orijinal adı: アーヤと魔女 / āya to majo
2020 yılında yayımlanan japon animasyon filmi olup, diana wynne jones'un aynı isimli eserinden uyarlanmıştır. bir yetimhanede kalan earwig'i bencil bir cadı evlat edinir. evde hizmetçi olarak kullanılan earwig'in, kapılar büyüyle kapatıldığı için kaçması da mümkün olmamaktadır. bu sihir dolu ve ürkütücü evde, inatçı earwig neler keşfedecektir ve bu koşullardan kurtulabilecek midir?
2020 yılında yayımlanan japon animasyon filmi olup, diana wynne jones'un aynı isimli eserinden uyarlanmıştır. bir yetimhanede kalan earwig'i bencil bir cadı evlat edinir. evde hizmetçi olarak kullanılan earwig'in, kapılar büyüyle kapatıldığı için kaçması da mümkün olmamaktadır. bu sihir dolu ve ürkütücü evde, inatçı earwig neler keşfedecektir ve bu koşullardan kurtulabilecek midir?
yönetmen:
goro miyazaki
seslendirenler:
shinobu terajima
etsushi toyokawa
gaku hamada
kokoro hirasawa
sherina munaf
goro miyazaki
seslendirenler:
shinobu terajima
etsushi toyokawa
gaku hamada
kokoro hirasawa
sherina munaf
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "miteherik" tarafından 22.03.2022 22:46 tarihinde açılmıştır.
1.
hayao miyazaki'nin kurucularından biri olduğu ünlü studio ghibli'nin son ürünlerinden biri.
dün canım çok sıkkındı. netflix'de kafama uygun bir film ararken karşıma çıktı. çizgi film delisi, hiç büyümeyen bir çocuk olarak oturdum izledim. allah'ım insan bu kadar mı keyif alır. inanılmazdı. studio ghibli'yi bilenler bilir, en yetenekli sanatçıların elle çizdiği eserler ortaya koyarlar genellikle. bu çizgi film öyle değil. netflix'in açıklamasında ghibli'nin 'ilk' bilgisayar destekli animasyon filmi olduğu özellikle belirtiliyor.
aşağıda çocukla sinama sitesinden aldığım bir yorumu iliştiriyorum önce:
-kendisinden okumak isteyeceklere:-
eski ghibli filmlerine hiç benzemeyen, korkutucu birkaç detay da bulunduran küçük bir cadı hikayesi.
“yürüyen şato”nun da yazarı olan diana wynne jones'in kitabından uyarlanan “benim annem bir cadı”, başında studio ghibli logosu olan grafiği en zayıf film olabilir. hayao miyazaki’nin oğlu goro miyazaki’nin filmi sanki tam bitmemiş, bilgisayarda tasarlanmış haliyle çıkmış karşımıza. karakterlerin ifadeleri miyazaki filmlerinin alıştığımız tonlarından farklı. goro miyazaki babasından farklı olarak tümüyle bilgisayar destekli bir film çıkartmış ortaya bu üçüncü yönettiği filmde.
kızıl bukle bukle saçları olan motorlu genç bir kadın kundaktaki küçük kızını bir yetimhaneye bırakır. bıraktığı nota diğer 12 cadının peşinde olduğunu, bir gün dönüp kızını geri alacağını ama bunun yıllar sürebileceğini yazmıştır. aradan yıllar geçer, erica büyümüş, zeki ve cesur bir kız çocuğu olmuştur. bir gün bella yaga adında bir kadın tarafından evlat edinilir. erica bir süre sonra kadının bir cadı olduğunu anlar. aynı evde mandrake adlı esrarengiz, bazen de korkunç görünen bir adam daha yaşıyordur. earwig, evde çalışırken konuşan bir kedinin desteğiyle annesiyle bağlantılı olan bu insanları araştırmaya başlar.
çocukla sinema'nın yorumu
ünlü bir yazardan uyarlanmasına ve studio ghibli markasına sahip olmasına rağmen beklentileri karşılayamamış bir animasyon. bilgisayar animasyonu maalesef karakterlerin sempatik görünmesine engel oluyor, özellikle de erica ile özdeşleşmeyi zorlaştırıyor. mandrake’nin göründüğü sahneler ürkütücü. özellikle de 67. dakikada hayli korkunç bir şey oluyor.
kısa bir film olmasına rağmen (82 dakika) orta kısımlarında hikaye çok yavaşlıyor. bella yega sihirli iksirler yaparken erica’yı da yardım etmeye zorluyor bu bölümlerde. pek fazla olay da olmuyor, senaryonun zaafiyeti daha da görünür oluyor. doğru düzgün pek bir duygu hissedemiyoruz film boyunca ve maalesef yeni bir “küçük cadı kiki” bekleyenleri hayal kırıklığına uğratarak bitiveriyor.
filme türkçe dublaj yapmayan netflix ne hikmetse “genel izleyici” sınıfı vermiş. ama korkunç sahneleri dolayısıyla en az 7+ olmalı. * burak göral
şimdi benim yorumum:
evet, çocuklar için sanki çok da uygun değil gibi gelebilir. ben çocuklarıma izletir miydim? kesinlikle. inanılmaz titiz hazırlanmış, çizgilerin neredeyse gerçek hallerinde ifade edildiği ama buna rağmen işin içine sizi de katarak -kendi hayal dünyanızı da işin içine katarak- şahane bir yolculuğa çıkacağınız böylesine bir çizgi film dünya yüzünde kaç tanedir diye soracaksınız önce kendinize. çok ender.
filmi izlerken mola ihtiyacınızı bile erteliyorsunuz öyle söyleyeyim. kulağakaçan olarak iğrenç bir çeviriyle adını türkçeleştirebileceğimiz* 'earwig'--> 'erika' kesinlikle sempatik bir çocuk olarak çizilmemiş. hikayeyi okumadım, okumadığım için de yazarın kitapta nasıl bir yöntem izlediğini bilemem elbette. acaba yazar özellikle mi 'özdeşleştirme'den kaçındı? yoksa, kitabın ilerleyen bölümlerinde mi kurulacak o 'özdeşleştirme'? biz çizgi filme bakarsak, benim 'scarlett o'hara' sendromu dediğim o kendini beğenme, kendini önemseme, bencilliği hak olarak görme durumu filmimizin kahramanı için de geçerli. ona yapılan haksızlıklara karşı duruşunda bile, bizim hemen empati kuracağımız o 'mağdur' olma durumu, incinmişlik söz konusu değil. hemen göze göz dişe diş planları kurmaya başlayan bir çocuktan söz ediyoruz burada. böyle bir çocuğa 'sempati' duyabilir misiniz? duymayın, onun buna hiç ihtiyacı yok zaten. şimdi tam da bu noktadan yola çıkarak biz eğitimciler, kafa kafaya versek bu 'cesur yeni dünya'nın, çocuklarımıza işlenmesi gereken bir değer, kazandırılması gereken bir yeti olduğu konusunda nasıl bir karar alırız?
dünya bir şeylere evriliyor ve dünya, bizim şimdi yaşamakta olduğumuz dünya gibi olmayacak. belki distopya onun için bize bu kadar yakın geliyor, belki bizler onun için yalnızlığı bu kadar seviyoruz ve sözlüklere kaçıyoruz. (sözlüklere yazmak pek akıl işi değil çünkü.) gelecekteki dünya belki de gerçekten birkaç tür zombinin yaşadığı ya da hayatta kalanların 'zombi' özellikleri göstereceği bir dünya olacak. (gerçekten çok mu umutsuz bakıyorum?) böyle bir dünyada belki her birey birer 'earwig' olmak zorundadır.
bu film hayat gibi, evet bu stüdyonun daha önce yaptığı, acıklı bile olsalar belli bir 'naif'liği barındıran 'romantik' filmler gibi değil. bir kere 'iyi' ve 'kötü' üzerinde tekrar düşünmemiz gerekiyor. bu filmde kim kötü, kim iyi?
durun bakalım, film zaten burada bitmiyor, devamı.......pek yakında. o da bi gelsin, izleyelim ve bu yazıyı o zaman tamamlayalım. bu gecelik bu kadar.
dün canım çok sıkkındı. netflix'de kafama uygun bir film ararken karşıma çıktı. çizgi film delisi, hiç büyümeyen bir çocuk olarak oturdum izledim. allah'ım insan bu kadar mı keyif alır. inanılmazdı. studio ghibli'yi bilenler bilir, en yetenekli sanatçıların elle çizdiği eserler ortaya koyarlar genellikle. bu çizgi film öyle değil. netflix'in açıklamasında ghibli'nin 'ilk' bilgisayar destekli animasyon filmi olduğu özellikle belirtiliyor.
aşağıda çocukla sinama sitesinden aldığım bir yorumu iliştiriyorum önce:
-kendisinden okumak isteyeceklere:-
eski ghibli filmlerine hiç benzemeyen, korkutucu birkaç detay da bulunduran küçük bir cadı hikayesi.
“yürüyen şato”nun da yazarı olan diana wynne jones'in kitabından uyarlanan “benim annem bir cadı”, başında studio ghibli logosu olan grafiği en zayıf film olabilir. hayao miyazaki’nin oğlu goro miyazaki’nin filmi sanki tam bitmemiş, bilgisayarda tasarlanmış haliyle çıkmış karşımıza. karakterlerin ifadeleri miyazaki filmlerinin alıştığımız tonlarından farklı. goro miyazaki babasından farklı olarak tümüyle bilgisayar destekli bir film çıkartmış ortaya bu üçüncü yönettiği filmde.
kızıl bukle bukle saçları olan motorlu genç bir kadın kundaktaki küçük kızını bir yetimhaneye bırakır. bıraktığı nota diğer 12 cadının peşinde olduğunu, bir gün dönüp kızını geri alacağını ama bunun yıllar sürebileceğini yazmıştır. aradan yıllar geçer, erica büyümüş, zeki ve cesur bir kız çocuğu olmuştur. bir gün bella yaga adında bir kadın tarafından evlat edinilir. erica bir süre sonra kadının bir cadı olduğunu anlar. aynı evde mandrake adlı esrarengiz, bazen de korkunç görünen bir adam daha yaşıyordur. earwig, evde çalışırken konuşan bir kedinin desteğiyle annesiyle bağlantılı olan bu insanları araştırmaya başlar.
çocukla sinema'nın yorumu
ünlü bir yazardan uyarlanmasına ve studio ghibli markasına sahip olmasına rağmen beklentileri karşılayamamış bir animasyon. bilgisayar animasyonu maalesef karakterlerin sempatik görünmesine engel oluyor, özellikle de erica ile özdeşleşmeyi zorlaştırıyor. mandrake’nin göründüğü sahneler ürkütücü. özellikle de 67. dakikada hayli korkunç bir şey oluyor.
kısa bir film olmasına rağmen (82 dakika) orta kısımlarında hikaye çok yavaşlıyor. bella yega sihirli iksirler yaparken erica’yı da yardım etmeye zorluyor bu bölümlerde. pek fazla olay da olmuyor, senaryonun zaafiyeti daha da görünür oluyor. doğru düzgün pek bir duygu hissedemiyoruz film boyunca ve maalesef yeni bir “küçük cadı kiki” bekleyenleri hayal kırıklığına uğratarak bitiveriyor.
filme türkçe dublaj yapmayan netflix ne hikmetse “genel izleyici” sınıfı vermiş. ama korkunç sahneleri dolayısıyla en az 7+ olmalı. * burak göral
şimdi benim yorumum:
evet, çocuklar için sanki çok da uygun değil gibi gelebilir. ben çocuklarıma izletir miydim? kesinlikle. inanılmaz titiz hazırlanmış, çizgilerin neredeyse gerçek hallerinde ifade edildiği ama buna rağmen işin içine sizi de katarak -kendi hayal dünyanızı da işin içine katarak- şahane bir yolculuğa çıkacağınız böylesine bir çizgi film dünya yüzünde kaç tanedir diye soracaksınız önce kendinize. çok ender.
filmi izlerken mola ihtiyacınızı bile erteliyorsunuz öyle söyleyeyim. kulağakaçan olarak iğrenç bir çeviriyle adını türkçeleştirebileceğimiz* 'earwig'--> 'erika' kesinlikle sempatik bir çocuk olarak çizilmemiş. hikayeyi okumadım, okumadığım için de yazarın kitapta nasıl bir yöntem izlediğini bilemem elbette. acaba yazar özellikle mi 'özdeşleştirme'den kaçındı? yoksa, kitabın ilerleyen bölümlerinde mi kurulacak o 'özdeşleştirme'? biz çizgi filme bakarsak, benim 'scarlett o'hara' sendromu dediğim o kendini beğenme, kendini önemseme, bencilliği hak olarak görme durumu filmimizin kahramanı için de geçerli. ona yapılan haksızlıklara karşı duruşunda bile, bizim hemen empati kuracağımız o 'mağdur' olma durumu, incinmişlik söz konusu değil. hemen göze göz dişe diş planları kurmaya başlayan bir çocuktan söz ediyoruz burada. böyle bir çocuğa 'sempati' duyabilir misiniz? duymayın, onun buna hiç ihtiyacı yok zaten. şimdi tam da bu noktadan yola çıkarak biz eğitimciler, kafa kafaya versek bu 'cesur yeni dünya'nın, çocuklarımıza işlenmesi gereken bir değer, kazandırılması gereken bir yeti olduğu konusunda nasıl bir karar alırız?
dünya bir şeylere evriliyor ve dünya, bizim şimdi yaşamakta olduğumuz dünya gibi olmayacak. belki distopya onun için bize bu kadar yakın geliyor, belki bizler onun için yalnızlığı bu kadar seviyoruz ve sözlüklere kaçıyoruz. (sözlüklere yazmak pek akıl işi değil çünkü.) gelecekteki dünya belki de gerçekten birkaç tür zombinin yaşadığı ya da hayatta kalanların 'zombi' özellikleri göstereceği bir dünya olacak. (gerçekten çok mu umutsuz bakıyorum?) böyle bir dünyada belki her birey birer 'earwig' olmak zorundadır.
bu film hayat gibi, evet bu stüdyonun daha önce yaptığı, acıklı bile olsalar belli bir 'naif'liği barındıran 'romantik' filmler gibi değil. bir kere 'iyi' ve 'kötü' üzerinde tekrar düşünmemiz gerekiyor. bu filmde kim kötü, kim iyi?
durun bakalım, film zaten burada bitmiyor, devamı.......pek yakında. o da bi gelsin, izleyelim ve bu yazıyı o zaman tamamlayalım. bu gecelik bu kadar.
devamını gör...
