181.
babam hiçbir zaman yediğimi içtiğimi eksik etmemiş, hem okurken hem de çalışırken arkamda olmuştur. babalığını görmedim gibi bir şey diyemem yani, kendisine ne kadar minnet duysam az kalır.
lakin babamın komşu çocuğu veya akraba çocuğu yerine televizyonda gördüğü çocuklarla beni kıyaslaması her zaman canımı sıkmış, içimi burmuştur. bilen bilir: bizim haber bültenleri bir tesadüf eseri kariyer yapan insanlara hayrandır. mete gazoz'un okçu olması gibi mesela... mete, babasının yönlendirmesiyle bir yayı eline almış ve ömür boyu 12'den vurmuştur. hamza dursun'un kayakçı olması ya da... bir kayak hocası karşısına çıkmış ve ağrı gibi bir memleketten olimpiyat sporcusu olarak çıkmasını sağlamıştır.
babam, özellikle trt haber'de yayınlanan bu sporcu örneklerini gördüğünde hep şöyle laflar etmeyi alışkanlık haline getirdi: "ulan bi' şunun gibi kayakçı olamadın, bi' şu adam kadar okçu olamadın. altı üstü bi' üniversite okudun, onunla övünüyorsun. milletin çocuğu neler yapıyor, bir de bizimkine bak."
ben hayatım boyunca elime ok almadım, kayak da yapmadım. futboldan başka bir spordan da çok anlamam. hayır işin garip yanı, sülalemde daha önce üniversite okumuş bir insan da yok. neredeyse bütün ecdadım, hayatı boyunca tarlada kazma kürek sallamış. aradan bazıları kafayı çalıştırmış, uzman çavuş veya gardiyan olmuş. ama üniversite okuyan yoktu. ben bu sülalede farklı bir şey yapıp üniversite okudum. ülkenin en iyi üniversitelerinden birinde makine mühendisliğini bitirdim ve kazandığım parayla hem kendime, hem de yeğenlerime bakıyorum.
her şeye rağmen, olimpiyatlara katılmış bir milli sporcu olamadığım için pişmanım.
lakin babamın komşu çocuğu veya akraba çocuğu yerine televizyonda gördüğü çocuklarla beni kıyaslaması her zaman canımı sıkmış, içimi burmuştur. bilen bilir: bizim haber bültenleri bir tesadüf eseri kariyer yapan insanlara hayrandır. mete gazoz'un okçu olması gibi mesela... mete, babasının yönlendirmesiyle bir yayı eline almış ve ömür boyu 12'den vurmuştur. hamza dursun'un kayakçı olması ya da... bir kayak hocası karşısına çıkmış ve ağrı gibi bir memleketten olimpiyat sporcusu olarak çıkmasını sağlamıştır.
babam, özellikle trt haber'de yayınlanan bu sporcu örneklerini gördüğünde hep şöyle laflar etmeyi alışkanlık haline getirdi: "ulan bi' şunun gibi kayakçı olamadın, bi' şu adam kadar okçu olamadın. altı üstü bi' üniversite okudun, onunla övünüyorsun. milletin çocuğu neler yapıyor, bir de bizimkine bak."
ben hayatım boyunca elime ok almadım, kayak da yapmadım. futboldan başka bir spordan da çok anlamam. hayır işin garip yanı, sülalemde daha önce üniversite okumuş bir insan da yok. neredeyse bütün ecdadım, hayatı boyunca tarlada kazma kürek sallamış. aradan bazıları kafayı çalıştırmış, uzman çavuş veya gardiyan olmuş. ama üniversite okuyan yoktu. ben bu sülalede farklı bir şey yapıp üniversite okudum. ülkenin en iyi üniversitelerinden birinde makine mühendisliğini bitirdim ve kazandığım parayla hem kendime, hem de yeğenlerime bakıyorum.
her şeye rağmen, olimpiyatlara katılmış bir milli sporcu olamadığım için pişmanım.
devamını gör...
182.
kizini tanimayan bana ne kadar huzuncluyse, kizini taniyan baba o kadar sevinclidir.
devamını gör...
183.
geçen sene mart ayında kalp krizinden kaybettik rahmetliyi.
o zaman anladım büyümenin ne demek olduğunu.
bir anda iki kardeşime ve anneme kol kanat gererken buldum kendimi.
ancak en zoru ömrüm boyunca bir kere bile sevdiğimi söyleyememişken, toprağına bakarak sevdiğimi söylemekti.
ömrümde çok az ağlamışımdır. orada ağladım.
seni dedikten sonra bir şey oturdu boğazıma, ulan dedim bu ne.
meğer düğümmüş.
sevdiklerinizin kıymetini bilin.
bu söylediğim bir kıvılcımdan değil, kocaman bir yangındandır.
akıllı insan kendi hayatından, daha akıllı insan başkalarının hayatından ders alandır.
o zaman anladım büyümenin ne demek olduğunu.
bir anda iki kardeşime ve anneme kol kanat gererken buldum kendimi.
ancak en zoru ömrüm boyunca bir kere bile sevdiğimi söyleyememişken, toprağına bakarak sevdiğimi söylemekti.
ömrümde çok az ağlamışımdır. orada ağladım.
seni dedikten sonra bir şey oturdu boğazıma, ulan dedim bu ne.
meğer düğümmüş.
sevdiklerinizin kıymetini bilin.
bu söylediğim bir kıvılcımdan değil, kocaman bir yangındandır.
akıllı insan kendi hayatından, daha akıllı insan başkalarının hayatından ders alandır.
devamını gör...
184.
8. sınıfa gidiyordum kaybettiğimde. olayın ardından okula geri döndüğüm ilk gün çok ağır gelmişti bana. kimi acıyarak bakıyordu, kimi bir anlık bir empatinin ardından ürpertiyle kendi haline şükrediyordu, kimi de acaba utanmadan gülümseyecek miyim diye adeta bir dedektif gibi inceliyordu beni. hepsinin farkındaydım. yetmezmiş gibi bir de patavatsız, insafsız öğretmenler vardı.
-npcpath, özgül hoca seni çağırıyor.
-ne istiyormuş ki?
-bilmem...
-nerede?
-öğretmenler odasında...
özgül hocanın ne istediğini ikimiz de biliyorduk aslında, ama dile getirmek istemiyorduk. özgül hoca babası vefat eden öğrencisini görmek istiyordu. belli ki canı babası vefat eden öğrenci görmek çekmişti. bunun için de ayağına çağırmıştı beni. öğretmenler odasının kapısında bir süre bekledim. ne diyebilirdi ki bana? duymaktan tiksidiğim cümleleri sırayalacaktı, herkes gibi. tıkladım kapıyı, girdim. muhabbetleri bölündü.
-beni çağırmışsınız hocam...
-npcpath, başın sağ olsun, nasıl oldu?
-beyin kanaması...
-hmm... başın sağ olsun... sınıfa git, birazdan geliyorum ben de...
çıktım. öğretmenler odasının kapısında bir süre bekledim yine. öfke, isyan, utanç karışımı bir duygu vardı içimde...
dersimiz türkçeydi. artık eşzamanlılık mı dersiniz, tanrı'nın bitmek bilmeyen imtihanları mı dersiniz, yoksa sadist bir öğretmenin komplosu mu dersiniz bilemiyorum; dersin konusu mehmet akif ersoy'un "küfe" şiiriydi. baştan sona içimden hızlıca okudum. başımdan aşağı kaynar sular döküldü. babası vefat eden bir çocuk hakkındaydı şiir. birazdan bu şiir sınıfta okununca herkes bana bakacaktı, içlerinden aynı düşünceleri geçireceklerdi yine. bu kadarını kaldıramıyordum artık. çıkıp gitmek istiyordum sınıftan. ben çıkmayı düşünürken özgül hoca girdi içeri, kaldım. belki de dersi işlemez diye düşünüyordum. belki de başka bir konuya geçer. belki kompozisyon yazdırır. belki...
hepimize şiirin olduğu sayfayı açtırdı. sonra da şiiri sesli bir şekilde okumamı istedi benden. kaynar sular ikinci kez döküldü başımdan aşağı. güçlü görünmeye çalıştım. sanki hiçbir şey olmamış gibi şiiri sesli bir şekilde okumaya başladım. her duraksadığımda, sesimin titrediği her kelimede yalandan öksürsem de herkes anladı. tıpkı benim de onları anladığım gibi.
-npcpath, özgül hoca seni çağırıyor.
-ne istiyormuş ki?
-bilmem...
-nerede?
-öğretmenler odasında...
özgül hocanın ne istediğini ikimiz de biliyorduk aslında, ama dile getirmek istemiyorduk. özgül hoca babası vefat eden öğrencisini görmek istiyordu. belli ki canı babası vefat eden öğrenci görmek çekmişti. bunun için de ayağına çağırmıştı beni. öğretmenler odasının kapısında bir süre bekledim. ne diyebilirdi ki bana? duymaktan tiksidiğim cümleleri sırayalacaktı, herkes gibi. tıkladım kapıyı, girdim. muhabbetleri bölündü.
-beni çağırmışsınız hocam...
-npcpath, başın sağ olsun, nasıl oldu?
-beyin kanaması...
-hmm... başın sağ olsun... sınıfa git, birazdan geliyorum ben de...
çıktım. öğretmenler odasının kapısında bir süre bekledim yine. öfke, isyan, utanç karışımı bir duygu vardı içimde...
dersimiz türkçeydi. artık eşzamanlılık mı dersiniz, tanrı'nın bitmek bilmeyen imtihanları mı dersiniz, yoksa sadist bir öğretmenin komplosu mu dersiniz bilemiyorum; dersin konusu mehmet akif ersoy'un "küfe" şiiriydi. baştan sona içimden hızlıca okudum. başımdan aşağı kaynar sular döküldü. babası vefat eden bir çocuk hakkındaydı şiir. birazdan bu şiir sınıfta okununca herkes bana bakacaktı, içlerinden aynı düşünceleri geçireceklerdi yine. bu kadarını kaldıramıyordum artık. çıkıp gitmek istiyordum sınıftan. ben çıkmayı düşünürken özgül hoca girdi içeri, kaldım. belki de dersi işlemez diye düşünüyordum. belki de başka bir konuya geçer. belki kompozisyon yazdırır. belki...
hepimize şiirin olduğu sayfayı açtırdı. sonra da şiiri sesli bir şekilde okumamı istedi benden. kaynar sular ikinci kez döküldü başımdan aşağı. güçlü görünmeye çalıştım. sanki hiçbir şey olmamış gibi şiiri sesli bir şekilde okumaya başladım. her duraksadığımda, sesimin titrediği her kelimede yalandan öksürsem de herkes anladı. tıpkı benim de onları anladığım gibi.
devamını gör...
185.
benim babam yok bilen bilir.
sevgilimin babasi da icip icip annesini(yani sevgilimin annesi, kendisinin karisi) dovuyor.
bakamicaksaniz yapmayin.
kizlar siz de evlenirken dogru adami sectiginize dikkat edin. sonra boyle sorunlarla karsilasabiliyoruz maalesef.
sevgilimin babasi da icip icip annesini(yani sevgilimin annesi, kendisinin karisi) dovuyor.
bakamicaksaniz yapmayin.
kizlar siz de evlenirken dogru adami sectiginize dikkat edin. sonra boyle sorunlarla karsilasabiliyoruz maalesef.
devamını gör...
186.
her birinde az ya da çok ama mutlaka tanrı kompleksi bulunuyor.
aman şunu şöyle yapayım da paranın kıymetini bilsin vs vs. sanki kendisi bana zorluk yaşatmasa allah'ın buna yetecek gücü yok.
aman şunu şöyle yapayım da paranın kıymetini bilsin vs vs. sanki kendisi bana zorluk yaşatmasa allah'ın buna yetecek gücü yok.
devamını gör...
187.
baba ne güzel bir tanım hele benim babam gibi dağ gibi bir babaya sahipseniz.
hasta olurum yanımda olur ,
her düştüğümde kaldırır,
1.5 sene işsiz parasız kaldım benim sigara paramı dahi verdi
çocukken bile bir devlet memuru olarak bize yokluk göstermedi zor okuttu belki herşey tam değildi ama bize sevgisi tamdı onu bilirdik.
adam ailesi olmadan dışarıda su bile içmez biz varken bile önce bizim yememizi ister o der bakarak doyarım size diye.
benim bir damla gözyaşım için yakar dünyayı bilirim,
korkmamamı sağladı hep her hatamda yanımda olacağını bildiğim için
ne kafa sevdin diyenler için çok güzel be baba sahibi olmak ama benim için.
hasta olurum yanımda olur ,
her düştüğümde kaldırır,
1.5 sene işsiz parasız kaldım benim sigara paramı dahi verdi
çocukken bile bir devlet memuru olarak bize yokluk göstermedi zor okuttu belki herşey tam değildi ama bize sevgisi tamdı onu bilirdik.
adam ailesi olmadan dışarıda su bile içmez biz varken bile önce bizim yememizi ister o der bakarak doyarım size diye.
benim bir damla gözyaşım için yakar dünyayı bilirim,
korkmamamı sağladı hep her hatamda yanımda olacağını bildiğim için
ne kafa sevdin diyenler için çok güzel be baba sahibi olmak ama benim için.
devamını gör...
188.
(bkz: koca çınar)
devamını gör...
189.
bugün doğumgünü olan koca çınar. 5 ağustos 1949. koca bir 75 yıl. vay be. icme artık diyorum doktorla konuştum içkiyi bırakırsan ölürsün diyormuş. hangi doktor öyle bir şey söyler baba diyorum. sen işine bak ben daha torunlarımı everecegim diyor. kral adam benim babam. onun sükuneti bana sirayet etmiş olsaydı şimdi ben bambaşka yerdeydim.
devamını gör...
190.
ulkeye girisi yasak.
hakkinda arama var.
og, real gangsta. babam.
hakkinda arama var.
og, real gangsta. babam.
devamını gör...
191.
bu kelimenin anlami yokmus lan.
mama yani anne de oyle.
bebekler, papa, mama, dada der ya. ordan turemis.
yani bebegin ba ba demesinden baba kelimesi turemis.
oyle sacma sapan 1 olay.
mama yani anne de oyle.
bebekler, papa, mama, dada der ya. ordan turemis.
yani bebegin ba ba demesinden baba kelimesi turemis.
oyle sacma sapan 1 olay.
devamını gör...
192.
severim iyi adamdir. var olsun. evet.
devamını gör...
193.
bu gün bu konu hakkında baya düşündüm. kendimi babamın yerine koydum.
benim babam emekli yarbay. babam arabayla beni okuluma, ablamı da üniversiteye getirip götürüyor. günün geriye kalan kısmındaysa televizyonda dizi seyretmekten başka bir şey yapmıyor ve doğal olarak sıkılıyor. gerekli gereksiz her şey hakkında konuşuyor, gereksiz şakalar yapıyor vb.
aslında dışarıdan bakınca kendinizi benim yerime koyarsanız babamın sıkıcı bir adam olduğundan başka bir şey düşünemezsiniz, ona soğuk davranırsınız. evet, ben de bir az öyle düşünüyodum, ta ki bir saat önceye kadar.
şimdi gelin kendinizi babamın yerine koyun. yarbayken çevresindekilerden kazandığı saygıyı emekli olunca bir anda kaybetmesi, emekli olduktan sonra kimsenin onu arayıp sormaması, türk dizi ve filmlerindeki senaryolardaki monotonluğun getirdiği sıkılma ve bunaltı hissi, akraba ilişkileri, aile üyelerinin sıkıntılarıyla uğraşmak gibi bir çok problem göreceksiniz. şimdi bunların üstüne bir de çocuklarınızın sizle hiçbir şey paylaşmamasını, sizle iletişim kurmak istememesini, soğuk davranmasını da ekleyin bakalım. kendinizi hiçbir işe yaramayan gereksiz bir insan gibi hissedersiniz muhtemelen.
arkadaşlar, babaların en nefret ettiği şey saygısızlıktır, alçaltılmaktır. ne kadar bunalsanız da, sıkılsanız da babanızla iletişim kurmayı ihmal etmeyin. o birlikte takıldığınız, bizi kimse ayıramaz dediğiniz dostlarınız bile sizi terk eder, ama babanız sizi terk etmez. hep arkanızda durur. size özgüven veren çevrenizde annenizden sonra ikinci insandır(bazılarına göre birinci bile olabilir). sizin derdiniz ne kadar ağır olursa olsun, bunu asla unutmayın: bir ailede en çok yükü çeken ve en çok derdi olan kişi babadır.
benim babam emekli yarbay. babam arabayla beni okuluma, ablamı da üniversiteye getirip götürüyor. günün geriye kalan kısmındaysa televizyonda dizi seyretmekten başka bir şey yapmıyor ve doğal olarak sıkılıyor. gerekli gereksiz her şey hakkında konuşuyor, gereksiz şakalar yapıyor vb.
aslında dışarıdan bakınca kendinizi benim yerime koyarsanız babamın sıkıcı bir adam olduğundan başka bir şey düşünemezsiniz, ona soğuk davranırsınız. evet, ben de bir az öyle düşünüyodum, ta ki bir saat önceye kadar.
şimdi gelin kendinizi babamın yerine koyun. yarbayken çevresindekilerden kazandığı saygıyı emekli olunca bir anda kaybetmesi, emekli olduktan sonra kimsenin onu arayıp sormaması, türk dizi ve filmlerindeki senaryolardaki monotonluğun getirdiği sıkılma ve bunaltı hissi, akraba ilişkileri, aile üyelerinin sıkıntılarıyla uğraşmak gibi bir çok problem göreceksiniz. şimdi bunların üstüne bir de çocuklarınızın sizle hiçbir şey paylaşmamasını, sizle iletişim kurmak istememesini, soğuk davranmasını da ekleyin bakalım. kendinizi hiçbir işe yaramayan gereksiz bir insan gibi hissedersiniz muhtemelen.
arkadaşlar, babaların en nefret ettiği şey saygısızlıktır, alçaltılmaktır. ne kadar bunalsanız da, sıkılsanız da babanızla iletişim kurmayı ihmal etmeyin. o birlikte takıldığınız, bizi kimse ayıramaz dediğiniz dostlarınız bile sizi terk eder, ama babanız sizi terk etmez. hep arkanızda durur. size özgüven veren çevrenizde annenizden sonra ikinci insandır(bazılarına göre birinci bile olabilir). sizin derdiniz ne kadar ağır olursa olsun, bunu asla unutmayın: bir ailede en çok yükü çeken ve en çok derdi olan kişi babadır.
devamını gör...
194.
bana belki de dünyada en az seni seviyorum diyen kişi. ama uğrumda da canını vermeye gözünü kırpmaz. onlar da insan her zaman her şeyi iyi yapamıyorlar önemli olan çabalamaları elimden gelen bu demeden onu göstermeleri benim sessiz ve çalışkan kahramanım iyi ki var :)
devamını gör...
195.
öldüğünde 12 yaşımdaydım. 16 sene olmuş. yetim kelimesini 16 sene boyunca hep yaşadım. allaha şükür şimdi dimdik duruyorum hayatta. ama zor zamanlarımda yanımda olmasını ve beni görmesini isterdim.
mert bir insandı, etrafından hep saygı görürdü. çocukken benim için en büyük idoldü 16 senedir yok ama kendime baktığımda onu kopyaladığımı görüyorum iyisiyle kötüsüyle
mert bir insandı, etrafından hep saygı görürdü. çocukken benim için en büyük idoldü 16 senedir yok ama kendime baktığımda onu kopyaladığımı görüyorum iyisiyle kötüsüyle
devamını gör...
196.
çok seviyorum ya.
insan babasını sevmez mi?
sürekli bana,
-buyurdu...
dedi...
diyor.
fakat oğlu kendini çok büyük dertlere koyacak, oğlu için çok ağlayacak, çünkü ben babamdan önce öleceğim. özür dilerim baba...
insan babasını sevmez mi?
sürekli bana,
-buyurdu...
dedi...
diyor.
fakat oğlu kendini çok büyük dertlere koyacak, oğlu için çok ağlayacak, çünkü ben babamdan önce öleceğim. özür dilerim baba...
devamını gör...
197.
senden, kendisinden daha iyi bir adam olmanı isteyen ve bununla mutlu olabilecek tek adam.
devamını gör...
198.
12 eylül döneminde konserde hoşt sülo p.şt sülo türküsünü çalıp söylediği için apar topar gözaltına alınıp ceyhan cezavine atılan koca yürekli koca çınar. çok cefalar çekti benim babam milim egilmedi. kendisinin çeyreği kadar olabilmissem ne mutlu bana. bir de fotosu olsun burada. babam seni seviyorum.

devamını gör...
199.
babam cok zeki, çok kültürlü ve çok görmüş geçirmiş bir adamdı.
bana kızıyorlar, kaç yaşına geldin, kendi fikrin yok mu diye.
ben kendimden daha zeki gördüğüm insanlara danismayiseviyirum sadece, daha güvende hissettiriyor sanırım.
keza dedem de bu modeldir.
bana kızıyorlar, kaç yaşına geldin, kendi fikrin yok mu diye.
ben kendimden daha zeki gördüğüm insanlara danismayiseviyirum sadece, daha güvende hissettiriyor sanırım.
keza dedem de bu modeldir.
devamını gör...
200.
baba, babalarımız:
devamını gör...