241.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
242.
-elm radyo absolute-

- neye bakıyorsun sen ?

o gün radyo bantlarını kurcalayan heather'ın dikkatini fazlasıyla çeken 'sunucu'ya sorduğu soru bir anda sessizliği bölmüş haldeydi. sunucu noir filmlerdeki ağırlığı aratmaz halde kafasını çevirmişti. bakışları oldukça ağır bir şekilde kadını süzdü ve,

- bu kasvetli oda, gri duvarlar, siyah ve tenk renk alet edevatlar zihnimi açıyor.

hetaher'ın yine kafası karışmış fakat artık sunucuyu o kadar garipsemez haldeydi ki, ona epey alışmış gibiydi. çalıştığı dönem nerdeyse bir tek mantıklı cevap duymamıştı bu noir kokan adamdan.

- şimdi kafamı sağa doğru çeviriyorum , karşı penceredeki adam da aynısını yapıyor. tıpkı aynaya bakar gibi hissettiriyor.

nola programa hazırlanıyordu. editörü bir an duraksadı,

- yayın odası rengarenk ve sürekli dans ediyor gibisin ne dersin ?

nola belindeki iki adet silahı bir oyun karakteri gibi çekip aksiyon filmlerini aratmaz halde editöre çoktan dönmüştü,

- sadece işini yap, soru sormak yok.

şimdi sahne gri dumanlar içinde noir kokan odaya tuhaf tonlarda geçiş yapar haldeydi.

odanın içinde ağır adımlarla yürüyen fötr şapka ve pardesülü adam gizemin kokusunu yayınına veriyordu.

- son günlerde birçok dinleyiciden garip mektuplar aldım..

diğer tarafta namlunun ucundan gökkuşağı renkleri çıkartan kadın söze girdi,

- şu s.tiğimin mektupları nerde, işte burdalar..

'şimdi de ellerimi sağa sola çeviriyorum, adam da aynısını yapıyor' ..

-bu iki ayrı mekan değil, iki farklı yazarın bakış açısından bir yayın girişiydi-
devamını gör...
243.
her şey kırıyor beni.
bu kadar kırılgan olma o zaman.
benim hatam mı?
hayır hakkın.
hakkımsa niçin bu soğuklar?
onlar yüreğinin yangınına küçük kızım.
ama ben önemli olmak istemiştim onun hayatında
değil misin peki?
değilim bence.
sana bunu ne düşündürdü?
kapının altından gölgesini gördüğüm adam.
ne dedi sana?
cevap vermiyor bana işte.
ne yaptı sana?
çok şey ama konumuz bu değil.
belki de kapının ardında kalması daha iyidir.
elbette ama şimdilik!
gelsin mi istiyorsun?
kapıyı açsa yeter.
kalk artık yerden küçüğüm. ağlamaktan helak oldun.
ama beni sevmiyor.
sevmiyor olur mu? seni tanıyamadı sadece.
kapının arkasında olduğum için mi?
kapının ardında kaldığı için.
kim olduğumu biliyor.
şu an kendisinin daha önemli işleri var.
ben değil miyim yani?
kapının ardında neler olduğunu kestiremeyiz küçüğüm.
ben savaşırım.
ama üşürsün.
söylemiştin ya. içimde ateş var. onları yakarım!
iyi de ya ardındakini ürkütürsen?
o ürkmez.
nedenmiş o bakalım?
çünkü biliyorum!
ardında ne olduğunu mu?
hepsini..
güzel kızım, hayat devam ediyor. şimdi gel benimle. sana güzel bir sıcak çikolata hazırlayayım. söz veriyorum tekrar ziyaret eder kontrol ederiz kapı açık mı değil mi diye? ve hiçbir şey kaçırmamış olursun böylelikle.
gitmesem olmaz mı?
büyümen lazım canım, daha çok zamanımız var
belki de yok. hayır yok. ben biliyorum beni kandırıyorsun. o da yaptı sen de şimdi herkes beni kandırıyor işte.
ufaklık.. ufaklık.. hey.. bak bakalım kapıya. sanırım bu senin için..
devamını gör...
244.
son perde
-1-
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
-2-
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
-3-
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
-4-
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
-5-
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
245.
taşradaki canavar kısım 3 *

-24 nisan 2021-

çanakkale, conk bayırı'nda bir yer.

güneşli bir günde gri bir arabanın içinde uyuya kalan eskinin tarih öğretmeni, yeni müze müdürü ali tuğcugil, eşinin onu uyandırma çabalarına pek karşılık vermiyor gibiydi. fakat bu konuda sabırlı eşi bir kez daha ona seslendi. bu kez daha sert bir biçimde elbette.

- alii, ali ! uyansana.. hadi ama artık..

- uyandım, hala aynı yerde miyiz ?

burda sözü anlatıcıdan almak istiyorum, klasik bir hikaye girişine şu an inanın ihtiyacım yok. arabadayken en son 'biraz sessizlik ve huzur' aradığımı hatırlıyorum.. güzel eşim bir yandan hafif bir müzikle bir şeyler karalarken koltuğa uzanmış, arabanın sol camından uçsuz bucaksız çorak araziyi seyrederken uyuya kalmıştım.. ne de tatlı gelmişti o karalama sesleriyle uykuya dalmak. sonrasındaysa,

ali uyan ! sesiyle irkilerek de olsa uyanıp o soruyu sormuştum, hala aynı yerde miyiz ? eşim şaşkınlıkla karşılamıştı..

- bunu neden sürekli soruyorsun ? elbette aynı yerdeyiz sadece uyudun, korkma araba uçurumdan falan uçmadı yani. değil mi hayatım ?

'ah evet' diyebilmiştim sadece. kadın haklıydı, acaba son günlerde biraz paranoyakça mı davranıyordum ? ya da şu '50 yaş orta yaş krizi' dedikleri şey miydi ? yüzümü tekrar ona çevirdim,

- biliyorsun, öğretmenliği bırakalı henüz çok kısa süre geçti ve..

sözüm daha bitmeden araya girmişti bile..

- evet bıraktın çünkü sana göre değildi sevgilim biliyorsun. ve bunu uzun uzun tartıştık, ardından bunun en doğru karar olduğuna kendin de ulaşmıştın, hatırladın mı?

evet gerçekten de bana göre değildi ve radikal bir kararla tarih öğretmenliğini bırakıp atandığım müzenin başına geçmiştim. daha çok savaş üzerine anlatılar yapıyor ve tarihi bizzat orada, müzede yaşamaktan da pek keyif alıyordum doğrusu. eşim de hikaye anlatıcılığımı epey beğenir, takdir eder, fakat yer yer bazı şeyleri uydurduğumu da belirtir ve bir tık rahatsızlık duysa da, bunu pek dert etmezdi. bazen bahçemizde salıncakta elindeki kadehi bırakır, gözlerini kapar ve benim savaş hikayelerimle kaykılıp giderdi..

- evet hayatım haklısın, eskinin tarih öğretmeni ve yeninin ise 50'lerinde yaşlı bir müzecisi ha ?

eşim her zamanki gibi şefkatle papyonumu düzeltirken şöyle fısıldadı cilveli haliyle.

- 50 yaşında genç, harika kokan yakışıklı bir müze müdürü demek istedin sanırım sevgili ali tuğcugil.. ve o adam benim eşim, ona yaşlı demene izin veremem.

ah bu kadın resmen benim ateşleyicim gibiydi, bugünlere gelmemde de büyük rolü vardı tabii. son zamanlardaysa aynaya yüzümü yıkarken baktığımda gördüğüm kırışıklıklar canımı sıkar, cildimde ellerimi gezdirirken 20'li yaşlarımı hatırlayıp biraz burkulurdum doğrusu. nasıl da filinta gibiydim o zamanlar, son günlerde o çakı gibi delikanlı halimi çok özlüyorum.. neyse ne diyordum nerede kalmıştım,

bugün yıl dönümümüz ve müzeye de atanmamın şerefine burayı seçmiştik, tarihi yerleri ikimiz de seviyorduk. hatta buraya gelirken bazı karanlık konaklar bile gördük. müzede sıkça anlattığım bu bölgeye gelmek bir bakıma tüylerimizi de ürpertiyordu, burada çoğul konuşuyorum çünkü eşim de gerçekten çok kuvvetli hisleri olan bir kadındı. hatta onun için spiritüel bir cadı bile diyebilirim. ve şimdiden bu mistik kokan bölgede yazmaya başlamıştı bile. epey güzel vakit geçiriyorduk, planımız geceyi burda kamp yaparak geçirmekti. ve biz arabada yer yer yıl dönümümüzü kutlayıp aşkımızı tazelerken, saat de ilerliyor akşamı vuruyordu. tabii klasik olarak o salatayı hazırlamaya başlarken ben de birkaç çalı çırpı toplayacaktım.

ya da böyle olmasını umuyordum.. arabayı çalıştırıp, kamp bölgesinden kısa süreliğine odunlar ve çalı çırpılar için ayrılırken dikiz aynasından güzel eşimi bir kez daha gördüm, o kadar güzel el sallamış ve güler yüzle bakmıştı ki en umutamadığım anlardan birisiydi sanırım. bazı anlar vardır, yani hayatımızda sıradan gözükseler bile zihnimize mıh gibi çakılırlar öyleydi işte..

biraz da buruk bir veda tadı mı vardı..

bölgeyi az çok tanıyordum, uzun kocaman ağaçlar ve dar araba yolları. yılların değişiminin burayı pek etkilememesi ne de güzel, tarih olduğu gibi süzülüyor diye düşünürken bir an öyle şiddetli bir şimşek patlamıştı ki, arabanın hakimiyetini kaybeder gibi oldum resmen. çok garip, hava açık ve güneşliydi bunu beklemiyordum. şimşeğin ardındansa hava bir anda kararmış ve bardaktan boşalırcasına bir yağmur, arabamın camına bir düşmanmışçasına acımasızca vuruyordu.

hakkını vermeliyim biraz ürkmedim değil, fakat iyi de bir sürücüydüm. epey yol almıştım ama havanın da düzeleceği yok gibiydi, iyisi mi tek yol şimdilik çalı çırpıdan vazgeçip güzel eşimin yanına ivedilikle dönmekti.

delicesine yağan yağmur ve şimşeğe aldırmadan bir anda rotamı tam tersine kamp alanımıza çevirmiştim.

bir müddet her şey yolunda giderken arabanın hafif kaydığını hissettim, hayır bu klasik lastiklerden kaynaklanan bir şey değildi. yağmurda asfaltta kaymayacak kadar iyi lastiklere ve sürüş yeteneğine sahiptim.

bir anlığına uzun farları açtım..

bu da neydi böyle, gördüğüm şey iliklerime kadar korkuyu yaşatmıştı desem yeridir. hayır, hayır bu, bu şey gerçek olamazdı, çünkü bizzat geldiğim yolu geri dönüyordum. şimdi yola bakınca bozuk, at arabası yolundan bozma çamurlu bir yola bakıyordum.

oysa geldiğim yol asfalttı.

ve bir kez daha devasa ve gürültülü bir şimşek çakıp ortalığı aydınlattığında, önüme sırtında eski tip bir tüfek ve eski kamuflajlı bir askerin silüeti belirivermişti. şimşeğin ışığı onu öyle aydınlatmıştı ki çok kısa bir an olsa bile onu net bir biçimde görmüştüm. arabanın silecekleri deli gibi sağa sola dönerken ve çamurlar hakimiyetimi kaybettirirken ve ani bir refleksle direksiyonu kırıp yoldan çıkmak üzereyken, her şey sanki bir anlığına yavaşlamış ve askerin ucunda süngü takılı tüfeğini çıkarıp bana doğrulttuğunu görmüştüm. bunların hepsi bir saniyede olmuş gibiydi, şimşeğin ışığı söndüğünde direksiyona doğru döndüm ve koca bir ağaca tosladım. sonrası.. sonrasıysa epey karanlıktı..

- ali.. ali uyan.

bunun tatlı bir meltemde eşimin güzel sesi olmasını öyle isterdim ki.

- teğmen , uyan !

gözlerimi açmıştım, bir siperde. çamur dolu bir siperde ve ayaklarım tamamiyle suyun içindeydi. olan bitene anlam veremiyordum, son günlerde sık sık kabuslar görürdüm bu da onlardan biridir diye düşündüm. bir an.. bir saniye.. ve on beş saniye .. ardından yirmi saniye..

tepkisiz kalışıma cevap gibi suratıma öyle bir tokat yemiştim ki, bu nasıl desem garip hissettirdi. yüzüm cildim öyle gergindi ki histerik bir biçimde elimi yüzüme attım. evet.. evet bu tıpkı 20'li yaşlardaki ali'ydi. o an biraz da olsa kendime gelebilmiş gibiydim. karşımdaki öfkeli askeri tanımlamaya çalışıyordum.

-teğmen , derhal kendine gel ve.. ve..

sesler öylesine yoğun ve bulanıktı ki, karşımdaki adam da duraksamak ve nefes almak zorunda kaldı. bir anlığına durulunca devam etti. bense aptal bir biçimde onu dinliyordum.

- kendine gel ve ilerdeki 23 numaralı sipere geç, orda çavuşu bul, anahtarı al ve karargaha dön, komuta merkeze desteğe ihtiyacımız olduğunu ve kısa sürede gerçekleşmezse dayanamayacağımızı kırmızı kodla ilet.

bazı anlar vardır, bir şeyleri anlamlandıramasanız da yaparsınız.. sadece yaparsınız..

süründüğümü hatırlıyorum, yüzümü delicesine yağan yağmur yıkarken ve çamura bulanmışken üzerimden geçen mermiler adeta..

metal bir fırtına gibiydi..

17 ocak 2021 müze,

evet genç adam buna tam olarak 'metal bir fırtına' diyebiliriz. havada iki kurşunun çarpıştığı nadir savaşlardan birisi. (flashback)

24 nisan 1915 çanakkale'de bir yer

ve kafamı kaldırdığım an yanımdaki askerin yediği kurşunun sesi, ortadaki kan kokusu .. hayır, hayır hiç kabus gibi hissetmiyordu. gerçeğin karanlık çölünde gibiydim. arada kendimi, sinek gibi vızıldıyarak geçen mermiler yüzünden vurulup vurulmadığımı kontrol ederken buluyordum. ve bana saatlerce gelen bir andan sonra sonunda 23 numaralı sipere ulaşmış ve çavuşun yanına gelmiştim.

yağmurun ve tüfeklerin sesinden zar zor duyabildiğim ve görebildiğim bir anda çavuş beni görür görmez selam durmuş ve tekmil vermişti. ondan anahtarı istedim, alıp hemen uzaklaşmak yerine çavuşa birkaç soru sordum.

- bugün tarih ne ve nerdeyiz ? bu bir emirdir sorgulamadan hızlıca cevap ver!

- bugün 24 nisan 1915 ve bigalı köyündeyiz komutanım.

çavuş öylesine bağırıyordu ki hepsini net bir şekilde anlamıştım. sonlara doğru tüm sesler bulanıklaşmıştı .. kendimi toparlayıp gerideki yüzbaşının adını sordum, hasan yüzbaşı dedi..

- çavuş, sen ben ve hasan yüzbaşı yarın öleceğiz. (bunu içimden haykırarak söylemiştim elbette)

bugün 24 nisan 1915 ve yarın sabah yarbay mustafa kemal'in talimatiyla conk bayırına geçeceğiz..

çavuşa sormadan bir şeyi de hemen tahmin etmiştim.. aylardır müzede anlattığım o yerdeydim ve.. burası..

cehennemin tam ortasında 57. alaydaydım..

ve yarın gün bitiminde tarihin en kanlı savaşlarından birisinde benim de ismim yazılı olacaktı

eşim, eşime bir mektup yazmam lazım. az bir zamanımız var çavuş.

devam edecek
devamını gör...
246.
yıllar sonra çıkagelmeyi bekleyen herife aniden intikam ateşiyle beklenmedik şov eylemek, acımasızca.
gösteri bitti dağılın.
filmin bitti, öldün çık. benimkisi senden uzun ömürlü,bambino !
streamable.com/3c6zc4
devamını gör...
247.
elbet var yazdığım hikayeler fakat bu sözlük , bu ülke ve bu dünya henüz hazır değil buna.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"yazarların yazdığı hikayeler" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim