921.
aşk kendini inandırma sanatıdır.
devamını gör...
922.
kalıcı körlük.
devamını gör...
923.
sarmak, sarılmak, sarmalanmak.. bedence değil ruhen.
iki kişinin de kendi kalarak ötekiyle karışması, sonunda kavuşamaması.
sanırım aşık veyseldi “kavuşamayınca aşk olur” demişti. dosdoğru ya da dopdoğru. hangisi ise artık.
iki kişinin de kendi kalarak ötekiyle karışması, sonunda kavuşamaması.
sanırım aşık veyseldi “kavuşamayınca aşk olur” demişti. dosdoğru ya da dopdoğru. hangisi ise artık.
devamını gör...
924.
manevi ve kültürel açılardan dine oldukça benzeyen bir sistem. felsefi açıdan ise tam olarak bir din gibi idealist mantığa sahip.
devamını gör...
925.
şüphe barındırmamalı.
devamını gör...
926.
o kendi yoluna aşıktı, ben yürüyüşüne. böyle açıldı aramızda mesafeler.
devamını gör...
927.
ilişkinin tesadüf ettiği şeylerden.
aşk güzel ve faydalı yönleri de olan şeylerdendir ama ille de aşk ile ya da ilişki ile karşılığını almalıyım/almalıydım zihniyetiyle yaşanırsa insanı tüketir.
her şeyde olduğu gibi aşkın da idealist mantık ile değerlendirilmesi taraftarı değilim. idealist mantığın, içine düşmenize sebebiyet vereceği çelişkiler, yaşantınızın sürtünme(yıpranma) oranını yükseltir. idealist beklentilerin oran-orantı tanımayan şekli, yıpranma payını, yaşamı tehlikeye sokabilecek bir şiddete dönüştürür.
aşk güzel ve faydalı yönleri de olan şeylerdendir ama ille de aşk ile ya da ilişki ile karşılığını almalıyım/almalıydım zihniyetiyle yaşanırsa insanı tüketir.
her şeyde olduğu gibi aşkın da idealist mantık ile değerlendirilmesi taraftarı değilim. idealist mantığın, içine düşmenize sebebiyet vereceği çelişkiler, yaşantınızın sürtünme(yıpranma) oranını yükseltir. idealist beklentilerin oran-orantı tanımayan şekli, yıpranma payını, yaşamı tehlikeye sokabilecek bir şiddete dönüştürür.
devamını gör...
928.
ben hayatta bir kere aşık olunurculardan değilim.
her aşk kendine has bence.
ama bugün itibariyle ne hissettirdiğini anlatabilirim.
sanki biz kundaktan beri berabermisiz gibi bı hissiyat. öyle tanıdık.. öyle benden..
iletişimin yağ gibi akması. öyle doğal. öyle aynı frekanstan.
birbirine acayip bir manevi güç vermek. mutlandirmak.
biraz heyecan. biraz huzur. salıncağı başkası kapacak korkusuyla hep başında beklemek biraz. ama biraz da özgürlük. kişisel alanlara saygı.
iç huzuru. tek eşlilik. sadakat. bunların doğal ve kolay bir şekilde yerini alması hayatta.
hayatımda tanidugim bana en benzeyen adam olması.
muhabbetin hiç bitmemesi.
dokunduğunda içinin titremesi.
güvenmek. inanmak. görmek. gorulmek. anlamak. anlaşılmak. çok aşk. çok sevgi.
her aşk kendine has bence.
ama bugün itibariyle ne hissettirdiğini anlatabilirim.
sanki biz kundaktan beri berabermisiz gibi bı hissiyat. öyle tanıdık.. öyle benden..
iletişimin yağ gibi akması. öyle doğal. öyle aynı frekanstan.
birbirine acayip bir manevi güç vermek. mutlandirmak.
biraz heyecan. biraz huzur. salıncağı başkası kapacak korkusuyla hep başında beklemek biraz. ama biraz da özgürlük. kişisel alanlara saygı.
iç huzuru. tek eşlilik. sadakat. bunların doğal ve kolay bir şekilde yerini alması hayatta.
hayatımda tanidugim bana en benzeyen adam olması.
muhabbetin hiç bitmemesi.
dokunduğunda içinin titremesi.
güvenmek. inanmak. görmek. gorulmek. anlamak. anlaşılmak. çok aşk. çok sevgi.
devamını gör...
929.
"aşk kumar, barbut gibidir, gelecek zarlara göre kazanır veya kaybedebilirsin ama korkak davranıp o zarları zamanında atmazsan sıran geçer ve senin yerine başkası zarları atar"
shirley bennett / community (dizi)
shirley bennett / community (dizi)
devamını gör...
930.
mekanik değildir.
devamını gör...
931.
"aşığım" diyen yalan söylüyordur; hatta hakîki bir yalancıdır. çünkü 21. yy. aşkı faso fisodur.
devamını gör...
932.
aşık olmak şey gibi aslında: çektiğim filmde baş karakteri oynayan oyuncunun (turgut diyelim), yani benim romandan çıkmak istemem. o olsun baş karakter. o daha güzel, neşeli… seyirci de onu çok seviyor. ama iyi de bu filmin baş karakteri sensin turgut, seni nasıl çıkartayım. sevgilin olarak dahil edelim diyeceğim ama başka bir filmde o rolde şu an. turgut aslında onu başta sadece sevgilisi rolünde istemişti. bunun mümkün olmadığını anlayınca da saçmalayıp beni o oynasın demeye başladı. onun kendisini oynadığı rüyalar falan görmeye başladı. bunun mümkün olmadığını anlamasını sağlayan olay başına gelince de acı çekmeye başladı. kendini hakir gördü, yaşadığı hayatı yaşamaya değer bulmakta zorlandı. bazen ağladı. üstünde sigara söndürecekti zor engelledim. ılk sevgilisinden ayrıldığında yapmıştı bunu. neyse ki bütün bu hayal kırıklıkları, değersizlik hisleri ile başa çıkabildi. şimdi biraz migren ağrısı çekiyor ama kendi kendisini oynadığı role devam edecek. sevgilisi rolüne başkasını bulacağız artık. aşık olduğu biri mi olur bilemem ama bir sevgili olmadan hikaye ilerlemiyor. turgut yeni yeni çıkıyor dışarı. eskiden olsa birine aşık olur kafasında işler dururdu. seyirci artık aksiyon istiyor. turgut bu beklentiye kayıtsız değil ama zorlanıyor biraz işte. yas tutmayı, acı çekmeyi becermeye çalışıyor. çünkü bunu beceremezse yine içine kapanacağını biliyor.
devamını gör...
933.
hala çok acı çekiyorum. neşemi kaybettim. gülüşü çok hoşuma gidiyordu. kafamda sürekli derste yaptığım, yapacağım espriler vardı. hala var ama artık daha mesafeliyiz. onu kafamda o kadar yücelttiğim süreci ben bilerek de işledim. “white lotus” dizisindeki italyan kadını ondan daha güzel bulmamak için çok uğraştım mesela. neden yaptım bunu? bir cennet tasarlayabilmek için. şimdi o cennette ben dışarıda kalmış gibiyim. onu tanıyan insanların hep ona aşık olduğunu düşünüyorum mesela. harika bir hikayesi olduğunu düşünüyorum, bu sayede kendiminkini hakir görüyor, olmayan cennetin dışında kalmışım gibi hissediyorum. bu cennete girebilseydim bütün eksiklerim telafi olacaktı. olmayacaktı tabi ama böyle hissedecektim. öyle bir anda öldüğünüzü düşünsenize. ölüm hiç aklınıza gelmeden. ama diyelim ki ölmedim ve hayal kırıklığına uğradım. hala kabul etmek istemesem de muhtemel sonuç bu olacaktı. bununla başa çıkabilecek miydim? emin değilim. eninde sonunda bu kadar yükseklere uçmanın bedelini ödeyecek, bu acıyı çekecektim. uçmayalım mı o zaman. ona aşık olmayı onun gülüşünden, neşesinden beyaz kanatlara benzetmiştim. bu kanatların tutmayıp çürümesinin acısını çekiyorum diye düşünmüştüm. tekrardan normal, sıradan bir insan olmanın acısı. aslında korktuğum şey biraz da tekrar bu kadar yükseklere uçmaya cesaret edememek. ama burada sorun tam olarak ne kestiremiyorum. terapistimle konuşmuştuk bu meseleyi ama ne dediğini hatırlamakta zorlanıyorum. bu kadar yükseklere uçmamak mı gerek yoksa bu kadar yükseklere uçarsan düşeceğini de bilerek mi uçmak? ya da düşmeyi, yeryüzüne inmeyi mi beceremiyorum?
daha analitik olmaya çalışırsam uçmakla hayal kurmayı kastediyorum. buna çok fazla ihtiyaç duyuyorum. borsa bu konuda bana bir dönem çok yardımcı oldu. ciddi paralar batırıp sonra tekrar kazanabilip kendi efsanemi yazmıştım. sonra para bitince bu sefer kripto piyasasında yüksek kaldıraçlı işlemlerle hayal kurmaya başladım. koyduğum 100 dolar 500 olunca 1000 yapmaya çalıştım. 1000 olsa 10000 yapmaya çalışırdım. ama her seferinde bir şekilde dört beş katına çıkarabilip sonrasında tamamını kaybettiğim 30 100 dolardan sonra daha da trajik bir hale gelmeden bu duruma son verdim. sonrasında da aşık oldum işte. sürekli onunla ne kadar harika bir ilişkimiz olabileceğini, onun da bana aşık olduğunu, sevgilisinden ayrılıp benimle olacağını, evleneceğimizi falan hayal ettim. sonrasında o günkü dersin ardından bir kıskançlık krizinin de verdiği enerjiyle ona aşık olduğumu söyledim. ve kanatlar çürümeye başladı, alçalmayı aklıma bile getirmemişken sırtımda iki kocaman yara ile yere düşmeye başladım ve düştüm. çok kötü düştüm. analitik olmak diyorduk en son. rasyonel ya da. yükseklere uçmanın hayal kurmak olduğunu söylemiştim. bu hayal kurma ihtiyacımı daha makul bir zeminde karşılamalıyım. şu yaralarım bir kapansın. ciddi ciddi öykü yazmayı falan düşünmem gerekiyor. ne kadar becerebilirim bilmiyorum ama en azından denemeliyim. hayal ile hakikat arasındaki farkı kapatmaya çalışmaktan vazgeçmeliyim. aslında yükseklere uçmakla kastettiğim şey galiba daha çok bu: aradaki farkı bir yerden sonra görmezden gelmeye başlamak. bu çocukça. çocukça olması kötü bir şey değil elbette ama hayata bir çocuk gibi devam edemem. büyümem lazım.
daha analitik olmaya çalışırsam uçmakla hayal kurmayı kastediyorum. buna çok fazla ihtiyaç duyuyorum. borsa bu konuda bana bir dönem çok yardımcı oldu. ciddi paralar batırıp sonra tekrar kazanabilip kendi efsanemi yazmıştım. sonra para bitince bu sefer kripto piyasasında yüksek kaldıraçlı işlemlerle hayal kurmaya başladım. koyduğum 100 dolar 500 olunca 1000 yapmaya çalıştım. 1000 olsa 10000 yapmaya çalışırdım. ama her seferinde bir şekilde dört beş katına çıkarabilip sonrasında tamamını kaybettiğim 30 100 dolardan sonra daha da trajik bir hale gelmeden bu duruma son verdim. sonrasında da aşık oldum işte. sürekli onunla ne kadar harika bir ilişkimiz olabileceğini, onun da bana aşık olduğunu, sevgilisinden ayrılıp benimle olacağını, evleneceğimizi falan hayal ettim. sonrasında o günkü dersin ardından bir kıskançlık krizinin de verdiği enerjiyle ona aşık olduğumu söyledim. ve kanatlar çürümeye başladı, alçalmayı aklıma bile getirmemişken sırtımda iki kocaman yara ile yere düşmeye başladım ve düştüm. çok kötü düştüm. analitik olmak diyorduk en son. rasyonel ya da. yükseklere uçmanın hayal kurmak olduğunu söylemiştim. bu hayal kurma ihtiyacımı daha makul bir zeminde karşılamalıyım. şu yaralarım bir kapansın. ciddi ciddi öykü yazmayı falan düşünmem gerekiyor. ne kadar becerebilirim bilmiyorum ama en azından denemeliyim. hayal ile hakikat arasındaki farkı kapatmaya çalışmaktan vazgeçmeliyim. aslında yükseklere uçmakla kastettiğim şey galiba daha çok bu: aradaki farkı bir yerden sonra görmezden gelmeye başlamak. bu çocukça. çocukça olması kötü bir şey değil elbette ama hayata bir çocuk gibi devam edemem. büyümem lazım.
devamını gör...
934.
deniz seki’ye dair sevdiğim tek şey bu şarkı.
öyle bir büyü ki; anlayamazsın!
göze alsan olmaz, aşka gönül doymaz.
seven kalbi istesen de susturamazsın!
öyle bir büyü ki; anlayamazsın!
göze alsan olmaz, aşka gönül doymaz.
seven kalbi istesen de susturamazsın!
devamını gör...
935.
bütün afetleri gördü, sağ kalmayı başardı.
zamanın sınırı olsaydı, onu da aşardı.
zamanın sınırı olsaydı, onu da aşardı.
devamını gör...
936.
bence aşk bir delilik halidir. insan aşık olunca aşık olduğu kişi dese ki ona benim için binanın çatısından atlar mısın hiç sorgulamaz canını kaybedeceği aklına gelmez. direkt olarak eşek gibi çıkar atlar. ve bence aşık olmak dediğimiz ruh haline gerçek anlamda ömür boyunca sadece 1 kere sahip oluyoruz. ki şöyle de bir şey var bence şu anda dünya üzerinde evli olan sevgili olan hiçbir insan birbirine aşık değil. evet bir taraf aşık olabilir ama karşı taraf sadece seviyor. sevmek ile aşk farklı şeyler. deseniz ki babanıza " annemle evlenmeden önce ona aşık mıydın ? " diye şerefsizim ki aklında bir anda başka bir isim belirecek. ama size yine de evet diyecek. bilmiyorum bu konu hakkında çok uzun yazabilirim gibi geliyor çünkü biz türkler beceremediğimiz şeyler hakkında çok konuşmayı severiz futbol siyaset gibi.
devamını gör...
937.
devamını gör...
938.
çok merak ediyorum bunu içi dolu bir şekilde en son kim kime söylemiştir. ama böyle gerçekten aşık olan bir çift olacak. hani şu aşk bir yerde bitiyor zaten goygoyu gibi değil böyle sonuna kadar yaşayan bir çift oldu mu acaba. ne hissettiler nasıl yaşadılar öldüler. birde bunu hala sonuna kadar yaşayan ölümüne seven insanlar var mı onuda merak ediyorum.
devamını gör...
939.
“kişi eğer kendinden çok hoşnutsa deli gibi aşık olmaz, kendinden hoşnut değil ve kendinden kurtulmak istiyorsa deli gibi aşık olur. orada da işte bana onu ver, bende olmayan şeyi ve sende olan neyse onu bana ver ve bütün huzursuzluğum dinsin.”
sabah 5.30 gibi yatakta instagram a bakınırken önüme düşen şule öncü videosu. ben deli gibi aşık olanlardanım. yakın zamandaki tecrübemi de göz önüne alırsak hala biraz öyleyim gibi görünüyor. peki ne bu bende olmayıp da sende olan şey: değerli olmak. bu annenin, babanın sana hissettirebileceği bir şey. bir anlık değerli hissetmekten bahsetmiyorum tabi, çocukluğunuzdan ergenliğinize kadar ince ince işlenen bir süreç. ince ince işlenmiyor elbette, kaba saba işleniyor genellikle.
“senin gibi bir oğlum olacağına sakat bir oğlum olsaydı keşke. ona bakmak seninle ilgilenmekten daha az sinir bozucu olurdu.”
bu da babamdan. hala ara sıra aklıma geliyor. bir babanın oğlunu kırmak, aşağılamak, küçük düşürmek için daha ağır ne söyleyebileceğini düşünmek zor. bu söz babamın aşağılamalarının zirvelerindendi. bunun dışında yine küçük büyük sinir krizleri, küçük düşürmeler, beceriksizlik imalarıyla geçti görüştüğümüz bütün dönem. hatırlamaya değer güzel hiçbir anım yok desem abartmış olmam. annemse hasbelkader babamla hayatını mahvetmiş, hayatını bu cehennemden kurtarabileceği hiçbir planı olmayan, öbür dünyada huzuru bulacağı inancıyla ibadetini yapıp ölümü bekleyen biriydi. bizi aşağılamazdı ama öfkesini bazen gizleyemez, sevgisini pek gösteremezdi. babama karşı koruyamazdı zaten. onun zorbalığından hepimiz payımızı alırdık. öte yandan babama kimsenin gücünün yetmeyeceğini düşünürdü, bizi de bu konuda uyarırdı. bir keresinde asım can gündüz ‘ün oğlu annesinden bahsediyordu tvde: “bütün anneleri dizmişler, içinden en harika olanını seçmişim ben de.” gibi bir şey söylüyordu. annem de salona girerken bunu duyunca mahçup bir tavırla “ben öyle bir anne bir anne olamadım.” demişti. üzülmüştüm tabi o zaman bunu duyunca. kardeşimle teselli etmeye falan çalışmıştık.
öte yandan babamın annesinin kafasında bira şişesi kıran bir babası, kendisinin değerinden hiç şüphe etmeyecek kadar ona sevgisini veren; kardeşlerinden kayıran bir annesi varmış. annemse küçük yaşta annesini kaybedip önce dedemle sinir hastası dayıma, sonrasında babama ve bize bakmaya mahkum olmuş, bütün teselliyi dinde bulan bir kadın.
şimdi ayrılar, on beş sene önce kardeşimle benim anneme desteğiyle boşandılar. uzun yıllar görüşmedik, sonra ben görüşmeye başladım babamla. kardeşim sevip sevildiği bir ilişkisini evliliğe taşıdı. ben de uzun yıllardır gurbetteyim. beş sene kadar psikoloğa gittim. kendimi o kadar değersiz hisssetmiyorum ama pek değerli de hissetmiyorum. deliler gibi aşık olacak bir potansiyelim var hala.
o kadar sene psikanalize gittikten sonra içine düştüğüm hayatın farkına vardım denebilir. eldeki malzeme, imkanlar, şartlar bunlar. ben bununla ne yapabilirim? tenis oynuyorum, tangoya gidiyorum, elektro gitar aldım yeni, iyi kitaplar okuyan bir kitap kulübüne katıldım geçen hafta (clarise lispector ‘un “yaşam suyu” nu konuştuk.). devam etmeye çalışıyorum. arada buraya yazıyorum işte. öyle..
sabah 5.30 gibi yatakta instagram a bakınırken önüme düşen şule öncü videosu. ben deli gibi aşık olanlardanım. yakın zamandaki tecrübemi de göz önüne alırsak hala biraz öyleyim gibi görünüyor. peki ne bu bende olmayıp da sende olan şey: değerli olmak. bu annenin, babanın sana hissettirebileceği bir şey. bir anlık değerli hissetmekten bahsetmiyorum tabi, çocukluğunuzdan ergenliğinize kadar ince ince işlenen bir süreç. ince ince işlenmiyor elbette, kaba saba işleniyor genellikle.
“senin gibi bir oğlum olacağına sakat bir oğlum olsaydı keşke. ona bakmak seninle ilgilenmekten daha az sinir bozucu olurdu.”
bu da babamdan. hala ara sıra aklıma geliyor. bir babanın oğlunu kırmak, aşağılamak, küçük düşürmek için daha ağır ne söyleyebileceğini düşünmek zor. bu söz babamın aşağılamalarının zirvelerindendi. bunun dışında yine küçük büyük sinir krizleri, küçük düşürmeler, beceriksizlik imalarıyla geçti görüştüğümüz bütün dönem. hatırlamaya değer güzel hiçbir anım yok desem abartmış olmam. annemse hasbelkader babamla hayatını mahvetmiş, hayatını bu cehennemden kurtarabileceği hiçbir planı olmayan, öbür dünyada huzuru bulacağı inancıyla ibadetini yapıp ölümü bekleyen biriydi. bizi aşağılamazdı ama öfkesini bazen gizleyemez, sevgisini pek gösteremezdi. babama karşı koruyamazdı zaten. onun zorbalığından hepimiz payımızı alırdık. öte yandan babama kimsenin gücünün yetmeyeceğini düşünürdü, bizi de bu konuda uyarırdı. bir keresinde asım can gündüz ‘ün oğlu annesinden bahsediyordu tvde: “bütün anneleri dizmişler, içinden en harika olanını seçmişim ben de.” gibi bir şey söylüyordu. annem de salona girerken bunu duyunca mahçup bir tavırla “ben öyle bir anne bir anne olamadım.” demişti. üzülmüştüm tabi o zaman bunu duyunca. kardeşimle teselli etmeye falan çalışmıştık.
öte yandan babamın annesinin kafasında bira şişesi kıran bir babası, kendisinin değerinden hiç şüphe etmeyecek kadar ona sevgisini veren; kardeşlerinden kayıran bir annesi varmış. annemse küçük yaşta annesini kaybedip önce dedemle sinir hastası dayıma, sonrasında babama ve bize bakmaya mahkum olmuş, bütün teselliyi dinde bulan bir kadın.
şimdi ayrılar, on beş sene önce kardeşimle benim anneme desteğiyle boşandılar. uzun yıllar görüşmedik, sonra ben görüşmeye başladım babamla. kardeşim sevip sevildiği bir ilişkisini evliliğe taşıdı. ben de uzun yıllardır gurbetteyim. beş sene kadar psikoloğa gittim. kendimi o kadar değersiz hisssetmiyorum ama pek değerli de hissetmiyorum. deliler gibi aşık olacak bir potansiyelim var hala.
o kadar sene psikanalize gittikten sonra içine düştüğüm hayatın farkına vardım denebilir. eldeki malzeme, imkanlar, şartlar bunlar. ben bununla ne yapabilirim? tenis oynuyorum, tangoya gidiyorum, elektro gitar aldım yeni, iyi kitaplar okuyan bir kitap kulübüne katıldım geçen hafta (clarise lispector ‘un “yaşam suyu” nu konuştuk.). devam etmeye çalışıyorum. arada buraya yazıyorum işte. öyle..
devamını gör...
940.
1940 yazı. hitler in luftwaffe si londra yı deli gibi bombalıyor. kraliyet hava kuvvetleri pilotlarının çoğu üniversiteliymiş. genç kadından da iş gücü eksiği gidermişler. radar operatörleri, bisikletli ulaklar, harekat merkezi telefonuna bakanlar, harekat merkezinde anında uçak modellerini hareket ettiren genç kadınlar.
kadın ve erkekler üniformalı. kemerlerine kasklar ve gaz maskeleri bağlı.
o tarihe kadar genç kadın ve erkekler hiç bu kadar yakınlaşmamış. gece gündüz birlikteler, mesai yok. sürekli bomba korkusu altındalar. pilotlar ya ölüyor ya da yanıyor.
buradaki bütün kadınlar ve erkekler birbirleriyle evlenmiş. cevabı basit. iyi günler ve anlaşmak sevgili yapmaz. bir şeyi paylaşmak sevgili yapar.
(bkz: britanya savaşı)
(bkz: battle of britain)
kadın ve erkekler üniformalı. kemerlerine kasklar ve gaz maskeleri bağlı.
o tarihe kadar genç kadın ve erkekler hiç bu kadar yakınlaşmamış. gece gündüz birlikteler, mesai yok. sürekli bomba korkusu altındalar. pilotlar ya ölüyor ya da yanıyor.
buradaki bütün kadınlar ve erkekler birbirleriyle evlenmiş. cevabı basit. iyi günler ve anlaşmak sevgili yapmaz. bir şeyi paylaşmak sevgili yapar.
(bkz: britanya savaşı)
(bkz: battle of britain)
devamını gör...