ssuuddee
adını her gün görmekten kusma eşiğine geldiğim yazar. güzel bir cümlesiyle gündem olsa gam yemem ama olsun. reklamın iyisi kötüsü olmaz. başarılar sude.
devamını gör...
kitap okumayanların bahanesi
ben filmini izliyorum okurken sıkılıyorum derler,sanki tüm kitaplar film oluyor...
devamını gör...
psikolojik gerilim film önerileri
psikolojik film önerilerimizi merak eden başlıktır.
psikolojik gerilim sevdalısı biri olarak önerebileceklerim ektedir.
(bkz: shutter island)
(bkz: forgotten)
(bkz: parasite (film))
(bkz: the shining)
(bkz: contratiempo).
psikolojik gerilim sevdalısı biri olarak önerebileceklerim ektedir.
(bkz: shutter island)
(bkz: forgotten)
(bkz: parasite (film))
(bkz: the shining)
(bkz: contratiempo).
devamını gör...
erkek tacizine uğramamak için erkek taklidi yapmak
bir dönem işten eve geç saatte dönüyor olmam dolayısıyla saçımı şapka içine saklar, erkek gibi yürüyerek geçerdim karanlık yollardan. bir elim cebimde biber gazına sarılmış, ötekinde metal olmasından güç aldığım ufacık ev anahtarı ve başı önünde hızlı adımlar..
(bkz: kötü bir şey olacak hissi)
(bkz: başıma bir iş gelirse korkusu)
(bkz: kötü bir şey olacak hissi)
(bkz: başıma bir iş gelirse korkusu)
devamını gör...
zorla kitap okutturan ebeveyn
çocukların rol modeli ebeveynleridir. onu zorlamak yerine örnek olsa daha verimli bir sonuç alacağına eminim.
devamını gör...
asch deneyi
modern ve zamana uygun görünme baskısı bizi uyum göstermeye zorlar. belki de farkında olmadan sizi sarıp sarmalayan kurallardan kurtulmanın ve istediğiniz kararları verebileceğinizi fark etmenin zamanı gelmiştir. başkalarına benzer kıyafetler giyeriz, sevmesek de kahve içmeden duramayacağımızı düşünürüz, arkadaşlarımızın çalma listelerine benzer müzikler dinleriz.sadece başkaları bizimle ilgili iyi düşünsün diye.
deneyde katılımcılardan birinin bildirdiği bir husus var. herkesin bir şeyi söylemesi bize genellikle yanlış olabileceğimizi hissettiriyor. bu da kendimizden şüphe duymamıza neden oluyor ve hissettiğimiz baskıyı artırıyor.kendimize haklı olduğumuza inanacak kadar güvenmiyoruz.
deneyde katılımcılardan birinin bildirdiği bir husus var. herkesin bir şeyi söylemesi bize genellikle yanlış olabileceğimizi hissettiriyor. bu da kendimizden şüphe duymamıza neden oluyor ve hissettiğimiz baskıyı artırıyor.kendimize haklı olduğumuza inanacak kadar güvenmiyoruz.
devamını gör...
sivas
2014 yapımı kaan müjdeci'nin yazıp yönettiği başrollerini doğan izci ve ''çakır'' ın paylaştığı filmdir efem..
film 7,4 lük imdb puanını sonuna kadar hak ederken, venedik film festivalinde jüri özel ödülünü almıştır.
bundan sonra yazacaklarımızı spoi takıntısı olanlar okumasın lütfen.
''
''
oldukça sevimsiz bir konu üzerine şekillendirilmiş bir film; köpek döğüşleri....
çok gerçek bir hikaye, bu filmde aslanda gerçek, aslana dayatılan 'erk'likde gerçek...köyden kurtulup şehire gitmek isteyen, öğretmen bile gerçek....
aslan ilkokula giden bir öğrencidir. ayşe isimli arkadaşına aşıktır. okulda gerçekleştirilecek bir piyeste ayşe prenses rolünü oynayacak ve aslan çok istemesine rağmen, prens rolünü muhtarın oğluna kaptıracaktır. kendisi yedi cücelerden biri olan aslan , bu geri plana atılma duygusuyla mücadele edecektir. tam o sırada katıldığı bir köpek döğüşünde ''sivas''ın mücadelesine tanık olacak, mağlubiyetini derinden hissedecektir. döğüşten sonra ölüme terkedilen sivas'a bakacak, ve aralarında merhamet ve sevgiye dayalı bir arkadaşlık doğacaktır.
köy okulunda sivas sayesinde arkadaşlarının ilgisini çeken, ayşenin bile özel ilgisine nail olan aslan, bu varolma mücadelesinde yer alabilmek ve arkalara itilmemek için asla döğüştürmem dediği sivası bile döğüştürecektir.
bu toplumda lessie dizisindeki gibi güllük güneşlik romantik bir hikaye asla olmayacaktır. bu bir var olma mücadelesidir. sivasın var olma mücadelesi ile aslanın varolma mücadelesi toplum tarafından onlara dayatılan isteklerin yerine getirilmesi ile alakalıdır. bu uğurda ikisi de çok yaralar alacak, çok hırpalanacaktır.
filmin çok sevdiğim müziklerinden birini paylaşalım
çok muhteşem bir film. gerçekten çok beğendim...tavsiye ederim.
film 7,4 lük imdb puanını sonuna kadar hak ederken, venedik film festivalinde jüri özel ödülünü almıştır.
bundan sonra yazacaklarımızı spoi takıntısı olanlar okumasın lütfen.
''
''oldukça sevimsiz bir konu üzerine şekillendirilmiş bir film; köpek döğüşleri....
çok gerçek bir hikaye, bu filmde aslanda gerçek, aslana dayatılan 'erk'likde gerçek...köyden kurtulup şehire gitmek isteyen, öğretmen bile gerçek....
aslan ilkokula giden bir öğrencidir. ayşe isimli arkadaşına aşıktır. okulda gerçekleştirilecek bir piyeste ayşe prenses rolünü oynayacak ve aslan çok istemesine rağmen, prens rolünü muhtarın oğluna kaptıracaktır. kendisi yedi cücelerden biri olan aslan , bu geri plana atılma duygusuyla mücadele edecektir. tam o sırada katıldığı bir köpek döğüşünde ''sivas''ın mücadelesine tanık olacak, mağlubiyetini derinden hissedecektir. döğüşten sonra ölüme terkedilen sivas'a bakacak, ve aralarında merhamet ve sevgiye dayalı bir arkadaşlık doğacaktır.
köy okulunda sivas sayesinde arkadaşlarının ilgisini çeken, ayşenin bile özel ilgisine nail olan aslan, bu varolma mücadelesinde yer alabilmek ve arkalara itilmemek için asla döğüştürmem dediği sivası bile döğüştürecektir.
bu toplumda lessie dizisindeki gibi güllük güneşlik romantik bir hikaye asla olmayacaktır. bu bir var olma mücadelesidir. sivasın var olma mücadelesi ile aslanın varolma mücadelesi toplum tarafından onlara dayatılan isteklerin yerine getirilmesi ile alakalıdır. bu uğurda ikisi de çok yaralar alacak, çok hırpalanacaktır.
filmin çok sevdiğim müziklerinden birini paylaşalım
çok muhteşem bir film. gerçekten çok beğendim...tavsiye ederim.
devamını gör...
#tbt vakti radyo yayını
harika bir girişle başlamış olan yayın, bu haftaki ikili çok uyumlu, bi' saatliğine de olsa huzurlu hissedeceğiz gibi.
devamını gör...
artemis
av, vahşi doğa, hayvanlar, ay ve genç kızların bakire tanrıçası.
devamını gör...
başlıktan yazarı tahmin etmek
mantıksızsa (bkz: shoparee)
devamını gör...
ihtiyaç olmamasına rağmen bir şeyler almak
bir tür hastalık. ölücülük olarak da bilinir. (bkz: donanımhaber ölücüleri) bunların en büyük örnedğidir. kampanya var demeniz yeterlidir onlar için biraz ucuzmu mutlaka alırlar. ihtiyaç olmuş yada olmamış hiç önemi yoktur.
devamını gör...
#sapıkalihantutuklansın
okurken kanım dondu, midem bulandı. tacizin tecavüzün önüne geçebilmek için önce bu zihniyeti ortadan kaldırmak gerekir. lakin biz daha tecavüzcüye doğru düzgün bir ceza veremiyorken bu ve bunun gibi insanlara mücadele edebilmemiz çok zor. adalet sisteminin acilen düzeltilmesi, böyle insanlara gerekli cezanın verilmesi lazım. ve bu koşullar sağlanana kadar kadın, erkek fark etmeksizin sesimizi duyurmak zorundayız. susarsak, görmemezlikten gelirsek bu durumdan yüz bularak bu iğrenç beyanlarına ve eylemlerine devam edecekler ne yazık ki.
devamını gör...
akp'ye sürekli çamur atan tip
(bkz: başlıklarını engelle butonu)
devamını gör...
sadakatsiz
son bölüm asıl “mesele” volkan-derin-asya ve melekleri değil, selçuk!
vefasız bir anne tarafından terkedilen selçuk, kendini yetiştirememiş, empati yoksunu ve insanlara şiddet uygulayan, tehditler savuran bir karakterdi. yaptığı bütün iğrençliklerini izlerken, bir yandan sevdiği kadın tarafından bir kaç kez kandırılmasına, yalnızlıkla sınanıp, büyümesine bir gram üzülmedim. yarası var diyemedim.
son bölüme kadar!
hazır annesi geri dönmüş, yeni yeni bir anne - oğul ilişkisi kurmaya çalışacakken, annesi hastalığı nedeniyle öldü. tedaviyi reddetmesine de kızdım. neden oğlun için hiç bir emek vermedin be kadın? neden onu hakkını vere vere yetiştirmedin de son anda öleceğini bildiğin halde çıkageldin ve bir daha yıktın onu? tam da aralarında bir bağ oluşacakken, selçuk tam da iyi bir birey olma yolunda kendince adım atarken, tüm umutlarının bir anda elinden alınması, beni çok üzdü. gözlerim doldu onu öyle yaşadığı şok ile elinde simitlerle, bahçede ki bankta kalakalmasını izlerken.
gerçek hayatta da insanı yıkan, umutlarının elinden alınması değil midir?
vefasız bir anne tarafından terkedilen selçuk, kendini yetiştirememiş, empati yoksunu ve insanlara şiddet uygulayan, tehditler savuran bir karakterdi. yaptığı bütün iğrençliklerini izlerken, bir yandan sevdiği kadın tarafından bir kaç kez kandırılmasına, yalnızlıkla sınanıp, büyümesine bir gram üzülmedim. yarası var diyemedim.
son bölüme kadar!
hazır annesi geri dönmüş, yeni yeni bir anne - oğul ilişkisi kurmaya çalışacakken, annesi hastalığı nedeniyle öldü. tedaviyi reddetmesine de kızdım. neden oğlun için hiç bir emek vermedin be kadın? neden onu hakkını vere vere yetiştirmedin de son anda öleceğini bildiğin halde çıkageldin ve bir daha yıktın onu? tam da aralarında bir bağ oluşacakken, selçuk tam da iyi bir birey olma yolunda kendince adım atarken, tüm umutlarının bir anda elinden alınması, beni çok üzdü. gözlerim doldu onu öyle yaşadığı şok ile elinde simitlerle, bahçede ki bankta kalakalmasını izlerken.
gerçek hayatta da insanı yıkan, umutlarının elinden alınması değil midir?
devamını gör...
profiline kendi fotoğrafını koyan sözlük yazarı
benim. sevdiğim bir foto. yüzüm de görünmediği için tanıyan çıkmaz diye düşünüyorum.
devamını gör...
chaharshanbe-soori
2006 iran yapımı asghar farhadi filmi.
film iran'daki toplumsal, sınıfsal çatışmalar üzerine kurulu. bu hikayeyi bir kadının üst tabakadaki bir ailenin evine temizlikçi olarak işe başlaması ve kendini epey gergin bir aile kavgası içinde bulması ile başlatıyor. kadının, eşini aldatmakla suçlaması ve bunun devamında gelişen kavgalarla birlikte, iran'da kadın olmak, aile yapısı, eşitlik ve sınıf farklılığı gibi temaları haklı haksız aramadan* sorguluyoruz.
iran filmlerinden görmeye alışık olduğumuz taraneh alidoosti bu filmde oldukça çocuksu bir ifadeyle karşımıza çıkıyor. şöyle bi googlelayınca bu filmde 22 yaşında rol aldığını gördüm. özellikle gelinlik denediği sahne ve aynada kendine baktığı ifade uzun süre insanın aklına bir gülümsemeyle kalıyor.
film, gerilim ve tansiyonun yüksek olmadığı sahnelerde dahi insanın üzerine bir tedirginlik yüklüyor garip bir şekilde. bu yüzden filmden sıkılmak ya da bir an için kopmak pek de mümkün değil bence. insanı ekrana kilitliyor ve her an bir şeyler patlayacakmış hissi veriyor. ayrıca filmin açılış sekansını da bir başka sevdim. aslında iran yapımlarından da o romantik tatlılığı yeterli bir şekilde alabileceğimizi net bir şekilde gösteriyor. bence iyi film.
film iran'daki toplumsal, sınıfsal çatışmalar üzerine kurulu. bu hikayeyi bir kadının üst tabakadaki bir ailenin evine temizlikçi olarak işe başlaması ve kendini epey gergin bir aile kavgası içinde bulması ile başlatıyor. kadının, eşini aldatmakla suçlaması ve bunun devamında gelişen kavgalarla birlikte, iran'da kadın olmak, aile yapısı, eşitlik ve sınıf farklılığı gibi temaları haklı haksız aramadan* sorguluyoruz.
iran filmlerinden görmeye alışık olduğumuz taraneh alidoosti bu filmde oldukça çocuksu bir ifadeyle karşımıza çıkıyor. şöyle bi googlelayınca bu filmde 22 yaşında rol aldığını gördüm. özellikle gelinlik denediği sahne ve aynada kendine baktığı ifade uzun süre insanın aklına bir gülümsemeyle kalıyor.
film, gerilim ve tansiyonun yüksek olmadığı sahnelerde dahi insanın üzerine bir tedirginlik yüklüyor garip bir şekilde. bu yüzden filmden sıkılmak ya da bir an için kopmak pek de mümkün değil bence. insanı ekrana kilitliyor ve her an bir şeyler patlayacakmış hissi veriyor. ayrıca filmin açılış sekansını da bir başka sevdim. aslında iran yapımlarından da o romantik tatlılığı yeterli bir şekilde alabileceğimizi net bir şekilde gösteriyor. bence iyi film.
devamını gör...
insan neden okumalı sorunsalı
okumak, başlı başına kabuğundan başını çıkarmaktır. senin dışında insanlar tanırsın kitaplarda, yaşadıkların dışında duygularla karşılaşırsın. güzel yazılmış bir kitap çıktığında karşına, kelimeler arasındaki ritmi bile duyabilir kulakların.
okumayı sevmem yaşar öğrenirim diyorsan; çevrendeki insanların hikayelerini baştan sona hiç bilemeyeceksin. onları uzaktan bu kadar uzun izleyemeyeceksin...
okumak göz kapaklarını kapattığında zihin dünyanın açılmasıdır. hayal gücünü zorlamaktır. yeni kelimelerle ve konuşma tarzları ile karşılaşmaktır.
okumak, kötülük görmeden kötülüğü tanıya bileceğin en masum öğrenme sahasıdır. kitaplar sana kötülük nedir diye sorgulatır...
bir üst perdeden okursan yazarı bile katabilirsin işin içine!
çünkü her yazar, yazdığı her kitapta kendini de gizlemiştir bir köşeye...
okumak, yeni ülkelere gitmek, yeni jargonlar duymaktır. okumak farklı kültür sofralarına misafir olmaktır.
yaşamadığın hikayelerin bile acısını yaşarsın içinde. öğrendiğin her bilginin gücünü hissedersin zihninde. severek kitap okumak gibisi var mı?
okumakta sorun yok, sen ne okuyacaksın???
okumayı sevmem yaşar öğrenirim diyorsan; çevrendeki insanların hikayelerini baştan sona hiç bilemeyeceksin. onları uzaktan bu kadar uzun izleyemeyeceksin...
okumak göz kapaklarını kapattığında zihin dünyanın açılmasıdır. hayal gücünü zorlamaktır. yeni kelimelerle ve konuşma tarzları ile karşılaşmaktır.
okumak, kötülük görmeden kötülüğü tanıya bileceğin en masum öğrenme sahasıdır. kitaplar sana kötülük nedir diye sorgulatır...
bir üst perdeden okursan yazarı bile katabilirsin işin içine!
çünkü her yazar, yazdığı her kitapta kendini de gizlemiştir bir köşeye...
okumak, yeni ülkelere gitmek, yeni jargonlar duymaktır. okumak farklı kültür sofralarına misafir olmaktır.
yaşamadığın hikayelerin bile acısını yaşarsın içinde. öğrendiğin her bilginin gücünü hissedersin zihninde. severek kitap okumak gibisi var mı?
okumakta sorun yok, sen ne okuyacaksın???
devamını gör...
the holy mountain
alejandro jodorowsky tarafından 1973 yılında çekilen bir başyapıt. kara mizah anlayışının tabiri caizse pik yaptığı bir film. bunu yaparken de, dünyanın ve toplumun oluşturduğu genel kabullere öyle bir nanik yapıyor ki, insanın keyfini yerine getiriyor. kilise göndermeleri, devlet aygıtına salvoları, kapitalist toplum yapısına ve ekonomik düzenine karşı getirdiği katı eleştiri, ince görmekten çok alenen ve cesurca yapılıyor. aslında filmde o günlerden bugünlere ışık tutan bir yan var. toplumun nasıl bir ahlaki çöküntü yaşadığı ve duyarsızlaştığı ,o dönemler bazında biraz uçuk ve sert imgelerle gösterilmiş olsa da, bugün bizler jodorowsky'nin eleştirildiği örnekleri bizzat yaşıyor ve deneyimliyoruz. kısmi bir ipucu olsa da yazmak zorundayım. misal gözleri ve ağızları bantlanarak kurşuna dizilen çocuklar ve gençlerin olduğu sahnede diğerlerinin bu anları fotoğraflamaya ve filme almaya çalışması, tam da bugünlerde yaşadığımız ve deneyimlediğimiz bir örnek.
sosyal medya dediğiniz şey artık bu işin ve duyarsızlığın adresi olmuş konumda. insanların yaşadıkları dramların pazar malzemesi edildiği, bunlar üzerinden prim kazanmak isteyen medya maymunlarının ortada arzı endam ettiği, bir dönemi yaşıyoruz. yani jodorowsky'nin kurgusunun gerçeğini yaşıyoruz. ha o sahnede 68 öğrenci olaylarına bir gönderme var elbette lakin yaşanan duyarsızlaşmanın aynısını yaşadığımız bir vakıa. işte bunun gibi yığınla sahne barındırıyor kutsal dağ ve ciddi anlamda nalına mıhına çakıyor. tabi filmi izlememiş olanları düşünerek, mümkün mertebe bu sahnelerden bahsetmemeye çalıştım. ama her geçiş ve her sahne değişiminde size üzerine düşüneceğiniz ve tartışabileceğiniz yığınla materyal çıkacağının garantisini verebilirim. filmin her anında mesaj bombardımanı altında kalıyorsunuz ve aslında bu film üzerine düşünürken, uğramadığınız düşünce limanı kalmıyor. bu dünyaya ve insana dair ne varsa ahanda işte orada duruyor. gerisi size kalmış...
sosyal medya dediğiniz şey artık bu işin ve duyarsızlığın adresi olmuş konumda. insanların yaşadıkları dramların pazar malzemesi edildiği, bunlar üzerinden prim kazanmak isteyen medya maymunlarının ortada arzı endam ettiği, bir dönemi yaşıyoruz. yani jodorowsky'nin kurgusunun gerçeğini yaşıyoruz. ha o sahnede 68 öğrenci olaylarına bir gönderme var elbette lakin yaşanan duyarsızlaşmanın aynısını yaşadığımız bir vakıa. işte bunun gibi yığınla sahne barındırıyor kutsal dağ ve ciddi anlamda nalına mıhına çakıyor. tabi filmi izlememiş olanları düşünerek, mümkün mertebe bu sahnelerden bahsetmemeye çalıştım. ama her geçiş ve her sahne değişiminde size üzerine düşüneceğiniz ve tartışabileceğiniz yığınla materyal çıkacağının garantisini verebilirim. filmin her anında mesaj bombardımanı altında kalıyorsunuz ve aslında bu film üzerine düşünürken, uğramadığınız düşünce limanı kalmıyor. bu dünyaya ve insana dair ne varsa ahanda işte orada duruyor. gerisi size kalmış...
devamını gör...

