çocuk
küçük insan. insan ama. her ne kadar unutulsa da çoğu zaman bu.
çok seviyorum kendilerini. yeni doğanını ayrı, biraz büyümüşünü, ele avuca gelenini ayrı, yaşına gelenini, oyun çağındakini, okula başlayanını, erken ergen olanını ayrı. asi olanını, yumuşak başlı ama nevi şahsına münhasırını ayrı... hepsini çok seviyorum. gerçekten çok seviyorum. her yaşlarının ayrı bir güzelliği var. çok öğreticiler, çok özellikliler, çok güzeller. onlarla etkileşim içinde olmayı da çok seviyorum onları gözlemlemeyi de. iki ablam bir abim var. hepsinden ikişer de yeğenim. her birinin doğumunu, serpilip büyümesini izleme fırsatım oldu. çok şanslıyım gerçekten.
her zaman çocuk seven biriydim. 6 yıl evli kaldım, çocuk yapmadım. konuştuk bunu evet, ama yapmadım. yapamazdık da zaten. yanlış olurdu. çünkü çocuk sevmekten, bunu istemekten hatta iyi bir ebeveyn olacağını düşünmekten çok başka şeyler “de” gerektiriyor dünyaya bir çocuk getirme kararı. biyolojik saatim işliyor, bugün aşık olsam, karşımdaki adam da bana olsa, işler yolunda gitse -çocuk doğurmaya karar verecek kadar- minimum 2 sene. yaş olacak 35. bence makul. ama ne kadar mümkün? geçelim.
hiç pişman değilim. olacağımı da düşünmüyorum dünyaya bir çocuk getirecek kadar güvendiğim bir ilişkim olmaz ve hayatımı anne olmadan noktalarsam eğer. “ben de atları çok seviyorum eve at getiriyor muyum evladım” diye sormuştu babam, ablam köpeğimizi sahiplenip eve getirdiğinde. aslında mesele bu kadar basit. sadece kendinizi ilgilendiren bir konuda istediğinizi yapabilirsiniz. sizi seven insanları da etkiler tabi ki kendinizle ilgili aldığınız kararlar. ama günün sonunda kendi aklınız, kalbiniz ve vicdanınızla kalıyorsunuz. kendinize kadar özgürsünüz, olmalısınız. size ait olmayacak, sizin aracılığınızla dünyaya gelecek bir canlı için karar vermeden önceyse, seviyorum, istiyorumdan fazlasını düşünmek zorundasınız. akıl, kalp, vicdan? bunun hesabını veremezsiniz. açık gözlerle tabi...
dünyada sevilecek çok çocuk var. sevelim.
çok seviyorum kendilerini. yeni doğanını ayrı, biraz büyümüşünü, ele avuca gelenini ayrı, yaşına gelenini, oyun çağındakini, okula başlayanını, erken ergen olanını ayrı. asi olanını, yumuşak başlı ama nevi şahsına münhasırını ayrı... hepsini çok seviyorum. gerçekten çok seviyorum. her yaşlarının ayrı bir güzelliği var. çok öğreticiler, çok özellikliler, çok güzeller. onlarla etkileşim içinde olmayı da çok seviyorum onları gözlemlemeyi de. iki ablam bir abim var. hepsinden ikişer de yeğenim. her birinin doğumunu, serpilip büyümesini izleme fırsatım oldu. çok şanslıyım gerçekten.
her zaman çocuk seven biriydim. 6 yıl evli kaldım, çocuk yapmadım. konuştuk bunu evet, ama yapmadım. yapamazdık da zaten. yanlış olurdu. çünkü çocuk sevmekten, bunu istemekten hatta iyi bir ebeveyn olacağını düşünmekten çok başka şeyler “de” gerektiriyor dünyaya bir çocuk getirme kararı. biyolojik saatim işliyor, bugün aşık olsam, karşımdaki adam da bana olsa, işler yolunda gitse -çocuk doğurmaya karar verecek kadar- minimum 2 sene. yaş olacak 35. bence makul. ama ne kadar mümkün? geçelim.
hiç pişman değilim. olacağımı da düşünmüyorum dünyaya bir çocuk getirecek kadar güvendiğim bir ilişkim olmaz ve hayatımı anne olmadan noktalarsam eğer. “ben de atları çok seviyorum eve at getiriyor muyum evladım” diye sormuştu babam, ablam köpeğimizi sahiplenip eve getirdiğinde. aslında mesele bu kadar basit. sadece kendinizi ilgilendiren bir konuda istediğinizi yapabilirsiniz. sizi seven insanları da etkiler tabi ki kendinizle ilgili aldığınız kararlar. ama günün sonunda kendi aklınız, kalbiniz ve vicdanınızla kalıyorsunuz. kendinize kadar özgürsünüz, olmalısınız. size ait olmayacak, sizin aracılığınızla dünyaya gelecek bir canlı için karar vermeden önceyse, seviyorum, istiyorumdan fazlasını düşünmek zorundasınız. akıl, kalp, vicdan? bunun hesabını veremezsiniz. açık gözlerle tabi...
dünyada sevilecek çok çocuk var. sevelim.
devamını gör...
çocukken ip atlayarak sokaklarda gezen kız
"çok paslanmışım be" diye hayıflanıyor şu sıralar.
devamını gör...
turing testi
ingiliz matematikçi ve bilgisayar bilimcisi alan turing'in 1950'de ortaya attığı, bugün yapay zekâ olarak bildiğimiz teknolojinin temeli olan test.
kısaca şöyle;
bir sorgulayıcı var ve bir soru - cevap etkinliği düzenleniyor. sorgulayıcı, bir klavye ya da ekran aracılığıyla, konuşma olmaksızın bir insanla bir makineyi aynı anda sorguluyor. bu arada makineyi de, insanı da görmüyor. bir dizi soru ve cevabın ardından, eğer sorgulayıcı hangisinin insan, hangisinin makine olduğunu net şekilde anlamazsa, makine turing testini geçmiş sayılıyor.
kısaca şöyle;
bir sorgulayıcı var ve bir soru - cevap etkinliği düzenleniyor. sorgulayıcı, bir klavye ya da ekran aracılığıyla, konuşma olmaksızın bir insanla bir makineyi aynı anda sorguluyor. bu arada makineyi de, insanı da görmüyor. bir dizi soru ve cevabın ardından, eğer sorgulayıcı hangisinin insan, hangisinin makine olduğunu net şekilde anlamazsa, makine turing testini geçmiş sayılıyor.
devamını gör...
ülkenin geri kalmışlık belirtileri
"çalıyor ama çalışıyor" düşüncesinin kabul edilebilirliğini savunan insanların, çoğunlukta olmaları.
devamını gör...
bıçaklı saldırıya karşı yapılacaklar
boks geçmişi olan bir insan olarak boks öğrenin önerisinde bulunabilirim. napcaz bıçağa mı yumruk atacağız diye düşünecek arkadaşlar çok minimon. hepsine bayılıyorum.
savunma sporu bilmek değişik bir şey. bir kez çok aniden bir sokak köpeği yüzüme saldırdı, köpeğe yumruk atarken buldum kendimi. bunu planlamadım o panik anında. kendimi yumruk atarken buldum. bu duruma son derece tepki gösteren hayvansever arkadaşlardan özür diliyorum. hayvanın yüzümü parçalamasına izin veremedim. burnumu o köpekten daha çok seviyorum. ayrica burnuma ihtiyaç duyuyorum. bir anda yüz mesafeme zıplayıp nefesini hissettiğim an başını okşayamadım. o da çok ayrı bir mesele.
bunun yanında karanlıkta karşıma bööö yaparak iki farklı zamanda iki farklı kişi çıktı. korkmaya fırsat bulamadım, bir hırsız neden bööö yapsın diye düşünemedim, hırsız sandım ve yumruk attım. iki seferinde isabet ettirebildim.
haliyle olaya böyle bakmak lazım. biri bıçak çektiği zaman beyniniz en iyi neyi biliyorsa onu yapıyor. yani savunma sporu bilmeyen biri şaşırıyor ve öylece kalıyor. savunma sporu bilen biri ise doğru anı kollayıp kendini savunuyor. siz beyninizin verdiği o kararı ancak yumruk atınca fark ediyorsunuz.
bir bıçaktan yumrukla kaçmak mümkün müdür?
bu da garip bir meseledir. bizim türk insanı genellikle yumruk atarken ya da bıçak çekerken savrulur. çünkü bir insana zarar verebilmek için vücut gücünüzü doğru şekilde kullanmak zorundasınız. bıçak çeken kişi çok büyük ihtimalle savrularak üstünüze gelecek. haliyle yumruk ile uzaklaştırmak mümkün. eminim günde 100 kişi bıçak sallıyorsa bizim beyinsizlerin yarısı ilk seferinde savrulduğu için isabet ettiremiyordur.
çok daha başarılı olmak için çok yakına gelip bıçaklamalıdır ki hiçbir boksör kol mesafesi kaldığı zaman öylece bakmaz. en baştan önlemi alır.
ha arkadan bıçaklanma mevzusu olur, ne bileyim bıçağı kalem kullanan john wick ustalığı ile kullanır orasını bilemem. geçmiş olsun o zaman.
yakın mesafeyi kapsayan savunma sporları var, çok nefis hareketler var. onlar öğrenilebilir, bazı insanlar için daha etkilidir. ben öğrendim, bir insanın kolunu yakalamak çok ciddi bir disiplin ve soğukkanlılık istiyor. haliyle benim için çok etkili olmadı. ben hala boksu tercih ediyorum.
ve şunu belirtmem gerek. hanımlar çubuk kraker kollu, omuzları olmayan, solucan gibi ortalarda gezen tiplerin şiddetine uğramayın. ha bu demek değil 2 metrelik adamların şiddetine mi uğrayalım? lütfen.. kendinizi savunmayı öğrenin bu topraklarda. çünkü gerekli. sevgiler.
savunma sporu bilmek değişik bir şey. bir kez çok aniden bir sokak köpeği yüzüme saldırdı, köpeğe yumruk atarken buldum kendimi. bunu planlamadım o panik anında. kendimi yumruk atarken buldum. bu duruma son derece tepki gösteren hayvansever arkadaşlardan özür diliyorum. hayvanın yüzümü parçalamasına izin veremedim. burnumu o köpekten daha çok seviyorum. ayrica burnuma ihtiyaç duyuyorum. bir anda yüz mesafeme zıplayıp nefesini hissettiğim an başını okşayamadım. o da çok ayrı bir mesele.
bunun yanında karanlıkta karşıma bööö yaparak iki farklı zamanda iki farklı kişi çıktı. korkmaya fırsat bulamadım, bir hırsız neden bööö yapsın diye düşünemedim, hırsız sandım ve yumruk attım. iki seferinde isabet ettirebildim.
haliyle olaya böyle bakmak lazım. biri bıçak çektiği zaman beyniniz en iyi neyi biliyorsa onu yapıyor. yani savunma sporu bilmeyen biri şaşırıyor ve öylece kalıyor. savunma sporu bilen biri ise doğru anı kollayıp kendini savunuyor. siz beyninizin verdiği o kararı ancak yumruk atınca fark ediyorsunuz.
bir bıçaktan yumrukla kaçmak mümkün müdür?
bu da garip bir meseledir. bizim türk insanı genellikle yumruk atarken ya da bıçak çekerken savrulur. çünkü bir insana zarar verebilmek için vücut gücünüzü doğru şekilde kullanmak zorundasınız. bıçak çeken kişi çok büyük ihtimalle savrularak üstünüze gelecek. haliyle yumruk ile uzaklaştırmak mümkün. eminim günde 100 kişi bıçak sallıyorsa bizim beyinsizlerin yarısı ilk seferinde savrulduğu için isabet ettiremiyordur.
çok daha başarılı olmak için çok yakına gelip bıçaklamalıdır ki hiçbir boksör kol mesafesi kaldığı zaman öylece bakmaz. en baştan önlemi alır.
ha arkadan bıçaklanma mevzusu olur, ne bileyim bıçağı kalem kullanan john wick ustalığı ile kullanır orasını bilemem. geçmiş olsun o zaman.
yakın mesafeyi kapsayan savunma sporları var, çok nefis hareketler var. onlar öğrenilebilir, bazı insanlar için daha etkilidir. ben öğrendim, bir insanın kolunu yakalamak çok ciddi bir disiplin ve soğukkanlılık istiyor. haliyle benim için çok etkili olmadı. ben hala boksu tercih ediyorum.
ve şunu belirtmem gerek. hanımlar çubuk kraker kollu, omuzları olmayan, solucan gibi ortalarda gezen tiplerin şiddetine uğramayın. ha bu demek değil 2 metrelik adamların şiddetine mi uğrayalım? lütfen.. kendinizi savunmayı öğrenin bu topraklarda. çünkü gerekli. sevgiler.
devamını gör...
antidepresan
antidepresanlar depresyon, okb, travma sonrası stres gibi birtakım rahatsızlıklarda psikiyatr tarafından reçeteli yazılan ilaçtır. bu tarz rahatsızlıklar, beynin çalışmasında değişimlere yol açar. antidepresan ilaçları ise, beyinde nörotransmitter adı verilen ve sinir hücreleri arasında haberleşmeyi sağlayan maddelerin dengesini değiştirerek beynin sağlıklı,olması gerektiği gibi çalışmasını sağlar. kendi kafanıza göre kullanmamanız gereken ilaçlar olduğu gibi "bırakınca daha kötü oluyosun" tarzı yorumlara aldanıp ön yargıyla da yaklaşmamanız gereken ilaçlardır. sağlıklı bir insan beyni zaten çalışması gerektiği gibi çalışıyor, mutlu olması gereken zamanlarda mutluluk hormonu saglayabiliyordur. ancak burda bi sıkıntı olduğunda kişinin muhakkak gerek ilaçla gerek terapiyle bir destek alması gerekmektedir. ruhsal bozukluklar, vücudumuzun diğer bölgelerindeki rahatsızlıklar kadar önemlidir ve en az onlar kadar ciddiye alınmalıdır. aksi takdirde bozuk bir ruh sağlığı beraberinde bozuk bir beden sağlığını da getirecektir.
devamını gör...
çok fena cehaletin döndüğü düşünülen yerler
devamını gör...
sözlüğü protesto etmek
niye sadece 1 ay diye beni merakta bırakan protesto. komple ceketi alıp gidemeyeceksen ne diye giderim bak ha diye tehdit edersin ki? ha bu kadar abartmaya gerek yok, bir kaç gün trip atar yazmaya devam ederim diyorsan da, sorununu dile getir ve at yine tribini. bir ay diye sınır koymak neden? neden 29 gün değil ya da 32 gün değil? takılarım ben böyle şeylere.
devamını gör...
son bir sayfa daha okuyayım sonra uyurum deyip sabahın ilk ışıklarını görmek
ve o gecenin sonunda düştüğün muazzam boşluk. bir sonraki gün ve günlerde olup olmadık yerlerde kitap karakterleriyle hesaplaşmak.
devamını gör...
gülme krizi
gülmek çoğu zaman depresyonu baskılayan bir maske görevi görmekte hatta mutsuz olan insanların daha çok güldüğü tespit edilen bilgiler arasında yerini almaktadır. kişilerin mutsuzluk ve çökkün ruh haline karşı geliştirdiği bir savunma mekanizması olan bu istemsiz gülme bazen psikolojik bozukluğu ifade edebilir.aşırı neşe ve enerji hali ya da tam tersi dibe çökme, mutsuzluk ve kendi içine kapanma hali olarak 2 farklı şekilde yaşandığı ancak kişiler arasında da bu belirtilerin farklılık gösterdiği ifade edilmektedir.
devamını gör...
türk rock tarihinin en sağlam parçası
erkin koray sevince demek istediğim başlıktır .
devamını gör...
muse
muse sözcüğünün en temelde grekçe'den gelen iki anlamı vardır.
1. "ilham perisi, şiir tanrıçası"
bu anlamın yunan mitolojisinde ilham ve şiir tanrıçası olan (bkz: mousa)'dan geldiği görülür.
2. "düşünceye dalma, derin düşünme."
1. "ilham perisi, şiir tanrıçası"
bu anlamın yunan mitolojisinde ilham ve şiir tanrıçası olan (bkz: mousa)'dan geldiği görülür.
2. "düşünceye dalma, derin düşünme."
devamını gör...
satürn'deki altıgen bulut
voyager uzay aracı 1980 yılında satürn kuzey kutbunda altıgen şeklinde bir bulut keşfetmiştir. bu dünyadaki altıgeni andıran bulutlar gibi değil tam olarak her kenarı eşit uzunlukta olan bir şekildir. bulutun büyüklüğü 4 dünyaya eştir. daha sonra farklı uzay araçlarıyla varlığı teyit edilmiştir. neden kaynaklandığı ve nasıl bu şekilde döndüğü tam olarak bilinmemektedir.


devamını gör...
üzülmeyi hak etmeyenleri üzenlerin üzülmemesi
hayata dair yazılı olmayan kurallardan birisi sadece .
devamını gör...
aşık değilken şiir yazamamak
oysa ki tam tersini iddia etmiştir şair.
"imkansız şey şiir yazmak aşıksan eğer,
ve yazmamak aylardan nisansa."
orhan veli yanılıyor olamaz :))
"imkansız şey şiir yazmak aşıksan eğer,
ve yazmamak aylardan nisansa."
orhan veli yanılıyor olamaz :))
devamını gör...
yazarların şu an duymak istediği söz
günaydın mısır daki dedenizden yüklü miktarda miras kaldı devir işlemleri için ofisime bekliyorum .
devamını gör...
yeşim ustaoğlu
türk film yönetmeni, senarist, yapımcı.
ilk izlediğim filmi, pandora'nın kutusu'ydu etkileyici anlatıma sahip bir yapım. izlenilmesi gereken bir yapım benim için tavsiye ederim. yönetmen'i bu şekilde tanıdım ve diğer film'lerinide takibe aldım. araf, tereddüt aklımda kalan bir diğer film'leri. sanat filmlerinin sıkıcılığını kapılmadan izledim her birini. hikaye'lerinde bağlanılan yerler, geçişler anlatılmak istenilen noktalar yerli yerinde. genelde toplumsal olaylara ışık tutmaya çalışan altyapı'ya sahip senoryalar hakim. yeşim ustaoğlu'nun gözlem yeteneğine hayran kalmamak elde değil.
flim'leri uluslararası festivallerde bir çok ödüle layık görüldü. zeki demirkubuz, nuri bilge ceylan kadar bilinmesede bir o kadar değer görmesi gereken kişidir. evet böyle bir yönetmen var. bence bilinmeli.

2008- pandoranın kutusu film afişi. buradan başlayabilirsiniz.
ilk izlediğim filmi, pandora'nın kutusu'ydu etkileyici anlatıma sahip bir yapım. izlenilmesi gereken bir yapım benim için tavsiye ederim. yönetmen'i bu şekilde tanıdım ve diğer film'lerinide takibe aldım. araf, tereddüt aklımda kalan bir diğer film'leri. sanat filmlerinin sıkıcılığını kapılmadan izledim her birini. hikaye'lerinde bağlanılan yerler, geçişler anlatılmak istenilen noktalar yerli yerinde. genelde toplumsal olaylara ışık tutmaya çalışan altyapı'ya sahip senoryalar hakim. yeşim ustaoğlu'nun gözlem yeteneğine hayran kalmamak elde değil.
flim'leri uluslararası festivallerde bir çok ödüle layık görüldü. zeki demirkubuz, nuri bilge ceylan kadar bilinmesede bir o kadar değer görmesi gereken kişidir. evet böyle bir yönetmen var. bence bilinmeli.

2008- pandoranın kutusu film afişi. buradan başlayabilirsiniz.
devamını gör...


