gustav klimt
avusturya'lı ressam. öpücük en sevilen resmidir. hemen tüm tablolarında kadın, hafif erotizmle birlikte vardır. model olarak aşık olup açılamadığı kadını çokça kullanmıştır. iyi ki de açılamamış, içine attığı acılardan büyük sanat eserleri kaldı bize. (gustav'ın anası mıyım babası mıyım, ben görsel zevkime bakarım)
devamını gör...
fargo
coen kardeşler'in aynı isimli filminden esinlenmiş olan, her sezonda farklı olayların anlatıldığı kaliteli bir mini dizi.
dizinin 2.sezonunda bir noktadan sonra aşiret tipi güçlü ailelerin şiddetten gelen yetilerinin artık ülkede etkili olamayıp asıl gücün şirketlere geçtiğini, şirketlerin yükselişinin sıradan insanların amerikan rüyasına etkilerini harika bir şekilde arka planda işlemişler. ve bu sadece arka planda işlenen bir konu.
kasapta kasiyer olarak çalışıp sürekli albert camus'nün sisifos söyleni'nini okuyan karamsar genç kız loreen, uyumsuz kızıl derili hanzee, amerikan rüyasının peşinde olan peggy ve kapitalizme yenik düşen mike milligan gibi karakterler dizinin ikinci sezonunu benim için eşsiz kıldı.
"kişiyi kendisini özel hissettirirken farkında olmadan aynılaştıracak, bir yarışın içinde herkesi aynı kalıba sokacak, başarılı, donanımlı, çalışkan, sisteme faydalı bireyler yaratacak yeni imparatorluğun* yükselişinden habersiz bir şekilde peggy, kendisinin en iyi haline ulaşmak istiyor."
diğer sezonlar da bir o kadar kalitelidir. prison break ve la casa de papel gibi dizileri favori dizileri ilan eden izleyici kitlesi dışında herkese tavsiye ediyorum.
dizinin 2.sezonunda bir noktadan sonra aşiret tipi güçlü ailelerin şiddetten gelen yetilerinin artık ülkede etkili olamayıp asıl gücün şirketlere geçtiğini, şirketlerin yükselişinin sıradan insanların amerikan rüyasına etkilerini harika bir şekilde arka planda işlemişler. ve bu sadece arka planda işlenen bir konu.
kasapta kasiyer olarak çalışıp sürekli albert camus'nün sisifos söyleni'nini okuyan karamsar genç kız loreen, uyumsuz kızıl derili hanzee, amerikan rüyasının peşinde olan peggy ve kapitalizme yenik düşen mike milligan gibi karakterler dizinin ikinci sezonunu benim için eşsiz kıldı.
"kişiyi kendisini özel hissettirirken farkında olmadan aynılaştıracak, bir yarışın içinde herkesi aynı kalıba sokacak, başarılı, donanımlı, çalışkan, sisteme faydalı bireyler yaratacak yeni imparatorluğun* yükselişinden habersiz bir şekilde peggy, kendisinin en iyi haline ulaşmak istiyor."
diğer sezonlar da bir o kadar kalitelidir. prison break ve la casa de papel gibi dizileri favori dizileri ilan eden izleyici kitlesi dışında herkese tavsiye ediyorum.
devamını gör...
fransa'da sınıf mücadeleleri 1848-1850
karl marx'ın fransa'daki sınıf mücadelesini ele eldığı fransız üçlemesinin ilk kitabı. dilimize fransa'da sınıf mücadeleleri ve/veya fransa'da sınıf savaşımları olarak çevrilmiş olan bu eser oldukça kısa ve marx'ın çıkardığı günlük bir gazete olan neue rheinische zeitung'un bir parçası olan politisch-ökonomische revu dergisinde yayımladığı 3 makaleden oluşuyor. esasında şubat devrimi hakkında 4 makale yazmayı planlıyor marx fakat dördüncü makale hiç yazılmıyor. eser ile ilgili ilgi çekici bir diğer nokta girişinin friedrich engels tarafından yazılmış olması çünkü daha sonra bu giriş engels'in oldukça canını sıkacak bir duruma dönüşüyor. engels'in yazdığı giriş kısmı almanya sosyal demokrat partisi tarafından açıkça fazla devrimci olduğu gerekçesi ile tartışmalara neden oluyor ve engels kendi kendisini sansürlemesi konusunda uyarı alıyor böylece mecburen bir çok önemli noktanın üzerini çizmek zorunda kalıyor. daha sonra bu metinde kullandığı ifadeler engels'in fikirlerini çarpıtmakta kullanılıyor. bu eseri sadece düz bir biçimde tarihi bir olayı okumak olarak değerlendirmemek gerekir çünkü mevcut olaylar üzerinden oldukça etkileyici bir çok çıkarım yapmış marx hatta sanıyorum eserin yazılış amacını giriş kısmında engels'in açıkladığı kadar net bir şekilde açıklamam da mümkün değil. şöyle diyor engels:
elinizde yeni baskısı bulunan bu çalışma, marx'ın, güncel tarihin bir kesitini, kendi materyalist anlayışıyla, verili iktisadi durumdan hareketle açıklamaya yönelik ilk girişimiydi. komünist manifesto'da tüm yakın tarihe geniş hatlarıyla uygulanan teori, marx'ın ve benim neue rheinische zeitung'daki makalelerimizde, o dönemdeki siyasal olayları yorumlamak için hep kullanılmıştı. buna karşılık, buradaki çalışmanın amacı, yıllar süren ve tüm avrupa için hem kritik önem taşıyan hem de tipik olan bir gelişmenin akışı içinde, bu gelişmenin nedensel iç bağlantılarını göstermek, yani, yazara göre, siyasal olayları, son çözümlemede iktisadi olan nedenlerin sonuçları olarak açıklamaktı.
die revolutionen sind die lokomotiven der geschichte. s.107 devrimler, tarihin lokomotifleridir
nur zu lyon kam es zu einem hartnäckigen, blutigen konflikt. hier, wo sich die industrielle bourgeoisie und das industrielle proletariat unvermittelt gegenüberstehen, wo die arbeiterbewegung nicht wie in paris von der allgemeinen bewegung eingefaßt und bestimmt ist, verlor der 13. juni im rückschlage den ursprünglichen charakter. wo er sonst in die provinzen einschlug, zündete er nicht - ein kalter blitz s.133
yalnızca lyon'da kararlı, kanlı bir çatışma yaşandı. 13 haziran, sanayi burjuvazisi ile sanayi proletaryasının dolaysız bir şekilde karşı karşıya geldiği, işçi hareketinin paris'te olduğu gibi genel hareket tarafından çevrelenip belirlenınediği bu kentteki yansımasında, başlangıçtaki karakterini yitirdi. görüldüğü diğer illerin hiçbirinde alevlenmedi; soğuk bir şimşek olarak kaldı.
der französische bauer, wenn er sich den teufel an die wand malt, malt ihn unter der gestalt des steuerexekutors. von dem augenblick an, wo montalembert die steuer zum gott erhob, wurde der bauer gottlos, atheist, und warf sich dem teufel in die arme, dem sozialismus. die religion der ordnung hatte ihn verscherzt, die jesuiten hatten ihn verscherzt, bonaparte hatte ihn verscherzt. der 20. dezember 1849 hatte den 20. dezember 1848 unwiderruflich kompromittiert. der "neffe seines onkels" war nicht der erste seiner familie, den die weinsteuer schlug, diese steuer, die nach dem ausdruck montalemberts das revolutionsunwetter wittert. der wirkliche, der große napoleon erklärte auf st. helena, daß die wiedereinführung der weinsteuer mehr zu seinem sturze beigetragen als alles andere, indem sie ihm die bauern südfrankreichs entfremdet habe. schon unter louis xıv. die favoritin des volkshasses (siehe die schriften von boisguillebert und vauban), von der ersten revolution abgeschafft, hatte napoleon sie 1808 unter modifizierter form wieder eingeführt. als die restauration in frankreich einzog, trabten vor ihr her nicht allein die kosaken, sondern auch die verheißungen von der abschaffung der weinsteuer. die gentilhommene <der adel> brauchte natürlich der gent taillable à merci et misericorde <dem auf gnade und ungnade steuerpflichtigen volk> nicht wort zu halten. 1830 versprach die abschaffung der weinsteuer. es war nicht seine art, zu tun, was es sagte, und zu sagen, was es tat. 1848 versprach die abschaffung der weinsteuer, wie es alles versprach. die konstituante endlich, die nichts versprach, machte, wie erwähnt, eine testamentarische verfügung, wonach die weinsteuer am 1. januar 1850 verschwinden sollte. und gerade 10 tage vor dem 1. januar 1850 führte die legislative sie wieder ein, so daß das französische volk ihr <82> beständig nachjagte, und wenn es sie zur türe hinausgeworfen hatte, sie durch das fenster wieder hereinkommen sah. s.154
fransız köylüsü şeytanı düşündüğünde, gözünde vergi tahsildan canlanır. montalembert'in vergiyi tanrı düzeyine yükselttiği andan itibaren, köylü tanrı inancını yitirdi, ateistoldu ve kendisini şeytanın, yani sosyalizmin koliarına attı. düzenin dini onu kaybetmişti, cizvitler onu kaybetmişti, bonaparte onu kaybetmişti. 20 aralık 1 849, 20 aralık 1848'i geri dönüşsüz şekilde lekelemişti. montalembert'in ifadesiyle devrim fırtınasının habercisi olan şarap vergisinin darbe vurduğu "amcasının yeğeni", ailesinde bu darbeyi alan ilk kişi değildi. gerçek ve büyük napoleon, st. helena'da, şarap vergisinin yeniden yürürlüğe sokulmasının, güney fransa köylülerini kendisinden soğutarak, düşüşüne başka her şeyden daha fazla katkıda bulunduğunu açıklamıştı. napoleon, daha xıv.louis döneminde halkın en fazla nefret ettiği şey olan (boisguillebert ile vauban'un yazılarına bakınız) ve birinci devrim tarafından kaldırılan şarap vergisini 1 808'de değiştiritmiş biçimiyle yeniden yürürlüğe sokmuştu. restorasyon fransa'ya
girerken, önünde yalnızca kazaklar değil, şarap vergisinin kaldırılacağı vaatleri de koşturuyordu. ama kuşkusuz, gentilhommerie {soylular}, gent taillable a merci et misericorde'a {kayıtsız şartsız vergi yükümlüsü olan halka} verdikleri sözleri tutmasa da olurdu. 1830, şarap vergisinin kaldırılacağı sözünü verdi. söylediğini yapmak ve yaptığını söylemekonun tarzı değildi. 1 848, her şey için söz verdiği gibi, şarap vergisinin kaldırılacağı sözünü de verdi. son olarak, hiçbir söz vermeyen kurucu meclis, değinilmiş olduğu üzere, şarap vergisinin ı ocak ısso'de kaldırılmasını öngören, vasiyet niteliğindeki bir karar aldı. ve ı ocak ısso'den tam ıo gün önce, yasama meclisi onu yeniden yürürlüğe soktu; fransız halkı sürekli şarap vergisini kovalıyor ve onu kapıdan dışarı attığında, bacadan yine içeri girdiğini görüyordu.
elinizde yeni baskısı bulunan bu çalışma, marx'ın, güncel tarihin bir kesitini, kendi materyalist anlayışıyla, verili iktisadi durumdan hareketle açıklamaya yönelik ilk girişimiydi. komünist manifesto'da tüm yakın tarihe geniş hatlarıyla uygulanan teori, marx'ın ve benim neue rheinische zeitung'daki makalelerimizde, o dönemdeki siyasal olayları yorumlamak için hep kullanılmıştı. buna karşılık, buradaki çalışmanın amacı, yıllar süren ve tüm avrupa için hem kritik önem taşıyan hem de tipik olan bir gelişmenin akışı içinde, bu gelişmenin nedensel iç bağlantılarını göstermek, yani, yazara göre, siyasal olayları, son çözümlemede iktisadi olan nedenlerin sonuçları olarak açıklamaktı.
die revolutionen sind die lokomotiven der geschichte. s.107 devrimler, tarihin lokomotifleridir
nur zu lyon kam es zu einem hartnäckigen, blutigen konflikt. hier, wo sich die industrielle bourgeoisie und das industrielle proletariat unvermittelt gegenüberstehen, wo die arbeiterbewegung nicht wie in paris von der allgemeinen bewegung eingefaßt und bestimmt ist, verlor der 13. juni im rückschlage den ursprünglichen charakter. wo er sonst in die provinzen einschlug, zündete er nicht - ein kalter blitz s.133
yalnızca lyon'da kararlı, kanlı bir çatışma yaşandı. 13 haziran, sanayi burjuvazisi ile sanayi proletaryasının dolaysız bir şekilde karşı karşıya geldiği, işçi hareketinin paris'te olduğu gibi genel hareket tarafından çevrelenip belirlenınediği bu kentteki yansımasında, başlangıçtaki karakterini yitirdi. görüldüğü diğer illerin hiçbirinde alevlenmedi; soğuk bir şimşek olarak kaldı.
der französische bauer, wenn er sich den teufel an die wand malt, malt ihn unter der gestalt des steuerexekutors. von dem augenblick an, wo montalembert die steuer zum gott erhob, wurde der bauer gottlos, atheist, und warf sich dem teufel in die arme, dem sozialismus. die religion der ordnung hatte ihn verscherzt, die jesuiten hatten ihn verscherzt, bonaparte hatte ihn verscherzt. der 20. dezember 1849 hatte den 20. dezember 1848 unwiderruflich kompromittiert. der "neffe seines onkels" war nicht der erste seiner familie, den die weinsteuer schlug, diese steuer, die nach dem ausdruck montalemberts das revolutionsunwetter wittert. der wirkliche, der große napoleon erklärte auf st. helena, daß die wiedereinführung der weinsteuer mehr zu seinem sturze beigetragen als alles andere, indem sie ihm die bauern südfrankreichs entfremdet habe. schon unter louis xıv. die favoritin des volkshasses (siehe die schriften von boisguillebert und vauban), von der ersten revolution abgeschafft, hatte napoleon sie 1808 unter modifizierter form wieder eingeführt. als die restauration in frankreich einzog, trabten vor ihr her nicht allein die kosaken, sondern auch die verheißungen von der abschaffung der weinsteuer. die gentilhommene <der adel> brauchte natürlich der gent taillable à merci et misericorde <dem auf gnade und ungnade steuerpflichtigen volk> nicht wort zu halten. 1830 versprach die abschaffung der weinsteuer. es war nicht seine art, zu tun, was es sagte, und zu sagen, was es tat. 1848 versprach die abschaffung der weinsteuer, wie es alles versprach. die konstituante endlich, die nichts versprach, machte, wie erwähnt, eine testamentarische verfügung, wonach die weinsteuer am 1. januar 1850 verschwinden sollte. und gerade 10 tage vor dem 1. januar 1850 führte die legislative sie wieder ein, so daß das französische volk ihr <82> beständig nachjagte, und wenn es sie zur türe hinausgeworfen hatte, sie durch das fenster wieder hereinkommen sah. s.154
fransız köylüsü şeytanı düşündüğünde, gözünde vergi tahsildan canlanır. montalembert'in vergiyi tanrı düzeyine yükselttiği andan itibaren, köylü tanrı inancını yitirdi, ateistoldu ve kendisini şeytanın, yani sosyalizmin koliarına attı. düzenin dini onu kaybetmişti, cizvitler onu kaybetmişti, bonaparte onu kaybetmişti. 20 aralık 1 849, 20 aralık 1848'i geri dönüşsüz şekilde lekelemişti. montalembert'in ifadesiyle devrim fırtınasının habercisi olan şarap vergisinin darbe vurduğu "amcasının yeğeni", ailesinde bu darbeyi alan ilk kişi değildi. gerçek ve büyük napoleon, st. helena'da, şarap vergisinin yeniden yürürlüğe sokulmasının, güney fransa köylülerini kendisinden soğutarak, düşüşüne başka her şeyden daha fazla katkıda bulunduğunu açıklamıştı. napoleon, daha xıv.louis döneminde halkın en fazla nefret ettiği şey olan (boisguillebert ile vauban'un yazılarına bakınız) ve birinci devrim tarafından kaldırılan şarap vergisini 1 808'de değiştiritmiş biçimiyle yeniden yürürlüğe sokmuştu. restorasyon fransa'ya
girerken, önünde yalnızca kazaklar değil, şarap vergisinin kaldırılacağı vaatleri de koşturuyordu. ama kuşkusuz, gentilhommerie {soylular}, gent taillable a merci et misericorde'a {kayıtsız şartsız vergi yükümlüsü olan halka} verdikleri sözleri tutmasa da olurdu. 1830, şarap vergisinin kaldırılacağı sözünü verdi. söylediğini yapmak ve yaptığını söylemekonun tarzı değildi. 1 848, her şey için söz verdiği gibi, şarap vergisinin kaldırılacağı sözünü de verdi. son olarak, hiçbir söz vermeyen kurucu meclis, değinilmiş olduğu üzere, şarap vergisinin ı ocak ısso'de kaldırılmasını öngören, vasiyet niteliğindeki bir karar aldı. ve ı ocak ısso'den tam ıo gün önce, yasama meclisi onu yeniden yürürlüğe soktu; fransız halkı sürekli şarap vergisini kovalıyor ve onu kapıdan dışarı attığında, bacadan yine içeri girdiğini görüyordu.
devamını gör...
anne kız diyalogları
topla şu saçlarını evin her yeri saç oluyor.
devamını gör...
konuşurken araya ingilizce kelimeler sıkıştıran insan
hayatınızın iş gibi bir kısmında ingilizce ile iştigal iseniz mecburiyetten olabiliyor. konuşurken kelimenin türkçesi değil ingilizcesi akla geliyor ve söyleyip geçiyorsunuz. alışık olunan bir kelime değilse garipseniyor ama yeni bir dil öğrenmenin dezavantajlarından biri bu. yeni bir dilde sözcükleri öğrenirken beyniniz bildiği bazılarını da siliyor. onun dışında konuşurken araya bi kaç ingilizce kelime sıkıştırıyım da cool olsun diye düşünen insan özentilikten yapıyordur ve bunlar kendini belli ediyor zaten.
devamını gör...
aşık olmak
"şimdi beni uçurumdan atsan, yere düşene kadar aklımdaki tek şey; sırtıma değen ellerin olurdu." diye bir söz varya aynen öyle işte..
devamını gör...
mahmut tuncer
devamını gör...
kar yağarken dinlenecek şarkılar
kardan adam yapsak senleeee, oyunlar oynasaaak...
(bkz: frozen)
tanım: kar yağdığında dinlenecek müzikleri içinde toplayan veritabanıdır.
(bkz: frozen)
tanım: kar yağdığında dinlenecek müzikleri içinde toplayan veritabanıdır.
devamını gör...
erkekleri itici yapan detaylar
bacak arası namusçuluğu yapan tüm erkekler.
devamını gör...
2 kilo domatesin 20 tl olması
az önce el mecbur pazara gittim. aldığım şeyler:
2 kilo domates
2 kilo biber
3 kilo patates
2 kilo soğan
1 kilo çilek
2 kilo da patlıcan.
şu aldıklarım aşağı yukarı 100 tl tuttu dostlar, 100 tl. ne diyebilirim ki?
edit: dostlar abartı diyen olmuş fakat zaten pazarda sayılı ürünler var ve eğer biraz daha kaliteli bir şeyler almak isterseniz sonuç bu. biraz daha uygun olanları alsanız bile çok uygun bir fiyata çıkmanız mümkün değil. burada anlatmak istediğim şey durumun vahimligi.
2 kilo domates
2 kilo biber
3 kilo patates
2 kilo soğan
1 kilo çilek
2 kilo da patlıcan.
şu aldıklarım aşağı yukarı 100 tl tuttu dostlar, 100 tl. ne diyebilirim ki?
edit: dostlar abartı diyen olmuş fakat zaten pazarda sayılı ürünler var ve eğer biraz daha kaliteli bir şeyler almak isterseniz sonuç bu. biraz daha uygun olanları alsanız bile çok uygun bir fiyata çıkmanız mümkün değil. burada anlatmak istediğim şey durumun vahimligi.
devamını gör...
ilk buluşmada hesabı kim öder sorunsalı
“herkes yediğini ödesin.” diyen erkek iticiliği kadar bir şey yok ya. erkek paşa paşa dışarıya çıkardığı kadının hesabını öder ha ödeyemeyecekse, kendine güvenmiyorsa da bi zahmet evde sanal takılsın, çekirdek çitlesin.( bu elbette öğrencilik hayatı için geçerli değil. kendi parasını kazanan erkeklerden bahsediyorum.) kadın da eğer para yiyici değilse elbet bunun altında kalmaz. bir jest yapar bir hediye alır ne biliyim işte normal arkadaşlıkta da böyle değil midir? bir yere gideriz arkadaşımız hesabı ödemişse; “ay dur ya geçen kız şu kadar hesap ödemişti. bu kazaktan ona da alıyım, sever o.” demez miyiz ha işte bu da onun gibi bir şey. normal arkadaşlarsa sırayla ödenir veya kimde varsa o öder. sevgililerse adam olsun ödesin hesabı, kem küm etmesin.
devamını gör...
edebiyat
bir nevi tatlı dil. yazarak kandırma.
devamını gör...
yanan sobanın üzerine tükürmüş nesil
tükürüğün oynaşarak sağa sola gezinmesini de izlemiştir.
devamını gör...
lou andreas-salome
dünyanın ilk kadın psikanalist olma unvanını taşıyan salome, zürih’te teoloji, felsefe ve sanat tarihi okudu. entelektüel ve akıllı olmasının yanı sıra, narsist ve feminist karakteriyle de bilinen güzel kadın, 1800’lerin 2. yarısında hemen hemen tüm ünlü düşünürleri kendine hayran bıraktı. yakından tanıdığımız, okuduğumuz, bildiğimiz nietzsche, freud ve rilke gibi isimler ona karşı konulamaz bir aşk besledi. (nietzsche’nin sonradan kadınlardan nefret etme sebebi olarak da gösterilir.)
devamını gör...
örtüsüz kadın perdesiz eve benzer perdesiz ev ya satılıktır ya da kiralık
sanıyorum necip fazıl kısakürek'e ait olmama ihtimali olan söz. buna dair herhangi bir kaynak bulamamakla beraber bulan varsa eğer not düşmesini umarak teşekkürü borç bilirim. necip fazıl'ı günahım kadar sevmem, kalemi satılık ruhu beş para etmez herifin teki ve kadınlar hakkındaki düşünceleri de söylemlerinden bellidir zaten ondan dolayı tam onun kaleminden çıkma gibi duran bir söz ama kaynak yok işte. zamanında naziler kitaplarını yakmadı diye ortalığı ayağa kaldıran oskar maria graf nerede bu kalemini üç kuruşa satan şair bozuntusu nerede. hayır banane ama böyle adamları ve düşüncelerini kendinize şiar edinecekseniz biraz durup düşünün düşüncelerini satan bir adamın ne uğruna neleri satabileceğini. hele bir de gerçekleri anlatması gereken, konuşması gereken, öyle zamanlarda halka bir şeyleri aktarması gereken adamların kalemini peşkeş çekmesi ne fena. nazım diyor ya hiçbir korkuya benzemez halkını satanın korkusu diye bu adam kalemini, fikirlerini satarken halkını da satmıştır, böyle bir adamdan aydın düşünceler beklenmesin yani kaynak yok ama necip fazıl yazmış deseler şaşırtmaz bu söz.
devamını gör...
yazarların yakın gelecekteki hayali
hayatımın aşkı ile tanışmayı istiyorum.
devamını gör...
pes
(bkz: adam pesapane)
devamını gör...
erkek yazarlardan kadın yazarlara tavsiyeler
merakla okuduğum ama bilmediğim bir şeye denk gelmediğim tavsiyeler.
hep aynı şeyler. sıkıcı mısınız?
hep aynı şeyler. sıkıcı mısınız?
devamını gör...


