normal sözlük yazarlarının karalama defteri
olmasın mı hem
sensiz mi kalsın satırlarım
imgelerim çırpınmasın mı
düştüğüm en güzel ideada
ruhum törpülenmesin mi
bir meleğin kanatlarında
sığınmasın mı yüreğim
kavurucu güneşte sıcaklığına
sensiz mi kalsın satırlarım
imgelerim çırpınmasın mı
düştüğüm en güzel ideada
ruhum törpülenmesin mi
bir meleğin kanatlarında
sığınmasın mı yüreğim
kavurucu güneşte sıcaklığına
devamını gör...
sözlükte ders çalışan tip
gördüğü konuları hem okuyanlar yararlansın diye sözlüğe aktaran hem de unutmamak için tekrar eden tiptir.
ben bilgi içerikli bir şeyi aktaracağım zaman kendi bildiklerimle beraber ekstra makalelere ya da bilgilere de bakıyorum ve hem bildiklerime bilgi katıyorum hem de yazarak bir kez daha tekrar ettiğim için o konuyu unutmuyorum. kazan-kazan durumu olduğu için aşırı iyi bir olay olduğunu düşünüyorum.
ben bilgi içerikli bir şeyi aktaracağım zaman kendi bildiklerimle beraber ekstra makalelere ya da bilgilere de bakıyorum ve hem bildiklerime bilgi katıyorum hem de yazarak bir kez daha tekrar ettiğim için o konuyu unutmuyorum. kazan-kazan durumu olduğu için aşırı iyi bir olay olduğunu düşünüyorum.
devamını gör...
intihar etmeyi düşünmek
14 yaşındayken iyice düşündüğüm olaydı. bu hayattan başka hayat olmadığını anlayınca, bu hayatı değerlendirmeye baktım. iyi ki de etmemişim.
devamını gör...
covid19asi.saglik.gov.tr
adamlar nasıl saplıyorsa an itibarıyla 148 binli sayılara ulaşmışlar.
su mu enjekte ediyorlar ne yapıyorlar anlamadım ama izlemesi çok zevkli olan site.
su mu enjekte ediyorlar ne yapıyorlar anlamadım ama izlemesi çok zevkli olan site.
devamını gör...
küfür etkisi yaratan ama küfür olmayan sözler
senden de bu beklenirdi.
devamını gör...
can sıkıntısından yapılmış saçma hareketler
bi kere öyle canım sıkılmıştı ki farklı tatlar denemek istedim.
lahana sarmasına çikolata sürüp yedim sonra. önce tadı güzel geldi ama gece boyu midem bulandı.
bir uyarı olarak kalsın, lahana sarmasına çikolata sürmeyin.
lahana sarmasına çikolata sürüp yedim sonra. önce tadı güzel geldi ama gece boyu midem bulandı.
bir uyarı olarak kalsın, lahana sarmasına çikolata sürmeyin.
devamını gör...
evlenecek erkekler için öneriler
tipik türk erkeği kafasındaki yazarın açtığı başlık. 2020 yılı biterken hala maaş kıyaslaması yapan, baba evindeki hayat tarzını kendine dert eden.
annemin tek tavsiyesi vardır; evlenene kadar istediğin herşeyi yap, içinde hiç keşke kalmasın, kalmasın ki evlendikten sonra yapmaya kalkma. keşkelerinin peşinden giderken de kimsenin kalbini kırıp, ah alma. ah be annem, keşke herkes senin gibi saf duygularla yaklaşsa.
annemin tek tavsiyesi vardır; evlenene kadar istediğin herşeyi yap, içinde hiç keşke kalmasın, kalmasın ki evlendikten sonra yapmaya kalkma. keşkelerinin peşinden giderken de kimsenin kalbini kırıp, ah alma. ah be annem, keşke herkes senin gibi saf duygularla yaklaşsa.
devamını gör...
kafa dergi
altı kelimelik hikayemi dergilerinde paylaşarak gönlümü daha çok kazanmış dergidir. seçtiği yazarların çoğunu severek okuyorum.
devamını gör...
don't fuck with cats
tam adı kedilere bulaşmayın : internette katil avı olan netflix yapımı belgeseldir.
kanadalı katil luka magnotta'nın nasıl bir manyak olduğunu anlatan 3 bölümden oluşan harika bir belgesel. izlerken çok keyif aldım. güzel bir belgesel güzel bir yapım olmuş.
belgesel 2019 yılında yayınlanıyor ve yönetmenliğini mark lewis üstleniyor.
izlerken acayip ürperdim. heyecanlanarak izledim. böyle bir olayın gerçekte yaşandığını hiç duymamıştım ve çok şaşırdım.
luka magnotta denen eleman internete kedi öldürüp video atıyor. bunu gören kesim internette grup kurup aramaya başlıyorlar. bu süreci gerçek kişilerle birlikte anlatmaya çalışmış bir yapım izliyoruz. tek eksik tarafı bazı kısımların gereksiz uzatılmasıydı. 2 bölüm olsa veya 2 saatlik bir tek bölüm olsaydı daha doyurucu olabilirmiş.
belgesel aslında bize sadece bir katili anlatmıyor sosyal medyanın yeri geldiğinde ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. günümüzde adaleti twitterdan bulduğumuz için izlerken üzüldüm. ve kediler için o kadar endişelenen araştırma yapan kişileri görünce dünyaya dair umutlarım çoğaldı.
belgeselde izlediğimiz her şeyin gerçek olması seyirciyi ürpertiyor. korktum küfür ettim falan bazı yerlerde insanın içi kaldırmıyor.
ayrıca hayvanlara işkence yapanların ceza almasının ne kadar gerekli olduğu anlatılmış.
insan psikolojisi ve travmalar güzel anlatılmış. seyirciye sorular sorulmuş. özellikle belgesel biterken son sorulan soru çok önemliydi.
ayrıca belgeselde bir türk var. kritik bir yerde bir türk ortaya çıkıyor. ilginçti.
gerçek olay olduğu için spoiler olduğunu düşünmüyorum. ama bazı yazdıklarımın inatla spoiler olduğunu düşünecek kişiler vardır. portakal atabilirler.
tavsiye edebileceğim güzel bir belgesel. tavsiye ederim.
kanadalı katil luka magnotta'nın nasıl bir manyak olduğunu anlatan 3 bölümden oluşan harika bir belgesel. izlerken çok keyif aldım. güzel bir belgesel güzel bir yapım olmuş.
belgesel 2019 yılında yayınlanıyor ve yönetmenliğini mark lewis üstleniyor.
izlerken acayip ürperdim. heyecanlanarak izledim. böyle bir olayın gerçekte yaşandığını hiç duymamıştım ve çok şaşırdım.
luka magnotta denen eleman internete kedi öldürüp video atıyor. bunu gören kesim internette grup kurup aramaya başlıyorlar. bu süreci gerçek kişilerle birlikte anlatmaya çalışmış bir yapım izliyoruz. tek eksik tarafı bazı kısımların gereksiz uzatılmasıydı. 2 bölüm olsa veya 2 saatlik bir tek bölüm olsaydı daha doyurucu olabilirmiş.
belgesel aslında bize sadece bir katili anlatmıyor sosyal medyanın yeri geldiğinde ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. günümüzde adaleti twitterdan bulduğumuz için izlerken üzüldüm. ve kediler için o kadar endişelenen araştırma yapan kişileri görünce dünyaya dair umutlarım çoğaldı.
belgeselde izlediğimiz her şeyin gerçek olması seyirciyi ürpertiyor. korktum küfür ettim falan bazı yerlerde insanın içi kaldırmıyor.
ayrıca hayvanlara işkence yapanların ceza almasının ne kadar gerekli olduğu anlatılmış.
insan psikolojisi ve travmalar güzel anlatılmış. seyirciye sorular sorulmuş. özellikle belgesel biterken son sorulan soru çok önemliydi.
ayrıca belgeselde bir türk var. kritik bir yerde bir türk ortaya çıkıyor. ilginçti.
gerçek olay olduğu için spoiler olduğunu düşünmüyorum. ama bazı yazdıklarımın inatla spoiler olduğunu düşünecek kişiler vardır. portakal atabilirler.
tavsiye edebileceğim güzel bir belgesel. tavsiye ederim.
devamını gör...
bal porsuğu (yazar)
kaliteli, bilgilendiren yazılarını okudukça mutlu oluyorum. kendisi tarafından tanımlarımın beğenilmesi de bir ayrı mutlu ediyor doğrusu. aklının hep duru, yüreğinin bal gibi kalması temennisiyle efeniim.
devamını gör...
boğaziçi'li akademisyenlerin yeni atanan rektöre sırt çevirmesi
son derece haklı bir tepkidir. tamamen yasal haklarını kullanan akademisyenlerin rektörü protesto etmesi durumudur.
devamını gör...
pandemi yurdundan çarşafla kaçmaya çalışmak
ne diyebilirim ki, kendi etmiş kendi bulmuş.
istanbul'da cezaevinden çıktıktan sonra corona virüs şüphesiyle yurda yerleştirilen kişi, 6. kattan çarşafla kaçmaya çalışırken düşerek öldü.
olay, 2 mayıs pazar günü saat 06.00 sıralarında maltepe mimar sinan erkek öğrenci yurdu'nda meydana geldi. corona virüs şüphesi bulunan pakistan uyruklu ali muhtar (36) maltepe cezaevi'nden çıkarıldıktan sonra il göç idaresi'ndeki işlemleri bitene kadar pandemi yurduna yerleştirildi.
muhtar, yurtta 2 gün kaldıktan sonra kaçmak için odalardan topladığı perde ve çarşafları birbirlerine bağladı. perde ve çarşaflara tutunarak 12'inci kattaki odasının penceresinden aşağı sarkan muhtar, 6'ıncı kata kadar indi.
muhtar, çarşafların kopması sonucu 6'ıncı kattan, yaklaşık 25 metre yükseklikten aşağı düştü. kanlar içinde yerde yatan muhtar'ı gören görevliler, durumu sağlık ve polis ekiplerine bildirdi.
kısa sürede olay yerine gelen sağlık ekipleri, ali muhtar'ın hayatını kaybettiğini belirledi. polis ve savcı incelemesinin ardından muhtar'ın cenazesi adli tıp kurumu'na sevk edildi.
buradan
istanbul'da cezaevinden çıktıktan sonra corona virüs şüphesiyle yurda yerleştirilen kişi, 6. kattan çarşafla kaçmaya çalışırken düşerek öldü.
olay, 2 mayıs pazar günü saat 06.00 sıralarında maltepe mimar sinan erkek öğrenci yurdu'nda meydana geldi. corona virüs şüphesi bulunan pakistan uyruklu ali muhtar (36) maltepe cezaevi'nden çıkarıldıktan sonra il göç idaresi'ndeki işlemleri bitene kadar pandemi yurduna yerleştirildi.
muhtar, yurtta 2 gün kaldıktan sonra kaçmak için odalardan topladığı perde ve çarşafları birbirlerine bağladı. perde ve çarşaflara tutunarak 12'inci kattaki odasının penceresinden aşağı sarkan muhtar, 6'ıncı kata kadar indi.
muhtar, çarşafların kopması sonucu 6'ıncı kattan, yaklaşık 25 metre yükseklikten aşağı düştü. kanlar içinde yerde yatan muhtar'ı gören görevliler, durumu sağlık ve polis ekiplerine bildirdi.
kısa sürede olay yerine gelen sağlık ekipleri, ali muhtar'ın hayatını kaybettiğini belirledi. polis ve savcı incelemesinin ardından muhtar'ın cenazesi adli tıp kurumu'na sevk edildi.
buradan
devamını gör...
ümmetin sesi akit'i susturamazsınız
akit bile ben ümmetin sesiyim diyorsa buyrun ümmetin halini siz düşünün.
devamını gör...
yetenek diye bir şeyin olmaması
yanlış önerme. yetenek diye bir şey vardır, aksine ''yeteneksiz'' insan yoktur.
her şey belki parayla satın alınabilir insanoğlu için, çok az şey vardır asla satın alamayacağınız onlardan biri de yetenektir.
herkes keman çalamaz, herkes piyano çalıp üstüne virtüöz olamaz. eğer müzik kulağı yoksa fazıl saydan ders alsa ne olur...
bu onun sadece o konuda yeteneğe sahip olmadığını gösterir. müzik aleti çalmak yerine kimi resim yapar, kimi teknolojiyle ilgili konularda normalin dışında yeteneğe ve ilgiye sahiptir. eğer yeteneksiz olduğunuzu düşünüyorsanız da emin olun yalnızca keşfedilmedi içinizdeki o yaratım gücü, enerjisi.
çok bilindik bir klişe vardır; eğer bir balığı ağaca çıkmakla sınıyorsanız o hayatı boyunca yeteneksiz ve aptal olduğunu sanacaktır diye... tam böyledir aslında sistem bizi sadece hükümetlerin çıkarlarına yönelik tarihi ezberlememize, düşünmemize vakit bırakmayacak yoğunlukta matematik problemleri çözmemize yönlendiriyor. toplumsal olarak da aklıselim insanlar olmadığımız için de çocuklarımıza ''öğrenilmiş'' hobileri tanıyoruz sadece. belki de bu şansı dahi tanımıyoruz. matematikten 40 net yapmasını soyut bir resim yapmasına yeğliyoruz. çünkü soyut resmin değil, 40 net sonunda çizilen bir kariyerin ileride bir ev kredisi almaya değer görüleceğine bizi inandırdılar. çocuklarımıza yeteneklerini keşfetmeleri için imkan tanımaz olduk ne yazık. bu yüzden sanırım birçoğu kendini yeteneksiz görüyor ya da yeteneğin yalnızca parayla elde edilebileceği yanılgısına kapılıyor. halbuki yetenek tüm dış etkenlerden bağımsız biraz da içgüdüsel var olan bir olgu.
yeteneğin, sistemin, toplumun aymazlığının üzerine 10milyon cümlelik entry yazabilirim, biri beni durdursun. yine millete durduk yere buzdolabı taşıttık iyi mi! :)
her şey belki parayla satın alınabilir insanoğlu için, çok az şey vardır asla satın alamayacağınız onlardan biri de yetenektir.
herkes keman çalamaz, herkes piyano çalıp üstüne virtüöz olamaz. eğer müzik kulağı yoksa fazıl saydan ders alsa ne olur...
bu onun sadece o konuda yeteneğe sahip olmadığını gösterir. müzik aleti çalmak yerine kimi resim yapar, kimi teknolojiyle ilgili konularda normalin dışında yeteneğe ve ilgiye sahiptir. eğer yeteneksiz olduğunuzu düşünüyorsanız da emin olun yalnızca keşfedilmedi içinizdeki o yaratım gücü, enerjisi.
çok bilindik bir klişe vardır; eğer bir balığı ağaca çıkmakla sınıyorsanız o hayatı boyunca yeteneksiz ve aptal olduğunu sanacaktır diye... tam böyledir aslında sistem bizi sadece hükümetlerin çıkarlarına yönelik tarihi ezberlememize, düşünmemize vakit bırakmayacak yoğunlukta matematik problemleri çözmemize yönlendiriyor. toplumsal olarak da aklıselim insanlar olmadığımız için de çocuklarımıza ''öğrenilmiş'' hobileri tanıyoruz sadece. belki de bu şansı dahi tanımıyoruz. matematikten 40 net yapmasını soyut bir resim yapmasına yeğliyoruz. çünkü soyut resmin değil, 40 net sonunda çizilen bir kariyerin ileride bir ev kredisi almaya değer görüleceğine bizi inandırdılar. çocuklarımıza yeteneklerini keşfetmeleri için imkan tanımaz olduk ne yazık. bu yüzden sanırım birçoğu kendini yeteneksiz görüyor ya da yeteneğin yalnızca parayla elde edilebileceği yanılgısına kapılıyor. halbuki yetenek tüm dış etkenlerden bağımsız biraz da içgüdüsel var olan bir olgu.
yeteneğin, sistemin, toplumun aymazlığının üzerine 10milyon cümlelik entry yazabilirim, biri beni durdursun. yine millete durduk yere buzdolabı taşıttık iyi mi! :)
devamını gör...
cenk erdem
muhabbet rekoru kırıp saatlerce insanları radyoya televizyona kitleyip yarım yarım yaran ve ulan iyi güldük hee dedirten ikilidir. ekşi sözlük pena videosunda verdikleri güzide ayarlar da vardır.
aramanın gücüne inanarak birkaç kez baktım lakin haklarında girilmiş bir entry bulamadım. o yüzden ilk başlığımı bu iki güzide zat üzerine açıyorum. ne büyük gurur.
aramanın gücüne inanarak birkaç kez baktım lakin haklarında girilmiş bir entry bulamadım. o yüzden ilk başlığımı bu iki güzide zat üzerine açıyorum. ne büyük gurur.
devamını gör...
kayıp zamanın izinde
kayıp zamanın izinde ya da orijinal ismi ile à la recherche du temps perdu, marcel proust tarafından ömrünün büyük bir kısmını ayırarak yazdığı bir eserdir. kendisi bu işe koyulduğunda sayfalara aktardığı cümlelerin, edebiyatın kilometre taşlarından birine dönüşeceğini biliyor muydu emin değilim fakat bu yedi ciltlik devasa eser her kelimesine kadar incelenmeyi hak ediyor. bir eseri incelemeden önce yazıldığı şartları ve yazarın iç dünyasını bilmekte fayda var . proust, çalkantılı bir zamanda doğdu ve hastalığından ötürü sıkıntılı bir hayat sürdü; bu hastalıktan ötürü zamanını geçirdiği yerlerin izlerini à la recherche du temps perdu'da sıkça görüyoruz. yüzbaşı dreyfus'un haksız yere suçlanması sürecinde , dreyfus davasının haklı tarafında yer aldı ve bu süreç onun karakterinin oturmasında büyük önem oynadı. dreyfus olayının izlerini 3.cilt olan le côté de guermantes'ta uzun uzun anlatmaktan kaçınmamıştır zaten.
kendisinin eşcinsel olduğunu ve eserlerine de bunu uzun uzadıya yansıttığını bilmekte fayda var , çünkü onu anlamazsak eserlerini anlamak mümkün olmayacaktır. 4.cilt olan sodome et gomorrhe'de eşcinsellik üzerine uzun ve derin incelemeler mevcut. ailesinde üst üste yaşadığı kayıpların etkilerini ise son ana kadar görmemiz mümkün olmuyor.
proust'u bir nebze anladığımızı düşünürsek eğer, gelelim edebiyatın yapı taşlarından biri haline gelmiş olan eseri à la recherche du temps perdu'ya . eser uzun ve yorucu cümlelerden oluşsa bile üstün betimlemeleri ile insanı kolundan tutarak kitabın içine çekmiş proust. aşk, hatırlamak,roman ve romancı ilişkisi, felsefe ve daha bir çok konuda altı dolu çıkarımların , aforizmaların ve derin anlamların olduğu uzun bir şiir okumak gibi hissettiriyor eser. adını koyamadığınız düşüncelerinizin bir şekilde burada betimlendiğini görüp keyiflenmemek elde değil. balzac ve bergson'un parmak izleri eserin her yanında görünüyor. taraflı bir bakış açısı olsa bile proust her açıdan dönemine ayna tutmuş. eseri orijinal dilinde okuyabilmek için fransızcaya hakim olmak gerek ama roza hakmen üstün bir iş çıkarmış. okumayı planlıyorsanız roza hakmen çevirsinden şaşmayın.yedi ciltten oluşan eserin her bölümü için bir kaç alıntı bırakma niyetindeyim.
--- alıntı ---
du côté de chez swann ( swann'ların tarafı)
geçmişi hatırlama gayretimiz nafile, zihnimizin bütün çabaları boşunadır. geçmiş zihnin hakimiyet alanının, kavrayış gücünün dışında bir yerde, hiç ihtimal vermediğimiz bir nesnenin (bu nesnenin bize yaşatacak duygunun) içinde gizlidir. bu nesneye ölmeden önce rastlayıp rastlamamamız ise tesadüfe bağlıdır.
s.44
comme les hommes primitifs dont les sens étaient plus puissants que les nôtres, elle discernait immédiatement, à des signes insaisissables pour nous, toute vérité que nous voulions lui cacher.
p.17
à l'ombre des jeunes filles en fleurs (çiçek açmış genç kızların gölgesinde)
hayat, seven insanların daima bekleyebileceği mucizelerle doludur. (...) zaten hayatta ve hayatın çelişen durumlarındaki bütün aşka ilişkin olaylarda, en iyisi anlamaya çalışmamaktır; çünkü nasılsa acımasız ve beklenmedik olduklarından, mantık kurallarından çok sihirli kurallara göre belirlenir gibidirler.
s.67
la nature que nous faisons paraître dans la seconde partie de notre vie n'est pas toujours, si elle l'est souvent, notre nature première développée ou flétrie, grossie ou atténuée ; elle est quelquefois une nature inverse, un véritable vêtement retourné
p.42
le côté de guermantes (guermantes tarafı)
bir savaş alanı, yüz yıllar boyunca tek bir savaşın alanı olmamıştır, olmayacaktır. savaş alanı olmuşsa demek ki iyi bir savaş alanı olmasını sağlayan belirli coğrafi, jeolojik koşulları, hatta düşmanı engelleyecek kusurları ( mesela araziyi ikiye bölen bir nehir) içinde barındırmaktadır. bu yüzden savaş alanı olmuştur ve olacaktır da. herhangi bir oda resim atolyesi olmaz; herhangi bir yerde savaş alanı olmaz. bazı yerlerin kaderi savaş alanı olmaktır.
s.104
la vraie beauté est si particulière, si nouvelle, qu'on ne la reconnaît pas pour la beauté.
p.110
sodome et gomorrhe (sodom ve gomorra)
her gece yatağına külçe gibi yığılıp uyanıncaya, yataktan kalkıncaya kadar yaşamayan bir adam, uykuya ilişkin, büyük keşifler değilse de, en azından küçük yorumlar yapmayı aklından geçirebilir mi? uyuduğunun farkında bile değildir. uykuyu takdir edebilmek, bu karanlığı biraz aydınlatabilmek için, biraz uykusuzluk yararlıdır.
s.53
c'est de là que vient tout le mal: dieu est un homme.
la prisonnière ( mahpus)
...ama sevdiğimiz insanın uydurduğu öyküler bize acı çektirir ve bu yüzden de, yüzeysel bilgilerle oyalanacağımıza, insan doğasının derinine inmemize imkân verir. keder içimize işler ve sancılı bir merakla daha derinlere nüfuz etmeye zorlar bizi. buradan çıkan gerçekleri gizleme hakkını bulamayız kendimizde; bu yüzden de bu gerçekleri keşfetmiş, hiçliğe inanmış bir ateist, can çekişmekteyken, şanı şöhreti umursamadığı halde, son saatlerini, bu gerçekleri duyurmaya çalışarak harcar.
l'amour, dans l'anxiété douloureuse comme dans le désir heureux, est l'exigence d'un tout. ıl ne naît, il ne subsiste que si une partie reste à conquérir. on n'aime que ce qu'on ne possède pas tout entier.
p.67
albertine disparue (albertine kayıp)
ama zekamız ne kadar keskin olursa olsun, kalbimizde yer alan tek tek duyguları algılayamaz; çoğu zaman uçucu halde var olan duygularımız, onları ayrıştırabilecek bir olgu tarafından katılaştırılmadıkları sürece kendilerini belli etmezler.
s.10
on n'est que par ce qu'on possède, on ne possède que ce qui vous est réellement présent, et tant de nos souvenirs, de nos humeurs, de nos idées partent faire des voyages loin de nous-même, où nous les perdons de vue!
p.29
le temps retrouvé ( yakalanan zaman )
insanların anlattıklarını duymazdım, çünkü beni ilgilendiren, ne demek istedikleri değil, bunu nasıl söyledikleri, söyleyiş biçimlerinin ortaya koyduğu kişilikleri veya gülünçlükleriydi; daha doğrusu, beni asıl ilgilendiren şey, özel bir haz aldığım için daima araştırmalarımın özel hedefi olan, birden fazla kişiye özgü ortak özelliklerdi.
s.27
l'écrivain ne dit que par une habitude prise dans le langage insincère des préfaces et des dédicaces : " mon lecteur ". en réalité, chaque lecteur est, quand il lit, le propre lecteur de soi-même. l'ouvrage de l'écrivain n'est qu'une espèce d'instrument optique qu'il offre au lecteur afin de lui permettre de discerner ce que, sans ce livre, il n'eût peut-être pas vu en soi-même. la reconnaissance en soi-même, par le lecteur, de ce que dit le livre, est la preuve de la vérité de celui-ci, et vice versa, au moins dans une certaine mesure, la différence entre les deux textes pouvant souvent être imputée non à l'auteur mais au lecteur. l'auteur n'a pas à s'en offenser, mais au contraire à laisser la plus grande liberté au lecteur en lui disant : " regardez vous-même si vous voyez mieux avec ce verre-ci, avec celui-là, avec cet autre. "
--- alıntı ---
kendisinin eşcinsel olduğunu ve eserlerine de bunu uzun uzadıya yansıttığını bilmekte fayda var , çünkü onu anlamazsak eserlerini anlamak mümkün olmayacaktır. 4.cilt olan sodome et gomorrhe'de eşcinsellik üzerine uzun ve derin incelemeler mevcut. ailesinde üst üste yaşadığı kayıpların etkilerini ise son ana kadar görmemiz mümkün olmuyor.
proust'u bir nebze anladığımızı düşünürsek eğer, gelelim edebiyatın yapı taşlarından biri haline gelmiş olan eseri à la recherche du temps perdu'ya . eser uzun ve yorucu cümlelerden oluşsa bile üstün betimlemeleri ile insanı kolundan tutarak kitabın içine çekmiş proust. aşk, hatırlamak,roman ve romancı ilişkisi, felsefe ve daha bir çok konuda altı dolu çıkarımların , aforizmaların ve derin anlamların olduğu uzun bir şiir okumak gibi hissettiriyor eser. adını koyamadığınız düşüncelerinizin bir şekilde burada betimlendiğini görüp keyiflenmemek elde değil. balzac ve bergson'un parmak izleri eserin her yanında görünüyor. taraflı bir bakış açısı olsa bile proust her açıdan dönemine ayna tutmuş. eseri orijinal dilinde okuyabilmek için fransızcaya hakim olmak gerek ama roza hakmen üstün bir iş çıkarmış. okumayı planlıyorsanız roza hakmen çevirsinden şaşmayın.yedi ciltten oluşan eserin her bölümü için bir kaç alıntı bırakma niyetindeyim.
--- alıntı ---
du côté de chez swann ( swann'ların tarafı)
geçmişi hatırlama gayretimiz nafile, zihnimizin bütün çabaları boşunadır. geçmiş zihnin hakimiyet alanının, kavrayış gücünün dışında bir yerde, hiç ihtimal vermediğimiz bir nesnenin (bu nesnenin bize yaşatacak duygunun) içinde gizlidir. bu nesneye ölmeden önce rastlayıp rastlamamamız ise tesadüfe bağlıdır.
s.44
comme les hommes primitifs dont les sens étaient plus puissants que les nôtres, elle discernait immédiatement, à des signes insaisissables pour nous, toute vérité que nous voulions lui cacher.
p.17
à l'ombre des jeunes filles en fleurs (çiçek açmış genç kızların gölgesinde)
hayat, seven insanların daima bekleyebileceği mucizelerle doludur. (...) zaten hayatta ve hayatın çelişen durumlarındaki bütün aşka ilişkin olaylarda, en iyisi anlamaya çalışmamaktır; çünkü nasılsa acımasız ve beklenmedik olduklarından, mantık kurallarından çok sihirli kurallara göre belirlenir gibidirler.
s.67
la nature que nous faisons paraître dans la seconde partie de notre vie n'est pas toujours, si elle l'est souvent, notre nature première développée ou flétrie, grossie ou atténuée ; elle est quelquefois une nature inverse, un véritable vêtement retourné
p.42
le côté de guermantes (guermantes tarafı)
bir savaş alanı, yüz yıllar boyunca tek bir savaşın alanı olmamıştır, olmayacaktır. savaş alanı olmuşsa demek ki iyi bir savaş alanı olmasını sağlayan belirli coğrafi, jeolojik koşulları, hatta düşmanı engelleyecek kusurları ( mesela araziyi ikiye bölen bir nehir) içinde barındırmaktadır. bu yüzden savaş alanı olmuştur ve olacaktır da. herhangi bir oda resim atolyesi olmaz; herhangi bir yerde savaş alanı olmaz. bazı yerlerin kaderi savaş alanı olmaktır.
s.104
la vraie beauté est si particulière, si nouvelle, qu'on ne la reconnaît pas pour la beauté.
p.110
sodome et gomorrhe (sodom ve gomorra)
her gece yatağına külçe gibi yığılıp uyanıncaya, yataktan kalkıncaya kadar yaşamayan bir adam, uykuya ilişkin, büyük keşifler değilse de, en azından küçük yorumlar yapmayı aklından geçirebilir mi? uyuduğunun farkında bile değildir. uykuyu takdir edebilmek, bu karanlığı biraz aydınlatabilmek için, biraz uykusuzluk yararlıdır.
s.53
c'est de là que vient tout le mal: dieu est un homme.
la prisonnière ( mahpus)
...ama sevdiğimiz insanın uydurduğu öyküler bize acı çektirir ve bu yüzden de, yüzeysel bilgilerle oyalanacağımıza, insan doğasının derinine inmemize imkân verir. keder içimize işler ve sancılı bir merakla daha derinlere nüfuz etmeye zorlar bizi. buradan çıkan gerçekleri gizleme hakkını bulamayız kendimizde; bu yüzden de bu gerçekleri keşfetmiş, hiçliğe inanmış bir ateist, can çekişmekteyken, şanı şöhreti umursamadığı halde, son saatlerini, bu gerçekleri duyurmaya çalışarak harcar.
l'amour, dans l'anxiété douloureuse comme dans le désir heureux, est l'exigence d'un tout. ıl ne naît, il ne subsiste que si une partie reste à conquérir. on n'aime que ce qu'on ne possède pas tout entier.
p.67
albertine disparue (albertine kayıp)
ama zekamız ne kadar keskin olursa olsun, kalbimizde yer alan tek tek duyguları algılayamaz; çoğu zaman uçucu halde var olan duygularımız, onları ayrıştırabilecek bir olgu tarafından katılaştırılmadıkları sürece kendilerini belli etmezler.
s.10
on n'est que par ce qu'on possède, on ne possède que ce qui vous est réellement présent, et tant de nos souvenirs, de nos humeurs, de nos idées partent faire des voyages loin de nous-même, où nous les perdons de vue!
p.29
le temps retrouvé ( yakalanan zaman )
insanların anlattıklarını duymazdım, çünkü beni ilgilendiren, ne demek istedikleri değil, bunu nasıl söyledikleri, söyleyiş biçimlerinin ortaya koyduğu kişilikleri veya gülünçlükleriydi; daha doğrusu, beni asıl ilgilendiren şey, özel bir haz aldığım için daima araştırmalarımın özel hedefi olan, birden fazla kişiye özgü ortak özelliklerdi.
s.27
l'écrivain ne dit que par une habitude prise dans le langage insincère des préfaces et des dédicaces : " mon lecteur ". en réalité, chaque lecteur est, quand il lit, le propre lecteur de soi-même. l'ouvrage de l'écrivain n'est qu'une espèce d'instrument optique qu'il offre au lecteur afin de lui permettre de discerner ce que, sans ce livre, il n'eût peut-être pas vu en soi-même. la reconnaissance en soi-même, par le lecteur, de ce que dit le livre, est la preuve de la vérité de celui-ci, et vice versa, au moins dans une certaine mesure, la différence entre les deux textes pouvant souvent être imputée non à l'auteur mais au lecteur. l'auteur n'a pas à s'en offenser, mais au contraire à laisser la plus grande liberté au lecteur en lui disant : " regardez vous-même si vous voyez mieux avec ce verre-ci, avec celui-là, avec cet autre. "
--- alıntı ---
devamını gör...
ihtiyacımız olan yazar profili
bilgi odaklı, bilgiyi kullanan ve yorumlayabilen bir yazar profili olmalı. bilgi olmazsa o bilgi bulmaca bilgisi olur, sadece kareler doldurulur.
devamını gör...
özlem duyulan kişi
annem. özlem kelimesi onunla bütünleşti. o da özlemle. ben gurbette değilim gurbet benim içimde demişti şair de.
devamını gör...
katharsis
purification (saflaştırma) and purgation (tasfiye) of the emotion olarak tanımlanabilir katharsis. yani "ağla ağla açılırsın" halk arasındaki tabirle.
şimdi efendim, canınızı sıkan bir durum var ise ve bunu bastırıyorsanız bu sağlığa zararlı. hep derim, "içinde kalıp kanser olacağına dışına çıksın konser olsun". işte içine içine attığın o olaylar var ya anacım, onlar gün yüzüne çıktığında kendini tutamayıp ağlamaya başlıyorsun ya hani. hah işte o katharsis.
yalnız burada ufak bir durum var. bu duygu boşalmasını olay anında yaşayamazsınız. yani şey, bastırılıp sonradan ortaya çıkmış olması lazım. o kadar bastırırsınız ki, o kadar bilinçaltına itersiniz ki bu durumu... dışarı çıkarken yırtar. işte ağlama bu yüzden (değil de, öyleymiş gibi yapıyorum şu an. gönlünüzü alacağım az sonra).
misal, çocukluk çağında tacize uğramışsındır büyük biri tarafından. hem de aile eşrafından, yakından yamacından birinden. ne kadar büyük bir travma değil mi. hah işte bunu kimseye anlatamazsın, bastırırsın bastırırsın taa korteksin dibine, hatta medulla oblongataya, elinde olsa cauda equinaya kadar gömersin (sallıyorum, takılmayın. beyni yandan düşünün, korteks beynin en üst kısmı. medulla oblongata ise beyincik. kafamızın arkasında bulunur. cauda equina ise omuriliğin bittiği yer. belimizde falan. hani gömebilsek oraya kadar derine gömeriz, magmaya indiririz anlamında. hatta bakın şu sacral yazan yerlerde bir yerler)
. üstünden 20 yıl geçer, evleneceksindir, söz olur konu gelir anlatmak zorunda kalırsın. anlatırsın ama ne anlatmak... bir yandan ağlayıp bir yandan sinirden kudurup bir yandan öfkeden delirirsin. anlatırsın da anlatırsın. bütün o bastırılmış enerji açığa çıkar, salınır, üstünden öküz kalkmışa dönersin. sonra yürüyecek gücü bulamazsın kendinde. sevdicek kucağında taşır (hehe). katharsis bu işte.
bir örnek daha verelim ki pekişsin. ebeveynlerin ölmesi de güzel bir örnek olabilir. baba vakitsiz ölür, genç yaşta evin en büyük erkeği olarak dımdızlak ortada kalıverirsin. sorumluluk artar, hatta altında ezilirsin. babanın ölümüne üzülemezsin bile. sorumluluklarını düşünürsün, küçük kardeşini düşünürsün, anneni düşünürsün. bütün üzüntünü gömersin içine. baban ölmüştür, daha birlikte bir futbol maçına gidemeden, ilk aşk acını anlatamadan, ilk kavganda kaşın patladığında 2 tokat da babandan yiyip üstüne pansuman yaptıramadan, sana tavuk döner kendine peynirli poğaça alıp parka götüremeden göçmüştür bu dünyadan. halbuki daha büyüyecektin, üniversiteye gidecektin, gururlandıracaktın babanı. evlenecektin. çocuğun olacaktı. "torunum oldu lan, ç*künü duvara asarım ben bunun" diyecekti. dede olacaktı. sen 10 yaşındayken göçtü bu dünyadan, sen de kış günü açıkta kalmış çingene g*tü gibi ortada kaldın bir anan bir kardeşinle he mi? aha öyle bir durumda üzülemezsin. üzülemiyorsun. içine atıyorsun herşeyi. sanki yüzyıllardır ölüydü, sanki annen partenogenezle doğurdu seni gibi davranıyorsun. yaşayamadığın bütün o güzel hayallere üzülmeyi bir kenara bırak, düşünmek bile aklına gelmiyor. ta ki tetiklenene kadar. belki psikiyatr tetikler, belki bir sevgili, belki ev arkadaşının babasının ölümü, belki patronun...
işte o an gelince ya oturur ağlarsın. gözlerin kuruyana kadar ağlarsın hem de. ya da 7 milyar insanı yan yana dizsek hepsini yumruklayacak kadar öfkeden yanarsın. sonunda da yorgunluktan hareket edecek gücün kalmaz.
işte katharsis budur.
"there's no "one size fits all" definition of "catharsis", therefore this does not allow a clear definition of its use in therapeutic terms." demiş powell kaynak. belki de yukarıda uzun uzadıya anlattığım herşey palavradır. belki de değildir. kim bilir.
şimdi efendim, canınızı sıkan bir durum var ise ve bunu bastırıyorsanız bu sağlığa zararlı. hep derim, "içinde kalıp kanser olacağına dışına çıksın konser olsun". işte içine içine attığın o olaylar var ya anacım, onlar gün yüzüne çıktığında kendini tutamayıp ağlamaya başlıyorsun ya hani. hah işte o katharsis.
yalnız burada ufak bir durum var. bu duygu boşalmasını olay anında yaşayamazsınız. yani şey, bastırılıp sonradan ortaya çıkmış olması lazım. o kadar bastırırsınız ki, o kadar bilinçaltına itersiniz ki bu durumu... dışarı çıkarken yırtar. işte ağlama bu yüzden (değil de, öyleymiş gibi yapıyorum şu an. gönlünüzü alacağım az sonra).
misal, çocukluk çağında tacize uğramışsındır büyük biri tarafından. hem de aile eşrafından, yakından yamacından birinden. ne kadar büyük bir travma değil mi. hah işte bunu kimseye anlatamazsın, bastırırsın bastırırsın taa korteksin dibine, hatta medulla oblongataya, elinde olsa cauda equinaya kadar gömersin (sallıyorum, takılmayın. beyni yandan düşünün, korteks beynin en üst kısmı. medulla oblongata ise beyincik. kafamızın arkasında bulunur. cauda equina ise omuriliğin bittiği yer. belimizde falan. hani gömebilsek oraya kadar derine gömeriz, magmaya indiririz anlamında. hatta bakın şu sacral yazan yerlerde bir yerler)
. üstünden 20 yıl geçer, evleneceksindir, söz olur konu gelir anlatmak zorunda kalırsın. anlatırsın ama ne anlatmak... bir yandan ağlayıp bir yandan sinirden kudurup bir yandan öfkeden delirirsin. anlatırsın da anlatırsın. bütün o bastırılmış enerji açığa çıkar, salınır, üstünden öküz kalkmışa dönersin. sonra yürüyecek gücü bulamazsın kendinde. sevdicek kucağında taşır (hehe). katharsis bu işte. bir örnek daha verelim ki pekişsin. ebeveynlerin ölmesi de güzel bir örnek olabilir. baba vakitsiz ölür, genç yaşta evin en büyük erkeği olarak dımdızlak ortada kalıverirsin. sorumluluk artar, hatta altında ezilirsin. babanın ölümüne üzülemezsin bile. sorumluluklarını düşünürsün, küçük kardeşini düşünürsün, anneni düşünürsün. bütün üzüntünü gömersin içine. baban ölmüştür, daha birlikte bir futbol maçına gidemeden, ilk aşk acını anlatamadan, ilk kavganda kaşın patladığında 2 tokat da babandan yiyip üstüne pansuman yaptıramadan, sana tavuk döner kendine peynirli poğaça alıp parka götüremeden göçmüştür bu dünyadan. halbuki daha büyüyecektin, üniversiteye gidecektin, gururlandıracaktın babanı. evlenecektin. çocuğun olacaktı. "torunum oldu lan, ç*künü duvara asarım ben bunun" diyecekti. dede olacaktı. sen 10 yaşındayken göçtü bu dünyadan, sen de kış günü açıkta kalmış çingene g*tü gibi ortada kaldın bir anan bir kardeşinle he mi? aha öyle bir durumda üzülemezsin. üzülemiyorsun. içine atıyorsun herşeyi. sanki yüzyıllardır ölüydü, sanki annen partenogenezle doğurdu seni gibi davranıyorsun. yaşayamadığın bütün o güzel hayallere üzülmeyi bir kenara bırak, düşünmek bile aklına gelmiyor. ta ki tetiklenene kadar. belki psikiyatr tetikler, belki bir sevgili, belki ev arkadaşının babasının ölümü, belki patronun...
işte o an gelince ya oturur ağlarsın. gözlerin kuruyana kadar ağlarsın hem de. ya da 7 milyar insanı yan yana dizsek hepsini yumruklayacak kadar öfkeden yanarsın. sonunda da yorgunluktan hareket edecek gücün kalmaz.
işte katharsis budur.
"there's no "one size fits all" definition of "catharsis", therefore this does not allow a clear definition of its use in therapeutic terms." demiş powell kaynak. belki de yukarıda uzun uzadıya anlattığım herşey palavradır. belki de değildir. kim bilir.
devamını gör...
