121.
tarafımdan her zaman empati, anlayış ve sabır beklenmesi. yok tabii, kalmadı, hepsi bitti.
devamını gör...
122.
oturmak
(bkz: yazılımcı olmak)
bir çok eksi yönleri var, ama aklıma ilk bu geldi. sürekli bir yerde, bir ofisde sıkışıp kalmak sanırım bu mesleğin en berbat yanı. bir de sürekli gezilen, bir yerlere gidilen, seyahat edilen bir meslekten buraya geçiş yaptın mı, bazen insanın kendi hayatına nefret etmesi işten bile değil.
ama kod yazmaya başladığın an tüm bunlar unutulur ve sonu gelmezmiş gibi bir klavye, bir mouse eşliğinde müzik çalar gibi insan unutuyor bunları. hele o enter tuşu yok mu?
ne anlatıyorum lan, ben?!
(bkz: yazılımcı olmak)
bir çok eksi yönleri var, ama aklıma ilk bu geldi. sürekli bir yerde, bir ofisde sıkışıp kalmak sanırım bu mesleğin en berbat yanı. bir de sürekli gezilen, bir yerlere gidilen, seyahat edilen bir meslekten buraya geçiş yaptın mı, bazen insanın kendi hayatına nefret etmesi işten bile değil.
ama kod yazmaya başladığın an tüm bunlar unutulur ve sonu gelmezmiş gibi bir klavye, bir mouse eşliğinde müzik çalar gibi insan unutuyor bunları. hele o enter tuşu yok mu?
ne anlatıyorum lan, ben?!
devamını gör...
123.
fiyatta anlaşılan işin ücreti ödenirken kesik atılması.
devamını gör...
124.
etkinlik alanında yaşanan her şeyin benim sorumluluğumda olması. etkinlik tarihinden önce olsa bile.
devamını gör...
125.
her iş dönüşü, -günümün en güzel saatlerini belki de- diş fırçalamak gibi bir rutine oturttuğum tırnak fırçalama kısmıdır. bütün gün nitril eldivenle de dolaşsam bir yolunu bulup sararıyorlar, o bembeyaz kesilesice karabiber bir şekilde tırnaklarımın arasına sızıyor sinsice...
zamanında direnmeyip pekmezci ile evlenseydim, her akşam dove sabun ve vazelinle fırçaladığım tırnaklarım kınalı; onu takip eden kemikli ellerim de, akın akın kan hücum ettiğinden pembemsi çalacak olan dolma parmaklarım kuyumcu dükkanına dönecekti belki de.
evlenmeyecekmiş de hayatı keşfedecekmiş... peh!!!
tırnaklarının kenarlarına iyi bak belki hayatın şifresi oradadır küçük kaşif!!!
zamanında direnmeyip pekmezci ile evlenseydim, her akşam dove sabun ve vazelinle fırçaladığım tırnaklarım kınalı; onu takip eden kemikli ellerim de, akın akın kan hücum ettiğinden pembemsi çalacak olan dolma parmaklarım kuyumcu dükkanına dönecekti belki de.
evlenmeyecekmiş de hayatı keşfedecekmiş... peh!!!
tırnaklarının kenarlarına iyi bak belki hayatın şifresi oradadır küçük kaşif!!!
devamını gör...
126.
emeğinin karşılığını alamamak.
devamını gör...
127.
okuyup diploması olan meslektaşlarım dışında herkesin bir fikrinin olması. maalesef iç mimarlık böyle bir şey... okumayanın okuyandan daha çok fikir sahibi olup icra etmeye çalıştığı tek meslek grubu bile olabilir. tamamdır en zevk sahibi sizsiniz efendim...
devamını gör...
128.
“mesai bitti” diye bir şeyin olmaması. ufak bir tatil için ciddi planlamalar gerek. hafta sonu yok, bayramı yok, hastalanmak için uygun zamanı hiç yok. bir de işin duygusal tarafı var; emek verdiğini satmak zorunda kalmak.
devamını gör...
129.
müzisyen olmayanların müziğe dair geçerli fikirlere sahip olduğunu sanması
devamını gör...
130.
her türlü hava şartlarında* işin yapılması zorunlu
devamını gör...
131.
klasörlerin önünde fotoğraf çekinmek zorunda olmak.
devamını gör...
132.
yönetime bir şeyin olmadığını veya reel olarak yapılamayacağını kanıtlamak için çalışma yapmak, sözle anlamıyorlar hehe..
devamını gör...
133.
“mesai bitti” diye bir şeyin olmaması. ufak bir tatil için ciddi planlamalar gerek. ufak bir tatil yapmak için izin isteyebilirsen tabii ki, bak dikkat et izin alabilirsen demiyorum "izin isteyebilirsen. hafta sonu yok, bayramı yok, hastalanmak için uygun zamanın hiç yok. bir de işin duygusal tarafı var; emek verdiğin insanların hepsi tarfından ihanete uğruyorsun. işimi çok seviyor-"d"-um aslında. temizlik görevlisim ben. övünerek te söylüyorum bunu. ama hep temizlediğim yerleri arkalarına bakmadan kirletiyorlar. çöp toplarım. sokak sokak gezerim. kağıdı, camı, plastiği birbirinden iyi ayırırım. ama karşılığını alamam.
bir de sonu ..ümle sonuçlanan mesleki hastalıklar var işimin. enfeksiyoru var, b.ku var püsürüğü var. ama bir mühendis gibi, bir doktor gibi birilerinin de temizlik yapması gerekiyordu. ben yaptım. daha da uzun süre yapacağım. 2/3 ü tamamlandı 1/3 ü kaldı.
bir de sonu ..ümle sonuçlanan mesleki hastalıklar var işimin. enfeksiyoru var, b.ku var püsürüğü var. ama bir mühendis gibi, bir doktor gibi birilerinin de temizlik yapması gerekiyordu. ben yaptım. daha da uzun süre yapacağım. 2/3 ü tamamlandı 1/3 ü kaldı.
devamını gör...
134.
şımarık velilere derdini anlatmaya çalışmak.
devamını gör...
135.
yoğun iş temposu, büyük paraların döndüğü yerde mide bulandıran sırtlanlar. herkesin çenesi, herkesin bir fikri var. zenginlerle muhatap olmak ayrı fecat. durmadan takım elbise giyip, eskitiyorum şu sıcaklarda. mesafeler yordu, iş yordu. insanlardan tiksindim.
sabahleyin 6'da uyanıp, kafamı toparlayıp evden 8.30'da çıkıp bu saatte geri dönüyorum. haftanın altı günü bazen yedi.
sabahleyin 6'da uyanıp, kafamı toparlayıp evden 8.30'da çıkıp bu saatte geri dönüyorum. haftanın altı günü bazen yedi.
devamını gör...
136.
karar verememek. dert dinlerim genelde. saçmalayanlar olur katlanırım. gerçekten tadını çıkardığım bir sohbetin ortasındayken aniden gelen müşteri bir şey sorar ve o an hemen geliyorum demem gerekir diğer müşteriye. içerdense yapmam gerekenleri düşünürüm. soru soranın problemini çözer gönderirim. sonrasında kararsızlık devreye girer. şimdi diğer müşteriye dönüp lafını bitirmesini mi bekleyeyim yoksa yarım kalan işlerimi mi halledeyim.
genelde yarım kalan işlerimi hallederken görürler beni ve bozulurlar. şu alınganlığa hiç katlanamıyorum mesela. tamam az önce iyi hoş konuşuyordukta, ben oturmaya gelmedim ki, sen geldin. ben devam etmek zorundayım. hemen kalkıp giderler sonrasında. gitme mi diyim, git ne halin varsa gör.
başka bir versiyonu da var bu darılmaların. numaramı isterler vermem, kalkar giderler. kahve içmeye gidelim derler, maalesef derim kalkar giderler. ben oraya çalışmaya geliyorum. alınganları tedavi etmeye değil. anlamayanlara uyuzum.
genelde yarım kalan işlerimi hallederken görürler beni ve bozulurlar. şu alınganlığa hiç katlanamıyorum mesela. tamam az önce iyi hoş konuşuyordukta, ben oturmaya gelmedim ki, sen geldin. ben devam etmek zorundayım. hemen kalkıp giderler sonrasında. gitme mi diyim, git ne halin varsa gör.
başka bir versiyonu da var bu darılmaların. numaramı isterler vermem, kalkar giderler. kahve içmeye gidelim derler, maalesef derim kalkar giderler. ben oraya çalışmaya geliyorum. alınganları tedavi etmeye değil. anlamayanlara uyuzum.
devamını gör...
137.
leb demeden leblebiyi anlayan insanlara hasret kaldım. cahille sohbeti de kesemiyorum. kessem para kazanamam. neyse ya.
devamını gör...
138.
kötü - daha kötü - en kötü arasındaki fark ortadan kalkıyor. her detay, eşit derecede risk unsuru haline geliyor. sonsuz bir felaket tellallığı ya da tam tersi aşırı bir duyarsızlık hali.
devamını gör...
139.
enfeksiyon kapma riski var
devamını gör...
140.
ölüyon direkt
devamını gör...