filmi varken gidip sayfalarca roman okuyan tip
başlık "bir bilen" tarafından 14.11.2020 22:42 tarihinde açılmıştır.
281.
282.
kitabını okurken ayrı bir keyif alıyorsun.
devamını gör...
283.
filmini de izlerim romanını da okurum. bu hayatta en sevdiğim şeylerdir; kitap, sinema ve kahve.
devamını gör...
284.
film kitabın sıkıştırılmış halidir. makaslanan çok yer olur filmde. o yüzden kitap detaydır, film özet.
devamını gör...
285.
aaa bunun filmi vardı.
kitabını da mı yazmışlar?
diyen tip olmaktan milyon kat iyidir.
kitabını da mı yazmışlar?
diyen tip olmaktan milyon kat iyidir.
devamını gör...
286.
akilli insan tipidir tabii, yadirganmasinin nedeni de bu zaten, zira akli basinda insan cok anlasilmaz…
efenim mevzuya donecek olursak; yuzuklerin efendisi dahil, kitabi bulunan her filmin yazili eser versiyonu, filminden daha muh te sem dir!! cunku kitaplardaki ince betimleme sanatina, var olan filmlerinin icerisinde denk gelemezsiniz. filmler daha cok sonuca cikaran buyuk olaylari konu alir, ince detaylara girmez. dolayisiyla filmden alinan haz da kitaplardaki kadar derin degildir, cok içe islemez.
akabinde kurgudan yola cikarak olusturulan hayal, materyalist duyularin algiladigindan daha fazla tat verir insana. bundan mutevellit hayal gucu görecelikten her daim ustundur/daha tercih edilesice’dir. gercek dunyamizdan cok kafamizin icindeki dunyada yasamamizin nedeni de tam olarak bu’dur.
efenim mevzuya donecek olursak; yuzuklerin efendisi dahil, kitabi bulunan her filmin yazili eser versiyonu, filminden daha muh te sem dir!! cunku kitaplardaki ince betimleme sanatina, var olan filmlerinin icerisinde denk gelemezsiniz. filmler daha cok sonuca cikaran buyuk olaylari konu alir, ince detaylara girmez. dolayisiyla filmden alinan haz da kitaplardaki kadar derin degildir, cok içe islemez.
akabinde kurgudan yola cikarak olusturulan hayal, materyalist duyularin algiladigindan daha fazla tat verir insana. bundan mutevellit hayal gucu görecelikten her daim ustundur/daha tercih edilesice’dir. gercek dunyamizdan cok kafamizin icindeki dunyada yasamamizin nedeni de tam olarak bu’dur.
devamını gör...
287.
288.
kendi hayal gücüne güvenen ve yaratıcı olmak isteyen kitabı okur. belirli tip ve karakterlerle görmek isteyen filmini izler. ben her ikisini de yaparım bazen bazen hayal gücüm yetmez bazen somutluk ararım.
devamını gör...
289.
quasimodo nasıl senin zihninde? ilk ortaya çıktığı dönemin ve günümüze kadar ve gelecekteki diğer milyonlarca okurun zihninde?
sanıyorum bu 10. sefer vereceğim aynı örnek olacak ama "düz bir ağaçlıklı yolda sessizce ilerliyordu." cümlesini okuduğunda senin aklında canlanan düz ağaçlıklı yol ile diğer milyonlarca insanın aklındaki düz ağaçlıklı yol nasıldır? yeşili anlatılan ağacın üstündeki ağaçkakan senin zihninde nasıl canlanır?
bir film çekildiğinde romanın karakterlerine uygun tipte insanlar seçilir fakat bu senin benim kafamızdaki kişileri zihnimizde değiştirir ve başka bir karakter daha ortaya çıkar. quasimodo'nun okuduğumda kafamda canlanan hali, filmlerdeki hali, dönemin çizerleri tarafından yapılmış hali var. 3 ayrı birbirine benzeyen ama birbirinden tamamen ayrı karakter zihinde yer edinir.
madame bovary'de emma'nın sevgilisinin evine dönüp son bir kez bakışında benim hayalimde canlanan gotik yapı ile, jane eyre'daki kurguda jane'in sevdiği adamın gotik çağrışım yapan evine bakarkan gördüğü evin daha kasvetli ama bana emma'nın baktığı evi hatırlatan hali var. jane eyre gotik-gerçekçi biçime benzer bir eserken çağrışım yapan madame bovary üzerinden iki evi benzetebiliyorum. eğer filmlerini seyretmiş olsam ve kitapları okumamış olsam bu ikisi arasında benzetme yapamayacaktım.
"benim ülkemde demokrasi var."
senin ülkende hangi tip demokrasi var? demokrasinin onlarca çeşidi varken bir de aynı tip demokrasinin pratikte bambaşka şekilde ele alındığı ülkeler var. tip aynı ama ele alış şekli ve uygulaması farklı.
insanı hayvandan ayıran şey beyin avantaji dolayısıyla hayal gücü olduğu için bir hayvan gibi olan bir şeyi seyir haline girmek yerine, okunan metni kendi beynini çalıştırarak, tembellikten uzak şekilde sürekli içeride kalarak hayal etmek büyük bir lütuftur.
kafayı beyni yormak lazım. filmler sadece size gösterilenleri hayal dünyanıza yerleştirir. kitaplar ise hayal dünyanızda size özgü biçimlere sahip olmanızı sağlar.
demokrasi, quasimodo, emma bovary, jane eyre kelimelerini tam da şimdi okuyun ve saniyesinde gözünüzün önüne gelen ilk biçimleri düşünün. daha kolay anlaşılır her şey. önemli olan bir tane diğer insanlardan farklı olan, çirkin olan bir kambur figürü değil, o figürün sizin kafanızda nasıl canlandığıdır.
sanıyorum bu 10. sefer vereceğim aynı örnek olacak ama "düz bir ağaçlıklı yolda sessizce ilerliyordu." cümlesini okuduğunda senin aklında canlanan düz ağaçlıklı yol ile diğer milyonlarca insanın aklındaki düz ağaçlıklı yol nasıldır? yeşili anlatılan ağacın üstündeki ağaçkakan senin zihninde nasıl canlanır?
bir film çekildiğinde romanın karakterlerine uygun tipte insanlar seçilir fakat bu senin benim kafamızdaki kişileri zihnimizde değiştirir ve başka bir karakter daha ortaya çıkar. quasimodo'nun okuduğumda kafamda canlanan hali, filmlerdeki hali, dönemin çizerleri tarafından yapılmış hali var. 3 ayrı birbirine benzeyen ama birbirinden tamamen ayrı karakter zihinde yer edinir.
madame bovary'de emma'nın sevgilisinin evine dönüp son bir kez bakışında benim hayalimde canlanan gotik yapı ile, jane eyre'daki kurguda jane'in sevdiği adamın gotik çağrışım yapan evine bakarkan gördüğü evin daha kasvetli ama bana emma'nın baktığı evi hatırlatan hali var. jane eyre gotik-gerçekçi biçime benzer bir eserken çağrışım yapan madame bovary üzerinden iki evi benzetebiliyorum. eğer filmlerini seyretmiş olsam ve kitapları okumamış olsam bu ikisi arasında benzetme yapamayacaktım.
"benim ülkemde demokrasi var."
senin ülkende hangi tip demokrasi var? demokrasinin onlarca çeşidi varken bir de aynı tip demokrasinin pratikte bambaşka şekilde ele alındığı ülkeler var. tip aynı ama ele alış şekli ve uygulaması farklı.
insanı hayvandan ayıran şey beyin avantaji dolayısıyla hayal gücü olduğu için bir hayvan gibi olan bir şeyi seyir haline girmek yerine, okunan metni kendi beynini çalıştırarak, tembellikten uzak şekilde sürekli içeride kalarak hayal etmek büyük bir lütuftur.
kafayı beyni yormak lazım. filmler sadece size gösterilenleri hayal dünyanıza yerleştirir. kitaplar ise hayal dünyanızda size özgü biçimlere sahip olmanızı sağlar.
demokrasi, quasimodo, emma bovary, jane eyre kelimelerini tam da şimdi okuyun ve saniyesinde gözünüzün önüne gelen ilk biçimleri düşünün. daha kolay anlaşılır her şey. önemli olan bir tane diğer insanlardan farklı olan, çirkin olan bir kambur figürü değil, o figürün sizin kafanızda nasıl canlandığıdır.
devamını gör...
290.
şahsen ben önce kitabını okumak isterim ki karakterler kafamda canlansın.
devamını gör...
291.
bir roman hakkında konuşabilmek için öncelikle romanı orijinal dilinde okumak gerekir. üniversitedeyken*, ingiliz edebiyatındaki belli başlı romanları incelediğimiz bir dersimiz* vardı. hocamız, inceleyeceğimiz romanların türkçesini okumamızı yasaklamıştı çünkü, "en nihayetinde tercüme edilmiş bir roman, tercümanın bakış açısıyla kısıtlanmış bir metindir ve hiçbir zaman yazarın orijinal dilinde yazdıklarını yansıtamaz." derdi. filmi yapılmış bir roman da aynı şekilde senaristin bakış açısıyla kısıtlanmış olan versiyonudur. bakış açınızı bir başkasının kısıtlamasını istemiyorsanız, romanı orijinal dilinde* okursunuz. belki sonra filmini izleyip kendi zihninizde canlanan kurguyla filmdeki kurguyu karşılaştırıp aradaki farkı değerlendirirsiniz ki hiçbir zaman filmi beğenmezsiniz çünkü kendi zengin hayal gücümüzü her zaman bir başkasınınkinden üstün görürüz. bu böyledir, hiç şaşmaz.*
devamını gör...
292.
293.
sexting olayında sona gelmiş çiftlere sormak lazım...şöyle sokarım, böyle geçiririm, içindeyim...ılık ılık geliyorum... yerine, aç şu cam'ı demektir...
devamını gör...
294.
biri mamdan biri zütten alınan zevk gibi, kitap okuyan zütten zevk alıyordur (tespit)
devamını gör...
295.
okuyabilecek durumdaysam ilk kitabını okurum çünkü benim hayal ettiğimle filmi karşılaştırmayı ve beğenmezsem eleştirmeyi çok seviyorum.
devamını gör...
296.
okuması da gerekendir.
yüzüklerin efendisi izlemek başka, okumak başkadır.
birinde yönetmenin, peter jackson'ın gözünden bakarsın, birinde ise onu var eden tolkien'in.
görsel zevk için film, edebi deneyim için ise onu yazandan okumak gerekir.
diye düşünüyorum.
yüzüklerin efendisi izlemek başka, okumak başkadır.
birinde yönetmenin, peter jackson'ın gözünden bakarsın, birinde ise onu var eden tolkien'in.
görsel zevk için film, edebi deneyim için ise onu yazandan okumak gerekir.
diye düşünüyorum.
devamını gör...
297.
hem animesini hem mangasını bitirdiğim serileri göz önünde bulundurarak mangaların çok daha keyifli olduğunu söyleyebilirim. filmi çekilmiş kitapları okumadım ama büyük ihtimal buradada durum aynıdır.
devamını gör...
298.
aşırı ciddili bir entry geliyor zira mevcut tez konumla direkt alakalı olduğu için biraz konuşasım var. mümkün olduğu kadar sadeleştirerek anlatacağım.
sinema kavramı ilk ortaya çıktığında(lumière kardeşlerin meşhur şovu) bu işin müthiş bir endüstri olacağını fark etti sermayedarlar. bu yüzden yeni iş kollarını domine etmeyi başarabilen iş modeli uzmanlarını çevrelerinde topladılar. biz bu simsarlara bugün prodüktör diyoruz. simsar kelimesi can sıkıcı farkındayım fakat başta böyleydiler. şimdi prodüktör çok daha sanatsal anlamlar barındırabiliyor. neyse, prodüktörler de sinemayı oldukça güçlü bir medya haline getirdiler. bu işin bir maddi getirisi olduğu için ve bir yandan da bir anlatı türü olduğu için prodüktörler(viktorya dönemi adaptasyonlarından bahsediyorum) edebi metinleri sinemaya adapte etmeye başladılar. fakat olmadı. başarısız oldular. zira adaptasyon basit bir mesele değildi. başlı başına bir sanattı ve iş modeli kurma konusunda uzman olan bu kişiler çok çabuk anladılar yetersizliklerini. zira kitap ve film medyaları arasında çok büyük biçimsel farklılıklar vardı.
burada biçimsel farklılıkların hepsini anlatabilmem mümkün değil. sadece bir örnek vererek yazıyı sınırlandıracağım. en temel farklılık sinemanın görsel bir sanat olması sebebiyle abstrakt olguları yansıtmakta zorlanması. nedir bunun türkçe meali? hemen söyleyelim. mesela bilin akışı tekniği ile yazılmış bir romanda tonlarca iç ses ve karmaşık düşünce olur. düşünceyi görselleştirmek oldukça zor bir olaydır. bu yüzden sinema ve edebiyat birbiriyle sürekli dirsek temasında olsa da asla iç içe geçemezler.
bu sebepten filmi varken gidip sayfalarca roman okuyan tip kuvvetle muhtemel kitabın sağladığı kapsamlı evreni ve o evrenin barındırdığı abstrakt anlatımı seviyordur. yani bu tamamen zevk meselesi. biri diğerinden daha ulvi değil. işin biçimsel anlamda özeti bu. bununla da bitmiyor aslında. işin bir de söylem kısmı var fakat ona girersek buradan çıkmak için gereğinden fazla dirsek çürütmem gerekir. onu bilahare hallederiz artık.
başlığın provokatif bir üslupla açıldığını ve muhtemelen bu başlığı açan yazarın bir şey anlatmaya değer biri olmadığının farkında olmakla birlikte durumu kısa bir örnekle açıklamak istedim.
sinema kavramı ilk ortaya çıktığında(lumière kardeşlerin meşhur şovu) bu işin müthiş bir endüstri olacağını fark etti sermayedarlar. bu yüzden yeni iş kollarını domine etmeyi başarabilen iş modeli uzmanlarını çevrelerinde topladılar. biz bu simsarlara bugün prodüktör diyoruz. simsar kelimesi can sıkıcı farkındayım fakat başta böyleydiler. şimdi prodüktör çok daha sanatsal anlamlar barındırabiliyor. neyse, prodüktörler de sinemayı oldukça güçlü bir medya haline getirdiler. bu işin bir maddi getirisi olduğu için ve bir yandan da bir anlatı türü olduğu için prodüktörler(viktorya dönemi adaptasyonlarından bahsediyorum) edebi metinleri sinemaya adapte etmeye başladılar. fakat olmadı. başarısız oldular. zira adaptasyon basit bir mesele değildi. başlı başına bir sanattı ve iş modeli kurma konusunda uzman olan bu kişiler çok çabuk anladılar yetersizliklerini. zira kitap ve film medyaları arasında çok büyük biçimsel farklılıklar vardı.
burada biçimsel farklılıkların hepsini anlatabilmem mümkün değil. sadece bir örnek vererek yazıyı sınırlandıracağım. en temel farklılık sinemanın görsel bir sanat olması sebebiyle abstrakt olguları yansıtmakta zorlanması. nedir bunun türkçe meali? hemen söyleyelim. mesela bilin akışı tekniği ile yazılmış bir romanda tonlarca iç ses ve karmaşık düşünce olur. düşünceyi görselleştirmek oldukça zor bir olaydır. bu yüzden sinema ve edebiyat birbiriyle sürekli dirsek temasında olsa da asla iç içe geçemezler.
bu sebepten filmi varken gidip sayfalarca roman okuyan tip kuvvetle muhtemel kitabın sağladığı kapsamlı evreni ve o evrenin barındırdığı abstrakt anlatımı seviyordur. yani bu tamamen zevk meselesi. biri diğerinden daha ulvi değil. işin biçimsel anlamda özeti bu. bununla da bitmiyor aslında. işin bir de söylem kısmı var fakat ona girersek buradan çıkmak için gereğinden fazla dirsek çürütmem gerekir. onu bilahare hallederiz artık.
başlığın provokatif bir üslupla açıldığını ve muhtemelen bu başlığı açan yazarın bir şey anlatmaya değer biri olmadığının farkında olmakla birlikte durumu kısa bir örnekle açıklamak istedim.
devamını gör...
299.
filmi var ama kitabını okuyup doymadığım kitabın filmine bakınca bir çok yerin filme girmediğini görüyoruz ve tadı aynı olmuyor. senin aklında olan karakterler ile filmdekiler hiç aynı olmuyor.
devamını gör...
300.
hee la..!! asıl boş yere yorulan yazarlarına hayret ediyorsunuz dimi.. ne alemi var cilt cilt yazmak için ömrünü veriyorsun be adam..! sık dişini, filmi çıkınca dondurmanı yalaya yalaya izle.. dimi..!
yok canım, bu yazar milletinin biraz tuhaf adamlar oldukları kesin.. ( hele düşünsene daha kalem icad olunmamış, kağıt bulunmuyo lan.. divitle hokkayla niye eziyet ediyosun kendine..)
insanlıkta normal değil hacım, yüzyıllardır şımartıyo bunları.. işte yeni yeni sizin gibi dehalar, vizyonlar çıkıyor da.. artık bi umut olabilir belki.!! ( bu arada normal sözlüğün de filmi çıkarsa -ki muhtemelen ilk sizlerin haberi olur- bize de haber verirseniz sözlük külfetinden bizi de kurtarırsınız..!!)
yok canım, bu yazar milletinin biraz tuhaf adamlar oldukları kesin.. ( hele düşünsene daha kalem icad olunmamış, kağıt bulunmuyo lan.. divitle hokkayla niye eziyet ediyosun kendine..)
insanlıkta normal değil hacım, yüzyıllardır şımartıyo bunları.. işte yeni yeni sizin gibi dehalar, vizyonlar çıkıyor da.. artık bi umut olabilir belki.!! ( bu arada normal sözlüğün de filmi çıkarsa -ki muhtemelen ilk sizlerin haberi olur- bize de haber verirseniz sözlük külfetinden bizi de kurtarırsınız..!!)
devamını gör...