61.
1948 de kapatılmış olup tatavası devam etmektedir.
devamını gör...
62.
21. yy türkiyesinde ilkokulllara öğretmen yetiştirme tırnak içinde öğretmeninin de ilkokul kadar bilgisi olan bir kurum sanırım benim nezlimde kapatılması yerinde olmuş açılış yıllarındaki alfabenin değişmesi savaşın yaralarının daha tam anlamıyla sarılmamasından kaynaklı dönemin içinde bulunduğu durum gözetilerek yerinde bir uygulama olarak faaliyete geçirilmiş dileğim şu ki eğitim veren kurumların düzeyine bakılmaksızın tam anlamıyla eğitim sürecini ve olgunluğunu tamamlamış bir çok anlamda gerekli seviyede donanıma sahip öğretmenlerin görevlendirilmesi gerekir.
devamını gör...
63.
köy kelimesi var diye kesinlikle aklınıza yetersizmiş gibi gelmesin. aksine şu anda yurt dışında yani eğitim sistemi iyi olan ülkelerdeki müfredat köy enstitülerinde veriliyormuş. sadece bilimsel dersler değil sanatsal dersler de anlatılıyormuş. yani hem fen öğreniyordunuz hem de el işçiliği- marangozluk vb.- böylece hem herkesin bilgi darcığı geniş oluyordu hem de insanlar kafaları bilime basmasa bile kaliteli insan oluyorlardı. (burada bahsettiğim şimdilerde okullardaki dersleri yapamayınca ya da dansçı ve ressam gibi sanatsal meslekleri seçince başarısız sayılıyorsunuz. doğru düzgün bir meslek seç deniyor. oysaki sanatsal meslekler de gayet ciddi mesleklerdir. rönesans ve reform' da büyük rol oynamışlardır. ayrıca toplumun gelişmesinde rol oynarlar.)
devamını gör...
64.
köylü insanların keman çalmaktan, toprak ekmeye, genel kültürden, toplum bilincine bir çok konuda eğitim almasını sağlayan, toplumun birnevi rönesansına vesile olabilecekken birileri tarafından önü kesilen, ülke tarihinin belki de en önemli projesi.
devamını gör...
65.
tek parti döneminde kapatılmıştır.
köylümüz davar guderken keman calma kabiliyetine ulaşmasına engel olunmuştur.
köylümüz davar guderken keman calma kabiliyetine ulaşmasına engel olunmuştur.
devamını gör...
66.
1946'da milli eğitim bakanı olan reşat şemsettin sirer döneminde:
köy enstitülerine öğretmen yetiştiren, yüksek köy enstitüsü bölümü 27 kasım 1947'de,
eğitmen kursları ise 28 haziran 1948'de chp döneminde kapatılmıştır.
ezberinizi değiştirin.
1930-1940'lara dönmenin hayaliyle yaşayan ilerici, devrimci, ultra laik gençliğimiz bu güne gelin.
köy enstitülerine öğretmen yetiştiren, yüksek köy enstitüsü bölümü 27 kasım 1947'de,
eğitmen kursları ise 28 haziran 1948'de chp döneminde kapatılmıştır.
ezberinizi değiştirin.
1930-1940'lara dönmenin hayaliyle yaşayan ilerici, devrimci, ultra laik gençliğimiz bu güne gelin.
devamını gör...
67.
hayata daha önüne gelenin mesnetsiz salladığı ve kaynak olarak akademik bilgi birikimi olmayanların gösterildiği wikipedia denen internet şeysinden bakınca zaten ortada olan cehaleti iyice su yüzüne çıkan, yazması olmadığı kesin, okuması olduğu şüpheli tiplerin gelip löm löm konuştuğu devrim niteliğindeki okul-eğitim modelidir.
devrim niteliği, köylerde zeki, becerikli fakat imkansızlıklar sebebi ile okuma şansı olmayan çocukların devlet tarafından parasız yatılı olarak eğitilmesi, aynı anda birkaç konuda uzman olarak yetiştirilmesi ve bu uzmanlıklarını uygulamaya dökebilme kabiliyetini görev yerlerindeki insanlara aktarmasındandır.
cumhuriyet, cumhuriyeti ve dolayısı ile köy enstitülerini kuran irade ve onların yetişmesine ön ayak olduğu insanlar sayesinde belli bir noktaya gelmiştir.
daha bağlaç olan ekleri ayırt edemeyen, iyelik eki bilmeyen, noktalama işaretlerini denk getirme telaşıyla oraya buraya serpiştirip, elinden geçen kitap sayısı ile övünmeye çalışırken şecaat arz eden merd-i kıptiler gibi tiplerin yüzkarası ataları ve dedeleri tarafından sanki büyük bir zafermişçesine kapatılmış ve yıllardır bu konu bu nöronları bükülmüş tipler tarafından manipülasyonlarla gündemde tutulmaya çalışılmıştır.
herifin cehaletini gözüne gözüne sokmaya artık utanır olduk, hala kaşınıyor.
kronik uyuz ellaam...
devrim niteliği, köylerde zeki, becerikli fakat imkansızlıklar sebebi ile okuma şansı olmayan çocukların devlet tarafından parasız yatılı olarak eğitilmesi, aynı anda birkaç konuda uzman olarak yetiştirilmesi ve bu uzmanlıklarını uygulamaya dökebilme kabiliyetini görev yerlerindeki insanlara aktarmasındandır.
cumhuriyet, cumhuriyeti ve dolayısı ile köy enstitülerini kuran irade ve onların yetişmesine ön ayak olduğu insanlar sayesinde belli bir noktaya gelmiştir.
daha bağlaç olan ekleri ayırt edemeyen, iyelik eki bilmeyen, noktalama işaretlerini denk getirme telaşıyla oraya buraya serpiştirip, elinden geçen kitap sayısı ile övünmeye çalışırken şecaat arz eden merd-i kıptiler gibi tiplerin yüzkarası ataları ve dedeleri tarafından sanki büyük bir zafermişçesine kapatılmış ve yıllardır bu konu bu nöronları bükülmüş tipler tarafından manipülasyonlarla gündemde tutulmaya çalışılmıştır.
herifin cehaletini gözüne gözüne sokmaya artık utanır olduk, hala kaşınıyor.
kronik uyuz ellaam...
devamını gör...
68.
1940 tarihinde ismet inönü tarafından kurulan, köy çocuklarına eğitim vermek amacıyla kırsal yörelerde kurulan cumhuriyet'in kurumlarından. 1954 yılında adnan menderesin demokrat partisi tarafından kapatılmıştır. köy ensitütüleri'nin kapatılmasıyla köylü, eğitimsiz bırakılmış ve köyden kente göç etmenin temelleri taa o zamanlardan itibaren atılmıştır. aslında köy ensitütüleri, komünist tarzda eğitim vermese iyiydi. zaten köy ensitütüleri, başlangıçta türkçü bir yapıya sahipti sonradan özellikle ismet inönü, hasan ali yücel ve ismail hakkı tonguç gibilerinin yüzünden türklükten uzaklaşıp iyice kızıl komünist yuvasına dönüştü. kırsal kalkındırılmadan ülke kalkındırılamaz çünkü atatürk'ün deyimiyle ''köylü, milletin efendisi''dir.
köy enstitüleri'nin en önemli merkezleri hasanoğlan, arifiye, kılçullu, akçadağ, akpınar, gölköy, dicle vb. merkezlerdir.
ilgili linkler:
1) indyturk.com/node/306986/k%...
2) hurriyet.com.tr/gundem/koy-...
3) birgun.net/makale/koy-ensti...
4) kultur.istanbul/demokratik-...
5) sozcu.com.tr/hayatim/yasam-...
köy enstitüleri fotoğrafı
ankara elmadağ'daki ünlü hasanoğlan köy ensitütüsü
samsun ilinin ladik ilçesine bağlı akpınar köy enstitüsü
köy enstitüleri'nin en önemli merkezleri hasanoğlan, arifiye, kılçullu, akçadağ, akpınar, gölköy, dicle vb. merkezlerdir.
ilgili linkler:
1) indyturk.com/node/306986/k%...
2) hurriyet.com.tr/gundem/koy-...
3) birgun.net/makale/koy-ensti...
4) kultur.istanbul/demokratik-...
5) sozcu.com.tr/hayatim/yasam-...



devamını gör...
69.
kapatılmaları, bugün başımıza gelen birçok şeyin nedeni olan kurumlar.
sistematik şekilde, yani bir plan dahilinde insanları eğitimsiz bırakırsanız bunun meyvelerini yiyen birileri çıkar ve bedeli de ağır olur. "hangi plan?" diyen varsa -zahmet olacak ama- orta doğu bölgesinde hangi planlar bugüne dek uygulanmaya çalışılmışsa onları okusun. sonra da oturup uzun uzun düşünsün, kimlerin hangi eylemlerinin o planı yapanların işine geldiğini.
sistematik şekilde, yani bir plan dahilinde insanları eğitimsiz bırakırsanız bunun meyvelerini yiyen birileri çıkar ve bedeli de ağır olur. "hangi plan?" diyen varsa -zahmet olacak ama- orta doğu bölgesinde hangi planlar bugüne dek uygulanmaya çalışılmışsa onları okusun. sonra da oturup uzun uzun düşünsün, kimlerin hangi eylemlerinin o planı yapanların işine geldiğini.
devamını gör...
70.
hasan ali yücel gibi bir ilim ışığı adamın başının "komünist" iddialarla yanmasına neden olan ve yokluğunu şuan bariz bir şekilde belli eden kurumlardır.
devamını gör...
71.
chp kapattı diyorlar.
devamını gör...
72.
aslında bir amerikan projesi olan, gayet pragmatist ilkelerle kurulmuş, köyleri yaşabilir kılacak türkiye projesidir.
ayrıca dünyanın pek çok yerinde, mesla kuzey avrupa da benzerleri aynı dönemde yapılmıştır. bu ülkeler devamını getirerek, bizde bundan 20 sene sonra başlayacak, köyden kente ölçüsüz akışın önünü kesmişlerdir. köy kalkınması tamamlandığında orada sanat okullarına çevrilmiş. hani "adamların köylüsü bile nota okuyor" olmuş.
bizde ise görevini tamamlamadan insan aklına zarar gerekçelerle önce öğretmen okullarına dönüştürülmüş sonra kapatılmış.
işin garibi bizim tarımımızın endüstriyelleşmesinin önünün kesilmesi, sanayi hamlemin dinamitlenmesi ile kore ve hatta sonrasında malezya gibi ülkelerin şahlandırılması aynı onyıllara denk geliyor.
sanki birilerinin emriyle medeniyet şalteri burada kapatılmış, dünyanın o bölgesinde açılmış.
ayrıca dünyanın pek çok yerinde, mesla kuzey avrupa da benzerleri aynı dönemde yapılmıştır. bu ülkeler devamını getirerek, bizde bundan 20 sene sonra başlayacak, köyden kente ölçüsüz akışın önünü kesmişlerdir. köy kalkınması tamamlandığında orada sanat okullarına çevrilmiş. hani "adamların köylüsü bile nota okuyor" olmuş.
bizde ise görevini tamamlamadan insan aklına zarar gerekçelerle önce öğretmen okullarına dönüştürülmüş sonra kapatılmış.
işin garibi bizim tarımımızın endüstriyelleşmesinin önünün kesilmesi, sanayi hamlemin dinamitlenmesi ile kore ve hatta sonrasında malezya gibi ülkelerin şahlandırılması aynı onyıllara denk geliyor.
sanki birilerinin emriyle medeniyet şalteri burada kapatılmış, dünyanın o bölgesinde açılmış.
devamını gör...
73.
köylerde insan kalmadı ama içeriği şu andaki milli eğitim sistemde kullanılsa iyi olur..
devamını gör...
74.
demokrat parti kapatmıştır.
yerseniz tabi.
tabi yiyorsunuz.
hele bi yol okuyun şunu:
eskimiyen.com/egitim-sistem...
yerseniz tabi.
tabi yiyorsunuz.
hele bi yol okuyun şunu:
eskimiyen.com/egitim-sistem...
devamını gör...
75.
köy enstitüleri niçin kapandı ? – 1954
muammer erten – paşam, bu köy enstitülerinin kapanması olayı nasıl oldu ? siz bu kurumları çok seviyordunuz, ama sonradan siz, milli eğitim bakanı hasan ali yücel’le, ilköğretim genel müdürü ismail hakkı tonguç’u görevlerinden alıp değiştirince enstitülerin hızı kesildi, nasıl oldu bu?
ismet inönü – köy enstitülerinin kapanmasından duyduğum acıyı tarif edemem. bir babanın evladını kaybetmesinden duyduğu acı gibi duyarım, ama herkes zanneder ki hasan ali yücel’i tonguç’u isteyerek değiştirdim; köy enstitülerinin kapanmasına neden oldum diye benim hakkımda kamuoyunda yanlış bir hüküm vardır; aslında o zaman bir sürü olaylar oldu. kurultaylarda enstitüler aleyhine bir cereyan başladı. ben bunların doğru olmadığını yerine giderek tespit ettim, ama bu o kadar yoğunlaştı ki grubu etkiledi. grubun büyük çoğunluğu köy enstitülerinin aleyhine döndü. bakanlar içinde köy enstitülerine karşı vaziyet alanlar çoğaldı. en çok da bu konuda köy enstitülerinden şikayet edilenlerin başında milli eğitim bakanı yücel’le, genel müdür tonguç hedef alınıyordu. o sırada ordudan, rahmetli mareşal fevzi çakmak’tan (1876 – 1950), o genelkurmay başkanlığından ayrılmadan önce, yoğun şikayetler başladı. mareşal, “ bu komünist yuvalarını ne zaman kapatacaksın ? ” diye soruyordu. mareşal bunu adeta bir mesele haline getirmişti. köy enstitüleri etrafında bu çok yoğunlaştı.
şimdi sana önemli bir şey söyleyeceğim: herkes benim zayıflığım gibi görür, ama benim gücümdür aslında; mesela ben köy enstitüsü fikrine inanmışımdır. inanmış bir insan, sonuna kadar bunu yürütür; idealizmde, felsefede bu böyledir, ama ben politikacıyım, uygulayıcıyım. ben gücüme göre gücümün var olduğu yerde, gücümü gösterebilirim. ben dahi değilim, gücümle, tecrübemle memleket menfaatlerini en üst seviyede tutarak meselelere çözüm bulurum. ben gücümün bittiği yerde bir politikacı, bir tecrübe sahibi bir insan olarak bir noktada, onu gelecekte tekrar uygulamak üzere bir noktada durdururum. bu, aslında benim gücümdür. çünkü artık gücümü kaybettiğim noktada, “ben bu işi yürüteceğim !” diye yürüdüğüm zaman, artık tamamıyla yok olma durumu vardır; ben gücümün bittiği yerde, her şeye rağmen, yok olucu bir harekete yönelmem. orada dururum. zaman, benim için önemli bir faktördür; zaman içinde imkanlar gelir önüme, bir noktada bıraktığım fikrimi yeniden uygularım. değişen zaman içinde de bana yeni fikirler gelmemiş, o fikrin doğruluğu bende bir kanaat olarak devam ediyorsa, onu yeniden uygularım. köy enstitüleri meselesi de böyle olmuştur.
benim gücüm o zaman nereden geliyordu ? partiden, parti meclis grubundan, gücümü ben buradan alıyordum. bu konuda bütün organlarda gücümü kaybetmişim. ordunun üst kademesinde de huzursuzluk başlamış. onun için bir süre en çok bu konuda saldırıya uğrayan, milli eğitim bakanı yücel’le, genel müdür tonguç’u onların da gönlünü alarak bir süre için bu şimşekleri bu olay üzerinden uzaklaştırmak istedim. fakat sonradan demokratik hareketleri de başlatınca, olaylar öyle gelişti ki kendi cereyanında yürüdü ve bir an geldi ki artık köy enstitülerini, eski gücüyle, eski ruhuyla devam ettirmek olanakları benim elimden çıktı.
devamını gör...
76.
kemal tahir'in "bozkır'daki çekirdek" adlı romanı bir köy enstitüsünün kuruluşunu anlatır. bunun girişi şu şekildedir:
senden gizliyeceğiz de nasıl başaracağız?
— neyi?
— geçen akşam görüştük enine boyuna... söyleyeceklerinin tadını
çıkarmak istiyormuş gibi duraklayarak konuşuyordu: karar verdik...
kapatacağız köy enstitülerini...
— kapatacak mıyız? ne diyorsun! gerçek mi? hay allah
sizden...elini dizine sevinçle vuracakken durdu: öyle de, bu herifi enstitü
kurmağa yollamak neyin nesi?
— boşver! kapatacağız!
karayağız milletvekili bir an düşündü:
— peki, nasıl yola getirebildiniz yukarıyı?
— haberi yok daha!
karayağız milletvekilinin gözlerindeki sevinç parıltısı birden söndü:
— hay allah müstahakını versin! ben de ciddî bir şey gibi... sinirli
sinirli burnunu çekti: sezmeliydim şakalaştığını... çok ileri gitti bu işte bizim
şef! dönemez artık! geçende bak bana ne dedi: «nihayet on yıl içinde,
ilköğretim meselesinin halledilmiş olacağını açık ve kesin olarak
görebiliyoruz» dedi, «türk milletinin yeni ve yüksek cemiyetini kurmak için
beslediğimiz bütün umutlar öğretmenlerimizin değerine, karakterine ve
gücüne dayanıyor. biz öğretmenlerin büyük ülküye ehil yaradılışta olduğuna
inanıyoruz»» dedi. hayır kolay kolay döndürülemez artık bu işten...— kim diyor kolay? biz her yönünü düşündük. zor mor dönülecek!
anlatsam aklın yatar, senin de...
— hiç umudum yok ya, anlat bakalım!
— neden azizim? serbest partinin kapatılmasına da karşı değil
miydi? n'aptı kapatılınca? hiç...
— ilintisi?
— açık.. devlet adamıdır çünkü... devlet adamı, toplumun kabul
etmediği, ya da pek yakında kabul edeceği kesinlikle belirmeyen hiç bir şeyi,
sürgit tutmaz. «arada bir, denemeler yapmaz» demiyorum, ama geleceği
zorlamaz uzun boylu... millî şeften, kimileri ihtilâlci davranışı bekler.
kimileri de bulduğunu sanıp kendini aldatır. oysa, inönü, teğmenliğinden
beri devlet adamıdır. atatürk'le farkı da buradadır. en parlak düşüncelere
karşı, ismet paşa' dan ilkönce şu karşılığı alırsın: «çalış, millete kabul ettir
de getir.» nitekim, şimdi söylediklerin beni doğruluyor. millî şef, ilköğretim
seferberliğini öğretmenlerin davranışına bağlamıştır. göreceksin direnmez!
çünkü köylü tutmadı bu işi...
— ne demek tutmadı? ya okutulan binlerce çocuk?
— aşkolsun! sen mi soruyorsun bunu? okuyan köylü çocuğu ne
ister? köyden kurtulmak...
— yirmi yıl mecburî hizmeti n'apalım?
— evet, böyle bir şey var ama, bir de atasözümüz var: «osmanlının
yasağı üç gün...» yüzde yüz eminim, enstitülere girenlerin hepsi:
«ayağısınız aylıkçılığa hele bir bassın, allanın izniyle gerisi kolay!»
demişlerdir.
karayağız milletvekili bir zaman daldı, yavaş yavaş gülümsedi:
— haklısın evet... neden aklıma gelmedi şimdiye kadar... durakladı:
peki, ya maazallah tutmaydı?
— köylü mü? tutsaydı? mihver de kazansaydı, yürütecektik
güzel güzel... köyün geleceği üssündeki görüşümüzle mihverin dünyaya
getireceği bin yıllık yeni düzen çatışmayacaktı hiç... o zaman köylü tutmasa
da zorlayacaktık! içini çekti: çok da iyi olurdu. köyün değişmesini
durdurmasak da geciktirirdik epey... modern teknikten mümkün mertebe
uzak tutarak kendine yeterliğini sürdürürdük bir zaman... köylünün
nahiyeden bile, ayağını kesecekti bu enstitüler... ayda yılda, hayvan
nallatmaya gidenler de, bu iş öğretmene gördürecekti. köyü değiştirmek
gelmez bizim işimize... düzenimiz bozulur. batıda kan gövdeyi götürüyor.
çünkü teknik geri tepti. ya bizim gibi kağnıdan uçağa atlamak isteyenlerin
başına neler gelir? ilerde bu belâya bulaşacak; sak bile mümkün mertebe
geç bulaşmalıyız! onlar gibi kağnıdan yaylıya, yaylıdan buhar kazanlı demir
tekerleğe, ondan da otomobile geçerek... iktisat vekâletinin sergisini geziyorduk geçende alaman elçilik müsteşarıyla... köylere dağıttığımız
çıkrıkların, dokuma tezgâhlarının on binleri aştığını grafiklerde görünce
herifin gözleri yaşardı, «ah eski çağlar! makine bizi berbat etti. halinize
şükredin» diye yandı yakıldı. arkadan kaliforniyalı profesör everhart geldi,
safiyeti bozulmamış anadolu köylerini dolaştı, insanoğlunun teknik
yüzünden kaybettiği mutluluğu sapasağlam bulunca, «ah kafa! yitirdiğimiz
cennet budur. aman sıkı tutun. mutluluğunuzu bilin» diye başını
yumrukladı. «köyü değiştirecek her davranış tehlikelidir, cinayettir» dedi.
birkaç gün sonra, mareşal hazretlerine anlattım. «o herifler, gâvur aklıyla
biliyor da ben bilmiyor muyum?» diye sızlandı, «asıl hela, teknik denilen
rezilliğin önce ordulara bulaşması!» dedi, «yani silâh almazsan yenilirsin,
aldın mı subayları, erleri ister istemez eğiteceksin» dedi. «hele şimdi?
yukardan uşak, aşağıdan tank yüklenip dağıtacak, yarmadan içeri
bindirilmiş birlikler dalacak! günde yüz kilometre ilerleyecek... bunun,
akaryakıt ikmali, yedek parçası, bakımı, haberleşmesi okumuş adam istiyor»
dedi. «bunlar belimi bükmese, köy enstitüsünün lafını mı ettiririm, o
zibidilere!» dedi, «ne çare kağnının üstünden aldığım herif kamyonla yarım
saat gitse, taşıt tutmasından iki saat kusar, üç gün yatar, bir hafta
toplayamaz aklını başına» dedi, «bunlar uydurma değil, manevraların verdiği
sonuçlar» dedi. «alaman milleti gereğinden fazla okutulduğu için, hitler
yakınırken, gözümüze ne göründü, kudurduk mu biz?» dedi.
— haklı... hay çok yaşasın tonton mareşalimiz! gülüp dururken
birden hopladı: dur yahu!
ya geçtiyse iş işten, ya oğlanları durduramazsak dilediğimiz çizgide?
genel sekreter şaşarak baktı:
— ne demek!
— öyle ya insandır bu... direnir. çoktur bizim köylüde oyun!
istediğimiz yöne çeviremezsek?
— hadi canım, hamdolsun daha bozulmadı köylümüz o kadar...
kaldı ki okuttuklarımız kavga aramıyor, tersine aylıkçı olup bize katılmaya
çabalıyor. sözümüzü ikiletmezler, izimize basarak gelirler götürdüğümüz
yere... bugün «vekil baba! bilmem ne baba» mı diyorlar, yarın, yayınla birkaç
bildiri veriver, hepsini, sözgelimi, bizim paşa mebusun patentine... hiç
duraklamadan başlasınlar hepsi «paşa baba» türküsü çağırmaya... kalır
birkaç dik baş akılsız... aslında bunlardan her yerde tek tük bulunur ya, sen
suçu bütün köy enstitüleriyle öğretmenlerin üstüne yıkarsın, yıldırırsın
gözlerini...
— ne suçu?
— çocuk gibisin yahu! tarihimiz boyunca, allaha şükür, el ulağı
bir suç, hep olagelmiştir. «kızılbaş», «celâli», zındık», «con», «mürteci»,
«farmason», «ittihatçı», «millîci», «mütegallibe», «tarikatçı», şimdi de,
«komonist!»— olmadı! on binlerce köylüyü komonistlikle damgaladın mı,
astarı yüzünden pahalı çıkar! hapı yutarsın!
— ortada gerçekten komonistlik olmayınca neden hapı yutuyorum?
çalarım karayı mimlediğim birkaç densize... aslında karayı kendim hiç
yoktan karacak değilim. okuma yazma olan yerde bunun karası
kendiliğinden karılır. ne demiş herif? «bir satır yazısını getirin! asıvereyim
yazarını» demiş!
— yok azizim! yanılıyorsun! açıktan açığa komonist suçlaması
yaptırmaz millî şef! bunun zararını bilir. hele rusları kışkırtmaya hiç
yanaşmaz boş yere..
— yanılıyorsun! kışkırtma başladı bile... sağcı gazetelerde, sağcı
yazarlar çoktan başardılar bu işi...
— hayır! bir başka şeyi önlemek için, olmayan bir suçu yaymak
akıl değil! iş buna döküldü mü bilirsin, kimin eline geçer ipin ucu... kısa
zamanda rezillik alıp yürür. kimse de yutmaz. daha kötüsü, herkes
düşmanını bu yoldan haklamaya bakar. üstünün ayağını kaydırıp yerine
geçmeğe çabalar, bütün astlar...
— evet, böyle işlerin vardır zorluklan... kimileri beş on para çarpar,
kimileri düşmanını haklamaya kalkar. açarsın gözünü... ipleri kaptırmazsın
ellerine büsbütün... namuslu birini geçirirsin başa... hırsızlıkla mırsızlıkla
lekelenmemiş, her gün vatanı yeniden kurtardığına inanan birini... niye
güldün? «imanlı» dedim, «akıllı» demedim!
— nerde bulacaksın böyle dört başı denk avanağı?
— amma yaptın haa! kırk yıl bir kazanda kaynasa yağı birbirine
karışmaz adamı biz neden toplayıp biriktirmişiz partimize? osmanlıda
töredir, sıkışınca, yapan da bizden olacak, yıkan da... yalnız yapan bir şey
yapmakta olduğunu bilmeyecek, yıkan da bir şey yıkmakta olduğunu... bir
dolaptı dönecek, suyun nerden gelip nereye gittiğini çekenler değil, onları
dolaba koşanlar bilecek! doğru muyum?
— eh sökmez değil ama yukarısı direnmezse!
— direneceğini sanmam! olaylar beklenmedik yönlere döndü.
demokrasilerle beraber sovyetler de kazanacak savaşı... yeni durumda,
köyü kurcalayanlayız! komonist suçlamasının karşısındaysa, kimse kimseyi
savunamaz! ferah ol, bitmiştir bu iş burda! söyle bakalım, nerde şimdi
senin arslan bacanak?
—
burada konuşanlardan birisi 1946'da milli eğitim bakanı olan reşat şemsettin sirer adlı faşist.
umarım okunur. umarım artık demokrat parti kapattı demezsiniz.
senden gizliyeceğiz de nasıl başaracağız?
— neyi?
— geçen akşam görüştük enine boyuna... söyleyeceklerinin tadını
çıkarmak istiyormuş gibi duraklayarak konuşuyordu: karar verdik...
kapatacağız köy enstitülerini...
— kapatacak mıyız? ne diyorsun! gerçek mi? hay allah
sizden...elini dizine sevinçle vuracakken durdu: öyle de, bu herifi enstitü
kurmağa yollamak neyin nesi?
— boşver! kapatacağız!
karayağız milletvekili bir an düşündü:
— peki, nasıl yola getirebildiniz yukarıyı?
— haberi yok daha!
karayağız milletvekilinin gözlerindeki sevinç parıltısı birden söndü:
— hay allah müstahakını versin! ben de ciddî bir şey gibi... sinirli
sinirli burnunu çekti: sezmeliydim şakalaştığını... çok ileri gitti bu işte bizim
şef! dönemez artık! geçende bak bana ne dedi: «nihayet on yıl içinde,
ilköğretim meselesinin halledilmiş olacağını açık ve kesin olarak
görebiliyoruz» dedi, «türk milletinin yeni ve yüksek cemiyetini kurmak için
beslediğimiz bütün umutlar öğretmenlerimizin değerine, karakterine ve
gücüne dayanıyor. biz öğretmenlerin büyük ülküye ehil yaradılışta olduğuna
inanıyoruz»» dedi. hayır kolay kolay döndürülemez artık bu işten...— kim diyor kolay? biz her yönünü düşündük. zor mor dönülecek!
anlatsam aklın yatar, senin de...
— hiç umudum yok ya, anlat bakalım!
— neden azizim? serbest partinin kapatılmasına da karşı değil
miydi? n'aptı kapatılınca? hiç...
— ilintisi?
— açık.. devlet adamıdır çünkü... devlet adamı, toplumun kabul
etmediği, ya da pek yakında kabul edeceği kesinlikle belirmeyen hiç bir şeyi,
sürgit tutmaz. «arada bir, denemeler yapmaz» demiyorum, ama geleceği
zorlamaz uzun boylu... millî şeften, kimileri ihtilâlci davranışı bekler.
kimileri de bulduğunu sanıp kendini aldatır. oysa, inönü, teğmenliğinden
beri devlet adamıdır. atatürk'le farkı da buradadır. en parlak düşüncelere
karşı, ismet paşa' dan ilkönce şu karşılığı alırsın: «çalış, millete kabul ettir
de getir.» nitekim, şimdi söylediklerin beni doğruluyor. millî şef, ilköğretim
seferberliğini öğretmenlerin davranışına bağlamıştır. göreceksin direnmez!
çünkü köylü tutmadı bu işi...
— ne demek tutmadı? ya okutulan binlerce çocuk?
— aşkolsun! sen mi soruyorsun bunu? okuyan köylü çocuğu ne
ister? köyden kurtulmak...
— yirmi yıl mecburî hizmeti n'apalım?
— evet, böyle bir şey var ama, bir de atasözümüz var: «osmanlının
yasağı üç gün...» yüzde yüz eminim, enstitülere girenlerin hepsi:
«ayağısınız aylıkçılığa hele bir bassın, allanın izniyle gerisi kolay!»
demişlerdir.
karayağız milletvekili bir zaman daldı, yavaş yavaş gülümsedi:
— haklısın evet... neden aklıma gelmedi şimdiye kadar... durakladı:
peki, ya maazallah tutmaydı?
— köylü mü? tutsaydı? mihver de kazansaydı, yürütecektik
güzel güzel... köyün geleceği üssündeki görüşümüzle mihverin dünyaya
getireceği bin yıllık yeni düzen çatışmayacaktı hiç... o zaman köylü tutmasa
da zorlayacaktık! içini çekti: çok da iyi olurdu. köyün değişmesini
durdurmasak da geciktirirdik epey... modern teknikten mümkün mertebe
uzak tutarak kendine yeterliğini sürdürürdük bir zaman... köylünün
nahiyeden bile, ayağını kesecekti bu enstitüler... ayda yılda, hayvan
nallatmaya gidenler de, bu iş öğretmene gördürecekti. köyü değiştirmek
gelmez bizim işimize... düzenimiz bozulur. batıda kan gövdeyi götürüyor.
çünkü teknik geri tepti. ya bizim gibi kağnıdan uçağa atlamak isteyenlerin
başına neler gelir? ilerde bu belâya bulaşacak; sak bile mümkün mertebe
geç bulaşmalıyız! onlar gibi kağnıdan yaylıya, yaylıdan buhar kazanlı demir
tekerleğe, ondan da otomobile geçerek... iktisat vekâletinin sergisini geziyorduk geçende alaman elçilik müsteşarıyla... köylere dağıttığımız
çıkrıkların, dokuma tezgâhlarının on binleri aştığını grafiklerde görünce
herifin gözleri yaşardı, «ah eski çağlar! makine bizi berbat etti. halinize
şükredin» diye yandı yakıldı. arkadan kaliforniyalı profesör everhart geldi,
safiyeti bozulmamış anadolu köylerini dolaştı, insanoğlunun teknik
yüzünden kaybettiği mutluluğu sapasağlam bulunca, «ah kafa! yitirdiğimiz
cennet budur. aman sıkı tutun. mutluluğunuzu bilin» diye başını
yumrukladı. «köyü değiştirecek her davranış tehlikelidir, cinayettir» dedi.
birkaç gün sonra, mareşal hazretlerine anlattım. «o herifler, gâvur aklıyla
biliyor da ben bilmiyor muyum?» diye sızlandı, «asıl hela, teknik denilen
rezilliğin önce ordulara bulaşması!» dedi, «yani silâh almazsan yenilirsin,
aldın mı subayları, erleri ister istemez eğiteceksin» dedi. «hele şimdi?
yukardan uşak, aşağıdan tank yüklenip dağıtacak, yarmadan içeri
bindirilmiş birlikler dalacak! günde yüz kilometre ilerleyecek... bunun,
akaryakıt ikmali, yedek parçası, bakımı, haberleşmesi okumuş adam istiyor»
dedi. «bunlar belimi bükmese, köy enstitüsünün lafını mı ettiririm, o
zibidilere!» dedi, «ne çare kağnının üstünden aldığım herif kamyonla yarım
saat gitse, taşıt tutmasından iki saat kusar, üç gün yatar, bir hafta
toplayamaz aklını başına» dedi, «bunlar uydurma değil, manevraların verdiği
sonuçlar» dedi. «alaman milleti gereğinden fazla okutulduğu için, hitler
yakınırken, gözümüze ne göründü, kudurduk mu biz?» dedi.
— haklı... hay çok yaşasın tonton mareşalimiz! gülüp dururken
birden hopladı: dur yahu!
ya geçtiyse iş işten, ya oğlanları durduramazsak dilediğimiz çizgide?
genel sekreter şaşarak baktı:
— ne demek!
— öyle ya insandır bu... direnir. çoktur bizim köylüde oyun!
istediğimiz yöne çeviremezsek?
— hadi canım, hamdolsun daha bozulmadı köylümüz o kadar...
kaldı ki okuttuklarımız kavga aramıyor, tersine aylıkçı olup bize katılmaya
çabalıyor. sözümüzü ikiletmezler, izimize basarak gelirler götürdüğümüz
yere... bugün «vekil baba! bilmem ne baba» mı diyorlar, yarın, yayınla birkaç
bildiri veriver, hepsini, sözgelimi, bizim paşa mebusun patentine... hiç
duraklamadan başlasınlar hepsi «paşa baba» türküsü çağırmaya... kalır
birkaç dik baş akılsız... aslında bunlardan her yerde tek tük bulunur ya, sen
suçu bütün köy enstitüleriyle öğretmenlerin üstüne yıkarsın, yıldırırsın
gözlerini...
— ne suçu?
— çocuk gibisin yahu! tarihimiz boyunca, allaha şükür, el ulağı
bir suç, hep olagelmiştir. «kızılbaş», «celâli», zındık», «con», «mürteci»,
«farmason», «ittihatçı», «millîci», «mütegallibe», «tarikatçı», şimdi de,
«komonist!»— olmadı! on binlerce köylüyü komonistlikle damgaladın mı,
astarı yüzünden pahalı çıkar! hapı yutarsın!
— ortada gerçekten komonistlik olmayınca neden hapı yutuyorum?
çalarım karayı mimlediğim birkaç densize... aslında karayı kendim hiç
yoktan karacak değilim. okuma yazma olan yerde bunun karası
kendiliğinden karılır. ne demiş herif? «bir satır yazısını getirin! asıvereyim
yazarını» demiş!
— yok azizim! yanılıyorsun! açıktan açığa komonist suçlaması
yaptırmaz millî şef! bunun zararını bilir. hele rusları kışkırtmaya hiç
yanaşmaz boş yere..
— yanılıyorsun! kışkırtma başladı bile... sağcı gazetelerde, sağcı
yazarlar çoktan başardılar bu işi...
— hayır! bir başka şeyi önlemek için, olmayan bir suçu yaymak
akıl değil! iş buna döküldü mü bilirsin, kimin eline geçer ipin ucu... kısa
zamanda rezillik alıp yürür. kimse de yutmaz. daha kötüsü, herkes
düşmanını bu yoldan haklamaya bakar. üstünün ayağını kaydırıp yerine
geçmeğe çabalar, bütün astlar...
— evet, böyle işlerin vardır zorluklan... kimileri beş on para çarpar,
kimileri düşmanını haklamaya kalkar. açarsın gözünü... ipleri kaptırmazsın
ellerine büsbütün... namuslu birini geçirirsin başa... hırsızlıkla mırsızlıkla
lekelenmemiş, her gün vatanı yeniden kurtardığına inanan birini... niye
güldün? «imanlı» dedim, «akıllı» demedim!
— nerde bulacaksın böyle dört başı denk avanağı?
— amma yaptın haa! kırk yıl bir kazanda kaynasa yağı birbirine
karışmaz adamı biz neden toplayıp biriktirmişiz partimize? osmanlıda
töredir, sıkışınca, yapan da bizden olacak, yıkan da... yalnız yapan bir şey
yapmakta olduğunu bilmeyecek, yıkan da bir şey yıkmakta olduğunu... bir
dolaptı dönecek, suyun nerden gelip nereye gittiğini çekenler değil, onları
dolaba koşanlar bilecek! doğru muyum?
— eh sökmez değil ama yukarısı direnmezse!
— direneceğini sanmam! olaylar beklenmedik yönlere döndü.
demokrasilerle beraber sovyetler de kazanacak savaşı... yeni durumda,
köyü kurcalayanlayız! komonist suçlamasının karşısındaysa, kimse kimseyi
savunamaz! ferah ol, bitmiştir bu iş burda! söyle bakalım, nerde şimdi
senin arslan bacanak?
burada konuşanlardan birisi 1946'da milli eğitim bakanı olan reşat şemsettin sirer adlı faşist.
umarım okunur. umarım artık demokrat parti kapattı demezsiniz.
devamını gör...
77.
marshall yardımları kapsamında, yüz milyon dolara kapatılmıştır.
devamını gör...
78.
bir köyenstitü öğretmeninin torunuyum. kişisel anlamda da kendimce başarılarım olmasına karşın gururla anıp söylediğim bir ayrıcalık sayıyorum. anadolu toprağının en ışıklı yürekleriydi her biri..anılarına saygıyla..
devamını gör...
79.
şapkalı, dans bilen, pilavı çatalla yiyen, asgari düzeyde bile olsa nazik köylüleri topluma kazandıran bu eğitim yuvaları tekrar açılmalıdır.
abd emri ile kapatan zihniyete lanet olsun!
abd emri ile kapatan zihniyete lanet olsun!
devamını gör...
80.
şayet kapanmasaydı şu an bu coğrafyada damacanaya hallenenler olmayacak, yozgat'ın köylerinde berlioz dinleniyor olacaktı.
kapatanlar deniz'leri asanların muadilleri işte.
kapatanlar deniz'leri asanların muadilleri işte.
devamını gör...