kedilere özgü gariplikler
kumunu temizlerken inşaat izleyen vatandaş gibi başınızda dikilmeleri, temizledikten sonra da hacet gidermeyecek dahi olsa gidip kumu patileriyle teftiş etmeleri.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
hiçbir estetiği olmayan, kırık dökük oluşu apar topar yamalarla gizlenmeye çalışılan; fakat içine girince sanki bina beni değil de, ben binayı taşıyormuşum gibi bir his, çalıştığım bu yer…
aylak aylak oturduğum bu masa, çayım, insan sesleri, telefon sesleri, yazılar, yazıcılar, faxlar, imzalar…
bu, kırtasiye süsü verilmiş bürokratik bir ölüm şeklidir. içeride kaldığınız sürece ölümünüz devam eder.
bu karmaşanın fazlalığı içinde sigaramın eksikliğini duyuyorum. iki kat aşağıda bahçeye açılan kapıdan çıkıyorum.
binanın bahçesi ağaçlarla, otlarla kaplı. bakımsız, fakat doğal olduğu için güzel, seviyorum burayı. karga, güvercin ve serçelere ev sahipliği yapıyor ağaçlar.
iki güvercini özellikle izledim bu sabah sigara molamda. ilk bakışta didişiyorlar sandım. fakat biri diğerini öte'liyormuş meğer. bunu; diğeri ile arasını yaklaşık iki metre açarak başka bir dala konduğunda, uzaklaştırılma cezası verilenin ise güvercin adımlarıyla yavaş yavaş o dala yaklaşmaya çalıştığında anladım. ürkütmemek için verdiği çabayı takdir ettim. fakat eninde sonunda öte’leyenin menziline girecekti. en sonunda öte’leyenin sınırını aşmış olsa gerek, öte’leyen gidip başka bir dala sarıldı…
bu arada, tatlı tatlı esen rüzgar bakımsız çimenleri sağa sola savurup, birinin başını diğerine yaslıyor, el ele tutuşturuyor, bazen bir halk’a olmuşcasına kendiliğinden, bir dansa eşlik ediyordu…
aylak aylak oturduğum bu masa, çayım, insan sesleri, telefon sesleri, yazılar, yazıcılar, faxlar, imzalar…
bu, kırtasiye süsü verilmiş bürokratik bir ölüm şeklidir. içeride kaldığınız sürece ölümünüz devam eder.
bu karmaşanın fazlalığı içinde sigaramın eksikliğini duyuyorum. iki kat aşağıda bahçeye açılan kapıdan çıkıyorum.
binanın bahçesi ağaçlarla, otlarla kaplı. bakımsız, fakat doğal olduğu için güzel, seviyorum burayı. karga, güvercin ve serçelere ev sahipliği yapıyor ağaçlar.
iki güvercini özellikle izledim bu sabah sigara molamda. ilk bakışta didişiyorlar sandım. fakat biri diğerini öte'liyormuş meğer. bunu; diğeri ile arasını yaklaşık iki metre açarak başka bir dala konduğunda, uzaklaştırılma cezası verilenin ise güvercin adımlarıyla yavaş yavaş o dala yaklaşmaya çalıştığında anladım. ürkütmemek için verdiği çabayı takdir ettim. fakat eninde sonunda öte’leyenin menziline girecekti. en sonunda öte’leyenin sınırını aşmış olsa gerek, öte’leyen gidip başka bir dala sarıldı…
bu arada, tatlı tatlı esen rüzgar bakımsız çimenleri sağa sola savurup, birinin başını diğerine yaslıyor, el ele tutuşturuyor, bazen bir halk’a olmuşcasına kendiliğinden, bir dansa eşlik ediyordu…
devamını gör...
kendimizi hafiflemiş hissetmemizi sağlayan şeyler
sarılmak.
kedi sevmek.
kedi sevmek.
devamını gör...
her şeye ve herkese rağmen yalnız hissetmek
'dertler derya olmuş kimin umrunda' diye özetlenebilecek duygu durumudur.
devamını gör...
radyo yayınlarının tanıtımında yapılan çifte standart
sözlük yenilikçi ve devrimci bir şekilde ilerliyor. kendi radyosu var, dergi çalışması var, kılık kıyafet kanunu bile getirildi. benim en çok dikkatimi çeken ve ilgi ile takip ettiğim özellikle sözlük radyosu oldu. okuma ve yazma olayına uzak bir toplumun insanlarıyız, radyo aracılığıyla yazarları çok daha yakından tanıyabiliyoruz ve fikirlerini dinleyebiliyoruz. bu sebeple radyo yayınları duyurularının kesinlikle sabitlenmesi gerekiyor, en azından başlangıcı olan bu süreçte. bizlere her gün sürpriz yayınlar hazırlıyorsunuz, emeklerinize sağlık. bunları beğenenler olur, beğenmeyenler olur fakat herkese en azından bütün yayınları dinleyebilme imkanı sunmak için yayınların başlıkları lütfen sabitlensin. elbette zaman içinde eminim ki bazı programlar haftalık olarak hep aynı günlerde ve saatlerde yayınlanacaktır. dinleyici kitlesi yaratabilmeniz için bunu yapın çünki gün içerisinde sıklıkla sözlüğe giremeyenler mutlaka vardır. umarım değişen kurallara istisna uygulayabilirsiniz ya da kuralı şimdilik eski haline getirebilirsiniz.
devamını gör...
akide
eski akide şekerleri, bakır mangır büyüklüğünde ve ortası çukur şeklindeydi. bu şekere, şekerci hacı bekir tarafından bugünkü biçiminin verildiği söylenir.
devamını gör...
demans etkisi
beyin yeni şeyleri öğrenmek, kullanılmayan bilgilerin yerine yenilerini koymak için çalışır ya da artık hatırlanmak istenmeyen anıları yok etmek için unutmayı sağlar.
devamını gör...
bağlaç olan de
ciddiye alınacak insan seçtirendir.
devamını gör...
kalıplaşmış anne cümleleri
ne kiliseye faydan var
ne de manastıra!
aslında süryanice olan bu deyim-serzeniş, arapça bir kalıpmış gibi düşünülür.
annem, tembelliğimden şikayet etmek istediği her an, bu kalıba sarılır. inanır mısınız, neredeyse her gün*.
ne de manastıra!
aslında süryanice olan bu deyim-serzeniş, arapça bir kalıpmış gibi düşünülür.
annem, tembelliğimden şikayet etmek istediği her an, bu kalıba sarılır. inanır mısınız, neredeyse her gün*.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının nicklerinin hikayesi
profil resmimdeki zat-ı muhteremle alakalı durum. olayları ben de hep öyle anlatırım.
devamını gör...
asansörde insanların bakışlarını birbirinden kaçırması
o bakışlar ya dijital ekranda ya kapıda ya da zemindedir,zaman geçmek bilmez iki kat arasında,düşününce bile darlandım.
devamını gör...
odin
yeryüzü ve gökyüzünün hakimi, aesir topluluğunun başı, diğer tanrıların ve herkesin babası, gizem ve büyünün tanrısı, savaşçıların kumandanı ve koruyucusudur.
sahip olduğu yetenekler bakımından kendisi yunan mitolojisi'ndeki zeus ile eş değer görülür.
gerektiği zaman kartala dönüşebilme yeteneği vardır. simgeleri ise hiç hedefini ıskalamayan mızrağı gungnir, her dokuzuncu gecede yeni sekiz yüzüğü doğuran yüzük draupnirve suda ve karada gidebilen sekiz ayaklı atı sleipnir'dir.
odin'in asgard'da yaşadığı evin ismi valaskjalf'tır ve evinde hlidskjalfadında bir tahtı bulunmaktadır; bu tahtın sayesinde dokuz diyar'ın hepsini gözetleyebilir.
huginn (düşünce) ve muninn (hafıza) adında iki tane kuzgunu vardır ve bu kuzgunlar dünyayı dolaşıp olan biten her şeyi her şeyin babası odin'e haber vermektedir. ayrıca yanında freki (yırtıcı) ve geri (açgözlü) adında iki tane kurt kendisine eşlik eder.
odin, var olun tüm bilgeliği öğrenmek için kendisini sahip olduğu gungnir isimli mızrağı ile hayat ağacı'na asmış 7 veya 9 gün bu ağaçta asılı kaldıktan sonra kutsal rünleri öğrenmesiyle hayatta kalmıştır. ragnarok geldiğinde loki'nin çocuğu fenrir kendisini öldürecektir.
sahip olduğu yetenekler bakımından kendisi yunan mitolojisi'ndeki zeus ile eş değer görülür.
gerektiği zaman kartala dönüşebilme yeteneği vardır. simgeleri ise hiç hedefini ıskalamayan mızrağı gungnir, her dokuzuncu gecede yeni sekiz yüzüğü doğuran yüzük draupnirve suda ve karada gidebilen sekiz ayaklı atı sleipnir'dir.
odin'in asgard'da yaşadığı evin ismi valaskjalf'tır ve evinde hlidskjalfadında bir tahtı bulunmaktadır; bu tahtın sayesinde dokuz diyar'ın hepsini gözetleyebilir.
huginn (düşünce) ve muninn (hafıza) adında iki tane kuzgunu vardır ve bu kuzgunlar dünyayı dolaşıp olan biten her şeyi her şeyin babası odin'e haber vermektedir. ayrıca yanında freki (yırtıcı) ve geri (açgözlü) adında iki tane kurt kendisine eşlik eder.
odin, var olun tüm bilgeliği öğrenmek için kendisini sahip olduğu gungnir isimli mızrağı ile hayat ağacı'na asmış 7 veya 9 gün bu ağaçta asılı kaldıktan sonra kutsal rünleri öğrenmesiyle hayatta kalmıştır. ragnarok geldiğinde loki'nin çocuğu fenrir kendisini öldürecektir.
devamını gör...
kuş hatıraları
ibrahim sadri’nin adam gibi albümünden ve dün hayata gözlerini yuman( allah rahmet eylesin)değerli tiyatro sanatçımız rasim öztekin’in ölmeden yirmi dk önce arkadaşına gönderdiği son şiir.
“benim çocukluğumda soframıza kuşlar konar
rüyalarımıza melekler uğrardı.
kapımızdan yoğurtçu
bahçemizden ishakkuşu
kalbimizden yeni çıkan şarkılar geçerdi.
kışın bir sobamız olurdu
sobanın yanında kedimiz
kedinin önünde yün yumağı
bir hayat bilgisi fotoğrafı gibiydik.
yerli malı kullanan
yurdunun üç tarafı denizlerle çevrili
kuru incir üzüm fındık
tütün çay narenciye kavun-karpuz yetiştiren
kuru üzüm inciri satan
karşılığında
çamaşır makinesi radyo ve otomobil alan
bir toprağın fertleri...
biraz yoksul biraz mütevekkil
biraz mahcup biraz kırılgan
biraz naif ama hep umutlu...
özlerdik.
memleketteki halamızı
ince doğranmış bir dilim pastırmayı
yurttan sesler korosunu
akşam komşuluklarını
radyo tiyatrolarını
sabah ezanını
kalaycıyı bozacıyı
münir nurettin şarkılarını
orhan boran yarışmalarını
kandil gecelerini
duvarlarımızın sarmaşıklarını
bakkalımızın utana sıkıla veresiye hatırlatmalarını
okul önü kozhelvalarını
akşam oturmalarını
ve hayatı...
top oynardık
ip atlar kedi kovalar
taşlarla birbirimizin başını yarar
mahalle savaşları çıkarır
gece olunca da tutar babalamızın elinden
yazlık sinemaya gider
sadri alışık vahi öz
belgin doruk cüneyt arkın seyreder
olimpos gazozlar içer
güler eğlenir bağırır çağırır
dönerken yıldızları sayardık.
sıkı çocuklardık.
hepimizin birer yıldızı vardı
onlara isim takardık
onlar da bize isim takardı
pus ve dumandan önce bu şehrin
geceleri gözkırpan ve isimler takılan yıldızları vardı.
benim yıldızıma mehlika adını vermiştik
biz kimseden yana değildik.
kimsenin de kendinden yana olmasını istediği birileri
olmazdı.
bir değirmendeydik
öğütülen
öğütülürken türküler söyleyen
buğday başaklarına benziyorduk.
ben
çorbalardan tarhanayı
yemeklerden kurufasulyayı
sigaralardan harmanı
belki bunun için çok sevdim.
yollar bozuk musluklar bozuk
ziller bozuk paralar bozuk
ama adamlar sağlamdı.
bu şehrin yıldızları vardı.
saçlarına kurdelalar takan
çivitle yıkanmış beyaz çoraplarına
leke bulaşmasın diye su birikintilerinden sakınan
gözleri önlerinde
yürekleri ve beslenme çantaları ellerinde
küçük çocukları vardı bu şehrin
bu şehrin yıldızları vardı.
ben fenerbahçeyi amcam vefayı tutardı.
konya tahıl ambarı mersin muz cennetiydi.
taksim\'den fatih\'e troleybus kalkar
şişhane\'de mutlak raydan çıkardı.
vallahi hayat zor ve fakat çok matraktı.
muammer karaca adına bir tiyatro binası yoktu
bizzat kendisi vardı.
başımız ağrırdı komşumuz vardı
gönlümüz daralırdı komşumuz vardı
çorbamızı umutlarımızı
memleket kadar kalbimizi paylaştığımız komşularımız
vardı.
geceleri bekçimiz
gündüzleri sütçümüz
bizim kadar zayıf da olsa
nohuta makarnaya alışmış da olsa
sarman adında bir kedimiz
ceperimizde kırık misketlerimiz
çamur bulaşığı ellerimiz
ve gülümseyen bir yüzümüz
göstermekten utanmayacağımız bir içimiz
bir araya gelerek çektirebileceğimiz
bir aile fotağrafımız vardı.
bir sabah bütün iyi şeylerin
ayvansaray iskelesinden
hayal ülkesine doğru demir alan
bir şirket-i hayriyye vapuru gibi
aramızdan ayrıldığını gördük.
sonra ayvansaray\'ın suları çekildiğini yazdı
gazeteler
süheyla hanımın raci beyin
melahat mehveş ablanın
niko\'nun ercüment efendinin çekildiğini ise
yazmadılar nedense
ama yok ama yoklar.
ne harman sigarası kaldı geriye
ne olimpos gazozu
ne sadri alışık.
kalan bir tortuydu belki.
belki kırık bir rüya denizi
belki suya düşürdüğümüz suretimizin
cep aynamıza nüktedan bir yansımasıydı herşey.
herşey maltepe sigarasının
her arandığında
her bakkalda bulunabilmesi ile
büyüsünü kaybetmişti belki de.
belki de biz bir rüya mı görmüştük?
hadi hepsi yalandı.
hadi hepsi hayaldi.
hadi hepsini ben uydurmuştum
ama rüyalarımızın melekleri
ve sofralarımızın daim konukları kuşlar?
ya onlar?
onları siz de görmediniz mi?
sizin de sofranıza konup
rüyalarınıza uğramadılar mı?
onlar da mı yalandı?“
şiir kaynak
“benim çocukluğumda soframıza kuşlar konar
rüyalarımıza melekler uğrardı.
kapımızdan yoğurtçu
bahçemizden ishakkuşu
kalbimizden yeni çıkan şarkılar geçerdi.
kışın bir sobamız olurdu
sobanın yanında kedimiz
kedinin önünde yün yumağı
bir hayat bilgisi fotoğrafı gibiydik.
yerli malı kullanan
yurdunun üç tarafı denizlerle çevrili
kuru incir üzüm fındık
tütün çay narenciye kavun-karpuz yetiştiren
kuru üzüm inciri satan
karşılığında
çamaşır makinesi radyo ve otomobil alan
bir toprağın fertleri...
biraz yoksul biraz mütevekkil
biraz mahcup biraz kırılgan
biraz naif ama hep umutlu...
özlerdik.
memleketteki halamızı
ince doğranmış bir dilim pastırmayı
yurttan sesler korosunu
akşam komşuluklarını
radyo tiyatrolarını
sabah ezanını
kalaycıyı bozacıyı
münir nurettin şarkılarını
orhan boran yarışmalarını
kandil gecelerini
duvarlarımızın sarmaşıklarını
bakkalımızın utana sıkıla veresiye hatırlatmalarını
okul önü kozhelvalarını
akşam oturmalarını
ve hayatı...
top oynardık
ip atlar kedi kovalar
taşlarla birbirimizin başını yarar
mahalle savaşları çıkarır
gece olunca da tutar babalamızın elinden
yazlık sinemaya gider
sadri alışık vahi öz
belgin doruk cüneyt arkın seyreder
olimpos gazozlar içer
güler eğlenir bağırır çağırır
dönerken yıldızları sayardık.
sıkı çocuklardık.
hepimizin birer yıldızı vardı
onlara isim takardık
onlar da bize isim takardı
pus ve dumandan önce bu şehrin
geceleri gözkırpan ve isimler takılan yıldızları vardı.
benim yıldızıma mehlika adını vermiştik
biz kimseden yana değildik.
kimsenin de kendinden yana olmasını istediği birileri
olmazdı.
bir değirmendeydik
öğütülen
öğütülürken türküler söyleyen
buğday başaklarına benziyorduk.
ben
çorbalardan tarhanayı
yemeklerden kurufasulyayı
sigaralardan harmanı
belki bunun için çok sevdim.
yollar bozuk musluklar bozuk
ziller bozuk paralar bozuk
ama adamlar sağlamdı.
bu şehrin yıldızları vardı.
saçlarına kurdelalar takan
çivitle yıkanmış beyaz çoraplarına
leke bulaşmasın diye su birikintilerinden sakınan
gözleri önlerinde
yürekleri ve beslenme çantaları ellerinde
küçük çocukları vardı bu şehrin
bu şehrin yıldızları vardı.
ben fenerbahçeyi amcam vefayı tutardı.
konya tahıl ambarı mersin muz cennetiydi.
taksim\'den fatih\'e troleybus kalkar
şişhane\'de mutlak raydan çıkardı.
vallahi hayat zor ve fakat çok matraktı.
muammer karaca adına bir tiyatro binası yoktu
bizzat kendisi vardı.
başımız ağrırdı komşumuz vardı
gönlümüz daralırdı komşumuz vardı
çorbamızı umutlarımızı
memleket kadar kalbimizi paylaştığımız komşularımız
vardı.
geceleri bekçimiz
gündüzleri sütçümüz
bizim kadar zayıf da olsa
nohuta makarnaya alışmış da olsa
sarman adında bir kedimiz
ceperimizde kırık misketlerimiz
çamur bulaşığı ellerimiz
ve gülümseyen bir yüzümüz
göstermekten utanmayacağımız bir içimiz
bir araya gelerek çektirebileceğimiz
bir aile fotağrafımız vardı.
bir sabah bütün iyi şeylerin
ayvansaray iskelesinden
hayal ülkesine doğru demir alan
bir şirket-i hayriyye vapuru gibi
aramızdan ayrıldığını gördük.
sonra ayvansaray\'ın suları çekildiğini yazdı
gazeteler
süheyla hanımın raci beyin
melahat mehveş ablanın
niko\'nun ercüment efendinin çekildiğini ise
yazmadılar nedense
ama yok ama yoklar.
ne harman sigarası kaldı geriye
ne olimpos gazozu
ne sadri alışık.
kalan bir tortuydu belki.
belki kırık bir rüya denizi
belki suya düşürdüğümüz suretimizin
cep aynamıza nüktedan bir yansımasıydı herşey.
herşey maltepe sigarasının
her arandığında
her bakkalda bulunabilmesi ile
büyüsünü kaybetmişti belki de.
belki de biz bir rüya mı görmüştük?
hadi hepsi yalandı.
hadi hepsi hayaldi.
hadi hepsini ben uydurmuştum
ama rüyalarımızın melekleri
ve sofralarımızın daim konukları kuşlar?
ya onlar?
onları siz de görmediniz mi?
sizin de sofranıza konup
rüyalarınıza uğramadılar mı?
onlar da mı yalandı?“
şiir kaynak
devamını gör...
sigmund freud alıntıları
bir insana vazgeçilmez olduğunu hissettirdiğinizde, ilk vazgeçeceği kişi siz olursunuz.
devamını gör...
gravity falls
türkiye'de esrarengiz kasaba olarak yayınlanan disney channel dizisi. en çok becerdiğimiz şey sanırım animasyon, çizgi film dublajları. çünkü bunun da dublajı aşırı keyifli. ayrıca flapjack'in yaratıcısın elinden çıkmış. onu da çok severdim. ah yavrum flapjack...
devamını gör...
bir zamanlar çok yakın olduğun dostla aranın birdenbire fena halde bozulması
eğer kinci biriyse tüm kirli çamaşırlarınızı ortaya dökmesi kaçınılmazdır. işte bu yüzden en yakın arkadaşınız da olsa eline koz vermeyin yarını düşünün.
devamını gör...



