu aldı elinden, kimseye ulaşamasın diye. evden kaçmaya başladı. gerçekten bir batağın içindeydi. o zaman fark ettik bunu. erkek arkadaşı da bırakmıyordu peşini. ailemi ikna edeceğim. evleneceğiz filan demeye başladı. annesi küçük oldukları için istemedi ama dağ olsa önlerinde duramadı. nişanlandılar ve birlikte yaşamaya başladılar. ikisi de çalışıyordu. müge çok güzel bir kızdı. bütün kapıları açabilecek kadar güzel. bir süre sonra hamile olduğunu söyledi. sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. ama sevinmiş gibi yaptım. nişanlısının ailesi kesinlikle çocuk doğmayacak dedi. evlilik te olmayacak dedi. türlü türlü baskılarla çocuğu aldırdılar. müge yıkıldı. sonrasında tamamen koptu sanki hayattan. hepimizle iletişimi kesti. nerede, ne yapıyor hiç bilmiyorduk. uzun süre sonra çıkıp geldi ve tedavi olmak istediğini söyledi. tedavisini tamamladıktan sonra, bizim oturduğumuz ilçeye, hatta benimle aynı sokağa taşındı. bu arada ben evlenmiştim. ama bir aradaydık yine. 1-2 ay kadar sonra müge bana gelmemeye başladı. bir şey mi yaptım, küstürdüm mü neden böyle oldu diye sorduğumda, gören olur bu eve girdiğimi, seni zor durumda bırakmak istemiyorum dedi. o ne demekti yani şimdi...
anlattı uzun uzun. kurtulmak o kadar da kolay değilmiş. aklına girdiği zaman, aklını kullanamadığını, amaç uğruna her şeyi yapabileceğini... para bulmanın da bir şekilde yolunu bulmuş ve yeniden aynı batağa, üstelik bu kez daha da fena saplanmıştı. çok ağladım. bunu kendisine nasıl yapardı... hemen annesine haber verdim. parası olmadığını, alamayacağını söyledi. parayı nasıl kazandığını da söyledim. yıkıldı kadın. yeniden ikna ettik ve hastahaneye yatırıldı. bu kez çok uzun kaldı. çıktığında başkasıydı. kimseye karşı hiçbir duygusu kalmamış,donuk bir kadındı artık. sanki 20 yaş almıştı. babası yurtdışından geldi. aldı yanına, annesiyle de sık görüştü ama sadece fiziksel olarak. ruhen sanki gömülmüştü müge. ben dahil kimseyle görüşmüyordu. kirli hissediyorum, seni görmek bana iyi gelmiyor diyordu. sonra bir kızım oldu benim. kızım olduğunda geldi. çok ağladı, çok çok ağladı. sen benim yaşayabileceğim ama yaşayamadığım hayatım gibisin, seni görmek bana iyi gelmiyor dedi. vedalaştık o gün. birbirimizi çok sevdiğimizi söyleyerek. hep içimde bir yerlerdeydi, çok nadiren telefonda görüşüyorduk. ara sıra yeniden kullandığını, ara sıra yeniden bıraktığını anlatıyordu. hayatına girenler, çıkanlar, bambaşka yollara savrulmuştuk.
dün gece, instagramda bir fotoğrafımın altına canımın içisin, seni çok seviyorum yazmış. ben de mal gibi cevaben öpücük emojisi gönderdim ve devirdim kıçımı yattım.
gecenin köründe annem aradı. içimde bir şey öldü...birkaç yıl önce, çok yakın bir arkadaşımı trafik kazasında kaybettim ama bu öyle bir şey değildi. ben sanki onu ölüme götüren yolda, yanlış bir şeyler yapmıştım. sorumluydum sanki.
gece bana sevdiğini söylediğinde belki tutunabileceği bir dal aramıştı ama ben uyumuştum.ben uyuyunca o da uyudu sanki.
anılar, söylenecekler kafamı patlatıyor sanki. söylesem, bağırsam neye fayda ki... birazdan yeniden annesinin yanına, evine gideceğim. gidip ne yapacağım ki...
bir insan neden kendini öldürür ki sorusunu ilk kez sormuyorum. bu kez cevabını biliyorum. bu hayattan güzel bir kadın geçti. güzel olmayan şeyler yaşadı. mutlu çocukluk yılları, 36 yıllık ömrüne yayılmadı. olan biteni film gibi izliyorum sanki. yalnızdı, yalnız hissettirdik.. terkedilmişti, öyle hissettirmiştik. elimizden geleni yaptık, ne yapabilirdik ki diye avutamıyorum kendimi.
devamını gör...
116.
kimse kalmadı, hepsi öldü.
devamını gör...
117.
sanırım hayatımda ilk kez ikiz görüyordum. o yaştaki bir çocuk için ne şaşırtıcı. başlarında mexico86 şapkası. ilk tanışmamız bu şekildeydi onlarla. yeni gelmişsin şehre ve mahalleye. evlerin arası 30 sn o da koşmadan.
böyle başladı üçüzlerin hikayesi. ilkokul, ortaokul ve lise. hiç ayrılmadık.
beraber okuldan kaçtık, ilk sigaraları beraber içtik. ilk serserilikler. ve beraber gelen başarılar.
hiç kavga etmedik. küstüğümüzü bile hatırlamıyorum. gerçi bir kez kafamı yarmıştı biri oynarken yanlışlıkla. olurdu öyle dostlar arasında.
kaç yıl oldu beee.
böyle başladı üçüzlerin hikayesi. ilkokul, ortaokul ve lise. hiç ayrılmadık.
beraber okuldan kaçtık, ilk sigaraları beraber içtik. ilk serserilikler. ve beraber gelen başarılar.
hiç kavga etmedik. küstüğümüzü bile hatırlamıyorum. gerçi bir kez kafamı yarmıştı biri oynarken yanlışlıkla. olurdu öyle dostlar arasında.
kaç yıl oldu beee.
devamını gör...
118.
biri cumhuriyet savcısı biri kıdemli kademeli falanli filanli başçavuş bir diğeri de manav olmak üzere üç adet bulundurdugum arkadaş çeşidi. yaklaşık 30 senedir fukara sümügü gibi yapıştı durzuler. üçü de birbirinden matrak adamlar he. manav olan karpuzun içine vodka zerk edip akşama kadar kafayı çeker. savcı olan müslüm baba manyağı. kim daha çok müslümcu diye sınav yapiyor ara ara. başçavuş zaten deli. sivas cumhuriyet üniversitesi'nin tımarhanesinde yatarken bizim savcı doktora rica etti de karısıyla bir gece geçirdi garibim. ben de az değilimdir. yuvarlanıp gidiyoruz işte.
devamını gör...
119.
aynı mahallede büyümüş olsak da taşınınca birçoğu ile bir şekilde görüşmeyi kestiğimiz arkadaşlıklardır.
sadece bir tanesi ile görüşüyorum. o da yıllarca annelerimiz görüşmeyi sürdürdüğü için. sapsarı bir çocuktu. cedric derdim ona. birlikte lego oynar, duvara uzaktan kumandalı arabalarımızın tekerlek izini çıkarır, 3 tekerlekli bisikletimizle yarışlar yapardık.her doğum günümüzü birlikte kutlar, hediyeler alırdık. sürpriz yumurta alacağım zaman ona da alırdım. sokaktaki çocuklar ile oynayınca birbirimize tavır alır kıskanırdık. babası sürpriz yapıp ona köpek aldığı zaman-ki köpek de küçük ırk saldırgan bir köpekti. onu ısırmasın diye kendimi feda ederdim. okula yazıldığı zaman onu koruyup kollardım. sevmediği yemeği annesi sırf ona kızmasın diye ben yerdim. büyüdükçe değişti. şimdi yolda görsem tanımam ama sosyal medya sağolsun takipleşiyoruz (!).
çok çocukluk arkadaşım oldu. kız çocukluk arkadaşlarım ile ip atlar, terzi dükkanlarını gezer, barbie bebeklerimize elbise dikerdik. saklambaç oynarken birbirimizi sobelemeye kıyamaz, sek sek oynarken de çizgiye bastığımızı görsek de görmezden gelirdik. evde hazırladığımız sandviç ekmeklerini birlikte oturur yer, kendi çapımızda dedikodular yapardık. sağ dizimin üstüne düşüp yaranın kanadığını görünce hepsi doktor kesilmiş, buldukları ne kadar sözde şifalı ot varsa dizimin üstüne yığmışlardı. kobay gibi kullandıkları sağ dizimi onlar yüzünden kaybedecektim. yaranın üstüne de ısırgan otu da koymazsın be kardeşim. eheheheh çocukluk aklı işte! akıllarını sevdiklerim ile bazen denk geliyoruz otobüste. küçük bir tebessüm ve selamlaşmadan öteye geçmiyor. halbuki birbirimizin en güzel zamanlarına şahit olmuştuk. hey gidi yıllar hey. yaşattığı gibi unutturmasını da biliyor işte.
sadece bir tanesi ile görüşüyorum. o da yıllarca annelerimiz görüşmeyi sürdürdüğü için. sapsarı bir çocuktu. cedric derdim ona. birlikte lego oynar, duvara uzaktan kumandalı arabalarımızın tekerlek izini çıkarır, 3 tekerlekli bisikletimizle yarışlar yapardık.her doğum günümüzü birlikte kutlar, hediyeler alırdık. sürpriz yumurta alacağım zaman ona da alırdım. sokaktaki çocuklar ile oynayınca birbirimize tavır alır kıskanırdık. babası sürpriz yapıp ona köpek aldığı zaman-ki köpek de küçük ırk saldırgan bir köpekti. onu ısırmasın diye kendimi feda ederdim. okula yazıldığı zaman onu koruyup kollardım. sevmediği yemeği annesi sırf ona kızmasın diye ben yerdim. büyüdükçe değişti. şimdi yolda görsem tanımam ama sosyal medya sağolsun takipleşiyoruz (!).
çok çocukluk arkadaşım oldu. kız çocukluk arkadaşlarım ile ip atlar, terzi dükkanlarını gezer, barbie bebeklerimize elbise dikerdik. saklambaç oynarken birbirimizi sobelemeye kıyamaz, sek sek oynarken de çizgiye bastığımızı görsek de görmezden gelirdik. evde hazırladığımız sandviç ekmeklerini birlikte oturur yer, kendi çapımızda dedikodular yapardık. sağ dizimin üstüne düşüp yaranın kanadığını görünce hepsi doktor kesilmiş, buldukları ne kadar sözde şifalı ot varsa dizimin üstüne yığmışlardı. kobay gibi kullandıkları sağ dizimi onlar yüzünden kaybedecektim. yaranın üstüne de ısırgan otu da koymazsın be kardeşim. eheheheh çocukluk aklı işte! akıllarını sevdiklerim ile bazen denk geliyoruz otobüste. küçük bir tebessüm ve selamlaşmadan öteye geçmiyor. halbuki birbirimizin en güzel zamanlarına şahit olmuştuk. hey gidi yıllar hey. yaşattığı gibi unutturmasını da biliyor işte.
devamını gör...
120.
bir tanesini hala yanimda tasiyorum.
kac yillik arkadasligimiz var bilmiyorum, onemi de yok. tabii ki yas aldikca fikir ayriliklari, kavgalar hatta konusmama evreleri yasandi. ama bu demek degil ki kokunden kesip atilmali.
kafam bozuktu, bi’ sebepten ortam degisimine ihtiyacim vardi. uzun zamandir konusmamis olmamiza ragmen “su su tarihler arasinda isin var mi?” soruma +- 2 gun ekleyip yeni tarih belirledi, asla 5n1k sorularini yoneltmedi aksine benim dilimin ucundaki cumleleri soyleyip rotayi olusturdu. o an 3332 km oteden yanimda oldugunu hissettirdi ve yarin bilfiil yaninda olacagim icin cok mutluyum.
arkadaslarima gercekten cok onem veriyorum, masmaalesef bendeki enayilique yuksek bu konuda. zaman gectikce kimin degip kimin degmedigi daha net anlasiliyor, seve seve ogreniyor insan bir sure sonra. yanindaymis gibi gozukup her seyden bihaber olanlardansa uzaktayken bile tabir-i caizse kendini yirtanin yeri daim.
ben de bu mevsimde yurek yedim tabii; hava durumunu gorunce bir kez daha dusundum deger mi diye ama deger ya. cak kiz!
kac yillik arkadasligimiz var bilmiyorum, onemi de yok. tabii ki yas aldikca fikir ayriliklari, kavgalar hatta konusmama evreleri yasandi. ama bu demek degil ki kokunden kesip atilmali.
kafam bozuktu, bi’ sebepten ortam degisimine ihtiyacim vardi. uzun zamandir konusmamis olmamiza ragmen “su su tarihler arasinda isin var mi?” soruma +- 2 gun ekleyip yeni tarih belirledi, asla 5n1k sorularini yoneltmedi aksine benim dilimin ucundaki cumleleri soyleyip rotayi olusturdu. o an 3332 km oteden yanimda oldugunu hissettirdi ve yarin bilfiil yaninda olacagim icin cok mutluyum.
arkadaslarima gercekten cok onem veriyorum, masmaalesef bendeki enayilique yuksek bu konuda. zaman gectikce kimin degip kimin degmedigi daha net anlasiliyor, seve seve ogreniyor insan bir sure sonra. yanindaymis gibi gozukup her seyden bihaber olanlardansa uzaktayken bile tabir-i caizse kendini yirtanin yeri daim.
ben de bu mevsimde yurek yedim tabii; hava durumunu gorunce bir kez daha dusundum deger mi diye ama deger ya. cak kiz!
devamını gör...
"çocukluk arkadaşı" ile benzer başlıklar
çocukluk
90