hiç para vermediğim hazır yiyecek.
makarna ile yaşamaya devam.
aynı şey hazır çorba için de geçerli.
tarhana,mercimek,yoğurt çorbasıyla devam.
full doğalcı değilim ama ihtiyaç duymuyorum.
ıstek de almıyorum.
devamını gör...

şuralardan biri; hangisi olursa...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ne olacak, tabi ki pulbiber. değdiği yeri yakar, kavurur.
devamını gör...

psikolojik sorunla ilgisi olduğunu düşünmüyorum. insanların bazı öncelikleri vardır veyahut yetiştirilme tarzı burada önemli rol oynar. disiplinli bir ailede yetiştiyse çocuk sevgilinin çok sonraları olması gerektiği ile büyür. önceliklerinin derslerinin, okulunun, geleceği olduğunu düşünür. haksız da sayılmaz.

hiç sevgilisi olmamış diye farklı gözlerle bakılmasını doğru bulmuyor, şaşılacak bir özellik olduğunu düşünmüyorum.
devamını gör...

kendisine verilmeyen ilgi, sevgi, onay gibi duygusal ihtiyaçlarını hak etmediğini düşünerek başkalarının ona veremediklerini kendisiyle ilişkilendirmek, parçadan yola çıkarak bütüne varmak mesela sevilmediğini hissediyorsa "ben zaten sevilmeyi hak etmiyorum" gibi düşüncelere kapılmak. oysa her insan, sevilmeyi hak eder, onun sevilip sevilmemesi bazen kendisinden değil, karşısındakinin sevme kapasitesiyle ilgilidir. en acıklı beklenti aslında, sevme kapasitesi düşük birince sevilmeyi beklemektir. bu çok mantıksızdır, onda olmayanı istemektir, kendisinde olmayanı sana nasıl versin?
devamını gör...

ilk sezonu kafa karıştıran ki, öyle istenmiş. ikinci sezonda hikayeyi çok yukarı taşıyan, son sezonda benim için hayal kırıklığıyla biten bir alman dizisi. senaryosu etkiler. netflix dizileri arasında “en iyiler” arasına girmeli düşüncesindeyim ama netflix de böyle bir kategori yok.

tanım: bir alman yapımı... izlenir.
devamını gör...

içerisinde bulunduğumuz samanyolu galaksisi'nin merkezindeki kara delik olduğu tahmin edilen cismin adı. aslında ismi sagittarius a* şeklinde yazılıyor. sgr a* olarak da kısaltılıyor. yay takımyıldızı olarak da bilinen sagittarius doğrultusunda olduğundan bu ismi aldı.

biliyoruz ki kara delikler doğrudan gözle görülemiyor. galaksimizin merkezini görmek de yine güç bir iş çünkü bu bölge oldukça yoğun. üstelik içeriği gaz kadar tozdan da oluşuyor ve bu yoğun ortam, merkezi görmemizi engelliyor. bu nedenle bu tür yerlere optik teleskoplarla değil, radyo, kızılöte, x-ışın ya da gama ışın teleskoplarıyla bakılır.

bu tür gözlemler sonucunda gördük ki, galaksi merkezinde yoğun radyo dalgaları yayan bir cisim var. burada doğu ve batı sagittarius a adlı birtakım yapılar var. doğu sagittarius a'nın bir süpernova kalıntısı olduğu tahmin ediliyor. ancak bu kalıntının oluşabilmesi için son derece yüksek enerjili bir şeylerin varlığı söz konusu olmalı. zira bu, normal bir yıldızın ölümünden kalan süpernovalardan çok daha farklı ve güçlü.

batı sagittarius a ise yakınında bulunan genç yıldızlar nedeniyle iyonize olmuş bir gaz bulutu. bunun saniyede yaklaşık 1000 km gibi bir hızla bir yere doğru gittiği ve bu hareketin de onu spiral hale getirdiği hesaplandı.

sgr a*, bu bölgedeki 3. cisim. aslına bakarsanız her ne kadar kara deliğin adı bu demiş olsak da, aslında bu kara deliğin yakınındaki bir radyo dalgası kaynağının ismi. kara delik de bu isimle anılıyor.

***

sgr a*'ın etrafındaki yıldızların hareketleri ve yörüngeleri incelendi. bunlardan özellikle bir tanesinin bu radyo kaynağının yakınından geçerken hızlandığı ve saniyede yaklaşık 5000 km hızla hareket ettiği görüldü. burada teknik detaylarına girmeyeceğim birtakım hesaplama yöntemleri ile kütlesi hesaplanan cismin, güneş kütlesinin yaklaşık 4 milyon katı kadar kütleye sahip olduğu görüldü. bulunduğu bölgenin çapı da yaklaşık 44 milyon km. bu kadar bir hacim içerisinde bu kadar büyük kütlenin bulunmasının şu an için tek açıklaması bir kara delik. ayrıca radyo sinyallerinin de kara deliklerin kutuplarındaki jet akımı adlı madde hareketlerinden geliyor olabileceği tahmin ediliyor.

bölgenin radyo teleskop gözlemleri ile alınmış görüntüsü:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...


kemerlerinizi sıkıca bağlayın çünkü hızlı ve bilgilendirici bir yolculuğa çıkacağız, tavsiyem tek solukta okuyup tadına varmanızdır; fakat kısım kısım okumanız da ufkunuzu açacak ve size ilham verecektir. bu kararı damak tadınıza bırakıyor ve keyifli okumalar diliyorum…

marie salomea skolodowska , çoğumuzun fransız bilim kadını marie curie olarak bildiğimiz marie aslında 7 kasım 1867'de rusya'nın varşova şehrinde doğmuştur, aslen polonya'lıdır fakat o zamanlarda varşova rusya imparatorluğu toprakları içerisindeydi. üç kız kardeşi ve bir erkek kardeşi vardı. 1875 yılında ablaları zofia ve bronislawa dluska tifüse yakalanmıştır; fakat 1876 yılının ocak ayında zofia hayatını kaybetmiş, bronislawa ise iyileşmiştir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
marie'nin ailesi ve çocukluk yılları:
babası fizik ve matematik öğretmeni idi ve okuduğum kaynaklara göre çok yetenekli, bilgili, onurlu ve yurtsever bir birey idi. lakin ülkenin rus işgali altında olması bay wladyslaw skolodowski'nin sıradan ve fakir bir öğretmen olarak yaşamını sürdürmesine neden oldu. annesi bayan bronislawa skalodowska bir yatılı kız öğrenci okulunun yönetimini yapmaktaydı; fakat marie doğduktan sonra işini bırakmak zorunda kalmıştır ve kısa süre sonra da verem hastalığından dolayı (kızı zofia’dan iki yıl sonra) vefat etmiştir.

babasının çocuklarına öğrettikleri ve yönlendirmeleriyle marie bilime büyük ilgi duymaya başlamıştır; lakin o dönem avrupa'nın pek çok ülkesinde de olduğu gibi rusya'nın işgali altındaki polonya'da da kızların bilimsel alanlarda (fizik, kimya, biyoloji, tıp, vb.) eğitim almaları pek olası değildi. kadınların üniversiteye gitmesi yada teknik bir eğitim görmeleri için yurt dışına çıkmaları gerekiyordu. yani bundan tam 130 yıl öncesi, ne acı ve saçma!

erkek kardeşi joseph skolodowski varşova'da tıp fakültesine başladığı yıllarda marie'de ablası bronislawa (bronya) ile bir anlaşma yapmıştır ve önce marie çalışıp ablasını okutacaktı ardından ablası marie’yi okutacaktı (bağzı kaynaklara göre abla kardeş beraber çalışmaya başlar). 1885 yılında bronya paris’e gidip sarbonne üniversitesinde tıp okuyacaktı ve okulu bitince de bir iş bulacak ve marie’nin pariste okumasını sağlayacaktı. marie hemen iş bulup çocuk bakıcılığı yapmaya başlamıştır. bakıcılıktan kazandığı paranın bir kısmını ablasına gönderiyor, kalan kısmını ise paris’te gerçekleştirmek istediği eğitim hayali için biriktiriyordu. bronya mezun olana dek varşova’da endüstri ve tarım müzesi adı altında gizlice eğitim veren polonya okulunda eğitim almıştır. geçine bileceğini düşündüğü kadar para biriktirince paris’e gitti. ve nihayetinde 1891 yılında tam 24 yaşındayken ablasının yanında (babasının izinden giderek) fizik ve matematik eğitimi almak üzere sarbonne üniversitesi’nde eğitimine başlamıştır. marie paris’e gidince önce ablasının yanında kalarak sonralarda ise küçük bir tavan arasında yaşayarak eğitim hayatını gerçekleştirmiştir (130 yıl önceki paris vs şimdiki türkiye)* :,(. kastım sırf cinsiyete yönelik değil öğrencilerin eğitim hayatında çektikleri zorluklar bakımındandır…)

marie’nin paris serüveni pek de kolay olmamıştır. savaşlar ve iç kargaşalar nedeniyle sıradan yaşam sıtandartlarına sahip olan insanlar için yoksulluk ve açlık hakimdi. sonunda soğuktan donmadan veya açlıktan ölmeden evvel marie 3 kasım 1891 yılında başladığı eğitimini bir buçuk yıl sonunda kendi sınıfının birincisi olarak tamamlayarak fizik diploması almayı başarmıştır, 1984 yılında ise ikinci diplomasını matematik alanında almıştır. marie’nin bir sonraki hedefi ise öğretmenlik diploması alıp varşova’ya dönmektir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
1894 yılında polonya’lı bir bilim insanı aracılığıyla, kardeşi jacques curie ile beraber piezoelektiği keşfeden pierre curie ile tanışmıştır. 35 yaşındaki pierre curie, endüstriyel fizik ve kimya okulu laboratuvarının başkanıydı. marie ve pierre, ortak bilimsel ilgilerinin yanı sıra bay curie’nin mükemmel fiziği ve tutan kimyaları sebebiyle birbirlerine bağlanıp, temmuz 1895 yılında dünya evine girmişlerdir. işte bu tarihten itibaren sevgili marie’ciğimiz artık marie skolodowska değil fransız vatandaşı olan marie curie olmuştur.(nikahları pek de şatafatlı olmamıştır. zaten çok da varlıklı değillerdir ve gelinlik, takı, süs eşyaları vb. fuzuli harcamalar yapmaktansa devlet dairesinde (gbkz: minimalist), sade bir nikah kıymışlardır. balayı için ispanya’nın o zamanlar çok gözde, ünlü olan bir tatil beldesinde geçirmişlerdir. şaka yaptım balayı için para harcayacak olsalardı düğün için de harcarlardı. bunun yerine fakülteye kolay ulaşım için kendilerine bisikler almışlardır.

1896 yılında öğretmenlik diplomasını aldıktan sonra 1897 yılında, daha önce henry becquerel’in duyurduğu, uranyum tuzlarının yaydığı,sonraları marie tarafında radyoaktivite olarak isimlendirelecek olan ışın üzerine detaylı araştırmalar yapmaya başlar. wilhelm conard röntgen’in x ışınları keşfinden sonra becquerel’in de bazı maddelerin sürekli ışıma yaptığını bulması ilgisini çekmiş, öğrenmez arzusunu körüklemiş ve merakını uyandırmıştı). fakata eylül 1897’de ilk kızı irene curie’nin dünyaya gelmesi, marie’nin işlerinden uzaklaşıp ufak bir mola vermesine sebep olmuştur. 1898 yılının başlarında çalışmalarına hızlı bir şekilde ilerleten marie toryumunda bu ışığı yaydığını fark etmiştir. bu keşif eşi pierre’in de dikkatini çekmiş ve kendi çalışmalarını bırakarak marie’ye yardım etmeye başlamasına vesile olmuştur. ve basınç elektriği yöntemini ışıma miktarını ölçmek için kullanmaya başlamışlardır.

büyük bir an daha marie’nin kendi ülkesinin adını verdiği poloyum elementini buldular ve ardından radyum elementini buldular. sayesinde geliştirilen radyoterapi kanser hastalarını iyileştirmek için günümüzde halen kullanılmaktadır.

ışıma havayı iyonlaştırıyor, artı ve eksi yüklü parçacıklar oluşturduğu için elektrik akımını geçiriyordu. ışıma ne kadar yoğun ise, elektrik akımı da o kadar artıyor idi. bu akım galvanometre ile ölçülebiliyordu. ışımalar içlerindeki uranyum ile orantılı olarak gerçekleşiyordu. böylece ışımaların kaynağı olan elementin atomlarına kadar ayırım yapabiliyordu. ama elle tutulur, gözle görülür saf radyum elde etmek haliyle çok zor bir vukudur. nasıl ki bir canlı yavrusuna dokunmak, gözleri,ne bakmak isterdi marie’de bulduğu radyoaktif elementi görmek arzusuyla kavrulmaktaydı.
radyumun özelliklerini inceleyerek ve yeni bir element oluşu ile ilgili tartışmaları noktalayarak artık bir son vermeleri gerekiyordu. tabi haliyle büyük miktarda maden filizi bulmaları gerekiyordu. yüzyıllardan beri gümüş elde etmek için işletilen bohemya’daki maden yataklarında işe yaramaz atık kabul edilen uranyum yüklü toprak yığınları olduğunu öğrendiler. madenciler, eğer taşıma giderlerini karşılarsalar bu ‘’pislik yığınlarını’’ onlara ücretsiz vermeyi kabul ettiler. hatta bu deli bilginlerin, işletmeyi temizlik giderlerinden kurtarmalarından dolayı epey seviniyorlardı. sevgili curie ailesi varlarını yoklarını, bu çöp-atık dolu toprak yığınını alarak fizik okulunda onlara verilen tabanı döşemesiz, ısıtılması olanaksız ve tavanı akan eski, tahta bir kulübeye taşımak için harcamışlardır.

tonlarca atık yığını içinden kilo kilo alarak arıtma yapmaya uğraşıyorlardı ve ışıması çok yüksek olan radyum ancak miligram miligram birikebiliyordu. bu süre zarfında zavallı marie 10 kilo kaybetmişti. radyoaktivite diyeti o zamanlar ve günümüzde de pek popüler olmasa da evet onu da marie buldu*. evde, okulda, laboratuvarda ya da maden ocaklarında denemeniz şiddetle tavsiye edilmemekte!

bıkmadan usanmadan birkaç kez tekrar ettikleri kristalleştirme işleminden sonra, sadece 100 miligram radyum biriktirebildiler. inanılması zor ve güç olsa da bu 8 ton atıktan 1 gram radyuma ulaşmak anlamına gelmekteydi. başarı kesinlikle tesadüf değildir, ilahi bir kaç dokunuş ve emekten ibarettir. 100 miligramlık radyumun niton adını verdikleri bir gaz yaydığını ve bunun içinde helyum gazı bulunduğunu keşfetmişlerdir. helyum zaten bilinen bir elementti. bu da demek oluyordu ki yüzyıllardır kimyacıların düşündükleri ‘’bir madenin diğerine dönüştürülmesi’’ hayal değildi. fakat bunu yapan büyücülerin ‘’iksiri’’ değil, atom çekirdeğindeki enerjiydi.

1903 yılında bir bilim insanının alabileceği en değerli ödüle layık görüldüler, pierre curie. marie curie ve henri beqquerel. tabiki de buna karşı çıkanlar oldu ilk başta yalnız henri ve pierre’ye nobel verilecekti; lakin pierre reddetti bu durumu ve nihayetinde herkes hakkı olanı aldı. fakat ödül töreni için yolculuk yapamayacak kadar hastaydılar ve yol parası için harcayacak tek kuruşları bile yoktu. haliyle radyoaktif elementlerin zararlarından ve insan bedeninde yaratacağı etkilerin henüz farkında değillerdi, bu farkedilmemiş ölümcül olay pek çok kişinin canını almış ve marie’nin de kaçınılmaz sonu olacaktı.

sevgili marie nobel ödülü ile beraber ‘’dünyanın ilk nobel alan kadını’’ ünvanını da almıştır.

1904 yılında eşi pierre sorbonne üniversitesinde öğretmenliğe başladı. marie’de sevr’deki bir kızlar okulunda fizik öğretmenliği yapmaya başlamıştır. aynı yılın sonlarına doğru marie’nin kızı eva doğmuştur, artık curie ailesinin masasında 4 sandalye vardı. haliyle 2 çocukla beraber yaşamak ve bir yandan da ticari kaygı gütmeden bilimsel araştırmalar yapmak curie ebeveynlerini ekonomik olarak epey yıpratıyordu. radyasyondan kaynaklanan rahatsızlıklar geçiriyorlardı. radyumun dokuya verdiği zarar araştırmacılar tarafından kabul edilmeye başlamıştı. amerikalı mucit (gbkz:alexander graham bell), kanserin tedavisi için tümöre radyum verilmesini önermişti.

marie ve pierre keşfettikleri elementlerin kendilerine ait olmadığını ve tüm insanlığın yararına kullanılması gerektiğini düşündükleri için patent almamışlardır. çoğu zaman gerekli olan çalışma malzemelerini kendi ceplerinden karşılıyorlardı ama bu durum onların çalışma arzusunu ve azmini kıramıyordu.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
marie okumak için ülkesini terketti, ailesinden ayrılmak zorunda kaldı, parasızlık ve zor çalışma koşullarına maruz kaldı, iki çocuk ile bir yandan da bilim yapmaya uğraşmak ya da bir kadın olarak erkeklerin egemen olduğu bir dünyada kendi ayakları üzerinde durmaya çalışmak… bunlar yetmezmiş gibi bir de bilim arkadaşı olan çok sevdiği eşinin 19 nisan 1906 perşembe günü bir at arabasının altında kalarak can verdiği haberini aldı… marie artık 2 çocuklu dul ve yoksul bir bilim kadını idi o dönem için çok fazla dedikodu malzemesi veriyordu bu durum…

pierre’nin profesörlük ünvanını marie’ye verdiler. ancak buna itiraz eden gelenekçi, tutucu, geri kafalı bilim çevreleri, ki tümü erkek, ağız birliği ile itiraz ettiler. tabii ki marie azimli bir kadın idi anlayacağınız üzere haliyle mücadelesinden bir adım bile geri atmadı ve tam 2 yıllık bir çabadan sonra ister istemez kabul etmek zorunda kaldılar. böylelikle marie 1908’de sarbonne’daki ilk kadın profesör olmuştur. fakat bilimsel çalışmaları ve bilgisiyle dibine kadar hak etmesine rağmen elbette ki kadın olduğu için akademi üyeliği seçimini kaybetmiştir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
fakat başarılarını gölgelemeye yetecek komik safsatalar, hakkında çıkarılan; gerici, cinsiyetçi ve acımasız kötü söylentiler kaçınılmazdı. (bu durumu açıklamak gerekirse) marie’nin evli ve pierre curie’nin yakın dostu paul langevin arasında bir aşk yaşandığı dedikoduları yayılmaya başlamıştı ve dönemin gazetelerine de langevin skandalı olarak yansımıştır. langevin gazetenin baş editörünü halkın önünde yapılacak düelloya davet etti. editörün silahını çekmemesi ile o zamanın anlayışıyla gülünçleşen olay, konunun kapanmasını sağladı. ikinci nobel ödülü her ne kadar arka plana atılmış olsa da bu söylentilere en güzel yanıtı nobel akademisi vermiştir. iki yeni element bulduğu için insanlığa ve dünyayı anlama çabasına katkılarından dolayı 1911 yılında ‘’nobel kimya ödülü’’ ile onurlandırılmıştır. böylelikle iki nobel ödülü alan ilk kişi olmuştur. ve hala iki nobel ödülüne sahip olan tek kadındır.

marie curie, aralık 1911'de nobel ödülünü almak için stokholm'e gitti. buradaki konuşmasında, pierre curie'nin yardımlarını küçümsemediğini de belirterek, radyoaktivitenin atomun bir özelliği olduğu hipotezinin kendi çalışması olduğunu duyurdu. fransa 'ya geri dönen marie curie, çalkantılı geçen yılın etkisi ile depresyona girdi.

1914 yılında paris üniversitesi'nde radyum enstitüsü kuruldu ve marie curie ilk müdür olarak atandı. hayatı boyunca radyumun tıptaki önemine dikkat çekti. ı. dünya savaşı sırasında taşınabilir röntgen cihazları yaparak, kızı ırene ile birlikte, genç kadınlara x ışını teknolojisini öğretti. ayrıca fizik tedavi uzmanlarına savaş ortamında radyoloji ekipmanını nasıl kullanacaklarını gösterdiler. bu esnada yüksek dozda radyoaktif ışına maruz kaldılar.
1920'li yıllarda bilime katkısını sürdürdü. varşova 'daki radyum enstitüsü'nün kurulmasında önemli rol oynadı. başkan herber hoover 'ın kendisine verdiği 50.000 dolar ödülle varşova'da yeni kurulan laboratuvara radyum aldı.

ölümü;
1934 yılında fransa'nın savoy kentinde kan kanserinden öldü. hastalığı, aşırı dozda radyasyona maruz kalmasına bağlandı. bu yüzden ona "bilim için ölen kadın." denildi. radyokaktivite çalışmalarından dolayı, radyoaktivite birimine "curie" denilmektedir. ölümünün ardından sceaux'taki aile mezarlığına gömülmüş ancak, 20 nisan 1995'te marie curie'nin ve kocasının mezarları fransa' nın ulusal anıt mezarı olan panthéon'a taşınmıştır. marie curie başarılarından dolayı bu şerefe layık görülen ilk kadındır. curie'nin not defterleri o kadar çok radyasyona maruz kalmıştır ki, ancak kurşun kaplı bölmelerde muhafaza edilip sadece radyoaktif koruma altında incelenebilmektedir.

merak edip, sorgulayarak ve tüm olumsuzluklara rağmen yılmadan mücadele ederek sürdürdüğü hayatında o çok sevdiği ve keşfetmek uğruna iç içe yaşadığı radyoaktif elementlerin marie’nin bedeninde yarattığı etkiler yüzünden yavaş yavaş esir olarak hasta olması sonucunda bir senatoryumda hayata gözlerini yummuştur. o an insanlık büyük bir cevheri daha geri gelmeyek bir şekilde kaybetmiştir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
hayatta korkulacak hiçbir şey yoktur. sadece anlaşılacak şeyler vardır. şimdi, anlamak zamanıdır. böylelikle daha az sayıda şeyden korkabiliriz. / marie curie

there is nothing to fear in life. there are just things to understand. now, it is time to understand. so we can fear fewer things. / marie curie

bazı kaynaklara göre curie ailesi dünyanın en çok nobel ödülü alan ailesidir, fakat kaynaklarda bilhassa bahsedildiğini görmedim.

ödülleri;
1903- nobel fizik ödülü
1903- ingiliz kraliyet birliği’nden davy madalyası
1904- matteuci madalyası
1909- elliot cresson madalyası
1911- nobel kimya ödülü
1921- jhon scoot madalyası
1921-bilime katkılarından ötürü, amerika’nın kadınları adına, başkan (gbkz:warren harding)’ten 1 gram radyum (insan bir çeyrek takardı be)
1921-willard gibbs madalyası
1921-(gbkz:benjamin franklin) madalyası


kaynakçalar:
buradan
buradan
buradan
devamını gör...

-kim jong un'un yanaklarını sıkıp "naber lan keranacı" demek istiyorum. ama ardından çok hızlı bir şekilde güney'e iltica etmek istiyorum. beni aslanlara yedirsin istemiyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

gözlerinin içine bakmak; ben seni son derece dikkatle dinliyorum, buradayım demek olduğu için insan ilişkilerinde çok önemli bir yeri olabilir.

baktığınız kişinin tam olarak gözlerinin içine değil, iki kaşının ortasına bakarsanız da gözlerinin içine bakmış gibi izlenim verebilirsiniz. en gözü pek öğretmenlerle baş etme taktiğim buydu benim.
devamını gör...

allah'ın* rahmeti ve bereketi.*

ya da alternatif için buyrun.
devamını gör...

bugüne dek yalnızca bir kez indirim oldu.
olumlu motivasyon için damping yapılması güzel olur,destekliyorum.
devamını gör...

bir defa duyan zavallı öğrencilerin ömürlerinin sonuna kadar unutamadığı lanetli biyoloji terimi.

bir de granüllüsü vardır bu zımbırtının; düşman başına.*
devamını gör...

kız kardeşim sanırım. o olmasa napardım bilemiyorum.
devamını gör...

“büyük düşün” anlamına gelen bir ifadedir.
bihter'in adnan'a mektup bırakıp behlül ile kaçacağını öğrenen firdevs, bu girişimin başarısızlığı sonrasında bihter'i sorgular.
firdevs yöreoğlu: ne yaptığını sanıyorsun sen bihter? nereye gidecektin? "ateşe gidiyorum" ne demek? "yanacağımı bile bile gidiyorum" demişsin. "ilk kez yüzümde, bedenimde ateş hissediyorum."
bihter ziyagil: yeter, sus! aramızdaki yaştan bahsetmek istedim ben. gün geçtikçe bu farkın açıldığını hissediyorum, onun için.
firdevs yöreoğlu: ben sana başından söylemiştim. "ama bu fark önemli değil" demiştin. artık gerçekten de önemli değil. kendini kandırma. sen bihter ziyagil'sin. bu bütün mesafeleri kapatır, aptallık etme!
firdevs hanım "ziyagil" soyadını vurgularken "bir daha böyle zengin kocayı nerden bulacaksın, akıllı ol" diye imada bulunmaktadır.
(bkz: aşk-ı memnu)
devamını gör...

savaşla çok şey büyüyecek
büyüyecek
mülk sahiplerinin mülkleri
ve mülksüzlerin sefaleti
yönetenlerin söylevleri
ve yönetilenlerin suskunluğu. dize'lerinin sahibidir.
devamını gör...

kendisi önceden sözlükte de bahsedildiği üzere simülasyonlar ve simularklar kuramını ilk ortaya atan kişidir. bu fikirleri matrix serisine büyük bir ilham kaynağı olmuştur. kendisinin sadece imkansız takaslar kitabını okumakla beraber, bazı durumlara imkansız takas kitabındaki değerlendirmeler ışığında yaklaşırsak bizi ileriye götüreceğini düşünmekteyim.

burada bahsetmek istediğim durumları ise porno ve infinity war ile endgame filmleri olarak sıralayabilirim. imkansız takas kitabı kısaca insanoğlunun bir bedel ödemeden bir nesne, duygu, düşünce vb. takas etme isteğini ve bu istek doğrultusunda sanal ile gerçekliğin iç içe geçtiğini anlatmak istemektedir. vermiş olduğum örneklerin kendimce açıklamaları ise şöyle:

porno: bildiğiniz gibi porno izlerken bireyin herhangi bir partneri olmadan cinsel zevk almak mümkün. tabii porno da görsel bir içerik olması sebebi ile de oldukça kolay ulaşabilirdir ve gerçek seksin yerine geçmesi mümkündür ancak bu duygu sadece ilüzyondur. zannımca pornonun bu kadar yaygınlaşması sağladığı bu kolaylıktan gelmektedir. bu sebepten, pornoda sanal ve gerçeklik iç içe geçmiştir.

infinity war ile endgame filmleri: bildiğiniz gibi infinity war ile endgame filmlerinde hep iyilerin kazanması uğruna anti karakterler öldürülür veya öldürülmesi için mantık sınırları oldukça esnetilir. infinity filmini iyilerin yenilme olgusunu çok net bir biçimde gösterdiği için en sevdiğim marvel filmidir. burada yatan duygu ise insanoğlunun isteği (iyi kahramanların ölmeme durumu) bizi sanal bir duruma sevk etmesi neticesinde gerçeklik ile sanal birbirine karışmıştır.

edit: eğer bir sıkıntı görülür ise katkılarınızı beklemekteyim.
devamını gör...

yeni diziye başlamak.
bir bölüm daha diye diye 1 gecede tüm sezonu bitirmek.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim