bir kadına en çok yakışan aksesuar
bakımlı, hoş ve dogal görünümlü saçlar.. o yoksa her şey eksik.
devamını gör...
çatıdan ip sarkıtıp girdiği evde karısını öldüren eş
bugün sabah haberlerinde en az 3 kadın ölüm haberi dinledim, cinayet haberleri, artık sıradan bir haber gibi veriliyor, biz seyircilere de sıradan bir haber gibi geliyor.
kurbağa misali alıştıra alıştıra , tepkisiz kalmayı öğrendik.
geç kalma dan, bir an önce bu kadın cinayetlerini önlemenin yolları ni bulmamız lazım. aileden eğitime başlamamız lazım, okul da devam etmeli ve en önemlisi artık diyanetin el atması lazım, imamların vaaz ve sohbetlerinde kadın cinayetlerini konu etmeleri lazım, malum ülkede, öğretmen, profesör lerin sözü değil, imamların ,hocaların sözü geçiyor bari bir işe yarasın ( görevini düzgün ve dürüst yapan imamlara sözüm olmaz ) kısacası bir seferberlik başlatmak lazım , annelere el kalkmaz, hiç bir kadın ,ne yaparsa yapsın ölümü hak etmez , insan öldürmenin, can almanın dinimizde günah olduğunu artık iyice öğretmemiz lazım.
kurbağa misali alıştıra alıştıra , tepkisiz kalmayı öğrendik.
geç kalma dan, bir an önce bu kadın cinayetlerini önlemenin yolları ni bulmamız lazım. aileden eğitime başlamamız lazım, okul da devam etmeli ve en önemlisi artık diyanetin el atması lazım, imamların vaaz ve sohbetlerinde kadın cinayetlerini konu etmeleri lazım, malum ülkede, öğretmen, profesör lerin sözü değil, imamların ,hocaların sözü geçiyor bari bir işe yarasın ( görevini düzgün ve dürüst yapan imamlara sözüm olmaz ) kısacası bir seferberlik başlatmak lazım , annelere el kalkmaz, hiç bir kadın ,ne yaparsa yapsın ölümü hak etmez , insan öldürmenin, can almanın dinimizde günah olduğunu artık iyice öğretmemiz lazım.
devamını gör...
ibiş
orta oyunu karakteri, günümüz ben sevgi kelimesi.
çok seviyorum kullanmayı, küçük, sevimli, güzel bişi var kafamda tanım olarak, mıncırılası.
yani günümüz kötülerinin aşağılama kelimesi olarak kullandığının tam aksi, sıcak bi de, bu kelimeler niye bu kadar güzel allahım?
edit : 48 demiştik?
çok seviyorum kullanmayı, küçük, sevimli, güzel bişi var kafamda tanım olarak, mıncırılası.
yani günümüz kötülerinin aşağılama kelimesi olarak kullandığının tam aksi, sıcak bi de, bu kelimeler niye bu kadar güzel allahım?
edit : 48 demiştik?
devamını gör...
atatürk arboretumu
istanbul'un sarıyer ilçesinde, kemerburgaz bahçeköy yolu üzerinde bulunan muhteşem bir botanik bahçesidir.
arboretum, çok çeşitli bitkilerin bulunduğu, özel olarak hazırlanmış bir botanik bahçesidir. arboretuma canlı ağaç müzesi de diyebiliriz. atatürk'ümüzün adını taşıması ise ayrı bir güzelliktir.
arboretum, çok çeşitli bitkilerin bulunduğu, özel olarak hazırlanmış bir botanik bahçesidir. arboretuma canlı ağaç müzesi de diyebiliriz. atatürk'ümüzün adını taşıması ise ayrı bir güzelliktir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının edinmek istediği kitaplar
atlas silkindi
ayn rand'ın 1957 tarihli bir romanı. yıllardır türkçe basımı yapılmamakta. yayın haklarını pegasus yayınevi almış, yeni basımı çaresizce bekliyoruz efendim çünkü kitap resmen karaborsaya düşmüş durumda. nadir kitap ve sahibinden'de uçuk fiyatlara satılıyor.
uygun bir fiyata gören, duyan ya da (olur mu canım? belki olur) hediye etmek isteyen olursa gelen kutuma portakal atsın.
bir yıl sonra gelen edit: pegasus yayınlarında yeni basımı çıkmıştır efenim.
ayn rand'ın 1957 tarihli bir romanı. yıllardır türkçe basımı yapılmamakta. yayın haklarını pegasus yayınevi almış, yeni basımı çaresizce bekliyoruz efendim çünkü kitap resmen karaborsaya düşmüş durumda. nadir kitap ve sahibinden'de uçuk fiyatlara satılıyor.
uygun bir fiyata gören, duyan ya da (olur mu canım? belki olur) hediye etmek isteyen olursa gelen kutuma portakal atsın.
bir yıl sonra gelen edit: pegasus yayınlarında yeni basımı çıkmıştır efenim.
devamını gör...
efsanevi yeşilçam replikleri
nayir nolamaz!!
devamını gör...
ayaşlı ile kiracıları
cumhuriyetin ilk yıllarında ankara'yı minimal bir ankara üzerinden yani ayaşlı'nın kiraladığı dokuz odalı apartman dairesinden anlatan menduh şevket esendal'ın romanıdır.
devamını gör...
pazarda dolaşan muhabirin amacı
hemen her gün özellikle haber kanallarında muhabirler soluk soluğa pazara girip pazarcılarla konuşuyorlar. bu durum canlı yayında bizlere aktarılıyor. pazarcılar tarafından fiyatların normal olduğu söyleniyor. sonra pazara gelen bir hanımefendi her şeyin aşırı pahalandığını anlatıyor. bir yaşlı teyze sürekli şikâyet ediyor. iyi de bu haber niye yapılıyor?
devamını gör...
patlak vermek
nadiren de olsa güzel durumlar için de kullanılan deyimdir.
devamını gör...
kafa sözlük
yazıp çıktığım sözlük. benim için çok önemli mi burası? açıkçası değil. yazıyorum, okuyorum, oyluyorum. iyi de insanlar var gördüğüm kadarıyla. şu an idare ediyor.
şimdi her sözlükte bir kitle vardır. mağdur olduğunu iddia eder. belirli doğruları vardır, herkes o doğrulara uygun davransın ister. onların kutsallarına söz söylenmeyecek, onların rahatsız olduğu yazım yanlışları yapılmayacak, onların desteklediği siyasi parti hakkında tek bir eleştiri bile ortaya konulmayacaktır. mesela sen onun inandığı a konusunu eleştirirsin, o alakasız şekilde gelir b konusuna saldırır.
ve inanın arkadaşlar sözlükler böyledir. bugün en kaliteli sayılan ekşi sözlük 99 yılında huzursuz ve çükü sorunsalını tartışıyordu. huzursuz penisini atmıştı. 99 yılında yazılmış çoğu giri o dönemin korkunç tiki yazım tarzı ile yazılmıştır. ekşi her tür görüşü içinde öyle böyle derken barındırmış ve sonucunda ekşi sözlük olmuştur. ssg ve kanzuk kişiliklerine yapılan saldırılara bile ses çıkaramazlar. çünkü sözlükler eleştirinin olduğu ortamlardır. her şey eleştirilebilir.
ve kimse bizlerin eğitim durumuna uygun şekilde davranamaz. bunu kimse zaten bir diğerinden bekleyemez. kimse bizlerle aynı siyasi görüşü taşıyamaz, kimse bizlerin kutsallarına saygı duymak zorunda hiç değildir. hic kimse aynı dine inanmak zorunda değildir.
sözlük ortamında yazarlar bunu anlamalı. herkes bireysel olduğunu fark etse aslında sorun yok. herkes bir diğerini didiklerse burası mahalle gibi olur. keyifsizleşir.
benim şu an için gördüğüm tek sorun aynı başlık altına 2 giri yazamıyor olmamız. polemiklerin önüne geçmek için alınmış bir önlem olabilir ama son derece saçma bir uygulamadır. fikrim değişmiş olabilir, güncelleme yapmam gerekebilir, yeni şeyler öğrenmiş olabilirim. giriyi düzenleyip düşündüğüm şeyleri eklemek yerine aynı başlıkta fikrimi dile getirebilirim.
evet. sevgiler hepimize.
şimdi her sözlükte bir kitle vardır. mağdur olduğunu iddia eder. belirli doğruları vardır, herkes o doğrulara uygun davransın ister. onların kutsallarına söz söylenmeyecek, onların rahatsız olduğu yazım yanlışları yapılmayacak, onların desteklediği siyasi parti hakkında tek bir eleştiri bile ortaya konulmayacaktır. mesela sen onun inandığı a konusunu eleştirirsin, o alakasız şekilde gelir b konusuna saldırır.
ve inanın arkadaşlar sözlükler böyledir. bugün en kaliteli sayılan ekşi sözlük 99 yılında huzursuz ve çükü sorunsalını tartışıyordu. huzursuz penisini atmıştı. 99 yılında yazılmış çoğu giri o dönemin korkunç tiki yazım tarzı ile yazılmıştır. ekşi her tür görüşü içinde öyle böyle derken barındırmış ve sonucunda ekşi sözlük olmuştur. ssg ve kanzuk kişiliklerine yapılan saldırılara bile ses çıkaramazlar. çünkü sözlükler eleştirinin olduğu ortamlardır. her şey eleştirilebilir.
ve kimse bizlerin eğitim durumuna uygun şekilde davranamaz. bunu kimse zaten bir diğerinden bekleyemez. kimse bizlerle aynı siyasi görüşü taşıyamaz, kimse bizlerin kutsallarına saygı duymak zorunda hiç değildir. hic kimse aynı dine inanmak zorunda değildir.
sözlük ortamında yazarlar bunu anlamalı. herkes bireysel olduğunu fark etse aslında sorun yok. herkes bir diğerini didiklerse burası mahalle gibi olur. keyifsizleşir.
benim şu an için gördüğüm tek sorun aynı başlık altına 2 giri yazamıyor olmamız. polemiklerin önüne geçmek için alınmış bir önlem olabilir ama son derece saçma bir uygulamadır. fikrim değişmiş olabilir, güncelleme yapmam gerekebilir, yeni şeyler öğrenmiş olabilirim. giriyi düzenleyip düşündüğüm şeyleri eklemek yerine aynı başlıkta fikrimi dile getirebilirim.
evet. sevgiler hepimize.
devamını gör...
kışı özlemek
kış ayında doğan ve kış ayına aşık olan biri olarak özellikle bu sıcak yaz gecelerinde soğuk , karlı zamanları çok özlüyorum. kat kat giyinip dona dona eve dönüp ısınmayı , ayağının altında ezilen karı hissetmeyi ve sıcak bir şeyler içmeyi aşırı ve aşırı özledim.
devamını gör...
sivas'ta 30 erkeğin grup seks yaparken basılması
kıyamet elameti bunlar kıyameeet! israfil kısa bir prova mayetinde girizgah mı yapsan, minicik minicik hadi kırma bizi.
devamını gör...
makinist ile son istasyon radyo yayını
an itibariyle biraz da geç kalmışlık hissiyle dinlediğim yayın. yazarların katkısı ve sevgili makinistin yorumları takdire şayan. daim olsun.
devamını gör...
kalın başlık denemesi
demek kalın seviyorsunuz dedirtendir.
allah affetsin ya da etmesin bunu yapmak zorundaydım.
allah affetsin ya da etmesin bunu yapmak zorundaydım.
devamını gör...
maymunlar cehennemi
fransız yazar pierre boulle'un la planète des singes kitabından uyarlanan film ve dahi film serisi.
orijinal serinin bütün filmleri kronolojik sırayla: planet of the apes* (1968), beneath the planet of the apes* (1970), escape from the planet of the apes* (1971), conquest of the planet of the apes* (1972) ve battle for the planet of the apes* (1973) şeklindedir.
bu serinin ardından 2000'li yıllarda yeniden yapılan bir ikinci serisi de vardır. ayrıca televizyon dizisi, animasyonu ve bilgisayar oyunları dahi var imiş.
(girinin geri kalanında 1968'de yayınlanan ilk filmden bahsedilecektir.)
planet of the apes, bir uzay görevi için bilinmedik bir gezegene iniş yapan bir grup astronotu konu edinir. bu astronotlar, gezegende konuşamayan ilkel insan kabileleri ile bilişsel yetenekleri gelişkin ve böylece kendilerine bir uygarlık inşa edebilmiş olan maymunlarla karşılaşırlar. fakat bir sorun vardır: maymunlar her ne hikmetse insanlardan hiç hazzetmemektedirler.
aslında, film, muhteşem bir hiciv örneğidir. gözlerinin önündeki evrim gerçeğini kabullenemeyen (ya da kabullenmek istemeyen) zamane bilim insanlarına ve yöneticilerine alenen saldırılır. inançlarının gerekliliklerini yerine getirecekler diye bilim insanlığı niteliklerini unutan ve mevzubahis her neyse aksini kanıtlamaya çalışmak yerine çocukça görmezden gelmeyi seçen sözde bilim insanlarını hedef alır. zira bilim, inancınız her ne olursa olsun, gözünüzün önünde bir gerçek varsa öncelikle görmek, kabullenmek ve açıklamak; ancak bundan sonra aksini ispat etmeye çalışmaktır. zaten bütün bunların maymunlar üzerinden anlatılması da ister istemez çok eğlenceli bir alegoriyi beraberinde getirir.*
bununla ilgili olarak, filmin en güzel sahnesini de takdim edeyim: üç maymun!

peki anlatmaya çalıştığı şey bununla mı sınırlıdır? hayır değildir.
filmin ilerlemesi ve finaliyle birlikte, aslında çok da uzaklarda bir gezegende olmadığımızı, şu bizim soluk mavi nokta'da olduğumuzu anlarız. meğerse hep korktuğumuz şeyi nihayet başarmış ve nükleer bir felaketle türümüzü yok etmiş, kalanları da insanlıktan çıkarmışız. maymunların yöneticileri ise bunu başından beri bilmekteymiş. insan denen hayvandan korkulması ve olabildiğince kontrol altında tutulması gerektiği, tam da bu yüzden dinlerine tesir etmiş.
böylece çıkarımlarımıza bir yenisini daha ekleriz: filmin başından beri "ulan şu maymunlara bak ya ahaha" diye dalga geçtiğimiz maymunlar aslında haklıdır. biz insanlara acıyıp, onların tarafını tutarken; aslında yanlış tarafta saf tutuyoruzdur.
bitti mi? bitmedi!
linda harrison (nova) pek güzel. nazar değmesin. gerçi değmiştir şimdiye kadar.*
ve son olarak da, bir konuyu çözelim: bu film dikkat çekici miktarda hollywood klişesi içerir. hâlâ izlememiş olan varsa*; eski filmlerden hoşlanmıyorsanız* ve özellikle bünyeniz klişeye karşı alerjik reaksiyon gösteriyorsa* izleyip izlememek size kalmış. "ya una nocte, bize bir film önerdin, bu nedir böyle be kardeşim?" demeyin sonra.
orijinal serinin bütün filmleri kronolojik sırayla: planet of the apes* (1968), beneath the planet of the apes* (1970), escape from the planet of the apes* (1971), conquest of the planet of the apes* (1972) ve battle for the planet of the apes* (1973) şeklindedir.
bu serinin ardından 2000'li yıllarda yeniden yapılan bir ikinci serisi de vardır. ayrıca televizyon dizisi, animasyonu ve bilgisayar oyunları dahi var imiş.
(girinin geri kalanında 1968'de yayınlanan ilk filmden bahsedilecektir.)
planet of the apes, bir uzay görevi için bilinmedik bir gezegene iniş yapan bir grup astronotu konu edinir. bu astronotlar, gezegende konuşamayan ilkel insan kabileleri ile bilişsel yetenekleri gelişkin ve böylece kendilerine bir uygarlık inşa edebilmiş olan maymunlarla karşılaşırlar. fakat bir sorun vardır: maymunlar her ne hikmetse insanlardan hiç hazzetmemektedirler.
aslında, film, muhteşem bir hiciv örneğidir. gözlerinin önündeki evrim gerçeğini kabullenemeyen (ya da kabullenmek istemeyen) zamane bilim insanlarına ve yöneticilerine alenen saldırılır. inançlarının gerekliliklerini yerine getirecekler diye bilim insanlığı niteliklerini unutan ve mevzubahis her neyse aksini kanıtlamaya çalışmak yerine çocukça görmezden gelmeyi seçen sözde bilim insanlarını hedef alır. zira bilim, inancınız her ne olursa olsun, gözünüzün önünde bir gerçek varsa öncelikle görmek, kabullenmek ve açıklamak; ancak bundan sonra aksini ispat etmeye çalışmaktır. zaten bütün bunların maymunlar üzerinden anlatılması da ister istemez çok eğlenceli bir alegoriyi beraberinde getirir.*
bununla ilgili olarak, filmin en güzel sahnesini de takdim edeyim: üç maymun!

peki anlatmaya çalıştığı şey bununla mı sınırlıdır? hayır değildir.
filmin ilerlemesi ve finaliyle birlikte, aslında çok da uzaklarda bir gezegende olmadığımızı, şu bizim soluk mavi nokta'da olduğumuzu anlarız. meğerse hep korktuğumuz şeyi nihayet başarmış ve nükleer bir felaketle türümüzü yok etmiş, kalanları da insanlıktan çıkarmışız. maymunların yöneticileri ise bunu başından beri bilmekteymiş. insan denen hayvandan korkulması ve olabildiğince kontrol altında tutulması gerektiği, tam da bu yüzden dinlerine tesir etmiş.
böylece çıkarımlarımıza bir yenisini daha ekleriz: filmin başından beri "ulan şu maymunlara bak ya ahaha" diye dalga geçtiğimiz maymunlar aslında haklıdır. biz insanlara acıyıp, onların tarafını tutarken; aslında yanlış tarafta saf tutuyoruzdur.
bitti mi? bitmedi!
linda harrison (nova) pek güzel. nazar değmesin. gerçi değmiştir şimdiye kadar.*
ve son olarak da, bir konuyu çözelim: bu film dikkat çekici miktarda hollywood klişesi içerir. hâlâ izlememiş olan varsa*; eski filmlerden hoşlanmıyorsanız* ve özellikle bünyeniz klişeye karşı alerjik reaksiyon gösteriyorsa* izleyip izlememek size kalmış. "ya una nocte, bize bir film önerdin, bu nedir böyle be kardeşim?" demeyin sonra.
devamını gör...
fakirlikten sütyen alamayan kız
devamını gör...
müzik
müzik bir ifade biçimidir bana göre. söylenenlerden hariç hissedilenlerin de ifade edildiği bir alandır. araçtır ayrıca. insanların evrensel anlamda birleştiği, duygudaş olduğu kapsama alanıdır. insanlık tarihinin tanığıdır. hep var olmalıdır.
devamını gör...
tereyağlı simit
şu saatte olsa da yesek dedirtmiştir.
devamını gör...
kendinden 10 yaş büyük erkekle birlikte olmak
neredeyse benim yaptığım durumdur. 10 değil de 8 yaş büyüğünü buldum sayılır herhalde.
güzel durumdur, bir taraf daha çocuksu olabilir, normaldir. ben benimle çocuk olanını buldum. mutluyuz.
birisi genç olan uzun süre hasta bakıcı gibi geçirecek hayatını demiş, evliliğimizin vitaminsiz hamburger çocuğu ben olduğum için hep hasta olan ben oluyorum. biraz daha yaşlanınca durum değişir mi göreceğiz.
güzel durumdur, bir taraf daha çocuksu olabilir, normaldir. ben benimle çocuk olanını buldum. mutluyuz.
birisi genç olan uzun süre hasta bakıcı gibi geçirecek hayatını demiş, evliliğimizin vitaminsiz hamburger çocuğu ben olduğum için hep hasta olan ben oluyorum. biraz daha yaşlanınca durum değişir mi göreceğiz.
devamını gör...
fatih sultan mehmet
ismi apaçık bir şekilde mehmed, hatta ve hatta mehemmed'dir.** direkt olarak "د" (d) harfi ile yazılır, "محمد" (mhmd) şeklinde.
çok üzülüyorum "mehmet" diye düzeltildiğinde. yarın bir gün benim ismimi sırf dilleri daha kolay dönüyor diye kafalarına göre değiştirseler mezarımda ters dönerdim herhalde.
çok üzülüyorum "mehmet" diye düzeltildiğinde. yarın bir gün benim ismimi sırf dilleri daha kolay dönüyor diye kafalarına göre değiştirseler mezarımda ters dönerdim herhalde.
devamını gör...