erkek adam dediğin
bulaşık yıkar evi temizler.
devamını gör...
unutulmayan magazin olayları
ibrahim tatlıses'in avrupa turnesinde olduğu sırada, almanya'da kaldığı otel odasında mangal yakması.
devamını gör...
dilden düşmeyen reklam sloganları
koçtaşa gidiyorum evimi çok seviyorum.
peşinden direk gelen evinizin herşeyi ikea.
peşinden direk gelen evinizin herşeyi ikea.
devamını gör...
banyo yapmak vs duş almak
zengin yapınca duş, fakir yapınca banyo derler aplam.
devamını gör...
sözlük radyosu
beni an itibariyle çıldırtan gelişmedir.*
devamını gör...
iki çocuğun kediyi bayıltana kadar dövmesi
hiç ''onlar yalnızca çocuk'' falan diyemeyeceğim, bu meni artıklarını canlılara eziyet etmemeyi öğretemeyen aileleriyle birlikte bayıltana kadar dövmek lazım. insan değil de ipsiz sapsız itler* yetiştiriyorsunuz. y***k gibi çocuklarınız var kısırlaştırmak gerek bir kısmınızı.
devamını gör...
maslak
istanbul'un avrupa yakasındaki yüksek gökdelenleriyle plazalariyla ünlü semtdir. bana göre istanbulun manhattani hatta mashattan da deniyor oralara.
devamını gör...
hayatın anlamı
gerçekte, yoktur ancak; insanların algıları ve anlamlandırma çabalarıyla birlikte, bireyden bireye değişen anlamlar kazanır.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
çok güzel düşünülmüş bir anma programı. emeği geçen herkese teşekkürler. o hisleri anlamak zor belki ama, kayıplarımızı unutmamak gerek. nefret işte böyle korkunç şeylere sebep oldu, olmaya da devam ediyor. can alma hakkı kimsede değildir, olamaz da. çok üzücü, çok acı.. hepsi çok kıymetli insanlardı. ruhları şad olsun.
devamını gör...
nobel ödülü
1895 yılında alfred nobel'in vasiyeti doğrultusunda, 1896 yılından beri çeşitli alanlarda verilen ödüldür.
1938 yılında kimya alanında ödülü kazanan richard kuhn, 1939 yılında kimya alanında ödülü almaya hak kazanan adolf butenandt ve 1939 yılında fizyoloji-tıp alanında ödülü kazanan gerhard domagh almanya adolf hitler hükümetinin izin vermemesi sebebiyle ödülü reddetmişlerdir.
aynı şekilde 1958 yılında nobel edebiyat ödülü'ne layık görülen boris pasternak da sscb'nin baskıları ile ödülü reddetmiştir.
ayrıca kendi isteği ile ödülü reddedenler de olmuştur. 1964 yılında nobel edebiyat ödülü'nü kazanan jean-paul sartre ödülü almayı reddetmiştir. sartre hayatı boyunca tüm ödülleri reddetmiştir.
1973 yılında nobel barış ödülü'ne layık görülen vietnamlı devrimci general lê ðức thọ da, vietnam'ın içinde bulunduğu durum sebebiyle ödülü reddetmiştir.
1938 yılında kimya alanında ödülü kazanan richard kuhn, 1939 yılında kimya alanında ödülü almaya hak kazanan adolf butenandt ve 1939 yılında fizyoloji-tıp alanında ödülü kazanan gerhard domagh almanya adolf hitler hükümetinin izin vermemesi sebebiyle ödülü reddetmişlerdir.
aynı şekilde 1958 yılında nobel edebiyat ödülü'ne layık görülen boris pasternak da sscb'nin baskıları ile ödülü reddetmiştir.
ayrıca kendi isteği ile ödülü reddedenler de olmuştur. 1964 yılında nobel edebiyat ödülü'nü kazanan jean-paul sartre ödülü almayı reddetmiştir. sartre hayatı boyunca tüm ödülleri reddetmiştir.
1973 yılında nobel barış ödülü'ne layık görülen vietnamlı devrimci general lê ðức thọ da, vietnam'ın içinde bulunduğu durum sebebiyle ödülü reddetmiştir.
devamını gör...
yazarları en umutsuz anda umutlandıran sözler
umudunu kaybetme.. bu sefer olacak..
devamını gör...
anneler günü
bu sene 9 mayıs pazar gününe denk geliyor. biraz hediye bakayım dedim, ilk karşıma çıkan şeyler: mikser, kahve makinesi, tost makinesi, elektrik süpürgesi, tava. arada bir elbise, ayakkabı falan çıkıyor.
annneeccciiiim sana süpürge ve çay makinesi aldımmm* hadi biraz evi süpür de sonra yeni mikserinle en sevdiğim kekten yapıver*. geçen sene aldığım kahve makinesiyle de kahve yapıverirsin olur mu canım annem.*
annneeccciiiim sana süpürge ve çay makinesi aldımmm* hadi biraz evi süpür de sonra yeni mikserinle en sevdiğim kekten yapıver*. geçen sene aldığım kahve makinesiyle de kahve yapıverirsin olur mu canım annem.*
devamını gör...
zehirli kadın
yüzünden şer akan, ağzından zehir fışkırtan, çatal dilli çirkef kadındır.
evlerden ırak olsun böyle kadın.
evlerden ırak olsun böyle kadın.
devamını gör...
hukuk okumak
eskisi kadar anlam ihtiva etmemektir. özellikle 2000'li yıllar sonrasında mantar gibi açılan hukuk fakülteleri sebebiyle, tabiri caizse her ipini koparan fakültelere kayıt olmaya başladı. bu nedenle hukuk fakültelerinde gerek eğitim kalitesi gerek öğrenci kalitesi ziyadesiyle düşmüştür. öncesinde bu fakültelere girebilmek için %1'lik olmadı en kötü %2'lik dilimde yer almanız gerekiyordu. alan değişimi sonrası tabiri caizse çöküş yaşandı. böyle giderse iibf'lerin akıbetine uğraması kaçınılmazdır. zaten bir kavramın içini boşaltmak istiyorsanız öncelikle ona dair verilen eğitimi ve mesleki yeterliliği hedef almanız gerekir. bu da günümüzde başarıyla yapılmıştır. hukuk fakültesinde test usulü sınav mı olur? oluyor. şaka değil. bunu ilk kez duyduğumda benimle ağır dalga geçiyorlar diye düşünmüştüm. kimsenin gücüne gitmesin ama eskinin arzuhalcileri günümüz yeni mezunlarından hukuk nosyonu (!) konusunda daha yetkinlerdir. elbette istisnalar kaideyi bozmaz. halen geleneği olan okullarda eğitim görece daha iyi lakin yeni açılan okullar ve vakıfların hali içler acısı. doğal olarak hukukçu kavramı ayağa düşmüş, themis kılıcını kırmış, teraziyi elinden fırlatmış, gözlerini açmış ve dalgasına bakmaya başlamıştır.
devamını gör...
fareler ve insanlar
okurken ağladığım sayılı kitaplardan olan, john steinbeck eseri.
yazar kitapta siyahilerin yaşadığı sıkıntıları, ırkçılığın nelere yol açtığını sürükleyici bir tarzda anlatıyor ve etkilenmeden edemiyorsunuz. saf, masum olan lennie; yumuşak şeyleri o kadar çok seviyor ki, severken yanlışlıkla öldürüyor. tıpkı köpeğini, faresini ve patronun karısını da öldürdüğü gibi. bu durum onlara zarar verdiğinden kardeşim, dediği arkadaşı george; bir süre sonra, etrafındakilerin de kışkırtmasıyla, kimine göre acımasızlık, kimine göre de doğru olanı yapıyor.
zaten ince sayılabilecek bir şey ve stefan zweig'ten de bilirsiniz ki; az kelimeyle dahi şaheserler meydana gelebilir. okumadıysanız mutlaka okuyun derim.
altı çizilen birkaç cümle;
"insanın yüreğinin iyi olması için akla ihtiyacı yoktur.
zaten bu ikisi pek birlikte olmuyor gibi."
"lennie’ye döndüm; “atla suya dedim.” atladı.
hiç yüzme bilmiyordu. biz onu çıkarana dek nerdeyse boğuluyordu. onu çekip sudan çıkardım diye bana öyle minnet duydu ki “atla!” diyenin ben olduğumu hepten unutmuştu. işte… onunla bir daha asla dalga geçmedim."
yazar kitapta siyahilerin yaşadığı sıkıntıları, ırkçılığın nelere yol açtığını sürükleyici bir tarzda anlatıyor ve etkilenmeden edemiyorsunuz. saf, masum olan lennie; yumuşak şeyleri o kadar çok seviyor ki, severken yanlışlıkla öldürüyor. tıpkı köpeğini, faresini ve patronun karısını da öldürdüğü gibi. bu durum onlara zarar verdiğinden kardeşim, dediği arkadaşı george; bir süre sonra, etrafındakilerin de kışkırtmasıyla, kimine göre acımasızlık, kimine göre de doğru olanı yapıyor.
zaten ince sayılabilecek bir şey ve stefan zweig'ten de bilirsiniz ki; az kelimeyle dahi şaheserler meydana gelebilir. okumadıysanız mutlaka okuyun derim.
altı çizilen birkaç cümle;
"insanın yüreğinin iyi olması için akla ihtiyacı yoktur.
zaten bu ikisi pek birlikte olmuyor gibi."
"lennie’ye döndüm; “atla suya dedim.” atladı.
hiç yüzme bilmiyordu. biz onu çıkarana dek nerdeyse boğuluyordu. onu çekip sudan çıkardım diye bana öyle minnet duydu ki “atla!” diyenin ben olduğumu hepten unutmuştu. işte… onunla bir daha asla dalga geçmedim."
devamını gör...
platon bir gün kolunda bir ornitorenkle bara girer
felsefe hocamın önerisiyle aldığım bir kitaptı. harwardlı iki profesör birlikte yazmış. kitap felsefenin temel kavramlarını basit bir şekilde anlatıyor ve anlattıklarını felsefik mizahlarla destekliyor. kitabın yarısına kadar geldiğimde dayanamayıp sadece mizah kısımlarını okumuştum . bazıları gerçekten çok eğlenceliydi ama içinde saçma gelen fıkralarda vardı.* felsefeyi temelden öğrenmek ve öğrenirken eğlenmek istiyorsanız bu kitabı öneririm.
bir irlandalı, dublin'de bir bara girer, üç bardak bira ısmarlar; önce birinden, sonra diğerinden, daha sonra da üçüncüsünden birer yudum alır ve bu sırayla içerek üç bardağı bitirir. ardından üç bira daha ısmarlar.
meraklanan barmen, "her seferinde bir bardak alıp içsen, diğerleri ısınmaz," der. bunun üzerine adam, "biliyorum," der. "ama benim iki kardeşim var; biri amerika'da, diğeri avustralya'da oturuyor. birbirimizden ayrılırken, birlikte içtiğimiz günlerin şerefine hep böyle içeceğimize söz verdik. yani bardakların ikisi kardeşlerim, biri benim için."
barmen duygulanır, "ne kadar hoş," der.
adam kısa süre içinde barın müdavimi olur ve her gece aynı şekilde içer. derken günün birinde adam gene bara gelir ve bu sefer iki bardak ısmarlar.
barmen biraları verir ve içten bir üzüntüyle, "başınız sağ olsun," der.
adam gülümser, "yok, yok," der, "kardeşlerim hayatta... yalnız ben din
değiştirip mormon oldum; o yüzden alkolü bıraktım[[alıntı]]
[[alıntı]]
iki inek çayırda otlamaktadır. biri diğerine döner ve “pi genellikle beş sayıyla yazılıyor ama aslında sonsuza kadar devam ediyor.” der. diğer inek kafasını çevirir ve yanıtlar: “mö.”
[[/alıntı]]
psikiyatr, hastasına annesine yaptığı ziyareti nasıl geçtiğini sorar.
“hiç iyi geçmedi. feci bir freudçu dil sürçmesi yaşadım.”
“sahi mi?” der psikiyatr. “ne dediniz?”
“tuzu verir misin, diyecektim, onun yerine ‘hayatımı mahvettin pislik!’ dedim.”
[[/alıntı]]
bir iyimser, bu dünyanın, mümkün dünyaların en iyisi olduğunu düşünür.
bir kötümserse sahiden öyle olmasından korkar
bir irlandalı, dublin'de bir bara girer, üç bardak bira ısmarlar; önce birinden, sonra diğerinden, daha sonra da üçüncüsünden birer yudum alır ve bu sırayla içerek üç bardağı bitirir. ardından üç bira daha ısmarlar.
meraklanan barmen, "her seferinde bir bardak alıp içsen, diğerleri ısınmaz," der. bunun üzerine adam, "biliyorum," der. "ama benim iki kardeşim var; biri amerika'da, diğeri avustralya'da oturuyor. birbirimizden ayrılırken, birlikte içtiğimiz günlerin şerefine hep böyle içeceğimize söz verdik. yani bardakların ikisi kardeşlerim, biri benim için."
barmen duygulanır, "ne kadar hoş," der.
adam kısa süre içinde barın müdavimi olur ve her gece aynı şekilde içer. derken günün birinde adam gene bara gelir ve bu sefer iki bardak ısmarlar.
barmen biraları verir ve içten bir üzüntüyle, "başınız sağ olsun," der.
adam gülümser, "yok, yok," der, "kardeşlerim hayatta... yalnız ben din
değiştirip mormon oldum; o yüzden alkolü bıraktım[[alıntı]]
[[alıntı]]
iki inek çayırda otlamaktadır. biri diğerine döner ve “pi genellikle beş sayıyla yazılıyor ama aslında sonsuza kadar devam ediyor.” der. diğer inek kafasını çevirir ve yanıtlar: “mö.”
[[/alıntı]]
psikiyatr, hastasına annesine yaptığı ziyareti nasıl geçtiğini sorar.
“hiç iyi geçmedi. feci bir freudçu dil sürçmesi yaşadım.”
“sahi mi?” der psikiyatr. “ne dediniz?”
“tuzu verir misin, diyecektim, onun yerine ‘hayatımı mahvettin pislik!’ dedim.”
[[/alıntı]]
bir iyimser, bu dünyanın, mümkün dünyaların en iyisi olduğunu düşünür.
bir kötümserse sahiden öyle olmasından korkar
devamını gör...
gece acıkıp ne bulursak yemek
yoğurdun üstünde dalgalanan suyun bile çekici geldiği saatler.
devamını gör...
yazarların istekleri
güzel şeyler artık kendiliğinden olsun. çabalamaktan çok ama çok yoruldum.
devamını gör...
