ölüm gibi bir şey olup ölünmeyen durumlar
herhangi bir konudaki belirsizliğin sonuca kavuşmasını beklemek*.
devamını gör...
çocukluğunuzdaki bayram travmaları
bir şekilde bayram harçlığım hep dolandırılıyordu. kimi zaman abim, kimi zaman misafir çocukları tarafından. ama çoğunlukla abim. üstelik bakın elimden alınmıyordu, ikna ediliyordum. o sıralar kendini polis ve savcı olarak tanıtanlara inanacak potansiyelim vardı.
devamını gör...
mezuniyet için yayın şartı
yök lisansüstü eğitimi düzenleyen nisan 2016 tarihli yönetmeliğinde "yayın şartı" yoktur ancak söz konusu yönetmelikte 'tez yazım kurallarını senato belirler' ibaresi geçmektedir. bu muğlaklıktan hareketle üniversite senatoları, lisansüstü eğitim-öğretim yönetmeliklerine öğrencilerin mezun olması için "yayın şartını yerine getirmeleri gerektiği" zorbalığını ekleyerek ve işbu maddeyi resmi gazetede de yayımlatarak 'mevzuat' haline getirmişlerdir.
öte yandan "yayın şartı" meselesinde üniversiteler arasında bir standart da yoktur. türkiye'deki üniversitelerin bazıları tez savunmasına girmeden önce bazıları da savunmada başarılı olduktan sonra mezun olmak için tezle ilgili makale çalışmasının yayımlanmış olmasını istemektedir. yine üniversitelerimizin büyük çoğunluğu yüksek lisans öğrencileri için bir yayın şartı getirmişken; doktora öğrencileri için bazısında bir bazısında iki yayın şartı vardır. bu yayınlara ilişkin teknik detaylar (örneğin makale çalışmasının kabul edildiğine dair kabul mektubu yeterli görülmeyip mutlaka basılmış olması, doi numarasının alınmış olması, parayla yayın yapan ve 'yağmacı' tabir edilen dergilerden birinde yayımlanmamış olmaması vb). gibi ayrıntıya yer veren üniversite senato kararları bile vardır.
yayınlarla ilgili üniversitelerin ortak yönelimi; (1) yayının öğrencinin yazdığı tez konusu veya anabilim dalıyla ilgili olması; (2) yayınlarda tez danışmanın onayının alınmış olması; (3) yayınlarda öğrencinin lisansüstü derecesini alacağı üniversitenin adının mutlaka belirtilmiş olmasıdır.
yüksek lisans veya doktora tez danışmanlığı fark etmeksizin araştırmanın yönteminin belirlenmesi, bulguların toplanması ve değerlendirilmesi, en başta öne sürülmüş hipotezleri doğrulayan ya da çürüten kendi içinde tutarlı bir sonuç yazılması durumu tezlerin konularına göre "emek yoğun olma" bakımından farklılık gösterebilir. bir başka deyişle bazı tezler araştırmanın konusu gereği emek yoğundur ve danışmanın da deneyim ve yöneticiliğinden fazlasıyla yararlanmayı gerektirebilir.
üniversiteler, senatolarında aldıkları yukarıda özünü özetlediğim kararlarla ulusal veya uluslararası yayın sayılarını arttırmaktadırlar. emek yoğun tezlerde ise danışman öğretim üyesinin adının geçmesi ile öğretim üyesinin hem yayın sayısı artmakta hem de bu bağlamda üniversiteden yayın teşviği almaktadır. ancak danışman açısından "emek yoğun olmayan", sadece öğrencinin yoğunluklu olarak çalıştığı tez konularında danışman öğretim üyesinin adının geçmesini "kişisel olarak" doğru hatta etik bulmuyorum.
bugüne kadar yönettiğim hiç bir tez çalışması için makale şartını yerine getirmeye çalışan öğrencimin makalesine adımı yazdırmadım. (akademik özgeçmişimde bırakın bir öğrenci ile yapılmış makale çalışmasını bir akademisyen ile ortak yazılmış bir makalem bile yoktur. tüm çalışmalarım tek yazarlıdır.) ancak makalelerini yayınlayıp, mezuniyet şartını bir an evvel yerine getirmeleri için anadolu'nun görece küçük üniversitelerinde yayın yapma sıkıntısı çeken editörlere öğrencilerimi yönlendirerek öğrencimin yayın yapmasını (ve mezuniyet için önemli bir eşiği geçmesini), editörün de yayın bulmasını sağladığım durumlar olmuştur.
bu satırları okuyan kişilere tavsiyem mezun olacağınız üniversitenin mezuniyet şartları arasında yayın şartı yoksa emeğinize sahip çıkmanızı ve emek harcamamış hocaların çalışmanız üzerinden puan/prim toplamalarına imkan vermemenizi, daha açık bir ifade ile danışman hocalarınızın teklifini eğip-bükmeden, açık bir dille reddetmenizi dilerim. çalışmanız iyiyse mezuniyetten sonra her halükarda yayınlatacak bir yer bulursunuz.
öte yandan "yayın şartı" meselesinde üniversiteler arasında bir standart da yoktur. türkiye'deki üniversitelerin bazıları tez savunmasına girmeden önce bazıları da savunmada başarılı olduktan sonra mezun olmak için tezle ilgili makale çalışmasının yayımlanmış olmasını istemektedir. yine üniversitelerimizin büyük çoğunluğu yüksek lisans öğrencileri için bir yayın şartı getirmişken; doktora öğrencileri için bazısında bir bazısında iki yayın şartı vardır. bu yayınlara ilişkin teknik detaylar (örneğin makale çalışmasının kabul edildiğine dair kabul mektubu yeterli görülmeyip mutlaka basılmış olması, doi numarasının alınmış olması, parayla yayın yapan ve 'yağmacı' tabir edilen dergilerden birinde yayımlanmamış olmaması vb). gibi ayrıntıya yer veren üniversite senato kararları bile vardır.
yayınlarla ilgili üniversitelerin ortak yönelimi; (1) yayının öğrencinin yazdığı tez konusu veya anabilim dalıyla ilgili olması; (2) yayınlarda tez danışmanın onayının alınmış olması; (3) yayınlarda öğrencinin lisansüstü derecesini alacağı üniversitenin adının mutlaka belirtilmiş olmasıdır.
yüksek lisans veya doktora tez danışmanlığı fark etmeksizin araştırmanın yönteminin belirlenmesi, bulguların toplanması ve değerlendirilmesi, en başta öne sürülmüş hipotezleri doğrulayan ya da çürüten kendi içinde tutarlı bir sonuç yazılması durumu tezlerin konularına göre "emek yoğun olma" bakımından farklılık gösterebilir. bir başka deyişle bazı tezler araştırmanın konusu gereği emek yoğundur ve danışmanın da deneyim ve yöneticiliğinden fazlasıyla yararlanmayı gerektirebilir.
üniversiteler, senatolarında aldıkları yukarıda özünü özetlediğim kararlarla ulusal veya uluslararası yayın sayılarını arttırmaktadırlar. emek yoğun tezlerde ise danışman öğretim üyesinin adının geçmesi ile öğretim üyesinin hem yayın sayısı artmakta hem de bu bağlamda üniversiteden yayın teşviği almaktadır. ancak danışman açısından "emek yoğun olmayan", sadece öğrencinin yoğunluklu olarak çalıştığı tez konularında danışman öğretim üyesinin adının geçmesini "kişisel olarak" doğru hatta etik bulmuyorum.
bugüne kadar yönettiğim hiç bir tez çalışması için makale şartını yerine getirmeye çalışan öğrencimin makalesine adımı yazdırmadım. (akademik özgeçmişimde bırakın bir öğrenci ile yapılmış makale çalışmasını bir akademisyen ile ortak yazılmış bir makalem bile yoktur. tüm çalışmalarım tek yazarlıdır.) ancak makalelerini yayınlayıp, mezuniyet şartını bir an evvel yerine getirmeleri için anadolu'nun görece küçük üniversitelerinde yayın yapma sıkıntısı çeken editörlere öğrencilerimi yönlendirerek öğrencimin yayın yapmasını (ve mezuniyet için önemli bir eşiği geçmesini), editörün de yayın bulmasını sağladığım durumlar olmuştur.
bu satırları okuyan kişilere tavsiyem mezun olacağınız üniversitenin mezuniyet şartları arasında yayın şartı yoksa emeğinize sahip çıkmanızı ve emek harcamamış hocaların çalışmanız üzerinden puan/prim toplamalarına imkan vermemenizi, daha açık bir ifade ile danışman hocalarınızın teklifini eğip-bükmeden, açık bir dille reddetmenizi dilerim. çalışmanız iyiyse mezuniyetten sonra her halükarda yayınlatacak bir yer bulursunuz.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
mutluluk yaşanmaz, hatırlanır.
devamını gör...
gecikmiş seçim deneyi ve kuantum silgisi
john archibal wheeler'ın, çift yarık deneyindeki gözlemci etkisinin ne derece önemli olabileceğini anlamak adına yapılmasını önerdiği deney. bu işlere merakı olanların, konuyu daha iyi anlamak adına öncelikle çift yarık deneyi hakkında biraz bilgi edinmesi yararlı olacaktır.
*****
bu çok uzun bir entry olacak. baştan uyarayım sizleri. bana sövmeyiniz, benim bir suçum yok.
önce gecikmiş seçim deneyinden biraz bahsedeyim.
çift yarık deneyinde, elektronun geçtiği yarığı anlamak için bu yarıkların önüne bir ölçüm aleti koyulmuştu. gecikmiş seçim deneyinde bu alet, elektronun nihai durağı olan perdenin arkasına koyulmuş. yani elektron, hangi yarıktan geçeceğinin seçimini yapıp geçtikten ve perdeye düştükten, bir anlamda iş işten geçtikten sonra gözlenecekmiş. bu durumda olması beklenen şey, gözlemci etkisinden arındırılmış bir sonuç görmek çünkü gözlemci devreye, her şey olup bittikten sonra girecek.
beklentimiz 2 ihtimal üzerine kurulu: ya elektron, geçeceği yarığın seçimini etkilemeyecek bir noktada bulunan gözlemcinin varlığından etkilenmeyecek ve dalga deseni gösterecek ya da her şeye rağmen gözlemcinin varlığından etkilenip parçacık, yani kümelenme deseni gösterecek.
normal şartlarda beklentimiz 2. ihtimalin gerçekleşmesi çünkü yukarıda da dediğim gibi, gözlemci olaya dahil olmamış ve elektronun hangi yarıktan geçeceği bilgisini etkilememiş olmalı. ancak deney yapılınca görülüyor ki, elektron seçimini yapıp herhangi bir yarıktan geçtikten çok daha sonraki bir noktada bulunan gözlemciden etkileniyor.
gözlemciden etkilenen elektron, geçmişte yaptığı seçimi mi değiştirdi? ya da farklı bir şekilde sorarsak, gözlem yaptığımızda elektronun geçmişini değiştirebiliyor muyuz?
*****
bu soru, fizikçilerin "ne yapalım? cevabını bulamadık." diyerek peşini bırakacağı türden bir soru değil. bu nedenle konu hakkında deneylere devam ediyorlar ve bu kez farklı bir deney düzeneği ile şanslarını deniyorlar.
burada gerçekten bazılarınıza gereksiz gelebilecek kadar detaya girerek deneyi anlatacağım. bu kısmı (5 yıldızla başlayan diğer bölüme geçerek) atlamak isteyebilirsiniz ama türkçe kaynak bulamayıp da konuyu merak edenlerin işine yarayacak diye düşünüyorum.
önce şu resmi biraz inceleyip, anlatacaklarımı buradan takip ediniz:

- elimizde bir lazer var. a ve b yarıklarının bir tarafına bu lazeri koyuyoruz. bir de kristalimiz var, o da yarıkların diğer tarafında. lazerden gelen ışığı, yani fotonları kuantum dolanıklık ilkesine göre dolanık ikiz fotonlar haline getiriyor. bu dolanık ikizlerin hangi yarıktan geçtiğini gözlemci bilmiyor.
- herhangi bir yarığı seçerek gelen ikizler, glan-thompson prizmasından geçerken birbirinden ayrılıyor ve farklı yönlere gidiyorlar. gittikleri yerlerde bulunan dedektörler sayesinde, perde üzerinde oluşturacakları deseni izleyebiliyoruz.
şeklin en üstünde bulunan d0 dedektörüne gelen bir fotonu düşünün ve yarıklardan çıkan mavi ve pembe çizgileri takip edin. bu dedektöre, her iki yarıktan da foton gelebileceğini gördünüz. yani biz bu dedektöre gelen fotonun hangi yarıktan geldiğini bilemiyoruz. bu durumda perdede görmemiz gereken desen (çift yarık deneyinden biliyoruz ki) bir girişim deseni.
şimdilik bu bilgi aklınızın bir kenarında beklesin.
**
- prizmadan geçtikten sonra ayrılan ikizlerden yukarıdaki d0 dedektörüne gitmeyenler, alt yolu takip edecek demektir. yani bu kez önce ps prizmasından geçecekler. bu prizmaya gelen her foton da yine farklı 2 yoldan birini izleyecek. resimde pembe ve mavi çizgileri takip ederek görebilirsiniz.
sa ve sb olarak gösterdiğim şekiller birer yarı ayna. bunlara gelen fotonlar yansıyabilir de, içinden geçebilir de. %50 ihtimal var yani bu iki durum için. o nedenle 2 ihtimali de ayrı ayrı incelememiz gerekecek.
biliyorum çok karışık ama dayanın arkadaşlar! işin yarısını bitirdik.
1. ihtimal: sb yarı aynasına gelen fotonlar
şekilden takibe devam... bunlar eğer yarı aynadan yansırsa resimdeki büyük b ile gösterilen alttaki dedektöre, yarı aynadan geçerse mb olarak gösterilen tam yansıtıcı yüzeye gelecekler.
2. ihtimal: sa yarı aynasına gelen fotonlar
bunlar yarı aynadan yansırsa büyük a ile gösterilen dedektöre, yarı aynadan geçerse ma olarak gösterilen tam yansıtıcı yüzeye gelecekler.
**
şimdilik tam yansıtıcı yüzeyleri bir kenara bırakalım ve dedektörlere gelmesi ihtimali olan fotonları konuşalım. büyük a ve büyük b dedektörlerine gelen fotonların izleyeceği yolu resimden takip ederseniz şunu göreceksiniz: büyük a dedektörüne gelen fotonlar ancak a yarığından ve büyük b dedektörüne gelecek fotonlar ancak b yarığından geliyor olabilir. bu durumda biz artık hangi dedektöre hangi yoldan geldiklerini bildiğimiz, yani gözlemci etkisini devreye dolaylı da olsa soktuğumuz için, bu fotonların perdede oluşturacağı desen (yine çift yarık deneyinden biliyoruz ki) kümelenme deseni olmalı.
yansıma ihtimallerinden çıkan sonuç bu ama işin bir de yarı aynalardan geçen fotonlarla ilgili kısmı var. ona az sonra geleceğiz.
**
şimdi işlerin karıştığı ve amiyane tabirle zurnanın zırt dediği yere geldik.
en başta d0 dedektörüne giden ikizimizi hatırlayın. bu ikiz girişim deseni oluşturacaktı. büyük a ve büyük b dedektörlerinden birine düşen ikizleri ise kümelenme deseni oluşturacaktı, değil mi? ama öyle olmuyor. ikiz fotonlar, kuantum dolanık oldukları için birbirlerinin davranışından anında etkileniyorlar. d0 dedektörüne giden fotonlar, beklenenin aksine kümelenme deseni oluşturuyor. oysa o dedektöre giden yol çok daha kısa. yani hedefe önce ulaşan ikiz, sonra ulaşanın davranışından etkilenerek desenini değiştiriyor.
error veren varsa, anlayışla karşılarım.
devam ediyoruz. tuhaflıklar henüz bitmedi.
**
az önce yarı aynalardan yansıyan ikizler hakkında konuşmuştuk. şimdi gelelim yarı aynalardan geçerek yola devam edenlere.
yine resimden takip edelim. ma ve mb'nin tam yansıtıcı yüzey olduğunu söylemiştim. yalnız şekilden gördüğünüz gibi bunlardan yansıyan tüm fotonlar ortak yarı ayna olan sc'ye geliyor. bu bir yarı ayna olduğundan, fotonlar yine %50 ihtimalle yansıyacak ya da dosdoğru geçip gidecekler. burada yansıyan fotonlar büyük d, geçenler ise büyük c dedektörüne düşecek.
fakat şimdi şekildeki mavi ve pembe çizgileri izlemeye devam ederseniz göreceksiniz ki, buraya kadar hangi yarıktan geldikleri belli olan fotonların geldiği yolu yine kaybettik çünkü burada öyle bir düzenek var ki hangi yüzeyden nasıl geldikleri yine birbirine karışıyor. o halde başından beri dediğimiz gibi, perdede bir girişim deseni bekliyoruz.
bu son iki dedektöre (büyük c ve d) kuantum silgisi deniyor. bunlara ulaşan fotonların, yarıktan ilk geçişlerinde prizmayla ayrılarak d0'a giden ikizlerinin de bunlardan etkilenerek girişim deseni oluşturmasını bekliyoruz. bu son 2 dedektör, yani kuantum silgileri, fotonların geldikleri yol hakkındaki bilgiyi sildiler.
*****
fizikçiler, dolanık foton çiftinin bir üyesinin, diğerinin geçmişini etkileyip etkilemediğini uzun zamandır tartışıyor. aslına bakarsanız şaşırtıcı görünse de bir açıklaması var. 2 dedektörde oluşan desenleri üst üste bindirip diğer 2 dedektöre de aynı tarife uygulandıktan sonra bunları kıyasladığınızda, aynı deseni verdiklerini görüyorsunuz. yani toplam sonuç, çift yarık deneyindeki sonuçlar aslında aynı.
şahsi yorumum şöyle: dolanık fotonlar kullanılmasını ve bu fotonlar için zaman kavramının bizimki gibi olmadığı gerçeğini düşünürsek, çıkan sonuç belki de şaşırtıcı değil. zira biz dedektöre hangisi önce, hangisi sonra geldi tartışması yaparken, belki de fotonlar için önce-sonra kavramınınbu kadar ufak ölçekteyken bir anlamı yoktur. zira onlar ışık hızında hareket ediyor ve bildiğimiz anlamdaki zaman onlar için duruyor. sonuç olarak dedektörler arasındaki mesafe bizim için fark ediyor ama sonsuz uzun bir mesafe değil ve ışık için hiçbir anlam ifade etmiyor olabilir.
*****
bu çok uzun bir entry olacak. baştan uyarayım sizleri. bana sövmeyiniz, benim bir suçum yok.
önce gecikmiş seçim deneyinden biraz bahsedeyim.
çift yarık deneyinde, elektronun geçtiği yarığı anlamak için bu yarıkların önüne bir ölçüm aleti koyulmuştu. gecikmiş seçim deneyinde bu alet, elektronun nihai durağı olan perdenin arkasına koyulmuş. yani elektron, hangi yarıktan geçeceğinin seçimini yapıp geçtikten ve perdeye düştükten, bir anlamda iş işten geçtikten sonra gözlenecekmiş. bu durumda olması beklenen şey, gözlemci etkisinden arındırılmış bir sonuç görmek çünkü gözlemci devreye, her şey olup bittikten sonra girecek.
beklentimiz 2 ihtimal üzerine kurulu: ya elektron, geçeceği yarığın seçimini etkilemeyecek bir noktada bulunan gözlemcinin varlığından etkilenmeyecek ve dalga deseni gösterecek ya da her şeye rağmen gözlemcinin varlığından etkilenip parçacık, yani kümelenme deseni gösterecek.
normal şartlarda beklentimiz 2. ihtimalin gerçekleşmesi çünkü yukarıda da dediğim gibi, gözlemci olaya dahil olmamış ve elektronun hangi yarıktan geçeceği bilgisini etkilememiş olmalı. ancak deney yapılınca görülüyor ki, elektron seçimini yapıp herhangi bir yarıktan geçtikten çok daha sonraki bir noktada bulunan gözlemciden etkileniyor.
gözlemciden etkilenen elektron, geçmişte yaptığı seçimi mi değiştirdi? ya da farklı bir şekilde sorarsak, gözlem yaptığımızda elektronun geçmişini değiştirebiliyor muyuz?
*****
bu soru, fizikçilerin "ne yapalım? cevabını bulamadık." diyerek peşini bırakacağı türden bir soru değil. bu nedenle konu hakkında deneylere devam ediyorlar ve bu kez farklı bir deney düzeneği ile şanslarını deniyorlar.
burada gerçekten bazılarınıza gereksiz gelebilecek kadar detaya girerek deneyi anlatacağım. bu kısmı (5 yıldızla başlayan diğer bölüme geçerek) atlamak isteyebilirsiniz ama türkçe kaynak bulamayıp da konuyu merak edenlerin işine yarayacak diye düşünüyorum.
önce şu resmi biraz inceleyip, anlatacaklarımı buradan takip ediniz:

- elimizde bir lazer var. a ve b yarıklarının bir tarafına bu lazeri koyuyoruz. bir de kristalimiz var, o da yarıkların diğer tarafında. lazerden gelen ışığı, yani fotonları kuantum dolanıklık ilkesine göre dolanık ikiz fotonlar haline getiriyor. bu dolanık ikizlerin hangi yarıktan geçtiğini gözlemci bilmiyor.
- herhangi bir yarığı seçerek gelen ikizler, glan-thompson prizmasından geçerken birbirinden ayrılıyor ve farklı yönlere gidiyorlar. gittikleri yerlerde bulunan dedektörler sayesinde, perde üzerinde oluşturacakları deseni izleyebiliyoruz.
şeklin en üstünde bulunan d0 dedektörüne gelen bir fotonu düşünün ve yarıklardan çıkan mavi ve pembe çizgileri takip edin. bu dedektöre, her iki yarıktan da foton gelebileceğini gördünüz. yani biz bu dedektöre gelen fotonun hangi yarıktan geldiğini bilemiyoruz. bu durumda perdede görmemiz gereken desen (çift yarık deneyinden biliyoruz ki) bir girişim deseni.
şimdilik bu bilgi aklınızın bir kenarında beklesin.
**
- prizmadan geçtikten sonra ayrılan ikizlerden yukarıdaki d0 dedektörüne gitmeyenler, alt yolu takip edecek demektir. yani bu kez önce ps prizmasından geçecekler. bu prizmaya gelen her foton da yine farklı 2 yoldan birini izleyecek. resimde pembe ve mavi çizgileri takip ederek görebilirsiniz.
sa ve sb olarak gösterdiğim şekiller birer yarı ayna. bunlara gelen fotonlar yansıyabilir de, içinden geçebilir de. %50 ihtimal var yani bu iki durum için. o nedenle 2 ihtimali de ayrı ayrı incelememiz gerekecek.
biliyorum çok karışık ama dayanın arkadaşlar! işin yarısını bitirdik.
1. ihtimal: sb yarı aynasına gelen fotonlar
şekilden takibe devam... bunlar eğer yarı aynadan yansırsa resimdeki büyük b ile gösterilen alttaki dedektöre, yarı aynadan geçerse mb olarak gösterilen tam yansıtıcı yüzeye gelecekler.
2. ihtimal: sa yarı aynasına gelen fotonlar
bunlar yarı aynadan yansırsa büyük a ile gösterilen dedektöre, yarı aynadan geçerse ma olarak gösterilen tam yansıtıcı yüzeye gelecekler.
**
şimdilik tam yansıtıcı yüzeyleri bir kenara bırakalım ve dedektörlere gelmesi ihtimali olan fotonları konuşalım. büyük a ve büyük b dedektörlerine gelen fotonların izleyeceği yolu resimden takip ederseniz şunu göreceksiniz: büyük a dedektörüne gelen fotonlar ancak a yarığından ve büyük b dedektörüne gelecek fotonlar ancak b yarığından geliyor olabilir. bu durumda biz artık hangi dedektöre hangi yoldan geldiklerini bildiğimiz, yani gözlemci etkisini devreye dolaylı da olsa soktuğumuz için, bu fotonların perdede oluşturacağı desen (yine çift yarık deneyinden biliyoruz ki) kümelenme deseni olmalı.
yansıma ihtimallerinden çıkan sonuç bu ama işin bir de yarı aynalardan geçen fotonlarla ilgili kısmı var. ona az sonra geleceğiz.
**
şimdi işlerin karıştığı ve amiyane tabirle zurnanın zırt dediği yere geldik.
en başta d0 dedektörüne giden ikizimizi hatırlayın. bu ikiz girişim deseni oluşturacaktı. büyük a ve büyük b dedektörlerinden birine düşen ikizleri ise kümelenme deseni oluşturacaktı, değil mi? ama öyle olmuyor. ikiz fotonlar, kuantum dolanık oldukları için birbirlerinin davranışından anında etkileniyorlar. d0 dedektörüne giden fotonlar, beklenenin aksine kümelenme deseni oluşturuyor. oysa o dedektöre giden yol çok daha kısa. yani hedefe önce ulaşan ikiz, sonra ulaşanın davranışından etkilenerek desenini değiştiriyor.
error veren varsa, anlayışla karşılarım.
devam ediyoruz. tuhaflıklar henüz bitmedi.
**
az önce yarı aynalardan yansıyan ikizler hakkında konuşmuştuk. şimdi gelelim yarı aynalardan geçerek yola devam edenlere.
yine resimden takip edelim. ma ve mb'nin tam yansıtıcı yüzey olduğunu söylemiştim. yalnız şekilden gördüğünüz gibi bunlardan yansıyan tüm fotonlar ortak yarı ayna olan sc'ye geliyor. bu bir yarı ayna olduğundan, fotonlar yine %50 ihtimalle yansıyacak ya da dosdoğru geçip gidecekler. burada yansıyan fotonlar büyük d, geçenler ise büyük c dedektörüne düşecek.
fakat şimdi şekildeki mavi ve pembe çizgileri izlemeye devam ederseniz göreceksiniz ki, buraya kadar hangi yarıktan geldikleri belli olan fotonların geldiği yolu yine kaybettik çünkü burada öyle bir düzenek var ki hangi yüzeyden nasıl geldikleri yine birbirine karışıyor. o halde başından beri dediğimiz gibi, perdede bir girişim deseni bekliyoruz.
bu son iki dedektöre (büyük c ve d) kuantum silgisi deniyor. bunlara ulaşan fotonların, yarıktan ilk geçişlerinde prizmayla ayrılarak d0'a giden ikizlerinin de bunlardan etkilenerek girişim deseni oluşturmasını bekliyoruz. bu son 2 dedektör, yani kuantum silgileri, fotonların geldikleri yol hakkındaki bilgiyi sildiler.
*****
fizikçiler, dolanık foton çiftinin bir üyesinin, diğerinin geçmişini etkileyip etkilemediğini uzun zamandır tartışıyor. aslına bakarsanız şaşırtıcı görünse de bir açıklaması var. 2 dedektörde oluşan desenleri üst üste bindirip diğer 2 dedektöre de aynı tarife uygulandıktan sonra bunları kıyasladığınızda, aynı deseni verdiklerini görüyorsunuz. yani toplam sonuç, çift yarık deneyindeki sonuçlar aslında aynı.
şahsi yorumum şöyle: dolanık fotonlar kullanılmasını ve bu fotonlar için zaman kavramının bizimki gibi olmadığı gerçeğini düşünürsek, çıkan sonuç belki de şaşırtıcı değil. zira biz dedektöre hangisi önce, hangisi sonra geldi tartışması yaparken, belki de fotonlar için önce-sonra kavramınınbu kadar ufak ölçekteyken bir anlamı yoktur. zira onlar ışık hızında hareket ediyor ve bildiğimiz anlamdaki zaman onlar için duruyor. sonuç olarak dedektörler arasındaki mesafe bizim için fark ediyor ama sonsuz uzun bir mesafe değil ve ışık için hiçbir anlam ifade etmiyor olabilir.
devamını gör...
şelale
ismini duyduğumda kulağımda şırıl şırıl su seslerinin aktığı doğal oluşumdur. çok çeşitli genişlik ve derinliklere sahip olabilirler. bu çeşitlilik de kendilerini bu kadar ilgi çekici yapan nedenlerden biridir.
şelaleler genellikle bir nehrin üst kademelerinde oluşur ve burada farklı kaya bantları üzerinden akar. bu akış yumuşak kayayı sert kayaya göre daha hızlı aşındırır ve bu durum bir şelalenin oluşmasına neden olabilir.
aynı şekilde arazi oluşumu da bir şelaleye neden olabilir. doğal bir uçurum veya çıkıntı varsa, akan nehir suları kendiliğinden aşağı düşerler.
dünyadaki en yüksek kesintisiz şelale venezuela'da bulunan 979 metrelik el salto ángel ya da türkçe adıyla angel şelalesidir.

ama sanıyorum ki şelale denince dünya genelinde hemen hemen herkesin aklına gelen ilk şelale niagara falls/şelaleleridir. zaten dünyanın en çok ziyaret edilen şelalesidir. kanada ve abd sınırında bulunan niagara şelaleri, hem güzelliği hem de değerli bir hidroelektrik güç kaynağı olmasıyla ünlüdür. 19. yüzyıldan beri rekreasyonel, ticari ve endüstriyel kullanımları dengeleme konusunda uğraşır durur bu şelaleler.

kaynak
şelaleler genellikle bir nehrin üst kademelerinde oluşur ve burada farklı kaya bantları üzerinden akar. bu akış yumuşak kayayı sert kayaya göre daha hızlı aşındırır ve bu durum bir şelalenin oluşmasına neden olabilir.
aynı şekilde arazi oluşumu da bir şelaleye neden olabilir. doğal bir uçurum veya çıkıntı varsa, akan nehir suları kendiliğinden aşağı düşerler.
dünyadaki en yüksek kesintisiz şelale venezuela'da bulunan 979 metrelik el salto ángel ya da türkçe adıyla angel şelalesidir.

ama sanıyorum ki şelale denince dünya genelinde hemen hemen herkesin aklına gelen ilk şelale niagara falls/şelaleleridir. zaten dünyanın en çok ziyaret edilen şelalesidir. kanada ve abd sınırında bulunan niagara şelaleri, hem güzelliği hem de değerli bir hidroelektrik güç kaynağı olmasıyla ünlüdür. 19. yüzyıldan beri rekreasyonel, ticari ve endüstriyel kullanımları dengeleme konusunda uğraşır durur bu şelaleler.

kaynak
devamını gör...
joseph goebbels
çok usta bir yalancı ve usta bir propagandacıdır. hitler döneminde propaganda bakanlığı görevini üstlenmiştir.
devamını gör...
yazarların en sevdiği enstrüman sesi
klasik gitar & akordiyon
devamını gör...
hazall
umarım yaralı tüm yanların iyi olur.
tanım: favori moderatör, güzel insan.
tanım: favori moderatör, güzel insan.
devamını gör...
ben o kadar üşengecim ki
ben o kadar üş..
devamını gör...
ölmüş birini özlemek
bedeninde tek eksik olan şey kalbinmiş gibi gelir.
devamını gör...
türkiye’de din tüccarları
halkın cahilliğinden faydalanıp sonuna kadar sömürürler. konuları şükür, fakirlik, sabır, ahiret, israf olmakla birlikte diyer dünyada mutlu oluncagını müslümanı degerlendirenin acı oldunu söyler. kendilerine gelirsek cogunlugu villada yaşar hizmetci bulundurur, türkiye için cok ucuk arabalara biner.
devamını gör...
günümüz insanının evlenmeme sebepleri
karşı tarafta o mabadı görememek de bunlardan biridir. kadın kesimi de evlilikten çekinir fakat bu yine erkeklerden kaynaklıdır. sözde korumacı aslında id'sel davranan erkek kesiminin kadınların özgürlüğünü kısıtlamaya yönelik davranışları da bu kurumun kurulmamasında önemli rol oynar.
ayrıca er kişilerin aynı anda 3 4 hanımı idare ederken konu ev ekonomisini idare etmeye gelince her birinin birer horoz şekerli kısa pantolonlu çocuğa dönüşmesi de ayrı bir ironidir.
ayrıca er kişilerin aynı anda 3 4 hanımı idare ederken konu ev ekonomisini idare etmeye gelince her birinin birer horoz şekerli kısa pantolonlu çocuğa dönüşmesi de ayrı bir ironidir.
devamını gör...
vurucu filmler ve film replikleri
bak koçum! belli olmuyor ama benim bir tek kulağımın arkası kaldı. artık acı çekmekten ve acı çektirmekten zevk almamayı öğrendim. sevgililer, bizim olanlar ya da olmayanlar. hepsi iz bırakır. bu izler şimdi seninki gibi çok derinini çiziyor. hepsi kalır ama inan yeni izler de olacak. yaşlıları düşün, sanki her şeyi bilirlermiş gibidirler ama öyle değil. ne kadar acı çekersen çek şunu hiç unutma; çizilecek bir yer hep vardır ve çizecek bir yer… ressam olur insanlar başkalarının kalbini kazıya kazıya ya da resim olurlar senin gibi kazına kazına…
(bkz: dar alanda kısa paslaşmalar)
(bkz: dar alanda kısa paslaşmalar)
devamını gör...
atatürk’ü hatırlatan şarkılar
bana bu hatırlatır:
devamını gör...
uludağ sözlük
kaliteli yazarlarını bir bir çaylak ve silik yapıp, trolleri ev sahipliği yapan sözlük olup online sayısı her geçen düşüyor. ortalama 20-30 online yazarı ıle yok oluşa direnmeye çalışıyor. bu 30 kişininde 20'den fazlası zaten troll yazarlardan oluşuyor. sözlükte son zamanlarda tanım içeren hiç bir içeriğe ulaşamazsınız. sözlük konuları cinsellik ve kadın üzeri kuruludur.
devamını gör...
geceye hayret ettiğin bir şey bırak
ülkedeki genel durum. insanların mutsuzluğundan utanç haberlerine kadar. şaşkın bir şekilde izliyorum sadece!
devamını gör...


