241.
herhangi bir eşyası
devamını gör...
242.
tesbihler ve internetten söylenen ve hiç başlanamayan dört kitap.
devamını gör...
243.
ölüm haberini okuduğum gazete sayfası.... yıllar sonra yakmak zorunda kaldım. bazen bir kağıt parçası mezar taşı kadar ağır olur.
devamını gör...
244.
şapkasındaki saç telidir.
devamını gör...
245.
gittikçe benzeyen bir yüz ve kişilik
devamını gör...
246.
ona ait her şey.

vefatlardan sonra nedense insanın algısında bir seçicilik oluşmaya başlıyor. daha önce dikkat etmediğiniz bütün ince detaylar, vefatlardan sonra belirgin hale geliyor. otururken, bir tel toka bile dikkatinizi çekebilir mesela çünkü zihin kayıbın sürekli delillerini yaratmak için zorluyor sizi.

tabi ki en yürek burkan kısmı kesinlikle fotoğrafları ve kıyafetleri kaldırmak özellikle kıyafetlerin kutulanması, kaldırılması veya verilmesi durumu insanın ömrünü tüketiyor. her insanın, her kıyafette kokusu kalır. o kokuyu burnunuz çektiği andan sonra ki 2-3 saatiniz kayıp. ağlamaktan bitap düşüyorsunuz. nedense zihin, birinin vefatını kabul etmemekte çok direniyor. bu direniş hırpalıyor insanı aslında. kafanızın içerisinde sürekli ölümün sonuçları ve ölümle oluşan duygu dönüyor ve hissettiğiniz boşluk duygusuyla ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz.


bu yüzden ben ölümle baş edebilmek için, kendimi hayata hızlı şekilde adapte ederim. zihin boş durdukça, algınıza saldırıp " hey birini kaybettin, onu artık göremeyeceksin." diye telkin veriyor çünkü.

zihni dinlememenin en güzel yolu; kendini meşgul tutmaktır. ya işe veririm kendimi ya sosyal hayatıma geri dönerim. burada vefata saygısızlık değil amaç, amaç kendi psikolojinizi bu durumdan minimum hasarla çıkarmak. eğer psikolojinizi teslim ederseniz, geri alamazsınız. yıllarca depresyonda kalan, sinir krizi geçirdiği için sıklıkla sakinleştirici ile uyutulan bir sürü merhum yakınları görüyoruz. sağlıklı değil. bir kere ölümle derdimiz olmaması gerekiyor. bu rabbimizin emri. boyun eğeceğiz, son görevlerimizi yerine getirip, hızlıca hayatımıza geri döneceğiz. " niye öldü, nasıl öldü, zamansız gitti vb" söylemler sadece sizin psikolojinizi sizden alır ve sizi asla yönetemeyeceğiniz ve engel olamayacağınız durumlar konusuda öfkeye ve isyana sürükler. o müthiş bir kopuş evresidir. o seviyeye gelip, ilaçlara düşmeye gerek yok. genelde bu seviyenin sonu psikiyatri kliniği oluyor çünkü.
devamını gör...
247.
kıyafetlerine sinmiş olan kokusu.
devamını gör...
248.
babamın ölümünün ardından 40 gün geçti. dün mevlüt için temizlik yaparken duvar takvimine gözüm takıldı. her gün bir yaprak koparırdı. en son hastaneye yattığı 5 aralık gününde kalmış. bir daha hastaneden çıkıp eve gelemedi zaten. yeni bir takvim de asmadık 2024 için. o 5 aralık günü babam hastaneye gidecekti, bir doz kemoterapi alıp 3-5 gün sonra eve gelecekti. bir daha gelemedi…
devamını gör...
249.
yattığı yatak
yiyemediği yiyecekler.
devamını gör...
250.
ona ait olan fakat giderken yanında götüremediği her şey.
devamını gör...
251.
sözleri, anıları, eşyaları...
devamını gör...
252.
onun sevdiği şarkılardır.
devamını gör...
253.
şubat tatilinde oğlum çekmesindeki gözlüğünü bulmuş babamın.camlarında parmak izi, sağ camında kirpiği duruyormuş hâlâ. insan bir kirpik için bile hıçkıra hıçkıra ağlayabiliyormuş, normalde lekelenmiş diyerek temizleyeceği gözlük camlarını temizlenmesinden korkarak bağrına basabiliyormuş
bilmiyordum
öğrendim.
devamını gör...
254.
babama ben askerken şırnak'tan yazdığım mektubu, babam öldükten sonra cüzdanının içinde katlanmış bir şekilde bulmam hayatımda ağladığım nadir anlardan birisidir. mektubu belli ki okurken ağlamış, yazılar gözyaşından ötürü birbirine girmişti.

yine annem öldüğünde eşyalarını karıştırırken denk gelen, kardeşim ve benim için yazdığı şiiri. hiç söylememişti bize. bir günlüğü vardı onun içinde bulmuştuk.

bir de ikisinin de gözlükleri tabii. saklarım en güzel yerinde evimin. canlarım huzurla uyuyun.
devamını gör...
255.
şimdi eşyalar filan, tabii ki. o telefon işi var ya, o çok zor, neyse dur şincik, ağlarım. ben kapılarlı bir şeyler aratıyordum, sonra buraya düştüm, ben her şeyin üzünçlü tarafına bakarım, benim işim buralarla, şuam bulunduğum yerde meteliksiz, naçar kalsam, bir yolluk canım kalsa, nereye giderdim tabana kuvvet?
cevabı üzücü.

benim gözümün önüne kapıları geliyor, yaşamındaki son ikamet ettikleri evler, o evlerin kapıları, çocukken ben kapıda mı kaldım ne yaşadım bilmiyorum da, kapılar beni üzer. vefat etmişlerimin kapıları daha çok.
devamını gör...
256.
4-5 yaşlarında bir dünya güzelinin mezarı başında duran oyuncağı.
devamını gör...
257.
bizim halay videomuz. evet evet halay. hep 17 yasinda kalacak olan arkadaslarimla birkac ay sonra hepsiyle ayni gece ayri kalacagimizdan habersiz o halay. evlerinin enkazindan cikan siniflar arasi futbol sampiynlugu kupasi. yemekhane tabilidotlariyla gectigimiz dalgalar. hayat gülerken güzel. hatirlarken bile gülmek güzel.
devamını gör...
258.
diş fırçası.

dedemlerde kalmaya gitmiştik köye. ergenlik çağlarım.
dedemle babaannemin zorunluluktan devam eden sevgisiz bir evlilikleri vardı. evet çok sıradan değil zamanına göre biliyorum ama şöyle bir kendine özgülük var.
dedem babaannemi kaçırmış ve babaannem bu olay esnasında kendi abisi tarafından yaralanmış namus davasına*, ama ölmemiş. o kurşunu ölene dek vücudunda taşımış. dedemi de hiiç sevmemiş. öldüğünde ağladığına şahidim bir tek ve şaşırmıştım, düşünün ilişkilerini.

dedem kişilik olarak da el iyisi diye tabir edilebilecek biriydi zannedersem*. dışarıya ses etmez ama babaanneme kök söktürür, kavga dövüş. konu komşu da biliyor tabii durumu.

köy buddym olan bir komşu abla vardı, dedemlerin karşı komşusu. bir gün onunla oturuyoruz. dedem balkona çıktı elinde benimkiyle aynı renk bir diş fırçasıyla. aa dedim benimkine benziyor. abla da aman seninki olmasınn yapar mı yapar dedi. ayy dedim öghhh dedik. abarttık da abarttık. hatta sonra babama söyledim. saçmalama dedi, niye kullansın seninkini. yazdıkça utanıyorum iyi toparlamışım kafamı, sinir bastı kendi kendime. kapandı gitti öyle.

neyse. dedem bundan birkaç yıl sonra rahmetli oldu. eşyalarını toparlıyorduk. elime yeşil bir diş fırçası geldi. benimkinin aynısı ama benim değil. hissettiğim şey çok net bir sızıydı. sızım yine depreşiyor yazdıkça. artık hayatta olmayan bir yakınıma haksızlık ettiğimin kanıtı. altta da çok eski, silinmeye yüz tutmuş bir fotoğraf. dedemin tek kare gençlik fotoğrafı. hep yaşlı haliyle bildim onu ben, hafif de kambur yürürdü takkelim. meğerse boylu poslu tatlı suratlı bir oğlanmış benim empati kuramadığım hacı misi kokulu dedem.
bir dolu hatası vardır ama dedemdi o benim. geldi, yaşadı, gitti.
devamını gör...
259.
ilaçlı film randevusu... randevu için aranılıp öldü demek.
devamını gör...
260.
lise yıllığında senin için yazdığı gülümseten üç beş satır.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"ölen kişinin ardında bıraktığı yürek burkan şeyler" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim