öğretmenleri çocuklara resim dersinde "en iyi arkadaşınızı çizin" demiş.
ortaya çıkan sonuç:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
yarın bunun aynısını yaptırayım diyorum, bakalım ortaya neler çıkacak.*
devamını gör...

pandemide ne kadar insan canına kıydı be. çok acı bir durum. zengin iş adamları ve devlet her neyse esnaflara destek verse keşke. sadece esnaflara da değil tüm zor durumda olan işçilere ve birçok insana yardım edilse.
devamını gör...

daha zor günlerinin de olabileceği...
devamını gör...

başyapıt denebilecek derecede güzel film.
devamını gör...

amaaaaan
devamını gör...

"ruhumdaki düğümler fazlasıyla sıkı. kimsenin onları çözecek kadar ince tırnakları yok. bense çoktan vazgeçtim tırnaklarımı uzatmaktan. kendimi bilmeyi bıraktım. ölümü bilmek ve anlayabilmek bile daha kolay.
yanıtı olmayan bir soru olarak geldim dünyaya ve sorusu olmayan bir yanıt gibi de gidiyorum."

(bkz: kinyas ve kayra)
devamını gör...

bak beyim, sana iki çift lafım var. koskoca adamsın. paran var, pulun var, her şeyin var. binlerce kişi çalışıyor emrinde. yakışır mı sana ekmekle oynamak. yakışır mı bunca günahsızı, çoluğu çocuğu karda kışta sokağa atmak, aç bırakmak. ama nasıl yakışmaz. sen değil misin öz kızına bile acımayan, bir damlacık saadeti çok gören. anlamıyor musun beyim, bu çocuklar birbirini seviyor. ama ben boşuna konuşuyorum. sevgiyi tanımayan adama sevgiyi anlatmaya çalışıyorum. sen büyük patron, milyarder, para babası, fabrikalar sahibi saim bey. sen mi büyüksün. hayır ben büyüğüm, ben, yaşar usta. sen benim yanımda bir hiçsin, anlıyor musun, bir hiç. gözümde pul kadar bile değerin yok. ama şunu iyi bil, ne oğluma ne de gelinime hiçbir şey yapamayacaksın. yıkamayacaksın, dağıtamayacaksın, mağlup edemeyeceksin bizi. çünkü biz birbirimize parayla pulla değil, sevgiyle bağlıyız. bizler birbirimizi seviyoruz. biz bir aileyiz. biz güzel bir aileyiz. bunu yıkmaya senin gücün yeter mi sanıyorsun. dokunma artık aileme. dokunma çocuklarıma. dokunma oğluma. dokunma gelinime. eğer onların kılına zarar gelirse ben, ömründe bir karıncayı bile incitmemiş olan ben, yaşar usta, hiç düşünmeden çeker vururum seni. anlıyor musun? vururum ve dönüp arkama bakmam bile.
devamını gör...

yalnızlığın somutlaşmış hali. tıpkı uzayda tek başına süzülen küçük bir asteroid gibi.
devamını gör...

murat menteş'in şiiridir. (bkz: murat menteş)

aynı zamanda kaan boşnak besteleyip şarkı haline getirmiştir. deplasmanda plasebo


--- alıntı ---

allah'ım kaderimde anarşi ve protesto
antidepresanlar ve içi boş bir gardırop
ne de çok yer kaplıyor mesela al pacino
yardımın gerekiyor kadıköy'deyim stop.

allah'ım kaderim bu sentimental ambargo:
alternatif referans potansiyel salvo yok,
sadece klostrofobi, hicran türbülans ve şok;
cariyeler çekilmiş yeraltına cumburlop.

allah'ım kaderimi sen yazdın sen bilirsin
kalbim oyuncak mı ne, ne kolay kırılıyor?
'deplasmandır bu dünya' diyor albino şeyhim
plasebo yutturuyor bana depresif doktor.

allah'ım kaderimden şikayetçi değilim
aksine bahtiyarım evrende bana da rol
verdiğin için şahsen, allah'ım bizler senin
falsolu kullarınız, n'olur bizden razı ol.

--- alıntı ---
devamını gör...

kadın seviyordu, adam gidiyordu. belki de daha önce gitmişti adam. bilemiyordu. hayal kırıklıkları ile bakıyordu adamın gidişine, arkasından, biçare. düşündü kadın, tüm geçmişi, güzel zamanları hani.

bu adam da seviyordu onu, hatırladı, biraz daha kahroldu. adam; şiirler, hikayeler yazıyordu kadına. kulağına fısıldıyordu sevgisini, koynunda uyutuyordu kadını. deliler gibi seviştikten sonra terli, ıslak ve sıcak vücutlarıyla sonsuz huzurun kollarında uyuyorlardı birlikte. adam saçlarını okşuyordu kadının, küçük bir çocuğa anlatır gibi masallar anlatıyordu ona. kadın ise adamın sesine büyülenmiş bir şekilde dinliyor, içindeki direnme içgüdüsüne rağmen uyuya kalıyordu çaresizce. göz kapaklarının ihanetine uğruyordu kadın. adam ise şöyle fısıldıyordu kadının ruhuna " sen istesen bile bırakamam ki ben seni". kadın inanıyordu adama, inanmak istiyordu belki de.

kadın; sabah adam uyanmadan, dudaklarının arasına sızıp büyülü öpücüğünü kondurarak, gün doğmadan ayrılıyordu adamın yanından. adam biliyordu kendisi uyurken kadının gideceğini ama aynı zamanda biçare bir şekilde geri döneceğini. hep öyle olmuyor muydu zaten? kadın gelir, gözlerinin içine bakardı adamın, hiçbir söz söylemeden. çünkü ikisi de biliyorlardı ki kelimeler anlatamayacak bazı şeyleri. kadın gözleri ile dokunurdu adamın ruhuna, adam irkilirdi bir anda. sonra geçerlerdi mutfağa. bir şarkı açardı adam. ardından kahve yapan kadını büyülenmiş gibi izlerdi. arkada bir bahar esintisi tabii. camlar açık, perdeler ucuşuyor, yürekleri gibi. kadın kahve pişerken kendine büyülenmiş gibi bakan adama bakıyor, gülümsüyor. adam bu güzel gülüşte takılı kalıyor...

 her akşam başka bir şarkı eşlik ediyor bu kadın ve adama. kadın sade olan kahveleri alıp balkondaki masaya, adamın karşısına oturuyor. şarkı mutfaktan bir bahar esintisi ile duyuluyor. o küçük rüzgar esameleri ulaştırıyor sanki notaları kalplerine. kadın ellerini çenesinin altına koymuş, kocaman bir gülümseme ile dinliyor adamı. adam, her zamanki gibi güzel hikayeler, anılar anlatıyor kadına. kadın üşüyor biraz ama soğuktan değil, karşısındaki adama olan uzaklığından.
adam anlıyor bunu, yanına gidiyor kadının. tutuyor elinden, içeriye sürüklüyor kadını. kadın, neden diye sormadan, neler olacağını bilerek gidiyor adamın ardından. gecenin ilerleyen saatlerinde, karanlık odada  sonsuz oluyor bu iki yarım insan. o zaman anlıyor kadın; iki yarım insan birleşirse eğer, sonsuz bir ruh edermiş aslında.

sonra karanlıkta küçük bir kıvılcım beliriyor. kadının yüzü aydınlanıyor az da olsa. ardından yaktığı sigaranın zehirli dumanını hissediyor ciğerlerinde, belirli belirsiz gülümsüyor buna. adam görüyor bu gülümsemeyi. ay'ın tutulduğu gibi bir kez daha tutuluyor kadına...
ama içten içe o zehire lanetler okuyor. keşke diyor, keşke içmese şu zıkkımı. kadın sigarasını bitirince adamı göğsüne yatırıyor. gecenin karanlığında, ay'ın yalnız ışığıyla kadın adamın yüzünü ezberlemek istercesine gezdiriyor elini yüzünde. sakalları ile oynuyor adamın. gözlerinin üzerinden, her bir kirpik tanesini bile hatırlamak için gezdiriyor elini, sanki bir şeyleri biliyormuş gibi. adam, kadının göğüslerinden gelen koku ile yüzündeki yumuşak ellerin güzelliği ile sakinleşiyor. huzuru tadıyor adam*. daha sonra kadın adamın alnına küçük bir öpücük konduruyor. adam alıyor mesajı."uyumak istiyorum, bana masal anlatır mısın?" anlamına geliyor bu küçük ama anlamlı öpücük. adam kadını yatırıyor göğsüne. kulağına masallar fısıldıyor. daha iki dakika geçmeden anlıyor kadının uyduğunu. ve kulağına fısıldıyor o cümleyi, sigaradan bile zehirli olduğunu bilmeden. "bırakmam seni, sen istesen bile". adam sabah bu kadının gideceğini bilmenin hüznü ve akşam geri geleceğini bilmenin rahatlığı ile dalıyor uykuya. yarın yapacağı şeylerden habersiz...


kısa bir süre sonra uyanıyor kadın. sakin bir şekilde çıkıyor sevdiği adamın koynundan. çıplak bedeninin üzerine geçirmeye başlıyor kıyafetlerini birer birer. çünkü gitmek zorunda, yok başka çaresi. adamın yüzünü en net görebileceği yere oturuyor kadın. ardından küçük bir kıvılcım ve sigaranın dumanı görülüyor yüzünde. pür dikkat, sanki her gece yapmıyormuş gibi inceliyor adamın yüzünü,
hafızasına kazımak ister gibi, sanki bir şeyleri hissetmiş gibi... daha sigarası bitmeden kalkıyor soğuk zeminden. adamın dudaklarına eğiliyor yavaşça, son bir kez tatmak istercesine öpüyor dudaklarını. sessiz adımlarla geçiyor koridordan. eskimiş ayakkabılarını geçiriyor ayağına. kadından geriye, güzel bir adam ve içtiği sigaranın dumanı kalıyor o evde.

ertesi gece başlıyor kabus. kadın gece geliyor yine. tıklatıyor kapıyı tam üç kere. tık tık tık . bu ben geldim sevgilim demek onların dilinde. bekliyor bir müddet fakat nafile. açmıyor adam kapıyı. kadın anlıyor bir şeyler olduğunu. kafasını yavaşça yere eğiyor. yerde bir kağıt. üzerinde anlamsız birkaç kelime. "bir şekilde yapmam gerekiyordu bunu" yazıyor kağıtta. "senin iyiliğin için zor da olsa yapmam gerekiyordu".
kadın içinden okkalı bir küfür savuruyor  bunun üzerine. ne yapmıştı bu adam? ardından koşarak sokağa çıkıyor kadın. etraf zifiri karanlık, göremiyor hiçbir şeyi. oysa adam hep bu şehrin griliginden yakınırdı kadına. şimdi o grilik de kalmamıştı ortada. bir umut önce sağına döndü ardından soluna. bir şey gördü ileride, bir silüet. anladı o adam olduğunu. fakat gidemiyordu adamın yanına. hıçkırıkları ve göz yaşları boğuyordu kadını, oysa bilmezdi bile ağlamayı. koşmak istiyordu kadın, koşup gitme demek istiyordu adama. ama bir şey tutuyordu kadını, gidemiyordu adamın yanına. ve son kez baktı hayal kırıklıklarıyla.

ardından kolunda bir acı hissetti kadın. ne oluyordu böyle? ardından bir sakinlik çöktü üzerine. adamın ona masal anlattığı gecelerde olduğu gibi yenildi göz kapaklarına. ardından hemşire çıktı ve kapattı kapıyı, kadını uykuya bırakarak. belki de sonsuza kadar...
devamını gör...

bir dönem içinde bulunduğum liste. ama fazla değil 2-3 ay kadar yoklama kaçağı konumunda kalmıştım, para cezası kesicez falan demişlerdi, ama öyle bir şeyde olmadı.
devamını gör...

yakışan kadın görüldüğü zaman o kadın için başka model düşünemediğim mükemmel saç modeli. çok hoş duruyor efendim.
devamını gör...

kehribar gözleri olan kadınla zencefil molası.

dün fırında şirket kavurması kodlarken, bariz bir şekilde blöf yaptığımı farkettim. bütün bunlar şeftali kuruntusu geçirdiğim için başıma geliyor. sabahları kaşarlı ahtapotla besleniyorum diye akşama kadar kariyerim ağrıyor. 3 boyutlu cinsellik çikolatası gibi eriyorum bu havalarda. üstümden metro istasyonu geçmişte gişelerimin haberi yokmuş minvalinde bahanelerle kendimi avutuyorum. ne yapayım organlarım halden anlamıyor, hormonlarımın omega bilmem kaç yağı aşermesine kayıtsız kalamıyorum.

annemle banka soymaya giderken yanında pazar arabası getirmesinden utanıyorum hala. galakside benim kadar şerefli bir keş olmadığına dair kendi üstüme tez yazıp bahis oynayacak kadar yolumu şaşırdım. biri omuzumdan tutup beni okula yazdırsa keşke. sevgilimi evde unutup sınavdan kalsaydımda bir şey değişmeyecekti. okuma engelli vatandaşlara kelime kolisi hazırlayıp yardımlayan yayın evlerindeki sobaların üzerinde mandalina kabuğu yakan teröristler kadar acımasız ve ozon düşmanı köpek balıklarına söyleyecek bir şey bulamıyorum diye oturup ağlayacak değilim ne yazıkki.

köylü biriyim ben, diğer insanlar gibi şehirlilikler yapamıyorum. ne kendime ne başkasına bir şehirliliğim yok. bütün köylülüğü kendime yapıyorum. tezek dolu kadehler kaldırıyoruz kızılay çadırında. dolum günü geçmiş bir yangın tüpü kadar çaresizim. başkentimin yüzünde patlayan sivilce kadar genç kalmak istiyorum. zaman porselen bir tabak gibi kırılıyor kalbimde, kehribar gözlü bir kadınla tam da şu havada müzelerden zencefil toplarken.
devamını gör...

kimilerine göre alkolizmin başlangıcı olsa da en sevdiğim tek kişilik aktivitelerden biridir. ışığı kapatıp, sevdiğin türküler, şarkılar eşliğinde geçmişi düşünmek, geleceğin hayalini kurmak paha biçilemez.
devamını gör...

bir yılmaz erdoğan tiyatro oyundur.

oyunun yazarı da yönetmeni de oyuncularından biri de yılmaz erdoğan’dır. belki otuz kez izlemiş olabilirim bu oyunu. evet, çok komik bir oyun ama çok tatlı bir şey yediğiniz zaman genzinizde hissettiğiniz o yanma hissi gibi. gülüyorsunuz ama canınız da yanıyor izlerken.

oyun yaşadığı kişisel kıyametin ardından tanrı ile doğrudan iletişime geçme gücü kazanan ya da duyduklarının tanrıdan geldiğini inanan bir adamın öyküsünü anlatıyor bize. bir çaresizlik anından sonra gelen rahatlama hissini nakte çevirmeye çalışan çaresiz insanların öyküsü.

oyunculuk performansını sadece yılmaz erdoğan eserlerinde yer aldığında beğendiğim altan erkekli’nin döktürdüğü oyun defalarca izlenmeli. her izlendiğinde altan erkekli tiradlarında bambaşka anlam bulunuyor çünkü.

bütün karakterler harika işlenmiş olsa da hilmi duran bambaşka bir karakter ve ne zaman izlesem bir sahnede gözlerim dolar. ama yapmayın dedi tanrı o daha bir çocuk. haberlerde bu sahneyi izlediğim zamanda gözlerim dolmuştu. yılmaz erdoğan unutmayıp tiyatro oyununa koyduğu zaman da hem hüzün hem de buruk bir mutluluk hissettim.

elektrik kardeşliği sizi bekliyor, hayırlarlan kalın.
devamını gör...

yücelerden yüce gördüm
erbabsın sen koca tanrı
âlem okur kelâm ile
sen okursun hece tanrı

âsi kullar yaratmışsın
varsın şöyle dursun deyü
anları koymuş orada
sen çıkmışsın uca tanrı

kıldan köprü yaratmışsın
gelsin kullar geçsin deyü
hele biz şöyle duralım
yiğit isen geç a tanrı

kaygusuz abdal yaradan
gel içegör şu cür'adan
kaldır perdeyi aradan
gezelim bilece tanrı
devamını gör...

bir penaltı kaçıran forvet, o gün için maçın seyrini değiştirememiş olabilir....
amma forvet olmayı bırakmaz, önündeki maçlara bakar, daha çok gol kovalar. sonuçta averajlar önemli, o kadar önemli ki yıl sonunda şampiyonluğu etkileyecek derecede....
devamını gör...

insanımızı kötülemeyi sevmem. ama artık canıma tak etti. bizim insanımız kadar yaşadığı yüce duyguları ilke, prensip değerlerden uzak gevşekçe yaşayan başka bir halk olduğunu sanmıyorum. her aşk biterken bir miktar kirlenir. ama biz zaten ilişkilere pislik içinde başladığımız için ilişki de biterken bütün kokumuzu çevreye yaymadan rahat edemiyoruz. normal arkadaşlıklardan, aile ilişkilerimize kadar içinde bulunduğumuz sosyal yaşamda soyut kavramların bile bir ruhu olduğu, hatta onuru olduğu konusunda kimsenin hiç bir fikri yok. o kavramları kirlettikçe biz de temiz kalamıyoruz. belki bunun öfkesiyle karşımızdaki insanı da delirtene kadar kirletmeye çalışıyoruz.

aşkta taraflar birbirlerinin yüceliğini korumakla hükümlüdürler. bittiği zaman da bu böyle olmalıdır. bu bir büyümüşlük halidir işte. ama yazık ki peynir ekmek ve antidepresan kadar çok satılan kişisel gelişim kitapları içinizdeki çocuğu öyle bir besliyor ki, lumpen bir aptaldan farkınız kalmıyor. aşk da ayrılık da bir idrak, onur ve koruma halidir. ancak bu parçalardan sonra gerçek mutluluk yaşanır.
devamını gör...

kafa sözlükte de olması gerekendir.
devamını gör...

fake hesabında olmadığını unutan bir adet moderatörün açtığı başlık.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim