281.
önce o güzide karikatürü hatırlayalım pls.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
282.
sexting olayında sona gelmiş çiftlere sormak lazım...şöyle sokarım, böyle geçiririm, içindeyim...ılık ılık geliyorum... yerine, aç şu cam'ı demektir...
devamını gör...
283.
biri mamdan biri zütten alınan zevk gibi, kitap okuyan zütten zevk alıyordur (tespit)
devamını gör...
284.
okuyabilecek durumdaysam ilk kitabını okurum çünkü benim hayal ettiğimle filmi karşılaştırmayı ve beğenmezsem eleştirmeyi çok seviyorum.
devamını gör...
285.
okuması da gerekendir.

yüzüklerin efendisi izlemek başka, okumak başkadır.
birinde yönetmenin, peter jackson'ın gözünden bakarsın, birinde ise onu var eden tolkien'in.
görsel zevk için film, edebi deneyim için ise onu yazandan okumak gerekir.

diye düşünüyorum.
devamını gör...
286.
hem animesini hem mangasını bitirdiğim serileri göz önünde bulundurarak mangaların çok daha keyifli olduğunu söyleyebilirim. filmi çekilmiş kitapları okumadım ama büyük ihtimal buradada durum aynıdır.
devamını gör...
287.
aşırı ciddili bir entry geliyor zira mevcut tez konumla direkt alakalı olduğu için biraz konuşasım var. mümkün olduğu kadar sadeleştirerek anlatacağım.

sinema kavramı ilk ortaya çıktığında(lumière kardeşlerin meşhur şovu) bu işin müthiş bir endüstri olacağını fark etti sermayedarlar. bu yüzden yeni iş kollarını domine etmeyi başarabilen iş modeli uzmanlarını çevrelerinde topladılar. biz bu simsarlara bugün prodüktör diyoruz. simsar kelimesi can sıkıcı farkındayım fakat başta böyleydiler. şimdi prodüktör çok daha sanatsal anlamlar barındırabiliyor. neyse, prodüktörler de sinemayı oldukça güçlü bir medya haline getirdiler. bu işin bir maddi getirisi olduğu için ve bir yandan da bir anlatı türü olduğu için prodüktörler(viktorya dönemi adaptasyonlarından bahsediyorum) edebi metinleri sinemaya adapte etmeye başladılar. fakat olmadı. başarısız oldular. zira adaptasyon basit bir mesele değildi. başlı başına bir sanattı ve iş modeli kurma konusunda uzman olan bu kişiler çok çabuk anladılar yetersizliklerini. zira kitap ve film medyaları arasında çok büyük biçimsel farklılıklar vardı.

burada biçimsel farklılıkların hepsini anlatabilmem mümkün değil. sadece bir örnek vererek yazıyı sınırlandıracağım. en temel farklılık sinemanın görsel bir sanat olması sebebiyle abstrakt olguları yansıtmakta zorlanması. nedir bunun türkçe meali? hemen söyleyelim. mesela bilin akışı tekniği ile yazılmış bir romanda tonlarca iç ses ve karmaşık düşünce olur. düşünceyi görselleştirmek oldukça zor bir olaydır. bu yüzden sinema ve edebiyat birbiriyle sürekli dirsek temasında olsa da asla iç içe geçemezler.

bu sebepten filmi varken gidip sayfalarca roman okuyan tip kuvvetle muhtemel kitabın sağladığı kapsamlı evreni ve o evrenin barındırdığı abstrakt anlatımı seviyordur. yani bu tamamen zevk meselesi. biri diğerinden daha ulvi değil. işin biçimsel anlamda özeti bu. bununla da bitmiyor aslında. işin bir de söylem kısmı var fakat ona girersek buradan çıkmak için gereğinden fazla dirsek çürütmem gerekir. onu bilahare hallederiz artık.

başlığın provokatif bir üslupla açıldığını ve muhtemelen bu başlığı açan yazarın bir şey anlatmaya değer biri olmadığının farkında olmakla birlikte durumu kısa bir örnekle açıklamak istedim.
devamını gör...
288.
filmi var ama kitabını okuyup doymadığım kitabın filmine bakınca bir çok yerin filme girmediğini görüyoruz ve tadı aynı olmuyor. senin aklında olan karakterler ile filmdekiler hiç aynı olmuyor.
devamını gör...
289.
hee la..!! asıl boş yere yorulan yazarlarına hayret ediyorsunuz dimi.. ne alemi var cilt cilt yazmak için ömrünü veriyorsun be adam..! sık dişini, filmi çıkınca dondurmanı yalaya yalaya izle.. dimi..!
yok canım, bu yazar milletinin biraz tuhaf adamlar oldukları kesin.. ( hele düşünsene daha kalem icad olunmamış, kağıt bulunmuyo lan.. divitle hokkayla niye eziyet ediyosun kendine..)
insanlıkta normal değil hacım, yüzyıllardır şımartıyo bunları.. işte yeni yeni sizin gibi dehalar, vizyonlar çıkıyor da.. artık bi umut olabilir belki.!! ( bu arada normal sözlüğün de filmi çıkarsa -ki muhtemelen ilk sizlerin haberi olur- bize de haber verirseniz sözlük külfetinden bizi de kurtarırsınız..!!)
devamını gör...
290.
her zaman yine kitabını okuyacağım...
öncelikle filmde kitabın anlattığı hissi anlayamıyorsunuz.. filmde izlediğin sadece görsellik duyguları ancak oyuncunun yansıtabildiği kadar filmin içine girebilirsin.. olay bir odanın içinde geçiyorsa sadece karakterin hareketlerine yoğunlaşırsınız oysa kitap sana odanın tüm ayrıntılarını aktarırken, köşede duran vazoya kadar kafanda çizersin odayı.. artık odanın bir köşesinden izlemeye başlarsın ve asıl film okuduklarından beynine yansıyanlardan şekillenmeye başlar yavaş yavaş...
devamını gör...
291.
filmde yönetmenin sana verdiği kadarını alırsın. kitabını okursan sınır senin hayal gücündür.
devamını gör...
292.
hayal dünyasını kullanmak varken, daha azına razı olma riskine girmeyendir.
devamını gör...
293.
film izlemeyi seviyorum ama özellikle bir kitabın filmini beklemek ya da araştırıp filmi varsa izleyeyim kafasında değilim. film izlemek kolay olan gibi gözüküyor ama onu bile yapamayanlar ve buna zaman ayıramayanlar var. kitap okumak güzel tabii ki de ama zamanınız yoksa yani bir kitabı okuyacağınız zaman ile bir filmi izleyeceğiniz zaman aynı değil sonuçta. kitap okumak güzel olsa da zaman iyi kullanmak adına film izlenebilir.

bir de şu var kim neyi okumak istiyorsa ya da bunu nasıl yapmak istiyorsa bırakın yapsın. böyle yargılama cümleleri hep reyting için. yapanlar yapmasın uyanlar uymasın. diyeceğimde kim dinleyecek.
devamını gör...
294.
kendi filmini çekmek istiyordur.
devamını gör...
295.
türk milletine yaraşır bir başlık. uzun entry yazınca bile, özelden özet geç, yazarlardı eskiden. çok öyle uzun entry yazardım.

okuma tembelidir ortadoğu insanı. hem okumaz, bilmez, ama herşeyi bildiğini iddia eder.

1780 sayfalık sefiller i kitaptan okuyunca fransa'nın napolyon'dan sonraki içler acısı halini öğrenirsin. waterloo savaşının en iyi tanımlarından birini üşenmemiş 230 240 sayfa yazmış hugo...öyle detaylar vermiş ki,o savaşla ilgili yazılmış savaş kitapları bile hugo'nun ismini vererek "sefiller" i kaynak gösterirler...

bir film asla bunları veremez...

ama ortadoğu da filnin verdiği bilgi şahsa yeter. kişi haklıdır, o kadar bilgi o coğrafya insanına yeter.
devamını gör...
296.
haklı serzeniş. okuma yazma öğrenecekler ilk iş. kim uğraşacak...
devamını gör...
297.
okurken romanın yönetmeni benim çünkü,film bir yere kadar yansıtabilir.rus edebiyatını zihinde canlandırmak özellikle mükemmel .
devamını gör...
298.
bunu savunan ademoğlu: “aa filmin kitabı çıkmış.” diye ortalıkta cahil cahil gezer.
devamını gör...
299.
karakterlerin dış görünüşü hayal gücümde canlandırmak daha çok hoşuma gidiyor.
devamını gör...
300.
filmler hiçbir zaman roman kadar ayrıntılı olmaz. olamaz da. ayrıca bazı filmler romandan sapıp saçma sapan bir hal alıyor. o yüzden doğrusunu yapan tiptir. bu başlık da tam bizim milletten çıkardı zaten. okumamakla övünüyorsunuz, ondan sonra da başınıza gelen felaketlerden şikayet ediyorsunuz. başınıza gelen her boku hak ediyorsunuz. iyi oluyor ohhhh.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"filmi varken gidip sayfalarca roman okuyan tip" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim