yazarların yaşadığı komik olaylar
başlık "kötü kedi şerafettin" tarafından 25.12.2020 12:35 tarihinde açılmıştır.
21.
insanın başına gelmediğinden okuyunca komik gelmeyen olayları barındıran hede.
(bkz: çok komik kanka bi daha olmasın)
(bkz: çok komik kanka bi daha olmasın)
devamını gör...
22.
işi acil teslim almaya gelen müşterinin işinin hazır olmaması, bizim ise o esnada kola çekirdek yapıyor oluşumuz. olayın aslı müdür bize sormadan hazır gel al demiş.
devamını gör...
23.
...
ben ilk oscar alışımı anlatayım o zaman. çokta hazzetmediğim uçak yolculuklarımdan biriydi. fiziğine göre, epeyce ağır olduğu anlaşılan iki çantası ve koltukaltına zorla sıkıştırılmış klasörleriyle, minyon da sayılabilecek çıtı pıtı zarif bir genç hanım, sanki son anda yetişmiş telaşında, koridordan ilerleyip geldi ve yanımdaki koridora yakın koltuğa çantalarından birini bırakırken, klasörlerden biri yere biri yanımdaki koltuğa düştü. nezaketen kalkarak yardım etme girişimime de, sevimli bir teşekkür ve kalkmamam yönünde bir el işaretiyle ihtiyaç duymadığını belirtti. (her halinden yoğun bir işgünü geçirdiği ve yorucu bir toplantıdan ayrılarak uçağa ancak yetiştiği anlaşılabilecek bir iş kadını olduğu tartışmasızdı.) ben okumakta olduğum kitabıma dönmüş, o'da çantalardan birini başucu bagajına yerleştirmek için zorlanarak uzanmışken, ilk korkunç anons! duyuldu. ön arka ve yan koltuklarda oturanlardaki refleks gülüş ve tepkiler öldürücüydü. ben bütün ciddiyet ve kitabına odaklanmış dalgınlığımla! orada yok olduğumu hissettirecek, oscarlık ilk rolümü başarabilmenin gururunu yaşarken, hamfendi de ancak oturabilmiş ve kucağında kafasını gömeceği klasörler altındaki kemeri takmaya çalışırken, en az ilki kadar münasebetsiz bir anons! daha duyuldu. çevrenin tepkileri acımasızdı ve ben en az gözgöze geldiğimiz hamfendi kadar zorda kalmıştım. oyuncuların nasıl zor bir iş başardıklarını o an anladım ve yaşadım inanın. ve oscarı anamın aksütü kadar helaliyle aldım. (geçirdiğim en uzun ve zor uçak yolculuğuydu. kıpırdamadan ve kitabıma gömülü ve orada yokmuşçasına bin yıl yaşadım.!) bu nedenle uçaktan inen son yolcu bendim. otoparkta arabamı ararken "afedersiniz" diye arkamdan seslenene döndüğümde, yeniden gözgöze geldik hamfendiyle.. tabii ki tanımıyordum.! ilk kez görüyordum.! benim buyrun bile dememi beklemeden "çok utanıyorum inanın" dedi.. kıpkırmızı bir yüzle.. "çok naziksiniz.."
"efendim, anlayamadım.." dedim.. arabamın iki araç ilerde olmasına bu kadar sevindiğimi de hatırlamıyorum.. otobana ulaşana kadar da gülemedim inanın.. 'rolden çıkamamak' denilen bir şey varmış.. sonradan öğrendim.. hatta bir süre, ya yeniden karşılaşırsak endişesi yaşadım inanın..
...
ben ilk oscar alışımı anlatayım o zaman. çokta hazzetmediğim uçak yolculuklarımdan biriydi. fiziğine göre, epeyce ağır olduğu anlaşılan iki çantası ve koltukaltına zorla sıkıştırılmış klasörleriyle, minyon da sayılabilecek çıtı pıtı zarif bir genç hanım, sanki son anda yetişmiş telaşında, koridordan ilerleyip geldi ve yanımdaki koridora yakın koltuğa çantalarından birini bırakırken, klasörlerden biri yere biri yanımdaki koltuğa düştü. nezaketen kalkarak yardım etme girişimime de, sevimli bir teşekkür ve kalkmamam yönünde bir el işaretiyle ihtiyaç duymadığını belirtti. (her halinden yoğun bir işgünü geçirdiği ve yorucu bir toplantıdan ayrılarak uçağa ancak yetiştiği anlaşılabilecek bir iş kadını olduğu tartışmasızdı.) ben okumakta olduğum kitabıma dönmüş, o'da çantalardan birini başucu bagajına yerleştirmek için zorlanarak uzanmışken, ilk korkunç anons! duyuldu. ön arka ve yan koltuklarda oturanlardaki refleks gülüş ve tepkiler öldürücüydü. ben bütün ciddiyet ve kitabına odaklanmış dalgınlığımla! orada yok olduğumu hissettirecek, oscarlık ilk rolümü başarabilmenin gururunu yaşarken, hamfendi de ancak oturabilmiş ve kucağında kafasını gömeceği klasörler altındaki kemeri takmaya çalışırken, en az ilki kadar münasebetsiz bir anons! daha duyuldu. çevrenin tepkileri acımasızdı ve ben en az gözgöze geldiğimiz hamfendi kadar zorda kalmıştım. oyuncuların nasıl zor bir iş başardıklarını o an anladım ve yaşadım inanın. ve oscarı anamın aksütü kadar helaliyle aldım. (geçirdiğim en uzun ve zor uçak yolculuğuydu. kıpırdamadan ve kitabıma gömülü ve orada yokmuşçasına bin yıl yaşadım.!) bu nedenle uçaktan inen son yolcu bendim. otoparkta arabamı ararken "afedersiniz" diye arkamdan seslenene döndüğümde, yeniden gözgöze geldik hamfendiyle.. tabii ki tanımıyordum.! ilk kez görüyordum.! benim buyrun bile dememi beklemeden "çok utanıyorum inanın" dedi.. kıpkırmızı bir yüzle.. "çok naziksiniz.."
"efendim, anlayamadım.." dedim.. arabamın iki araç ilerde olmasına bu kadar sevindiğimi de hatırlamıyorum.. otobana ulaşana kadar da gülemedim inanın.. 'rolden çıkamamak' denilen bir şey varmış.. sonradan öğrendim.. hatta bir süre, ya yeniden karşılaşırsak endişesi yaşadım inanın..
...
devamını gör...
24.
gülmedim.
devamını gör...
25.
oyle 1 olay yok. ben kendim varligimla komigim zaten.
devamını gör...
26.
devamını gör...
27.
(bkz: gülmeyi unuttuk be hüseyin)
devamını gör...
28.
ortaokul yılları. sınıf başkanıyım. sınıf defterinde dünden kalan imzaları attırmaya gittim müdür odasına. sonra sınıfa döndüm. defteri masaya koydum ve sandalyeyi geri çektim. oturur oturmaz sandalye bir anda yan yatarak yerin içine vakumlandı sanki. kıç üstü yere düştüm. bütün sınıf bir anlık şaşkınlık ve sessizlikten sonra kahkaha attı.
zemin ahşap ve bazı yerlerde irili ufaklı delikler vardı. sandalyenin bir bacağı o deliklerden birine denk gelmiş. gerisi zaten yukarıdaymış..
zemin ahşap ve bazı yerlerde irili ufaklı delikler vardı. sandalyenin bir bacağı o deliklerden birine denk gelmiş. gerisi zaten yukarıdaymış..
devamını gör...
29.
babam ciddiyetle telefonuna bakıyor. böyle yeni nesil oynaklı şarkılar çalıyor izlediği videolarda. sonra kafasını kaldırıp diyor ki 'kuzu göbeği çıkmaya başlamış'. ardından başka video ve bir o kadar oynak bir şarkı. kaydırmaya devam ederken diyor ki 'eppur zencefil dök bak zeytinyağına ve öyle ye her gün. çünkü çok yararlıymış'. sonra diyor ki 'yusuf güney kim?'. diyorum 'şarkıcı, noldu?'. diyor ki 'ölmüş'. alla alla diyorum, bakıyorum internete ama öyle bir haber yok. diyorum 'yok be, yaşıyor adam'. diyor ki 'ölmüş'
yani ne diyebilirsin ki
ne diyebilirim ki
yani ne diyebilirsin ki
ne diyebilirim ki
devamını gör...
30.
gece yarısına kadar dersimin olduğu bir gün o kadar yorulmuştum ki eve gelince beş dakika muhabbet kuşum uçsun istedim, o da sıkılmıştır düşüncesiyle kafesi açtım. bir süre sonra onu kafesine koyup uyuyacaktım. kuşu tuttum, çöpe götürdüm kapağı açtım atmak üzereyim, kuş bi' cik etti. sonra kendime geldim napıyorum ulan ben diye. benim için komik ve tuhaf bir anı.
devamını gör...
31.
yaren hanımı tanımam etmem kimse de bilgi vermemiş bana zaten sarı çizmeli mehmet ağa.. mail atmam gerekti hanım hanımcık hitaplar yapıldı. yaren hanım mailime cevap vermedi, aramam gerekti.
-sanırım yanlış oldu ben yaren hanımla görüşmek istiyordum kusura bakmayın.
(en basından erkek sesi) tüm yılgınlığı ile
- benim.
1 dk saygı duruşu.
-kusura bakmayın yaren bey.
elbette yaren bey için komik bir an değildi. sonradan duydum adamın başına gelmeyen kalmamış ama yine de yaren den vazgeçmemiş. yaren beye saygılarımla..
-sanırım yanlış oldu ben yaren hanımla görüşmek istiyordum kusura bakmayın.
(en basından erkek sesi) tüm yılgınlığı ile
- benim.
1 dk saygı duruşu.
-kusura bakmayın yaren bey.
elbette yaren bey için komik bir an değildi. sonradan duydum adamın başına gelmeyen kalmamış ama yine de yaren den vazgeçmemiş. yaren beye saygılarımla..
devamını gör...
32.
psikiyatristime su siralar kotuyum demistim
31 demisti
dasdaassdaas
evet.
31 demisti
dasdaassdaas
evet.
devamını gör...
33.
resmi bir yazıda "zor" olan soyadı "zort" olarak yazmıştım.
yazı en büsbüyük müdüre gidiyordu ve de gitti. sıradan bir işti. gün içinde birçok aynı içerikte yazı böyle gönderilirdi. beni bu yanlış yazdığım yazı sebebiyle yanına çağırdı müdür. gittim. gülmemek için kendimi sıktım da sıktım. sonra müdür meğer bu yazıdaki personelin hep bu yazıdaki gibi durumuyla karşılaştığı için sıkıntıdaymış. çözüm arıyormuş hajshsjsbsjs. ben ilk başta sözlerine alttan alta gülerek cevap verdiğim için istemsizce zort yazısı gözümün önünde çünkü hajsha müdür de benim hain planlara mantıklı baktığımı düşünmüş olacak ki dozu daha da artırdı personele ceza vermeye kadar gitti olay ve ben yüz seksen derece dönüp birden öküz gibi ciddileştim müdüre yazık evet hazjah. dedim yok. bir tek o mu böyle yapıya yoooo dedim onun şusu busu osu nedeniyle o beyleyken beyle.
içim gidiyor ama ikna edemeyeceğim de zortun başına bir iş gelecek diye kızın da zaten psikolojisi zort. allahın işi gibi kısa sürdü, müdür insafa geldi zortu kurtardık. sebebi de şey he, bu zortu çekemeyenler işliyor müdürü, ben de çekemeyenleri gömdüm tabii hajdbajsb. yırttık neticede.
şu an hala kayıtlarda zort olarak geçiyor soyadı sadece hajshsjks.
yazı en büsbüyük müdüre gidiyordu ve de gitti. sıradan bir işti. gün içinde birçok aynı içerikte yazı böyle gönderilirdi. beni bu yanlış yazdığım yazı sebebiyle yanına çağırdı müdür. gittim. gülmemek için kendimi sıktım da sıktım. sonra müdür meğer bu yazıdaki personelin hep bu yazıdaki gibi durumuyla karşılaştığı için sıkıntıdaymış. çözüm arıyormuş hajshsjsbsjs. ben ilk başta sözlerine alttan alta gülerek cevap verdiğim için istemsizce zort yazısı gözümün önünde çünkü hajsha müdür de benim hain planlara mantıklı baktığımı düşünmüş olacak ki dozu daha da artırdı personele ceza vermeye kadar gitti olay ve ben yüz seksen derece dönüp birden öküz gibi ciddileştim müdüre yazık evet hazjah. dedim yok. bir tek o mu böyle yapıya yoooo dedim onun şusu busu osu nedeniyle o beyleyken beyle.
içim gidiyor ama ikna edemeyeceğim de zortun başına bir iş gelecek diye kızın da zaten psikolojisi zort. allahın işi gibi kısa sürdü, müdür insafa geldi zortu kurtardık. sebebi de şey he, bu zortu çekemeyenler işliyor müdürü, ben de çekemeyenleri gömdüm tabii hajdbajsb. yırttık neticede.
şu an hala kayıtlarda zort olarak geçiyor soyadı sadece hajshsjks.
devamını gör...
34.
bendeniz figâni, üstad-ı azam hazretleri (nam-ı diğer planecrashed) ve evimin önündeki sokak kedisi sarman arasında yaşanan elim bir olaydır. efendim bu sarman adlı vatandaş fip denen illete yakalanmış idi. o vakitler kendisi 6 aylıktı ve bağışıklığı zayıftı. biz bu arkadaşı 10 gün kadar şehir merkezindeki veterinere bıraktık ve tedavisini tamamladı ve mahallesine döndü. olaydan 2 hafta sonra bir gece vakti araçla kontrole gidiyorduk, üstad-ı azam da bana eşlik etmekteydi.
kontrol sonrası ilçeye dönerken, yaklaşık 5 km kala araçtan çok ağır kokular gelmeye başladı. öyle bir koku ki, daha önce burnum olduğundan emin değildim âdeta. meğerse sarman efendi bir halt yemiş, ishalvari bir duruma yakalanmış, ve kafesinde ihtiyacını görmek gibi bir gaflette bulunmuş. 50 km hızla giden arabaya dahi taklalar attırabilecek kuvvetteki bu kokudan biz de nasibimizi feci şekilde almış bulunduk. üstad-ı azam dedi ki, "bu kedi altına yapmış galiba", ben dedim "zinhar değildir, bu hainliği yapmaz" dedim. lâkin yapmış gafil.
üstad'a, az kaldı camları açalım iyi kötü sabredelim dedim. camı sonuna kadar açıp devam ettik. bir yandan gaza basıyorum lâkin sarman efendi, üstadın dibinde olduğu için o dayanamadı, "aracı derhal durdur" dedi. araçtan aşağıya indi, zar zor nefes aldı. sarmanı arabanın arkasına alıp, yola devam etmeyi münasip gördük. hızlı bir biçimde benim eve vardık, önce sarmanı attık bir yerlere, sonra kafesi karantina altına aldık. akabinde üstadı evine bıraktım. dedim ki; üstad, bu koku sittinsene çıkmaz bu arabadan. hava belki 1-2 derece, hissedilen -2. bütün camlar açık bir şekilde bizim ilçeyi bir defa turlamazsam arabayı da satmak zorunda kalırız dedim.
ilçeyi yaklaşık 3 tur attım. bir yandan gaza da basıyorum ki iyice çıksın koku. 3. seferden sonra biraz koku azaldı ve evin yolunu tuttum. lâkin evdeyken çay içiyorum, burnumda o koku. ertesi gün oldu, yemek yiyorum yine o lanet koku. üstad diyor ki; "bir kedi dediğin böyle kokutmaz, bu bildiğimiz kedilerden değil" dedi. neden bu kadar ağır koktuğunu aylar geçmesine rağmen hâlâ çözemedik. bir kaç gün geçmesine rağmen hâlâ sokakta caddede, olur olmadık yerlerde o koku burnuma gelmeye devam etti. hasıl-ı kelam, tavsiyemiz o dur ki; kediyi veterinere kargo ile yollayın. araçta taşımak istiyorsanız ihtiyacını giderdiğinden emin olunuz. emin olunuz ki; o kokudan nasibinizi almayınız, vesselam.
kontrol sonrası ilçeye dönerken, yaklaşık 5 km kala araçtan çok ağır kokular gelmeye başladı. öyle bir koku ki, daha önce burnum olduğundan emin değildim âdeta. meğerse sarman efendi bir halt yemiş, ishalvari bir duruma yakalanmış, ve kafesinde ihtiyacını görmek gibi bir gaflette bulunmuş. 50 km hızla giden arabaya dahi taklalar attırabilecek kuvvetteki bu kokudan biz de nasibimizi feci şekilde almış bulunduk. üstad-ı azam dedi ki, "bu kedi altına yapmış galiba", ben dedim "zinhar değildir, bu hainliği yapmaz" dedim. lâkin yapmış gafil.
üstad'a, az kaldı camları açalım iyi kötü sabredelim dedim. camı sonuna kadar açıp devam ettik. bir yandan gaza basıyorum lâkin sarman efendi, üstadın dibinde olduğu için o dayanamadı, "aracı derhal durdur" dedi. araçtan aşağıya indi, zar zor nefes aldı. sarmanı arabanın arkasına alıp, yola devam etmeyi münasip gördük. hızlı bir biçimde benim eve vardık, önce sarmanı attık bir yerlere, sonra kafesi karantina altına aldık. akabinde üstadı evine bıraktım. dedim ki; üstad, bu koku sittinsene çıkmaz bu arabadan. hava belki 1-2 derece, hissedilen -2. bütün camlar açık bir şekilde bizim ilçeyi bir defa turlamazsam arabayı da satmak zorunda kalırız dedim.
ilçeyi yaklaşık 3 tur attım. bir yandan gaza da basıyorum ki iyice çıksın koku. 3. seferden sonra biraz koku azaldı ve evin yolunu tuttum. lâkin evdeyken çay içiyorum, burnumda o koku. ertesi gün oldu, yemek yiyorum yine o lanet koku. üstad diyor ki; "bir kedi dediğin böyle kokutmaz, bu bildiğimiz kedilerden değil" dedi. neden bu kadar ağır koktuğunu aylar geçmesine rağmen hâlâ çözemedik. bir kaç gün geçmesine rağmen hâlâ sokakta caddede, olur olmadık yerlerde o koku burnuma gelmeye devam etti. hasıl-ı kelam, tavsiyemiz o dur ki; kediyi veterinere kargo ile yollayın. araçta taşımak istiyorsanız ihtiyacını giderdiğinden emin olunuz. emin olunuz ki; o kokudan nasibinizi almayınız, vesselam.
devamını gör...
35.
işe geldim. (bkz: trajikomik)
devamını gör...
36.
ortaokuldayken bir arkadaştan şifreli kanallar var mı demiştim evet ayrı uydu var demişti demiştim şifreti ver ben de evde izleyeyim ki bu yapılan suç çocuk da az daha bana şifreyi veriyordu ahhaahahaahhashshshs ama bunun suç olduğunu o zaman bana anlatılınca anlamıştım ahahajjahh
devamını gör...
37.
bir ara sabah minibüse biniyordum tek sıra şeklinde diziliş yoktu dedim sıra yoktur heralde çünkü şöyleydi 4 kişi yanyana idi 3 kişi o 4 kişinin önünde yanyanaydı ben de bu yüzden sırayı farkedemedim eğer bu yedi kişi arka arkaya pide kuyruğu şeklinde olsaydı ben de onların arkasına geçerek 8.kişi olurdum tam minibüse binecem o yedi kişi etrafımı sardı hoop sıra var ben de minibüse binemedim korkmuştum hahahahahahahahaaahahha aklıma şey geldi 4-3-3 dizilişi geldi markaja aldılar dedim kendi kendime haahhaahah ama tek sıra olsalardı ben de sırayı farkederdim 8.kişi olarak en arkada beklerdim
devamını gör...
38.
biraz zaman geçti üstünden ama hala gülüyorum. bizim mutfak dolapları bayağı yukarıdadır o yüzden ulaşması da güçtür. annem bi zaman buraya bardakları koymuş sonuncular ise tam sığmamış yani düşme olasılıkları yüksek. neyse işte meğerse bir tanesini kapak yerinde tutuyormuş onların. sonra canım annemin bunların olduğu dolabı açacağı tutmuş ama üşendiğinden sandalyesiz açmaya çalışıyor. açılınca birden bardak ve beraberinde onu tutmaya çalışan annem de yere uçtular. ama o anı yaşamanız lazım o kadar güldüm ki gözlerim yaşardı. daha bitmedi ... bu sefer kalkarken tezgaha dayanmış yine şangııırt diye bir ses geldi. ben artık kendimden geçtim, yerlerdeyim böyle. bizimkiler de aynı nasıl gülüyoruz nasıl ! bak gözümün önüne geldikçe gülüyorum daha. işte bu da böyle bir anımdı.
devamını gör...