15 ülkeden gelen turistlere pcr testi uygulanmayacak olması
ya bunlar bu testi pasaport sanıyor ya da biz hastalık teşhisi olduğunu sanıyoruz karar veremedim.
devamını gör...
yalnızlık
kendini bir topluluğa ait hissetmeme duygusu. insanın en büyük korkusu.
herhangi bir konuda, herhangi bir ruh hali içerisindeyken insanların kendileri ile benzer hissiyatlar içerisinde olan insanları düşünüp/görüp, kontrol ettiği ya da edemediği bilincinin anlatıları neticesinde rahatlamasının altında, kendini bir topluluğa ait hissetme yani yalnız olmadığını fark etme sebebi yatıyor gibi geliyor bana. insanın mükemmele ulaşma çabası, hiçbir zaman gerçekleşemeyeceğini bildiği halde mükemmeli isteme dürtüsü onu şartları ne olursa olsun sürekli hayatını değiştirme isteğine sürüklüyor bence. ama aynı insan, hayatını değiştirmekten de ölesiye korkuyor. çünkü hayatından memnun olmadığı halde, hayatını değiştirmeye korkan insanlar olarak öyle bir kalabalığın içindeyiz ki; kendimizi hayatımızı değiştirmek için adım atacağımız yolda yalnız görüyoruz. o kalabalık bize "amaann bi' ben miyim hayatından memnun olmayan sanki" dedirtiyor.
yoksa hiçbirimiz gerizekalı değiliz herhalde değil mi? çok para kazanmak = çok çalışmak = çok yorulmak = harcayacak zaman bulamamak = harcayacak zaman yaratıldığında ise yorgun olmak iken tablo, defolup gitmeyi, başka bir düzen yaratıp kendi hayatımız için, başka bir şeyler yapmayı denemek yerine, kalıp bu kısır döngü içerisinde yer almayı boşuna tercih etmiyoruz. işi gücü bırakmak, bu yaştan sonra resme başlamak herkesin yaptığı şeyler olmadığı için korkutucu. kendimizi farklı bir şeyler yaparken düşündüğümüzde bile korkuyoruz kısacası.
sevgilinin seni terk etmesi değil yalnızlık. terk edilen milyonlarca insan varken o topluluğun içine aitsin.
çok sevdiğin birinin ölmesi de değil. bir yakınını kaybeden herhangi bir insandan farkın olmadığını anladığında, çektiğin acının bu dünya için zerre kadar bile önemi olmadığını fark ettiğinde, elinde nerene sokacağını bilemediğin bir acı kalıyor yalnızlığın değil.
istediklerini yapamadığın, başka bir yerde, başka kişilerle olmayı istediğin halde, olamadığın ya da kendini bile yalnız bıraktığını düşündüğün haldeyken bile yalnız değilsin aslında. senin gibi milyonlarcası var.
ne zaman yalnızsın biliyor musun?
cesur olduğunda.
cesaret insanlara göre değil. çünkü yalnızlık insanlara göre değil.
sıradan olun. çok düşünmeyen sıradan insanlar olun.
herhangi bir konuda, herhangi bir ruh hali içerisindeyken insanların kendileri ile benzer hissiyatlar içerisinde olan insanları düşünüp/görüp, kontrol ettiği ya da edemediği bilincinin anlatıları neticesinde rahatlamasının altında, kendini bir topluluğa ait hissetme yani yalnız olmadığını fark etme sebebi yatıyor gibi geliyor bana. insanın mükemmele ulaşma çabası, hiçbir zaman gerçekleşemeyeceğini bildiği halde mükemmeli isteme dürtüsü onu şartları ne olursa olsun sürekli hayatını değiştirme isteğine sürüklüyor bence. ama aynı insan, hayatını değiştirmekten de ölesiye korkuyor. çünkü hayatından memnun olmadığı halde, hayatını değiştirmeye korkan insanlar olarak öyle bir kalabalığın içindeyiz ki; kendimizi hayatımızı değiştirmek için adım atacağımız yolda yalnız görüyoruz. o kalabalık bize "amaann bi' ben miyim hayatından memnun olmayan sanki" dedirtiyor.
yoksa hiçbirimiz gerizekalı değiliz herhalde değil mi? çok para kazanmak = çok çalışmak = çok yorulmak = harcayacak zaman bulamamak = harcayacak zaman yaratıldığında ise yorgun olmak iken tablo, defolup gitmeyi, başka bir düzen yaratıp kendi hayatımız için, başka bir şeyler yapmayı denemek yerine, kalıp bu kısır döngü içerisinde yer almayı boşuna tercih etmiyoruz. işi gücü bırakmak, bu yaştan sonra resme başlamak herkesin yaptığı şeyler olmadığı için korkutucu. kendimizi farklı bir şeyler yaparken düşündüğümüzde bile korkuyoruz kısacası.
sevgilinin seni terk etmesi değil yalnızlık. terk edilen milyonlarca insan varken o topluluğun içine aitsin.
çok sevdiğin birinin ölmesi de değil. bir yakınını kaybeden herhangi bir insandan farkın olmadığını anladığında, çektiğin acının bu dünya için zerre kadar bile önemi olmadığını fark ettiğinde, elinde nerene sokacağını bilemediğin bir acı kalıyor yalnızlığın değil.
istediklerini yapamadığın, başka bir yerde, başka kişilerle olmayı istediğin halde, olamadığın ya da kendini bile yalnız bıraktığını düşündüğün haldeyken bile yalnız değilsin aslında. senin gibi milyonlarcası var.
ne zaman yalnızsın biliyor musun?
cesur olduğunda.
cesaret insanlara göre değil. çünkü yalnızlık insanlara göre değil.
sıradan olun. çok düşünmeyen sıradan insanlar olun.
devamını gör...
geceye tek bir başyapıt film bırak
the godfather
burdan marlon brando’yu sevgi saygı ve rahmetle anıyoruz.
burdan marlon brando’yu sevgi saygı ve rahmetle anıyoruz.
devamını gör...
insanı yoran şeyler
egolu insanlar.
devamını gör...
şahmeran efsanesi
arkadaşlar arkadaşlar, bakın bakın size ne anlatacam.
mitolojik yaratık.
mar, yılan manasına gelir, an eki ise çoğuldur. şahmaran, inceltilerek şahmeran olarak okunur. yılanların şahı demektir.
adanalı olduğumdan, pek fazla şahmeran hikayesi dinledim. çocukken, şahmeran'ın kanının bir hamamın duvarında durduğu, ne yapılırsa yapılsın bir türlü temizlenemediği rivayetini duyduğumda, normal bir çocuk gibi, pek etkilenmiştim.
şahmeran, çok eski bir hikaye. dolayısıyla birçok farklı anlatımı mevcut. lokman hekim'le dahi anlatılan hikayeler var. iran'a kadar gidiyor olay. bazı araştırmacılar, bu hikayenin kökeni için iran'a bakılması gerektiğini savunur.

tarsus, şahmeran anıtı. r: binnaz demirel.
en genelgeçer haliyle bir hikayesini yazalım...
şahmeran, tarsus'da yer altında yılanlarla birlikte mutlu mesut yaşayan bir üstü insan altı yılandır. yılanların kralı, şahıdır. halk tarafından varlığı bilinir, yeri bilinmez.
fukara bir çocuk olan camsab, ormanda arkadaşlarıyla gezerken, bal dolu kuyuya denk gelirler, camsab kuyuya iner ve yukarıdaki arkadaşlarına bal verir, bal bitince arkadaşları camsab'ı yukarı çekmeden onu bırakıp giderler. kuyudan çıkamayan camsab, derinlere doğru devam eder ve kuyunun sonu, şahmeran'ın olduğu yer altına çıkar. camsab'la şahmeran burada karşılaşırlar.
şahmeran camsab'a iyi davranır. bir süre sonra camsab, evine gitmek ister. yolu gösterir şahmeran fakat bir şartla. yerini kimseye söylememesini tembihler.
o dönem, tarsus hükümdarı bir hastalığa yakalanır. hekimler naçar kalır. hükümdarın en yakın adamı, şahmeran'ın etinin kendisine iyi geleceğini söyler. şahmeran'ı gören biri varsa, sırtı pul pul yılan derisi gibi olacaktır. tüm halk, teker teker hamama çağrılır...
en son camsab kalır, mecbur hamama gider, bakarlar ki, sırtı yılan derisi gibi pul pul. zorla yerini öğrenirler, hükümdarın veziri sihirli kelimelerle şahmeran'ı deliğinden çıkarır. şahmeran yakalanır.
şahmeran, camsab'ın mecbur kaldığından yerini söylediğini anlar. şifa vermesi adına öldürüleceğini bilir. camsab'a der ki; "etimi suya atıp kaynatın. ilk yudumu vezir alsın, ikincisini padişah, üçüncüyü sen iç."
ilk suyu içen vezir, oracıkta ölür. padişah iyileşir. camsab ise, zekalanır, vezir olur.
* * *
şahmeran'ın, şahmeran hamamı'nda öldürüldüğü düşünülür. şu an o hamam halen aktif. fakat yıkılıp yeniden yapılmış, eski bir roma hamamının temelleri üstüne yapıldığı söylencesi de var. tabii ki efsaneye konu olan şahmeran'ın kanı, ne duvarda var ne de göbekte.
ve tarsus yöresi halkının, şahmeran hikayesini bilen insanların -yaşlıların- söylediği bir şey vardır;
yılanlar, şahmeran'ın öldüğünü halen bilmez. öğrendiklerinde şahmeran'ın öcünü almaya gelecekler. tarsus, yılanların altında kalacak.
güzel hikaye her açıdan...
ayrıca, 1993 yapımı, zülfü livaneli'nin senaryosunu yazıp yönettiği, türkan şoray'ın oynadığı bir şahmeran film var. hikayeyi sevdiğim için izlemiştim eski yıllarda.
mitolojik yaratık.
mar, yılan manasına gelir, an eki ise çoğuldur. şahmaran, inceltilerek şahmeran olarak okunur. yılanların şahı demektir.
adanalı olduğumdan, pek fazla şahmeran hikayesi dinledim. çocukken, şahmeran'ın kanının bir hamamın duvarında durduğu, ne yapılırsa yapılsın bir türlü temizlenemediği rivayetini duyduğumda, normal bir çocuk gibi, pek etkilenmiştim.
şahmeran, çok eski bir hikaye. dolayısıyla birçok farklı anlatımı mevcut. lokman hekim'le dahi anlatılan hikayeler var. iran'a kadar gidiyor olay. bazı araştırmacılar, bu hikayenin kökeni için iran'a bakılması gerektiğini savunur.

tarsus, şahmeran anıtı. r: binnaz demirel.
en genelgeçer haliyle bir hikayesini yazalım...
şahmeran, tarsus'da yer altında yılanlarla birlikte mutlu mesut yaşayan bir üstü insan altı yılandır. yılanların kralı, şahıdır. halk tarafından varlığı bilinir, yeri bilinmez.
fukara bir çocuk olan camsab, ormanda arkadaşlarıyla gezerken, bal dolu kuyuya denk gelirler, camsab kuyuya iner ve yukarıdaki arkadaşlarına bal verir, bal bitince arkadaşları camsab'ı yukarı çekmeden onu bırakıp giderler. kuyudan çıkamayan camsab, derinlere doğru devam eder ve kuyunun sonu, şahmeran'ın olduğu yer altına çıkar. camsab'la şahmeran burada karşılaşırlar.
şahmeran camsab'a iyi davranır. bir süre sonra camsab, evine gitmek ister. yolu gösterir şahmeran fakat bir şartla. yerini kimseye söylememesini tembihler.
o dönem, tarsus hükümdarı bir hastalığa yakalanır. hekimler naçar kalır. hükümdarın en yakın adamı, şahmeran'ın etinin kendisine iyi geleceğini söyler. şahmeran'ı gören biri varsa, sırtı pul pul yılan derisi gibi olacaktır. tüm halk, teker teker hamama çağrılır...
en son camsab kalır, mecbur hamama gider, bakarlar ki, sırtı yılan derisi gibi pul pul. zorla yerini öğrenirler, hükümdarın veziri sihirli kelimelerle şahmeran'ı deliğinden çıkarır. şahmeran yakalanır.
şahmeran, camsab'ın mecbur kaldığından yerini söylediğini anlar. şifa vermesi adına öldürüleceğini bilir. camsab'a der ki; "etimi suya atıp kaynatın. ilk yudumu vezir alsın, ikincisini padişah, üçüncüyü sen iç."
ilk suyu içen vezir, oracıkta ölür. padişah iyileşir. camsab ise, zekalanır, vezir olur.
* * *
şahmeran'ın, şahmeran hamamı'nda öldürüldüğü düşünülür. şu an o hamam halen aktif. fakat yıkılıp yeniden yapılmış, eski bir roma hamamının temelleri üstüne yapıldığı söylencesi de var. tabii ki efsaneye konu olan şahmeran'ın kanı, ne duvarda var ne de göbekte.
ve tarsus yöresi halkının, şahmeran hikayesini bilen insanların -yaşlıların- söylediği bir şey vardır;
yılanlar, şahmeran'ın öldüğünü halen bilmez. öğrendiklerinde şahmeran'ın öcünü almaya gelecekler. tarsus, yılanların altında kalacak.
güzel hikaye her açıdan...
ayrıca, 1993 yapımı, zülfü livaneli'nin senaryosunu yazıp yönettiği, türkan şoray'ın oynadığı bir şahmeran film var. hikayeyi sevdiğim için izlemiştim eski yıllarda.
devamını gör...
boji'nin tramvaya kaka yaptığı iddiasının asılsız çıkması
boji'ye bile kumpas kuracak kadar kötü, art niyetli insanların olduğu bir dünyada bize mutluluk yok dedirten haberdir.
devamını gör...
gece yatmadan önce yapılan son şey
telefonla oynamak. iyice gözlerim gidene kadar oynuyorum. öyle ki bazen yazdığım şeyleri hatırlamıyorum bile. bağımlıyım...
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının oy vermiyor olması
evet kesinlikle okuyup oy vermeyen çok yazar olduğunu düşünüyorum,
bu tip yazarlar hem okuyor, hem beğeniyor, birde içinde bir şeye takılıyor, çünkü bu karakterler böyle, yemeyip içmeyip mesaj yazacak kadar ilgileniyor aslında yazdıklarınızla, sonra da diyorki mesela, yazıda bi açık yakalamış kendince, onu söylüyor, "ay o kadar öyle şeylermi yaşadınız" ya da "orda onu yapamadınızmı ahahahah, ehe ühe... "
ben oraya bütün olarak bir hikaye yazıyorum, adam bana parmağıyla düştüğüm yeri gösterip gülüyor, ben sanki bilmiyorum ne yazdığımı, ama o anlatmak istediğimi değilde, güya benim üzüleceğim, belki utanacağım kısımdan konuşmak istiyor... çünkü oralardan beslenen insanlar bunlar...
bence hayatta kendine yer edinememiş, kendi eksikliklerini, başkalarının güya eksikliklerinin yaygarasını yaparak bastıran, egosunu tatmin eden insanlar,
bu şekilde kendini önemli hisseden insanlar...
beğeni yapmıyor ama, mesaj yazmaya üşenmiyor, iyi niyetle okumuyorlar çünkü, ben yine de kendisini anlamak için soruyorum, "beğeni yapmamışsınız, beğenmediğiniz bir tanım için, neden bana mesaj yazıyorsunuz? beğenmediyseniz, neden üzerine düşünüyorsunuz? yorum yapıyorsunuz? öyleyse de eyvallah, neye katılmıyorsunuz filan diye soruyorum...
aldığım cevap şu;
ben herkese, her tanıma beğeni yapmıyorum, zor beğeniyorum...
okuyup, gülüp eğlenip, öğrenip, beğeni yapmıyorsun, yapılan şey tam olarak budur, aslında ayıptır da, bu da o yazarın karakteriyle alakalıdır, kibirdir bu, yapacak bir şey yok, çünkü maalesef bunlardan çok var...
benim önerim, watsup daki durum gibi, diğer uygulamalardaki hikayeler gibi, profile yada tanımlara girenler, bir şekilde teknik olarak mümkünmü onu bilmiyorum ama, ziyaretçi trafiği açık açık görülsün, sayfada kalma süresi filan, sayı olarak görülsün, bence yazarları çok motive edecektir,
okuyorlarsa görünsünler... öyle hem okuyup, hemde günahını vermeyenlerin, mecburen yazısını okuduğu yazara katkısı olsun...
yoldaşcım bunu bir düşünün derim nacizane, çünkü ben gerçekten iyi bir yazıyı sadece 20 kişinin, yada 50 kişinin okuduğuna ve beğendiğine inanmıyorum,
birde beğeni yapanların durumu var,
ben birkaç kez yaşadım, her ne kadar yazdıklarını seri olarak okuyup beğensemde, kendisini tanıyamadığım için, sanırım 3 kişinin filan nickaltı için yazdığı yazıyı "sadece beğeni yapmamdan" bahsettiği için silmelerini rica ettim,
ben seri beğeni aldığım zaman, telefondan kaçıyorum, mahcup oluyorum, tabiiki çok memnun oluyorum, ne biliyim o kişiyi gördüğümü belli etmek istemiyorum, rahat rahat okusun diye, daha sonra bende iadeyi ziyaret yapıp, onun yazdıklarını okuyorum, ve gerçekten beğenmezsem beğeni yapmıyorum yazdıklarına, ve "okuduğu için" teşekkür ettiğim bir mesaj yazıyorum, kendisi ile ilgili bir fikrim oluşursa da, nickaltı na yazıyorum, bu iş böyle olmalı,
profilinize girip yazdıklarınızı okuyan kişiyi, koşa koşa nickaltı na yazıp, anons etmek nedir, bu benim bütün tanımlarımı okudu, üst üste beğendi diye ilan edince ne oluyor, he çok beğendi seni, söyledin herkese, ne oldu, başın göğemi erdi, yazacak başka bir şeyin yok demekki...
maalesef bu yazarlar, hemen şaşırıyorlar, arkadaşım, hiçmi kimse yüzüne bakmadı senin, hiçmi takdir edilmedin hayatında, mesajları da bir tuhaf oluyor, sanki ben okuduğum için değilde, onun dikkatini çekmek için yaptım filan sanıyorlar, böyle bir üstüne alınmak yok yani, o zaman insan düşünüyor, bu yazıları yazan akıl, bu akıl olamaz diye, insanı düşündürüyorsunuz yani...
yoldaş bu nicaltı na da bi sınır bişey gerekiyor kesinlikle...
daha önce de önermiştim, takip ettiklerimiz, takip edenler, yada ne biliyim okuyorlarsa, burdan yazarlara söyliyim, yazarı anlayanlar, nickaltı yazsın,
bence bu da etkiliyor beğeni yapmayı,
birde bütün bunlarla ilgili sözlüğün girişinemi asarsınız, kabul ediyorum kısmınamı eklersiniz, başlığınımı sabitlersiniz artık bilemiyorum,
sanırım bu okumak, beğenmek, sözlük neydi, nasıl kullanılır gibi konuları, bi tabela şeklinde bir yerlere asmak lazım,
çünkü bir başlığa giriyorum, 150 tanımdan 35 tanesi farklı tanımlar, diğerleri hep aynı, bakıyorumki benim yazacağım yazılmış, uslu uslu çıkıyorum, evet ben de "eksik kalıyım" diyorum, çünkü birinin bana yada tabelaya yazıp duvara asması gerekmiyor...
"lütfen önce, beğendiğiniz başlıktaki birbirinden farklı kafaların yazdığı, birbirinden değerli yazarların, orjinal yorumlarını okuyunuz, çünkü 85 defa yazılmış bir tanımı 86. kez yazan kişi olabilirsiniz :)"
bu da okumayı azaltıyor, dolayısıyla okumadan yazanlar, başlıkların, bir sürü birbirinin aynı tanımla dolmasına sebep oluyor,
benim ilk yazarlığım olmasına rağmen, kişisel olarak sözlüğü böyle kullanıyorum, ama bazılarının, hem sözlük, hem genel ahlak kurallarını, girişte, akışta, bir yerlerde görmeye, öğrenmeye ihtiyacı var, maalesef.
edit : sadece kendi rekorumu değil, sözlükteki en uzun tanım rekorunu da kırdım galiba :)
bu tip yazarlar hem okuyor, hem beğeniyor, birde içinde bir şeye takılıyor, çünkü bu karakterler böyle, yemeyip içmeyip mesaj yazacak kadar ilgileniyor aslında yazdıklarınızla, sonra da diyorki mesela, yazıda bi açık yakalamış kendince, onu söylüyor, "ay o kadar öyle şeylermi yaşadınız" ya da "orda onu yapamadınızmı ahahahah, ehe ühe... "
ben oraya bütün olarak bir hikaye yazıyorum, adam bana parmağıyla düştüğüm yeri gösterip gülüyor, ben sanki bilmiyorum ne yazdığımı, ama o anlatmak istediğimi değilde, güya benim üzüleceğim, belki utanacağım kısımdan konuşmak istiyor... çünkü oralardan beslenen insanlar bunlar...
bence hayatta kendine yer edinememiş, kendi eksikliklerini, başkalarının güya eksikliklerinin yaygarasını yaparak bastıran, egosunu tatmin eden insanlar,
bu şekilde kendini önemli hisseden insanlar...
beğeni yapmıyor ama, mesaj yazmaya üşenmiyor, iyi niyetle okumuyorlar çünkü, ben yine de kendisini anlamak için soruyorum, "beğeni yapmamışsınız, beğenmediğiniz bir tanım için, neden bana mesaj yazıyorsunuz? beğenmediyseniz, neden üzerine düşünüyorsunuz? yorum yapıyorsunuz? öyleyse de eyvallah, neye katılmıyorsunuz filan diye soruyorum...
aldığım cevap şu;
ben herkese, her tanıma beğeni yapmıyorum, zor beğeniyorum...
okuyup, gülüp eğlenip, öğrenip, beğeni yapmıyorsun, yapılan şey tam olarak budur, aslında ayıptır da, bu da o yazarın karakteriyle alakalıdır, kibirdir bu, yapacak bir şey yok, çünkü maalesef bunlardan çok var...
benim önerim, watsup daki durum gibi, diğer uygulamalardaki hikayeler gibi, profile yada tanımlara girenler, bir şekilde teknik olarak mümkünmü onu bilmiyorum ama, ziyaretçi trafiği açık açık görülsün, sayfada kalma süresi filan, sayı olarak görülsün, bence yazarları çok motive edecektir,
okuyorlarsa görünsünler... öyle hem okuyup, hemde günahını vermeyenlerin, mecburen yazısını okuduğu yazara katkısı olsun...
yoldaşcım bunu bir düşünün derim nacizane, çünkü ben gerçekten iyi bir yazıyı sadece 20 kişinin, yada 50 kişinin okuduğuna ve beğendiğine inanmıyorum,
birde beğeni yapanların durumu var,
ben birkaç kez yaşadım, her ne kadar yazdıklarını seri olarak okuyup beğensemde, kendisini tanıyamadığım için, sanırım 3 kişinin filan nickaltı için yazdığı yazıyı "sadece beğeni yapmamdan" bahsettiği için silmelerini rica ettim,
ben seri beğeni aldığım zaman, telefondan kaçıyorum, mahcup oluyorum, tabiiki çok memnun oluyorum, ne biliyim o kişiyi gördüğümü belli etmek istemiyorum, rahat rahat okusun diye, daha sonra bende iadeyi ziyaret yapıp, onun yazdıklarını okuyorum, ve gerçekten beğenmezsem beğeni yapmıyorum yazdıklarına, ve "okuduğu için" teşekkür ettiğim bir mesaj yazıyorum, kendisi ile ilgili bir fikrim oluşursa da, nickaltı na yazıyorum, bu iş böyle olmalı,
profilinize girip yazdıklarınızı okuyan kişiyi, koşa koşa nickaltı na yazıp, anons etmek nedir, bu benim bütün tanımlarımı okudu, üst üste beğendi diye ilan edince ne oluyor, he çok beğendi seni, söyledin herkese, ne oldu, başın göğemi erdi, yazacak başka bir şeyin yok demekki...
maalesef bu yazarlar, hemen şaşırıyorlar, arkadaşım, hiçmi kimse yüzüne bakmadı senin, hiçmi takdir edilmedin hayatında, mesajları da bir tuhaf oluyor, sanki ben okuduğum için değilde, onun dikkatini çekmek için yaptım filan sanıyorlar, böyle bir üstüne alınmak yok yani, o zaman insan düşünüyor, bu yazıları yazan akıl, bu akıl olamaz diye, insanı düşündürüyorsunuz yani...
yoldaş bu nicaltı na da bi sınır bişey gerekiyor kesinlikle...
daha önce de önermiştim, takip ettiklerimiz, takip edenler, yada ne biliyim okuyorlarsa, burdan yazarlara söyliyim, yazarı anlayanlar, nickaltı yazsın,
bence bu da etkiliyor beğeni yapmayı,
birde bütün bunlarla ilgili sözlüğün girişinemi asarsınız, kabul ediyorum kısmınamı eklersiniz, başlığınımı sabitlersiniz artık bilemiyorum,
sanırım bu okumak, beğenmek, sözlük neydi, nasıl kullanılır gibi konuları, bi tabela şeklinde bir yerlere asmak lazım,
çünkü bir başlığa giriyorum, 150 tanımdan 35 tanesi farklı tanımlar, diğerleri hep aynı, bakıyorumki benim yazacağım yazılmış, uslu uslu çıkıyorum, evet ben de "eksik kalıyım" diyorum, çünkü birinin bana yada tabelaya yazıp duvara asması gerekmiyor...
"lütfen önce, beğendiğiniz başlıktaki birbirinden farklı kafaların yazdığı, birbirinden değerli yazarların, orjinal yorumlarını okuyunuz, çünkü 85 defa yazılmış bir tanımı 86. kez yazan kişi olabilirsiniz :)"
bu da okumayı azaltıyor, dolayısıyla okumadan yazanlar, başlıkların, bir sürü birbirinin aynı tanımla dolmasına sebep oluyor,
benim ilk yazarlığım olmasına rağmen, kişisel olarak sözlüğü böyle kullanıyorum, ama bazılarının, hem sözlük, hem genel ahlak kurallarını, girişte, akışta, bir yerlerde görmeye, öğrenmeye ihtiyacı var, maalesef.
edit : sadece kendi rekorumu değil, sözlükteki en uzun tanım rekorunu da kırdım galiba :)
devamını gör...
şekersiz sütsüz filtre kahve
bitiyorum buna dediğim kahvedir kendileri efendim.
devamını gör...
iron maiden
çalmaktan en çok hoşlandığım, dinlerken kendimden geçtiğim, dünyanın en sağlam , yaşayan en efsane gruplarındandır. heavy metal yaparlar. her rockçının dinlemesi gereken gruptur. karizmanın özütüdürler.
en sevdigim şarkılar aces high'tır. ama efsanesi fear of the dark olduğu bilinir. aslında her şarkısı efsanedir bilinir.
en sevdigim şarkılar aces high'tır. ama efsanesi fear of the dark olduğu bilinir. aslında her şarkısı efsanedir bilinir.
devamını gör...
arstotzka
arstotzka, papers pleasede memuru olduğumuz ülkenin adıdır. kolechia ile 6 yıl boyunca savaşmış ve grestin'in yarısını ele geçirmiştir. sovyet ülkesine benzeyen bir ülkedir.
milli marşları normalde arka plandaki beste üzerine sözler yazılmış:
arstorzka milli marşı
sözler:
arstotzka milli marşı2
sözler (2. marş):
arstotzka
arstotzka greatest country in the world.
ıf you want to get in
you will need to bring your papers
and your passport.
ıf you forge, if you lie, if you cheat you will be detained.
you can not, ı repeat, you can not
fool us here on post.
next.
arstotzka
arstotzka better than kolechia.
they are stupid and foolish and silly little rats.
filthy rats.
we have tanks, we have bombs, we have guns
we have glory too.
there is no cowardly enemy that can bother us.
boom.
arstotzka
arstotzka medicine is best in world.
ıf you're sick, if you sneeze, or you need another heart.
or a lung.
we have doctors who will make you feel almost no pain.
ıf you scream, then they know that you are very much alive.
ouch.
arstotzka
arstotzka have best football team in world.
they kick balls, they kick arse, they kick everything you see.
they are great.
they can run, they can jump, they can score so many goals,
other teams should despair, there is no true hope to win.
goal!
arstotzka
arstotzka have best apartments in the world.
they are big, they are grey, they are square and glorious.
so great.
you can eat, you can sleep, you can even just relax
and watch all the other countries be really jealous.
ha-ha.
arstotzka
arstotzka economy is best in world.
every man, every month can afford to eat one loaf.
mmm, bread.
our industry is heaviest in world
we melt steel, we burn coal, we make air look really cool.
glory to arstotzka.
milli marşları normalde arka plandaki beste üzerine sözler yazılmış:
arstorzka milli marşı
sözler:
arstotzka milli marşı2
sözler (2. marş):
arstotzka
arstotzka greatest country in the world.
ıf you want to get in
you will need to bring your papers
and your passport.
ıf you forge, if you lie, if you cheat you will be detained.
you can not, ı repeat, you can not
fool us here on post.
next.
arstotzka
arstotzka better than kolechia.
they are stupid and foolish and silly little rats.
filthy rats.
we have tanks, we have bombs, we have guns
we have glory too.
there is no cowardly enemy that can bother us.
boom.
arstotzka
arstotzka medicine is best in world.
ıf you're sick, if you sneeze, or you need another heart.
or a lung.
we have doctors who will make you feel almost no pain.
ıf you scream, then they know that you are very much alive.
ouch.
arstotzka
arstotzka have best football team in world.
they kick balls, they kick arse, they kick everything you see.
they are great.
they can run, they can jump, they can score so many goals,
other teams should despair, there is no true hope to win.
goal!
arstotzka
arstotzka have best apartments in the world.
they are big, they are grey, they are square and glorious.
so great.
you can eat, you can sleep, you can even just relax
and watch all the other countries be really jealous.
ha-ha.
arstotzka
arstotzka economy is best in world.
every man, every month can afford to eat one loaf.
mmm, bread.
our industry is heaviest in world
we melt steel, we burn coal, we make air look really cool.
glory to arstotzka.
devamını gör...
mat
bir anlamı "parlak olmayan",
bir başka anlamı "satrançta yenilgi",
ve bir diğer anlamı da "yoga yaparken el ve ayakların kaymaması için yere serilen bir çeşit kaydırmaz paspas" olan ve bu sonuncusu yoga matı olarak da bilinen kelime.
bir başka anlamı "satrançta yenilgi",
ve bir diğer anlamı da "yoga yaparken el ve ayakların kaymaması için yere serilen bir çeşit kaydırmaz paspas" olan ve bu sonuncusu yoga matı olarak da bilinen kelime.
devamını gör...
okuyana ilaç olacak sözler
geçiyor, geçmiyor sanıyorsun ama geçiyor. uyuyamasan da acıdan kıvransan da bir şekilde sabah oluyor.
devamını gör...
küfür etkisi yaratan ama küfür olmayan sözler
biz size geri dönüş yapacağız, bir düşünelim sizlerle iletişime geçeriz.
devamını gör...
ekşi sözlük'ün son yıllardaki en büyük yazar alımını yapması
6 aydır 1000 sayısının altında bir sağa bir sola yalpalıyorum.
kayıt olalı 4 seneyi geçti.
saçma sapan bir sistemle seçtiklerini alıyorlar.
benim adalet inancımı yitirmeme neden oldular.
keşke 1000'e yakın entry'mi kafa sözlük'e taşıyabilsem.
gerçekten düzgün insanları hak etmiyorlar.
kayıt olalı 4 seneyi geçti.
saçma sapan bir sistemle seçtiklerini alıyorlar.
benim adalet inancımı yitirmeme neden oldular.
keşke 1000'e yakın entry'mi kafa sözlük'e taşıyabilsem.
gerçekten düzgün insanları hak etmiyorlar.
devamını gör...
nefret edilen insana bile sempati duyabilmek
siyasetçiler haricinde herkese sempati duyarım. ağızları bir çuval yalanla dolu bu siyasetçilere asla sempati duymam. mansur başkan hariç.
devamını gör...
son zamanda artan vasat altı troll sayısı
işte cesaret, işte feraset, işte mertlik, işte adam gibi adamlık! bazılarımızın iç sesi olmuşun dosti..
devamını gör...
hayatınız bir film olsaydı şarkısı ne olurdu sorunsalı
erkin koray'dan çöpçüler olurdu diyeceğim başlıktır.
devamını gör...

