hayatın anlamı
başlık "buışıltılıhayatıbenseçmedim" tarafından 20.11.2020 23:24 tarihinde açılmıştır.
101.
çoktandır kaybettim
devamını gör...
102.
hayatı yaşamanın amacıdır. bir ömür bunu aramakla/çözmekle geçer. son nefesi verirken bulunduğu iddia edilir, onu da görürüz o anda.
devamını gör...
103.
benim için sadece mutluluk.
devamını gör...
104.
valla ben düşünmüyorum bunu. bunu ve buna bağlı birçok soyut şeyi düşünmüyorum aslında sanırım.
bişeyler oluyor ve ben farkına varmıyorum. hayatım bu şekilde geçiyor. bilmediğim için de umrumda olmuyor. bilsem bile tüm tepkiler zaten verilmiş oluyor. bana gerek kalmıyor. kusursuz bir paradoks içinde hazıra konuyorum. bu nasıl hayat lan? daha zor olması gerekmez mi bunun?
bişeyler oluyor ve ben farkına varmıyorum. hayatım bu şekilde geçiyor. bilmediğim için de umrumda olmuyor. bilsem bile tüm tepkiler zaten verilmiş oluyor. bana gerek kalmıyor. kusursuz bir paradoks içinde hazıra konuyorum. bu nasıl hayat lan? daha zor olması gerekmez mi bunun?
devamını gör...
105.
yoktur olmak zorunda da değildir her şeyi mantık çerçevesinde ilerletcem diye kafayı sıyırıyor insanlar farkında değiller.
devamını gör...
106.
ölene kadar anlam aramaktır.
belki de yoktur, belki de bulamadığımız her şeyi yok sanıyoruz.
belki de yoktur, belki de bulamadığımız her şeyi yok sanıyoruz.
devamını gör...
107.
yazmak, yazmak, yazmak.
devamını gör...
108.
hayatın anlamı, bizim arayıp bulabileceğimiz çeşitlilikte değildir. eğer biz bir mülk isek, bu gayeyi belirlemek mülk sahibinin tasarrufudur.
devamını gör...
109.
110.
yoktur.
vardır.
ne değişir?
hayatta kalmak için onda bir anlam bulmak zorunda mıyız?
vardır.
ne değişir?
hayatta kalmak için onda bir anlam bulmak zorunda mıyız?
devamını gör...
111.
kabulleniş. her duyguyu, her ihtimali kabullenince yaşıyoruz. duygularla ve ihtimallerle kavga halinde olunca o hayat değil, debelenmek oluyor.
devamını gör...
112.
yok
devamını gör...
113.
hayata anlam yükleyerek amaçlar edinebilmek.
devamını gör...
114.
hiç'liğin farkına varan herkesin arandığı, anlık bir mutluluğa rastlayınca da tüm kemerlerle kendini sıkı sıkıya bağladığı adayış veya onu bulma duygusudur. nitekim "mutluluk varılacak bir yer değil; yolculuğun kendisidir." demiş ralp waldo emerson. kalıbımla birlikte balıklama katıldığım bir sözdür.
insan, sevmiyor her türlü nihayetleri. ölümü ve maddi yok oluşu kabullenmeyip karşılaştırmalı kontrastlarla kurduğu alternatif kurgusal alemler gibi. bitsin istemiyor.
yerine göre sıradanlık, herkes gibilik, benzerlikler arıyor; farklılık, benzemezlik, kendine özgülük sadakatinden vazgeçmeyerek. adanmışlık ve içindeki savaşçıyı etrafta koşturabileceği klanlarda, mahallelerde geziniyor. ararken mutlu, rastlayınca sevinçli, birlikteyken huzursuz oluyor.
birkaç defa nereye gideceğimi bilmediğim kara yolculuklarına çıktım. tatmin duygusu veya param, nereye kadar götürmüşse oraya kadar işte. gördüğünüz her yer, her insan, her varlık, her doğa, tutup sizi kolunuzdan o çocuk merakınıza götürüyor. içinizdeki her şeyden uzaklaşıp hayatı meraklı gözlerle izleyen en bebek haliniz oluyor. dünya güzel, yaşam hafif, tasa yoktur. iyi ya da kötü gördüğünüz hiçbir şey, size hakim olmaz çünkü geçici olan sizsiniz. konusu ve kahramanı olmak istemediğiniz halde merakla izlediğiniz bir tv programı gibi. fakat size yetişemeyen her şey, durduğunuz yerde sizi bulur ve yeniden birikmeye başlar.
hayatın, herkesin bir köşesine sarılıp sığınabileceği bir anlamına, ben henüz rastlamadım. arada kendimizi iyi hissettiren şeyleri kovalıyor, çokça da kendimizle mücadele ediyoruz. kendimizi ikna, kendimize yol yapma, kabullendirme, savunma, hakimiyet... hepsi de dayanağı içimizden başlayan doğrusal hareketler ama sadece başkalarının onayını gördüğümüzde kendimizi durdurabiliyoruz. günün sonundaysa siz ne yaparsanız yapın, onlar konuşmaya devam eder. bunu idrak etmek için kendinizi paralamaya, yorulmanıza gerek yok.
bu yüzden ilk seçeneğe dönüp size iyi gelen şeylere ve kendinize yapacağınız iyiliklere odaklanmalısınız. yemek yerken ağzından ya da arkanızdan tuhaf sesler çıkaran çalışma arkadaşınız yerine bedeniniz, sağlığınızla meşgul edin zihninizi. ananızı babanızı arayıp bir "günaydın" bir "nasılsın" deyin. bazen bu basit sözcüklere yakınlarınızın ne denli ihtiyacı olduğunu tahmin bile edemezsiniz. çevrenize iltifatlar, güzel sözler, güler yüz, bunlar maliyetli şeyler değil. yükselen enerjilerini fark edeceksiniz, bu sizi mutlu edecek.
her şeyin kusursuz olduğu bir dünya yok. mutluluk, mutsuzluk gibi sürekli yer değiştiren duygulara kapılmak yerine, görünen sınırlarınızı olabildiğince zorlayın. hala hayatın içinde olan harika insanlar, harika fırsatlar var, onlara uzak veya yakın ama belli bir mesafedesiniz. bildiğiniz geçmişi ezberlemize gerek yok; bilinmeyen geleceğinize, onun için neler yapabileceğinize odaklanın.
mutluluk da anlam da yoldur, yolunuzu bunlarla donatın. sonuç hiç önemli değil.
insan, sevmiyor her türlü nihayetleri. ölümü ve maddi yok oluşu kabullenmeyip karşılaştırmalı kontrastlarla kurduğu alternatif kurgusal alemler gibi. bitsin istemiyor.
yerine göre sıradanlık, herkes gibilik, benzerlikler arıyor; farklılık, benzemezlik, kendine özgülük sadakatinden vazgeçmeyerek. adanmışlık ve içindeki savaşçıyı etrafta koşturabileceği klanlarda, mahallelerde geziniyor. ararken mutlu, rastlayınca sevinçli, birlikteyken huzursuz oluyor.
birkaç defa nereye gideceğimi bilmediğim kara yolculuklarına çıktım. tatmin duygusu veya param, nereye kadar götürmüşse oraya kadar işte. gördüğünüz her yer, her insan, her varlık, her doğa, tutup sizi kolunuzdan o çocuk merakınıza götürüyor. içinizdeki her şeyden uzaklaşıp hayatı meraklı gözlerle izleyen en bebek haliniz oluyor. dünya güzel, yaşam hafif, tasa yoktur. iyi ya da kötü gördüğünüz hiçbir şey, size hakim olmaz çünkü geçici olan sizsiniz. konusu ve kahramanı olmak istemediğiniz halde merakla izlediğiniz bir tv programı gibi. fakat size yetişemeyen her şey, durduğunuz yerde sizi bulur ve yeniden birikmeye başlar.
hayatın, herkesin bir köşesine sarılıp sığınabileceği bir anlamına, ben henüz rastlamadım. arada kendimizi iyi hissettiren şeyleri kovalıyor, çokça da kendimizle mücadele ediyoruz. kendimizi ikna, kendimize yol yapma, kabullendirme, savunma, hakimiyet... hepsi de dayanağı içimizden başlayan doğrusal hareketler ama sadece başkalarının onayını gördüğümüzde kendimizi durdurabiliyoruz. günün sonundaysa siz ne yaparsanız yapın, onlar konuşmaya devam eder. bunu idrak etmek için kendinizi paralamaya, yorulmanıza gerek yok.
bu yüzden ilk seçeneğe dönüp size iyi gelen şeylere ve kendinize yapacağınız iyiliklere odaklanmalısınız. yemek yerken ağzından ya da arkanızdan tuhaf sesler çıkaran çalışma arkadaşınız yerine bedeniniz, sağlığınızla meşgul edin zihninizi. ananızı babanızı arayıp bir "günaydın" bir "nasılsın" deyin. bazen bu basit sözcüklere yakınlarınızın ne denli ihtiyacı olduğunu tahmin bile edemezsiniz. çevrenize iltifatlar, güzel sözler, güler yüz, bunlar maliyetli şeyler değil. yükselen enerjilerini fark edeceksiniz, bu sizi mutlu edecek.
her şeyin kusursuz olduğu bir dünya yok. mutluluk, mutsuzluk gibi sürekli yer değiştiren duygulara kapılmak yerine, görünen sınırlarınızı olabildiğince zorlayın. hala hayatın içinde olan harika insanlar, harika fırsatlar var, onlara uzak veya yakın ama belli bir mesafedesiniz. bildiğiniz geçmişi ezberlemize gerek yok; bilinmeyen geleceğinize, onun için neler yapabileceğinize odaklanın.
mutluluk da anlam da yoldur, yolunuzu bunlarla donatın. sonuç hiç önemli değil.
devamını gör...
115.
anlamsızlığıydı belki de.
devamını gör...
116.
bana kalırsa, hayattan anlayabildiklerindir.
anlayabildiklerini yaşamaktır.
anlayabildiklerini yaşamaktır.
devamını gör...
117.
belki de kaybettiğin anlamların toplamıdır.
devamını gör...
118.
hayatın anlamını tozlu sayfalarda,
asırlar önce yaşamış büyük adamların çoktan kurumuş mürekkepleriyle dolu kalemlerinden akan cümlelerde,
bir sinema çıkışında başlayan yağmurun hâmili kara bulutlarda,
yerlileri dışında kimsenin uğramadığı bir köyün en işlek ve tozlu caddesinde,
ışık geçirmeyen pencereleri kapalı karanlık odalarda,
mahzun bir kuşun hüznünü saklayan şen şakrak kanat seslerinde,
çürümüş dirseklerin komşusu kan çanağı gözlerde,
'elbet biter' dense de bitmeyen gecelerde,
üzerine gece sinmiş bir gündüz diliminde,
bir kutsal hırkada ya da bir uzay biliminde aradım, bulamadım.
yine de yoktur diyemiyorum. bir adım, bir adım daha...
asırlar önce yaşamış büyük adamların çoktan kurumuş mürekkepleriyle dolu kalemlerinden akan cümlelerde,
bir sinema çıkışında başlayan yağmurun hâmili kara bulutlarda,
yerlileri dışında kimsenin uğramadığı bir köyün en işlek ve tozlu caddesinde,
ışık geçirmeyen pencereleri kapalı karanlık odalarda,
mahzun bir kuşun hüznünü saklayan şen şakrak kanat seslerinde,
çürümüş dirseklerin komşusu kan çanağı gözlerde,
'elbet biter' dense de bitmeyen gecelerde,
üzerine gece sinmiş bir gündüz diliminde,
bir kutsal hırkada ya da bir uzay biliminde aradım, bulamadım.
yine de yoktur diyemiyorum. bir adım, bir adım daha...
devamını gör...
119.
bulunca editlerim. *
yaşadığımız hayatlara ve kaçırdığımız fırsatlara, kaybettiğimiz insanlara göre değişiyor sanırım, hayatın anlamı
çok mutluysan belki tutunacak birkaç kök bulabilirsin, anlam vardır, ama bulamıyorsan da yoktur.
yaşadığımız hayatlara ve kaçırdığımız fırsatlara, kaybettiğimiz insanlara göre değişiyor sanırım, hayatın anlamı
çok mutluysan belki tutunacak birkaç kök bulabilirsin, anlam vardır, ama bulamıyorsan da yoktur.
devamını gör...
120.
ay demeyin öyle şeyler yahu abartıyorsunuz. * teşekkür ederim.*
devamını gör...