ilginç etimolojik bağlantılar
başlık "ışıkhüzmesindegezendoga" tarafından 09.11.2020 00:21 tarihinde açılmıştır.
121.
gebermek kelimesi, eski kıpçak türkçesinde ‘kebe, gebe’ sözcüğünden gelir. bu da anlam olarak, şişkin hamile demektir. yine eski çağatay türkçesinde ise ‘keper’ kelimesi de ölümü çağrıştıran metinlerde geçmektedir. ayrıca, 16. yüzyılda hayvan bedenin ‘şişmesinin’ kastedildiği ifade edilmiştir. ölüm anlamını çağrıştıran bir kelimenin, yeni doğacak bir canlıyı ifade etmesi de bir o kadar zıt, bir o kadar anlamlı.
devamını gör...
122.
yalı sözcüğü rumcadan dilimize geçmiştir.
sahil anlamını taşır.
(bkz: çayelinden öteye gidelim yalı yalı)
sahil anlamını taşır.
(bkz: çayelinden öteye gidelim yalı yalı)
devamını gör...
123.
zühre yıldızını herkes duymuştur. modern türkçede venüs gezegeni olarak bilinir. bütün kültürlerde venüs gezegeni güzellik, dolayısıyla da kadınla ilişkilendirilir.
zührevi hastalık arapçadan dilimize girmiş olup "kadından bulaşan hastalık" demektir.
zührevi hastalık arapçadan dilimize girmiş olup "kadından bulaşan hastalık" demektir.
devamını gör...
124.
latince revolvere; dönmek, devinmek manasında. geç latincede ise revolutionem, dönmek manasına geliyor. daha sonrasında fransızcaya geçen kelime revolucion, dönmek ve devinim manasında özellikle gök cisimlerinin hareketleri için kullanılıyor.
bizim dilimize ise sadece ingilizce revolver kelimesi olarak geçmiş. altıpatlar tabanca. ingilizcede ise "dönen tabanca" revolver ve "devrim" revolution olarak geçiyor. ilginç olan kısımlardan biri ise revolution'un da devrim'in de farklı dillerden de olsa "devinim" kökünden gelmesi.
bizim dilimize ise sadece ingilizce revolver kelimesi olarak geçmiş. altıpatlar tabanca. ingilizcede ise "dönen tabanca" revolver ve "devrim" revolution olarak geçiyor. ilginç olan kısımlardan biri ise revolution'un da devrim'in de farklı dillerden de olsa "devinim" kökünden gelmesi.
devamını gör...
125.
sevan nişanyan
kelimebaz 1-2
elifin öküzü
100 güzel kelime
sözlerin soyağacı
kelimebaz 1-2
elifin öküzü
100 güzel kelime
sözlerin soyağacı
devamını gör...
126.
(bkz: ceket)
fransızca `jaquette` "avrupai cepken" sözcüğünden alıntıdır. fransızca sözcük `jaque` "1. köylü, 2. dize kadar inen köylü giysisi" sözcüğünden gelir. evet, bugün daha resmi olan bu giysinin asıl anlamı köylü giysisiymiş. :)
`jague` sözcüğü ise `jacques` "bir erkek adı, `yakub`" özel adından türetilmiştir. `jacques` ise latince aynı anlama gelen `jacobus` özel adından türetilmiştir. bunların hepsi türkçeye de geçen `yakup` özel isminin farklı varyasyonları.
tüm bu varyasyonların atası olan `yakob` sözcüğü ibranice "1.yakup, 2.tevrat'a göre ishak'ın oğlu ve israiloğullarının atası" özel adından türetilmiştir. bu kelimenin başkaca anlamları ise "1. topuk, 2. izinden gelme, ardından gelen, sonraki" anlamlarıdır.
dolayısıyla bugün türkçede kullandığımız "hemen ardından, hemen sonrasında" anlamına gelen `akabinde` kelimesinin de benzer anlamlara geldiğini hatırlamak çok zor olmasa gerek.
ayrıca "son, sonuç, sonunda, en sonunda" anlamlarına gelen `akıbet` kelimesi de bu köke dayanıyor.
ayrıca ingilizcede "1. bir erkek adı, 2. iskambilde vale" anlamlarına gelen `jack` kelimesine, "pota, çanak" anlamına gelen `pot` kelimesinin eklenmesi ile oluşan ve "1. pokerde vale çıkıncaya kadar biriken pot, 2. her türlü kumarda büyük kasa" anlamlarına gelen `jackpot` kelimesi de bu köke dayanır.
hatta ingilizcede "1. köylü uşak , at uşağı, yamak, 2. yarış atı binicisi" anlamına gelen `jokey` kelimesi de bu köke dayanır.
"fransız ihtilali esnasında (1791) pariste st honoré sokağındaki eski `st jacques manastırı`'nda toplanan radikal cumhuriyetçi hizip mensuplarına verilen ad" olan `jakoben` kelimesi de aynı köke dayanır.
şimdi daha da derine inme zamanı. tüm bu kelimelerin ibranicedeki `yakob` kelimesinden çıktığını söylemiştim. şimdi de bu kelimenin nereden ve hangi dilden türediğine bakalım:
bu `yakob` kelimesi ise arapçada "1. ayak topuğu, iz, ard, peş, sonra, 2. izleme, peşinden gitme" anlamlarına gelen `akab` sözcüğünden gelmektedir. dolayısıyla az önce bahsettiğim `akabinde` veya `akıbet` gibi kelimeler, bu bilgiden veya tanımdan sonra daha da bir anlam kazanıyor.
şimdi de gelelim bu `akab` kelimesinden türeyen bazı kelimelere.
arapçada "önü açık ve çoğu zaman külahlı yün cübbe" anlamına gelen önce arapçadan italyancaya, sonra italyancadan fransızcaya, sonra da fransızcadan türkçeye geçen ve fransızca anlamıyla "gemici paltosu" olan `kaban` kelimesi bu köke dayanır.
ayrıca arapçada "namazda mekke'ye dönme, namazda dönülen yön" anlamına gelen arapçadan türkçeye giren `kıble` sözcüğü,
arapçada "alma, benimseme" anlamına gelen ve oradan türkçeye geçen `kabul` sözcüğü,
"bir soydan olanlar, aşiret, boy, oymak" anlamına gelen ve türkçeye arapçadan geçen `kabile` sözcüğü,
“kabul edilen, benimsenmiş” anlamına gelen `makbul` ve ondan türeyen `makbule` sözcüğü,
"kabul görme" anlamına gelen `ikbal` sözcüğü de bu köke dayanır.
dolayısıyla `ceket`, `jaquette`, `jaque`, `jacques`, `yakub`, `jacobus`, `yakup`, `yakob`, `jack`, `akabinde`, `akıbet`, `jackpot`, `jakoben`, `jokey`, `akab`, `kaban`, `kıble`, `kabul`, `kabile`, `makbul`, `makbule`, `ikbal` sözcüklerinin hepsi aynı kökten türemiştir.
daha araştırsam çok devam eder ama bu kadar yeter bence. :)
gördüğünüz gibi hepsi aynı köke dayanıyor. ben bu durumu bir ananın çocuklarına, sonra o çocukların da kendi çocuklarının oluşuna benzetiyorum.
bana göre kelimeler birbirlerinin akrabasıdır ve bazı akrabaların birbirini tanıması için dedelere, nenelere gitmek gerekebilir. :)
son olarak sevdiğim bir sözle bitirmek istiyorum:
"etimoloji der ki: beraber olduğun şeye dikkat et çünkü bir zaman sonra göğsünü yasladığın şeye dönüşürsün."
fransızca `jaquette` "avrupai cepken" sözcüğünden alıntıdır. fransızca sözcük `jaque` "1. köylü, 2. dize kadar inen köylü giysisi" sözcüğünden gelir. evet, bugün daha resmi olan bu giysinin asıl anlamı köylü giysisiymiş. :)
`jague` sözcüğü ise `jacques` "bir erkek adı, `yakub`" özel adından türetilmiştir. `jacques` ise latince aynı anlama gelen `jacobus` özel adından türetilmiştir. bunların hepsi türkçeye de geçen `yakup` özel isminin farklı varyasyonları.
tüm bu varyasyonların atası olan `yakob` sözcüğü ibranice "1.yakup, 2.tevrat'a göre ishak'ın oğlu ve israiloğullarının atası" özel adından türetilmiştir. bu kelimenin başkaca anlamları ise "1. topuk, 2. izinden gelme, ardından gelen, sonraki" anlamlarıdır.
dolayısıyla bugün türkçede kullandığımız "hemen ardından, hemen sonrasında" anlamına gelen `akabinde` kelimesinin de benzer anlamlara geldiğini hatırlamak çok zor olmasa gerek.
ayrıca "son, sonuç, sonunda, en sonunda" anlamlarına gelen `akıbet` kelimesi de bu köke dayanıyor.
ayrıca ingilizcede "1. bir erkek adı, 2. iskambilde vale" anlamlarına gelen `jack` kelimesine, "pota, çanak" anlamına gelen `pot` kelimesinin eklenmesi ile oluşan ve "1. pokerde vale çıkıncaya kadar biriken pot, 2. her türlü kumarda büyük kasa" anlamlarına gelen `jackpot` kelimesi de bu köke dayanır.
hatta ingilizcede "1. köylü uşak , at uşağı, yamak, 2. yarış atı binicisi" anlamına gelen `jokey` kelimesi de bu köke dayanır.
"fransız ihtilali esnasında (1791) pariste st honoré sokağındaki eski `st jacques manastırı`'nda toplanan radikal cumhuriyetçi hizip mensuplarına verilen ad" olan `jakoben` kelimesi de aynı köke dayanır.
şimdi daha da derine inme zamanı. tüm bu kelimelerin ibranicedeki `yakob` kelimesinden çıktığını söylemiştim. şimdi de bu kelimenin nereden ve hangi dilden türediğine bakalım:
bu `yakob` kelimesi ise arapçada "1. ayak topuğu, iz, ard, peş, sonra, 2. izleme, peşinden gitme" anlamlarına gelen `akab` sözcüğünden gelmektedir. dolayısıyla az önce bahsettiğim `akabinde` veya `akıbet` gibi kelimeler, bu bilgiden veya tanımdan sonra daha da bir anlam kazanıyor.
şimdi de gelelim bu `akab` kelimesinden türeyen bazı kelimelere.
arapçada "önü açık ve çoğu zaman külahlı yün cübbe" anlamına gelen önce arapçadan italyancaya, sonra italyancadan fransızcaya, sonra da fransızcadan türkçeye geçen ve fransızca anlamıyla "gemici paltosu" olan `kaban` kelimesi bu köke dayanır.
ayrıca arapçada "namazda mekke'ye dönme, namazda dönülen yön" anlamına gelen arapçadan türkçeye giren `kıble` sözcüğü,
arapçada "alma, benimseme" anlamına gelen ve oradan türkçeye geçen `kabul` sözcüğü,
"bir soydan olanlar, aşiret, boy, oymak" anlamına gelen ve türkçeye arapçadan geçen `kabile` sözcüğü,
“kabul edilen, benimsenmiş” anlamına gelen `makbul` ve ondan türeyen `makbule` sözcüğü,
"kabul görme" anlamına gelen `ikbal` sözcüğü de bu köke dayanır.
dolayısıyla `ceket`, `jaquette`, `jaque`, `jacques`, `yakub`, `jacobus`, `yakup`, `yakob`, `jack`, `akabinde`, `akıbet`, `jackpot`, `jakoben`, `jokey`, `akab`, `kaban`, `kıble`, `kabul`, `kabile`, `makbul`, `makbule`, `ikbal` sözcüklerinin hepsi aynı kökten türemiştir.
daha araştırsam çok devam eder ama bu kadar yeter bence. :)
gördüğünüz gibi hepsi aynı köke dayanıyor. ben bu durumu bir ananın çocuklarına, sonra o çocukların da kendi çocuklarının oluşuna benzetiyorum.
bana göre kelimeler birbirlerinin akrabasıdır ve bazı akrabaların birbirini tanıması için dedelere, nenelere gitmek gerekebilir. :)
son olarak sevdiğim bir sözle bitirmek istiyorum:
"etimoloji der ki: beraber olduğun şeye dikkat et çünkü bir zaman sonra göğsünü yasladığın şeye dönüşürsün."
devamını gör...
127.
(bkz: bulvar) fransızca boulevard sözcüğünden alıntıdır. bu sözcük "1. istihkâm, şehir suru, 2. 18. yy'dan itibaren yıktırılan kent surları yerine açılan geniş cadde" olmak üzere 2 anlama gelir. bu fransızca sözcük almanca bollwerk sözcüğünden alıntıdır. bu kelime ise "dikme kütüklerden yapılan koruma duvarı, sur" anlamına gelmektedir ve bu bollwerk kelimesi ise eski yüksek almanca'da "kütük, tomruk" anlamına gelen bol ve almanca'da "iş, yapı" anlamına gelen werk kelimelerinin birleşiminden oluşmaktadır.
"dikme kütüklerden yapılan koruma duvarı, sur" demiştik bollwerk kelimesine. eskiden bazı kaleler ağaçlardan yapılırmış. bunun en güzel kanıtı palanka kelimesidir. bu kelime "yan yana çakılmış ağaç kazıklarla ve toprak doldurularak yapılan, çevresi hendekle çevrili küçük kale." anlamına gelmektedir ve eğer dikkat ettiyseniz palanka kelimesinin de bolwerk kelimesinin de başı birbirine çok benziyor. palankanın da benzer köke dayandığını başka bir örnekle açıklayalım.
türkçede "kalınca bir sopayla bunun iki ucuna bağlı bir ipten oluşan, ayakları uygun bir biçimde sıkıştırmakta yararlanılan bir dayak aracı." anlamına gelen ve arapçadan dilimize geçen falaka kelimesi yunancada "kütük, kalın sopa" anlamına gelen phalang kelimesinden türemiştir. dolayısıyla palanka ile phalang arasındaki hem okunuş hem de anlam benzerliğini de bu şekilde görmüş olduk.
türkçeye fransızcadan geçen, "saray, görkemli konut, gösterişli yapı" anlamına gelen palace sözcüğü de (türkçesi (gbkz: palas) aynı köke dayanmaktadır. takdir edersiniz ki kaleler de az gösterişli değiller. :)
venedikçe balcòn veya fransızca balcon sözcüklerinden türeyen ve "bir kirişle taşınan ev çıkması, cumba" anlamlarına gelen balkon kelimesi de bu köke dayanmaktadır. bahsedilen kiriş günümüzde betonla yapılıyor fakat eski zamanlarda yine yukarıda defalarca bahsettiğim gibi kalın ağaç gövdesi veya kütükten yapılırdı. dolayısıyla bunun açıklaması da bu şekilde.
yunancadaki phalang kelimesinin bir anlamının da "kalın sopa" olduğunu söylemiştim.
bu kelimenin, "eski yunan'da genellikle mızrak ve benzeri silahlar kullanan askerlerin birbirinden ayrılmadan art arda saflar halinde savaşmasını esas kabul eden bir savaş düzeni." anlamı da vardır ve eski yunan'daki bu birlik phálanks olarak nitelendirilir, bu kelime hem bu birliğin adı hem de bu savaş taktiğinin adı olarak kullanılır. türkçede ise falanks şeklinde geçer. dolayısıyla phalang kelimesinin anlamlarından biri olan "uzun sopa" anlamı (yukarıda bahsetmiştim), bu savaş düzeninde fazlasıyla ön planda olan mızraklardan dolayı bu düzene adını vermiştir. mızrakların da basit ifadeyle uzun sopalardan oluştuğunu fark etmemek çok güç olsa gerek. ayrıca internette "falanks savaş düzeni" şeklinde arama yaparsanız eğer, o düzenin fotoğraflarında en çok hangi savaş aletinin bulunduğunu görünce ne dediğimi daha iyi anlarsınız bence. :)
ingilizce'de ağaç gövdesi anlamına gelen bole kelimesini bilirsiniz. bu kelimeye aşırı benzer olan bowl kelimesi vardır. bu kelimenin "kase, tahta top, topu yerde yuvarlama." gibi birçok anlamı vardır. özellikle kase olanı tıpkı yarım bir top şeklindedir. eski kaseler genellikle bu şekildedir:
dolayısıyla bole, bowl ve bowling gibi kelimeler de yine tüm saydıklarımız gibi kütüğe, ağaca dayanıyor. :) hatta top anlamına gelen ball kelimesi de öyle. hatta ondan türeyen balloon (türkçedeki (gbkz: balon)) kelimesi de.
hatta ve hatta "çim bir alanda, atlara binmiş dörder kişilik iki takım arasında oynanan, ucu tokmak biçiminde değneklerle yerdeki topa vurup onu rakip kaleye sokmaya dayanan bir top oyunu." anlamına gelen polo oyunu da yine bu köke dayanıyor.
dilimize italyancadan geçen ve "yük kaydırmak için kullanılan yuvarlak kütük." anlamına gelen palanco, türkçe haliyle palanga kelimesi de aynı köke dayanmaktadır. gördüğünüz gibi yine kütük veya yuvarlak kütük tabirleri karşımıza çıkıyor.
önce ispanyolcadan fransızcaya, sonra da fransızcadan türkçeye geçen, "1. kauçuk ağacı, kauçuk" anlamına gelen ve her üç dilde de balata şeklinde yazılan bu kelime de yine ağaca ve aynı köke dayanır.
ağaç türünden söz açılmışken, eski yunancada "meşe palamudu" anlamına gelen balaníts sözcüğü de (dolayısıyla (gbkz: palamut) sözcüğü de) aynı köke dayanır.
"bir tür kuş" anlamına gelen ve fransızca olan pélican (türkçede (gbkz: pelikan)) kelimesi, geç latince aynı anlama gelen pelecanus sözcüğünden evrilmiştir. pelecanus sözcüğü ise eski yunancada "balta gagalı" anlamına gelen pelekán sözcüğünden türemiştir. pelekán ise yine eski yunancada "sivri uçlu balta" anlamına gelen pélekys sözcüğüne dayanmaktadır. bu sözcük ise akadcada ve sümercede "sivri uçlu balta" anlama gelen balak sözcüğüne dayanmaktadır. fark edeceğiniz üzere balta da ağaçtan, kütükten yapılan bir alet. dolayısıyla baltanın da aynı köke dayanması hiç de mantıksız değil.
araştırmaya devam edersem daha çok yazarım ama burada bitirmek istedim.
dolayısıyla bulvar, boulevard , bollwerk , bol , palanka , falaka , phalang , palace , palas , balcòn , balkon , phálanks , falanks , bole , bowl , bowling , ball , balloon , balon , polo , palanco , palanga , balata , balaníts , palamut , pélican ,pelikan , pelecanus , pelekán , pélekys , balak kelimelerinin hepsi aynı köke dayanmaktadır.
bunların hepsi o başından beri bahsettiğimiz ağacın farklı dalları. insanlık da diller de kelimeler de tıpkı o ağaç gibi büyümüş; kütükten, gövdeden ayrılmış ve farklı dallara ayrılmış. bazı kelimeler veya insanlar tıpkı ağacın bazı dalları gibi biraz birbirinden uzağa düşmüş, biraz farklılaşmış ama neticede hepsinin çıktığı yer aynı ağaç, aynı gövde, aynı kütük. bu sebeple ne sandığımız kadar uzağız birbirimize ne de dillerimiz sandığımız kadar farklı. hatta hepimiz o ağaçtan çıktık ve yine hepimiz sonunda o ağaca döneceğiz ama maalesef biz bu kadar yakın olduğumuzu unutup birbirimize düşman olmayı seçmişiz. zira sürekli bahsettiğimiz o ağaç bize oksijen vermiş, meyve vermiş ama biz onu kesip bahsi geçen o mızrakları yapmışız. hatta utanmayıp yaptığımız mızraklara bile bize meyve veren o ağacın adını vermişiz. canlıların arasında ancak insan bu kadar nankör olabilir. zira ben hiç ağaçtan mızrak yapıp birbirine saldıran iki hayvan görmedim. umarım o mızrakların, sadece yeni dikilecek ağaçların yerini kazmak için kullanıldığı bir dünyayı da görürüz.
seviyorum sizi.
"dikme kütüklerden yapılan koruma duvarı, sur" demiştik bollwerk kelimesine. eskiden bazı kaleler ağaçlardan yapılırmış. bunun en güzel kanıtı palanka kelimesidir. bu kelime "yan yana çakılmış ağaç kazıklarla ve toprak doldurularak yapılan, çevresi hendekle çevrili küçük kale." anlamına gelmektedir ve eğer dikkat ettiyseniz palanka kelimesinin de bolwerk kelimesinin de başı birbirine çok benziyor. palankanın da benzer köke dayandığını başka bir örnekle açıklayalım.
türkçede "kalınca bir sopayla bunun iki ucuna bağlı bir ipten oluşan, ayakları uygun bir biçimde sıkıştırmakta yararlanılan bir dayak aracı." anlamına gelen ve arapçadan dilimize geçen falaka kelimesi yunancada "kütük, kalın sopa" anlamına gelen phalang kelimesinden türemiştir. dolayısıyla palanka ile phalang arasındaki hem okunuş hem de anlam benzerliğini de bu şekilde görmüş olduk.
türkçeye fransızcadan geçen, "saray, görkemli konut, gösterişli yapı" anlamına gelen palace sözcüğü de (türkçesi (gbkz: palas) aynı köke dayanmaktadır. takdir edersiniz ki kaleler de az gösterişli değiller. :)
venedikçe balcòn veya fransızca balcon sözcüklerinden türeyen ve "bir kirişle taşınan ev çıkması, cumba" anlamlarına gelen balkon kelimesi de bu köke dayanmaktadır. bahsedilen kiriş günümüzde betonla yapılıyor fakat eski zamanlarda yine yukarıda defalarca bahsettiğim gibi kalın ağaç gövdesi veya kütükten yapılırdı. dolayısıyla bunun açıklaması da bu şekilde.
yunancadaki phalang kelimesinin bir anlamının da "kalın sopa" olduğunu söylemiştim.
bu kelimenin, "eski yunan'da genellikle mızrak ve benzeri silahlar kullanan askerlerin birbirinden ayrılmadan art arda saflar halinde savaşmasını esas kabul eden bir savaş düzeni." anlamı da vardır ve eski yunan'daki bu birlik phálanks olarak nitelendirilir, bu kelime hem bu birliğin adı hem de bu savaş taktiğinin adı olarak kullanılır. türkçede ise falanks şeklinde geçer. dolayısıyla phalang kelimesinin anlamlarından biri olan "uzun sopa" anlamı (yukarıda bahsetmiştim), bu savaş düzeninde fazlasıyla ön planda olan mızraklardan dolayı bu düzene adını vermiştir. mızrakların da basit ifadeyle uzun sopalardan oluştuğunu fark etmemek çok güç olsa gerek. ayrıca internette "falanks savaş düzeni" şeklinde arama yaparsanız eğer, o düzenin fotoğraflarında en çok hangi savaş aletinin bulunduğunu görünce ne dediğimi daha iyi anlarsınız bence. :)
ingilizce'de ağaç gövdesi anlamına gelen bole kelimesini bilirsiniz. bu kelimeye aşırı benzer olan bowl kelimesi vardır. bu kelimenin "kase, tahta top, topu yerde yuvarlama." gibi birçok anlamı vardır. özellikle kase olanı tıpkı yarım bir top şeklindedir. eski kaseler genellikle bu şekildedir:

dolayısıyla bole, bowl ve bowling gibi kelimeler de yine tüm saydıklarımız gibi kütüğe, ağaca dayanıyor. :) hatta top anlamına gelen ball kelimesi de öyle. hatta ondan türeyen balloon (türkçedeki (gbkz: balon)) kelimesi de.
hatta ve hatta "çim bir alanda, atlara binmiş dörder kişilik iki takım arasında oynanan, ucu tokmak biçiminde değneklerle yerdeki topa vurup onu rakip kaleye sokmaya dayanan bir top oyunu." anlamına gelen polo oyunu da yine bu köke dayanıyor.
dilimize italyancadan geçen ve "yük kaydırmak için kullanılan yuvarlak kütük." anlamına gelen palanco, türkçe haliyle palanga kelimesi de aynı köke dayanmaktadır. gördüğünüz gibi yine kütük veya yuvarlak kütük tabirleri karşımıza çıkıyor.
önce ispanyolcadan fransızcaya, sonra da fransızcadan türkçeye geçen, "1. kauçuk ağacı, kauçuk" anlamına gelen ve her üç dilde de balata şeklinde yazılan bu kelime de yine ağaca ve aynı köke dayanır.
ağaç türünden söz açılmışken, eski yunancada "meşe palamudu" anlamına gelen balaníts sözcüğü de (dolayısıyla (gbkz: palamut) sözcüğü de) aynı köke dayanır.
"bir tür kuş" anlamına gelen ve fransızca olan pélican (türkçede (gbkz: pelikan)) kelimesi, geç latince aynı anlama gelen pelecanus sözcüğünden evrilmiştir. pelecanus sözcüğü ise eski yunancada "balta gagalı" anlamına gelen pelekán sözcüğünden türemiştir. pelekán ise yine eski yunancada "sivri uçlu balta" anlamına gelen pélekys sözcüğüne dayanmaktadır. bu sözcük ise akadcada ve sümercede "sivri uçlu balta" anlama gelen balak sözcüğüne dayanmaktadır. fark edeceğiniz üzere balta da ağaçtan, kütükten yapılan bir alet. dolayısıyla baltanın da aynı köke dayanması hiç de mantıksız değil.
araştırmaya devam edersem daha çok yazarım ama burada bitirmek istedim.
dolayısıyla bulvar, boulevard , bollwerk , bol , palanka , falaka , phalang , palace , palas , balcòn , balkon , phálanks , falanks , bole , bowl , bowling , ball , balloon , balon , polo , palanco , palanga , balata , balaníts , palamut , pélican ,pelikan , pelecanus , pelekán , pélekys , balak kelimelerinin hepsi aynı köke dayanmaktadır.
bunların hepsi o başından beri bahsettiğimiz ağacın farklı dalları. insanlık da diller de kelimeler de tıpkı o ağaç gibi büyümüş; kütükten, gövdeden ayrılmış ve farklı dallara ayrılmış. bazı kelimeler veya insanlar tıpkı ağacın bazı dalları gibi biraz birbirinden uzağa düşmüş, biraz farklılaşmış ama neticede hepsinin çıktığı yer aynı ağaç, aynı gövde, aynı kütük. bu sebeple ne sandığımız kadar uzağız birbirimize ne de dillerimiz sandığımız kadar farklı. hatta hepimiz o ağaçtan çıktık ve yine hepimiz sonunda o ağaca döneceğiz ama maalesef biz bu kadar yakın olduğumuzu unutup birbirimize düşman olmayı seçmişiz. zira sürekli bahsettiğimiz o ağaç bize oksijen vermiş, meyve vermiş ama biz onu kesip bahsi geçen o mızrakları yapmışız. hatta utanmayıp yaptığımız mızraklara bile bize meyve veren o ağacın adını vermişiz. canlıların arasında ancak insan bu kadar nankör olabilir. zira ben hiç ağaçtan mızrak yapıp birbirine saldıran iki hayvan görmedim. umarım o mızrakların, sadece yeni dikilecek ağaçların yerini kazmak için kullanıldığı bir dünyayı da görürüz.
seviyorum sizi.
devamını gör...
128.
sivilce
eski türkçe bir kelime olan 'siğil' den gelmektedir. siğilce yapılarak -ce eki ile küçültülüp, önemsizleştirilmiştir. zaman içinde de dilimize sivilce olarak yer etmiştir.
eski türkçe bir kelime olan 'siğil' den gelmektedir. siğilce yapılarak -ce eki ile küçültülüp, önemsizleştirilmiştir. zaman içinde de dilimize sivilce olarak yer etmiştir.
devamını gör...
129.
benjamin-bünyamin
david-davut
josef-yusuf
gibi gibi gibi
david-davut
josef-yusuf
gibi gibi gibi
devamını gör...
130.
türkçe'ye arapça'dan giren mevta sözcüğü arapça mawt= ölüm sözcüğünden gelmedir. bu da aramice mot sözcüğünden evrilmiştir. bu sözcüğün aslı akatça matu'dur.
satrançta "mat" olmak da ölmek, öldü demektir.
ispanyolca matador da aynı kökenden gelir. öldürmek ispanyolca'da matar demek olup matador öldüren kişi anlamına gelir.
satrançta "mat" olmak da ölmek, öldü demektir.
ispanyolca matador da aynı kökenden gelir. öldürmek ispanyolca'da matar demek olup matador öldüren kişi anlamına gelir.
devamını gör...
131.
idiot kelimesi etimolojik kökeni itibariyle kendi, şahsi anlamına gelen idios (ῐ̓́δῐος) kökünden, toplumsal olan ile ilgilenmeyen, bireysel insan yani idiotes (ῐ̓δῐώτης) e evrilip bugünkü kullanıma zemin hazırlamıştır.
devamını gör...
132.
sefere çıkana seferi deniyor. yani misafir sözcüğü de bu kökenle ilgili. bu arapça kökenli sözcük, ne yazık ki, afrika'da vahşi yaşam hayvanlarını avlamak adı altında gösterişli ve zengin zevkine uygun cinayet olan safari ile de aynı kökene dayanıyor. kuzey afrika'da islamiyet yaygınlaşınca arapça da yaygınlaşmış. sonra da doğu afrika dilleri de bu sözcüğü kullanmış ve " iz sürülerek yapılan sürek avı" manasına gelen safari sözcüğü de batı'ya geçince tam bir facianın da başlangıcına sebep olmuş. dişi için fili, yelesi için aslanı, boynuzu için gergedanı, kafasını duvara asmak için ceylanı avlayan vahşi batı zihniyeti yüzünden de hayvanların soyu azalma tehlikesi ile yüz yüze gelmiş.
devamını gör...
133.
tarçının aslında çin odunu olduğunu biliyor muydunuz?
"dar" kelimesi farsçada odun/ağaç anlamına gelir. bu kelimenin "çin" sözcüğü ile birleşmesinden "dar-ı çin" olmuş o da zamanla tarçın haline gelmiş.
hadi afiyet olsun.
"dar" kelimesi farsçada odun/ağaç anlamına gelir. bu kelimenin "çin" sözcüğü ile birleşmesinden "dar-ı çin" olmuş o da zamanla tarçın haline gelmiş.
hadi afiyet olsun.
devamını gör...
134.
kozmetik= kozmos sözcüğünden gelir. düzenli, düzgün manasında.
anarşi= an arkhe, yani arkhe sözcüğünden gelir. arkhe, ilk neden ilk madde, anarkhe olumsuzluk ön ekiyle, ilkesiz, kuralsız manasında.
anarşi= an arkhe, yani arkhe sözcüğünden gelir. arkhe, ilk neden ilk madde, anarkhe olumsuzluk ön ekiyle, ilkesiz, kuralsız manasında.
devamını gör...
135.
isa mesih'in gerçek ismi yeşu'dur. bu isim incil grekçeye yazıldığı için jesu olarak geçiyor grekçeye. ordan avrupa dillerine intikal ediyor. isa, kur-an'da geçen bir isimdir. adama gidip "isa" diye hitap etseniz yüzünüze bakmazdı. avrupa dillerinin kahir ekseriyetinde isa yerine jesus diye anılmasının sebebi budur. eğer müslüman olsalardı kur-an'dan bu isimleri öğrenecekleri için dışarda ibrahim, ismail, isa gibi insanlar görürdük. bu isimleri kur-an'dan değil, kitab-ı mukaddes'ten öğrendiler. dolayısıyla isimler farklı.
devamını gör...
136.
penç, farsça beş demektir. pencab=beş nehir
perşembe=penç+embe--haftanın 5. günü
pencere
perşembe=penç+embe--haftanın 5. günü
pencere
devamını gör...
137.
pastör ünvanındaki pasteur;
latince koyun çobanı anlamına gelen pastor kelimesinden gelmektedir.
latince koyun çobanı anlamına gelen pastor kelimesinden gelmektedir.
devamını gör...
138.
serbest kelimesi;
farsça sar-baste «baş bağı», imza ve mühür gibi hukuki bir belgenin bağlayıcı işareti” sözcüğünden türetilmiştir. bu sözcük farsça sar “baş” ve farsça bastan “bağlamak” fiillerinin bileşiğidir.
aslı “konfirme, onaylı” anlamında hukuk terimi iken osmanlı ıstılahında "bağışık, muaf" anlamını kazanmıştır.
farsça isim tamlamasından arapça +iyyet ekiyle yakın dönemde türetilen serbestiyet sözcüğü galat-ı fahiştir.
“muaf, bağışık” [fatih sultan mehmed, kanunname-i al-i osman, 1481 yılından önce]
çavuş ve kâtib timarı beğler zencirinden serbestdir, meger ki ˁumūr-ı muazzama vākıˁ ola
[meninski, thesaurus, 1680]
farsça sar-baste «baş bağı», imza ve mühür gibi hukuki bir belgenin bağlayıcı işareti” sözcüğünden türetilmiştir. bu sözcük farsça sar “baş” ve farsça bastan “bağlamak” fiillerinin bileşiğidir.
aslı “konfirme, onaylı” anlamında hukuk terimi iken osmanlı ıstılahında "bağışık, muaf" anlamını kazanmıştır.
farsça isim tamlamasından arapça +iyyet ekiyle yakın dönemde türetilen serbestiyet sözcüğü galat-ı fahiştir.
“muaf, bağışık” [fatih sultan mehmed, kanunname-i al-i osman, 1481 yılından önce]
çavuş ve kâtib timarı beğler zencirinden serbestdir, meger ki ˁumūr-ı muazzama vākıˁ ola
[meninski, thesaurus, 1680]
devamını gör...
139.
bence üzerine sayfalarca yazı yazılabilecek, sosyolojik araştırmalar yapılabilecek en ilgin kelime köy ve ondan türeyen kelimelerdir, alıntıyı olduğu gibi ekliyorum.
köylüden ağır küfür var mıdır?
gaia yunan mitolojisinde toprak ana gibi bir röle tekabül eder. adının etimilojisi açık değildir ancak yunancada toprak/yer/dünya anlamına gelen ge kökü bundan bozulmadır. jeoloji, geometri vs. bundan gelir. dünyanın şekli geoiddir demek dünyanın şekli dünyanın şekli gibi'dir civarı bir anlama gelir. kişi adı olan yorgo(s) da bundan türetmedir ve esasen çiftçi anlamına gelir. 3. yüzyılın sonlarında yaşadığı anlatılan kapadokyalı aziz yorgos hristiyan inancının en meşhur şehitlerinden/azizlerindendir. asker olduğu anlatılan aziz bilhassa haçlı seferlerinde büyük bir popülarite kazanmış ve ejderha öldürme narativi bu dönemde ortaya çıkmıştır.
ingiltere kralı iii. edward, fransa tahtında hak iddia edip yüzyıl savaşlarını başlattıktan sonra kurduğu the order of the garter'nın koruyucu azizi olarak azizi yorgos'u seçmiş ve sembolü olarak da onun haçını kullanmıştır. zamanla bu sembol ingiltere'nin bayrağı, aziz yorgos da ülkenin koruyucu azizi olmuştur. hristiyan halkların dillerindeki son derece yaygın george, jurgen, jorgen, giorgio, jorge, gheorge, georgiy, kevork vs. adları kendisine matuftur ve böylece yunanca çiftçi kelimesi büyük bir itibar kazanmıştır.
ancak diğer dillerdeki benzer kelimeler bu talihten mahrumdur.
medine arapçada kelime anlamıyla şehir demektir. bugün medine adıyla bilinen şehrin islam öncesi adı yathrib olup şehir bir dönem taybah diye anılmış dahası sonra ise direkt al-madina (the şehir) yahut al-madina-ul-munawwarah (aydınlatılmış şehir, nvr kökünden bkz. tenvir, tenevvür, buradaki münevver tdk'nın ikame olarak öneridiği aydın anlamında kullanılsa da kelime edilgen olduğundan böyle tercüme daha doğru olacaktır, kavramın ingilizce dengi olan enlightened da yine kelime anlamıyla aydınlatılmış demektir) şeklinde anılmıştır. medeni ise arapçada şehirli, spesifik olarak medineli anlamına gelmektedir ve türkçedeki civilised/civil anlamı 19. yüzyılda batılı kavramların ithali kapsamında özgülenmiştir. civil ise latince şehir anlamına gelen civitas'tan gelir ve yine esasen şehirli demektir. ingilizce city ile kökteştir. ingilizcede vatandaş anlamına gelen citizen de esasen şehirli demektir. arapçanın yakın akrabası aramicede ise kafar köy anlamına gelir. bu aynı zamanda kafir kelimesi için de en uygun gözüken kaynaktır. latince paganus da yine esasen köylü demektir ve peasant ile kökteştir. pag- kökü esasen dikmek, sabitlemek demektir ve pro-paganda (lehe-dikme), peyzaj ve pakt da bundan gelir. türkçenin en yeni kelimelerinden biri ise gundi'dir ve kelime kürtçeden (krm?) alıntı olup gund/köy'den türetmedir ve köylü demektir. gund kent ile kökteş olup kent soğdcadan ithaldir. ingilizce villain (habis), fransızca vilain (çirkin) ve italyanca villano (kaba) kelimeleri de villa ve village ile kökteş olup esasen yine köylü/toprak kölesi anlamına gelir. bunların sebebi dilin direksiyonunda şehirli elitlerin olmasıdır. bu, sıklıkla söylenen "halk osmanlı türkçesini anlamıyordu" argümanında da halktan kasıt gayri-elitler/köylüler ise (cumhiyetin ilk yıllarına dair istatistikler nüfusun %75 civarının köylü olduğunu gösterir) türkçe, osmanlıların uzun süre bilim dili olmuş arapça kelimelerin ithaliyle gelişirken bu kelimeleri bilmeyen ve anlayamayan köylülerin iradelerinin neden dile etki edemediğini de açıklar. sıklıkla "arapça ve farsça" dense de bilhassa teknik terimlerde farsça çok azdır, hukuk terimlerinde neredeyse hiç yoktur ve genel etkisi de arapça ile mukayese edilecek seviyede değildir. dili elitleri yönetmesinin bir diğer sonucu da esasen ortalamaya ve sıradanlığa işaret eden kelimelerin pejoratif anlamlar/konotasyonlar kazanmalarıdır. adi kelime anlamıyla alışılmış, normal demek iken vasat da esasen ortalama demektir. vasıta aynı kökten olup ortada/arada olan şey, araç anlamına gelir.
köylüden ağır küfür var mıdır?
gaia yunan mitolojisinde toprak ana gibi bir röle tekabül eder. adının etimilojisi açık değildir ancak yunancada toprak/yer/dünya anlamına gelen ge kökü bundan bozulmadır. jeoloji, geometri vs. bundan gelir. dünyanın şekli geoiddir demek dünyanın şekli dünyanın şekli gibi'dir civarı bir anlama gelir. kişi adı olan yorgo(s) da bundan türetmedir ve esasen çiftçi anlamına gelir. 3. yüzyılın sonlarında yaşadığı anlatılan kapadokyalı aziz yorgos hristiyan inancının en meşhur şehitlerinden/azizlerindendir. asker olduğu anlatılan aziz bilhassa haçlı seferlerinde büyük bir popülarite kazanmış ve ejderha öldürme narativi bu dönemde ortaya çıkmıştır.
ingiltere kralı iii. edward, fransa tahtında hak iddia edip yüzyıl savaşlarını başlattıktan sonra kurduğu the order of the garter'nın koruyucu azizi olarak azizi yorgos'u seçmiş ve sembolü olarak da onun haçını kullanmıştır. zamanla bu sembol ingiltere'nin bayrağı, aziz yorgos da ülkenin koruyucu azizi olmuştur. hristiyan halkların dillerindeki son derece yaygın george, jurgen, jorgen, giorgio, jorge, gheorge, georgiy, kevork vs. adları kendisine matuftur ve böylece yunanca çiftçi kelimesi büyük bir itibar kazanmıştır.
ancak diğer dillerdeki benzer kelimeler bu talihten mahrumdur.
medine arapçada kelime anlamıyla şehir demektir. bugün medine adıyla bilinen şehrin islam öncesi adı yathrib olup şehir bir dönem taybah diye anılmış dahası sonra ise direkt al-madina (the şehir) yahut al-madina-ul-munawwarah (aydınlatılmış şehir, nvr kökünden bkz. tenvir, tenevvür, buradaki münevver tdk'nın ikame olarak öneridiği aydın anlamında kullanılsa da kelime edilgen olduğundan böyle tercüme daha doğru olacaktır, kavramın ingilizce dengi olan enlightened da yine kelime anlamıyla aydınlatılmış demektir) şeklinde anılmıştır. medeni ise arapçada şehirli, spesifik olarak medineli anlamına gelmektedir ve türkçedeki civilised/civil anlamı 19. yüzyılda batılı kavramların ithali kapsamında özgülenmiştir. civil ise latince şehir anlamına gelen civitas'tan gelir ve yine esasen şehirli demektir. ingilizce city ile kökteştir. ingilizcede vatandaş anlamına gelen citizen de esasen şehirli demektir. arapçanın yakın akrabası aramicede ise kafar köy anlamına gelir. bu aynı zamanda kafir kelimesi için de en uygun gözüken kaynaktır. latince paganus da yine esasen köylü demektir ve peasant ile kökteştir. pag- kökü esasen dikmek, sabitlemek demektir ve pro-paganda (lehe-dikme), peyzaj ve pakt da bundan gelir. türkçenin en yeni kelimelerinden biri ise gundi'dir ve kelime kürtçeden (krm?) alıntı olup gund/köy'den türetmedir ve köylü demektir. gund kent ile kökteş olup kent soğdcadan ithaldir. ingilizce villain (habis), fransızca vilain (çirkin) ve italyanca villano (kaba) kelimeleri de villa ve village ile kökteş olup esasen yine köylü/toprak kölesi anlamına gelir. bunların sebebi dilin direksiyonunda şehirli elitlerin olmasıdır. bu, sıklıkla söylenen "halk osmanlı türkçesini anlamıyordu" argümanında da halktan kasıt gayri-elitler/köylüler ise (cumhiyetin ilk yıllarına dair istatistikler nüfusun %75 civarının köylü olduğunu gösterir) türkçe, osmanlıların uzun süre bilim dili olmuş arapça kelimelerin ithaliyle gelişirken bu kelimeleri bilmeyen ve anlayamayan köylülerin iradelerinin neden dile etki edemediğini de açıklar. sıklıkla "arapça ve farsça" dense de bilhassa teknik terimlerde farsça çok azdır, hukuk terimlerinde neredeyse hiç yoktur ve genel etkisi de arapça ile mukayese edilecek seviyede değildir. dili elitleri yönetmesinin bir diğer sonucu da esasen ortalamaya ve sıradanlığa işaret eden kelimelerin pejoratif anlamlar/konotasyonlar kazanmalarıdır. adi kelime anlamıyla alışılmış, normal demek iken vasat da esasen ortalama demektir. vasıta aynı kökten olup ortada/arada olan şey, araç anlamına gelir.
devamını gör...
140.
çeyrek kuruş anlamında kullanılan bir sözcük.
metalik kelimesinin türkçeye uyarlanmış halidir.
çok az bir para anlamına gelir.
metalik kelimesinin türkçeye uyarlanmış halidir.
çok az bir para anlamına gelir.
devamını gör...